Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Yılan (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=2639)

sargon 26-08-2006 00:40

Yılan
 
Uzun zamandır kafamda olan bir konu. Bu konuya gireceğim ama neresinden gireceğimi bir türlü çıkartamıyorum. Epey kapsamlı bir konu bu yılan konusu.

Şurdan başlayayım en iyisi. Dünyanın en çok bilinen öyküsü hangisidir diye sorsalar çoğumuz Adem-Havva öyküsü deriz. Bu öyküdeki en önemli aktörlerden biri de yılandır. Bu yılan oraya nasıl girmiş acaba. Başka öykülerde de sık sık karşımıza çıkıyor. Birçok mitolojide ve dinlerde geçiyor bu yılan. Bazen yedi başlı, dokuz başlı oluyor, bazen ejderha yada dev yaratıklar haline dönüşüyor.

Tevrat'taki öyküde Havva'yı kandıran yılandır. Süzülerek gelip Havva'yı "bilgi ağacı"nın meyvesinden yemesi için kandırır. Adem ve Havva'nın kendilerine yasaklanmış olan "bilgi ağacı"nın meyvesini yemeleri üzerine "hayat ağacı"nın meyvelerinden yemeleri de yasaklanır ve bu iki zat-ı muhterem ölümlü hale gelirler. Yılanla birlikte anılan figürler: Yaşam, ölüm, bilgi ve gizem.

Tevrat'taki bu öykünün daha eski versiyonlarında ise yılan yerine, vücudunun alt kısmı yılan şeklinde çizilen bir başka kadın, Adem'in ilk eşi olan Lilith vardır. Öykünün daha tam halini okumak isteyen varsa http://www.blogcu.com/sargon/Adem_ve_Havva

Burdan daha da gerilere gitme şansımız var. Sümer yaratılış öyküsünde Enki, karısı Ninhursag tarafından korkunç şekilde cezalandırılır. Çünkü Enki affedilmez bir iş yapmıştır. Ninhursag'ın cennet bahçesine ektiği 8 ağacın meyvelerinden yemiştir. Bunun üzerine Ninhursag'ın büyüsü ile Enki'nin vücudundaki yaralar hiçbir tanrı tarafından iyileştirilemez. Neyse ki ortadan kaybolan Ninhursag geri dönüp Enki'nin yaralarını iyileştirir. Bunun için de her yara için bir tanrıcık yaratır. Hasta olan kaburga kemiği için de Nin-ti yani "kaburga kemiğinin hanımı" ve "sağaltan kadın" anlamına geliyor.

Sümer mitolojisinde de benzer figürler ortaya çıkıyor: Yaşam, ölüm, bilgi ve büyü(gizem)

Binlerce yıl boyunca yılan, kadın ve büyü sözcükleri birlikte kullanılmış. Örneğin İbranice ve Arapça'da yılan ve büyü sözcükleri aynı kökenden geliyormuş. Ayrıca yılan etinin büyücülükte ve tedavi amaçlı olarak uzun dönem kullanılmış olduğunu da biliyoruz. Tam burada tıp dünyasında yılan figürünün simge olarak kullanılmasına değinmek istiyorum. Yılanlı tıp sembolü 1956'dan beri Dünya Tıp Birliği'nin de sembolü.

http://www.ttb.org.tr/amblem/150x150.jpg

sargon 26-08-2006 01:22

Re: Yılan
 
Önce tıp dünyasında yılanın neden sembol olarak seçilmiş olduğuna dair birkaç metin vereyim

http://www.hurriyet.com.tr/agora/art...sid=8&aid=1052
http://www.sagliksayfam.com/genel/ti...n-sembolu.html
http://www.istabip.org.tr/genel/tipsembol.doc

Bu yazılarda yılanın neden binlerce yıldır bahsettiğimiz dört figüre yani yaşam, ölüm, sihir ve bilgi ile ilişkili olduğuna dair oldukça önemli bilgiler var. Bunlardan bence en önemli ikisi şunlar:

1. Yılanın ölümsüzlüğü:
Yılanların deri değiştirmesi insanları belki de binlerce yıl aldatmıştır. Adeta bir tür ölümsüzleşmedir deri değiştirmek. Ağaçların yapraklarını sonbaharda döküp de ilkbaharda yeniden doğması gibi bir ölümsüzlük vardır yılanda. İnsanın insan olma sürecinde belki de en çok aradığı şeyin ölümsüzlük olduğunu biliyoruz. İnsanoğlunun bilinen en eski destanlar bu arayışı anlatır.

2. Yılanların ölüler ve canlılar dünyasında dolaşması:
Yılanlar yeraltındaki yuvalarından çıkar yerüstünde dolaşırlar. Toprağın altında, üstünde, suda yani heryerde yaşarlar. Bu ölümsüz yaratıklar tanrıların sanki yeryüzündeki temsilcisiymiş gibi yerin altından (ölüler diyarından) çıkıp gelir, *Gılgamış destanında olduğu gibi insanın binbir emekle bulduğu ölümsüzlük otunu çalıp giderler. Ölüler diyarı(toprağın altı) ile yaşayanlar dünyası (toprağın üstü) arasında dolaşıp dururlar.

Yılan gücü, kudreti ve koruyuculuğu simgelemekteydi. Zehiri ile öldürücü olabiliyor ve kendisinden korku ile karışık bir saygı ile bahsediliyordu. Yazının bulunmasından çok önceki dönemlere ait olan (örneğin neolitik çağa ait vazolarda) tanrı/tanrıça ve yılan motifleri bir arada bulunuyor. Yılan figurunun tıp sembolü olarak kabul edilmesinin çok anlamlı olduğu görünüyor. Çünkü yılan binlerce yıldır bir tür iyileştirme sembolü olmuş.

sargon 26-08-2006 02:24

Re: Yılan
 
İncil, Tevrat ve Kuran'da yılan/ejderha figurleri var. Ancak bunlardan bana en ilginç geleni Musa'ya ait olanları. Bunların ilki Musa'nın tanrı ile konuştuğu meşhur sahne. Hem Eski Ahit'te hem de Kuran'da geçen çalının üstünde görünen tanrı ile konuşma sahnesi. Musa bir çalının üstünden ateş tüttüğünü görüp merak eder, bu çalı yanıyor, yanıyor niye tükenmiyor diye. Yanın yaklaşınca Musa'yı şok eden olay olur. Tanrı çalının içinden ona seslenir. İşte bu sahnede Musa'nın tanrıdan bir mucize istemesi üzerine Musa'nın asası yılan yapılır. Eski Ahit'te Mısırdan Çıkış 3 ve Kuran'da Kasas suresi.

Burada asanın yılana dönüşmesi olayı bu olaydan sonra birkaç defa daha tekrarlanır. Musa tanrının önünde öğrendiği bu büyücülüğü/mucizeyi firavunun önünde kardeşi Harun'a da tekrarlatır. Ama firavunun büyücüleri de aynı büyüyü yapmayı başarınca firavun İsrail'lileri serbest bırakmamakta ısrar etmesini sürdürür.

Musa'nın bir sonraki yılan sahnesi daha da ilginç. Musa sonunda İsraillileri toplayıp Mısır'dan çıkmayı başarmıştır. Ama bilindiği gibi İsrailliler kendilerine o kadar mucize gösterilmesine karşın yakınmaya devam ederler. (Bir tür mucizeye alışmış halk durumu) Bu kısmı Eski Ahit'ten okuyalım:

Çölde Sayım 21

Tunç Yılan

4 Edom ülkesinin çevresinden geçmek için Kızıldeniz* yoluyla Hor Dağı`ndan ayrıldılar. Ama yolda halk sabırsızlandı.

5 Tanrı`dan ve Musa`dan yakınarak, “Çölde ölelim diye mi bizi Mısır`dan çıkardınız?” dediler, “Burada ne ekmek var, ne de su. Ayrıca bu iğrenç yiyecekten de tiksiniyoruz!”

6 Bunun üzerine RAB halkın arasına zehirli yılanlar gönderdi. Yılanlar ısırınca İsrailliler`den birçok kişi öldü.

7 Halk Musa`ya gelip, “RAB`den ve senden yakınmakla günah işledik. Yalvar da, RAB aramızdan yılanları kaldırsın” dedi. Bunun üzerine Musa halk için yalvardı.

8 RAB Musa`ya, “Bir yılan yap ve onu bir direğin üzerine koy. Isırılan herkes ona bakınca yaşayacaktır” dedi.

9 Böylece Musa tunç* bir yılan yaparak direğin üzerine koydu. Yılan tarafından ısırılan kişiler tunç yılana bakınca yaşadı.


Çok ilginç değil mi. Madem yılandan put yapacaktın niye buzağıdan heykel yaptılar diye bu halkı birbirine kırdırdın. Üçbin İsarilliyi kardeşlerine öldürttün. Tanrıdan aldığın taş tabletleri de yere vurup kırdın. Bir de güzelim buzağı heykelini eritip suyunu millete içirdin. Buzağı'ya hayır, yılana evet.

Şaka bir yana, yılan figürünü hem öldürücü hem sağaltıcı özelliği ile görüyoruz burda. Yılanın zehirini çıkarmak için yılan heykele bakma büyüsü. Tunç yılanı direğin üzerine koyduğunuzda adeta bugünkü tıp dünyasının figürüne benzer birşey elde ediyoruz. Bugünkü figür asaya sarılmış yılan figürü. Öykünün belki bazı değişimlerle bu hale gelmiş olduğunu da düşünmemiz mümkün. Sonuçta insanlar hastalanıyorlar ve imdada dönemin doktorları olan büyücüler yetişiyor.

vartor 26-08-2006 04:34

Re: Yılan
 
Cok enteresan , ben de yilani zehirinden dolayi ilac sembolu olarak goruyordum.

sargon 26-08-2006 10:17

Re: Yılan
 
Başka dünyalara gidip derinlere dalmadan, daha yakın zamandan başlayalım. Tıpdünyasında yılanın sembol kabul edilmesinde hiç kuşkusuz asıl faktör ne Eski Ahit ne de Sümer mitolojileri ve büyülerdir. Bence en büyük etken Yunan mitolojisidir. Yunan mitolojisinde hekim-tanrı Asklepios en önemli iyileştirici tanrı olarak başroldedir.

Yunan mitolojisinde iyileştirici tanrıların en ünlüsü Asklepios’tur. Kızı Hygeia sağlığı koruma tanrıçası, diğer kızı Panacea sağlık tanrıçası, oğlu Telesphore iyileşme tanrısıdır. Diğer oğlu Podallirios sağlıkla pek ilgili görünmese de onun oğlu olan Hippocon doktordur ve babamız Hippokrat’ın atası olduğuna inanılır.

Maşallah aile değil hastane…. (Dr. Serdar Günaydın, Hürriyet)


http://upload.wikimedia.org/wikipedi..._Asklepios.jpg

Asklepios güneş tanrısı Apollon'un oğludur. Başka mitolojilerde de sembolü yılan olan tanrılarla güneş tanrıları arasında yakınlıklar vardır. Asklepios efsanesi birçok mitolojik öykü gibi oldukça ilginç. Yukarda verdiğim linklerden sonuncusu bu hekim tanrıyı daha ayrıntılı anlatıyor. Ancak bu tanrının ölümü ilginç. Asklepios ölüleri bile diriltmeye kalkan ve giderek güçlenen bu hekim-tanrıdan rahatsız olur, bu gidişle insanlar ölümsüzleşmeye başlayacaklardır. Nihayet üzerine bir yıldırım atarak öldürür. Sağlık hizmetlerini oğlu ve kızı yerine getirmeye devam ederler.

Asklepios için: http://www.arkeo.org/icerik.asp?menu...konu=asklepios

Asklepios'dan bahsederken www.tebe.org/tr/dosyalar/mitoloji/asklepios.htm+ASKLEPIOS&hl=tr&gl=tr&ct=clnk&cd=5&l r=lang_tr]şu alıntıyı [/url] da yapmadan geçersek yazık olacak.

Asklepios'un tapınaklarına Asklepion denir. Burlar aynı zamanda İlkçağın hastaneleridir. En büyüğü ve en ünlüsü Bergama'da olanıdır. Helenistik dönemde kurulmuş olan bu büyük sağlık kompleksi Asklepios'tan başka onun kızı sağlık tanrıçası Hygieia ve onlardan çok önce Anadolu'da bulunan Telesphorus'u bir araya getirmektedir. şifalı su, kaplıca, fizik tedavi, temiz hava gibi tedavilerin yanısıra telkin eğlence ve müzik yoluyla hekimliğin ne kadar ileri gittiğini göstermektedir. Bu Selçuklu ve Osmanlı anlayışında da karşımıza çıkar.

Asklepios efsanesine Anadolu'da yapılan bir katkı da şudur (aynı hikaye Lokman Hekim içinde anlatılır); Zeus Asklepios'u yıldırımıyla öldürünce bu sırada hekimin yazmakta olduğu reçete oradaki bir otun üzerine düşmüş, yağan yağmurla kağıttaki yazı toprağa karışarak her derde deva sarımsak meydana gelmiştir.

sargon 26-08-2006 10:49

Re: Yılan
 
Mircea Eliade, dinsel motifleri işlediği son derece önemli kitabında yılan/ejderha temasını ayrı bir başlık yapacak önemde görmemiş. Ancak mitlerin morfolojisi ve işlevi bölümünde konuya değinmiş. Şimdi de ordan bir alıntı yapacağım.

Tanrıların ilkörneği Güneş kimi zaman "Yılan" adını almaktadır ve ateş tanrısı Agni, aynı zamanda bir "Asura rahibi"dir, yani bir "demon"dur; kimi zaman çöreklenmiş bir yılan biçiminde "iki kafası da görünmeyecek bir şekilde başsız ve ayaksız olarak" betimlenir. Aitareya Brahmana'da, Ahi Budhnya'nın görünmez(parokşena) ve Agni'nin görünür(pratyakşa) olduğu anlatılır; başka bir deyişle yılan, ateşin potansiyel gücüdür, buna karşın karanlık, potansiyel durumdaki ışıktır. Vacasaneyi Samhita'da Ahi-Budhnya güneşle özdeşleştirilir. Ölümsüzlük veren içki soma, "tanrısaldır" ve "güneşe aittir"; buna karşın Rig-Veda'da Soma'nın "Agni'nin kendi eski derisinden çıkması gibi doğduğu" anlatılır; bu da ona yılana ait bir özellik kazandırır. "Evrenin Hükümdarı"nın ana modeli ve gök tanrısı Varuna, aynı zamanda Okyanus tanrısı'dır; Mahabharata'da anlatıldığına göre burası yılanların evidir; "yılanlar kralıdır" (nagaraca) ve Atharva Veda'da Varuna "çıngıraklı yılan" olarak adlandırılır.

Eliade'nin zengin kitabından yine zor anlaşılan ve her bir cümlesine birçok bilgi yüklediği kitabından bir paragraf. Hint mitolojisinden örneklerle bizim yılanımızın aslında nasıl karşılıklı her iki çelişkili özelliğe sahip olan bir yaratık haline gelmiş olduğuna dair açıklamalar yapıyor. Hint mitolojisi, Hinduizm ve onların ardılları olan Budizm gibi dini anlayışlarda bilindiği gibi bu ikili özellik çok önemlidir. Hatta Hinduizm bir tür diyalektik dindir bile diyebiliriz. Karanlık'ın potansiyel ışık olması *gibi yeraltının yaraığı yılanın güneşle birlikte düşünülmesi son derece ilginç.

Yılan, hem öldürücü, yokedici, korkunç bir yaratıktır, bir canavardır. Ejderha olur, kötülükler yapan, cazalandırılmış olan, yada tanrıların savaştığı ve insanları şerrinden koruduğu bir şeydir, bazen de yer altından çıkıp felakete ve kıyamete neden olur.

Diğer taraftan ise iyileştirici, sağaltıcı güce sahiptir. Yukardaki örneklerde gördüğümüz gibi büyücükten tıpa uzanan yolun temsilcisidir. Dinler dünyasından günümüğze yansıyan bu diyalektiğin şimdiye kadar iyi olan, sağaltıcı olan yanına baktık hep. Biraz da kötü olan yanına bakalım. Hastalıkları iyileştiren tanrıça Ninti'den, hekim tanrı Asklepios'dan Havva'yı aldatan yılana, yedi başlı ejderhalara, Medusa'lara doğru gidelim.

sodomo-- 02-09-2006 13:04

Re: Yılan
 
Sargon, Samule Henry Hooke'un "Ortadoğu Mitolojisi" isimli kitabını okudun mu ?

sargon 02-09-2006 13:07

Re: Yılan
 
Basilisk'den başlamak istiyorum. Ne yazık ki, bu mitoloji yaratıkları ile ilgili türkçe wikipedi'de pek bir bilgi yok. Ancak son zamanlarda Harry Potter sayesinde popüler hale geldiği için türkçe bazı kaynaklar da var.

Bu yılana yılanların kralı deniyor. Ortaçağa ait hayvanlara ilişkin kitaplarda vücudunun üst tarafı horoz, başında bir taç olan, *alt tarafı ise yılan olan bir yaratık olarak çizilmiş. Bakışı taşlaştırıyor yada öldürüyor, nefesi ise öldürücü bir zehir taşıyor. *Basilisk'lere ait sayısız efsane ve öykü var. Adeta insan fantazisinin güzünü gösteren bir örnek. İşte 1642 yılına ait bir Basilisk resmi

http://upload.wikimedia.org/wikipedi...aldrovandi.jpg

Latin Amerika'da yaşayan bir tür iguana'ya da bu fantezi yaratığa benzerliğinden dolayı bu ad verilmiş.

http://upload.wikimedia.org/wikipedi...lumifrons1.jpg

Basilik'ler hristiyan dünyasına da bir biçimde geçmişler. Alegorik bir figür olarak ölümü, şeytanı ve günahı sembolize etmiştir. Basilisk hikayeleri Avrupa'da oldukça yaygın. *William Shakespeare'in III. Richard adlı oyununda da bahsediliyormuş:

Oyuna adını veren kötü ruhlu karakter erekek kardeşini öldürür, hemen arkasından da güzel gözlerinden söz ederek kardeşinin dul karısına iltifat eder. Ama kadın onun iltifatlarına yüz vermez. "Keşke bir Basilisk'in gözleri olsaydı da" diye cevap verir, "seni bir anda öldürseydiler!"

http://www.harrypotter.gen.tr/root/i...=1&Renk=0466A4

http://www.seherbaz.com/modules.php?...owpage&pid=174

Son olarak yerel Basilisk efsanelerinden de bahsetmek mümkün.

http://de.wikipedia.org/wiki/Basilisk_%28Mythologie%29

Yukardaki linkte *yerel Basilisk öykülerinden bazı örnekler verilmiş. Ben bunlardan Basel öyküsünü size çevirdim:

Bei der Gründung der Stadt Basel (Schweiz) soll angeblich in einer Höhle ein Drache (Basilisk) gewohnt haben. Nach einer anderen Version soll ein Kaufmann einen Basilisken nach Basel gebracht haben. Fest steht, dass 1474 in Basel (nach einem Tierprozess) ein Hahn zum Tode verurteilt wurde. Dem Hahn wurde vorgeworfen, er habe ein Ei gelegt, was wider die Natur war. Vor allem aber befürchteten die Basler, dass aus dem Ei ein Basilisk schlüpfen könnte. Der Hahn wurde nach ordentlichem Prozess enthauptet und das inkriminierte Ei den Flammen übergeben.

Basel şehrinin kuruluşunda bir mağarada sözde bir ejderha(Basilisk) yaşarmış. Bir başka versiyona göre ise bir satıcı Basel'e bu Basilisk'i getirmiş. 1474 yılında ise Basel'de yapılan bir horoz infazı olayı ortaya çıkarılmış durumda. (Not: Bu hayvanları idama mahkum etme olayı son derece ilginç bir şey, şu listede bazı hayvan idamlarının listesi verilmiş. Listede en çok domuz var, ama inek, boğa, kuş, horoz hatta fare bile var. İdamda iki yönetm uygulanmış. Asma ve yakma. ) *Bu horozun suçu ise şu: Yumurtasını ortalığa bırakmış, içinden Basilisk(ejderha) çıkmış. Tabii bu olay Basel'lileri çok korkutmuş. Horoz mahkemeye çıkarılmış ve yakılarak idam edilmiş.

İşte bu Basilisk'e ait haykeller Basel sokaklarını süslüyor şimdi.

http://upload.wikimedia.org/wikipedi...r%C3%BCcke.JPG

sargon 02-09-2006 17:30

Re: Yılan
 
Yeni bir canavar yılan/ejderha'ya geçeceğim. Ama yukardaki öyküde horoz'un nasıl yumurta ile ilişkilendirildiğini sormayın. Ya çeviride bir hata yapıyorum ya da başka birşey var anlamadığım. Hahn basbayağı horoz demek. Cezalandırılan hayvan da bu. Anlayan bana da söylesin.

Sevgili Sodomo, bahsetiğin kitap hemen alıp okumam gereken kitaplar arasında imiş. Bilgi için teşekkürler.

Şimdi yeni canavarımıza geçelim. Hydra. İşte yeraltına gidiş yoluna konan muhteşem dokuz başlı ejderha. Hydra'nın ünü daha çok Herkül'den geliyor. Çünkü bu canavarı öldürmeyi başaran Herkül'dür.

http://upload.wikimedia.org/wikipedi...Moreau_003.jpg

Hikaye şöyle:

Tanrıça Hera, Zeus’un ölümlü Alcmene ile olan ilişkisinden olan oğlu Herkül’ü öldürmek ister. Pek çok girişimde bulunur fakat başarılı olamaz. Çünkü Herkül çok güçlüdür. Bunun üzerine Hera, Herkül’le savaşması için korkunç Hidra’yı yetiştirir.

Hidra vücudu köpek, başı ise 9 yılandan oluşan bir yaratıktır. Kesildiğinde tekrar uzayan başları ve ölümcül bir nefesi vardır. Sulak ve yarı bataklık bir bölgede yaşar. Levralılar’ı tehdit eder, korkutur. Ekinlere zarar verir, gemileri batırır.

Herkül ise kendisinden 12 kahramanlık yapmasını isteyen Tiryns kralı Eurysthesus için yola çıkar. Herkül’ün 2. görevi Hidra’yı öldürmektir.

Herkül Hidra’nın yaşadığı yarı bataklık alana gider. Kılıcıyla Hidra’nın her bir başını kestiğinde yerine iki tane birden çıkmaktadır. Dövüş sırasında Hera, Hidra’ya yardım etmek ve Herkül’ün ilgisini dağıtmak için bataklıktan kocaman bir yengeç yollar. Yengeç Herkül’ün ayağını kıskaçları arasına alır fakat Herkül diğer ayağıyla *yengecin kabuğunu ezerek öldürür. Sonra da Hidra’nın başını büyük bir kayanın altında ezerek öldürür.


Hydra'nın herkül tarafından öldürülmesi aslında birçok kültürde olan kahramanlar yada tanrılar tarafından canavarlarla yapılan savaşların tipik örneğidir. Tevrat'ta da buna benzer şekilde Leviathan ile RAB'bın savaştığını ve onu öldürdüğünü göreceğiz. Hatta fazla beklemeden hemen Leviathan'a geçelim.

sargon 02-09-2006 20:34

Re: Yılan
 
Leviathan (Eski Ahit'in türkçe metninde Livyatan olarak geçiyor) Önce Eski Ahit'ten bazı ayetler verelim.

Yeşaya 27.1

O gün RAB Livyatan`ı, o kaçan yılanı, Evet Livyatan`ı, o kıvrıla kıvrıla giden yılanı Acımasız, kocaman, güçlü kılıcıyla cezalandıracak, Denizdeki canavarı öldürecek.

Mezmurlar 70:12-14

Ama geçmişten bu yana kralım sensin, ey Tanrı, Yeryüzünde kurtuluş sağladın.
Gücünle denizi yardın, Canavarların kafasını sularda parçaladın.
Livyatan`ın başlarını ezdin, Çölde yaşayanlara onu yem ettin.



Livyatan mitolojik öykülerden Kutsal Kitaba aktarılmış olduğu için tek tanrıya geçilince hem RAB'bın yarattığı hem de savaşıp, öldürdüğü bir yaratık haline dönüşür, ancak ortaya çıkan çelişki de olduğu gibi bırakılır.

Mezmurlar 104:24-26

Ya RAB, ne çok eserin var! Hepsini bilgece yaptın; Yeryüzü yarattıklarınla dolu.
İşte uçsuz bucaksız denizler, İçinde kaynaşan sayısız canlılar, Büyük küçük yaratıklar.
Orada gemiler dolaşır, İçinde oynaşsın diye yarattığın Livyatan* da orada.


Eyüp'ün hikayesini başka bir yerde anlatmıştım. Orda Eyüp'ün haklı davasını tanrı karşısında nasıl güçlü şekilde savunduğunu ve adeta tanrıdan hesap sorduğunu, buna karşın tanrının hayal kırıcı bir şekilde insanı tatmin etmeyen zayıf bir cevap verdiğini göstermiştim. İşte o metinde RAB Eyüp'e yaptıklarını savunamadığı için ağzını kapatmaya çalışır. Leviathan'ı nasıl öldürdüğünü anlatıp Eyüp'e hava atar. İşte o metinde RAB'bın Leviathan'ı nasıl öldürdüğü

Eyüp Bölüm 41

1 Livyatan`ı çengelle çekebilir misin, Dilini halatla bağlayabilir misin?
2 Burnuna sazdan ip takabilir misin, Kancayla çenesini delebilir misin?
3 Yalvarıp yakarır mı sana, Tatlı tatlı konuşur mu?
4 Seninle antlaşma yapar mı, Onu ömür boyu köle edesin diye?
5 Kuşla oynar gibi onunla oynayabilir misin, Hizmetçilerin eğlensin diye ona tasma takabilir misin?
6 Balıkçılar onun üzerine pazarlık eder mi? Tüccarlar aralarında onu böler mi?
7 Derisini zıpkınlarla, Başını mızraklarla doldurabilir misin?
8 Elini üzerine koy da, çıkacak çıngarı gör, Bir daha yapmayacaksın bunu.
9 Onu yakalamak için umutlanma, Görünüşü bile insanın ödünü patlatır.
10 Onu uyandıracak kadar yürekli adam yoktur. Öyleyse benim karşımda kim durabilir?
11 Kim benden hesap vermemi isteyebilir? Göklerin altında ne varsa bana aittir.
12 Onun kolları, bacakları, Zorlu gücü, güzel yapısı hakkında Konuşmadan edemeyeceğim.
13 Onun giysisinin önünü kim açabilir? Kim onun iki katlı zırhını delebilir*fo*?
14 Ağzının kapılarını açmaya kim yeltenebilir, Dehşet verici dişleri karşısında?
15 Sımsıkı kenetlenmiştir Sırtındaki*fö* sıra sıra pullar,
16 Öyle yakındır ki birbirine Aralarından hava bile geçmez.
17 Birbirlerine geçmişler, Yapışmış, ayrılmazlar.
18 Aksırması ışık saçar, Gözleri şafak gibi parıldar.
19 Ağzından alevler fışkırır, Kıvılcımlar saçılır.
20 Kaynayan kazandan, Yanan sazdan çıkan duman gibi Burnundan duman tüter.
21 Soluğu kömürleri tutuşturur, Alev çıkar ağzından.
22 Boynu güçlüdür, Dehşet önü sıra gider.
23 Etinin katmerleri birbirine yapışmış, Sertleşmiş üzerinde, kımıldamazlar.
24 Göğsü taş gibi serttir, Değirmenin alt taşı gibi sert.
25 Ayağa kalktı mı güçlüler dehşete düşer, Çıkardığı gürültüden ödleri patlar.
26 Üzerine gidildi mi ne kılıç işler, Ne mızrak, ne cirit, ne de kargı.
27 Demir saman gibi gelir ona, Tunç çürük odun gibi.
28 Oklar onu kaçırmaz, Anız gibi gelir ona sapan taşları.
29 Anız sayılır onun için topuzlar, Vınlayan palaya güler.
30 Keskin çömlek parçaları gibidir karnının altı, Döven gibi uzanır çamura.
31 Derin suları kaynayan kazan gibi fokurdatır, Denizi merhem çömleği gibi karıştırır.
32 Ardında parlak bir iz bırakır, İnsan enginin saçları ağarmış sanır.
33 Yeryüzünde bir eşi daha yoktur, Korkusuz bir yaratıktır.
34 Kendini büyük gören her varlığı aşağılar, Gururlu her varlığın kralı odur."


Bu kadar anlattığımız Leviathan'ın çok sayıda gravürü de yapılmış. İşte bunlardan biri.

http://upload.wikimedia.org/wikipedi..._Leviathan.png

Görüldüğü gibi RAB, daha sonra da müslümanların Allah'ı olacak olan Tanrı Leviathan'la çok çetin bir savaş veriyor. Aynı Enuma Eliş'de, Gılgamış'da yada Eski Yunan'da Herakles'in verdiği çetin savaş gibi. Aslında biz en önemli ejderhayı unuttuk. Gılgamış'ın yani Sümer-Babil'lerin ejderjhası.

sargon 03-09-2006 10:43

Re: Yılan
 
İncil, yani Yeni Ahit'teki canavar öykülerine geçmeden önce yeri gelmişken bir Sümer-Akat dünyasına uzanıp, ordaki Gılgamış ve Enkidu'nun canavarı öldürme öyküsünü aktarayım. Bu öykü adeta Eski Ahit ve Yunan mitolojisindeki Hydra öyküsünün kaynağı gibi. Ancak yine de bunlar birbirlerinden direk olarak alınmış öyküler olmayabilirler. Yılan kavramının bir arketip olduğunu, insan fantezisinin bundan çeşitli canavarlar, şeytanlar vb. çıkarmaya yatkın olduğunu görüyoruz.

Gılgamış destanının bilinen en eski uyarlaması Sümer uyarlaması. Daha sonra Akad uyarlaması geliyor ve biz asıl olarak Akad uyarlamasını biliyoruz. Muazzez İlmiye Çığ destanı biraz sıkıcı bir şiir biçimindeki halinden çıkarıp bir öykü biçiminde yeniden yazmış. Onun kitabından Gılgamış ve Enkidu'nun ejder Humbaba ile savaşmaya karar verdikleri ve savaştıkları bölümleri aktaracağım.

Gılgamış yerinde duramayan biri ve aynı zamanda vahşi yaşamadan gelmiş olan arkadaşı Enkidu'nun sıkıcı şehir yaşamından bıktığını düşünerek ona gidip ormandaki canavar Humbaba'yı öldürmeyi teklif eder. Enkidu şöyle cevap verir:

Sevgili arkadasim, canavari öldürme isteginde haklisin. O ölürse halkimiz ondan kurtulacak, sen de sanina san katarak, adini ölümsüz yapacaksin. Bu serüvende ben de seni yalniz birakmayacagim. Fakat, yine de seni tekrar uyarmak istiyorum. Canavar Huvava'nin yasadigi ormana girenler bir daha çikamiyormus. Canavarin kükremesinin bir tufan firtinasi gibi oldugunu, ates saçan agzindan her seyi yok eden bir nefes çiktigini söyledim sana. Bunlari bilerek, yine git mek istiyor musun oraya?

Bundan sonra epey uzun bir karar verme süreci, yaşlılar meclisi ve gençler meclisinin farklı tutumları, Gılgamış'ın annesinin uğurlaması, yolda Gılgamış'ın gördüğü rüyalar gibi birçok anlatım var. Bizi ilgilendiren kısım canavarın nasıl bişey olduğu. Gerçi sedir ormanına varırlar ama canavarın soluğu yüzünden Gılgamış günlerce uykuya dalar. Gılgamış'ın uyanmasından sonra nihayet savaş başlar. Burayı aktarayım:

Ormana geldiklerinde agaçlar o kadar sikti ki, onlari kesip yol açmadan yürümeye imkân yoktu. Birlikte gelen gençler baltalarla agaçlan kesip, ülkelerine götürmek üzere demetler
yapiyorlardi. Yol açip ilerlemeye basladiklarinda Huvava onlarin yaklastigini anlayinca
kükremeye basladi. Onun kükremesiyle agaçlar sallaniyor, sanki yer yerinden oynuyordu.
Enkidu, "Duyuyorsun degil mi arkadasim canavarin kükre-mesini? Hâlâ korkmuyor musun?"
dedi. Gilgames, "Bizi hiçbir sey korkutamaz, yeter ki, beraber olalim. El ele verince onu yenecegimizden hiç kuskum yok" dedi. Birbirlerine destek olarak yürümeye devam ettiler.
Tam o sirada her seyi altüst eden bir firtina patladi. Öyle bir firtina ki, agaçlardaki dallari,
yapraklari koparip yerlere çarpiyor, yerdekileri de havalara firlatiyordu. Toz duman, göz gözü
görmeyecek hale gelmisti ortalik. Bu kargasalik içinde Gilgames Enkidu'yu yakalayarak,
"Sakin bu firtina seni korkutmasin! Bunu Günes Tanrimiz Samas'in ejderi daha kolay
yakalamamizi saglamak için gönderdiginden kuskun olmasin!" dedi. Bunda Gilgames
hakliydi. Çünkü ejder bu firtinadan saskina dönmüs, ne yapacagini bilmez halde iken,
korkunç yüzü, bütün dislerini gösteren agzi ile karsilarina çikivermisti. Onun saskinligindan
yararlanan Gil- games'in, firtinanin ugultusunu bile bastiran bir haykirisla ejderin üzerine
atilmasiyla suratina yumrugunu atmasi bir oldu. Firtina dan sersemleyen ejder beklemedigi bu
yumrukla yere yikiliverdi. Bunu gören Enkidu, hemen onun üzerine atladi ve elinde tuttugu
iple onu simsiki bagladi. Bunun üzerine Huvava Gilgames'e "Ne olur Gilgames beni birak!
Sana hiç dokunmayacagim. Insanlara zarar vermeyecegim, onlar istedikleri kadar ormandan
agaç kesebilirler. Yeter ki beni birak! Senin kulun kölen olacagim, yeter ki beni öldürme"
diye yalvarmaya basladi.

Bu güçlü, acimasiz görünen Gilgames'in ne de yufka yüregi varmis! Hemen Enkidu'ya
yavasça, "Bak zavalli ne kadar yalvariyor. Bize ve insanlarimiza bir sey yapmayacagina söz
veriyor. Gel onu öldürmeyelim" dedi.

Enkidu buna çok kizdi: "Sen deli misin, inaniyor musun onun sözlerine? Adi üstünde,
canavar! Söylediklerinde durur mu? Eger onu birakirsak, biz dönemeyiz ülkemize. Hazir
tutmusken elimizden kaçirmak olur mu? Hemen öldüreyim onu" dedi ve kiliciyla bir vurusta
öldürdü. Canavarin basini kesip bir tarafa koydular. Tam torbayi alip yola çikacaklari zaman
Enkidu Gilgames'e, "Arkadasim simdi aklima bir sey geldi. Hazir buraya gelmisken ormanin
en uzun ve güzel agacini keselim" deyince Gilgames lafinin sonunu beklemeden hemen, "Ne
yapacaksin onu?" diye soruverdi. Enkidu, "Ondan yüce Tanrimiz Enlil'in Nip-pur'daki
tapinagina çok görkemli kapi yaptirmak istiyorum."

Bu öneri Gilgames'in hosuna gitti. Çünkü Humbaba'yi öldür dükleri için Orman'in sorumlusu
olan Tanri Enlil'in onlara kizacagindan korkuyorlardi. Ormanin en uzun ve kalin agacini buldular.
Onu kestiler, yanlarinda gelen gençlerin ormana yol açmak için kesip demet yaptiklari
odunlarla birlikte Firat Nehri'ne saliverdiler. Nehir onlari Uruk'a götürecekti. Bu is de tamamlandiktan sonra büyük bir zaferle Uruk'a döndüler. Onlari merakla bekliyordu Uruk halki. Geldikleri daha uzaktan görülür görülmez, "Geliyorlar!" sözü bir anda dalga dalga sehre yayiliverdi. Onlar daha sehir meydanina ulasmadan halk oraya toplanmisti bile. Herkesin merakli gözleri önünde torba açildi. Insanlari yillarca korkudan titreten, onlari ormana sokmayan canavarin korkunç basi ortaya çikti. Halkta büyük bir sevinç basladi. Herkes birbirine sariliyor, ardindan Gilgames'e kosuyor, ona sarilarak, "Sen ülkemizin en büyük kahramanisin" diyorlardi. Enkidu'ya da ayni gösteri yapiliyordu.

Gilgames böylece sehir duvarini ve diger yapilari yaptirdigi için ünlü oldugu gibi, canavari
korkusuzca öldürerek ülkeyi bu canavardan kurtardigi için de kahraman olmustu.


http://upload.wikimedia.org/wikipedi...inder_seal.jpg
Gılgamış ve Enkidu

Bu arada öykünün son kısmındaki paragrafta Tanrı Enlil'İn kızacağından korktukları için ejderi öldürmeleri karşılığında tanrının tapınağına en büyük ağaçtan bir kapı yapma kısmına dikkat çekmek istiyorum. Bu bir tür rüşvet. Senin ejderini öldürdük ama bak tapınağına da kapı yapıyoruz şeklinde. Sümer-Akad tanrılarından sonra gelen tek tanrılı dinlerdeki RAB, Allah gibi tanrıların da buna benzer özelliklerinin olduğunu görüyoruz. Günah işleniyor ve ardından bağışlanması için bir takım sunular/rüşvetler veriliyor. Bunlar çeşitli şekillerde olabiliyor.

sargon 03-09-2006 15:02

Re: Yılan
 
İncil'deki ejderha öyküleri "Vahiy" kitabında geçiyor. Bu kitap İncil'İn en ilginç kitabı. Aynı zamanda en çok tartışılan ve hakkında çok farklı yorumların yapıldığı bir kitap. Kitabın önsözünde özelliğine ve içeriğine ait epeyce uzun açıklamalar var. İncil'de apokaliptik türde yazılmış tek metin bu kitap. Yani Tanrı'Nın insanlık tarihindeki amacını açıklamayı hedef ediniyor. Tanrı insanları niye yaratmış, niye işlerine karışıyor, neyi amaçlıyor, ne istiyor vb. Metin Yuhanna'ya ait ve şöyle başlıyor.

Vahiy, 1:1-3

İsa Mesih`in vahyidir. Tanrı yakın zamanda olması gereken olayları kullarına göstermesi için O`na bu vahyi verdi. O da gönderdiği meleği aracılığıyla bunu kulu Yuhanna`ya iletti. *Yuhanna, Tanrı`nın sözüne ve İsa Mesih`in tanıklığına -gördüğü her şeye- tanıklık etmektedir. Bu peygamberlik sözlerini okuyana, burada yazılanları dinleyip yerine getirene ne mutlu! Çünkü beklenen zaman yakındır.


Metinde epey sayıda ejderha, yılan ve canavar öyküsü var. Bunlardan Kadın ve Ejderha öyküsü bana çok ilginç gelen bir öykü. Bu öykü birbirinden kopuk gibi duran bazı mitolojik öyküleri ve Eski Ahit ile Kuran öykülerini birbirine bağlıyor gibi görünüyor. Önce Kadın ve Ejderha öyküsünün ilk paragrafını aktarayım.

Gökte olağanüstü bir belirti, güneşe sarınmış bir kadın göründü. Ay ayaklarının altındaydı, başında on iki yıldızdan oluşan bir taç vardı. Kadın gebeydi. Doğum sancıları içinde kıvranıyor, feryat ediyordu. Ardından gökte başka bir belirti göründü: Yedi başlı, on boynuzlu, kızıl renkli büyük bir ejderhaydı bu. Yedi başında yedi taç vardı. Kuyruğuyla gökteki yıldızların üçte birini sürükleyip yeryüzüne attı. Sonra doğum yapmak üzere olan kadının önünde durdu; kadın doğurur doğurmaz Ejderha çocuğu yutacaktı. Kadın bir oğul, bütün ulusları demir çomakla güdecek bir erkek çocuk doğurdu. Çocuk hemen alınıp Tanrı`ya, Tanrı`nın tahtına götürüldü.
Kadınsa çöle kaçtı. Orada bin iki yüz altmış gün beslenmesi için Tanrı tarafından hazırlanmış bir yeri vardı.


Bu öykü aslında yaratılış öyküsünün aynısıdır. Ancak biz yaratılış öyküsünü sadece Adem ve Havva'dan ibaret düşündüğümüz zaman bunu anlamamız güçleşiyor. Burada çizilen ejderha, Lilith yani Adem'in ilk karısıdır. Lilith'le ilgili daha ayrıntılı bilgi için

http://www.blogcu.com/sargon/Adem_ve_Havva

Gökte beliren güneşe sarılmış kadın Havva'dır. Ay ayaklarının altındadır. Bir tür ay tanrısı imajı var burda. Doğum yapmak üzeredir. Ve doğacak çocuğunu yemeye hazırlanan ejderha ise kötü kadın Lilith'dir. Ortada iki kadından oluşan bir öykü var. Yedi başlı, on boynuzlu ejderha (Lilith) çocuğu yemeyi başaramaz. Çünkü çocuk doğar doğmaz alınıp Tanrı'ya götürülür. Kadın ise çöle kaçar.

Eski Ahit'teki İbrahim'in karıları Hacer ve Sara öyküsü de metinden silinmiş Havva ve Lilith öyküsüne benzer. Bu öyküde de İbrahim'in çocuğu olmadığı için karısı Sara, cariyesi Hacer'le yatmasını ister. İbrahim'in Hacer'den çocuğu olur (İsmail) ama sonra Sara'dan da çocuğu olur (İshak). Tam da öykünün burasında Hacer kötü kadın olur. Sara ile alay eder ve Sara buna çok kızıp, kocasından cariyesi Hacer ve oğlunu atmasını ister. O da Hacer'i oğluyla birlikte çöle atar. Bu öyküde Havva ile Sarah, Hacer ile Lilith eş görünmektedirler. Koca ise birinde Adem birinde İbrahim olur.

Yılan konusundaki yazılarımızın başından beri anlattığımız yılan-kadın-büyü ilişkisi İncil'de yeniden karşımıza çıkıyor görüldüğü gibi. Ancak bu kadar değil. Devam edeceğiz.

sargon 03-09-2006 17:08

Re: Yılan
 
Bu enteresan metine devam ediyorum. Kadın ve Ejderha bölümünde yani Vahiy 12'de bir sonraki paragraf şöyle başlıyor:

Gökte savaş oldu. Mikail`le melekleri ejderhayla savaştılar. Ejderha kendi melekleriyle birlikte karşı koydu, ama gücü yetmedi. Bu yüzden gökteki yerlerini yitirdiler. Büyük ejderha -İblis ya da Şeytan denen, bütün dünyayı saptıran o eski yılan- melekleriyle birlikte yeryüzüne atıldı.

Bundan sonra gökte yükselen bir ses duyuluyor ve bir şiir söylüyor. Yukardaki pasaj ilginç. Ejderha şeytan yada iblis olmuştur. Ve ona itaat eden melekler vardır. Yani iki melek grubu arasında bir savaş yaşanır. Bazı yorumlarda bir tür isyandan bahsedilmiş olmalı, tanrıya karşı olan bu ayaklanma üzerine şeytan/ejderha ve onun melekleri yeryüzüne atılıyorlar. Cennetten yılanın atılması öyküsünün bir versiyonu olduğu anlaşılıyor bu öykünün. Elbette hıritiyan yorumları farklı olabiliyor.

http://www.biblebasicsonline.com/turkish/06/D21.html

Bu gökteki savaş ve ejderha/şeytan'ın yeryüzüne atılması öyküsü Kuran'da da daha farklı bir versiyon halinde geçiyor. Şeytan'ın Adem'e secde etmemesi ve Allah'a isyan etmesi üzerine cennetten kovulması biçiminde. Elbette bütün Kuran öykülerinde olduğu gibi değişik surelerde dağınık bir biçimde.

Hicr suresi

28.Hani Rabbin meleklere demişti: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan bir beşer yaratacağım."
29."Ona bir biçim verdiğimde ve ona Ruhum'dan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın."
30.Böylece meleklerin tümü, topluca secde etti.
31.Ancak İblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı.
32.Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmayışının sebebi nedir? dedi.
33.Dedi ki: "Ey İblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın?"
34.Dedi ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş bulunmaktasın."
35."Ve şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir."


Hepsini almayacağım. Sadece şunu belirtmek istiyorum ki, Kuran'da şeytan'la Allah'ın tartışmasına yol açan öykünün İncil'e dayanan bir temeli var gibi görünüyor.

sodomo-- 03-09-2006 17:17

Re: Yılan
 
Sevgili Sargon, daha önce açtığın mitoloji-dinler ilişkili topiclerinin linklerini hepsini verirsen memnun olurum. (Kusura bakma biraz tembelliğim üstümde)

sargon 03-09-2006 17:25

Re: Yılan
 
Sevgili Sodomo,

yazdığım yazıların önemlilerini bir blogda topluyorum. Burda geliştirip sonra blog'a koyuyorum. Ordan hepsini bir arada görebilirsin. Yazıların çoğu mitoloji-din ilişkisi üzerine oluyor. Bunun dışında tarihsel konular ve kutsal kitap yorumları yazıyorum.

http://www.blogcu.com/sargon/

Burda Adem ve Havva, Cehennem ve Şeytan, Hacer Ana, İnsan Kurban Etme, Nuhun Karısı Norea, Tarkan, Yaşasın 1 Mayıs yada Kutsal Ağaç başlıkları mitoloji-din ilişkisi üzerine.

vartor 03-09-2006 18:39

Re: Yılan
 
Sevgili, saygideger, Sargon,
Bu degerli calismalarini,daha genis zumrelere duyurmalisin. Nereden geldik,nereye gidiyoruz sorularina, bir rehber olabilir bu derlemelerin.
*Alcakgonullukle, sorulmadan belirtmedigin blogunun konulari, ve tarafsiz yorumlariyla, buyuk bir calisma sonucu ortaya ciktigi, insan aklini dusunmege sevkedici bir hizmet olarak gordugumu belirtmek ister, insanlik adina,sana, tesekkur ederim.

M.rted 04-09-2006 00:54

Re: Yılan
 
Merhabalar,

cok enteresan bir konu.

Bir yerde okumusdum, yilan penis sembolü de olabilir.

sargon 04-09-2006 11:30

Re: Yılan
 
Sevgili Vartor,

Ovgu dolu sozlerin icin tesekkur ederim. Insanliga biraz katkim oluyorsa bana ne mutlu.

Sevgili Murted,

Yilan konusuna farkli yaklasimlar oldugu konusunda haklisin. Jung ve Freud'un bu konuda yorumlarinin oldugunu biliyorum. Belki de antropolojik ve psikolojik yaklasimlar diye siniflandirmak mumkundur. Benimkisi daha cok antropolojik bir yaklasim.

sargon 16-09-2006 23:01

Re: Yılan
 
Yılan konusuna kaldığımız yerden devam ediyorum nihayet. Sadece birkaç yılanım kaldı, sabredip okuyanları daha fazla baymayacağım. *:D

İncildeki yılanlarda kalmıştık. İncilde, daha doğrusu son kitap Vahiy'deki diğer yılanlara devam edeceğim ama önce unuttuğumuz bir konuya değineyim. Doğu'nun yılan/ejderhaları. İzleğimizde daha çok Batı kültürünü oluşturan Mezopotamya, Yunan ve Avrupa kültürünü işledik. Halbuki yılan evrensel bir simge. Hatta Dünya Sağlık Örgütü'nün yılanı simge olareak kabul edişini daha da anlamlı hale getirecek şekilde, Doğu kültürlerinde bu semboller olumlu, iyi özelliklere sahip.

Batı kültüründe ejderha/yılan iyi özellikleri unutulmuş tamamen bir canavar haline getirilmişken, doğuda ejderha şans/sağlık sembolü olarak kabuyl ediliyorlar. Wikipedi'nin İngilizcesinden Doğu Asya'da Ejderha bölümünü sizin için çevirdim.

http://en.wikipedia.org/wiki/Dragon

Ejderha’lar Asya’nın bazı bölümlerinde genellikle şans/sağlık sembolü sayılır ve bazen tapılır. Asya ejderhaları hava koşullarını belirlerler, özellikle yağmur ve su ile ilgilidirler ve parlayan incilerin koruyucularıdırlar.

Çin’de, Japonya ve Kore’de olduğu gibi, Azur Ejderhası Çin takımyıldızının dört sembolünden biridir; ilkbaharı, Tahta elementini(?) ve batıyı gösterir. Çin ejderhaları sık sık büyük incileri kavramış biçimlerde gösterilir, hatta bazen bunların ejderhanın yumurtası olduğu söylenir. Çinliler ejderhaların çoğunlukla su altında yaşadıklarına inanırlar ve bazen onlara hediye olarak pirinç sunarlar. Ejderhalar Avrupada olduğu gibi kanatlarla gösterilmez, çünkü onların büyü kullanarak uçtuğuna inanılır. (Gayet mantıklı, büyü varsa kanata ne gerek var, meleklerin kanatları da gereksiz bişey demek ki)

Diğer taraftan, her ayağında beş pençesi olan Sarı ejderha (Huang long) Çin’deki emperyal otoriteyi ve dolaylı biçimde Çin halkını sembolize eder. Bu yüzden Çinliler sık sık “Ejderhanın Çocukları” sözü ile kendi etnik kimliklerini ifade ederler. Bhutan’da ise ejderha kraliyet sembolüdür, hükümdarın egemenliğini ifade etmek için Ejderha Kral denir.


http://upload.wikimedia.org/wikipedi...eToeDragon.jpg

Ejderhaların Çinliler tarafından ataları kabul edilmesi kısmına dikkat çekmek istiyorum. Çeşitli hayvanların, özellikle vahşi hayvanların ata olarak kabul edilmesi özellikle göçebe kavimlerde belirgin bir özelliktir. Türklerde de kurt ata olarak kabul edilir. Ancak binlerce yıl önce yerleşik yaşama geçmiş olan Çinlilerin ejderhayı ata kabul etmesi ile Mezopotamya'da geldiğimiz yer olan Cennet'e, tanrıların dünyasına yada direk Adem'in eşi olarak "yılan biçiminde büyücü kadın" Lilith biçiminde yerleştirilmesi arasında bir ilişki var gibi görünüyor. Her iki durumda da geldiğimiz yere ait, üstün özellikleri olan bir yaratık. Anaerkil çağın yaşandığı dönemlere ulaşabilme şansımız olsa belki de bu arketip hakkında daha çok şey düşünebiliriz.

sargon 17-09-2006 01:21

Re: Yılan
 
Evet İncil'in diğer ejderhaları artık tamamen canavar olarak anılmaya başlıyorlar. Birincisi "denizden çıkan canavar", diğeri "yerden çıkan canavar" olarak geçiyor. Aslında sizi yazıya boğmak istemiyorum ama her iki metin de o kadar enteresan ki buraya aktarmazsam anlaşılmayacak. Mecburen tümünü veriyorum.

Denizden Çıkan Canavar

Sonra on boynuzlu, yedi başlı bir canavarın denizden çıktığını gördüm. Boynuzlarının üzerinde on taç vardı, başlarının üzerinde küfür niteliğinde adlar yazılıydı. Gördüğüm canavar parsa benziyordu. Ayakları ayı ayağı, ağzı aslan ağzı gibiydi. Ejderha canavara kendi gücü ve tahtıyla birlikte büyük yetki verdi. Canavarın başlarından biri ölümcül bir yara almışa benziyordu. Ne var ki, bu ölümcül yara iyileşmişti. Bütün dünya şaşkınlık içinde canavarın ardından gitti. İnsanlar canavara yetki veren ejderhaya taptılar. “Canavar gibisi var mı? Onunla kim savaşabilir?” diyerek canavara da taptılar.

Canavara, kurumlu sözler söyleyen, küfürler savuran bir ağız ve kırk iki ay süreyle kullanabileceği bir yetki verildi. Tanrı`ya küfretmek, O`nun adına ve konutuna, yani gökte yaşayanlara küfretmek için ağzını açtı. Kutsallarla savaşıp onları yenmesine izin verildi. Canavar her oymak, her halk, her dil, her ulus üzerinde yetkili kılındı. Yeryüzünde yaşayan ve dünya kurulalı beri boğazlanmış Kuzu`nun yaşam kitabına adı yazılmamış olan herkes ona tapacak. Kulağı olan işitsin!

Tutsak düşecek olan Tutsak düşecek.
Kılıçla öldürülecek olan Kılıçla öldürülecek.
Bu, kutsalların sabrını ve imanını gerektirir.


Yerden Çıkan Canavar

Bundan sonra başka bir canavar gördüm. Yerden çıkan bu canavarın kuzu gibi iki boynuzu vardı, ama ejderha gibi ses çıkarıyordu. İlk canavarın bütün yetkisini onun adına kullanıyor, yeryüzünü ve orada yaşayanları ölümcül yarası iyileşen ilk canavara tapmaya zorluyordu. İnsanların gözü önünde, gökten yere ateş yağdıracak kadar büyük belirtiler gerçekleştiriyordu. İlk canavarın adına gerçekleştirmesine izin verilen belirtiler sayesinde, yeryüzünde yaşayanları saptırdı. Onlara kılıçla yaralanan, ama sağ kalan canavarın onuruna bir heykel yapmalarını buyurdu. Canavarın heykeline yaşam soluğu vermesi için kendisine güç verildi. Öyle ki, heykel konuşabilsin ve kendisine tapmayan herkesi öldürebilsin. Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu. Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin, ne de satabilsin.

Bu konu bilgelik gerektirir. Anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. Çünkü bu sayı insanı simgeler. Sayısı 666`dır.


Ortada 3 tane ejderha oldu. Birincisi başlangıçta *Lilith-Hacer karışımı kadının çocuğunu yemeye hazırlanan ama Mikail'in savaştığı ejderha, ikincisi sudan çıkan yine on başlı, yedi boynuzlu olan ve bir başı yara almış olan ve insanların taptığı ejderha ve nihayet yerden çıkan iki boynuzlu canavar.

Bunları paranoyak sayıklamalar sayanlar olacaktır. Ancak tarih boyunca en çok tartışılan konulardan biri olmuş bu kitaptaki semboller. Burda bunları açıklama gibi bir iddiamız yok. Ancak başlangıçtan beri çizdiğimiz çerçevede yılan/ejderha'dan kötü sonuçlar çıkaran Mezopotamya geleneğinin Yeni Ahit'te devam ettiğini görüyoruz.

sargon 17-09-2006 12:37

Re: Yılan
 
Kuran'daki Dabbe'ye yada Dabbetül arz denen yaratığa geliyoruz. Kuran canavarı ile İncil canavarını birarada düşünerek tekrar yorumladığımızda İncil canavarları hakkında daha açık bilgiye ulaşabiliriz. İncil'in ilk canavarı bir tür yaratılış öyküsü sembolizasyonu gibi görünür demiştik. İkinci ve üçüncü canavarlara dair benim düşüncem şöyle: İkinci canavar Kuran'da şeytan (belki de deccal), üçüncü canavar Kuran'da dabbe olmuştur. Üçüncü, yani topraktan çıkan canavar ikinci yani denizden çıkan canavara tabii, daha doğrusu insanları ona tapmaya zorluyor. Kuran'dan bildiğimize göre dabbe insanları sapıtan, şeytana taptıran bir yaratık.

Kuran'ın dabbesi ile İncil'in üçüncü canavarının benzer özelliklere sahip olduğunu görüyoruz. Her ikisi de yerden çıkar, ikinci canavar yani şeytana tapmaya zorlar. İncil ifadelerinde Kuran yazar veya aktarımcılarına ilham verdiğini tahmin ettiğim bir cümle:

Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu.

Ancak İncil canavarı ile kıyamet arasında belirgin bir ilişki yok. Kuran'da, kıyamet, insanları tehdit/uyarı amaçlı son derece önemli bir tema olduğundan kıyamet öne çıkmış. Buna kaynaklık edebilecek bazı düşünceler var tabii İncil metninde. Örneğin

İlk canavarın adına gerçekleştirmesine izin verilen belirtiler sayesinde, yeryüzünde yaşayanları saptırdı. Onlara kılıçla yaralanan, ama sağ kalan canavarın onuruna bir heykel yapmalarını buyurdu. Canavarın heykeline yaşam soluğu vermesi için kendisine güç verildi. Öyle ki, heykel konuşabilsin ve kendisine tapmayan herkesi öldürebilsin.

Bu canavarların güçbirliği yaparak çalışması sonucunda kıyamete benzer bir tablo çıkarıldığını görüyoruz. Kuran da eksik kalan kısmı tamamlayıp, öyküyü kıyamet gelince bu canavar ortaya çıkacak diye tamamlamış. Tabii bir de deccal var ki, bir hayvan, yılan olmamasına karşın özellikleri ile İncil'in ikinci canavarına oldukça benziyor.

Şimdi Kuran canavarına geçebiliriz.

hazretikömürcü 17-09-2006 12:53

Re: Yılan
 
Sevgili sargon,
Benim bir kuş kadar beynim var. Bu gilgileri alabilecek kadar geniş değil.
HYDRA Kızılmaske'de geçiyordu.
Yazılarından sonra hepimiz mitolog olacağız.
Saygılar
hazretikömürcü

sargon 17-09-2006 13:08

Re: Yılan
 
Dabbe Kuran'da Neml suresinde geçer. Şu hayvan fablleri suresi. Süleyman'ın karıncalarla, kuşlarla konuştuğu, Saba melikesini haremine kattığı öykülerin olduğu sure. Önce ayeti aktarayım. Neml 82:

Söylenen başlarına geleceği vakit, bunlar için yerden bir "dâbbe" (canlı) çıkarırız ki bu, onlara insanların âyetlerimize kesin bir iman getirmemiş olduklarını söyler.

Dabbe, debelenerek yürüyen yada sürünen hayvan anlamında bir sözcük. Tefsirciler bunun bir hayvan olduğu ve kıyamet yaklaştığı zaman ortaya çıkacağı konusunda ittifak halindeler. Bu hayvanın neler yapacağı ve ne zaman ortaya çıkacağı konusunda görüş birliği olsa da nasıl bir hayvan olduğu konusunda bazı belirsizlikler var. Bunun için Seyyid Kutub'un tanımlamalarını aktarayım:

Burada sözü edilen hayvanın ortaya çıkışını anlatan pek çok hadisler de vardır. Bu hadislerin bir kısmı sahihdir. Yalnız bu sahih hadislerde hayvanın sıfatlarına ilişkin bir açıklama yoktur. Bu hayvanın sıfatlarına açıklık getiren rivayetler "sahihlik" derecesine ulaşmamışlardır. Bu nedenle biz de onun vasıflarına ilişkin her açıklamayı bir kenara itiyoruz. Bu hayvanın uzunluğunun 60 arşın olması, hem tüyleri hem kılları, hem de kanadının bulunması, üstelik sakallarının olması ne anlam ifade edebilir! Başının öküz başı gözlerinin domuz gözü, kulağının fil kulağı, boynuzunun geyik boynuzu, boynunun deve kuşu boynu, göğsünün aslan göğsü, renginin kaplan rengi, böğrünün kedi böğrü, kuyruğunun koç kuyruğu, ayaklarının deve ayakları... olması ne işe yarar! Aslında Tefsir bilginleri bu sıfatları belirlemede boşuna yorulmuşlardır!

Bu hayvan konuşan bir hayvandır. Süleyman'ın hayvanlarla konuşma becerisi vardı hani. Ama Süleyman hayvanların dilini biliyordu. Dabbe ise tersidir. O insanların dilini bilen bir hayvandır. Dabbenin özelliklerine dair bazı hadisler:

"İlk çıkacak kıyamet alameti, güneşin battığı yerden doğması ve kuşluk vakti insanların üzerine "dâbbe''nin çıkmasıdır. Bu alametlerden hangisi önce belirirse, ötekisi onu kısa zamanda takibedecektir" (Müslim, Fiten, 118; İbn Hanbel, "Müsned", II, 201)

"Dâbbe, yanında Hz. Musa (a.s.)'nın asâsı ve Hz. Süleyman (a.s.)'ın mührü olduğu halde çıkacaktır. Mü'minin yüzünü asa ile parlatacak, kâfirin burnunu da mühürle mühürleyecek. İşte o dönemde yaşayan insanlar biraraya gelecekler ve mü'minler, kâfir belli olacaktır" (Ahmed b. Hanbel, II, 491; Tirmizî, Tefsîr, süre: 27)


Ayrıca

Dâbbet-ül-erd çıktığında gökleri bir duman kaplayıp bütün insanlara gelip canlarını yakacak, herkes bunun acısından duâ edip; "Yâ Rabbî! Bu azâbı üzerimizden kaldır. Sana îmân ediyoruz" diyeceklerdir. (Yûsuf Nebhânî) Dâbbet-ül-erd çıkar sonra Mekke'de Safâ altından, Dağ kadar bir hayvandır, ayırır iyiyi fenâdan.
(M.Sıddîk bin Saîd)

sargon 17-09-2006 13:57

Re: Yılan
 
Kuran'daki Dabbe ile kıyametin ilişkisi bana ilginç gelen bir ilişki. Bu ilişki üzerine bazı düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

Baştan beri izlediğimiz gibi yılan(ejderha)-büyü-kadın ve yılan-büyü-şeytan ilişkileri insan zihninde defalarca tekrar tekrar kurulmuştur. Yılan/ejderha'nın büyü ile ilişkisini ve olumlu özelliklerini konuyla ilgili ilk yazılarda aktarmıştım. İyileştirici ve hekimlik'in ilkel haliyle yılanla ilişkili olduğunu görmüştük. Büyü aynı zamanda kötü amaçla da yapılabilir. Yılan'ın diyalektiği başlığında bu konuya girmiştik. Kıyamet en büyük, en kötü büyüdür. Bu en kötü büyünün yapılacağı zaman da yılan/ejderha'nın yeniden ortaya çıkıyor. Dabbe olarak geliyor ve insanları kandırıyor, aldatıyor. Yoldan saptırıyor. Bunlar büyük büyüler.

Bir başka konu ise yılan-büyü ikilisi ile kadın-şeytan arasında kurulan ilişkidir. Anaerkil dönemlerden kalma olduğunu tahmin edebileceğimiz iyi yılan-büyü döneminde kadın da bu ikilinin yanındadır. Erkek egemenliği ve "erkek" dinleri ile yılan-büyü ilişkisi eksen değiştirip kötüleşiyor ve kadın bu işkilinin yanında kötü bir kimlikle, giderek şeytan olarak yer alıyor. Şeytan'a bir cinsel kimlik verilmemiş olsa da bir çok öyküde metafor olarak dişi anlatılmasının toplumsal bilinçaltında yerettiğine inanıyorum.

Pozitif anlamda yılan/büyü ilişkisi Kuran'a gelindiğinde tümüyle ortadan kalkmış durumda. Artık bir canavardır yılanımız. Kıyametin işaretidir. Adeta bir korku romanından fırlamıştır. Duyanın, görenin gözlerini dehşetten yuvalarından çıkartır. (Not: Kuran'ın bazı batılı aydınlar tarafından korku kitabı gibi olarak nitelenmesi haksız bir eleştiri değil bence. Dabbe Kuran'da önemli yer tutmaz ama o kadar çok cehennem, şeytan, azab, cin, deccal vb. vardır, o kadar çok korkutucu ifadeler kullanılmıştır ki, çocuklara okutulmasının zararlı olacağını düşünüyorum. Çocuklara ejderha öyküleri anlatılır ancak çocuk zihninde yara açacak tarzda değildir ejderha öykülerinin hepsi. Kuran metinleri ise tersine çocuk zihnini korkuyla dolduracak türde.)

Yazı dizisinin sonuna geldik. Son olarak Dabbe adlı korku filminin yönetmeni Hasan Karacadağ'ın *konu ile ilgili yorumunu aktaracağım.

İnsanoğlu var olduğu günden beri korkularıyla yüzleşmekten çekinmiş fakat bu duyguyu içinden silip atamamıştır. Çünkü bütün korkuların temelinde ÖLÜM korkusu yatmaktadır. Peki ama neden?... Çünkü ölümden sonra ne olup biteceği hakkında hiç kimsenin inandırıcı hiçbir delili yoktur... Zaten dinlerin çıkış noktası da bu değil midir?...Hayata madde veya quantum anlamında baktığınızda aslında ölüm denilen birşeyin olmadığını görürsünüz... Çünkü hiçbir atom yapısı vardan yok edilemez...yani atom ölemez sadece form değiştirir... Dolayısıyla Ölüm kavramını var eden ve düşündürten şey Fizik değil Metafiziktir. Ve bu metafiziğin en güçlü silahı da bilinmeyenin insan ruhuna verdiği korkudan başka bir şey değildir... Bir korku filmi yaparken çıkış noktasının kesinlikle bu olması gerektiğini düşünüyorum... Sinemanın anlamı gerçek malzemeden hayal üretmek olduğuna göre Korku filminin görevi de benim için hayali malzemeyle gerçeklik etkisini izleyiciye verebilmektir....

http://www.dabbefilm.com/index.htm


Sonuç:

Yazı dizisini artık bitiriyorum. Aslında işlenebilecek o kadar çok canavar, ejderha, yılan var ki hepsini işlemek ne mümkün ne de gerekli. İlginen olursa diye bunların bir kısmını wiki üzerinden veriyorum.

Yunan:
http://en.wikipedia.org/wiki/Typhon
http://en.wikipedia.org/wiki/Medusa_%28mythology%29
http://en.wikipedia.org/wiki/Chimera_%28mythology%29

Tatar ve Çuvaş:
http://en.wikipedia.org/wiki/Yilbegan
http://en.wikipedia.org/wiki/Vere_Celen

Avrupa:
http://en.wikipedia.org/wiki/Lindworm
http://en.wikipedia.org/wiki/Zilant
http://en.wikipedia.org/wiki/Wyvern

Amerika:
http://en.wikipedia.org/wiki/Quetzalcoatl


İran:
http://en.wikipedia.org/wiki/Zahhak

Neva 17-11-2011 09:17

Keyif alarak okudum tesekkurler. Eski metinlerde bu denli yer etmis olmasi gercekten ilginc.

ahura mazda 20-11-2011 00:20

Alıntı:

sargon´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 38605)
Uzun zamandır kafamda olan bir konu. Bu konuya gireceğim ama neresinden gireceğimi bir türlü çıkartamıyorum. Epey kapsamlı bir konu bu yılan konusu.

Şurdan başlayayım en iyisi. Dünyanın en çok bilinen öyküsü hangisidir diye sorsalar çoğumuz Adem-Havva öyküsü deriz. Bu öyküdeki en önemli aktörlerden biri de yılandır. Bu yılan oraya nasıl girmiş acaba. Başka öykülerde de sık sık karşımıza çıkıyor. Birçok mitolojide ve dinlerde geçiyor bu yılan. Bazen yedi başlı, dokuz başlı oluyor, bazen ejderha yada dev yaratıklar haline dönüşüyor.

Tevrat'taki öyküde Havva'yı kandıran yılandır. Süzülerek gelip Havva'yı "bilgi ağacı"nın meyvesinden yemesi için kandırır. Adem ve Havva'nın kendilerine yasaklanmış olan "bilgi ağacı"nın meyvesini yemeleri üzerine "hayat ağacı"nın meyvelerinden yemeleri de yasaklanır ve bu iki zat-ı muhterem ölümlü hale gelirler. Yılanla birlikte anılan figürler: Yaşam, ölüm, bilgi ve gizem.

Tevrat'taki bu öykünün daha eski versiyonlarında ise yılan yerine, vücudunun alt kısmı yılan şeklinde çizilen bir başka kadın, Adem'in ilk eşi olan Lilith vardır. Öykünün daha tam halini okumak isteyen varsa http://www.blogcu.com/sargon/Adem_ve_Havva

Burdan daha da gerilere gitme şansımız var. Sümer yaratılış öyküsünde Enki, karısı Ninhursag tarafından korkunç şekilde cezalandırılır. Çünkü Enki affedilmez bir iş yapmıştır. Ninhursag'ın cennet bahçesine ektiği 8 ağacın meyvelerinden yemiştir. Bunun üzerine Ninhursag'ın büyüsü ile Enki'nin vücudundaki yaralar hiçbir tanrı tarafından iyileştirilemez. Neyse ki ortadan kaybolan Ninhursag geri dönüp Enki'nin yaralarını iyileştirir. Bunun için de her yara için bir tanrıcık yaratır. Hasta olan kaburga kemiği için de Nin-ti yani "kaburga kemiğinin hanımı" ve "sağaltan kadın" anlamına geliyor.

Sümer mitolojisinde de benzer figürler ortaya çıkıyor: Yaşam, ölüm, bilgi ve büyü(gizem)

Binlerce yıl boyunca yılan, kadın ve büyü sözcükleri birlikte kullanılmış. Örneğin İbranice ve Arapça'da yılan ve büyü sözcükleri aynı kökenden geliyormuş. Ayrıca yılan etinin büyücülükte ve tedavi amaçlı olarak uzun dönem kullanılmış olduğunu da biliyoruz. Tam burada tıp dünyasında yılan figürünün simge olarak kullanılmasına değinmek istiyorum. Yılanlı tıp sembolü 1956'dan beri Dünya Tıp Birliği'nin de sembolü.

http://www.ttb.org.tr/amblem/150x150.jpg

Sevgili Sargon ilk önce yazın ve emeğin için çok teşekkür ederim.
Neredeyse tüm kültürlerin mitolojilerinde yılan figürü var,hatta neredeyse tüm dinlerde bir yılan hikayesi ile karşılaşıyoruz.

Bende mitolojiye hakim olduğum için eklemeler yapmayı düşündüm ancak öteki sayfalara geçince yeterli açıklamayı yaptığını gördüm,bazı mitolojiler alıntıladığın kaynaklar biraz değiştirerek vermişler,Yunan mitolojisinden alıntılar yaparken Hesiodos ve Homeros'tan yararlanmalı öneririm çünkü internette genelde Yunan mitolojisini "modernleştirerek" daha ilgi çekici hale getirmek için eklemeler yapıyorlar.

Eklemek istediğim yılanlar ise karı-koca mitolojik karakterler olan "Typhon" ile "Echidna" dır ikiside yılan formatına sahip ve bu ikisinde evlatları kötü yaratıklardır.Ayrıca "Typhon" Yunan Mitolojisine Hatti mitolisi olan "İlluyanka" mitosundan girmiştir.

Uzun lafın kısası hemen hemen her toplumda bir yılan mitosu kesinlikle var,bunu cinsellikte aramaya gerek yok aslında temel sebep yılanın insanın yaşadığı coğrafyaların hemen hemen hepsinde yaşamasında kaynaklıdır,insanla iç içe olan bu canlı çok fazla ölüme sebep olduğu için bir korku unsuru olmuş aynı zamanda zehiri panzehir işlevi gördüğü içinde sağlıkla ilişkilendirilmiştir.Ayrıca derisini değiştirmesi,devamlı yenilenmesi ve çok nadir hasta olmasından ötürü de insanoğlunun dikkatini çekmiştir.
http://en.wikipedia.org/wiki/File:Wo..._of_snakes.svg
Şöyle de yılanların var olduğu coğrafi alanı göz önüne alırsak,bu durum daha iyi anlaşılacaktır.

Ölüm oranı açısından da mesela burma da yılan ısırması yüzünden her yıl 1000 kişi yaşamını kaybetmekte.
Ayrıca bir yılda 423.000 kişi zehirli bir yılan tarafından ısırılmakta ve her yıl 20.000 kişi zehirli yılanlardan dolayı hayatını kaybetmektedir.Ki Eski dönemlerde olsaydı hali ile ölüm oranlarının ne kadar uçuk olabileceğini hayal edebilirsiniz.
İnsanoğlu yılanı bu kadar efsaneleştirmekte ve korku unsuru yapmakta aslında mantıklı davranmış.Böyle keskin bir korku unsurundan uzak durmak için mitoslar gayet caydırıcı bir yöntem

sargon 20-11-2011 02:38

Sevgili ahura mazda, önerilerin icin tesekkür ederim. Yilan konusu bir zamanlar üzerinde cok düsündügüm ve severek inceledigim bir konuydu. Ozellikle yilan, kadin ve büyü iliskisi beni cezbetmisti. Yilanin iki temel özelligini vurgulamaya calistim. Birincisi deri degistirmesi, yada sürekli bir yeniden dogum (Hiristiyanlikta, Budizmde, Alevilikte vb. cok önemli), ikincisi yuvasini yer altina yaptigi icin ölüler ve canlilar dünyasi arasinda gidip gelen bir yaratik oldugu seklindeki inanc. Ama cok sayida insanin ölümüne sebep olmus olmasinin etkisini pek düsünmemistim.

Bu kadar ilginc bir tema olmasina karsin, Eliade yilan temasini bitki kültleri, günes ve ay kültleri, su kültleri gibi ayri bir baslik altinda toplamaya gerek görmemis. Eliade'nin siniflandirmasinda yirtici hayvan kültleri de yok. Cok genel bir siniflandirma yapmis ve bu kadar detaya girmeyi istememis herhalde. Aslinda bu konular zenginlestirilebilir. Yirtici hayvan kültleri, yerlesik kavimlerde önemini yitirdigi icin tek tanrili dinlerde fazla etkili degiller. Ama bana ilginc geliyor.

Katkilarda bulunacak olursan severek okuyacagimi bilmeni isterim.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:10 .