![]() |
Hazar Türkleri ve Yahudi'lik
“Hazezlilerle muharebe ede.Ve vaadettiki yakın zamanda yardım göndere.Bunun üzerine
Cerrah ,tekrar Berda hisarına gelip oradan Verkan şehrine geldi ve oradan Erdebil’e geldi.O zaman Erdebil’de otuzbin kişiden fazla Müslüman yerleştirilmişti. İmdi Cerrah’da sakin olup dört tarafa asker gönderdi.Yağmalatıp esirler getirdiler.Hazez Meliki Nacil,babası Hakan’a adam gönderdi. O da bütün kafirlere name gönderip Müslümanlarla cenge çağırdı.” “İmdi her taraftan kafirler Hakan’ın yanında toplandılar.İmdi Hakan’ın oğlu Nacil 300 yüzbin kişi ile * Mecma nehrine geldi.Ve oradan göçüp Verkan’a geldi.Verkan halkını kırdı ve oradan Cerrah üzerine teveccüh etti. O gün Cerrah’ın askeri dağınıktı.Her tarafa yağmaya gitmişlerdi. Hakan’ın oğlu o ağır asker ile her nerede Müslüman askerinden buldu ise kılıçtan geçirdi. Hiç aman vermedi.”(1) Bu satırlar ünlü arap tarihçi Tabari’ye ait.Cerrah, Halife Ömer (II) zamanında Horasan valiliğine atanan ünlü Abdullah b.Cerrah. Horasan’a ilk atandığında Halifeye yazdığı şu mektupta nasıl birisi olduğunun ipuçlarını vermektedir; “Horasan’a geldiğimde fitne ve karışıklık çıkarmaya düşkün bir kavimle (Türkler) karşılaştım. Onların hakkından ancak kılınç ve kırbaç gelecektir.(2) Neyse konumuz Türkistan değil. Yukarıda Tabari!nin anlattığı kafirler..Kim bu kafirler ? Anlatılanlar Hazar Türkleri.Ve 8.YY da en önemli üç güçten (İslam İmparatorluğu,Bizans İmparatorluğu ve Hazarya) biri..Tarihte oldukça ilginç ve önemli bir köşetaşı Hazarya ve Hazar Türkleri.. İlginçlikleri gönüllü ve iradi bir süreçle “Yahudi” dinini seçen bir devlet olması.Önemleri ise Arap yayılmacılığının Kuzeydeki sınırını belirlemiş ve İslam Ordularının Bizans ve Avrupa’ya geçmelerini engelleyen denge unsuru olmaları.. Tartışılması gereken bir tarihsel “vak’a” olarak duruyor Hazar Türkleri... *E.Aydın bu sayıya itiraz ediyor ve sayının 20 bin olması gerektiğine işaret etmiş. (1) Tarihi Tabari c 3 s.412 akt.E.Aydın nasıl müslüman olduk s.183 (2)Z.Kitapçı Tükistan’da İslamiyet s.185 akt E.Aydın a.g.e s.122 Edit : Başlığı Hazar Türklerinin Yahudi'liği seçmelerini vurgulamak amacıyla değiştirdim.. |
Re: Hazar Türkleri ve Yahudi'lik
Yanılmıyorsam, Museviliği Yahudi olmadan seçen tek halktır. Kuzey Kafkas,Derbent bölgesi MS.4asır civarlarında oluşan bir devlettir. Ki türktür kökenleri. Yönetimde kağan vardır. Hazar halkının kalıntılarına Azerbaycan ve Dağıstan topraklarında rastlayabilirsiniz. Bu bölgelerde yaşayan "dağlı yahudiler" diye isimlendirilen halkın, bunların kalıntıları olduğu hakkında sağlam iddialar vardır.
Hatta, Arthur Kestler - "Onüçüncü nesil.Hazar İmaparatorluğunun çöküşü ve mirası" kitabında, nerdeyse bütün Avrupa yahudilerinin aslında Hazarlardan geldiğini iddia etmektedir. Anti-Semitizmin de bu yahudilere uygulanmasını da yanlış bulmaktadır, çünkü türk(hazar) olduklarını söylemekte. Tabi bu sav tarihçiler tarafından pek desteklenmemiştir. Saygılar |
Re: Hazar Türkleri ve Yahudi'lik
Hazar' ların İslamiyetin Avrupa ve Rusya üzerine dogru ileleyişlerini durdurdukları ve bu sırada yeni oluşan Rus çarlıgını islamiyetin etkisinden saklayarak ve Bizans'a da Arap haifeleriyle boguşabilme destegi vererek tarihte tayin edici role sahip bir devlet kurdukları tüm tarihçilerin ortak görüşüdür.
* * * * Hazarlar ilkel de olsa Dogu Avrupa'nın barbar temel üzerinde kurulmuş, kölecilik formasyonundan geçmemiş ilk feodal oluşumudur. Bagımsız Hazar Hakanlıgının tarihi 651 yılında başlamaktadır. * * * * *Hazarlar üzerine ilk Arap seferi Halife Osman zamanında Abdurrahman önderliginde yapılıyor bu savaşta Abdurrahman 4000 müslümanla birlikte ölüyor. Taberi'den şu bilgi Hazarların dini inaçları açısından önemli : * * * * ' Hazarlar Abdurrahman'ın cesedini büyük bir kabın içine koyarak muhafaza ediyorlardı. Onun yardımıyla yagmur yagdıracaklarını, kuraklıgı engelleyebileceklerini ve savaşta zafer kazanacaklarını zannediyorlardı. ' * * * * *Burada ölü düşmanın bedenine tapınma bilgisini görüyoruz. Bu tür bir tapınma güçlü düşmanın ölümünden sonra sihirli güçler yaydıgı ve bedenini elinde tutan insanların hizmetinde oldugu şeklindeki inançlarla benzerlik arzetmektedir. Burada tek yeni husus ölü düşman bedeninin muhtemelen konserve haline getirilmiş şekilde bir kap içinde saklanmasıdır. Bu bilgiyi Hazarların dini inaçlarını irdeleyebilmek için bir kenara not edelim. * * * * * * * * * * *çıkmak zorunda kaldıgımdan sonra devam etmek üzere * * * * * * * * *saygılarımla |
Re: Hazar Türkleri ve Yahudi'lik
Jean-Paul Roux, Orta Asya: Tarih ve Uygarlık adlı kitabında Museviliğin daha çok yönetici kesimlerde yayıldığını söylüyordu, aradım ama bir türlü bulamadım. Aşağıdaki alıntıda ise aslında hem Museviliğin *hem İslamiyet'İn resmi din oılarak kabul edilmiş olduğu, bunun yanında Hıristiyanlığın da yayıldığı söyleniyor. Bana mantıklı geliyor bu. Bundan çıkardığım bir tür yarı laik bir devlet anlayışına sahip oıldukları ve çeşitli dinlerin örgütlenmesine izin verdikleri.
Hazarlar, uzun zaman, Şaman dinine bağlı olarak yaşadılar. Ancak, Bizans ve Araplarla olan sıkı ilişkiler, hakanlarla soylu ailelerin Musevîliği benimsemeleri, her üç dinin de ülkede yayılmasına yol açtı. Müslümanlığı da (732-800), Musevîliği de (800-965) resmî din olarak benimsemişlerdir. Hıristiyanlık, resmî din olmadı, ancak, Arran metropoliti İsrail'in çalışmaları (677-703) sonucu, bu din de ülkede geniş ölçüde yayıldı. Halk, daha çok Müslüman ve Hıristiyan; hanlar, tarhanlar ve onlara yakın çevreler Musevî idi. Hazar'da yedi başkadı vardı. Bunlardan ikisi Müslümanların, ikisi Hıristiyanların, ikisi Musevî Hazarların, biri de öteki dinlere bağlı olanların işlerini görüyorlardı. Başkent Etil'de (X. yüzyıl), 10 cami vardı. Müslüman halkın sayısı 10 000 kadardı. Genellikle Bizans sınırındaki ve Kırım'daki Hazarlar Hıristiyan, Dağıstan ve Aşağı İdil'de oturanlar Müslüman idi. Hıristiyanlar (VIII. yüzyıl), teşkilât olarak yedi piskoposluğa ayrılmışlardı. http://www.bedava.dk/bedava/turk-tar...-hazarlar.html |
Re: Hazar Türkleri ve Yahudi'lik
Hazarlar Mervan b.Muhammed'in 737 yılında yaptığı 150 bin kişilik ordu ile saldırması sonucu yenilirler. Hakan barış ister. Barışın koşullarından biri de Müslüman olmaktır.Hakan kabul eder.Ancak bu dönemlerde Abbasi ayaklanmaları başlar. İslam ordusunun büyük ölçüde
geri çekilmesi sonucu zorunlu Müslümanlık çok kısa sürer. Hazarlar 740 yılından başlayarak Museviliği seçerler. Daha sonraları Azerbeycan'ı Arap işgalinden kurtarırlar. 764 yılında Tiflis'i ele geçirirler. |
Re: Hazar Türkleri ve Yahudi'lik
Devam edelim.
* * * * 'Rivayete göre Hamzin'e 10 fersah mesafedeki Ranhaz şehrinde büyük bie agaç varmış. Şehir halkı her perşembe günü toplanır, agacın dallarına meyveler asar, önünde secde eder kurbanlar sunarlarmış.' * * * * *Barhtold dan aldıgımız bu bilgide agaç kültünün de Hazar halkı arasında yaygın oldugunu görüyoruz. * * * * * 737 de Mervan Hazar Hakanını İslamiyeti kabul etmek zorunda bırakmıştı. Ancak bu zorunlu din degiştirme saglam temeller üzerinde oturmamıştı. Hazar Hakanı kısa süre sonra düşmanının dinini reddetmiş fakat bununla birlikte İslamiyetin yayılmasına müdahale etmemişti. Bizans'a baglı olarak uzun süredir Hazarların hakimiyeti altındaki Kırım ve Kafkasyada yayılan Hırıstiyanlık da taraftar topluyordu. Hazarlar İslamiyet ve Hırıstiyanlıga karşı bagımsız bir pozisyon alan museviligi seçtiler. * * * * *Hazaryanın başında bulunan yönetim zaten Musevilerden oluşuyordu. O günkü şartlarda Hazar yönetimi ya atalarının dinini muhafaza etmek, ya da Hırıstiyanlık ile İslamiyetin karşısına dikilmek zorundaydı. Hazarlar ikincisini seçtiler. * * * * *Museviligin felsefi temelinde bir ırkın dini olması , dine giren yeni kişinin ancak atalarının musevi olması ile mümkün oluyordu. Bu ataların hayali olması kaideyi bozmuyordu. Yahudiler Kafkaslarda yaşamışlardı. Arap fethinden çok daha önceleri Dagıstan'da Yahudi cemaatleri vardı. * * * * *Mazdaki isyanı sırasında Yahudi hahamı Mar-Zutra Mazdekilere katılmış ve 7 yıl boyunca Zerdüşt Persler'e karşı mücadele etmişti. Mar-Zutra 530 civarında idam edilmiş ve Davutogullarının hanedanına mensup olanların hepsi kaçmış Filistine sıgınmıştı. Fakat onların yoksul Yahudilerden oluşan bir kısmı, silah arkadaşları İran'lı Mazdekilerle birlikte kurtulup Kafkasyaya kaçtılar. Bunlar orada klan dışı evliliklerle Yahudi asıllı olmamakla beraber başka kabilelerden olanların Museviligi benimsemelerine izin verdiler. Böylece Musevilik Kafkaslarda yayılma imkanı bulabildi. * * * * * Museviligi kabul eden ilk Hazar Prensi Bulan dı ve bu 9 yy. ın başında olmuştu. Hun prensi Alp-İlitver 682 de Hırıstiyan'lıgı kabul etmişti. Alp-İlitver Hazarların bünyesinde yer alan ve onlarla kaynaşan Dagıstan'lı Hunno Bulgarlar'ın prensiydi. * * * * * Hazarlar'ın dini hoşgörüsü Ortaçagdaki genel dini uygulama içinde bir istisna idi. Hazarlar'ın bu dini hoşgörüsü , Hazar devletinin oldukça degişik unsurlardan müteşekkil olmasıyla ve merkezi yönetimin Museviligi benimsemiş olmasına karşın, devlet erkanının önde gelenlerinden bir kısmının Hırıstiyanlıga baglı olmasıyla izah edilmektedir. Bu arada Hazar halkının dogu şehirleriniyle baglantısı olanlar arasında dikkat çekecek ölçüde Müslüman vardı ama halkın ezici çogunlugu atalarının dinine baglıydı. * * * * * *Hakan, daima, üyeleri 10.yy da servetiyle şöhret yapmamış aynı ve meşhur bir aileden seçiliyordu. İstahri, İtil pazarında ekmek satan ve hakkında hakanın ölümünden sonra onun yerine en yakın aday oldugundan bahsedilen bir delikanlıyı gördügünü, ancak ailesi Müslüman oldugu için onun bu hakkını kaybettigini ve hakanın ancak Yahudi olabilecegini kaydetmektedir. * * * * * *Batı Türk Hakanlıgının yıkılışından sonra, Hazarya'da yönetimi elinde tutan Türk Açina Hanedanı torunları, bagımsız bir devletin başına geçmişlerdi.Fakat zaman içinde gerçek güçlerini yitirip güçlü mahalli beylerin hakimiyeti altına girince, sadece geleneksel iktidar sembolü haline geldiler. Hazar prenslerinden en *güçlülerinden birisi olan bek, devlette iktidarı ele geçirerek, onu Türk yönetici ailesinin varisi adına yönetiyor olsa da gerçek bir melikti.Güçlü Türk Hakanlarının faydalandıkları ve güçsüz torunlarına miras bıraktıkları saygı, Hazar melikinin elinde sadece sıradan insanları degil aynı zamanda diger Hazar prenslerini ve komşu kabileleri itaat altına almak için bir vasıta olmuştu. Tabi ki bu durum onu yalnızca yaşlı hanedanın torununa katlanmaya degil, aynı zamanda ona büyük bir saygı göstermeye de mecbur bırakmıştı. Hakanlar, artık halkın nezdinde devasa bir imparatorluga sahip olan atalarının güya malik oldukları tanrısal gücün miras bırakılmış şanını temsil ediyorlardı, ve halk da bu kişisel lutfun bir tebaasıydı. Yahudilik ise bu tür düşüncelerin gelişimini engellemedigi gibi, aksine onun benzerlerini eski Yahudi görüşüyle kutsal hale getirmişti. * * * * * Hazarlar gördükleri bolluk ve bereketi hakanın kişiligine baglıyor; başlarına gelen bir felaketi ise onun tanrısal gücünün zayıflamasına yoruyorlardı. Mesudi Hazar topraklarında herhangi bir kuraklık ya da başka bir felaket yaşanır, yahut savaşta yenilgi alınırsa, halkın ve beylerin hemen melike başvurarak ' Biz başımıza gelen bu felaketi hakana baglıyoruz, onun varlıgı bize yaramıyor, ya onu öldür ya bize ver öldürelim' dediklerini belirtiyor. Melik bazan bu istegi yerine getirip hakanı öldürüyor ya da halka teslim ediyor bazan de bu suçlamalara karşı çıkıp hakanı koruyordu. İbni Fadlan'a göre hakan kırk yıldan fazla hükümdarlık yapamaz, eger bu süreyi aşarsa Hazarlar'ın düşüncesine göre aklı zayıfladıgı, beyni sulandıgı, hatta tanrısal güçlerinin zayıfladıgı ve halka bir faydası olamayacagı için öldürülüyordu. * * * * * * İbni Fadlandan ögrendigimize göre hakan ölünce, onun için, içinde 20 oda bulunanbir saray yaparlar. Odalardan her birinde hakan için bir mezar kazılır. Bundan sonra taşlar sürme tozu haline gelinceye kadar kırılır, kabrinin içi bununla döşenir. Bunun üzerine de sönmemiş kireç atılır. Hakanın cesedi bu odalardan birine defnedilir ve kimse hangi odaya gömüldügünü bilmesinler diye bu işi yapanların kelleri vurulurdu. * * * * * * Hazarlar, hakanın sadece şahsına degil mezarına da büyük saygı gösteriyorlardı. Mezarın yanından yaya olarak geçen her kişi önünde egiliyor, at üzerindeyse attan inip, mezar tamamen görünmez hale gelinceye kadar, atına tekrar binmiyordu. * * * * * * *Açina Türk Hanedanına mensup hakanlar başlangıçta çok güçlüydü. Ancak Arap Mervan'ın 737 de indirdigi darbe hakanın prestijini sıfıra indirmişti. Dagıstan Yahudilerinin aktivitesi ile bir devlet darbesi sonucunda iktidar Hazar meliklerinin eline geçmişti. İktidarın Yahudi niteligi, yahudiligin kavimsel özünden dolayı geniş kitlelere yayılmasını engelliyordu. Hırıstiyan, Müslüman ve putperest halk ise bu yönetime karşıydı.Ancak güç kullanılarak itaat altına alınmışlardı. Bu durum karşısında egemenlerin buldugu formül çok geniş bir dinsel hoşgörü ile hakanın şahsında atalar dinini insan-tanrı kavramını sürdürmek olmuştu. * * * * * * *Hazar örnegi bize, dinsel düşüncenin gelişiminde sınıf ve çıkar ilişkilerinin önemini vurgulamak açısından çok yararlıdır. Dinsel dogmaların ancak mülkiyet çıkarları ile başa baş gittigini gösterir. Egemenler halkı sömürmek için, kendileri tek tanrıya inansalarda bir insan-tanrıyı meşrulaştırabiliyorlar. Tüm dinlerin ortak paydası emegin sömürüsünden egemenlerin ne kadar pay alacagı noktasında dügümlenmektedir. Temel mesele de doguştan gelen yaşama hakkının ölümden sonra kazanılan bir hak olarak lanse edilmesidir. Ahret inancı olanların bunu çok iyi düşünmeleri gerekir. * * * * * * saygılarımla |
Re: Hazar Türkleri ve Yahudi'lik
Başka bir topicle ilgili kitapları karıştırırken Ankara savaşından sonra
Beyazıt'ın çocuklarına Gurkhan'ın (Timur ,damat) beylik vermesi ile ilgili bir pasaj dikkatimi çekti. Beyazıt'ın çocuklarının isimleri çok ilginç: Süleyman,Büyük İsa,Küçük İsa, Musa, ve Mehmed. Acaba Mehmed dışındaki bu isimlerde hazar Türklerinin yahudiliği seçmesinin etkisi var mı ? Bana oldukça ilginç geldi..Yine aynı kitapta zaman zaman geçen İsrail ismi. Osmanlılarda kullanılan isimlerden biri, gerçekten ilginç.. |
Re: Hazar Türkleri ve Yahudi'lik
Hazarların çocuk isimleri konusunda bir etkisi varsa bu Selçuk Bey de aranmalıdır. Selçuk Bey Hazar devletine baglı bir tabii beydir. 100 yaşına kadar yaşadıgı rivayet edilir. Müslüman olmuşsa da geç yaşlarında olması gerekir. Torunu Çagrı ve Tugrul Seçuklu İmparatorlugunun temelini atmışlardır. Ogullarının ismi :
* * İsrail, Mikail, Yunus ve Musa. * * saygılarımla |
musevi türkler
Musevilik’i kabul eden tek Türk kavmi Hazarlar’dır. Bunu söylerken tabii ki Musevilik’in çok büyük bir olasılıkla siyasal amaçlarla kullanılmak için benimsendiğini belirtmeden geçemeyeceğiz. Zaten saray yöneticileri tarafından kabul edilen bu yeni din halkı hiç bağlamadı. Onlar yine eski şaman geleneklerini sürdürerek yaşamaya devam etti. (b.n.)
“Bir uygarlık cilasına sahip olanların tümü tarafından sadece resmi din terk edildi. Ama bu, -Müslümanlığı kabul etmeden önce- her zaman yeni dinlere sürüklenmiş olan Türkler’e özgü bir özellik değildi. Bununla birlikte yaptıkları seçim yine de şaşırtıcıydı: Musevilik’i kabul ettiler. Uzun süre, anlamı apaçık bazı Arapça metinler umursanmayarak, Hazarlar, Musevi bir halk yapılmak istendi: ‘The History of The Jexish Khazars’, Batılılar’dan, onların tarihini yazmış başlıca kişi olan Dunlop’un kitabının adı budur. Ama anlaşılan bu dini sadece yönetici sınıf kabul etmiştir ve bu olayın tarihi de tartışmalıdır. İbrani kaynakları, söz konusu olayın tarihini 8. yüzyılın ilk on yıllarına kadar geri götürmek eğilimindedir. Öte yandan, büyük tarihçi Mesudi (öl.956-957) ise söz konusu olayın Halife Harun-ür Reşid devrinde cereyan etmiş olması gerektiğini öne sürmektedir ki bu daha akla yakın görünmektedir. IX. yüzyılın ortasında Hıristiyanlığı kabul ettirmek için Hazarlar’a, Bizanslılar tarafından Aziz Kiril gönderilmiş olduğuna göre (851-863), anlaşılan, tüm dini inançları götürenlerin önünde büyük olanaklar vardı. Aziz Kiril, Türkler’in din adamlarına gösterdikleri tüm saygıyla karşılandı ve hükümdarın masasında bazı hahamlarla ilahiyat tartışmaları yapmak olanağını buldu. Bu duruma layık olduğu önemi vermek gerekir; çünkü böyle bir olayla ilk olarak karşılaşıyoruz. Ama bu olay, hiç de çeşitli din inançları arasındaki kendiliğinden yad da düzenlenmiş tartışmaların bir ilk ve en yetkin örneği değildir ve tarihte bu konuda daha birçok örnek bulunabilir. Hazar ülkesinin genel ya da özellikle şu ya da bu dönemdeki dini statüsünün ne olduğunu ve orada Yahudi dininin gördüğü ilginin derecesini bilmek olanağı yoktur. İmparator Romanos I Lekapenos’un (919-944) Yahudiler’e zulmetmesi, birçok Yahudi’nin Hazar ülkesine sığınmasına yol açtı. Bunun, orada önceden bulunan Yahudi topluluğunun gücünü artırmış olması gerekir. Ama Sicilya’da yaşamış coğrafyacı İdrisi’nin (ölümü 1166) de belirttiği gibi, çok hoşgörülü olan ve anlaşılan herkesin düşüncelerini büyük bir özgürlükle açıkladığı Hazar toplumunda, ister Musevilik, ister başka bir din olsun, hiçbir zaman bir devlet dini olarak görülmemiştir. İbn-i Rüşd’e göre *(10.yy.) Hazar hükümdarı Musevi idi ama halkı öbür Türkler’in dinine inanmayı sürdürüyordu ve zaten büyük olasılıkla, halk yığınları Şamanizmi hiçbir zaman unutmamışlardı. Mesudi’ye göre *Musevilik baskın dindi ve yedi yargıç vardı; iki Müslümanlar, iki Hıristiyanlar, iki Yahudiler için ve bir tane de Hıristiyan olmayan Ruslar, Slavlar ve diğerleri için. Böylece kendini ortaya koymuş olan üç din arasındaki eşitlik, biçimsel ya da formalite gereği mi, yoksa bu dinleri benimseyenlerin sayılarının eşit olmasının sonucu muydu, bilinmiyor. Bu arada, Müslümanlığın rakibi öbür iki büyük dine oranla, özellikle 9.yüzyılda büyük bir gelişme göstermiş olduğu anlaşılmaktadır. Örneğin Müslümanlığı, kuşkusuz taktik gereği kabul etmiş bir kağandan söz edilmektedir. Böyle bir bağlamda ise, bir çeşit dini kayıtsızlık ya da daha çok, duygular gevşek olmadığı için, bir çeşit Bağdaştırmacılık (Senkretizm) gelişmiş olmalıdır. Zaten bununla ilgili olarak, Dağıstan’da bir Hazar hükümdarının aynı anda üç büyük dinin birden propagandasını yaptığı anlatılır. Sadece Araplar’ın seferleri, karışıklığa, hatta bazan bu seferler sırasındaki davranışlarına tepki olarak bir caminin ateşe verilmesine ya da bazı başka şiddet gösterilerine yol açıyordu. Türkçe konuşan ve sayıları yirmi bin kadar olan özellikle Polonya ve Kırım’a yerleşmiş, bugün ise aralardan göç etmiş Karaimler ya da Karaitler’in, Hazarlar’ın soyundan geldikleri genellikle kabul edilmez. Dolayısıyla, demek ki Batı Türk dünyasının Musevilikle bazı başka ilişkileri de olmuş ve Museviliği benimsemeye pek elverişli görünmüş olması olanaksız değildir.” (J.P.Roux, Türkler’in Tarihi, S.82-83) “Hazar Kağanlığı’nın önemli bir özelliği, kağanlıkta tam bir din hoşgörüsünün hüküm sürmesiydi. Hazar Halkı’nın büyük kısmı şamanlığa mensup olup, eski Türk dinini devam ettirmişlerdi. Fakat üst tabaka, kağan, beyler ve saray erkanı Yahudi dinindeydiler. İslamiyet de yaygındı. Bilhassa tüccar zümresinin Müslüman olduğu bilinir. Hıristiyanlar da az değildi. Hazar kağanlığı’nın tarihinde Hazar üst tabakası, yani kağan ve etrafındakilerin Yahudiliği kabul etmiş olması dikkat çekicidir. Hazarlar’ın üst tabakasanının Museviliği kabul ederken, siyasi düşünceyle hareket temiş olmaları akla çok yakındır. Komşuları olan Bizans’ın Hıristiyanlığı ve diğer büyük komşusu Abbasiler’in Müslümanlığı karşısında, Hazar beylerinin, büyük dinlerden üçüncüsü olan Museviliği benimsemekle, Bizans ve Abbasiler’in siyasi nüfuzlarından uzak kalacaklarını düşünmüş olmaları mümkündür. Aynı Hazarlar gibi, Bulgarlar da komşusu Ruslar’ın nüfuzundan uzak kalıp, bağımsız yaşamak için, Müslümanlığı kendiliğinden siyasi amaç gereği kabul etmişlerdir. Abbasiler nasıl olsa uzaktı… Ama bunun sonu… Tatarlar (Yazar Bulgarlar demek istiyor.), Hıristiyanlığa karşı bir dinde oldukları için Korkunç İvan tarafından acımasız bir şekilde cezalandırılacaktır. … Hazar Devleti’nde yaşatılan inançların farklılığı kadar, bu devlette yaşayan insanların mensup olduğu boylar da farklıydı.: Uygur, Hazar, Bulgar, Peçenekler. İstanbul’u kuşatan Arap ordusuna karşı Bizans, Hazarlar’dan yardım istemiştir (718). Bizans’ın yardımına koşan Hazarlar, Araplar’ın hıncını üzerine çekmişti. Arap-Hazar düşmanlığı hiç eksilmemiştir. Hıristiyan Bizans’la Müslüman Araplar’ın Museviler’e karşı yaptıklarını, Hazar hanları karşılıksız bırakmamış, bir ara, İtil’deki camiin minaresini yıktırarak müezzinini öldürtmüştür. Seyid İbn Emir el-Haraşi, Maslama ve Mervan bin Muhammed adlı Arap komutanlarının başında bulunduğu Arap ordusu, 8.yüzyılın başlarında Hazarlar’a karşı bütün şiddetiyle saldırıya geçer. Hazar kağanını Müslümanlığa zorlar. Fakat, Arap yayılmacılığına, hilesine, zalimliğine karşı direnen Hazarlar, İslam’ı kabul etmemekle beraber, Doğu Avrupa’yı bu Arap vahşetinden korumuştur. … Hıristiyan Bizans’ın Hıristiyan Rus ile birleşip, güvenilir müttefiki olan Musevi Hazarlar’a saldırmasının din farkından kaynaklandığı şüphesizdir. Çoğu zaman inanç sorunu, çıkar kaygılarını unutturabilir. Çünkü inanç farkı, insanlar ve toplumlar arasındaki barışmaz en derin düşmanlığı doğuran tek amildir. Dinler veya dine benzer değişmez inançlar, insanlığı her zaman kavgalara, huzursuzluklara sürüklemiştir.” (İklil Kurban, Yaşlı tarihin Yankısı, S.41-42) |
Re: Hazar Türkleri ve Yahudi'lik
Sevgili commandante
* Bu konu daha önce açılmıştı. Senin yazın da bu topicle ilgili yeni bilgiler içeriyor birleştirmek gerekir. sevgiler |
Re: Hazar Türkleri ve Yahudi'lik
afedersin frodo dikkat etmemişim
|
Re: Hazar Türkleri ve Yahudi'lik
Hazar han ının museviliği seçmesi nin çok ilginç bir hikayesini okumuştum....Han din değiştirip üç büyük dinden birine geçmek istiyor, karar vermek için de üç büyük dinin din adamlarından bire tane ülkesine davet ediyor bir imam bir haham ve bir papaz, günlerce tartışmalar oluyor ama hiç biri ön plana çıkmıyor... teke tek görüşmelerinden birinde haham han' a bir öneri getiriyor... diyor ki önce papazı çağırın ve deyinki " ben hıristiyanlığı seçmememeye karar verdim ama musevilik ile islam arasında bir seçimde yapamadım bu iki dinden hangisini bana önerirsiniz"sonrada imamı çağırın aynı soruyu İslamı seçmemeye karar verdim diye sorun diyor...han hemen bunu yapıyor tabiiki papaz da imam da museviliği seçin diyor.... sebebide belli güçlü olan iki din bunlar ve güçlü bir imparatorluğun bu dinlerden birini seçmesi diğerine büyük zarar verecek...ve hazar imparatorluğu yönetim mevkiinde bulunan hanedan museviliğ seçiyor...
* *Bazı avrupalı yazarlar Hitlerin katl ettiği avrupalı yahudilerin %90 ının sami ırkından değilde hazar türk ırkından olduğunu iddia ederler...Ama hitler kendisine bir mektup yazarak kendilerinin yahudi değil musevi karaim türkü olduğunu söyleyen karaim hahamının dediğini dikkate alarak litvanyayı işgal ettiğinde hiçbir karim Türküne dokunmamıştır...bu da bir gerçek tir. |
Re: Hazar Türkleri ve Yahudi'lik
Son zamanlarda bir de başımıza Hitler’in katlettiği Yahudiler’in Hazar Türkleri olduğu meselesi çıktı. İşin en acıklı tarafı ise bu konuda yazılmış saçma bir yazının Türkçü olduğu iddiasında bulunan ve Prof.Turan Yazgan’ın kontrolünde olan Türk Dünyası Tarih-Kültür dergisinde yayınlanmış olmasıdır.
Amatör bir tarih heveslisi öğretmenin kaleminden çıktığı anlaşılan makale, olduğu gibi Arthur Koestler’in Onüçüncü Kabile adlı kitabındaki saçma sapan teze dayandırılmış. Bazılarında Araba karşı duyduğu nefret duygusuyla Yahudi’ye sempatik nazarla bakma hastalığı eskiden beri vardır. Bir kere Arthur Koestler bir Yahudidir ve romancıdır. Herhalde romancı mahayyilesi ile kaleme aldığı gayr-ı ciddi çalışmasının birileri tarafından kaynak olarak kullanılacağını kendisi dahi düşünmemişti. L.N.Gumilev, “Eski Ruslar ve Büyük Bozkır Halkları” adlı çalışmasında Koestler’i yerden yere vurur. Koestler’in çalışması baştan sonra yanlışlarla doludur. Ona göre Hazarlar, Bizans’daki kanlı olaylarda çok önemli roller oynadılar. Yalan! Bizans, sadece Araplar’a karşı Hazarlar’ı bir müttefik olarak görmüştür, ama ona karşı (bir evlilik olayının dışında) asla dostane yaklaşmamıştır. Yine ona göre Hazarlar Vikingler’in Bizans sınırlarına doğru Güney Rusya’yı istila etmesini engellediler. Halbuki Vikingler Akdeniz boyunca Bizans’a girdiler. En önemli iddiası ise, “Yahudiler’in Avrupa’ya göç dalgası, daha önce zannedildiği gibi Akdeniz üzerinden değil, Kafkas-ötesinden Polonya ve Merkezi Avrupa üzerinden gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Dağu Avrupa sakinleri Yahudiler’in torunları – otuzuncu İsrail kuşağıdır.” Halbuki bütün tarihi belgeler Koestler’i yalanlamaktadır. Ruslar’ın Tibet’te bularak “Tibet İncili” adıyla yayınladıkları İncil’de dahi Romalılar’ın Yahudiler’i gemilere doldurarak Roma’ya götürdükleri belirtilmektedir. Nitekim Hazar devleti yıkıldıktan sonra oradan kaçan Yahudiler ve Yahudi kılıklı bir avuç Hazarlı Kiyef’de toplandıkları sırada, burada ve Moskova’da Yahudi mahalleleri ve havraları vardı. Bunlar Almanya’dan ticaret yapmak için gelen Yahudiler’di. X.Yüzyılda Fransa’da, İngiltere’de ve İspanya’da Vikingler’e casusluk ve yataklık edenler Yahudiler’di. Polonya Yahudileri ise XIV.Yüzyılda Altın Orda karşısında ağır bir yenilgi alan Yogaylo tarafından Kiyef’ten alınıp götürülmüşlerdir. Hazar devleti yıkılmadan önce burada şiddetli bir iç savaş yaşanmıştı ve ülke adeta ıssızlaşmıştı. Bu yüzden Ruslar gemilerle gelip Hazar’a çıkarak çevreyi yağlamak için izin istediğinde Hazar meliki (Yahudi) istemeye istemeye izin verdi. Çünkü karşı koyacak gücü yoktu. Yahudiler Hazarya’da sadece yönetimi elde tutan küçük bir zümreydi. Hazarlar hakkında en ciddi bilgileri Arap coğrafyacıların eserlerinde buluyoruz. İbni Fadlan’ın seyahat notları, Mesudi’nin Muruc ez-Zeheb’i, Mukaddesi’nin Ahsen et-takasim’i, İbni Havkal’ın Kitab-ı Suret el-Ard’ı tarafımızdan çok dikkatli bir şekilde incelenmiştir. Bu kaynakların hiçbirinde Hazar Türklerinin Yahudiliği kabul ettiğine dair bir işaret yok. Hemen hepsinin ittifaken söylediği şu: Hazar hakanı (Türk) ve meliki (Yahudi) Yahudidir. Çevresindekiler de Yahudi dinini kabul etmişlerdir. Halk Hristiyan, Müslüman ve Yahudiler’den oluşmaktadır. İçlerinde putperest olanlar da vardır. (Guzlar, Peçenekler, Başkırtlar, Burtaslar). İbni Havkal bu görüşlere başka bir satır ilave eder ki, oldukça önemlidir: “.. sayıca en az olan grup Yahudilerdir. En kalabalık olanlar Müslümanlardır. Ama hakan ve melik Yahudidir.” Dahasını da söyleyelim: Yahudiler ülkede gerçekten az olduğu için ordusu dahi Müslümanlardan, Saklab, Rus, Guz ve Peçenekler’den oluşmaktadır. Hatta Mesudi’nin kaydına göre, ülkede sadece melikin sarayı kerpiçtendir. Başka kimsenin kerpiçten ev yapmasına izin vermez. Hele hele bir kimsenin evinin melikin sarayından daha yüksek olması tasavvur bile edilemez. Ramazan Şeşen’in “müslümanların camisinin minaresi melikin sarayına nazırdı” şeklinde yaptığı çeviri de doğru değildir. Doğrusu “.. caminin minaresi melikin sarayından yüksekti” şeklindedir. Yani Müslümanlar o kadar güçlüydüler. Şöyle bir soru sorabiliriz: Koca Osmanlı İmparatorluğu’nda Osmanlı hanedanının sayısı ne kadardı? Herhalde tüm akrabalarla birlikte iki üç bini geçmezdi. Prens Açina kaçıp Türkler’in arasına geldiğinde yanında topu topu beşyüz aile vardı. Yani baştaki yönetici hanedanın şu veya bu milletten, şu yahut bu dinden oluşu, o ülkenin halkının tamamının veya çoğunluğunun da aynı şekilde olmasını gerektirmez. Hazarya için de söylenecek olan budur. Peki Hazarlar, devletleri yıkıldıktan sonra nereye gittiler? Bir kısmı tekrar dönüp bağıyla bahçesiyle uğraşmaya başladı, bir kısmı kaderini Peçenekler’e, Oğuzlar’a ve Kıpçaklar’a bağladı, bir kısmı da Rusya’ya dağılarak zaman içinde Slavlaştı, Hristiyanlaştı. Düzene ayak uyduramadıkları için Ruslar’ın “brodnik” dedikleri bu insanlar, daha sonra Türkçeden alınma “Kazak” kelimesiyle anılmaya başladılar. Bir kısmı Ukrayna’da kaldı ve geçmişin bir hatırası olarak hâlâ da soyadlarının sonunda “-enko” ekini muhafaza ederler. Büyük bir kısmı da toprak kâşifleri adıyla Sibirya’ya geçtiler ki, geçtiğimiz günlerde Krasnador’da Ahıskalılar’la çatışmaya girenler de onlardır. Önümüze geleni, dağı taşı Türk sayma hastalığından bir türlü kurtulamadık gitti. Bu hastalık başımıza çok işler açtı, ama hâlâ ders almayı öğrenemedik. Kısacası Hazar Türkleri’nin Yahudi ve Hitler’in öldürdüklerinin Hazar Türkleri olduğu iddiası koca bir yalandır. Ahsen BATUR - 1 Şubat 2005 - Yeniçağ |
Re: Hazar Türkleri ve Yahudi'lik
|
Re: Hazar Türkleri ve Yahudi'lik
Aşağıdaki uzunca alıntı Arthur Koestler'in 13.Kabile kitabının giriş bölümünden. Link bulamadığım için direkt kitaptan alıntıladım, biraz uzun oldu ama bence çok ilginç ve sağlam savlar. Konu ile ilgili aydınlatıcı olabileceği düşüncesi ile:
Batıda Charlemagne’ın taç giydiği sıralarda, Doğu Avrupa’nın Kafkaslarla Volga arasında kalan bölümü, bir Yahudi devleti olan Hazar İmparatorluğu tarafından yönetilmekteydi. VII.yy’dan X.yy’a kadar süren parlak çağında bu devlet, gerek Ortaçağ Avrupası’nın, gerek modern Avrupa’nın kaderinde önemli bir rol oynamıştır. Bizans İmparatoru ve tarihçisi Constantine Porphyrogenitus (Konstantin Prophyrogonete [913-959]) saray protokolü ile ilgili notlarında, Roma’daki Papa’ya ve Batı İmparatoru’na yollanan mektupların altına iki solidi değerinde altın mühür koyduklarını, oysa Hazar İmparatoru’na gönderilenlere üç solidi değerinde mühür koyduklarını not ederken, bu gerçeği onaylamaktadır. Aslında bu bir iltifat değil, gerçekçi politikanın ta kendisidir. Bury’ye göre “incelediğimiz çağlarda Hazarların Han’ı ile Büyük Charles ve onun yerine geçenler arasında önem bakımından büyük bir fark olmaması mümkündür. Hazarlar Türk kökenli bir ulustu. Ülkeleri, Karadeniz’le Hazar Denizi arasında, önemli geçit niteliğinde, stratejik, kilit önemi haiz bir noktada bulunmaktaydı. Bu devlet, Bizans’ı yüzyıllar boyunca kuzey steplerinden gelen açgözlü barbarların, Bulgarların, Macarların, Peçeneklerin, daha sonra da Vikinglerin ve Rusların saldırılarından koruyan bir tampon durumundaydı. Bunun yanında, gerek Bizans diplomasisi, gerek Avrupa tarihi açısından daha önemli olan bir başka nokta da Arapların Avrupa’ya doğru çığ gibi ilerleyişini, bu akınların en bezdirici dönemi olan başlangıç çağlarında Hazar ordularının durdurması ve Doğu Avrupa’nın Müslümanlar tarafından alınmasını engellemiş olmalarıdır. Hazar tarihinin en başta gelen uzmanlarından olan Prof.Dunlop (Columbia Üniversitesi) kesinleşmiş bulunan ama geniş kitlelerce bilinmeyen bu gerçeği şöyle özetlemektedir: Hazar ülkesi, Arapların doğal ilerleme yolu üzerinde bulunmaktaydı. Muhammed’in ölümünden (MS 632) birkaç yıl sonra Halifelik orduları iki imparatorluğun kalıntıları üzerinden, her şeyi önlerine katarak kuzeye doğru ilerlemiş ve doğal bir engel olan Kafkas Dağları’na varmıştı. Bu engel aşıldığında Doğu Avrupa topraklarının yolu açık demekti. Oysa Arap’ların, Kafkas engeline vardıklarında düzenli bir ordu tarafından karşılandıklarını ve bu ordunun onların Avrupa yönünde ilerlemesini durdurduğunu bilmekteyiz. Araplarla Hazarlar arasında yüzyılı aşkın bir süre devam eden bu savaşlara ilişkin pek az bilgimiz olmasına karşın, bunların tarihsel öneminin büyük olduğu ortadadır. Frankların Charles Martel komutasında, Arapları Tours meydan savaşında durdurması ne kadar önemliyse, aynı tarihlerde Doğu Avrupa’yı tehdit eden Arap ordularının Kafkaslarda durdurulması da o kadar önemlidir….. O güne kadar peş peşe zaferler kazanan Müslümanlar, Hazar kuvvetleri tarafından karşılanmış ve durdurulmuştur….. Eğer Kafkasların kuzeyinde Hazarlar bulunmasaydı, Avrupa uygarlığının doğudaki temsilcisi olan Bizans, Araplar tarafından silinip süprülecek, bugün okuduğumuz Hristiyanlık ve Müslümanlık tarihi de çok daha farklı olacaktı. Bu olayların ışığı altında, MS 732 yılında, yani Hazarların Arapları yenmesinden hemen sonra, Bizans İmparatoru V.Constantine’in bir Hazar prensesi ile evlenmesi de bizleri pek şaşırtmamalıdır. Bu evlilikten doğan erkek evlat, İmparator VI. Leon’dur ve “Leon, Hazar” adıyla tanınmaktadır. Garip olan nokta, MS 737 yılındaki son savaşın Hazarlar tarafından kaybedilmiş olmasıdır. Fakat o zamana kadar Müslümanların “cihad” ruhu eski hızını yitirmiş bulunmakta ve Halifelik iç karışıklıklarla mücadele etmektedir. Bu yüzden Arap kuvvetleri kuzeyde sağlam bir biçimde üslenemeden çekilmek zorunda kalmışlardır. Oysa Hazarlar bu tarihten sonra güçlerini eskiye oranla daha da artırmışlardır. Bundan birkaç yıl sonra, MS 740 yılında Hazar Hanı’nın, sarayının ve askeri komutanlarının Yahudi dinini benimsediğini ve bu dinin Hazarların resmi dini durumuna geldiğini görüyoruz. Bugün Arap, Bizans, Rus ve İbrani kaynaklarında bu olayları okuyan tarihçiler bu duruma ne kadar şaşıyorsa, o çağda yaşamış olan kimselerin de bu karar karşısında aynı şaşkınlığı duymuş olduğuna kuşku yoktur. Bu konuda yapılmış en yeni yorumlardan biri, Marksist tarihçi Dr. Anthal Bartha’nın VIII ve IX. yy’larda Macar toplumu adlı kitabında yer almaktadır. Bu kitapta Hazarlara birçok bölüm ayrılmıştır. Bu pek olağandır, çünkü sözü edilen dönemlerde Macarlar, Hazarların egemenliği altında bulunmaktadır. Ama Hazarların Yahudi dinine geçişi konusunda kitapta yalnızca bir tek paragraf ayrılmış ve olay belirgin bir utanma havası içinde dile getirilmiştir: Araştırmalarımız düşünce tarihinin sorunlarını kapsamamaktadır. Ama yine de okuyucunun dikkatini Hazar Devleti’nin dinine çekmek zorundayız. Yönetici düzeyindeki kişiler arasında resmen kabul edilen din, Yahudi dinidir. Irk olarak Yahudilikle ilgisi olmayan bir toplumun bu dini seçip benimsemesi üzerine, ortaya pek ilginç görüşler atılabilir. Biz burada, bu din değiştirme olayının gerekçesine eğilirken bunun yalnızca Hristiyanlığı kabul ettirmeye çalışan Bizans’a ve doğudan sokulmaya çalışılan Müslümanlığa karşı, bu iki siyasal baskıdan kurtulmak için atılmış bir adım olabileceğine değinmekle yetinebiliriz. İki siyasal güç tarafından da desteklenmeyen, aksine herkesin zulmetmeye kalkıştığı bu dinin kabul edilmesi, Hazarlarla ilgili bütün tarihçileri şaşırtmakla birlikte, yine de bir rastlantı olarak değerlendirilemez. Bunu yalnızca, bu krallığın uyguladığı bağımsız politikanın bir belirtisi olarak nitelendirmek gerekir. Bu satırları okumak, bize ışık tutacağı yerde, eskisinden daha derin bir şaşkınlığa sürüklenmemize sebep oluyor. Çeşitli kaynaklarda okuduğumuz küçük ayrıntılar farklılıklar göstermektedir, ama ana gerçekler her türlü tartışmanın ötesindedir. Esas tartışılan nokta, Yahudi Hazarların, imparatorlukları yıkıldıktan sonra, yani XII. Ve XIII. yy’da sürdürdükleri inançtır. Bu konuya değinen pek fazla kaynak yoktur. Yalnızca ortaçağın son dönemlerinde Kırım’da, Ukrayna’da, Macaristan, Polonya ve Litvanya’da, Hazar topluluklarının yerleşmiş bulunduğunu öğreniyoruz. Nadiren rastladığımız bu bilgileri bir araya getirdiğimizde şöyle bir tablo ortaya çıkmaktadır: Hazar kabileleri, yeniçağın başlamasından önce Orta Avrupa bölgelerine, özellikle Rusya ve Polonya topraklarına göç etmiş, buralara yerleşmiş bulunmaktadır. Doğu Avrupa’da, Yahudi topluluklarının en fazla yoğunlaştığı alanın buralar olduğu da bilinmektedir. Tarihçilerin pek çoğu, bu gerçeğe dayanarak Doğu Avrupa Yahudilerinin ve dolayısıyla dünya Yahudilerinin bir bölümünün, belki de büyük çoğunluğunun , Sami ırkından olmayıp Hazar soyundan olmaları olasılığı üzerinde durmaya yönelmişlerdir. Bu tezin kapsamının çok geniş olması ve yankılarının çok başka konulara varabileceğinin bilinmesi, tarihçileri bu konudan uzak durmaya itmiştir. Bunun sonucu olarak Encyclopaedia Judaica’nın 1973 baskısına, Hazarlarla ilgili olan ve Dunlop imzasını taşıyan bölümden başka, yayımcıların imzasını taşıyan “Hazar Krallığı’nın yıkılmasından sonra Hazar Yahudileri” başlığıyla bir bölüm daha eklenmiş bulunmaktadır. Bu ek bölümün, “Tanrı’nın seçtiği halk” dogmasına inananları tedirgin etmemek için eklendiği çok açıktır: Türkçe konuşan Karaitler (temel ilkelerinde Yahudi olan bir mezhep) genellikle Kırım’da, Polonya’da ve yakın çevrelerde yaşamakta olup, Hazarlarla ilişkili olduklarını kabul etmektedirler. Gerçekte folklorlarında, antropolojide ve hatta dillerinde de bu ilişki görülmektedir. Hazarların torunlarının Avrupa’daki yaşamlarını sürdürdüğüne ilişkin hayli fazla kanıt bulunmaktadır. Acaba *Yafes’in bu beyaz ırktan olan torunlarının Samiler arasına karışması hangi oranda gerçekleşmiştir? Ve ne kadar önemlidir? Yahudiliğin Hazar kökeni konusunda en radikal tarih kuramcılarından biri, Tel Aviv Üniversitesi’nin Ortaçağ Yahudi Tarihi Profesörü A. N. Poliak’tır. Hazarya adını verdiği eseri, İbranice olarak 1944 yılında Tel Aviv’de yayımlanmıştır (Bu kitabın ikinci baskısı 1951’de yapılmıştır). Poliak, kitabın önsözünde konu ile ilgili olarak şunları söylemektedir: Hazar Yahudilerinin öteki Yahudi toplulukları ile olan ilişkileri ve Doğu Avrupa Yahudilerinin ne kadarının Hazarlardan kalma bir çekirdekten türemiş olabilecekleri konusu, yepyeni bir yaklaşımı gerektirmektedir. Bu toplumun torunları, bulundukları yerde yaşamayı sürdürenler, Amerika’ya göç edenler, İsrail’e gelenlerle birlikte, dünya Yahudilerinin büyük bir çoğunluğunu oluşturuyor olabilirler. Bu satırlar, gerçi konunun dünya kamuoyunda fırtınalar koparmasından çok önce yazılmıştı, ama böyle olması, bugün yaşayan Yahudilerin pek çoğunun Doğu Avrupa kökenli olduğu gerçeğini değiştiremez. Bu da, bunların büyük bir olasılıkla Hazar kökenli olduğu anlamına gelebilir. Eğer bu doğruysa, söz konusu Yahudilerin atalarının Tur-u Sina’dan değil Kafkas dağlarından geldiği; Ürdün dolaylarından değil, Volga dolaylarından koptuğu gerçeklik kazanır ki, bilindiği gibi, Kafkaslar, Ari ırkın beşiği olarak kabul edilmektedir. Böyle olunca, bu insanların İbrahim’e, İshak’a, Yakub’a yakın olmaktan çok Hunlara Uygurlara, Macarlara yakın oldukları kabul edilmelidir. Eğer bu kuramın gerçek olduğu anlaşılırsa, anti-semitizm deyimi de anlamsız bir deyim olarak kalacak,; gerek öldürenler, gerek öldürülenler tarafından yanlış bilgiler üzerine kurulmuş bir kavram olmaktan öteye gidemeyecektir. Hazar İmparatorluğunun tarihi, geçmişin sisleri arasından su yüzüne çıktıkça, tarihin insanoğluna oynadığı en zalimce oyunlardan biri göze görünmeye başlar gibidir. |
Musevi Türkler Hazarlar
Rus ve İsrailli arkeologlar Hazar Türklerinin kayıp başkenti İtil şehrinin kalıntılarını buldular.Musevilerin 13. kayıp kabilesi olarakta bazen adı geçen Hazar Türkleri hakkında Rusya’nın Astrahan Devlet Üniversitesi öğretim üyelerinden Dimitri Vasilyev ;
"Doğu Avrupa’nın ilk feodal devletinin başkentini bulmanın önemi büyük. Bunu Rus tarihinin bir parçası olarak görüyorum" dedi. Hazar Türkleri konusunda uzman isimler de, Rus arkeologlarının kayıp başkenti bulduğuna inanıyor. İsrailli uzmanlar ise, asıl meselenin yazılı eserlere ulaşmak olduğunu belirtiyor.'' http://www.ensonhaber.com/Dunya/1527...i-bulundu.html |
Hazar türklerinin museviliği resmi din olarak benimsemelerinin ilginç karakterleri vardır aslında. Daha evvel şöyle tespitlerim olmuştu; İbn rüsd, hazarlarda, devletin resmi dini olarak museviligin kabul edildigini fakat halkın yinede eski şaman inanclarını sürdürdügünü belirtir.
Yine bu konuda arap tarihcilerden mesudinin soyle bir yorumu vardır; devletin baskın dini musevilikti ve yedi yargıcı vardı. Bunalrın ikisi yahudi, ikisi hristiyan, ikisi müsluman ve diger geriye kalan yargıcında hristiyan olmayan slavları temsil ederdi. Bu uygulamanın nedeni ise, dinleri benimseyenler arasındaki çogunluktanmı yoksa başka sebeblerdenmi oldugu da kesinlik kazanmamıstır. Belki kapecuk un bahsettği bulgulardan sonra bu konularda netleşebilirler. Aslında konusulması gerekn su olmalıdır arastırdıgım bazı kaynaklarda yukarıda da belirttigim gibi, hazar devletinin üst tabakası yani kagan , ailesi ve etrafındakiler yahudi, halkın cogunlu şaman ve tuccar kesimi musluman ve hristiyanlardan olusmakta. Ve bu olusuma göre üst tabakanın yahudiligi secmiş olması siyasi düşüncelerle hareketlenmiş olabilir. Bir tarafda bizansın hristiyanlıgı, öte yandan abbasilerin müslümanlıgı belkide hazarları komsularının nufusları altına girmemek için musevilige sevketmiştir ? Bu da gayet olası bir fikir fakat kazılarda ulaşılacak yazılı metinler bu konuya daha fazla ışık tutabilir. Bu konuda Frodo nun güzel bir yazısını okuyabilmiştim. Ünlü arap tarihçi Tabari horasana geldiği vakit bu topraklarda yaşayan hazar türklerini; fitne ve karışıklık çıkarmaya düşkün bir kavim olarak tanımlamış ve halifeye bu fitneci kavmin kılıçtan geçirilmeye gayet müsait oldugunun referanslarını vermiştir. Bundan sonrasını Frodo anlatsın :) |
istek üzerine ilgili yazılar birleştirildi ve güncellendi.
saygılarımla |
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:25 . |