![]() |
İslâm'ı çürüten Durum
İslam dinine göre, tek din vardır, ve Allah'ın görevlendirdiği pek çok peygamber tarafından da bu din tebliğ edilmiştir. Rrivayetlere göre yüzlerce hatta binlerce peygamber olduğu, Kuran'da da her kavme bir peygamber gönderildiği yazar.
Öte yandan, binlerce yıl öncesindeki toplumların dinî inanışlarını bilme imkânına da sahibiz. Örneğin, Sümerler'in, ne tür bir dinî inanışa sahip olduklarını (çok tanrılı din inanışı, vs.), dinî törenlerini pek çok ayrıntıyla biliyoruz. Bu durumda, İslâm dini'nin iddia ettiği gibi, bundan binlerce yıl öncesinde de tebliğini yapan pek çok peygamber varsa, kuşkusuz bunların da günümüzde elimize geçen kanıtları bulunmak durumundadır tıpkı günümüzde inançlarını bildiğimiz birçok medeniyet gibi... Eğer islam dini gerçekse bu tür kanıtlar olmak z o r u n d a d ı r. Eğer bu kanıtlar yoksa İslâm dini, koca bir palavradan başka bir şey değildir. Saygılarımla... |
Hasancığım;
Cevap alamıyorsun.. Okuyorlar ancak yazacak uygun birşey bulamıyorlar.. Çünkü kanıt istiyorsun.. Üstelik te başlığın da acıtıyor.. Ama açıklanacak bir şey yok elde!! :) Biraz daha düşünsünler.. Bulamazlarsa gireriz devreye.. Cevapsız kalmaz iddian merak etme!! :) |
Olmuyor be Panteidar'ım :)
Bak kaç kişi okumuş bu yazıyı ama kimse cevap dahi verememiş. Hoş, verilecek cevapları olsa neden vermesinler, ama yukarıdaki durum gerçekten de sorgusuz sualsiz İslam'ı çürütmeye yeter. Sevgiler... |
Biz şimdi her soruya cevap verseydik alemin maskarası olurduk.Ama Panteidar tahrik ettiği,bende tahrik olduğum için kısa bir cevap vereceğim.Hasan'cığım,seninde bahsettiğin gibi Sümerler putperest bir inanışa sahip.Ved,suva,yeğus,ye'ük isimli dört temel ilaha tapıyorlardı.Allah onlara Nuh'u elçi olarak gönderdi.Nuh çok uzun yıllar onlara Allah'ın birliğini tebliğ etti.Ama kavminden çok az kimse dışında kimse Allah'a iman etmedi.Allah'ta onları bu azgınlılarından dolayı tufanla yok etti.O güçlü,ihtişamlı krallık bir anda yerlebir oldu.
|
Alıntı:
Ama olmuyor yine de :) Ben sana şu geldi, bu geldi diye sormuyorum. Diyorum ki, eğer gerçekten sizin iddia ettiğiniz gibi "Hak" din, yani Tek Tanrı'lı, Ahiret'e iman eden, oruç tutan, namaz kılan, abdest alan aldıran bir din geldiyse neden bunların KANIT'ları ortalıkta yok? Allah binlerce peygamber göndermiş de, yalnızca İsa, musa ve muhammed mi muvaffak olmuş bu işte? Diğer kimseyi millet iplememiş mi? Binlerce peygamberi hem de? Yapma gözünü seveyim Aspartam, bu hikâyelere bebeler güler. Sevgiler... |
Ayrıca eklemekte yarar var. Dinler de evrimleşmişlerdir. Yani, elimizdeki bulgulara göre, çok tanrıcılıktan tek tanrıcılığa bir geçiş olmuştur. Çok Tanrıların yerlerini de , melekler, cinler, vs. almıştır.
Yani, bu duruma lök diye vahiy yoluyla gelinmedi. Uzun yılların birikimidir dinler. İşte ben o yüzden sizlere soruyorum. Sizin iddia ettiğiniz gibi ilahi bir kaynaktan, bir Hak din geliyorsa bu neden binlerce yıl öncesinin insanlarını hiç etkilememiş? |
Hasan ;
Dinlerin de evrim geçirdiği doğru..Toplum yapılarında ve düşüncelerinde tabi.. Toplumun yapısında bir gelişme ve değişme olmadan , eski köhnemiş inanç ve düşüncelere karşı , toplumda bir çelişki oluşmadan , toplumun inanç ve düşüncelerini değiştirmeye kalkışan toplum önderleri genellikle başarısızlığa uğramışlardır.. Gerek peygamber olarak , gerekse devlet adamı olarak , şartların yeterince olgunlaşmadığı toplumlarda , aykırı fikir ve inançlarını yerleştirmeye çalışanlar , toplumun gazabına uğramışlardır.. Tarihte bunun örnekleri çoktur.. Gelelim soruna ; Günümüzdeki tek tanrılı dinler, çok tanrılı dinlerin değişimi sonucu meydana gelmişlerdir. Bilinen en eski çok tanrılı din, günümüzden 5000 yıl kadar önce yaşamış olan Sumerler'in dinidir. Sumerlerden öncesine ait tarih ise bilinmiyor..Çünkü yazılı tarih Sümerler'le başlıyor.. Tek tanrılı dinler hakkında ise en geniş bilgiyi Tevrat'tan alıyoruz.. Tevrat bilinen tarih öncesini ise efsaneleştirilmiş şekilde kısaca anlatıyor.. Yazının toplumlarda kullanılmaya başlamasından önceki peygamberler bir kitap bırakmadılar..Onlar toplumlara sözle , hitapla geldiler..Sözleri ve yaptıkları ile ilgili de ne kendileri ne de inananları , sonraki toplumlara yazılı bir bilgi bırakamadılar.. Dinlerden yazılı bir bilgi bırakılamadığı için ne yazıdan önceki dinleri , ne de peygamberleri reddedemeyiz.. Nasıl , yazıdan önceki tarihi reddedemiyorsak.. Üstelikte , dinlerin Tufan inancı vardır.. Bu inanca göre , nuh ve ona inanan ve gemisine binenlerin dışında , yeryüzünde bu tufandan kurtulan olmamıştır.. Tufan inancına göre değerlendirirsek , toplumların tufan öncesi geldiği uygarlık , tufan nedeniyle yıkılmıştır..Uygarlık düzeyi çok geri düşmüş ve yeniden başlamıştır..Yani varsa da bir takım kalıntılar , tarihi ve dini ne varsa yokolmuştur.. Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz.. Kur'an'ın kavimlere geldiğini bildirdiği peygamberlerin izleri ve o kavimler , tufanla yokolmuşlardır..Geride kalanlar , herşeye yeniden başlamışlardır.. Tufan sonrası bilinen peygamberler ise ,Tevrat'ta ve Kur'an'da mevcuttur.. Bu açıklamayı yetersiz gören arkadaşlar , tarihte Sümerler'den önceki devletleri ve toplumları ispatlamalıdırlar.. Yani sonuçta dinler hakkında da , devletler hakkında da yazı'dan önceki tarih hakkında bir bilgimiz yoktur.. Peki Allah neden bu konuda bilgi , delil göndermemiş derseniz ; Kutsal kitaplara inananlar , kitaplarda verilen bilgilerin Allah'tan olduğuna inanırlar zaten..İnanmıyanlar ise , biraz daha sabredecekler bu konuda.. Arkeologlar , kaybolmuş eski uygarlıkları ortaya çıkardıkça , kutsal kitaplarda belirtilen kavimlerin izleri de bulunmuş ve delillendirilmiş olacaktır.. |
Sevgili Panteidar,
Sorun da asıl Nuh Tufanı denen safsatada ya! Düşünsene, Tanrı sadece iman edenleri ve tüm canlı türlerinden birer çifti tenzih ederek yeryüzüne büyük bir felaket gönderiyor. Buraya kadar tamam. Peki ya sonrası? Kurtulanlar Allah'ın dinine iman edenlerdi. O halde, bundan sonra gelecek olan peygamberler için de, toplumun yerleşik değerlerine aykırı insanlar diyemeyiz. Ayrıca, müslümanlarımızın kaçırdığı bir nokta daha var ki asıl vahim olan durum da burada ortaya çıkıyor... Nuh Tufanı ilk kez Kur'an'da falan bahsedilmemiştir. Ondan önce Tevrat'ta bu hikaye çok daha ayrınıtlı şekilde geçer. Fakat asıl yıkıcı nokta ise bunun Tevrat'tan da yüzyıllar önce Gılgamış Destanı'nda geçmesidir. Üstelik çok Tanrı'lı versiyonunun! Hem de çok daha ayrıntısıyla. Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ'ın, "Kuran, Tevrat ve İncil'in Sümer'deki kökeni" isimli bir kitabı var, sitedeki tüm arkadaşlarımızın okumasını öneririm. Sevgiler... |
Hasan Kardeş;
O olayın vahim tarafı değildir.. Muazzez Ilmiye Çığ'ın kitabını okudum.. Benzerlik içeren yanlar var.. Bu , din kitaplarında bahsedilenin , yazılı bir uygarlık tarafından da doğrulanmasıdır.. Olaya , sadece Sümerlerden kopya çekilmiş gözüyle bakmıyalım.. Tufan hadisesi ,Sümerlerin dışındaki yazılı uygarlıklarda da mevcuttur.. Bilim adamları da bu yönde doğrulayıcı görüşlere sahipler.. Dolayısıyla araştırılması gereken ciddi bir konudur.. |
Sevgili Panteidar,
Bir an olsun doğru kabul edip "Vahiy'dir" diyelim. O halde neden bu Tek Tanrılı bir dinden değil de çok tanrılı bir dinden bahseden bir Efsane? Üstelik Nuh hakkında söylediğim durumu da iyi düşün. Nuh'tan sonrakiler imanlı kişilerdi. O halde, Peygamberlerin tebliği için de son drece uygun bir ortam bulunmaktaydı. Bu tebliğ de yapılmış diyor Kuran. O halde, neden bunların delillerini bulamıyoruz? Bulamayız tabi, olmayan şeyin delili olmaz. Sevgiler... |
Hasan;
Toplumların tek tanrılı dinleri kabulü öyle kolay ve birdenbire olmamıştır.. Hala daha bu izler sürmektedir.. Bunu İslam'da da , Hristiyanlık'ta da , diğer inançlarda da kısmen görüyoruz.. Hz İsa'yı Rab olarak görmek de çok tanrılılıktır..Bunu teslis'le yumuşatanları tenzih ederek söylüyorum ama katı olarak ,dediğim gibi düşünenler de var..Dolayısıyla Büyük Rab , küçük rab gibi bir durum çıkıyor.. Sapık inançlarda var..Aleviler içinde , küçük sapkın bir grup Ali'ye tanrı olarak inanıyor..Ya da evliyaları,türbeleri put gibi şefaatçi ve dilekleri yerine getirici olarak inananlar var.. Bunlar çok tanrıcılığın silinemeyen izleridir.. Dolayısıyla Nuh'un zamanında da bu kuvvetli bir şekilde vardı.. Nuh'tan sonra da devam etti.. Musa , 1 aylığına toplumdan uzaklaşınca , halkın hemen bir buzağı yapıp ona tapınmaya başldığı anlatılır Tevrat'ta.. Yani uygun ortam yoktu..Ayrıca öldürülen çok peygamber olduğundan bahseder Kur'an.. Delil olayı ise , dediğim gibi yazı bulunduktan sonra gelen peygamberler bellidir zaten.Ama yazı öncesinin bilinememesi doğaldır.. |
Panteidar,
Öyle diyorsun da, sonuçta burada bir nuh soyundan bahsediyoruz. Gemi'de Nuh'la beraber olanlar için, Nuh'un önceden haber alması, Tanrıdan vahiy aldığının kabak gibi bir delili oluyor. Bu durumda bu insanların sonradan inanmamaları mümkün mü? Sonra nasıl oluyor da insanlar reddediyorlar? Günümüzü ve Müslüman anlayışı düşün. Hepsi o kadar İslam'a bağlanmış ki karşılarına delil sunsan adamlar kapalı gözlerle bakıyorlar. İnançlarına körü körüne bağlılar. Bu durumda, Nuh'a inanmış insanların bu inancı terketmeleri öyle kolay mı? Söylenceye göre, Tanrı birsürü peygamber göndermiş. İnsanlarda da inanmaya olan eğilim de malum. Muhammed 'den biliyoruz az çok. Peki, bunlar her devirde gönderildiyse, (her kavme bir peygamber prensibi) neden Bu peygamberlere dair, yazı bulunduktan sonraki devirlerde de hiç kanıt yok? Hani her kavme gönderilmişti? Hani yüzlerce binlerceydi? Hem Tarih öncesindeki peygamberlerin dininden neden eser olmasın ki? Örneğin bugün Tarih öncesi çağları arkeolojik kazılardan rahatlıkla tanıyıp insanların yaşamları hakkında bilgi edinebiliyoruz ve dini inançları hakkında da. Neden hiçbirinde İslam inancı yok (Allah'ın tüm dinleri islam'dır ya, o bakımdan)? Hem Allah, Peygamberlerine mucize vermiyor muydu? O zamanki cahil halk neden bu mucizelere inanmadı? Cehalet, doğa üstü inançlara daha sıkı sıkıya bağlılığı getirmez miydi yoksa? Sevgiler... |
Önce Nuh tufanını tüm dünyayı kaplayan genel bir tufan mı yoksa sadece Nuh'un kavminin yaşadığı Mezopotamya ovasını kapsayan yerel bir tufan mı olduğu konusunda anlaşmamız gerekmektedir.
|
Nuh'la beraber gemiye binenler , koca bir millet değil Hasan..
Azınlık bir insan grubu.. Ve ileride nüfus arttığında yine sapmalar ortaya çıkıyor.. Tufandan 100 sene sonra kimse de de doğru dürüst inanç kaldığını sanmam..Çünkü o zamanların toplumu sapkınlığa çok müsait.. Günümüzle kıyaslarsan tersini düşüneceksin..Günümüz insanları nasıl dinlerine bağlılarsa , o zamankilerde gök tanrısına ,yer tanrısına , iyilik-kötülük tanrılarına o derece bağımlılar.Ya da putlarına.. Geçici bir süre tek tanrı uyarılarına kulak verip sonra tekrar eskiye dönüyorlar.. |
Alıntı:
Bunları neye dayanarak söylüyorsun? |
Yaptırdığı gemiye alınabilecek hayvan türlerinin kapladığı alana ve insan sayısının kısıtlı olması gerektiğine..
Ayrıca Tevrat'tan okuyabilirsin... |
Genesis/7/13 Nuh, oğulları Sam, Ham ve Yafet, Nuh'un karısı ve üç gelini tam o gün gemiye bindiler.
8/18 Nuh karısı, oğulları ve gelinleriyle birlikte gemiden çıktı. 9/11 Sizinle antlaşmamı sürdüreceğim: Bir daha tufanla bütün canlılar yok olmayacak. Yeryüzünü yok eden tufan bir daha olmayacak." 9/18 Gemiden çıkan Nuh'un oğulları Sam, Ham ve Yafet idi. Ham Kenan'ın babasıydı. 9/19 Nuh'un üç oğlu bunlardı. Yeryüzüne yayılan bütün insanlar onlardan türedi. |
Evet ALLAH İNDİNEDE TEK DİN İSLAM'DIR.bir rivayet 124 bir rivayet 224 bin peygamber gelmiştir kuranda 25 peygamberin ismi zikredilmektedir bahs edilen tevhid inancıdır akaidi mevzular hiçbir semavi dinde asla değişmemiştir bahs olunan'da budur. yoksa amel babından pek çok farklılıklar bulmak mümkündür eski ümmetlerde konuşmama orucu falan varmış mesela veyahut sair ibadat mevzularında çok çeşit farklılıklar mevcuttur lakin akaid mesele ve mevzuunda tek inanış İSLAM inanışı tevhid akidesidir.burada istihza ile sadece kendinizi küçük düşürüyorsunuz. kurtaramadınız falan filan. kurtarılmalık bir durum ortada yokki sadece kıt olanların mevzuları maalesef idrak edememe sorunu var ortada. elimizden geldiğince işte izah etmeye çalışıyoruz olaki düşen yıldırımlardan bir kıvılcımda size isabet eder.
|
Alıntı:
bazi sorularim olacak... 1.ilk insan adem, muhammedden ne kadar yil once yasamistir... 2.allah indinde tek din islamsa neden diger dinleri gonderip insanlarin kafasini karistirmistir... 3.Tanri ugruna dunyayi yarattigi muhammede kadar neden beklemistir... 4.Bu kadar cok peygamber olurmu...bu tanri'nin gucune ve ululuguna yakisirmi? 5.Muhammed ve diger peygamberler neden hep ortodoguda cikmistir... diger cografyalar ve oradaki insanlar bilinmiyormuydu... 6.peygamberler mucize gosterdiler ise 224.000 mucize olmasi gerekir..gunumuze kadar gelmis mucize varmidir? 7.tanri yarattigi dunyanin neden diger bolgelerine peygamber gonderme geregi duymamistir...peygamberler insanliga geldiler ise insanlik sadece ortodogudami vardi? 8.Kuranda ve diger dinlerde ciddi bir cografya bilgisi eksikligi var...kutsal kitaplarda kesifler ilgili bir bilgi varmi? bilgilendirirseniz bizede bir kivilcim carpabilir |
Andolsun biz Nuh'u kendi kavmine (toplumuna) gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım." Kavmimin önde gelenleri: "Gerçekte biz seni açıkça bir ‘şaşırmışlık ve sapmışlık' içinde görüyoruz" dediler. O: "Ey kavmim, bende bir ‘şaşırmışlık ve sapmışlık' yoktur; ama ben alemlerin Rabbinden bir elçiyim." dedi. "Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. (Ayrıca) Size öğüt veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben Allah'tan biliyorum. "Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılığı ile bir zikir (Kitap) gelmesine mi şaştınız?" Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda-boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi. (7/59-64)
Ayette, en aptal insanın bile anlayacağı gibi.Nuh'u kendi kavmine gönderdik diyor.Ozamanda da dünyanın birçok bölgesinde yaşayan halklar var.Nuh kavminin yaptığı sapkınlıktan onlarında sorumlu olaması için,bir kere onlarında aynı sapkınlığı yapmaları gerekir.İkincisi Nuh'un dünyayı dolaşarak tek bir insan kalmamacasına bütün insanlara tebliğ yapması gerekir.Üçüncüsü bu tebliğler sonucunda ,bütün dünyadaki Nuh'a inanan insanların tufandan kurtulmak için akın akın Nuh kavminin yaşadığı bölgeye gelerek gemiye binmeleri gerekir.Daha hayvanları sayayım mı? |
Alıntı:
kurana göre allah nuh'a "canlıların her birinden 2 adet gemiye koy" diye emretmiş. Emir gayet açık ve net. Yani allahın emrinden "eşşek koymasan da olur, o nasolsa eşşek" gibi bir anlam çıkmıyor. |
Hayret ben hiçte öyle anlamıyorum.Öyle anlamanız yahudi masallarının etkisinde kalmanızdan herhalde.
|
Pekiii Nuh tufanının yerel bir tufan olduğu konusunda anlaştık mı?
|
Saçmalama Aspartam..
Ne yerel tufanı.. Sen tahrifat falan değil , Tevratı tümden reddediyorsun.. Sanki gerçek Tevrat yokedilmiş , onun yerine eskisiyle hiç bağdaşmayan bir kitap yazılmış gibi.. Ölüdeniz yazıtları bulunuyor 1.yüzyıla ait ve eldeki Tevratla tamamen aynı.. Yani Hz.Muhammed'in zamanındaki Tevrat , bugüne kadar 1 kelime dahi değişmemiş.. Senin bu yaptığın Kitapları inkar olur.. Yerel tufan iddianı kanıtlayabileceğin , alakasız bir yorumdan başka bir bilgi var mı elinde? Tevrat Nuh'un gemisine binenler haricinde tüm canlıların yokolduğunu açıklıyor.. Kur'an bunu red mi ediyor.. Nuh'un zamanında dünyanın her tarafında yaşam olduğunu nereden bilebilirsin.. Ayrıca , doğa felaketlerinin tamamını Tanrının gazabı olarak nitelendirmek , bilime ters düşmek olur.. Tüm felakete uğrayan toplumların , sapmış olduğu gibi bir durum ortaya çıkar ki ne Pakistan depremini ne Tsunami'yi açıklıyamazsın o zaman.. |
Nuh Tufanı'nın varlığını inkar edenler, bu iddialarına delil olarak dünya çapında bir tufanın varlığının imkansız olduğunu söylemektedirler. Ayrıca böylesine bir tufanın gerçekleşmemiş olduğu iddiasını, Kuran'a saldırmak amacıyla da öne sürmektedirler..
Oysa bu iddia, Allah'ın indirdiği ve tahrif edilmemiş tek kutsal kitap olan Kuran'ı Kerim için geçerli değildir. Çünkü Kuran'da, Tufan olayına, Tevrat ve çeşitli kültürlerde bahsedilen Tufan efsanelerinden çok daha farklı bir bakış açısı getirilir. Eski Ahit'in ilk beş kitabını oluşturan Muharref Tevrat, bu tufanın evrensel olduğunu ve tüm dünyayı kapsadığını söylemektedir. Oysa Kuran'da böyle bir bilgi verilmez, aksine, ilgili ayetlerden Tufan'ın yöresel olduğu ve tüm dünyanın değil, Hz. Nuh tarafından uyarılıp-korkutulan Nuh Kavmi'nin cezalandırıldığı anlaşılmaktadır. Tevrat'ın ve Kuran'ın Tufan anlatımlarına bakıldığında bu farklılık kolaylıkla kendi gösterir. Tarih içinde çeşitli tahrifatlara ve eklemelere maruz kalmış olan Tevrat, Tufan'ın başlangıcını şöyle açıklamaktadır: Ve Rab gördü ki, yeryüzünde adamın kötülüğü çoktu, ve her gün yüreğinin düşünceleri ve kuruntuları ancak kötü idi. Ve RAB yeryüzünde adamı yaptığına nadim oldu, ve yüreğinde acı duydu. Ve RAB dedi: Yarattığım adamı, ve hayvanları, sürünenleri ve göklerin kuşlarını toprağın yüzü üzerinden sileceğim; çünkü onları yaptığıma nadim oldum. Fakat Nuh, Rabbin gözünde inayet buldu. (Tekvin, 6:5-8) Oysa Kuran'da tüm dünyanın değil, sadece Nuh kavminin helak edildiği bildirilmektedir. Tıpkı Ad kavmine gönderilen Hz. Hud (Hud Suresi, 50) veya Semud Kavmi'ne gönderilen Hz. Salih (Hud Suresi, 61) ve diğer peygamberler gibi Hz. Nuh da yalnızca kendi kavmine gönderilmiştir ve Tufan da Nuh'un kavmini ortadan kaldırmıştır: Andolsun, Biz Nuh'u kavmine gönderdik. (Onlara) 'Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp- korkutucuyum. Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acıklı bir günün azabından korkmaktayım' dedi. (Hud Suresi, 25-26) Helak olanlar Hz. Nuh'un tebliğini hiçe sayan ve isyanda direten kavimdir. Bu konudaki ayetler hiçbir tartışmaya meydan vermeyecek kadar açıktır: Onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları da suda-boğduk. Çünkü onlar kör bir kavimdi. (A'raf Suresi, 64) Böylece onu ve onunla birlikte olanları katımızdan bir rahmet ile kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayarak inanmamış olanların da kökünü kuruttuk. (A'raf Suresi, 72) Ayrıca Kuran'da Allah, herhangi bir kavme elçi gönderilmedikçe, o kavmin helak edilmeyeceğini söylemektedir. Helak için, kavmin kendisine uyarıcı korkutucu gelmiş olması ve bu uyarıcının yalanlanmış olması gerekmektedir. Kasas Suresi'nde şöyle denilir: Senin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve Biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz. (Kasas Suresi, 59) Kendisine uyarıcı gönderilmeyen bir kavmin helak edilmesi, Allah'ın sünneti değildir. Bir uyarıcı olan Hz. Nuh ise sadece kendi kavmine gönderilmiştir. Bu sebeple Allah, uyarıcı gönderilmemiş olan kavimleri değil, sadece Hz. Nuh'un kavmini helak etmiştir. Kuran'daki bu ifadelerden Nuh Tufanı'nın tüm dünyayı kaplayan değil, yöresel bir felaket olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca Tufan'ın gerçekleştiği düşünülen arkeolojik bölgede yapılan -ve birazdan inceleyeceğimiz- kazılar da, Tufan'ın tüm dünyayı kaplayan evrensel bir olay değil, Mezopotamya'nın bir bölümünü etkisi altına almış olan çok geniş bir afet olduğunu göstermektedir. Gemiye Bütün Hayvanlar Alındı mı? Kitab-ı Mukaddes yorumcuları, Hz. Nuh'un yeryüzündeki tüm hayvan türlerini gemiye aldığına ve hayvan neslinin Hz. Nuh sayesinde yok olmaktan kurtulduğuna inanırlar. Bu inanışa göre yeryüzündeki tüm hayvanlar toplanmış ve gemiye yerleştirilmiştir. Bu iddiayı savunanlar elbette birçok açıdan çok zor duruma düşmektedirler. Gemiye alınan hayvan türlerinin nasıl beslendikleri, gemide nasıl istiflendikleri, birbirlerinden nasıl tecrit edildikleri gibi soruların cevaplanması elbette mümkün değildir. Dahası, farklı kıtalara has hayvanların nasıl toplandığı da merak konusudur; kutuplardaki memeliler, Avustralya'daki kangurular veya Amerika'ya has bizonlar gibi. Ayrıca insan için son derece tehlikeli olan yılan, akrep gibi zehirli olanların ve vahşi hayvanların nasıl yakalandığı, Tufan'a kadar bunların kendi doğal ortamlarının dışında nasıl yaşatılabildiği gibi sorular da birbirini izlemektedir. Ancak bunlar Tevrat'ın karşı karşıya kaldığı zorluklardır. Kuran'da ise, yeryüzündeki tüm hayvan türlerinin gemiye alındığına dair bir açıklama bulunmamaktadır. Daha önce belirttiğimiz gibi Tufan belirli bir bölgede gerçekleşmiştir. Bu nedenle gemiye alınan hayvanlar, Nuh kavminin bulunduğu bölgede yaşayanlar olmalıdır. Ancak sadece o bölgede yaşayan tüm hayvan türlerinin bile biraraya getirilmesinin mümkün olmadığı açıktır. Hz. Nuh'un ve çok az sayıda oldukları belirtilen müminlerin (Hud Suresi, 40) çevrelerindeki yüzlerce hayvan türünden çiftler topladıklarını düşünmek de zordur. Yaşadıkları bölgedeki hayvanlardan sadece böcek türlerinin toplanması bile mümkün değildir; hem de erkek dişi ayrımı yaparak! Bu nedenle, toplanan hayvanların rahatlıkla yakalanıp himaye edilebilecek ve özellikle de insanlara yarar sağlayacak evcil hayvanlar olduğu düşünülebilir. Buna göre, Hz. Nuh muhtemelen, inek, koyun, at, tavuk, horoz, deve ve benzeri hayvanları gemiye almış olabilir. Çünkü Tufan nedeniyle canlılığını büyük ölçüde yitirmiş olan bölgede yeni kurulacak hayat için gerekli olan temel hayvanlardır bunlar. Burada önemli olan nokta şudur: Allah'ın Hz. Nuh'a verdiği hayvanları toplama emrindeki hikmet, hayvanların neslini korumaktan çok, Tufan sonrasında kurulacak yeni yaşama gerekli olan hayvanların toplanması olmalıdır. Çünkü Tufan yerel olduğu için hayvanların soylarının tükenmesi söz konusu olamaz. Nasıl olsa Tufan'dan sonra zamanla diğer bölgelerden hayvanlar bu bölgeye göç edip bölgeyi eski canlılığına getireceklerdir. Önemli olan Tufan'dan hemen sonra bölgede kurulacak yaşamdır ve toplanan hayvanlar temelde bu amaçla toplanmış olmalıdırlar. Sular Ne Kadar Yükseldi? Tufan hakkındaki bir başka tartışma ise, suların dağları kaplayacak kadar yükselip yükselmediği konusundadır. Bilindiği gibi Kuran'da, geminin Tufan sonrası "Cudi"ye oturduğu bildirilmektedir. "Cudi" kelimesi kimi zaman özel bir dağ ismi olarak alınır, oysa kelime Arapça'da "yüksekçe yer-tepe" anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Kuran'da "Cudi"nin, özel bir dağ ismi olarak değil, sadece geminin yüksekçe bir mekana oturduğunu anlatmak için kullanılmış olabileceği gözardı edilmemelidir. Ayrıca cudi kelimesinin bu anlamından, suların belirli bir yüksekliğe eriştiği, ama yine de büyük dağların seviyesine kadar yükselmemiş olduğu da çıkarılabilir. Yani Tufan Tevrat'ta anlatıldığı gibi tüm yeryüzünü ve yeryüzündeki tüm dağları yutmamış, sadece belirli bir bölgeyi kaplamış olmalıdır. Nuh Tufanı'nın Yeri Nuh Tufanı'nın gerçekleştiği yer olarak Mezopotamya Ovası gösterilir. Bu bölgede tarihte bilinen en eski ve en gelişmiş uygarlıklar kurulmuştur. Ayrıca bu bölge, Dicle ve Fırat nehirlerinin ortasında yer alması sebebiyle, coğrafi olarak büyük bir su baskınına uygun bir zemin teşkil etmektedir. Tufan'ın etkisini artıran sebeplerden birisi, büyük bir ihtimalle, bu iki nehrin yataklarından taşıp bölgeyi etkisi altına almış olmasıdır. Bu bölgenin Tufan'ın gerçekleştiği yer olarak kabul edilmesinin ikinci bir sebebi de tarihseldir. Bölgedeki birçok medeniyetin kayıtlarında, aynı dönemde yaşanmış bir Tufan'ı anlatan çok sayıda belge ortaya çıkarılmıştır. Nuh kavminin helak edilmesine tanık olan bu medeniyetler, bu felaketin oluş biçimini ve sonuçlarını tarihsel kayıtlara işleme ihtiyacı hissetmiş olmalıdırlar. Tufan'ı anlatan efsanelerin çoğunluğunun Mezopotamya kökenli olduğu da bilinmektedir. En önemlisi de arkeolojik bulgulardır. Bunlar, bu bölgede gerçekten de büyük bir su baskınının meydana geldiğini göstermektedir. Bu su baskını, ayrıntılı olarak inceleyeceğimiz gibi, bölgede bulunan uygarlığın bir süre için duraksamasına neden olmuştur. Yapılan kazılarda böylesine büyük bir felaketin açık izleri toprağın altından çıkartılmıştır. Mezopotamya bölgesinde yapılan kazılardan anlaşıldığına göre, bu bölge tarih içinde birçok kez seller ve Dicle, Fırat nehirlerinin taşması sonucu meydana gelen felaketlerle yüz yüze gelmiştir. Örneğin, MÖ 2000 civarında Mezopotamya'nın tam güney kısmında bulunan büyük Ur kentinin hükümdarı olan İbbi-sin zamanındaki bir yıl, "gökle yer arasındaki sınırları yok eden bir Tufan sonrası"1 şeklinde tanımlanmaktadır. MÖ 1700'lerde Babilli Hammurabi zamanında bir yıl da "Eşnunna kentinin bir selle yıkılması" olayıyla tanımlanmaktadır. MÖ 10. yüzyılda hükümdar Nabu-mukin-apal zamanında Babil şehrinde bir su baskını gerçekleşmiştir.2 Milattan sonra 7., 8., 10., 11. ve 12. yüzyıllarda da bölgede önemli su baskınları vuku bulmuştur. 20. yüzyılda 1925, 1930 ve 1954 yıllarında da bu meydana gelmiştir.3 Anlaşılan odur ki bölge, her zaman için bir sel felaketine açıktır ve Kuran'da belirtildiği gibi büyük çaplı bir selin tüm bir kavmi yok etmesi açıkça mümkündür. |
Tufan'ın Arkeolojik Delilleri
Kuran'da helak edildiği haber verilen kavimlerin birçoğunun izlerine günümüzde rastlanılması bir tesadüf değildir. Arkeolojik verilerden anlaşılmaktadır ki, bir kavmin ortadan kaybolması ne kadar ani olursa, buna ait bulgu elde edilmesi şansı da o kadar fazla olmaktadır. Bir uygarlığın birdenbire ortadan kalkması durumunda -ki bu bir doğal felaket, ani bir göç veya bir savaş sonucu olabilir- bu uygarlığa ait izler çok daha iyi korunmaktadır. İnsanların içinde yaşadıkları evler ve günlük hayatta kullandıkları eşyalar, kısa bir zaman içinde toprağın altına gömülmektedir. Böylece bunlar, uzunca bir süre insan eli değmeden saklanmakta ve günışığına çıkartılmalarıyla geçmişteki yaşam hakkında önemli ipuçları sunmaktadırlar. İşte Nuh Tufanıyla ilgili birçok delilin günümüzde ortaya çıkarılması bu sayede olmuştur. MÖ 3000 yılları civarında gerçekleştiği düşünülen Tufan, tüm bir uygarlığı bir anda yok etmiş ve bunun yerine tamamen yeni bir uygarlık kurulmasını sağlamıştır. Böylece Tufan'ın açık delilleri, bizlerin ibret alması için binlerce yıl boyunca korunmuştur. Mezopotamya Ovası'nı etkisi altına alan Tufan'ı araştırmak için yapılmış birçok kazı vardır. Bölgede yapılan kazılarda başlıca dört şehirde büyük bir tufan sonucu gerçekleşmiş olabilecek sel felaketinin izlerine rastlanmıştır. Bu şehirler Mezopotamya Ovası'nın önemli şehirleri Ur, Uruk, Kiş ve Şuruppak'tır. Bu şehirlerde yapılan kazılar, bunların tümünün MÖ 3000'li yıllar civarında bir sele maruz kaldıklarını göstermektedir.Önce Ur şehrinde yapılan kazıları ele alalım. Günümüzde Tel-El Muhayer olarak isimlendirilen Ur şehrinde yapılan kazılarda ele geçirilen medeniyet kalıntılarının en eskisi MÖ 7000'li yıllara kadar uzanmaktadır. İnsanların ilk uygarlık kurdukları yerlerden birisi olan Ur şehri, tarih boyunca birçok medeniyetin birbiri ardına gelip geçtiği bir yerleşim bölgesi olmuştur. Ur şehrinde yapılan kazılarda ortaya çıkartılan arkeolojik bulgular, buradaki medeniyetin çok büyük bir sel felaketi sonunda kesintiye uğradığını, daha sonra zaman içinde tekrar yeni uygarlıkların meydana çıkmaya başladığını göstermektedir. Bu bölgede ilk kazıyı yapan kişi, British Museum'dan R. H. Hall'dür. Hall'den sonra kazıyı yürütme görevini devralan Leonard Woolley, British Museum ve Pennsylvania Üniversitesi tarafından ortaklaşa yürütülen bir kazı çalışmasına da başkanlık etmiştir. Woolley'in yürüttüğü ve dünya çapında büyük sansasyon yaratan kazı çalışmaları 1922'den 1934 yılına kadar sürdürülmüştür. Sir Woolley'in kazıları Bağdat ile Basra Körfezi arasındaki çölün ortalarında gerçekleşti. Ur şehrinin ilk kurucuları, Kuzey Mezopotamya'dan gelmiş olan ve kendilerine "Ubaidyen" ismini veren bir halktı. Bu halka dair bilgi elde etmek için detaylı kazılar başlatıldı. Reader's Digest dergisinde Woolley'in kazıları şöyle anlatılıyor: Kazı yapılan bölgede, derine inildikçe çok önemli bir buluntu ortaya çıkarılmıştı, bu Ur şehrinin krallar mezarlığıydı. Araştırmacılar Sümer krallarının ve soyluların gömülmüş olduğu bu mezarlıkta birçok efsanevi sanat eserlerine rastladılar. Miğferler, kılıçlar, müzik aletleri, altından ve kıymetli taşlardan yapılmış sanat yapıtları. Bunlardan çok daha önemli olan başka şeyler de vardı; kil tabletlere hayret verici bir ustalık ve beceriyle, yüksek bir teknikle pres edilmiş tarihsel kayıtlar. Araştırmacılar, Ur'da kral listelerindeki aynı adları taşıyan yazılar bulmuş, hatta bunların arasında Ur'un ilk krallık ailesini kuran kişinin adına rastlamıştı. Woolley, mezarlığın ilk Ur Hanedanlığı'ndan önce başladığı neticesine vardı. Bu nedenle, son derece gelişmiş bir medeniyetin ilk hanedandan daha önceleri var olduğu sonucuna vardı. Kanıtın iyice incelenmesinden sonra Woolley kazıyı daha derinlere, mezarların altına doğru ilerletmeye karar verdi. İşçiler çamur olmuş tuğlaların içinden bir metre kadar derine daldılar ve çanak çömlekleri çıkarmaya başladılar. "Ve sonra birdenbire herşey durdu." Woolley böyle yazıyordu. "Artık ne çanak, ne çömlek, ne kül vardı, yalnız suyun getirdiği temiz çamur." Woolley kazıya devam etti, iki buçuk metre kadar temiz kil tabakasından geçilerek derine dalındı ve sonra birdenbire işçiler, tarihçilerin son Taş Devri kültürü olarak isimlendirdiği bu devrin insanları tarafından yapılmış zımpara taşından aletler ve çanak çömlek parçalarına rastladılar. Çamur iyice temizlenince altında kalmış bir medeniyet ortaya çıktı. Bu durum, bölgede büyük bir su baskınının meydana geldiğini gösteriyordu. Ayrıca mikroskobik analiz, temiz kilden kalın bir katmanın, eski Sümer uygarlığını yok edecek kadar büyük bir tufan tarafından buraya yığılmış olduğunu gösteriyordu. Gılgamış Destanı ile Nuh'un öyküsü, Mezopotamya Çölü'nde kazılan bir kuyuda ortak bir kaynakta birleşmiş oluyordu.1 Ayrıca Max Mallowan kazıyı yürüten Leonard Woolley'in düşüncelerini şöyle aktarıyordu: Woolley, tek bir zaman diliminde oluşmuş böylesine büyük bir mil kütlesinin sadece çok büyük bir sel felaketinin sonucu olabileceğini belirterek; Sümer Ur'u ile Al-Ubaid'in boyalı çanak çömlek kullanan halkı tarafından kurulan kenti ayıran sel tabakasını, efsanevi Tufan'ın kalıntıları olarak tanımladı.2 Arkeolojik bulgulara göre Nuh Tufanı Mezopotamya ovasında meydana gelmişti. Ovanın o zamaki şekli bugünkünden farklıydı. Üstteki grafikte ovanın bugünkü sınırları kırmızı kesik çizgiyle belirtilmiştir. Kırmızı çizginin gerisinde kalan geniş bölgenin ise o zamanlar denize dahil olduğu bilinmektedir. Bu veriler, Tufan'ın etkilediği yerlerden birinin Ur şehri olduğunu gösteriyordu. Alman arkeolog Werner Keller de söz konusu kazının önemini şöyle ifade etmişti: "Mezopotamya'da yapılan arkeolojik kazılarda balçıklı bir tabakanın altından şehir kalıntılarının çıkması burada bir sel olduğunu ispatlamış oldu."3 Tufan'ın izlerini taşıyan bir başka Mezopotamya şehri ise günümüzde Tel El-Uhaymer olarak isimlendirilen, Sümerlilerin Kiş şehridir. Eski Sümer kayıtlarında, bu şehir "Büyük Tufan'dan sonra başa geçen ilk hanedanlığın başkenti" olarak nitelendirilmektedir.4 Günümüzde Tel El-Fara olarak adlandırılan Güney Mezopotamya'daki Şuruppak kenti de Tufan'ın açık izlerini taşımaktadır. Bu kentteki arkeolojik çalışmalar 1920-1930 yılları arasında Pennsylvania Üniversitesi'nden Erich Schmidt tarafından yürütüldü. Kazılarda MÖ 3000-2000 yılları arasında var olan bir uygarlığın doğuşu ve gelişmesi değişik tabakalarda rahatlıkla izlenebiliyordu. Çivi yazılı kayıtlardan anlaşılan oydu ki, bu bölgede MÖ 3000'li yıllarda, kültürel olarak oldukça gelişmiş bir halk yaşıyordu.5 Asıl önemli nokta ise, bu şehirde de MÖ 3000-2900 yılları civarında büyük bir sel felaketinin gerçekleştiğinin anlaşılmasıydı. Schmidt'in çalışmalarını anlatan Mallowan şöyle diyor: "Schmidt 4-5 metre derinlikte kil ve kum karışımı sarı topraktan bir tabakaya erişti (bu tabaka selle beraber oluşmuştu). Bu tabaka, höyük kesitine göre ova seviyesine yakın bir düzeyde yer alıyordu ve höyüğün her yerinde izlenebiliyordu..." Cemdet Nasr dönemini Eski Krallık döneminden ayıran kil ve kum karışımı tabakayı Schmidt "tamamen nehir kökenli bir kum" olarak tanımlayarak Nuh Tufanı ile ilişkilendirdi.6 Sir Leonard Woolley'in Mezopotamya ovasında yaptığı kazı bu bölgede toprağın derinliklerinde 2.5 metre kalınlığında bir çamur-kil tabakanın varlığını ortaya koydu. Bu çamur-kil tabaka, büyük olasılıkla Tufan anında sularn taşıdğı kil kütleleriydi ve dünyada sadece Mezopotamya ovasının altında vardı. Bu tespit, Tufan'ın yalnızca Mezopotamya ovasında gerçekleştiğinin önemli bir kanıtını oluşturdu. Kısacası Şuruppak kentinde yapılan kazılarda da yaklaşık MÖ 3000-2900 yıllarına rastgelen bir selin kalıntıları ortaya çıkartılmıştı. Diğer şehirlerle beraber Şuruppak kenti de muhtemelen Tufan'dan etkilenmişti.7 Tufan'dan etkilendiğine dair elde kanıtlar olan son yerleşim birimi, Şuruppak'ın güneyinde yer alan ve günümüzde Tel El-Varka olarak isimlendirilen Uruk kentidir. Bu kentte de diğerleri gibi bir sel tabakasına rastlanmıştır. Bu sel tabakası da, MÖ 3000-2900'li yıllarla tarihlendirilmektedir.8 Bilindiği gibi Dicle ve Fırat nehirleri Mezopotamya'yı boydan boya kesmektedir. Anlaşılan odur ki, olay anında, bu iki nehir ve irili ufaklı bütün su kaynakları taşmış, bunlar yağmur sularıyla birleşerek büyük bir su baskını oluşturmuşlardır. Kuran'da olay şöyle anlatılır: Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık. Yeri de coşkun kaynaklar halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı birleşti. (Kamer Suresi, 11-12) Gerçek şu ki, su taştığı zaman, o gemide biz sizi taşıdık. (Hakka Suresi, 11) Aslında felaketin gerçekleşmesine neden olan öğeler tek tek ele alındığında hepsi gayet doğal olaylardır. Tüm bu olayların aynı anda olması ve Hz. Nuh'un da kavmini böyle bir felaket için uyarması, olayın mucizevi yönünü oluşturur. Yapılan çalışmalar sonucu elde edilen ipuçları değerlendirildiğinde Tufan'ın oluştuğu alanın boyutlarının yaklaşık olarak doğudan batıya (genişlik) 160 km, kuzeyden güneye (boy) 600 km. olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu tespit de, Tufan'ın tüm Mezopotamya ovasını kapladığını göstermektedir. Tufan'ın izlerini taşıyan Ur, Uruk, Şuruppak ve Kiş şehirleri dizilimini incelediğimiz zaman bunların bir hat üzerinde yer aldığını görürüz. Öyleyse Tufan, bu dört şehri ve çevresini etkilemiş olmalıdır. Ayrıca MÖ 3000'li yıllarda Mezopotamya ovasının coğrafi yapısının günümüzdekinden daha farklı olduğunu söylemek gerekir. O devirlerde Fırat nehrinin yatağı, bugünküne göre daha doğuda bulunmaktaydı; bu akış rotası da Ur, Uruk, Şuruppak ve Kiş'ten geçen bir hatta denk geliyordu. Kuran'da belirtilen "yeryüzü ve gökyüzü pınarları"nın açılmasıyla, anlaşıldığına göre, Fırat nehri taşmış ve yukarıda belirtilen bu dört şehri yerle bir ederek yayılmıştı. .................................................. .................................................. ............ DİP NOTLAR 1. Fred Warshofsky, "Ur of the Chaldees", Readers Digest, Aralık 1977. 2. Max Mallowan, Noah's Flood Reconsidered, Iraq: XXVI-2, 1964, s. 70. 3. Werner Keller, Und die Bibel hat doch recht (The Bible as History; a Confirmation of the Book of Books), New York: William Morrow, 1956, s. 40. 4. "Kiş", Ana Britannica, Cilt 13, s. 361. 5. "Şuruppah", Ana Britannica, Cilt 20, s. 311. 6. Max Mallowan, Early Dynastic Period in Mesapotamia, Cambridge Ancient History 1-2, Cambridge: 1971, s. 238. 7. Joseph Campbell, Doğu Mitolojisi, Ankara: 1993, s. 129. 8. Bilim ve Ütopya, Temmuz 1996, 176. dipnot, s. 19. |
Tufan'la İlgili Diğer Kültürlerdeki Bilgiler
Sümerlerde: Enlil isimli bir tanrı, diğer tanrıların insanlığı yok etmeye karar verdiklerini, kendisinin de onları kurtarmaya niyetli olduğunu insanlara açıklar. Olayın kahramanı Sippar kentinin sofu kralı Ziusudra'dır. Tanrı Enlil, Ziusudr'aya Tufan'dan kurtulmak için ne yapması gerektiğini anlatır. Metnin kayığın yapılışını anlatan parçası yitiktir, ancak böyle bir parçanın varlığı, Tufan'ın gelip, Ziusudra'nın nasıl kurtulduğunu anlatan bölümlerinden anlaşılmaktadır. Tufan'ın Babilonya versiyonuna dayanılarak, olayın eksiksiz Sümer versiyonunda, Tufan'ın nedeni ve kayığın yapılışı hakkında çok daha doyurucu ayrıntının bulunduğu sonucuna varılabilir. Sümer ve Babil kayıtlarına göre, Xisuthros ya da Khasisatra, ailesi, arkadaşları, kuşlar ve hayvanlarla birlikte 925 metre uzunluğunda bir gemiyle Tufan'dan kurtulmuşlardır. "Sular göğe doğru uzandı, okyanuslar kıyıları örttü ve nehirler yataklarından taştı." denir. Gemi daha sonra Gordiyen Dağı'na oturmuştur. Asur-Babil kayıtlarına göre ise Ubaratutu ya da Khasisatra, ailesi, uşakları, sürüleri ve vahşi hayvanlarla birlikte 600 kübit uzunluğunda, 60 kübit yüksekliğinde ve genişliğinde bir tekneyle kurtulmuştur. Tufan 6 gün 6 gece sürmüştür. Gemi Nizar Dağı'na gelince uçurulan güvercin dönmüş ama karga dönmemiştir. Bazı Sümer, Asur ve Babil kayıtlarına göre de, Utnapishtim, ailesiyle birlikte 6 gün 6 gece süren Tufan'ı atlatmışlardır: "Yedinci gün Utnapishtim dışarı baktı. Herşey çok sessizdi. İnsanoğlu tekrar çamura dönmüştü" diye anlatılır. Gemi Nizar Dağı'nda karaya oturunca Utnapishtim bir güvercin, bir karga ve bir de kırlangıç gönderir. Karga cesetleri yemek için kalır, fakat diğer iki kuş geri dönmez. Hindistan'ın Satapatha, Brahmana ve Mahabharata destanlarında, adı geçen Manu, Rishiz ile birlikte Tufandan kurtulmuştur. Efsaneye göre Manu'nun yakalayıp yaşamını bağışladığı bir balık birdenbire büyüyüp, bir gemi inşa edip boynuzlarına bağlamasını söylemiştir. Balık gemiyi dev dalgaların üzerinden aşırıp, kuzeye, Himavat Dağı'na çıkarmıştır. Britanya'nın Galler yöresi efsanelerine göre, Dwyfan ve Dwyfach büyük felaketten bir gemiyle kurtulmuşlardır. Dalgalar Gölü adı verilen Llynllion'un patlaması sonucu oluşan korkunç seller durulunca, Dwyfan ve Dwyfach yeniden Britanya halkını oluşturmaya başlarlar. İskandinav Edna efsaneleri Bergalmer ile eşinin büyük bir tekneyle Tufan'dan kurtulduğunu anlatır. Litvanya efsanelerinde ise birkaç çift insanın ve hayvanın yüksek bir dağın tepesinde bir kabuğun içinde barınarak kurtuldukları anlatılır. 12 gün 12 gece süren rüzgarlar ve seller yüksek dağa erişip oradakileri de yutacağı zaman, Yaratıcı onlara dev bir ceviz kabuğu atar. Dağdakiler ceviz kabuğu ile yolculuk yaparak felaketten kurtulurlar. Çin kaynaklı öyküler Yao adında birisinin 7 kişiyle birlikte, ya da Fa Li, eşi ve çocuklarıyla birlikte bir yelkenliyle sel ve depremlerden kurtulduğu anlatır. "Dünya paramparça oldu. Sular fışkırıp her tarafı kapladı." diye söylenir. Sonunda sular çekilir. Tüm bu bilgiler bizlere somut bir gerçeği göstermektedir. Tarihte her topluluğa İlahi vahyin mesajı ulaşmıştır ve bu sayede de pek çok toplum Nuh Tufanı ile ilgili bilgileri öğrenmişlerdir. Ancak insanların İlahi vahyin özünden uzaklaşmalarıyla birlikte Tufan ile ilgili bilgiler de çeşitli değişikliklere uğramış, efsanelere ve mitolojiye dönüşmüştür. Hz. Nuh'un ve onun inkarcı kavminin gerçek hikayesini öğrenebileceğimiz yegane kaynak ise, İlahi vahyin bozulmamış tek kaynağı olan Kuran'dır. Kuran'ın bu özelliği, yalnızca Nuh Tufanı değil, başka tarihsel olaylar ve kavimler hakkında da doğru bilgileri edinmemizi sağlar. |
konuyu dagitirmiyim bilemiyorum ama soru ve cevaplardan cikan sonuc..
allah peygamberleri dunyanin en ahlaksiz en soysuz en serefsiz kavimlerine gondermis.. amerika ,hollanda,rusya,kore gibi 189 yada 197 diger ulkeye gondermemis.. yada yaratici binbir gece masallarinin yazarlari kuranida yazmis.. Nuh tufani ayni noel babanin ziyaretleri gibi bir masal.. :D |
Amma hızlı okuyorsun kardeş.Allah nazardan saklasın.Huuaakkk tü tü tü tü. :D
|
Kuran'da neden canlıların nasıl toplandığına hiç değinilmemiş? Yoksa canlıların toplanması diye bir hadise gerçekten yok mu? Arapçayı fazla bilmiyorum ama Kuran'daki ilgili ayette geçen "min" kelimesi "bir kısmı" anlamında değil mi? Bir de şu var, paleontoloji bilimi dünyada pek çok kereler büyük doğal afetlerin yaşandığını ve pek çok canlı türünün aniden yok olduğunu gösteriyor. Acaba "Nuh Tufanı" böyle bir kesite mi işaret ediyor? Gerçi, ayetlere bakınca olayın Nuh ve milleti arasında yaşandığı anlaşılıyor.
|
Bu konuda Adem Tatlı'nın da ayrıntılı bir yazı var:
http://www.zaferdergisi.com/article/?makale=1343 |
İsabetli bir yorum olmuş.
|
Ne Aspartam'ın Harun Yahya menşeili hikayesi ne de Körelmiş'in Zafer dergisi menşeili hikayesi doğru değil..
Bu kadar basit olduğunu mu düşünüyorsunuz? Hemen Tufanı çözüverdiniz bitti? Anlatılanların bilimsel olarak kabul görmüş bir tarafı hiç yok.. Adı geçen arkeolog'un bir takım kalıntılar bulduğu doğru..Bu herşeyi açıklamıyor ki.. efsaneleşen ve tüm dünyayı kaplayan , hatta Atlantis adı verilen büyük bir kıtanın yokolmasına sebep olan büyük tufanla , tarihin her döneminde zaman zaman yaşanan büyük felaketleri karıştırmayalım..Bunlar sel baskınları , depremler , volkanik patlamalar , tayfun ve hortumlar ile meteor çarpmaları olarak gerçekleşen küçük tufanlardır.. Bulunan kalıntılar da bu küçük tufanların izleri olabilir.. Tevratı reddedeceksiniz.Okey. Kur'an'dan yerel olduğuna dair bir ayet gösteremiyeceksiniz.Okey. Asıl delil olan o koskoca Nuh'un gemisi bulunamamış.Okey. Peki , evrensel bir sel felaketi veya tufanın olduğunu gösteren kanıtlara ne diyeceksiniz? Denizlerden uzak karalarda, ve hatta dağların tepelerindeki deniz canlıların fosillerini başka türlü nasıl açıklarız? Avrupa, Asya, Afrika, Kuzey ve Güney Amerika gibi Mezopotamya'dan uzak yerlerde Tufan efsanesinin bulunmasını nasıl açıklanır?Bunlar sizin içindi Aspartam ve Körelmis..Tufana inanmayanlar içinde; Charles Darwin'in Türlerin Kökeni'nden bir sözünü aktarayım: "İnsan aklı kolayca büyük bir felaketin inancına kapılabilir. Büyük, küçük tüm hayvanların Güney Patagonya'dan, Brezilya'dan, Peru'nun Cordillera'sına kadar yok olması için, ancak yerkürenin tümüyle temelinden sarsılmış olması gerekir." Sonuç olarak ; Tufan konusu , sırf çelişkileri cevaplandırabilmek için yerel olduğunu ileri sürecek kadar basit olmadığı gibi , kesin delilleri ve gerçek kalıntıları bulunana dek geçiştirilmemesi gereken önemli bir konudur.. Çünkü , gerçekse eğer tufan nedeniyle koca bir tarih ve uygarlıklar silinip kaybolmuştur..Evrimciler açısından da ara türlerin yokolduğu ve teorinin ispatını engellemesi açısından tufan önem arz etmektedir.. |
Nuh tufanı yerel bir tufandır.Çünkü Nuh içinde yaşamış olduğu kavmine gönderilmiştir.Ayetlere baktığımız zaman Nuh Peygamberin içinde yaşamış olduğu putperest topluma tevhidi tebliğ ettiğini görüyoruz.Eğer dünyanın diğer bölgelerindeki insanlar Nuh tufanından dolayı helak olmuşlarsa,Allah haşa zalimdir.İnsanları,Nuh'un kendilerine yapılmayan davetini reddettikleri için helak etmiştir.Rabbimizi bundan tenzih ederiz.
Evrensel tufanın kanıtlarını bana gösterirsen sevinirim.Karalarda deniz canlılarının fosillerine gelince,bu hiçbir şekilde evrensel bir tufana delil olamazlar.Dünyanın yaratılmasından buyana dünya üzerinde birçok kez kara ve deniz hareketleri gerçekleşmiştir.Mesela karadeniz,ege ve marmaraya göre genç bir denizdir.National Geographi'den hatırladığım bir belgeselde,Karadenizin binlerce sene önce kara olduğunu üzerinde hayvanlar ve insanların yaşadığını fakat çeşitli yerhareketleri sonucunda Marmara denizinin önündeki doğal seddin yıkılarak,büyük bir sel baskını sonucunda bugünkü Karadenizin oluştuğu anlatılıyordu.Artı bugünde olduğu gibi eskiden dağ başlalarında birçok göl olabiilir bunlar zamanla çeşitli sebeblerden kuruyabilirler,hal böyleyse o dağlarda fosil bulunması doğaldır.Nuh tufanının dünyanın dört bir tarafındaki halklar tarafından bilinmesi ise hepsinin Allah tarafından bir elçi ile bilgilendirildiklerinin bir delilidir. |
Nuh Tufan'ı küreseldir.
Ya da Nuh Tufanı yerelse eğer , küresel olan daha büyük bir tufan yaşanmıştır.. Hatta küresel tufanlar veya felaketler , insanlıktan önce dahi yaşanmış olabilir.. Dinozorların yokolmalarının yegane sebebi bir küresel felakete dayandırılmaktadır. Nuh tufanı'nın küresel olması ,Kur'an'ı haksız çıkarmaz..Ama yerel olması Tevrat'ı haksız çıkarır.. Gerçi Tevrat , tufan anlatımında baştan yıkılmıştır.. Nuh'un Gemisi, 'Bu gemiyi Tanrı bile batıramaz' diyerek inşa edilen ancak daha ilk seferinde bin 500 kişiye mezar olan Titanik ile hemen hemen aynı hacim ve büyüklüğe sahip bulunuyor. İslam alimlerinin yorumları ve Tevrat'taki bilgilere göre, Nuh'un gemisinin uzunluğu 205 metre 27 santim, denizden yüksekliği ise 20.5 metre. Şimdi , Tevrat'a göre , bu gemi 7 gün içinde yapılıyor..Bugünkü teknolojiyle , değil 7 günde , 7 ayda dahi yapılamaz bu büyüklükte bir gemi.. Yine bu büyüklükte bir gemi , kol gücüyle , kürek gücüyle hareket ettirilemez..Herhalde kendi haline bırakılmıştır!! :) Kimi İslam alimleri de geminin buharlı gemi olduğunu ve metalden yapıldığını iddia ediyor!! :o :o Sözde Nuh'a geminin yapımında Cebrail yardımcı olmuş.. Herhalde bunun için bulunamıyor.Yoksa yer yerinden oynardı! :) |
Alıntı:
ya ayrıca insanlar onlardan türedi diyip nuh tufanı yerel bi olaydır nası diosun yada diyenlere nası inanıosun? ilginc.. |
Tufan olayı ilk Gılgamış destanında geçiyor. Oradan aşırma olmasın.
|
İsminde 666 olan kardeş;
Tevrat'a inanıyorsan , zorunlu enses ilişkilere de inanmak durumundasın.. İnanmıyorsan mesele yok zaten.. Adem'de de , Nuh'ta da , Lut' da da , Davut'un oğlunda da bu ilşkilerden Tevrat sözediyor.. Tufan hikayesini Mamuli'nin de belirttiği gibi en teferruatlı olarak Gılgamış destanında buluyoruz..Tevrat'takiyle benzerliklerinin yanında farklılıklar da var.. Tevrat'taki hikaye , Gılgamış'tan mı alınmıştır yoksa Mezopotamya halkları değişik anlatımlarla da olsa nesilden nesile anlatılan bir gerçeği mi dile getirmişlerdir? bilemiyoruz.. Ancak bir gerçek var ki arkeologlar , tufan izlerine rastlamışlardır.. Dinleri ve kutsal kitapları , sadece Tanrı inancını yerleştirmeye çalışan , toplum düzeni oluşturmaya çalışan , siyasi amaçları olan kurumlar ve araçlar olarak olarak görmenin yanında ; Tarihe de ışık tutabilecek doğru bilgileri ve saptırılmış , efsaneleştirilmiş vakıaları da ihtiva ettiği ihtimalini de kabullenmek gerek.. Bunu kabullenen bilim adamları ve arkeologlar bu alanda yıllardır çalışıyorlar ve belki de daha yolun başındalar.. Ben daha çok bulguların ortaya çıkarılacağına inanıyorum.. |
Yıllar sonra gelen cevap...
Nuh Tufanı bölgeselmiş...
Niye 2. Adem deniyor madem? Bölgesel olarak mı acaba? Araf 69 = "Sizi uyarmak için aranızdan bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikrin gelmesine mi şaşırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını (veya üstün kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah'ın nimetlerini hatırlayın, ki kurtuluş bulasınız." Bakın ne yapmış? Halifeler kılmış... Hani tıpkı, Bakara 30 = Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, dedi. Adem'i halife kıldığı gibi... Burada, Adem'in halifeliği ile Nuh'unki aynıdır... Yetmedi mi? Buyrun o zaman... Yunus 73 = Fakat onu yalanladılar; Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık... Şuna bakalım... Hud 44 = Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi Bölgesel bir mana çıkar mı buradan? Hud 48 = "Ey Nuh" denildi. "Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine Bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. (Sizden türeyecek diğer kafir) Ümmetleri de yararlandıracağız Bu ayet daha doyurucu bakın. "sizden türeyecek olan kafir ümmetler" Saffat 75-76-77 = Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik. Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık. Ve onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık. Kamer 11-12 = Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık. Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Bunlar da yetmediyse, Tevrat'a bakalım, zaten Kuran'ın kopyalandığı yer orası... Tekvin 6: 13 = Tanrı Nuh'a, "İnsanlığa son vereceğim" dedi, "Çünkü onlar yüzünden yeryüzü zorbalıkla doldu. Onlarla birlikte yeryüzünü de yok edeceğim. Tekvin 6: 14 = Kendine gofer ağacından bir gemi yap. İçini dışını ziftle, içeriye kamaralar yap. Tekvin 6: 15 = Gemiyi şöyle yapacaksın: Uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak. Tekvin 6: 16 = Pencere de yap, boyu yukarıya doğru bir arşını bulsun. Kapıyı geminin yan tarafına koy. Alt, orta ve üst güverteler yap. Tekvin 6: 17 = Yeryüzüne tufan göndereceğim. Göklerin altında soluk alan bütün canlıları yok edeceğim. Yeryüzündeki her canlı ölecek. Şimdi karar verelim. Nuh tufanı bölgesel mi, yoksa "dünya çapında olmasının" bilimsel olarak mümkün olmadığı artık bilindiği için, "tevil" mi yapılıyor? Kolay gelsin. |
Alıntı:
Fakat bu olay Tevrat'a geçirilirken Gılgamış Destanı'ndaki gibi aynen geçirilmemiştir. Örneğin geminin boyutları Gılgamış Destanı'nda 180 Kübit iken Tevrat'ta Tekvin 6:15'te görüldüğü üzere farklıdır. İkinci olarak, bu olay Tevrat'tan Kuran'a geçirilirken spesifik veriler yer almaz. Örneğin geminin boyutları, olayın geçtiği yer gibi. Bir farkla ki, geminin Ararat dağına oturduğu söyleniyor ama bu da tam bir sallamasyondur. Bu nedenle Kuran, olayları Tevrat'taki gibi anlatmaz; daha çok masalsı yönünü ele alır. Ki bu durum Kuran'ın ilk söylendiği zamanlarda "Bunlar eskilerin masalları" denilerek bu gerçek taa o zamanlarda dile getirilmiştir. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:22 . |