![]() |
"Kemiklere et giydirme" doğru mudur?
Müminun suresinde, insanın ana rahmindeki gelişimini anlatan ayetler vardır.
12. Andolsun, biz insanı, çamurdan (süzülmüş) bir özden yarattık. 13. Sonra onu az bir su (meni) halinde sağlam bir karargaha (ana rahmine) yerleştirdik. 14. Sonra bu az suyu "alaka" haline getirdik. Alakayı da "mudga" yaptık. Bu "mudga"yı da kemiklere dönüştürdük ve bu kemiklere de et giydirdik. Nihayet onu bambaşka bir yaratık olarak ortaya çıkardık. Yaratanların en güzeli olan Allah'ın şânı ne yücedir! 15. Sonra (ey insanlar) siz bunun ardından muhakkak öleceksiniz. Kafama takılan şu: Cenindeki kemik gelişimi son aşamalardan biridir. Cenin, ilk başlarda bir et parçasıdır ve sonradan kıkırdak benzeri dokular sertleşerek kemikleri oluşturur. Oysa 14. ayette bunun tersini söyler. İslami sitelerde buna değişik kılıflar uydurulmuş. Bir çoğunu okudum ve tatmin olamadım. Bu konunun bu forumda tartışılmasını istedim. görüşlerinizi bekliyorum. saygılar... |
O da bir şey mi? Bakara suresinde eşek iskeletine et giydiriyor Allah:
Bir de hani yapıları çökmüş, çatıları döşemelerinin üstüne yıkılmış şehre uğrayan, Allah bu şehri, ölümünden sonra nasıl diriltecek ki demişti. Allah, onu tam yüz yıl ölü bir halde bırakmış, sonra diriltmişti de demişti ki: Ne kadar yattın? O da bir gün, yahut günün birkaç saati kadar bir müddet demişti. Allah, tam yüz yıl yata kaldın. Yiyeceğine, içeceğine bak, henüz bozulmamış bile. Eşeğine de bak; bu iş seni, insanlara bir delil göstermek maksadıyla oldu; eşeğin kemiklerini nasıl birleştiriyor, sonra onlara nasıl et giydiriyoruz, hele dikkat et demişti. Bu, ona apaçık belli olunca dedi ki: Bilirim, şüphe yok ki Allah'ın her şeye gücü yeter.(BAKARA Suresi 259. Ayet) |
iskeletin oluşumu bahsedildiği gibi geç evrelerden biri. Yanlış bilmiyorsam 22. haftadan itibaren oluşmaya başılıyor. Yabi kuran sıralamasında bir hata var gibi. :D
Bunun dışında ilk günden itibaren embriyonun gelişimi izlenirse evrimin hızlandırılmış haline benzer bir olay ile karşılaşılabilir. Solungaçlar, kuyruk gibi organların gelişim ve ortadan kayboluşları oldukça belirgindir. |
Alıntı:
|
yere göğe sığdıramadıkları ve evrensel diye çığırtkanlık yaptıkları kuranda bebeğin dönemlerinin değişmesinin yanı sıra bebeğin oluşumuyla ilgili de hatalar var
sadece spermden (meni) oluştuğu sanılıyor ,kadın sadece bir doğum makinesi olarak görülmüş sperm ile yumurta hücresinin birleştiğinden habersizlermiş:D neden su içinde geliştiğinden ,bir dönem kuyruklu oluşundan ,ilk hangi organların sonra hangi organların oluştuğundan gibi konulardan bahsetmiyor |
Alıntı:
|
Alıntı:
embriyonun neden kuyruklu ,neden su içinde geliştiğinin sebebiyle ilgili konular anlatılıyordu |
Kur-an'ın bir insan elinden çıktığının delilleri arasına bu ayeti de ekleyebiliriz o halde.
müslümanlardaki fanatikliğe şaşırıyorum, daha kaç tane delil sunmamız lazım. takım tutar gibi hâla islamı savunuyorlar. sebebini de biliyorum aslında. islam üzerinden para kazanan çok büyük bir kesim var. ilahiyat tahsili yapıp bu işi meslek edinenler, misvak, gül suyu, tesbih, ilmihal vs. ticaretiyle uğraşanlar, hac turizmi organizatörleri... vs. değirmenin suyunun kesilmesini istemezler. islamın çöküşü, normalde bir çukur dahi kazamayacak vasıfsız milyonlarca insanı perişan edecektir. fakat emeklerimiz boşa gitmiyor. bilime, mantığa, sağ duyuya inandığı halde Kur-an hakkında yeterince bilgi sahibi olmayıp inanan okurlar aydınlanacaktır. gelecek nesillere dini empoze ederken daha temkinli olacaklardır. hiç olmazsa gelecek nesiller kurtulacaktır. saygılar... |
sevgili dark arkadaşım
hatta birçok canlının ortak paylaştığı bir süreçtir sana en iyi örnek canlı canlı görebileceğin kurbağa yavrularıdır ,yavrular önce balık gibi kuyrukludur büyüdükçe kuyruklarını kaybederler aynı embriyonun büyüdükçe kuyruğunu kaybetmesi gibi bir köpek embriyosu ,fil embriyosu vs vs bunların hepsi kuyrukludur |
Alıntı:
|
evet sevgili arkadaşım
aynen öyle ,kuyruğumuzu fetus olunca kaybediyoruz:D |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
kuyruk deyince herhalde aklına maymun kuyruğu gelmemiştir:D |
Alıntı:
İlk olarak insan embriyosunun gelişimi ile ilgili görsel bir tablo: http://mrlab.frsc.tsukuba.ac.jp/huma...elopment_s.gif http://1.bp.blogspot.com/-4EEa6WsYA-...nt-800X800.jpg Bunun dışında diğer hayvan embriyoları ile karşılaştırıldığında insan ile olan benzerlik görülecektir. http://courtneymandryk.com/wp-conten...o-compare1.jpg Resim incelendiğinde başlangıç evrelerindeki benzerlik muhtemelen herkesin dikkatini çekecektir. |
sevgili istatistik
bu tablo bile ortak atadan türediğimizin kesin bir kanıtıdır:) embriyo iken hepsi aynı ,fetus olunca değişmeye başlıyor ve daha ileriki aşamalrad daha çok şekillenmeye başlıyor çok güzel bu tablolar teşekkürler |
Alıntı:
arşivimdeki yerini aldı. (TD sitesinin başına bir iş gelir de bu bilgiler yok olur diye bir arşiv tutuyorum.) saygılar... |
Konuyla ilgili bu alıntının yararlı olacağını düşündüm
Embriyolardaki Parşömenler http://haber7turk.com/files/embriyo.jpg Bu embriyo bakalım ne olacak? Darwin’in zamanından çok önce, biyologlar embriyoloji ve karşılaştırmalı anatomi üzerine çalışıyorlardı. Çalışmaları, o dönemde bir şey ifade etmeyen tuhaflıklarla sonuçlandı. Örneğin, tüm omurgalılar aynı şekilde, embriyo halindeki bir balık görünümünden gelişmeye başlarlar. Gelişme ilerledikçe farklı türler, garip şekillerde ayrılmaya başlar. Başta bütün türlerin embriyolarında mevcut olan bazı kan damarları, sinirler ve organlar aniden yok olurlar, diğerleri ise şekil ya da yer değiştirirler. En sonunda bu gelişim dansı çok farklı yetişkin balık, sürüngen, kuş, memeli ve amfibi (hem karada hem suda yaşayan) gibi türlerin oluşmasıyla sonlanır. Buna rağmen, gelişme sürecinin başında hepsi birbirine benzer. Darwin, büyük Alman embriyolojisti Karl Ernst von Baer’in omurgalı canlıların ebriyolarındaki benzerliğe neden bu kadar şaşırdığını anlatıyor. Von Baer, Darwin’e şöyle yazıyor: “Şu an elimde iki küçük embriyo var ve hangi sınıfa ait olduklarını söyleyemiyorum. Belki bir kertenkele, belki de küçük bir kuş, ya da çok küçük bir memeli. Şu aşamada bu hayvanlarının kafalarının ve gövdelerinin oluşumu birbirileriyle tamamen aynı.” Yine o dönemde, embriyolojiye dair ders kitaplarında okutulanlardan tamamen farklı olan bu gerçekleri çözen ve bu gelişim sürecinin kafa karıştırıcı özelliklerinin evrim düşüncesi içerisinde birdenbire çokça anlam ifade ettiğini gösteren Darwin oldu: “Embriyoya, ortak bir ata formunun az çok belirgin bir resmi olarak baktığımızda, embriyoloji daha çok dikkat çekiyor.” Embriyonun gelişimi: hızlandırılmış evrim süreci Bütün omurgalıların uzvu olmayan ve kuyruk taşıyan balık tipli fetüsünü inceleyerek başlayalım. Bu canlıların belki de en çarpıcı balık benzeri özelliği, embriyonun daha sonra kafasının oluşacağı yerin iki tarafında çizgilerle birbirinden ayrılmış, solungaç yayları olarak da adlandırdığımız beş ila yedi kesenin bulunmasıdır. Bu yaylardan her biri sinirleri, kan damarlarını, kasları ve kemik ya da kıkırdakları oluşturan dokuları barındırır. Balık ve köpek balığı embriyoları geliştikçe birinci yay çeneye dönüşür ve geri kalanlar da solungaçların yapısını oluşturur: keselerin aralarındaki çizgiler açılarak solungaç yarıklarını meydana getirir, keseler de solungaçların hareketlerini kontrol etmek üzere sinirleri, sudan oksijen alabilmek için kan damarlarını, solungacın yapısını desteklemek için de kemik kalıpları ya da kıkırdakları oluşturur. Balıklarda ve köpek balıklarında solungaçların bu gelişimi az çok doğrudan gerçekleşir, bu embriyo özellikleri, yetişkin balığın solunum yapmasını sağlayan sistemini oluşturmak için çok fazla değişikliğe uğramazlar. Ancak yetişkin olduğunda solungaçları bulunmayan diğer omurgalılarda bu yaylar balıklardakinden çok farklı, kafayı oluşturan yapılara, dönüşürler. Örneğin, memelilerde orta kulağın üç minik kemiğini, östaki borusunu, şah damarını, bademcikleri, gırtlağı ve kafatası sinirlerini meydana getirirler. Bazen insan embriyolarında solungaç yarığı kapanamaz, bu da bebeğin boynunda kist oluşmasına neden olur. Balık atalarımızdan kalan bu durum ameliyatla düzeltilebilmektedir. Kan damarlarımız ise çok daha tuhaf değişiklikler gösterir. Yine balıklarda damarların embriyonik özellikleri çok değişime uğramadan yetişkinlerin sistemini meydana getirir, ancak diğer omurgalılar geliştikçe, damarlar yer değiştirir ve bazıları yok olur. Bizim gibi memelilerde ise baştaki altıdan yalnızca üç tane ana damar kalmaktadır. Gerçekten tuhaf olan bir şey de gelişimimiz sürdükçe geçirdiğimiz değişikliklerin evrim sıralamasına benzemesi. Başta balıklarınkine benzeyen dolaşım sistemimiz embriyonik amfibilerinkine benzer bir sisteme dönüşür. Amfibilerde embriyonik damarlar, doğrudan yetişkin damarlarına dönüşürken, bizimkiler embriyonik sürüngenlerinkine benzer bir şeye doğru değişmeye devam eder. Sürüngenlerin dolaşım sistemi yine doğrudan yetişkin sürüngen sistemine dönüşür, ancak bizimki daha fazla değişerek, dolaşım sistemimizi gerçek bir memelinin dolaşım sistemine dönüştüren birkaç kıvrım daha alıp, şah damarı, akciğer atardamarı ve sırt aortunu oluşturmak suretiyle tamamlanır. Bu özellikler kafamızda birçok sorunun uyanmasına neden oluyor. Öncelikle, neden en sonda birbirinden çok farklı görünen, farklı omurgalıların hepsi balık embriyosuna benzer bir şekilde gelişimine başlıyor? Neden memeliler kafa ve yüzlerini balıkların solungaçlarını oluşturan embriyonik yapılara çok benzeyen yapılardan oluşturuyor? Neden omurgalı canlıların embriyoları dolaşım sisteminde bu kadar çok değişikliğe uğruyor? Neden insan veya kertenkele embriyoları bu kadar çok değişiklik geçirmek yerine yetişkinlerdeki dolaşım sistemini doğrudan oluşturmuyor? Ve neden gelişim sıralamamız atalarımızın evrim sıralamasına bu kadar benziyor (balıktan amfibiye, sürüngene ve sonra memeliye doğru)? Darwin’in Türlerin Kökeni kitabında öne sürdüğü gibi, bu sıralamanın nedeni, insan embriyolarının gelişim sırasında uyum sağlamak zorunda oldukları farklı ortamlardan geçmesi değil. “Aynı sınıfa ait farklı hayvanların embriyolarının yapılarındaki benzer noktaların genellikle onların var oldukları koşullarla doğrudan bir ilişkisi yoktur. Örneğin, omurgalı embriyolarında garip düğüm benzeri bir rota izleyen, solungaç yarıklarının yanında bulunan damarların aynı koşullar nedeniyle oluştuğunu varsayamayız. Çünkü memeli embriyosu annesinin rahminde, kuş embriyosu yumurtada, kurbağa embriyosu ise yine yumurta içerisinde sualtında gelişir.” Bu evrim safhalarının tekrarı, diğer organların gelişim safhalarında da görülür, mesela böbreklerimizde. Gelişim sırasında insan embriyosu, birbiri ardına üç farklı böbrek oluşturur, son böbrek meydana gelmeden önce de diğer ikisi yok olur. Bu geçici böbrekler, fosil kayıtlarında bizden önce evrilen türlerde (sırasıyla çenesiz balıklar ve sürüngenler) bulunan böbreklere benziyor. Peki, bu ne anlama geliyor? Bu soruyu yüzeysel olarak şu şekilde cevaplayabiliriz: her omurgalı bir safhalar dizisi halinde gelişim gösterir ve bu safhalar atalarımızın evrim sıralamasını takip eder. Mesela bu yüzden, gelişmeye başlayan bir kertenkele başta balık embriyosuna benzer, daha sonra bir amfibi embriyosuna ve son olarak da bir sürüngen embriyosuna dönüşür. Memeliler de aynı sıralamadan geçerler, ancak en sonda bir de memeli embriyosuna dönüştükleri safhayı yaşarlar. Gelişim, oldukça ‘muhafazakâr’ bir süreç Verdiğimiz bu yanıt doğrudur ancak buradan da daha derin konular ortaya çıkıyor. Neden gelişim bu şekilde meydana geliyor? Neden aslında kuyruk, solungaç ve balık benzeri bir dolaşım sistemine ihtiyacı olmayan insan embriyosunda doğal seleksiyon, gelişimin “balık embriyosu” safhasını elemiyor? Neden gelişimimize, 17. yüzyılda biyologların düşündüğü gibi, basitçe minik insancıklar olarak başlayıp, doğana kadar gitgide büyümüyoruz? Bütün bu dönüşümler, düzenlemeler niye? Buna muhtemel ve iyi bir cevap şudur: bir tür başka birine evrilirken sonradan gelen atasının gelişim düzenini, yani atalara ait yapıları oluşturan tüm genleri miras olarak alır. Gelişim, oldukça “muhafazakâr” bir süreçtir. Sonraki türü oluşturan yapılar, gelişim sürecinde önceki türün özelliklerinden bazı işaretler gerektirirler. Örneğin, eğer dolaşım sistemini gelişimin en başından itibaren yeniden şekillendirerek düzeltmeye çalışıyorsanız, kemikler gibi değişmemesi gereken yapıların oluşumundaki tüm ters yan etkilerin ortaya çıkmasına neden olabilirsiniz. Bu zararlı yan etkilerden kaçınmak için, zaten sağlam olan bir temel gelişim planında daha az etkili değişiklikler yapmak daha kolaydır. En iyisi, sonradan evrilen şeylerin embriyoda gelişmek üzere programlanmasıdır. Bu “eskiye yeni özellikler ekleme” kuralı gelişimle alakalı değişikliklerin sıralamasının neden evrim sıralamasını yansıttığını da açıklıyor. Bir grup diğerinden evrilirken, genellikle eskisinin gelişim düzenine yenilerini ekler. Alman evrimci ve Darwin’in çağdaşı Ernst Haeckel, bu kurala işaret ederek, 1866 yılında, “Ontogenez filogenezin tekrarıdır” şeklinde özetlenmiş bir “biyogenetik yasa” formüle etti. Bu, bir canlının gelişiminin, onun evrim geçmişini tekrarladığı anlamına geliyor. Ancak bu görüş yalnızca kısıtlı bir mantık çerçevesinde doğrudur. Embriyonik safhalar, Haeckel’in iddia ettiği gibi atalarının yetişkin şekilleri gibi görünmezler, atalarının embriyo halleri gibi görünürler. Örneğin, insan fetüsü asla yetişkin bir balığa ya da sürüngene benzemez, ama belli yönlerden bu türlerin embriyo hallerine benzer. Ayrıca bu tekrarlama mutlak ve kaçınılmaz da değildir. Bir atanın embriyosunun her bir özelliği torunlarında ortaya çıkmaz, gelişimin tüm evreleri de mutlak bir evrim sıralamasını takip etmez. Dahası, bitkiler gibi bazı türler gelişim sırasında neredeyse atalarına dair tüm izleri kaybettiler. Haeckel’in yasası, sadece mutlak şekilde doğru olmadığı için değil, aynı zamanda Haeckel, eski embriyo çizimleri gerçekte olduklarından birbirine daha benzer görünsün diye üzerlerinde oynamakla haksız yere suçlandığı için saygınlığını yitirmiştir. Fakat pire için yorgan yakmamak gerek. Embriyolar hâlâ bir çeşit tekrar gösterir: evrimin başlarında ortaya çıkan özellikler genellikle gelişimin başlarında da görülür. Tabi bu da eğer türlerin bir evrim geçmişi varsa bir anlam ifade ediyor. Embriyo gelişimi neden evrimle aynı sırayı izliyor? Bazı türlerin gelişme sürecinde evrim geçmişlerinin çoğunu neden sürdürdüğünden tamamen emin değiliz. Eskilerin üzerine yeni şeylerin eklenmesi kuralı yalnızca bir hipotezdir, embriyolojiye dair gerçeklerin bir açıklamasıdır. Bir gelişim düzeni için, başkasından ziyade belli bir şekilde evrilmesinin neden daha kolay olduğunu kanıtlamak zor, ancak embriyolojinin gerçekleri aynen duruyor ve yalnızca evrimin ışığında bir anlam ifade ediyorlar. Tüm omurgalılar gelişimlerine balığa benzer bir halde başlıyorlar, çünkü hepimiz balık atalardan geliyoruz. Organların, kan damarlarının ve solungaçların garip şekil değişiklikleri ve yok olmalarıyla karşılaşıyoruz, çünkü torunlar hâlâ ataların gelişim düzenlerini ve genlerini taşıyorlar. Gelişim sırasındaki bu değişikliklerin sıralaması da bir anlam ifade ediyor: gelişimin bir evresinde memeliler sürüngenlerinkine benzer bir embriyonik dolaşım sistemine sahip oluyor; fakat hiç tersi bir durumla karşılaşmıyoruz. Neden? Çünkü memeliler ilk sürüngenlerden evrildiler, onlar memelilerden değil. Türlerin Kökeni’ni yazdığında, Darwin embriyolojiyi evrim için en güçlü kanıtı olarak görüyordu. Bugün olsa muhtemelen en yüksek mevkii fosil kayıtlarına verirdi. Buna rağmen bilim, insanın gelişimine dair evrimi destekleyen etkileyici kanıtlar toplamaya devam ediyor. Balina ve yunus embriyoları, dört ayaklı memelilerde arka bacaklara dönüşen arka ayak tomurcukları oluşturur. Ancak, suda yaşayan memelilerde vücut dışındaki bu tomurcuklar oluştuktan kısa bir süre sonra içe doğru alınır. Embriyomuz altıncı haftada tüylerini döküyor Benim favori embriyolojik kanıtım tüylü insan fetüsüdür. Bizler genellikle “çıplak maymunlar” olarak biliniyoruz, çünkü diğer primatların aksine, kalın bir tüy tabakasına sahip değiliz. Fakat aslında, embriyoyken kısa bir süre de olsa böyle bir tabakamız oluyor. Döllenmeden yaklaşık altı hafta sonra lanugo olarak adlandırılan bir tüy tabakasıyla tamamen kaplanıyoruz. Lanugo doğumdan bir ay önce dökülerek yerini daha seyrek dağılmış tüylere bırakıyor. Artık insan embriyosunun geçici bir tüy tabakasına ihtiyacı yoktur, çünkü ana rahmi zaten 37 derece sıcaklığındadır. Bu nedenle, lanugo da yalnızca bizim primat soyumuzla açıklanabilir: cenin maymunlar da gelişimlerinin benzer evrelerinde tüy tabakası oluştururlar, ancak onlarınki bizimkiler gibi dökülmek yerine, yetişkin maymunun tüylerini oluşturmak üzere gelişmeye devam eder. İnsanlar gibi cenin balinalar da karada yaşayan atalarından kalma bir özellik olarak lanugo taşırlar. Alıntıhttp://www.evrimteorisi.org/index.ph...308&Itemid=111 |
müslüman arkadaşlar bu konuya ilgisiz kalacak galiba....
inkar muhabbetti bu arada terse dönüyor gerçekten sevgili yaşasınbilim o kadar çok çelişki bulmana rağmen bu arkadaşların inançlarında hiçbir değişme olmaması gerçekten çok kötü. biz tanrıya dair bir kanıt görürsek inanacağımızı söylememize rağmen onların bu kanıtlara rağmen değişmeyen düşünce yapıları, insanoğlunun gelişememesinin diğer bir nedeni belkide en büyüğü. değişmeyen fikirler kaybetmeye mahkumdur. |
Alıntı:
bilimsel konularda somut kanıtlarla konuştuğumuz zaman mümin kardeşlerimiz sus-pus olurlar.ellerinde kitaplardaki yazılardan başka hiç bir şey yok.bizim embriyo fotoğraf setlerimiz var :D |
Alıntı:
işin daha kötüsü fikirlerinde zerre değişme yok . haa yanılmıyorsan fikirlerinde tamam değiştirme zaten fikrini. ama yanılıyorsan ya doğruyu hiçbir zaman göremeyeceksin ya da gördüğü zaman iş işten geçmiş olacak olay bu. |
MÜMİNUN 14. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik. Yapıpyaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.
İşte Muhammedin o meşur ayeti Kuranı Allah yazdırdıysa Allah hatalı Muhammet uydurduysa muhammet arızalı .Bu ayele şöyle bir göz atın lütfen Bu ayet çok daha fazlasını anlatıyor Yapıpyaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir. Bu lap ne demektir yapıp yaratanlar diyor Yani yapıp yaratan bir çok tanrı var .Fakat bunlar güzellik yarışması yapmışlar Allah birinci seçilmiş Bu heyecan ortamının duygu yoğunluğundada Önce etten kemik yapar Sonra kemiğe et geydirir çorap gibi .Sonra bu duaya amin derler Engüzel allah bizim Allah Kaşı kemandır gözleriyse ok Kurcalama boşuna ondan güzel yok Muhammet müşrik olmuş olmuyormu buayette |
Alıntı:
http://www.turandursun.com/forumlar/...ad.php?t=19162 Sitede bize cevap yetiştiren müslümanların gerçek yüzünü gösteren bir belge niteliğindedir. Bu tür müslümanlar için koyduğum 2 teşhis var. 1) Ölmekten ve cezalandırılmaktan korkuyorlar. Biri çıkıp, "Ben aptalım diye içinden geçir yoksa yarın ölürsün" dese, korkup bunu uygularlar. Ya gerçekse ihtimalinin peşinden koyun gibi giderler. O nedenle vatan-millet sevgisi de ikinci plandadır. Önce öteki tarafta güzel bir yer edinme, sonra vatan-millet gelir. 2) Bu işten para kazanıyorlar. Din, milyarlarca doların döndüğü bir sektördür. Dinin çöküşü, hayatını buna adamış vasıfsız milyonlarca müslümanın avuç açıp dilenmesine sebep olur. Müslüman olup, Kur-an ve islamiyet hakkında kulaktan dolma bilgiye sahip (Ülkemizdeki müslümanların %90'ı, belki de daha fazlası böyle) ve geleneksel anlayışla inanan müslümanları bu grubun dışında tutuyorum. saygılar... |
sayın yaşasınbilim,
Korku faktörü özellikle büyük bir yer tutmakta. İnanırları cehennem korkusu ile elde tutmaya çalışırken, inanmayanlara da ölüm korkusu (ayetlerde inanmayanlara uygulanması istenilen öldürün emirleri) ile hükmedilmeye çalışılıyor. |
Alıntı:
Bir de hükümetlerin durumu var. Şehitlik diye bir kurmaca var. Vatan için can vermek her ne kadar onurlu bir davranış olsa da, şehit olup cennete gitme umuduyla pisi pisine ölmek bu kadar olmayacaktır. Diğer dinlerde şehitlik kavramı yok bildiğim kadarıyla. İnsanları cennet vaadiyle ölüme koşturmak o kadar değil. Bir asker ölüme giderken 2 kere düşünecektir. yani anlayacağımız, dinin etinden sütünden her türlü faydalanılıyor. saygılar... |
Alıntı:
Tabi şimdi bu yorumları vatan için savaşmayacak mısınız siz nasıl insansınız diye algılayacak teistler olacaktır :D |
Alıntı:
Sırf cemaat liderimiz buyurdu diye Mustafa Kemal için ölüm fetvası verip Yunan'la işbirliği yapmayız. saygılar... |
Alıntı:
|
Alıntı:
bu arada kendi cümlemdeki bir kelime hatasını farkettim. doğrusu: "Kimse merak etmesin, vatan söz konusu olunca biz dindarlardan önce koşarız. Tek farkımız şu olur: Sırf cemaat liderimiz buyurdu diye Mustafa Kemal için ölüm fetvası verip Yunan'la işbirliği yapmayı aklımızdan geçirmeyiz. " saygılar... |
Alıntı:
|
Pes artık hala yaratıcı için kanıt arıyorsunuz uzaklarda aramayın artık aynaya bakın! ama hala maymunla börtü böcekle kendinizi eş görüyorsanız ALLAH akıl fikir versin varsayım zan peşinde gidiyorsunuz.
yuh artık deprem zamanı hırsızlarını islamla özdeşleştirdiniz burda avrupa birçok ülkeyi sömürdü çok savaştılar hirstiyanlar cani diyeni gördünüzmü veya ateistler için böyle şahısların çirkinliklerini yakıştıran kaç kişi var bel altı vurmayı bırakın artık birde japonlar geride bıraktıklarıyla övünür ölür ünançları böyle |
Kur'an-ı Kerim'e göre insanın yaratılışı nasıldır?
Kur'an-ı Kerim, insanın muhtelif yaratılış devrelerinden bahseder. Bunu ana hatlarıyla ikiye ayırmak mümkündür. Birisi; ilk insan Hz. Adem (as)'ın, ikincisi de diğer insanların yaratılmasıdır. Bu farklı yaratılışlara bazen ayrı ayrı ayetlerde, bazen de aynı ayette dikkat çekilir. Nitekim Mü'minun suresinde; "Andolsun biz insanı çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık. Sonra onu (Hz. Adem'in nesli olan) insanı sarp ve metin bir karargahta (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık. Sonra o nutfeyi alaka (yapışan şey) haline getirdik, derken o alakayı mudga (bir çiğnem et) yaptık, o bir çiğnem eti kemik(lere) çevirdik (ve) o kemiklere de et (kaslar) giydirdik. Sonra onu başka yaratılışla inşa ettik (can verdik, konuşma verdik)..." (Mü'minun, 12-14). DEVAMI |
Sayın Sebat,
Kopyalamış olduğunuz metin daha kemiklere et giydirilmesi aşamasında çuvallamaktadır. Başlığı ve "Kuranda Mucize Yoktur" forumunu incelerseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız. |
sn. bozok6666, islam herşeye bir kolaylık getirir. Bunun adı KILIF'tır. İnsanların birbirlerini öldürmelerinede bir kolaylık getirilmiş olup Şehit ünvanı verilmiş, müslüman kardeşlerimizde binlerce yıldır birbirlerini yokyere öldürmekteler. Kuran ve dinler insnları birbirine öldürtür, anayı babayı evlada ve kardeşi kardeşe acımasızca sadistçe öldürtürtür. Dinden dönen kim olursa onu öldüreceksin diyor. Sen bu çelişkileri göremezsin çünkü müslüman için bu vahşet içeren ayetler ibadettir. sn. bozok6666, vahşet içeren 2 ayet ve azhap suresinden 2 ayet mesela(hanımlarından istediğinle yatabilirsin senin için bir sakınca yok- vede biz sana bütün akrabalarının kızlarını helal kıldık istediğini alabilirsin) ayetlerini türkçe olarak ezberleyip akşam namazını eda edermisin lütfen ve lütfen türkçe olarak kılın namazı. Kuran ın her ayeti ile namaz kılınır biliyorsunuzdur. Başını Secdeye koyduğun o 4 saniye içinde ne demek istediğimi çok iyi anlayacağını umarak esenkalın..
sn. Sebat, tanrı doğmamış ve doğurulmamıştır öyle değilmi, adem ile havvada doğmamış ve doğurtulmamıştır allah tarafından imal edilmiştir ve onlara et giydirilebiliniyor oysa allah ta doğmamış ve doğurulmamıştır, allah ta insanlar tarafından yoktan var edilip yaratılmıştır. Allah, adem ve havva doğmamış ve doğurtulmamıştır. Bu sac ayağı sizin için birşey ifade etmiyormu, lütfen kendi mantığınızı kullanın. Esenkalın.. |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
Hangi ayetten bahsettiğini anlamadım en yakını buydu yani okurum ne sakınca varki namazda ayet uzunluğuna vs..dikkat edilmeli kafana göre seç birleştir olmaz bildiğim kadarıyla, bazı insanlar böcek,sürüngen,köpek yer bize tuhaf gelir bazılarınada bizim yediğimiz yemekler kötü gelir namaza uzaksınız tuhaf gelmesi normal Alıntı:
|
sn. bozok6666, taştan ve uzaydan bahsetmiyoruz konuyu lütfen şekillendirmeyin. Geçmiş tarihlerde dünyanın yuvarlak olduğunu vs.vs. söyleyenleri öldürüyorlardı o zamanlar için bilinmeyen bir gerçekti ama günümüzde olağan hale geldiyse bilimin sayesinde oldu. Merak etmeyin binlerce sene evvelde sizin gibi akıllı insanlar vardı ama heralde şimdi ruhları mahçubiyetten kızarmıştır. Sizin sorunuzun yanıtını bilim belki kısa zamanda belkide üç beş yüz sene içinde muhakkak verecektir, ruhunuzun halini şimdiden düşünmekteyim. Her doğru yanlışa ve her yanlış doğruya gebedir. Her şeyi yaratan bir tanrı muhammedin özelinle ilgilenmemeli, insanlari insanlara köle yapmamalı vs. Bu tanrı ulviyetıne yakışmaz tanrı fikrini zedeler. Esenkalın.
|
Alıntı:
Konu başlığından yola çıkarak ihtimalleri sıralayalım: 1) Kuranda kemiklere et giydirildiği anatılır ancak bugün embriyoyu incelediğimizde durumun tam tersi olduğunu görürüz. Bu bakımdan kuranda verilen bilgi yanlıştır. 2) Kurandaki bilginin yanlış olması onu kusursuz ve herşeyi bilen bir tanrının ürünü olmaktan çıkarır. Bu durumda kuran insan ürünüdür demek yanlış olmaz. 3) Kuranın insan ürünü değil de bir tanrı eseri olduğunu düşünmeye devam ederseniz tek çıkış yolunuz Kuran'ın sonradan değiştirildiğidir. 4) Kuranın değiştirildiğini kabul ederseniz de kendi yolladığı bu kitabı "Koruyacağını" iddia eden tanrının da sözünde durmadığını kabul etmek zorundasınız ve bu da islam tanrısının tanrılık vasıflarını taşımadığını gösteren başka bir örnektir. Tabi bu ayetin de uydurma ve değiştirilmiş olduğunu da söylemeniz mümkün ki bu durumda kutsal dediğiniz kitabın kutsal olmadığını kendiniz de görürsünüz. Tanrı mı vardı yoksa evren mi vardı, hangisi nasıl oldu gibi kısır tartışmalar yerine elde bulunan somut veriler üzerinden yapılan sonuç çıkarımı yapmak daha doğru olur. Bunu yaptığımız zaman ise ortaya çıkarılan yanlışlar ve çelişkiler, kuranın kutsallığını ve onun tanrısı olan allahın tanrılığı ortadan kaldırır.. |
http://www.sizinti.com.tr/konular/ay...ki-buklum.html
burada da aynı konu tartışılmış ama sonuç farklı. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:11 . |