![]() |
Kelimeler-kavramlar
Bu topicte dilim döndüğünce Kur'ani kelime ve kavramları en başta size sorarak daha sonra kendim açıklayarak anlatmaya çalışacağım.Tabi bu arada karşılıklı fikir alış-verişlerinde ve çatışmalarında bulunabilmeyi umut ediyorum.İlk olarak ceza kelimesini ele almak istiyorum.Evet arkadaşlar ceza nedir?Cezanın açılımı konusunda bir bilgisi olan var mı?Cevaplarınızı bekliyorum.Hoş ve esen kalınız.
|
Re: Kelimeler-kavramlar
Ceza; açıkça suç olarak tanımlanmış bir fiilin (veya pasif kalma durumunun) gerçekleşmesi halinde faile uygulanacak ve önceden açıkça bildirilmiş yaptırımdır.
unsurları: *Suç açıkça fiilin vukuundan önce yazılı olarak tanımlanmış olacak. **Ceza açıkça tanımlanmış olacak. Yani yazılı değilse, bildirilmemişse ne suç olur ne ceza. Sadece 'Ceza'yı mı konuşacağız hiramusta, yoksa 'suç'un ne olduğu üzerinde de duracak mıyız? |
Re: Kelimeler-kavramlar
Yok, öncelikle ceza kelimesinin açılımını ortaya bi koyalım.
|
Re: Kelimeler-kavramlar
Suçu tanımlamadan Ceza'yı tanımlamak biraz tersten gitmek gibi geldi bana.
|
Re: Kelimeler-kavramlar
Arapçadan Türkçeye geçen birçok kelime gibi "ceza" kelimeside anlam kaymasına uğramıştır.Bu anlam kaymasından dolayı, konuya suçu tanımlamaktan girmek istemedim.Evet,ceza Türkçe sözlük anlamında,sevgili K.C. nin de belirttiği gibi;" açıkça suç olarak tanımlanmış bir fiilin (veya pasif kalma durumunun) gerçekleşmesi halinde faile uygulanacak ve önceden açıkça bildirilmiş yaptırımdır." anlamına gelmektedir.Ancak Arapça'daki anlamı bu değildir.Mesela cezanın tevillerinden birisi ödül/mükafattır.Bir diğeri ise azap/yaptırımdır.Cezanın birbirine zıt tevilleri sizi şaşırtmış olabilir.Bunun sebebi bu iki tevilinde tek başına cezanın meali olmamasındandır.Cezanın tam olarak meali "karşılık"tır.Ceza karşılık demektir.Örneğin cennet iyiliğin cezası (karşılığı)dır,cehennem de kötülüğün cezası (karşılığı)dır.
|
Re: Kelimeler-kavramlar
Müstehak gibi birşey mi?
|
Re: Kelimeler-kavramlar
Sn. Hiramusta,
Forumlardan takip ettiğim kadarı ile; dürüst, kaynaklarla düşünen, seviyeli ve bilgili bir arkadaşsınız. Öncelikle, başladığınız çalışmanızda başarılar dilerim, tüm bu meziyetleriniz ile, sonra da sabır! Baştan beri düşündüğüm ve söylemek istediğim şeylerdi kelimeler ve imgeler. Bunu açmak için kırk yol denedim. Abartı yaptım biliyorum ama çok düşündüğüm gerçek. Ben çıkamadım işi içinden varın birazda siz uğraşın sevgili dostum. Belki bizler de faydalanırız. Kelime dilden çıkar, çıktığı dili yöneten beynin aktarımıdır. Ama tüm aktarımlar yüzde yüz aynı olmaz. Örnek istersek; hani bazen biliriz, düşünürüz de bunu sevdiğimize söyleyemeyiz ya. Veya söylesek de dilden birkaç ton yüksek çıktığından sarılırız silaha, bir trafik kazasında. Bu ilk engeldir kelime ile imge arasında. Kelime dilden çıkar, çıktığı yönde ulaştığı antendir kulak. Lakin bu aradaki gürültü de ikinci kez imgeyi engeller. Konuştuğumuz arkadaşımıza –Hakan diye hitap ederiz de gürültüden duymaz da anlar Bakan diye. Bu ikinci engeldir imgeye. Buraya kadar şeksiz şüphesiz geldiğini varsaydığımız imge bu sefer takılır antenlerin problemlerine. Ben derim ki; -Dede yaşın kaç. Dedem anlar –Hadi saçına tak bir taç. Hani derler ya duymaz da uydurur diye. Bu da üçüncü engeldir güzel imgemize. Antenden de geçti diyelim ama gidecek onu yoğuran beyne. Bu arada da var bir yol, lakin o da bazen bozar algıyı. Kalabalıklarda yalnız dolaşmak nedir derlerse işte bu deriz, bu da dört. Sevimli algımız bundan da sağ salim geçti ise düşer koca bir kazana. Esas işleneceği yerdir bu kazan lakin benzemez çıktığı kazana. Düştüğü yer farklıdır, düştüğü zaman, düştüğü heyecan. 10 gramlık suya 1 damla mürekkep damlatırsın suyun tamamı olur mürekkep de 100 litre içinde mikroskopla ararsın da bulunmaz. Bu da beş. Şimdi gelelim sorunuza güzel dostum. Ceza demiştiniz değil mi? Yukarıdakilerin içine bir de internet girdi altıncı bozucu olarak. Hangi ceza dersem kızar mısın? Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın. |
Re: Kelimeler-kavramlar
Sevgili Mhmmd hakkımdaki güzel düşüncelerin için teşekkür ederim.Bu nitelikler,olmaya çalıştığım ama bunda ne kadar başarılı olduğumu bilmediğim niteliklerdir.
Bismillah dedik,kelime ve kavramlara giriş yaptık bakalım.Bunda kendimizi ne kadar ifade edebiliriz bilemiyorum.Aklıma Musa'nın duası geliyor bir an için,"Rabbim dilimi çöz".Bu duaya ortak olmaya o kadar ihtiyacım varki?En büyük sorunumuz bu... anlaşılamamak.Bunda hernekadar doğru kelimeleri kullanamanın payı büyük olsa da karşımızdakinin konuştuğumuz kelimelerden bihaber olmasının payı da yadsınamayacak kadar büyüktür.Hele konu din diliyse...bu Tanrının da sorunudur.Tanrı binlerce yıldır insanlar tarafından doğru anlaşılamamıştır.Bu belkide insanın doğasına işlemiş olan kelimelerle oynama hastalığı yüzündendir.İnsan kelimelerle oynayarak anlam kaymalarına yolaçmış ve böylece Tanrının mesajı kelime oyunlarının gürültüleri arasında kaybolup gitmiştir.İşte Peygamberler,Tanrının kelimelerini bize doğdoğru öğreten öğretmenlerdir.Öğretmenin kitabına (vahye)yaklaşırsak kelimeyi doğru öğreniriz.Ahbarların,ruhbanların,hocaların,şeyhler in kitaplarına-söylemlerine yaklaşırsak bize kelimenin özü değil, yamuklaştırılmış,yayvanlaştırılmış,içi boşaltılmış posası kalır.Ki bu da bizi Maksad-ı İlahi'nin tersine bir anlayış içerisine sürükler.Bunun sonucunda da batıl bir inanca bürünürüz.Bu inanç benim sıklıkla sözettiğim "atalar diniyle" eşdeğerdir. Hanimiş:"Hangi ceza dersem kızar mısın?" Diye soruyorsun.Kardeş ben sana kızmam da, peki ben sorundan birşey anlamadığımı söylesem bana kızar mısın? |
Re: Kelimeler-kavramlar
Sn. Hiramusta,
O halde; Bismillah’ ınıza ortak, duanıza amin ve sorumuza cevap düştü bu cahile diyelim. Yalnızca bildiğim kadarıdır bu, benden çıktı, beynimden süzülen kelimeler klavyesinde canlandı. Kimsenin bir kusuru olmaz ve olmadı. Kusurların tümü cehlime aittir vesselam. Dostum der ki ceza nedir? Kelime anlamını bile çıkarsan bak nelere varır; Kaynak: Büyük Türkçe Sözlük, D. Mehmet DOĞAN Ceza: (Huk.) 1. Suç, kusur veya yanlış hareket sonucu tatbik edilen müeyyide. 2. Kanunların ihlali halinde uygulanan müeyyide. 3. (Dil) Şart cümlelerini takip eden cümle. Sadece, bir ve ikinci satırsa konumuz bak bu cahil neler sorar. 1.Hukuki bir terim ise hukuk nedir? 2.Hangi çeşit hukuk ile değerlendirmeliyiz? 3.O halde; bu çeşit hukuğun tanımı nedir? 4.Suç nedir? (K.C. takıldığı nokta) 5.Kime göre suç işlenmektedir? 6.Nasıl bir suç, cezai işlemi doğurur? 7.Kusur nedir? 8.Kime göre kusur oluşmaktadır? 9.Nasıl bir kusur cezai işlemi doğurur? 10.Yanlış hareket nedir? 11.Neye göre yanlış hareket işlenmektedir? 12.Nasıl bir yanlış hareket cezai işlemi doğurur? . . . Henüz kelime anlamının yarısına gelmedim dikkat edilirse. Kelime anlamından çıkıp mhmmd anlamına gelirsem. Anlam farklılaşır. Ortada ne suç kalır ne ceza, Ne kusur, ne de bir hata Vicdan denklemi derler buna Cennet ile cehennem susar bu hususta. Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın |
Re: Kelimeler-kavramlar
Sn Hiramusta
Eğer bir yöntem olarak ceza kelimesini inceleyeceksek, yani bunun insanları yönlendirmek yada onlara yön tayin etmek için kullanımı durumları söz konusu ise bu beni Kur'ani bir yöntem olarak düşündürür. Ceza konusunda K.C. tanımı yapmış. Yalnız birde pratik suç unsuru vardır ki, bu fiiliyatta olsa dahi, yazılı olmasa dahi aslında bir suç oluşturur, ancak suç betimlenmeden ve çerçevesi çizilmeden ceza öngörülemez. Sizin son söylediklerinizden ise ortaya ödül kavramı çıkıyor. Kelimeler soyut kavramlardır, içerikleri ile somutlanırlar. [quote:1be9a75647="Mhmmd"]"Sadece, bir ve ikinci satırsa konumuz bak bu cahil neler sorar. 1.Hukuki bir terim ise hukuk nedir? 2.Hangi çeşit hukuk ile değerlendirmeliyiz? "[/quote:1be9a75647] Ceza kelimesinin tanımı(açılımı) onu somutlar, bu durumda o kelimede anlaşılmış olur, ancak o ifade edilirken başka soyutlar(hukuk gibi) ortaya çıkar ki, bu durumda ayrıca hukukunda ne olduğu somutlanmalıdır. Biz neye yada kime göresini bırakalım bir kenara, aşağıdaki yöntem yerindedir. Suç ve Ceza ayrı olarak ifade edilemez, ayrı ayrı somutlanamaz. "Ceza; açıkça suç olarak tanımlanmış bir fiilin (veya pasif kalma durumunun) gerçekleşmesi halinde faile uygulanacak ve önceden açıkça bildirilmiş yaptırımdır. unsurları: *Suç açıkça fiilin vukuundan önce yazılı olarak tanımlanmış olacak. K.C." Tanımlama bu işte suç ve ceza ayrılmaz bir bütündür, birisi yok ise diğeride yoktur. Sizin tanımlamanıza göre Hiramusta cennet bir ceza ise, sevaplarda suçlar toplamıdır. Şu halde sizin ifadeniz yeterli değildir. Karşılık der iseniz o halde başlığımız ceza değil karşılık kelimesidir. Mesala cennet bir karşılıktır, cehennemde bir karşılıktır. Bu anlamda cennet bir karşılık olmakla ceza olarak ifade edilemez, onun karşılığı ödül kelimesinde aranmalıdır. Kaldı ki bana inanmazsan karşılığı cehennemdir der iseniz, karşılık kelimesi yerine ceza demekle bir anlam kaybı oluşmaz. İnanırlardan olursanız karşılığı cennettir anlamında kullanırsanız buradaki karşılığın yerine ödülü demeklede anlam kaybı olmaz. Bizi anlam kayıpları ilgilendirir, kelime farkları değil. |
Re: Kelimeler-kavramlar
Sevgili arkadaşlar,belki bilmeyenler olabilir diye söylüyorum,ceza Arapça bir kelimedir.Türkçemize geçerken,birçok kelimede olduğu gibi anlam kaymasına uğramıştır.Suça uygulanan yatırımın Arapçadaki karşılığı "azab" kelimesidir.Bu tür anlam kaymaları meallerimize büyük ölçüde girmiştir.Şayet cezayı suça karşı verilen yaptırım olarak çevirirsek aşağıdaki ayeti şu şekilde meallendirmemiz gerekir.
25/15. De ki: "Bu mu iyidir, yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanlara ceza/yaptırım ve gidilecek yer olarak söz verilen ebedi cennet mi daha iyidir?" قل أذلك خير أم جنة الخلد التي وعد المتقون كانت لهم جزاء ومصيرا * Kul e zalike hayrun em cennetül huldilletı vüıdel müttekun* kanet lehüm cezaev ve mesıyra Halbuki ayetin doğru meali şöyledir; 25/15. De ki: "Bu mu iyidir, yoksa Allah'a karşı gelmekten sakınanlara (yaptıklarının)karşılığı ve gidilecek yer olarak söz verilen ebedi cennet mi daha iyidir?" Bir başka örnek; 20/76. İçlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınmış olanın cezasıdır/yaptırımıdır. جنات عدن تجري من تحتها الأنهار خالدين فيها وذلك جزاء من تزكى Cennatü adnin tecrı min tahtihel enharu halidıne fıha ve zalyike cezaü men tezekka Doğru meal; 20/76. İçlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları Adn cennetleri vardır. Bu, arınmış olanın karşılığıdır. Yani cennet ayetlerinde ceza kelimesi mükafat/ödül anlamında karşılık olarak geçmektedir.Şimdi bu anlamı cehennem ayetlerine verdiğimizde ne kadar komik bir anlam ortaya çıkmaktadır. 5/29." Ben, hem benim hem de kendi günahını yüklenip cehennemliklerden olmanı isterim, zulmedenlerin mükafatı/ödülü budur". إني أريد أن تبوء بإثمي وإثمك فتكون من أصحاب النار وذلك جزاء الظالمين * İnnı ürıdü en tebue bi ismı ve ismike fe tekune min ashabin nar ve zalike cezaüz zalimın Halbuki doğru meal şöyledir; 5/29." Ben, hem benim hem de kendi günahını yüklenip cehennemliklerden olmanı isterim, zalim olanların karşılığı budur". Bir başka ayet; 10/27. Kötülük işleyenlere kötülükleri kadar mükafat/ödül verilir; onların yüzlerini zillet bürür; Allah'a karşı onları savunacak yoktur; yüzleri, geceden kara bir parçayla örtülmüş gibidir. Bunlar cehennemliklerdir, orada temelli kalırlar. والذين كسبوا السيئات جزاء سيئة بمثلها وترهقهم ذلة ما لهم من الله من عاصم كأنما أغشيت وجوههم قطعا من الليل مظلما أولئك أصحاب النار هم فيها خالدون * * * Vellezıne kesebüs seyyiati cezaü seyyietim bi misliha ve terhekuhüm zilleh* ma lehüm minellahi min asım* keennema uğşiyet vücuhühüm kıtaam minel leyli muslima* ülaike ashabün nar* hüm fıha halidun Doğru meal şöyledir; 10/27. Kötülük işleyenlere kötülükleri kadar karşılık verilir; onların yüzlerini zillet bürür; Allah'a karşı onları savunacak yoktur; yüzleri, geceden kara bir parçayla örtülmüş gibidir. Bunlar cehennemliklerdir, orada temelli kalırlar. Bu yüzden arkadaşlar,ceza kelimesine yalnızca yaptırım anlamı vermek eksik bir yorum olur.Ceza mükafatı da içine alan "karşılık" anlamına gelmektedir...İnşallah ,mesele anlaşılmıştır.Hoş ve esen kalınız. |
Re: Kelimeler-kavramlar
Sevgili mhmmd,
Türk Dil Kurumunun tanımlamalarını pek de doğru bulmadım. "Kanunların ihlali halinde uygulanan müeyyide" çok geniş bir kavram. Orada 'kanunların' değil, 'ceza kanunlarının' veya 'ceza ihtiva eden kanun maddelerinin' (ki Ceza Kanunu Dışında da ceza ihtiva eden kanunlar ve maddeler var) diyerek tanımı daraltmak daha doğru olur kanaatindeyim. Birinin malına istemeden zarar vermek (sonucu istememek veya kastı, iradesi bulunmamak) Suç değil ve dolayısıyla cezası da yok. Ancak kanun ihlali söz konusu mu? Evet. Peki bu durumda kişiye Ceza verilir mi? Hayır. Zarar veren kişi tazminatla yükümlü olur, ancak Tazminat bir Ceza değildir, çünkü dar manada Ceza Kanununda tanımlanmamıştır, Borçlar Kanununda düzenlenmiştir. 1. tanıma bakarsak : "Suç, kusur veya yanlış hareket sonucu tatbik edilen müeyyide." Suçu, kusuru ve yanlış hareketi tanımlamadan Ceza'nın kabulü mümkün değildir. Mümkün olan durumlarda ise Hukuki bir tanımlamadan bahsedemeyiz. Doğudaki töre cinayetlerinin başlıca nedenlerinden biri ya kızların namuslarına yapılan saldırılardır ya da bunu gönüllü yapmalarıdır. Böyle bir olayın vukuunda o yörenin örf ve adetlerine göre kız suç işlemiştir ve verilecek ceza 'idam'dır. Ceza'nın tanımını TDK sitesindeki 1. m.'ye göre yaparsak töre kurbanı kıza cezayı verenin haklı bir sebebi varmış gibi görünür. Bu sebeple hukukta bir prensip vardır. Ceza Hukuku'nun en temel prensibi: "Kanunsuz suç ve ceza olmaz." |
Re: Kelimeler-kavramlar
Sn. KCvv,
Ben lugatın yalancısıyım. Yalnız Hiramusta nın da değindiği gibi konu biraz hukukun dışında gibi görünüyor. Yeni nikiniz hayırlı olsun. Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın. |
Re: Kelimeler-kavramlar
Eveeett,2+3 günlük bayram tatilinden sonra gene birlikteyiz.Öncelikle herkesin bayramını kutluyorum.Hoşça vakit geçirmişsinizdir,umarım.
Kur'andaki ceza kavramının anlaşıldığını kabul ederek başka bir kavrama geçmek istiyorum.Sevgili K.C nin isteği üzere "şeytan" kavramını 2.sıramıza alıyorum.Evet arkadaşlar,şeytan nedir,kimdir?Bir fikri olan var mı? |
Re: Kelimeler-kavramlar
Sevgili Hakkı Yılmaz'dan
“شيطان Şeytan”, sözlük anlamı olarak “Hakk’tan uzak olan” demektir. Kavram olarak ise, “hakka ve akla aykırı hareket eden her türlü kişi, güç ve kurumun ortak ve karakteristik adı”dır. Şeytanın kimler ve neler olabileceği, bunların özellikleri, nitelikleri, alâmet-i farikaları (ayırt edilecek özellikleri) Kur’an’da detaylı olarak mevcuttur. Kur’an’a göre şeytan: - *Haramın yenmesini, haksız kazanç elde edilmesini emreden ve öneren, - Kötülük, hayâsızlık ve Allah’a karşı bilmediğimiz şeyleri söylememizi emreden, - *Bizi fakirlikle korkutan, - *Bizi kuruntulara düşüren, - *Allah’ın yarattıklarını değiştirmeyi emreden, - *Bizleri kandırmak için bizlere yaldızlı sözler fısıldayan, - *Bize vesvese verip, kışkırtıp kafa bulandıran, - *Yaptığımız amellerimizle bizi şımartan, - *Bizi azdıran, - *İçki (uyuşturucu) ve kumarla, aramıza düşmanlık ve kin sokmak isteyen, - * * * * Allah’ı anmaktan ve O’na kulluk etmekten bizi geri durdurmak isteyen, kişiler ve güçlerdir. Bu tanımlamalara göre şeytan, yakınımızda yaşayan, gördüğümüz, bildiğimiz birileri veya göremediğimiz ama içimizde hissettiğimiz birşeylerdir. *Zaten Rabbimiz şeytanın insanlar ve görünmez güçler (enerjiden yaratılanlar: Aşağıdaki okuyacağınız Şeytan-i Racim (İblis) gibi) olduğunu bildirmiyor mu? En’am suresi ayet 112: “Böylece, Her peygamber için, insan ve cin şeytanlarından düşmanlar kıldık. ......” Kur’an’da, yukarıda sıralanmış olan şeytanî özellikleri taşıyan insanlara “شيطان şeytan” denmiştir. Meselâ Enfal suresinin 48. ayetinde geçen “شيطان şeytan” sözcüğünün, o gün için Mekkelileri kışkırtan Beni kenâne kabilesi, Müdlic oğullarından Sürâka bin Mâlik bin Cu’şum için kullanılmıştır. Enfal; 48: O zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: “Bu gün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım” demişti. Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu o, iki topuğu üstünde geri döndü ve: “Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görmekteyim, ben Allah’tan da korkmaktayım” dedi. Allah sonuçlandırması pek şiddetli olandır. Tarih ve siyer kitapları incelenerek Bedir savaşının ayrıntıları dikkate alındığında görülmektedir ki, bu kişi tıpkı ayette belirtildiği gibi önce müşriklere cesaret ve destek vermiş, sonra da onları yüzüstü bırakmıştır. Eski tefsirciler, bu ayette geçen “şeytan” sözcüğü ile Sürâka’nın kastedildiğini ama Bedir savaşındaki Sürâka’nın gerçek Sürâka olmayıp, Süraka kılığına girmiş şeytan olduğunu, dolayısıyla da Kur’an’ın aslında Sürâka kılığına girmiş “şeytan”ı işaret ettiğini söylerler. İddialarını dayandırdıkları delil ve gerekçe ise; gerçek Sürâka’nın savaşa gitmediği, hatta savaştan haberi bile olmadığı yolunda kendisinin yapmış olduğu açıklamadır. Tabi ki ileri sürülen bu iddia, delil ve gerekçe hiç inandırıcı değildir. Çünkü askerî bir otorite olan Sürâka’nın, o günkü Mekke’nin 300-400 hanelik nüfusu içinde yaşayıp, mehter takımına benzer grupların çaldığı cenk havalarını, şair kadınların herkesi hem tahrik eden hem de savaş havasına sokan gösterilerini duymaması ve savaştan habersiz olması mantık dışıdır. Şeytanî özellikleri olan insanları “şeytan” olarak isimlendiren Kur’an’dan bir diğer örnek de Bakara suresinin 14. ayetidir: Bakara; 14: Bunlar iman etmiş olanlarla yüz yüze geldiklerinde, “iman ettik” derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarındaysa “Hiç kuşkunuz olmasın biz sizinleyiz. Gerçek olan şu ki, biz alay edip duran kişileriz.” derler. Bu ayette söz konusu edilen şeytanlar da, münafıkların (ikiyüzlülerin) akıl hocaları olan insanlardır. Bir diğer örnek de Al-i Imran suresi ayet 175’te geçen “şeytan” ifadesidir ki klasik tefsirlere baktığınız zaman bunun Nuaym İbn Mes’ud adında bir kafir olduğunu okursunuz. Şeytan-ı Racim Pek çok kimse “şeytan” ile “الشّيطان الرّجيم şeytan-ı racim”i birbirine karıştırmakta ve ikisinin de aynı olduğunu düşünmektedir. Bize göre ise “Şeytan-ı Racim”; genel olarak şeytan adı altında toplanan özelliklerden başka özellikler de gösteren özel bir şeytan (!) sıfatıdır. Bu özelliği sebebiyle de Kur’an’ın kendisine verdiği özel isim; “ابليس İblis”tir. Başka türlü ifadeyle İblis şeytanlık yaptığından ötürü Rabbimiz ona “Şeytan-ı Racim/kovulmuş şeytan” adını takmıştır. Hıcr suresi ayet 34; Sad suresi ayet 77; Tekvir suresi ayet 28 ve Nahl suresi ayet 98’e bakabilirsiniz. Kur’an nasıl ki şeytanî özellikler gösteren insanları “şeytan” diye nitelemişse, aynı şeytanî özellikleri gösterdiği için bazı ayetlerde (Bakara; 36 , *A’râf; 14, 15, İsra; 64) İblis’i de “şeytan” olarak nitelemiş, fakat Bakara; 34, *A’râf; 11 – 27, *Hicr; 28 – 44, *İsra; 61 – 65, *Kehf; 50, *Ta Ha; 116 – 123, Sad; 71 – 85, Şuara; 94, 95, *Sebe; 15 – 21 gibi bir çok ayette de İblis’ten bahsederken özel ismi ile bahsetmiştir. Boyun eğmeyişi, itaat etmeyişi ve inatçı oluşu nedeniyle de Saffat suresinin 7. Ayetinde ““شيطان مارد Şeytan-ı Marid” olarak nitelenmiştir. Racim: “رجيم Racim” sözcüğünün mastarı “رجم recm” olup, bu sözcüğün ilk anlamı; “قتل öldürmek” demektir. Öldürmeye “recm” denmesinin sebebi, Arapların öldürecekleri kimseyi taşlamak suretiyle öldürmeleridir. Sonradan her öldürme işine “recm” denilir olmuştur. Kur’an’da yeri olmamasına rağmen zina suçlularına verilen cezanın adı da buradan gelir. “Recm” ve türevleri Kur’an’da 14 kez yer almasına rağmen hiçbir yerde bu anlamda kullanılmamıştır. “Öldürmek” anlamı dışında “recm” sözcüğü şu anlamlarda da kullanılır olmuştur: “taş atmak”, “lânet etmek”, “sövmek, yermek”, “hicran”, “tart etmek, kovmak”, “zann ve zanna dayalı söz söylemek” (Lisan ül Arab Cilt 4 S.90). Şeytan için bu anlamların hepsi uygun görülerek ism-i mef’ul anlamıyla “taşlanmış şeytan”, “lânetlenmiş şeytan”, “kovulmuş şeytan”, “sövülmüş şeytan” …” denilmiştir. Bize göre ise, konumuz itibariyle şeytanı tanımlayan en uygun ifade; “zan ve zanna dayalı söz” anlamından hareketle, sözcüğün ism-i fail anlamıyla kullanılması sonucu ortaya çıkan; “katil şeytan, aslı astarı olmayan söz söyleyen şeytan, karanlığa taş atan şeytan, kafadan atan şeytan, palavracı şeytan” ifadeleridir. Marid: “مارد Marid” sözcüğü; “azgın, inat ve isyanda benzerlerinden çok ileri giden, karşı çıkan” demektir. Bu sözcüğün mübalâğa kalıbı olan “مريد merid” sözcüğü, “şeytan-ı merid” olarak Hacc suresinin 3. ve Nisa suresinin 117. ayetlerinde, geçmiş zaman kipiyle de “مردوا على النّفاق mered-u alennifakı/ münafıklık üzerine inatlarını sürdürdüler” şeklinde Tövbe suresinin 101. ayetinde yer alır. “Marid” sözcüğünün mastarı olan “مرد merd” sözcüğünün türevleri, sözcüğün öz anlamı ekseninde farklı kalıplarda bir çok değişik anlam kazanmıştır. Bunlardan en önemlisi, “معرّى soymak –soyunmuşluk” anlamıdır. Araplar, yapraktan soyunmuş (yaprağı olmayan) ağaca *“شجر امرد şecerün emred”, bitki bitmeyen kumluklara “رملة مرداء remletin merdai”, köseye (sakalı bitmeyen kimseye) de “امرد emred” derler. Detay Lisan ül Arab cilt 8, S. 247-250’de mevcuttur. “تمرّد Temerrüt (uzun bir süre inat etme)” sözcüğü de aynı kökten türemedir. “Marid” sözcüğü, “soymak, soyunmuşluk, çıplaklık” anlamıyla değerlendirildiğinde “şeytan-ı marid”; ism-i mef’ul anlamıyla “hayırlardan, güzelliklerden soyunmuş şeytan”; ism-i fail anlamıyla “hayırlardan, güzelliklerden soyan şeytan” demek olur. Bu anlam, A’râf suresinin 27. ayetinde farklı bir üslûp ile kullanılmıştır. “Marid” sözcüğü ile İblis’e (düşünce yetisi) yakıştırılan “inat ve isyanda çok ileri gitme” sıfatı, Kur’an’da anlatılan olaylardaki İblis’in (Şeytan-ı Racim’in) davranışları ile birebir örtüşmektedir. İblis’e (düşünce yetisi), Âdem’e secde et (Âdem’e boyun eğ) denildiğinde secde etmeyerek isyan etmiş, kendisine yapma denileni yapmış, yap denileni yapmamış, Âdem’i yaklaşılması yasaklanan ağaca yaklaştırmıştır. “ابليس İblis” sözcüğünün anlamı; “hayırdan son derece ümitsiz olan, Allah’ın rahmetinden umudunu kesen” demektir. Araştırmacılar bu sözcüğün aynı “Âdem” sözcüğü gibi Arapça olmadığını, Arapça’ya başka dillerden geçtiğini belirtmişler ve Yunanca “Diabolos” sözcüğünün değişmiş hâli olduğunu ileri sürmüşlerdir. “İblis nedir?” sorusuna eski düşünürlerin bir çoğu; İblis’in asıl adının Azâzil olduğu, meleklerin ileri gelenlerinden biri iken Âdem’e secde etmediği için Allah’ın rahmetinden uzaklaştırıldığı şeklinde bir açıklama getirmişlerdir. Şimdi Kur’an ayetleri doğrultusunda İblis’i anlamaya çalışalım. İblis’in özellikleri: a) * * * * * * * * İblis cinlerdendir. Kehf suresi âyet 50: “Hani biz meleklere, “Âdem’e secde edin” demiştik de İblis dışında hepsi secde etmişti. İblis, cinlerdendi. Kendi Rabbinin emrine ters düştü. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Hem de onlar sizin düşmanınızken. Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir bu!” “الجنّ Cinn” sözcüğü, “kapalı, gözükmez varlık ve güç” demektir. Detayı “Cinn Kavramı” *çalışmamızda verilmiştir. b) * * * * * * * * İblis, ateşten yaratılmıştır. A’raf suresi âyet 12: “Buyurdu: “Sana *emrettiğimde secde etmeni ne engelledi?” Dedi: “Ben ondan hayırlıyım.. “Beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın”.” Ayetlerde İblis’in yaratıldığı “النّار ateş” ise, günümüzde “enerji” olarak isimlendirilen “güç”e karşılık gelmektedir. Adem’in yaratıldığı تراب toprak, طين balçık da “madde” diye adlandırılan varlığa karşılık gelmektedir. Bilindiği gibi “ateş” Pythagoras tarafından ortaya atılan kurama göre, evreni oluşturan dört ana maddeden (hava, su, toprak, ateş) birisidir ve günümüzdeki “enerji” kavramı ile örtüşmektedir. Bir başka ifade ile “ateş”, Kur’an’ın indiği dönemdeki insanlar için, bilinmezleri de temsil eden bir ilk maddedir. Çünkü insanlar havayı solumakta, suyu içmekte, toprağı işlemektedirler ama yıldırım ve şimşeğin ateşini yakından tanımamaktadırlar. Dolayısıyla Kur’an’da İblis’in yaratıldığı “şey”in “ateş” olarak açıklanması, konuya bugünkü bilgiler ışığı altında bakanlar tarafından yadırganmamalıdır. * * c) İblis, insanların sudûrundadır (beyinlerindedir, zihinlerindedir). Nass suresi ayet 4, 5: 4-Hannasın kötü fısıltılarının şerrinden, 5-Ki o, insanların göğüslerinde vesvese verir. d) *İblis vesvese verir. Ta Ha suresi ayet 120: Derken şeytan ona şöyle diyerek vesvese verdi: “Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacıyla eskimez/çökmez mülk ve saltanatı göstereyim mi? A’raf suresi ayet 20: “Derken, şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan bedenlerini ortaya çıkarmak için ikisine de vesvese verdi. Dedi: “Rabbinizin sizi şu ağaçtan uzak tutması, iki melek olmayasınız yahut ölümsüzler arasına katılmayasınız diyedir.” Kaf suresi ayet 16: “Ve hiç kuşkusuz, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesvese verdiğini biz biliriz. Ve biz ona şah damarından daha yakınız.” وسوسة Vesvese: “Gizli bir sesle, fısıltı ile düşünce aşılamak, bir işe, eyleme yöneltmek” demektir. *Burada İblis’in yani Şeytan-ı Racim’in neler fısıldayacağı, neleri gizlice telkin edeceğini yukarıda konuya girerken arzettiğimiz şeytanî karakterleri göz önüne alarak öğrenebiliriz. e) *İblis bir melektir. “Hani meleklere, “Âdem’e secde edin” demiştik de İblis müstesna hepsi secde etmişti. İblis dayatmıştı.” İblis’in Adem’e secde etmeyişini anlatan ayetlerde İblis’in meleklerin içinden istisna edildiğini görüyoruz. İstisna terim olarak “Bir ismi istisna edatlarından biriyle cümledeki yargıdan çıkarmak” demektir. Arapça Dilbilgisine göre şekil olarak üç çeşidi olmasına rağmen, anlam olarak istisna iki çeşittir. Birincisi. Muttasıl istisnadır (müstesnanın müstesna minh cinsinden olduğu istisna). İkincisi: Munkatı istisna’dır (müstesnanın müstesna minh cinsinden olmadığı istisna). Melek, cinn ve şeytan kavramlarını özümseyememiş yorumcular ayetteki yapılmış istisnayı, munkatı istisna kabul edip İblis’i yani Şeytan-ı Racim’i melekten sayamamışlardır. Halbu ki İblisi konu alan *Taha suresi ayet 116; sad suresi ayet 73; Hıcr suresi ayet 31’de “meleklerin hepsi, toplu halde” ifadeleri yer almaktadır. Bu vurgular kesinlikle ayetteki istisna cümlesinin Muttasıl istisna olduğunu gösterir. Bunun anlamı şudur; İblis diğer hemcinsleri gibi Adem’e secde etmemiştir. İblis, melek grubundan secde yargısında istisna edilmiştir. *Öyleyse İblis kesin olarak melektir. Bu noktada bir sorun ortaya çıkıyor: İblis, melektir tamam ama melek nedir? Çünkü bu yargı klasik melek anlayışı çerçevesinde kesinlikle kabul edilemez. Detayı “Melek Kavramı” çalışmamızda olmakla birlikte burada kısa bir açıklama verelim: * * * * * * * * * Melek: Arap Dilbilimi uzmanları “ملك melek” sözcüğünün kökeni ile ilgili altı tane farklı tespitte bulunurlar. Bu tespitlerin izahı sayfalar dolusu açıklamaları gerektirir. Biz bunların en isabetlisi olan iki tespiti dikkate alacağız. Olayın geniş açıklamasını arzu edenler, Kitab-ül-Ayn, Tehzib, Camî, Keşşaf, Mecma’, Garaib, Lübâb, Rûh, El-Bahr-ül Muhît, Müfredat gibi kaynaklara başvurabilirler. Birincisi: Melaike ve bunun tekili olan melek sözcükleri “ؤلوك Ulûk” kökünden türemiştir. Bu sözcük elçi göndermek anlamını taşımaktadır. Kelimenin aslı “مألك me’lek” dir. İsm-i zaman, ism-i mekan ve mastardır. Dolayısıyla başındaki “م mim/m” ektir. Sonra elifle lam *yer değiştirmiş “ملئك mel’ek” yapılmıştır. Allah’tan elçi anlamında isim olarak kullanılmaya başlayınca hemze terk veya tahfif yoluyla “ملك Melek” şeklini almıştır. İkincisi: Başındaki “م mim/m” kelimenin aslındandır, ek değildir. Kuvvet/yönetim gücü anlamındaki “ملك melk” kökünden türemiştir. Mülk, milk, malik ve melik sözcükleri bu kökten türemedirler. Anlamları da bu kök anlama göredir. Genellikle eski tefsirciler *birinci şıkkı tercih etseler *bizim tespitlerimize göre her iki kökten de türemiştir. Ve ayrı kök ve ayrı anlamlarda kullanılmıştır. Yani bazı yerlerdeki “ملائكة melaike” sözcüğü birinci şık kapsamına bazı yerlerde geçenler de ikinci şık kapsamına girmektedir. Bunları yer aldıkları pasaj içerisindeki söz akışından kolayca ayırt edebiliriz. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda anlaşılıyor ki “ملك melek”, “Kuvvet, yönetim gücü, elçi ve haber verici” demektir. Kur’an’ı iyi anlayıp dini doğru yaşayabilmek için bu kavramın Kur’an’daki yer alışlarını iyi bilmemiz gerekmektedir. Görüldüğü üzre melek sözcüğü iki farklı anlamlı kökten gelebilmektedir. Buna göre “üluk” kökünden anlamına göre “elçiler/haberciler”; “Melk” kökünden anlamına göre ise “yönetim güçleri” anlamına gelmektedir. Ne yazık ki bu ayırım yapılmadan Kur’an’daki “melek, melaike” sözcüklerinin hepsi aynı anlamda kabul edilmiştir. Halbuki konu akışı çerçevesinde bu ayırım yapılabilir. Yapılmalıdır da. Zira konu içerisinde bunlar farklı farklı anlamlar içermektedir. Bizim konumuzu ilgilendiren yani Adem’e secde eden (boyun eğen) melekler ve secde etmeyen melek İblis konusundaki ayetlerdeki geçen “ملائكة melaike” sözcüğü “melk” kökünden türemedir ve anlamları “güçler” demektir. f) * * * * * * * * *İblis, *Racim’dir, Marid’dir. (yukarıdaki açıklamaları hatırlayınız) İlgili ayetleri biliyorsunuz. Burada tekrarın gereği yok. Şu unutulmamalıdır: İblis Rabbine boyun eğer, O’na yalvarır ondan dileklerde bulunur. Konu ettiğimiz ayetlerin pasajlarını bütün olarak okursanız bunları görürsünüz. g) * * * * * * * * İblis insan var oldukça vardır insandan başka bir varlıkla ilişkisi yoktur.. * * * * * * * * * * * * * * *Sad suresi ayet *79-81: Dedi: “Rabbim, o halde insanların diriltileceği güne kadar bana süre ver.” Buyurdu: “Peki, süre verilenlerdensin. O bilinen güne kadar.” A’raf suresi ayet14, 15: Dedi: “İnsanların diriltileceği güne kadar bana süre ver.” Buyurdu: “Süre verilenlerdensin.” Ve benzeri ayetler. h) * * * * * * * * İblis gökyüzüne çıkamaz. Gökyüzü ondan korunmuştur. Hıcr suresi ayet 16-18 ve Saffat suresi ayet 6-10. Ayetler. Detay için Kulak Hırsızlığı Yapan Şeytanlar adlı yazımızı okuyunuz. Şimdi düşünelim bakalım Kur’an’a dayalı bu ipuçlarını değerlendirirsek hangi yargıya varırız? Yani, Gözükmeyen, insanların içinde (beyinlerinde) bulunan, sürekli vesevese veren, kıyamete kadar da bu işlevini sürdürecek olan, insandan başka bir varlıkla ilişkisi bulunmayan, insana boyun eğmeyen ve *enerjiden yaratılmış olan bu güç nedir? Bu soruya herkesin (özellikle de psikolojiden az da olsa anlayanların) verebileceği tek cevap vardır. Bu nitelikli tek güç, insanın DÜŞÜNME YETİSİDİR. (Buna mutlaka bir ad koyun; ne koyabilirseniz.) “Düşünme Yetisi”, “Beynin indirect yaptığı bir tepkidir.” diye tanımlanır Psikoloji biliminde. Bu yeti canlılardan sadece insanda vardır. Diğer canlılarda yoktur. Fikir/düşünme yetisi endirect bir tepki olduğundan fikir ve Tefekkür ancak kalpte tasavvuru mümkün olan şeyler (üç boyutlu varlıklar) hakkında yapılabilir. Onun için, Allah`ın yarattığı varlıklar hakkında fikir ve tefekkür mümkündür. Fakat Allah`ın zatı hakkında tefekkür mümkün değildir. Çünkü Allah hiç bir şekilde suret olarak vasıflandırılamaz ve şekil olarak hayal edilemez. *Ahiret hayatı ile ilgili de fikir ve tefekkür yapılamaz. Ahiret; cennet ve cehennem ile ilgili Kur’an’daki anlatımlar örneklemedir, semboliktir (Ra’d suresi 35, İsra suresi âyet 60, Muhammed suresi âyet 15, İnsan suresi âyet 16). Uzayda (boşlukda) uzay ile fikir ve tefekkür mümkün değildir Hıcr suresi ayet 17.) Yukarıda sıraladığımız Kur’an kaynaklı İblis’e ait özellikleri tek tek insandaki “düşünme yetisi”ne uygulayabiliriz.Yani Düşünme yetisi: _ Göze gözükmez, _ İnsanın zihninde sürekli vesvese verir _ Sadece insana özgüdür, varlığı onun varlığına bağlıdır, _ Marid’dir. İnsana secde etmez (insana boyun eğmez, insanın kontrolüne girmez), _Enerjiden ibarettir (ateşten yaratılmıştır, madde halinde varlığı yoktur), _ Bir güçtür (melektir). _ Racimdir. (Ham düşünce üretenler, kuru kuru felsefe yapanlar, sevilmezler, dışlanırlar.) _ Gökyüzü (uzay) ondan korunmuştur. Yani herhangibir varlığın olmadığı yerde işlev yapamaz. Ana Britannica’da “düşünce” maddesinin karşısında yazan şu sözleri dikkate almakta yarar vardır: “Psikanalize göre, ‘birincil süreç düşüncesi’ bilinç dışı ve sözcük ötesi bir süreçtir. Yani sözcüklerle simgeselleşmemiştir. Örneğin bir isteğin bir insanı baskı altında bırakması sözcüklere dökülemez. Bu düşünce türünde karşıtlar bir arada bulunabilir; böyle düşünce mantık kurallarına uymaz, zaman ve yer tanımaz, neden-sonuç bağıntısı taşımaz ve bütünüyle haz ilkesi doğrultusunda gerçeklikle bağıntısı olmayan bir biçimde gelişebilir. Oysa ‘ikincil süreç düşüncesi’ gerçeklik ilkesine bağlı olarak dış nesnelerin gerçekliğini gözetir, söze dökülür, dil ve mantık kurallarına uyum gösterir.” (Cilt: 11 s: 20) Bu açıklamalardan anlıyoruz ki insan, kendisinde var olan akıl, irade, bellek, dikkat, merak, korku, düşünce gibi zihinsel melekleri (güçleri) arasında, sadece düşünce meleği (melekesi de denilebilir) üzerinde tam kontrole sahip değildir. Yani ‘birincil süreç düşüncesi’ adı verilen düşünme; bilinç dışı, insanın kontrol edemediği bir melektir. İşte, iğvalarından Allah’a sığınmamız gereken *Şeytan-ı Racim (İblis) budur. Aşağıdaki ayetleri tetkik ederseniz de göreceksiniz ki Şeytan-ı Racim, insanın (bu insan peygamber de olsa) kendi içindedir. Tekvir suresi ayet 19-27: 19- kuşkusuz bu, değerli bir elçi sözüdür; 20- güçlü, Arş’ın Sahibi’nin yanında çok itibarlı, 21- itaat edilir, güvenilir. 22- Arkadaşınızı cin çarpmış değildir. 23- Andolsun o, O’nu açık ufukta gördü. 24- O gayb hakkında cimri de değildir. 25- Bu, kovulmuş *şeytanın sözü değildir. 26- Hâl böyleyken siz nereye gidiyorsunuz? 27- Bu, âlemler için öğütten başka bir şey değildir, Necm suresi ayet 3, 4: “O, hevadan konuşmuyor. O, kendisine vahyedilen bir vahydir.” Hakka suresi ayet 38 – 47: “Artık yok, yemin ederim gördüklerinize ve görmediklerinize! O (Kur’an), hiç şüphesiz şanlı bir elçinin sözüdür. Ve o, bir şair sözü değildir. Siz pek az inanıyorsunuz! Bir kâhin sözü de değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz! Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. O, Bizim adımıza bazı lâflar uydurmaya kalkışsaydı, elbette Biz onu, o yüzden yeminiyle yakalardık (kuvvetle tutar hıncını alırdık)! Sonra da onun iliğini (can damarını) keser atardık. O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.” Eğer biz, bilinç dışı düşüncelerimizi şeytanî özelliklerden arındırabilir ya da onun esiri olmayıp kontrol edebilirsek, insanlığa yararlı olabiliriz. Bu düşünceleri arındırabilmenin, kontrol altına alabilmenin tek yolu ise; öncelikle Allah’a sığınmak ve sonra da bu düşünceleri Kur’an mizanında tartmaktır. Çünkü düşünce sürekli olarak kontrolsüz üremektedir ama bu düşüncelerin eyleme geçmesi ise insanın inisiyatifindedir. Önemli not: 1- * * * * * * * *“Düşünme Yetisi”, İslam’ın üzerinde hassasiyetle durduğu *“Tefekkür” ile karıştırılmamalıdır. İkisi farklıdır. “Fikr” (Düşünce Yetisi” İslam’da kınanırken tefekkür emredilir, zorunlu görev haline getirilir. Detay “Tefekkür” adlı çalışmamızdadır. Bu açıklamalarımızdan dolayı zihinlerde İblis’in sayısıyla ilgili ve İblis’in yaratıldığı boyut * hakkında *istifhamlar oluşacaktır. Onların izalesine gelince: İblis ve Şeytan-ı Racim’i konu alan ayetler incelendiğinde ikisinin aynı şey olduğunu görürürüz. *Hatta İblis’e Şeytan-ı Racim’den başka şeytan-ı Marid ve Hannas yaftalarının da vurulduğuna şahit oluruz. Her insanın bir İblisi vardır ve herkesinki birbirinden farklıdır. İblis yukarıdaki yapılan açıklamalarda gördüğünüz gibi, tedbir alınmazsa, şerrinden Allah’a sığınılmazsa insanı dünyada ve ahirette felakete sürükler. Aşağıdaki ayete baktığınızda görüyoruz ki insanı felakete sürükleyen bu güç uzakta değil insanın kendi boynunda asılıdır. İsra suresi ayet 13: “Ve her insanın boynuna kendi kuşunu *(ona kötülük ettirten gücünü) bağladık. …..” Şu ayette de Şeytan-ı Racim “Küll” kelimesiyle birlikte kullanılmış böylece İblis’in yani Şeytan-ı Racim’in tek bir tane olmadığı açıklanmıştır. Hıcr suresi ayet 17: “Ve biz onu Şeytan-ı Racim’in hepisinden koruduk.” Bir tek İblis’in ilk insandan son insana kadar yeryüzüne gelmiş, geçmiş ve gelecek herkesi etkilemesini kabullenmek İblis’e Allah’a ait nitelikleri vermek olur. Ki bu, eski İranlıların inançları doğrultusunda bir kabul olur. Eski İranlılar iki tane ilah’ın varlığına inanırlardı. Birine iyilik tanrısı Yezdan; ötekine de kötülük tanrısı Ehremen (şeytan) derlerdi. İblis bizim yaşadığımız evrenin bir parçasıdır. Yani üç boyutlu alemdendir. İnsanın ayrılmaz bir parçasıdır. Aksi bir durum Allah’ın adaletine uygun düşmezdi. Kimse hissedemeyeceği tedbir alamayacağı başka bir boyuttan bir *yaratık ile başetme imkanına sahip değildir. Böyle bir yaratığın insanlara musallat edilmesi adil bir davranış olmazdı. Hem de bu sünnetüllah’a aykırı olurdu. “Allah hiç kimseye gücünün üstünde yükümlülük vermez (Bakara *233, 286; En’am 252; A’raf 42; Mü’minun 62; Talak 7).” Kafirler kendilerine peygamber olarak bir melek gönderilmesini istemişler Rabbimiz de onların beklentilerine şöyle cevap vermiştir. İsra suresi ayet 95: “De ki: “Yeryüzünde yerleşip dolaşanlar melek olsalardı, biz de elbette, onlara gökten elçi olarak bir melek indirirdik.” Evet Peygamber bile insana aynı boyuttaki varlıklardan gönderilmektedir. Zira farklı bir boyutun yaratığı ile iletişim söz konusu edilemez. İblise Niçin mühlet verilmiştir: İblis’in yaratılmasında ve İblis’e kıyamete kadar süre verilmesinde birçok hikmet ve yarar vardır. İblise süre verilmesini konu eden âyetlere dikkat ederseniz İblis *“Beni azdırmanın karşılığında yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerine kurulacağım. Sonra onlara; önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından musallat olacağım. Birçoklarını şükreder bulamayacaksın. Rabbim! Beni azdırmana/saptırmana karşılık, kesinlikle ben yeryüzünde onlar için mutlaka süslemeler yapacağım ve onların tümünü kesinlikle azdıracağım. Yemin olsun, eğer beni kıyamet gününe kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, hükmüm altına alacağım.” *demektedir. Yani İblis insanlara dünyayı sevdirecektir; ihtiraslar, tutkular oluşturacaktır. Bu tutkular sayesinde de mücadele, yarışma, bir ötekinden üstün olma gayret ve çabaları artacaktır. Hayatın Allah’ın koyduğu ölçülere uygun sürmesi ve sorumlu insanların sınanması için böyle alternatif bir gücün, enerjinin insanın içinde olması lazımdır. *İnsan bu güç/enerji *sayesinde seçici olacaktır. Robtluktamn kurtulacaktır. Yani bu güç sayesinde dilerse kimanı ve taatı dilerse küfür ve isyanı seçebilecektir. Kişilerin İblis sayesindeki seçiciliği sonucunda Rabbimizin üstünlük ifade eden Kahhâr, Müntekîm, Adl, Dâll, Şedidü`l-ikâb, Serîul`-hisâb, Hâfid, Rafi`, Muizz, Müzill isim ve sıfatları, hıfz, afv, mağrifet, rahmet, günahları örtme ve bağışlama gibi yücelik sıfatları tecelli edecektir. Onun için İblis yaratılmış ve kendisine *böyle bir mehil verilmiştir. |
Re: Kelimeler-kavramlar
Sn. Hiramusta,
Emek vermiş sormuşsun, yetinmemiş yazmışsın Şeytan, cin, melek derken satırlardan taşmışsın Bilinmeze yok denmez, lakin dedik ya bilinmez bu. Hepsi de ruhumuzda, bunu bilen insansın. Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın. |
Re: Kelimeler-kavramlar
Bir hafta kadar yokum arkadaşlar.Hoş ve esen kalınız.
|
Re: Kelimeler-kavramlar
Selametle
|
Re: Kelimeler-kavramlar
'Ruh' un ne olduğu konusunda bir fikri olan arkadaşlarımız var mı?
|
Re: Kelimeler-kavramlar
prof cemale sor. o bilir hiram.
|
Re: Kelimeler-kavramlar
Sevgili Hiramusta aşağıdaki topicte seni mütmain eder mi bilemem ama ufak tefek bir şeyler var. http://www.turandursun.com/modules.p...798&highlight= Sevgilerimle hoş ve esen kal. |
Re: Kelimeler-kavramlar
Tabi ki üstadımız sevgili Cemal hocamızın değerli görüşleri olmadan bu kavram açıklanabilir mi,sevgili Soro? :)
Sevgili Psiko abim,linki inceliyorum.Değerlendirmemi daha sonra yazacağım İnşallah.Sizde hoş ve esen kalın.(tabi bütün forum arkadaşlarım da) |
Re: Kelimeler-kavramlar
Sevgili abim,açıkçası düşüncene katılamayacağım.Bu insanın belirttiğin gibi bir özelliği olmamasından dolayı değil,Kur'an da geçen ruh kelimesinin farklı bir anlama sahip olmasından dolayıdır.Belirtmiş olduğun o yanı,Kur'an da nefs diye geçer.Nefs ise can,kişilik,kendi anlamlarına gelmektedir.Ayrıca Allah'ın kendi zati içinde nefs kelimesi geçmektedir.(....Allah, size asıl kendisinden (nefsehu) çekinmenizi emreder. Şüphesiz ki Allah, kullarını çok esirger.3/30)
Şimdi gelelim Kur'an da ruh ne anlama gelir? Aynı görüşleri paylaştığımız bir arkadaşımızın yazısından konuyu alıntılıyorum; Kuranda ruh kavramı hiç bir ayette insan ile ilgili olarak geçmez.Ruh kavramı vahyin diğer bir adıdır.Dolayısıyla kuranda ruh; vahiy ve vahyi taşıyan cibril hakkındadır. İlgili ayetler CİBRİL,E İSNADEN RUH KAVRAMNIN GEÇTİĞİ AYETLER Bakara..87- Celâlim hakkı için Musa'ya o kitabı verdik, arkasından birtakım peygamberler de gönderdik, hele Meryem oğlu İsa'ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu'l-Kudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misiniz? Bakara..253- O işaret olunan resuller yok mu, biz onların bazısını, bazısından üstün kıldık. İçlerinden kimi var ki Allah, kendisiyle konuştu, bazısını da derecelerle daha yükseklere çıkardı. Biz Meryem oğlu İsa'ya da o delilleri verdik ve kendisini Rûhu'l-Kudüs (Cebrail) ile kuvvetlendirdik. Eğer Allah dileseydi, bunların arkasındaki ümmetler, kendilerine o deliller geldikten sonra birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat ihtilâfa düştüler, kimi iman etti, kimi inkâr etti. Yine Allah dileseydi, birbirlerinin kanına girmezlerdi. Fakat Allah dilediğini yapar. Meyem 17- Sonra ailesiyle kendisi arasına bir perde koymuştu. Biz ona ruhumuzu gönderdik de ona tam bir insan şeklinde göründü . Bu ayetlerde vahyi taşıyan meleğe yani cibrile RUHUL KUDUS =KUTSAL RUH ifadesi kullanılmıştır.Bizlerde aynı ifadeleri kullanırız. Mesela bir tarih profesörüne, AYAKLI TARİH ifadesini kulllanırız.Aynı şekilde Son peygamber Hz Muhammede YÜRÜYEN KURAN,AYAKLI KURAN dediğimiz gibi VAHYİ TAŞIYAN CİBRİLE İSNADEN SADECE RUH KAVRAMI GEÇEN AYETLER Nebe 38- O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân'ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler Kadr 4- Melekler ve Ruh o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler Mearic 3- O, derece ve makamlar Allah'tandır. Mearic 4- Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar. Bu ayetteki İleyi= ona zamiri dil bilim ve gramer kurallarına göre bir önceki kelimeye atfetmek gerekirki oda,önceki ayetteki son kelime olan meariç,tir. Dolayısıyla burdaki ona zamirini kalkıpta Allaha atfetmenin ona mekan isnadı anlamına gelirki,böyle bir düşüncenin tevhide aykırı olduğunu düşünüyoruz Meariç; miraç kelimesinin çoğuludur. mirac,ın ise gerçek anlamda ne olduğu kesin olarak bilmek imkansız. Ben mahiyetini sadece Allahın bildiği ve meleklere ait derece veya makamlar olduğunu söylemekle yetinmeyi uygun görüyorum.En doğrusunu Allah bilir. Ruh kavramının, vahiy anlamında olduğu ile ilgili ayetler İsra..82- Biz Kur'ân'dan, iman edenler için bir şifa ve rahmet kaynağı olan âyetler indiriyoruz. Zalimlerin de ancak zararını artırır. İsra..83- Biz insana nimet verdiğimiz zaman, Allah'ı anmaktan yüz çevirip uzaklaşır. Ona fenalık dokununca da ümitsizliğe kapılır. İsra..84- De ki: "Herkes bulunduğu hal ve niyetine göre iş yapar. Bu durumda kimin en doğru yolda olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir. " İsra..85! Sana ruhtan soruyorlar. De ki: "Ruh Rabbimin emrindendir ve size ilimden ancak az bir şey verilmiştir." İsra..86- Yemin olsun ki, dilersek sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız; sonra bize karşı kendine bir vekil (koruyucu) bulamazsın. İsra..88- Ey Muhammed! De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir." Ayetler gurubu dikkate alındığında görüldüğü gibi isra 85 teki ruhtan maksat vahiydir.Bulunduğu toplumda insanlara Allahın elçisi olduğunu ve Allahtan vahiy aldığını söyleyen peygambere bir takım insanlar vahyin mahiyeti hakkında sorular sordukları görülmektedir.Onların bu sorusuna ise Allah cevap vermiştir ANAHTAR KELİME;ALLAHIN EMRİ. ALLAHIN EMRİ İSE ŞÜPHESİZ VAHİYDİR İşte Allahın sonsuz ve sınırsız ilminden bizlere bildirilen bu az bilgi kurandaki olan kadardır Burayı biraz daha açalım.Asırlardan beri resullük taslayan insanlar olagelmiştir.Nitekim günümüzde de böyle insanlar vardır.Örnek olarak Ali iskender mihr,i gösterebiliriz.Bu sahte resule hiç bir insan gidipte insanın ruhu varmı diye sormaz. Ya neyi sorar? Sen kendine vahiy geldiğini iddia ediyorsun arkadaş; anlat bakalım bu işin mahiyeti nedir? işte Aynen bunun gibi kendi içlerinde 40 yıl yaşamış ve onlara göre sıradan biri olan insan olan Hz Muhammed günün birinde aniden Allahın resulü olduğunu ve Allahtan vahiyler aldığını ve bunlara uymazlarsa onlara ahiret azabıyla korkutuyordu.Dolayısıyla bu insanlar Hz Muhammedin bu konuda güvenilir olduğunu tesbit amacıyla vahyin mahiyeti (ruhtan)hakkında sorular soruyorlardı.Yoksa bu kişilerin insanın ruhu varmıdır yokmudur gibi bir detleri ve sıkıntıları yoktu Ruh kavramının vahiy anlamında kulllanıldığı ile ilgili diğer ayetler Mümin..15- O dereceleri yükselten Arş'ın sahibi Allah, o buluşma gününün (kıyametin) dehşetini haber vermek için kullarından dilediği kimseye emrinden Ruh indiriyor. Nahl 2- Kendi emrinden Ruh ile melekleri, kullarından dilediği peygamberlere indirip şu gerçeği insanlara bildirin, buyuruyor: Benden başka hiçbir ilâh yoktur. Ancak benden korkun. Nahl 102 Onlara de ki: ", iman edenlere sebat vermek, müslümanlara bir hidayet ve bir müjde olmak için Rabbin Ruhu katından hak olarak indirdi. Mücadele 22. Allah'a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa Allah'a ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsiniz. Onlar o kimselerdir ki Allah kalblerine iman yazmış ve onları bir Ruh ile desteklemiştir. Onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın hizbi (dininin yardımcıları)dir. İyi bil ki, kurtuluşa ulaşacak olanlar, Allah'ın hizbidir. RUHTAN ÜFLEME Enbiya 91- Irzını koruyan Meryem'e ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu, âlemler için bir mucize kılmıştık. Hicr 28..Rabbinin meleklere şöyle dediğini hatırla: "Ben, kuru balçıktan, şekil verilmiş kokuşmuş çamurdan bir insan yaratacağım." Hicr..29- Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın." Secde 7- Yarattığı her şeyi güzel yaratan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayan O'dur. Secde..8- Sonra da onun soyunu süzülmüş bir özden, değersiz bir sudan yaratmıştır. Secde..9- Sonra onu düzenli bir şekle sokup, ruhundan üfürdü. Ve sizin için kulaklar, gözler ve gönüller var etti. Siz pek az şükrediyorsunuz! Sad 71- Hani Rabbin meleklere demişti ki: "Ben çamurdan bir insan yaratmaktayım." Sad 72- "Onu tesviye edip, düzeltip de ruhumdan ona üfledim mi derhal ona secdeye kapanın." Tahrim 12-Irzını korumuş olan, İmrân kızı Meryem'i de Allah örnek gösterdi. Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin sözlerini ve kitaplarını tasdik etti. O, gönülden itaat edenlerdendi. Ruhtan üfleme ne anlama gelir? Suda boğulmuş bir insana canlılık kazandırmak için,nefes üflenir.Aynı şeklide sıcakların etkisinde bunalan insanlar serin yeller estiğinde,üflediğinde'' oh be hayat varmış'' derler.Subhanallahın ise yarattığı bir varlığa canlılık kazandırması ,hayat vermesi için üflemeye, püflemeye ihtiyacı yoktur.Dolayısıyla üfleme ifadesi tamamne mecazidir Yasin 81- Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir. 82- O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir. En,am 73 O, gökleri ve yeri hak ile yaratandır. "Ol!" dediği gün herşey oluverir. O'nun sözü gerçektir. Sur'a üflendiği gün de hükümranlık O'nundur. Gizliyi ve açığı bilendir ve O, hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır KUN FEYEKUN Alllah ol der olur yani vahyeder.İşte Allahın ruhundan üfürmesi demek, yarattığı varlığıa vahyederek CANLANDIRMASI anlamındadır ki şu ayet açıkça buna delalet etmektedir Ali İmran..59- Doğrusu Allah katında İsa'nın (yaratılışındaki) durumu, Âdem'in durumu gibidir; onu topraktan yarattı, sonra ona "ol!" dedi, o da oluverdi. KUN FEYEKUN Buraya kadar gördükki kuranda insanın ruhu olduğuna dair tek bir ayet yoktur.İnsan ölünce ruhu çıkar diyorlar. Peki olmayan bir ruh nasıl çıkıyor.Kuran insanı NEFS olarak tanıtır.İnsan hayata gelmeden nasıl mutlak bir yokluk idi ise ölüm olayında da bir bütün olarak yok olmaktadır.İnsandan çıkan herhangi bir şey yoktur İnsan bir bütündür.Bir bütün olarak dünyaya gelmekte ve bir bütün olarak ölüm olayı ile yok olmaktadır. Dolayısıyla insanlar yaratılmadan önce ruhlarını yaratıldığı ve Allahın bu bedensiz hayaletlere ruhlar aleminde soru sorduğu kalu bela ilgili ayetin tamamen yunan patentli ruh anlayışına göre yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Allah insanları taksit tasit yaratmadığı gibi taksit taksit öldürmesi düşünülemez.Eski yunan mitolıjisine göre insan; beden ve ruhtan meydana gelen bir varlıktır. Ölüm olayında ise beden yok olmakta ruh ise ölümsüz olduğundan başka alemlerde yaşamına devam etmektedir.Hatta başka bir insanın bedeninne girip bu şekildede yaşamına devam edebilmektedir.Reenkarnasyon Bakara ..28- Allah'ı nasıl inkâr edersiniz ki, ölü idiniz sizleri diriltti. Sonra sizleri yine öldürecek, sonra yine diriltecek, sonra da döndürülüp ona götürüleceksiniz. Bu ayeti kerimede Allahu Teala yaratılış öncesini ölüm olarak tarif etmektedir (ve kuntum emvaten) işte ölüm olayıda aynen bunun gibi salt bir yokluktur. Yartılış ve dirilişle ilgili diğer ayetler Yasin 78- Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi. 79- De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir." Hac 66- Size (ilk defa) hayat veren, sonra öldürecek olan, sonra da yeniden diriltecek olan O'dur. İnsan gerçekten pek nankördür. Mümin 11- Kâfirler diyecekler ki: "Ey Rabbimiz! Sen bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi günahlarımızı anladık. Fakat çıkmaya bir yol var mı?" İki ölüm ve iki dirilme Dünyaya gelmeden önceki durum. 1.inci ölüm Dünya hayatındaki ölüm. 2.inci ölüm Dünya hayatına gelme. 1.inci diriliş Kıyametten sonra dirilme 2.inci diriliş Peygamberin vefatından kısa bir süre sonra yunan eserlerinin arapçaya tercüme edilmiş, ve dolayısıyla yunan mitolojisine ait bu tür inançlar müslümanlar arasında revaç bulmuş ve halende bu anlayış toplumun geneli tarafından kabul görmektedir Oysaki kuran bunların tamamen aksini söylemktedir Araf 172 Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şahit olduk, dediler. (Kalu bela denilen ayet) Allahu Tealanın bu ayette insanlara yaratılmadan önce kalıpsız ruhlara seslendiği ile ilgili hiç bir işaret yoktur..Ademoğulların bellerinden nesillerin alınması aşağıdaki ayette bildirildiği gibidir Hac 5..Ey insanlar, eğer, tekrar diriltileceğinizden bir şüpheniz varsa size açıkça gösterelim diye sizi topraktan yarattık, sonra spermden, sonra embriyodan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık. Dilediğimizi adı konmuş bir süreye kadar rahimlerde tutar ve sizi bebek olarak çıkarırız. Sonra siz yetişip, erginlik çağına gelirsiniz. Kiminizin canı alınır, kiminiz de bildiği şeyleri bilmez olsun diye ömrünün en düşkün dönemine ulaştırılır. Yeryüzünü kupkuru görürsün de biz ona su indirince harekete geçer, kabarır ve her çeşit güzel bitkiyi çift çift bitirir ya... Allaha verdiğimiz bu misak ise,yani galu bela insan doğuktan ve iyiyi ve kötüyü ayır edebilme çağına ulaştığında gerçekleşmektedir.her insan yanlışı ve doğruyu anlayabilecek bir özellikte yartılmıştır Fe elhemeha fucuraha ve takvaha'' Şems 8..(Nefse) isyankarlığını ve iyiliğini ilham edenin hakkı için'' Zariyat 56- Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. Diğer bir ayette ise şöyle buyurulmaktadır Rum 30..Öyleyse sen yüzünü bir hanif olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışında hiç bir değişme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler. Her insan belli bir yaşa geldiğinde çevresini ve etrafındaki kültürü Allahın kendine vermiş olduğu bu özelikten esinlenerek sorgular . Kainattaki bu muhteşem düzeni, yaratılış harikasını idrak ettiğinde,yaratıcısı Allahı sanki görüyormuş gibi, bütün benliğiyle GALU BELA; EVET DEREvet yarabbi sensin herşeyi sonsuz kudretinle yaratan SENSİN SEN DER Bir insanın çevresindeki kültürü ve evrendeki Allahın ayetlerini sorgulayarak dünya hayatında galu bela ya ulaşmasını Hz İbrahimle ilgili şu ayetlerde dahada net görebilmekteyiz Enam 75- Böylece biz İbrahim'e göklerin ve yerin melekûtunu (muhteşem varlıklarını) gösteriyorduk ki, kesin inananlardan olsun. 76- Üzerine gece bastırınca, bir yıldız gördü:"Rabb'im budur" dedi. Yıldız batınca da:" Ben batanları sevmem" dedi. 77- Ay'ı doğarken gördü: "Rabb'im budur" dedi. O da batınca: "Yemin ederim ki, Rabbim bana doğru yolu göstermeseydi, elbette sapıklığa düşen topluluktan olurdum" dedi. 78- Güneş'i doğarken görünce: "Rabb'im budur, bu hepsinden büyük" dedi. O da batınca dedi ki: "Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım". 79- "Ben yüzümü tamamen, gökleri ve yeri yoktan var edene çevirdim ve artık ben asla Allah'a ortak koşanlardan değilim". İşte dünya hayatında gerçekleşen galu bela ve Hz ibrahimin çevresindeki kültürü sorgulaması Enbiya 51- And olsun ki biz daha önce İbrahim'e de rüşdünü vermiştik . Biz onu biliyorduk. 52- O zaman o, babasına ve kavmine: "Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?" demişti. 53- Onlar: "Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk" dediler. 54- İbrahim: "And olsun ki sizler de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" dedi. 55- Onlar : "Sen bize gerçeği mi getirdin (Sen ciddi mi söylüyorsun), yoksa şaka mı ediyorsun?" dediler. 56- O şöyle dedi: "Hayır Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim." İşte dünya hayatında gerçekleşen ''GALU BELA En koyu ateist bile hernekadar dilinden söylemese bile kalbinin derinliklerinden galu belayı söküp atamaz.hayatın içinden çıkılmaz gibi görünen problemleri karşısında o kopkoyu materyalist ateist, bakarsınız çözülüverir ve AMAN ALLAHIM diyerek Allaha sığınıverir. Yunan kaynaklı ruh ve beden ayırımının getirdiği kurana taban tabana ters olan inançlardan biride ölüm sonrası kabir hayatıdır.Azap veya mükafat. Kuranın bu konudaki mesajını anlayamamış ve hadislerle kapleri körlenmiş insanlar bu sakat inancın bıraktığı psikolojik rahatsıylıktan dolayı ölmüş yakınları için kuran okurlar.Ne yapsın zavallılar şimdi orda toprağın altında en sevdiği kişi belkide aazap görmektedir.bundan dolayıda belkide bir parça olsun onun azabını hafifiletebilmek için bir şeyler yapmak çabasındadır.Onun için hiç bir şeyden haberi olmayan çürümüş cesetlere kuran okurlar. Kurana göre ölüm sonrası hayat kabirde değil,kıyametten sonra ahirette olacaktır.Biz yine biz olacağız hemde ta parmak uçlarına kadar eskisi gibi Kıyamet 4.. Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter. |
Re: Kelimeler-kavramlar
iki defa çıkmış
|
Re: Kelimeler-kavramlar
sevgili hiramusta oldukça ilginç yaklaşımları(nız) var.
Ancak kuranda bu ruh ile ilgili söylenenleri doğrudan yadsıyan başka ayetler var. Zümer *42 * *Allah, öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de uykuları esnasında ruhlarını alır. Ölmelerine hükmettiği kimselerinkini tutar, diğerlerini bir süreye kadar salıverir. Doğrusu bunda düşünen kimseler için dersler vardır. Şimdi burda ruhu vahiy olarak alırsak,Allah öleceklerin ölüm anında vahyini mi geri almaktadır ? Ölmeyeceklerin uyku durumundayken vahiylerini mi geri almaktadır ? Peygambere ruh'u değil vahyi sorduklarına göre ? |
Re: Kelimeler-kavramlar
Sevgili Frodo Zümer 42 de ruh kelimesi geçmemektedir.Ayette nefs kelimesi geçmektedir ki bu ayetteki anlamı candır..(meal okumak güzeldir de bütün anlayışınızı ve araştırmalarınızı meal üzerinden yaparsanız yanlış yapmış olursunuz.)
|
Re: Kelimeler-kavramlar
Hiramusta alıntı yaparken biraz da sen emek katıp fazlalıkları atarak okunabilir düzeye
indirirsen çok daha iyi olur. Yaptığın alıntı üzerinde bir yorumun olmadığına göre aynen katılıyorsun demektir. Bu alıntıya göre Kur'an'da ruh ya Cebrail için ya da vahiy için geçer. Bu izah tam olarak doğru değildir ve bu izahla insanın bir ruha sahip olmadığı gibi bir anlama yol açar. Halbuki biliyoruz ki İslam'da insan için ruh kavramı vardır. Nedir bu kavram? İslam'da Allah ve melekleri fizik bedene değil ruha, nura sahiptir. Cebrail Ruh-ül Kudüs olarak isimlendirilir. Yani kutsal ruhtur. Bu da melekler arasındaki mertebesini ifade eder. İnsan ise fizik bedene sahiptir. Ancak İslam'a göre bu fizik bedenin can kazanabilmesi için ruh katılması gerekir. Bu da Allah'ın ruhundan üfürmesiyle gerçekleşir. Bu, yaptığın alıntıdaki ruhundan üfürme'nin geçtiği ayetlerde belirtilmiştir. O halde şunu söyleyebiliriz. İnsan bir ruha sahiptir. Bu ruh yaşamı boyunca sanki yanan bir ateş gibi ya da kesilmeyen bir elektrik enerjisi gibidir. Elektrik kesilince yaşam sona erer. Elektriği kesen de İslam'a göre Azrail ve ekibi meleklerdir. Kabir azabına da sonra değineceğim.. |
Re: Kelimeler-kavramlar
prof cemale sor. o bilir hiram. soro abim
Tabi ki üstadımız sevgili Cemal hocamızın değerli görüşleri olmadan bu kavram açıklanabilir mi,sevgili Soro?-hiramabi abilerim saolun.bEnde sizlere çok takdirediyom. şindi abim*-bu konu dipsis bucaksız bi konu. Annat annat..sonuç sıfır olur.Kimneye inanıyosa devam eder inacına.. Biz hernekadan*-din üstünde*tUZun ruhunu ve Liyop abimin uyarmasıylan*haparlo abimin hArfoditi ablama olan aşkını*dıkkate alıp daşlarında bi ruh saibi olduunu isPAt yaptısamda..8O görüyomkine, aynı taaAAaaaaAAAAaass *- aynı hamammm. dEnişen hiçbi şey yok. Kim ne diyosa*-hiiiç deniştirmeden gene aynı şeye sölüyo..Eee kimse*benim eşem kancık demes abim.. Ama ben bi bilin adamı pırof olaraktan*gene bilinsel görevime yapayım.Bi ker daa annatayım bu konudaki son bilinsel gelişmeleri.. :lol: * Ee bilin adamı olmak zor abim.Mecbur *-vatandaş annayıncaya kadan annatçez..sıkılmak yok. Bak abim bu sefer farklı bi şe annatcam. Şindi bizim bi watbug araba var.Babam ben çocukene buLGar göçmennerinden almıştı.Böle matorsıklet gimi yalı benzin konuyo.o arabalardan. Şindik ben *-haşa-Allahım(töbe töbe yareppim *:oops: ) Oturdum -düşündüm-taşındım-kaşındım ve bi araba yaptım. içinede bi mator koydum.iŞte pistonu-gırakı-lastii-fireni-tebriyacı falaca-filece herbişeyi yaptım. Çalaşması için herbi ayarını çektim.On numara. Yapan benim.kesin çalışcek-uçarıkaçarı yok.Çalışcek. bastımmarşa.. gırgır gırr gırrr..gırgırgrırgırrr.. hırrrr zortaa.. Benyaptım.ama çalaşmıyo... :oops: Lan noldu..hanı herşe tamamdı iyiydi..noldu.çalaşmıyo. Hanı lan bu işin pırofuydun.mükemel yaptıydın.noldu fısırıkçı pırof.. hAnı kasılıyodun?* Bak yaptıın çalaşmıyo... şiştin ustam..yandı köfteler... HoooOOOOoooOOOooooOopp bilader..okadanda dövünme.. dur ..unuttuk yaw...Bezzin koymadık arabaya.... waaAAaaaaay ceMAl.. bu neakıl yaw... bırawo(ALLAH vermiş kardeşim..zeka küpü maşşallah çocuk pırnalta...tü tüüü) Haa şindi oldu abim.Bezzinede koyduk.. Bas marşa... Y Allaaahhhh - bismillaaAAAaaaaaAAaaahh. Gırr.gırrrr..VırINNNN ..VıRINNNNN.. Hoooop... mator çalıştı..zıpkın maşallahh. Hurraaa arabanın matoru çalaştı.. Seviniyoz galik..HeeEeeeeeYYY hEEEEEYYYY. Hanıyada benim eLLiiİİİiiiİİİİİiiii gıram pastırmam*pastırmAAAAmmm Konyalıııdan*başkasına bastııIııırmam.. KonyaAaAalIııımyürüüüü..yürüde yavrumyürüüü kOnyalım yürüüüÜÜÜ.. ANa.. :oops: one*??? 8O ... yaw biz şarkı türkü söleyip sevinirkene... anam bubam bu sa*lak almış başını gidiyo.... Lann olum dur etme eyleme.. yawrum yannış yapıyonnn... Yok gazlamış gidiyo.. Eeee hıy*ara..imal ettik..eline ayana topladık.Gazına tuzuna verdik. marşınada bastık.. Ahanda iş bitti * dedi.bastı gitti. Gitsin abim..nereye Kadan gitcek. Yapanda benim*bezzini koyanda benim.. Benzinbittinde ** naaaa gitcek.. :lol: kOydum bezzn kadan gitcek*tabi bu arad saa sola çarpı bi yerni kırp dökmesse.. EvEEEeeeeeeEEEEeeeet gene çok bilinselaçıklama yaptım.Halkıma aydınnattım..Annayan annadı..annamayan bid a sorsun.gene annatırımabim.Bis pırofuz ya:cry:..(ben her pırofum dedikte..bilimgözyaşı döküyo..) öreticeye kadanannatçez abim. :wink: * cml. |
Re: Kelimeler-kavramlar
Kabir hayatı ya da Berzah alemi hakkında Kur'anda bir ayet yoktur. Ancak İslam'da hakim görüştür. Kabir azabı hakkında muhtelif hadisler vardır.
Hadisleri bir kenara bırakacak olursak Yasin suresinin 52. ayetinden insanların öldükten sonra ilk defa kıyametten sonra dirildikleri anlaşılır. Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler. Bu ayete göre ve Kur'anda hiçbir ayette bahsedilmemesine dayanarak İslam inancına göre kabir hayatının olmaması gerektiği, yani ölen insanların kıyamete kadar hiçbir sorguya, azaba uğramadan cansız kaldıkları, kıyametle birlikte tüm insanların dirilerek kabirlerinden çıktığı söylenebilir. Dolayısıyla Münkir, Mekir adlı meleklerin de uydurma olduğu.. Ancak bir ayet var ki bu konuda aksi görüşü destekler. Mümin/46. Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, "Firavun'un adamlarını azabın en ağırına sokun"denir. Ayet açıktır. Tüm meallerden benzer anlam çıkmaktadır. Firavun ve adamları kıyamet öncesi sabah akşam işkenceye tabi tutuluyor. Bu noktada tartışılacak olan bu kıyamet öncesi azabın sadece firavun ve adamlarına has mı olduğudur? Yoksa tüm insanlar için bir kabir yaşamı ve inanmayanlar için bir azap var mıdır? 2. şık daha mantıklı duruyor. Çünkü insanlığın içinde sadece firavun ve adamları kötülüğü ya da inanmamazlığı temsil etmiyor. Daha beterleri de var. Sonuç olarak Yasin/52 ile Mümin/46'nın Kur'andaki çelişkili ayetlerden olduğu söylenebilir.. |
Re: Kelimeler-kavramlar
Sevgili Pante,ben Kur'andaki kelime ve kavramları açıklamaya çalışıyorum.İslam kelimelerinin öz itibariyle anlamları Kur'andaki arı anlamlarıdır.Sizde biliyorsunuz ki Müslümanların birçok millet ve kavimle ilişkileri sonucunda bu kelimelerin anlamlarında bozulmalar başlamıştır.Bununla kalmamış o milletlerdeki inançlar İslami motiflerle dine daha doğrusu bel'amların ve halkın dinine sokulmuştur.Kabir hayatı ve azabı da bunlardan birisidir.Ondan önce ruhla ilgili açıklamalarımıza devam edelim...Sevgili Pante Allah'ın ruhundan üfürmesi demek daha önce de belirttiğimiz gibi teşbihtir.Peki neyin teşbihidir.Vahyedilmeye başlanmasının.Bu vahyin edebi vahiyden farkı vardır.Biyolojik bir vahydir.İnsana canlılığının kazandırılmasının vahyidir.Ayette vahiy anlamında olduğu için ruh kelimesi geçmektedir.Bu biyolojik vahye bir örnekte Nahl suresi 68. ayette geçer;Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin."İşte insan ve diğer tüm varlıklara canlılığın kazandırılması vahiy ile olmaktadır.Kur'an da can kelimesinin karşılığı nefs olarak geçmektedir.Birkaç örnek verecek olursak,
" Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan size eziyet verici bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir.3/186" "Le tüblevünne fı emvaliküm ve [color=blue]enfüsiküm[/color](canlarınız) ve le tesmeunne minellezıne utül kitabe min kabliküm ve minellezıne.....3/186" "Onların malları da, evlatları da sakın seni imrendirmesin. Bu olsa olsa, Allah'ın onları dünya hayatında bu gibi şeylerle azaba uğratmasından ve canlarının kâfir olarak çıkmasını murat etmiş olmasından başka birşey değildir.9/55" "Fe la tü'cibke emvalühüm ve la evladühüm* innema yürıdüllahü li yüazzibehüm biha fil hayatid dünya ve tezheka enfüsühm (canlarının) ve hüm kafirun 9/55" ...gibi. Kabir hayatı bişekilde İslam inancına sokulmuştur ama Kur'an da böyle bir hayattan ve azaptan bahsedilmez dolayısıyla sahih İslam inancı içinde böyle bir inançtan bahsedilemez.Bu hayatı ve azabı savunanların getirebildikleri tek delil senin de zikrettiğin gibi Mü'min suresinin 46. ayetidir.Tabi bu ayetin kabir hayatına ve azabına delil getirdiğini savunan müslümanlar Kur'ana çelişkilik atfetmektedirler ve dolayısıyla inançlarında bir sakatlık meydana gelmektedir.Yüzlerce ayette ahiret hayatından bahseden Allah'ın kabir hayatından tek bir ayette ve bir zümreye has olarak bahsetmesi düşünülemez bile.Üstelik kabirde olmayan sabah ve akşam kavramlarıyla..Peki bu ayetteki anlama problemi nasıl çözülür?Bu ayet Kur'an daki birçok ayet gibi devrik bir cümledir.Bu cümleyi düz olarak okuduğunuz zaman problem ortadan kalkmaktadır. "Mümin/46. Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, "Firavun'un adamlarını azabın en ağırına sokun"denir. " "Mümin/46. Kıyamet çattığı gün, "Firavun'un adamlarını azabın en ağırına sokun"denir.Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar" |
Re: Kelimeler-kavramlar
Mümin/46. Ennaru yu'radune aleyha ğudüvvev ve aşiyya ve yevme tekumüs saatü edhılu ale fir'avne eşeddel azab.
DİYANET VAKFI Onlar sabah akşam o ateşe sokulurlar. Kıyametin kopacağı gün de: Firavun ailesini azabın en çetinine sokun (denilecek)! * DİYANET İŞLERİ Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet çattığı gün, "Firavun'un adamlarını azabın en ağırına sokun"denir. SUAT YILDIRIM 46 – Onlar sabah akşam ateşin karşısına getirilirler. Kıyamet koptuğunda da: “Haydi, Firavun hanedanını en şiddetli azaba sokun!” denilir. * ALİ BULAÇ Ateş; sabah akşam, ona sunulurlar. Kıyamet-saatinin kopacağı gün: 'Firavun çevresini, azabın en şiddetli olanına sokun' (denecek). Y. NURİ 46 Sabah-akşam, ateşe arz olunurlar. Kıyamet koptuğu gün de şöyle denir: "Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!" ELMALILI Onlar, sabah akşam ateşe arzolunurlar. Kıyamet kopacağı gün de: "Firavun hanedanını azabın en şiddetlisine tıkın!" (denilecektir). E.YÜKSEL Onlara gündüz ve akşam ateş sunulur. Dünyanın son gününde ise: "Firavun'un taraftarlarını azabın en çetinine sokun." MUHAMMED ESED [öteki dünyadaki] ateş[in, ki o ateş]e sabah akşam [rastgele] sokulacaklar: Nitekim Son Saat'in gelip çattığı Gün [Allah], “Firavun ailesini en şiddetli azabın içine atın!” [buyuracaktır]. ÖMER NASUHİ Ateş ki onun üzerine sabahleyin ve akşamleyin arz-olunurlar ve Kıyamet kâim olacağı günde Fir'avun'un hanedanını azabın en şiddetlisine girdiriniz (denilir). S.ATEŞ Ateş! Sabah akşam ona sunulurlar. Kıyamet koptuğu gün de: "Fir'avn ailesini azabın en çetinine sokun!" (denilir). GÖLPINARLI Ateş, sabah akşam, onlara gösterilecek ve kıyametin koptuğu günde Firavun soyunu denecek, sokun azabın en çetinine. ŞABAN PİRİŞ Onlar sabah akşam ateşe sunulurlar: Kıyamet gerçekleştiği gün Firavun ailesini en şiddetli azaba sokun! G. ONAN Ateş; sabah akşam, ona sunulurlar. Kıyamet-saatinin kopacağı gün: "Firavun çevresini, azabın en şiddetli olanına sokun" (denecek). Ateş (tir ki ) sabah akşam ona sunulurlar ve kıyamet saati gelip çattığında firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun (denilecektir) Doğrusu budur. Ama aşağıda yazdığın şekilde bir meale kimse cesaret edememiştir. "Mümin/46. Kıyamet çattığı gün, "Firavun'un adamlarını azabın en ağırına sokun"denir.Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar" Bu meal değil, istenilen meali oluşturma amacıyla yapılmış bir düzenlemedir ki asla ehlisünnet böyle bir meali kabullenmez. Böyle bir mealin Arapçası şu olmalıydı o zaman: Yevme tekumüs saatü edhılu ale fir'avne eşeddel azab ve ennaru yu'radune aleyha ğudüvvev ve aşiyya. Eğer böyle bir yöntem izlenmiş olsa o zaman Kur'an'dan çok daha farklı yorumlar çıkar ve ortalık daha da karışır. |
Re: Kelimeler-kavramlar
Sevgili Pante,o ayetin kabir azabı anlamına gelmiyeceğini ki kabir azabı terimi bir yorumdur.Kur'an da kabir azabı terimi geçmez.Bunu sende biliyorsun ehl-i sünnet alim(cik)leri de biliyor.Bu ehl-i sünnet alim(cik)leri,Kur'anda ahiret,cennet-cehennem hayatı hakkında tonlarca bilgi veren Allah'ı kabir hayatı/azabı konusunda bilgi cimrisi yaptılar.Sana bu ayetle ilgili düşüncelerimi birkez daha okumanı tavsiye ederim.Kabir hayatını,bu uydurmanın kökenlerini ayrıca işleyeceğim İnşallah.
|
Re: Kelimeler-kavramlar
Firavun, kıyamet gününde kavminin önüne düşecek ve onları (çekip) ateşe götürecektir. Varacakları yer ne kötü yerdir! *
Onlar burada da, kıyamet gününde de lanete uğratıldılar. (Onlara) verilen bu armağan ne kötü armağandır! *Hud 98-99 Sevgili Pante ayrıca bu ayetlere ne diyorsun?Burada Firavunun kabir hayatından / azabından hiç bahsedilmiyor.Ayette bu dünya ve ahiret azabından sözediliyor.Bi de düşünsene Bush şu an ölse ve 1 hafta sonra da son saat gelse ve gerçekten kabir azabı olsa,Firavun 3000 yıldır kabir azap çekecek,ondan daha zalim olduğunu düşündüğüm Bush'ta 1 hafta azap çekecek.3000 yıla 1 hafta...! ne kadar adilce?Kısacası ehl-i sünni dininin mensupları bunu bile izah edemezler. |
Re: Kelimeler-kavramlar
ruhun uzerinden zaman olmaz hiram.
bu maddi alemden gidilen yer her neresiyse zaten buranin zaman olculeri orda ise yaramaz. |
Re: Kelimeler-kavramlar
Alıntı:
|
Re: Kelimeler-kavramlar
bana gore diye birsey yok.ben kafamdan yorum katamam.
|
Re: Kelimeler-kavramlar
Canım biz de sana göre derken üstadına göre demek istedik. :)
|
Re: Kelimeler-kavramlar
Evet sevgili Soro kabirde zaman kavramı yoktur.Zamanın olmadığı bir yerde hayattan da,hesaptan da,azaptan da bahsedemezsiniz.
Bakın işte kıyamet sahnelerinden birisi; Nihayet Sur'a üfürülecek. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler. (İşte o zaman:) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın vadettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler. 36/51-52 Eğer kabirlerde hayat,hesap ve azap olsaydı 52.ayetteki, şaşkınlık ve gerçeği anlamış olmanın vermiş olduğu acı olabilirmiydi.Bu ayete göre insanlar dirildikten sonra gerçeği anlıyorlar.Şayet kabir hayatı,hesabı,azabı olsaydı daha önce anlamış olmaları gerekiyordu. |
Re: Kelimeler-kavramlar
kabir alemi,
alem -i berzahtir. berzah iki degisik alemin orta koprusu manasindadir. her iki alemin de ozellikleri bulunur orada. hem ayetleri ben kendim meali okuyup da tefsir etmem.neyse. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:54 . |