![]() |
Tanrinin adaleti
Sevgili arkadaslar,
Su tanrinin adaletine bakiniz, bir odul ve bir ceza ile milyarlarca insani yargilamak istiyor. Bir mahkeme dusunun, saniklara ya 50.000 dolar tazminat oduyor yada idam cezasi veriyor. Bu mahkemenin adil olabilmesi mumkunmu? Mahser gununde dogmus ve yasamis butun insanlar sorgulandigi zaman bircok insan cok kucuk farkla sonsuz sefahati kacirip, sonsuz aciya terkedilecek. Bu fark belki bir besmele olucak cunku katilimin bu kadar cok oldugu bir sorgulamada rekabet had safhaya cikmak zorunda. Belki mahser gununden sonra insanlar tanriya kizacaklar ve on anlayissiz, zalim, adaletsiz olarak tanimlayacaktir. Bir diger konuda cezanin amaci nedir? Insani egitmek ve gelecekte topluma zarar vermeyen biri olarak hazirlamak. Cehennemdeki cezalandirmanin amaci sadizm ve nefretten baska ne olabilir? Bugun bile insanlar uzerinde etkin bir ceza sistemi bulunamamistir. Bazi insanlar hapislere suc okulu gozuyle bakiyor, bazi insanlar idami savunuyor, sayisiz belirsizlikler ve tartismalar var bu konuda. Seytanin mevzusuna gelince, seytani kibirlilikle suclayan tanri "Ben en cok ovguyu hakedenim" "Ben sizi bana ibadet edin diye yarattim" diyerek arsin en kibirlisi oldugunu ispatlar. Neden Allah'in gozu kendine kordur, kendini elestiremez ve kendini elestirtmezde. Allahin her yontemi oldugu gibi yargilama yontemide ilkel ve yetersizdir. |
Re: Tanrinin adaleti
adalet demisken turken alkanin bugun ki yazisini okuyun
http://www.radikal.com.tr/haber.php?...rih=27/01/2007 |
Re: Tanrinin adaleti
bazı arkadaşların bu tür yaklaşımları beni hayretler içinde bırakıyor, hem ateist olma iddasında olmak, hemde tanrı ya sitem etmek, tanrı ve onun yan ürünleri cennet cehennem vs o dönemin büyücülerinin hayali mekanları ve hayali karakterleridir. bu sanki varlığına inanıyorda *beğenmiyormuş gibi bir hava yaratıyor.
|
Re: Tanrinin adaleti
Bir kişinin ölünce günahı ve sevabı eşit çıkarsa ne olur?
a.) Size uygun yerimiz yok denir. Hiç bir yere yollanmaz. b.) Tekrar sınava sokulur. c.) Kafana göre takıl adamım denir. Cennet cehennem istediğin gibi dolaş denir. d.) Kişi kopya çekmiştir. Bütün herkesin sınavı iptal edilir. e.) Dünya'ya geri yollanır. Ek süre (Kişinin ömrünün 40'da biri kadar) verilir. *Eşitlik bozulmazsa yazı-tura atışlarına geçilir. f.) Kişiye bu soru sorulur. Doğru cevabı bilirse cennete, bilemezse cehenneme gider. * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *:D *:D *:D |
Re: Tanrinin adaleti
Kurandaki tanrinin adalet sistemi gaflet sisteminden baska birsey degildir.
Respendial kardes dedigin gibi tanrinin adalet tamamen ilkellikler iceriyor,tamamen o donemin zihniyetini yansitiyor... muhammedin kafasi bir iki seye takintili oldugu icin bu dunyadaki cezalandirmayi kirbac falan gib seylerle sinirlandirmistir.ya da isin kolayina kacip kisasa kisas ilkesi getirmistir.Ne kadar da igrenc bir uygulamadir. Topluma hic bir huzur getirmeyen bu anlayis nasil da tanrinin bir emri olabilir. -insanlari cehenneme aticam -orda onlari yakicam,yanan derilerini tekrar degistirip tekrar yakicam -kaynamis ve irinli su iciricem -zakkum agacinin meyvelerini yediricem -kaynar suyun icine batiricam bunlar da cehennemin adaleti,nasil da basit ve ilkelce.cehennem cezasi tanriya inanip inanmamakla,,dunyevi ceza ise cinsellikle vs ile sinirlidir. Allahin kelami ne kadar da sinirli oyle.Allah sanki MS 600 lerde yasamis bir Bedevinin sahip oldugu akilla ayni duzeyde. |
Re: Tanrinin adaleti
Alıntı:
|
Re: Tanrinin adaleti
belki şeytanın dışlandığı gibi tanrı da dışlanacak ve yerine başkası getirilecek... :lol:
|
Re: Tanrinin adaleti
Alıntı:
|
Re: Tanrinin adaleti
Alıntı:
medine surelerinde ise ise daha güçlü olduğu için bu kez saldırgan, ve daha çok gönül işleriyle ilgil ayetler içerir, mesela ahzab suresi. hatta bir fatra dönemi vardır, muhammet insanlardan umudunu kestiği için üç yıl kadar ara vermiştir, çevresindekilerin gazıyla tekrar sözde tanrısı ile iletişime geçmiştir, bu hayali karakter muhammedin kişiliğidir, bilinenin aksine muhammed fakir bir aileden değil zengin aristokrat bir aileden geliyordu, küçük yaşta anne ve babasını kaybetmesi, amcaları tarafından mirasına el konması muhammedin ruh halini ciddi şekilde bozmuştur, yarattığı karakter tüm dünyaya mesaj veren bir karakter değil onun düşmanları ile savaşında yanında olan, onun tüm istek ve arzularını kabul eden lambadaki aladdinden farksız bir hayali karakterdir. |
Re: Tanrinin adaleti
gandalf abi katiliyorum,muhammed bir ruh
hastasi,dedigim dedik bir insan.Hic bir uzlasmaci yani yok,bunu birakin ayetleri hadislerde bile gormek zor. |
Re: Tanrinin adaleti
"Ve Allah gerçekten "Bir Ermeni öldüreni cennetin baş köşesine yerleştireceğim" demiş olsa ve bundan emin olsam bile o cinayeti işlemenin 'yanlış' olduğunu düşünürdüm. Bir katil olarak cennette keyif çatmaktansa, insan canına kıymamış biri olarak cehennemde yanmayı tercih ederdim."
yazı belki citdidir deyi okudum* yukardaki *laflar ne kadan boş.Hankı aklı başında viçdannı insan katil olma bahasına -cenneti ister*? Allah gerçekten böle bişe istermi*? Yannış düşünceler bunnar. "Ama fanatik avcıları böyle düşünmüyor." Abim fanatikler*doruyu görebilirmi hiç.?*Ama o yanda ama obir yanda..* fanatik olduktan sona- düşünçesinin ne kıymeti olur. düşünce çok yandan bakan ve kafa yoran adamlardan çıkarsa-*kıymeti olur demi abim. o adamı okucanıza Pante abime okuyun*her taraftan akıl-bilgi ve tarafsıslık *kaynıyo-biras adaa duygulu bakcaksanız Aldostu amcama okuyun.Acık inanıpda kısgınnınızıda gizlemicekseniz Sodomo amcamı okuyun..Okuduunusa deyer hiç olmasın. neyseme konunuzu bölmeyim... :? cml. *Dedim: artık bilgiden yana eksiğim yok; Şu dünyanın sırına ermişim az çok. Derken aklım geldi başıma, bir de baktım: Ömrüm gelip geçmiş, hiç bir şey bildiğim yok. |
Re: Tanrinin adaleti
Kesin olarak bildigim tek sey hicbirsey bilmedigimidir.
* Bence tanri da bu sozun degerini anlamis olmali; . Inancli arkadaslara yaziyorum, gonderdigi bir ayeti, ikinci bir ayetle duzelten bir tanri, demek ki ilkinin yanlis oldugunu bilmiyor onu indirirken. Bu da ikincinin de yanlis olabilme ihtimalini kendiliginden yaratir. * Tevratta bir israiloglu gibi dusunen, hristiyanlikta buna diger insanlari da katma cabasi gosterirken, muslumanlikta bir col bedevisinin dusunce tarzindan, adalet anlayisindan ileri gidememis. Ateistler zoruyla insani dusunmenin vaktinin geldigini anlamakata gecikmeyecek gibime geliyor. Dinde yapilan reformlarla, asrimizda bu yondeki calismalarina yoneldigini gorebiliriz. Bizim yarattiklarimiz aynen bize benzer, buna tanri da dahildir. Bugunku anlayisimiza ters dusen unsurlarin, dinler ve tanri adaletinin,bir anda ortadan kaybolmayacagina gore,yavas yavas degisime ugrayacagidan hic suphem yok. Minareyi calan, kilifini hazirlar, yeni ayarlar bulma cabasinin, hem hristiyan, hem musluman cevrelerde gittikce hizlandigini bilmem fark ettiniz mi? |
Re: Tanrinin adaleti
öncelikle bir noktaya dikkat çekmek istiyorum;
yargılamaya çalıştığınız bir insan değil bir kere en başta bunu söyleyeyim. Demişsinizki adalet anlayışı şöyle yanlıştır böyle yanlıştır vs. vs. neye göre yanlıştır, kime göre yanlıştır? Evvela Allah, mahlukata (yaratılmışlara) kıyas edilemez. Cenab-ı Hakk'ı mahlûkata kıyas etmek doğru değildir. Allah'in adalet anlayışı ile K kul'un adalet anlayışı muhakkak farklı olacaktır. Bir kere insan bilmeyen, Allah herşeyi bilendir (Alim). --------------------------------------------------------------------------------------- Bizde su-i edep olabilecek bir kısım durum ve hisler ve akla gelen noksanlıklar -O, mülkün sahibi olduğundan- O'nda olmaz. Yani biz kalkıp "Şunu biz yaptık, şu işe sahibiz" desek, bu su-i edep olur. Çünkü biz kendi adımıza, o işin yüzde birine dahi müdahale edemeyiz. Ama Cenab-ı Hak, -bir kudsi hadiste de dediği gibi- "Ben melikim. Ben melikler melikiyim. Bütün meliklerin kalbi elimdedir. Bana itaat ettiğiniz zaman onların kalblerini lehinize çeviririm, isyan ettiğiniz zaman aleyhinize çeviririm. Öyleyse kimseyi değil, nefsinizi levmedin" dese bu, O'nun azametine uygun bir söyleyiş olur. Allah Teala, Kur'an-ı Kerim'de de çokça anlatır Kendini. "Limeni'l-mülk - Mülk kimin?" diye sorar. Cevabı da çok nettir: "Lillâhi'l-Vâhidi'l-Kahhâr - Vâhid ve Kahhâr olan Allah'ın" (Gâfir Sûresi, 40/16) O, her şeyi siliyor, süpürüyor, adeta bütün mahlukat üzerine bir sünger çekiyor, sonra da "Kimin bu mülk?" diyor ve cevap veriyor: "Vâhid ve Kahhâr olan Allah'ın..." Şimdi bu hususların herhangi birini bir insan söylese gurur ve kibir alameti olur. Ama Cenab-ı Hak "Kibriyâ Benim sıfatım, lazımım, benden ayrılmaz bir şeydir" manasında "el-kibriyâü ridaî - Kibriya benim ridamdır" buyuruyor. Rida, insanın sırtına giydiği cübbemsi bir şeydir. Allah, bu türlü şeylerden münezzehtir. Ama bir insan kalkıp bunları söylese kibir ve gurur izhar etmiş olur. Çünkü haddizatında insan, o mülke sahip değildir. Bir insanın, sahip olmadığı bir meseleyle ortaya çıkıp kendisini göstermesi demek olan "riya", bir kibir ve gurur alametidir. Bir insanın sahip bulunmadığı bir meseleyi duyurması, yani vaziyetini başkalarına işittirmesi "süm'a", kendisine ait olmayan bir meseleyi içinde gizleyip "ben bu güzelliğe mazharım demesi" de "ucb" alametidir. İnsan riya ile amel ederken esasen sahip bulunmadığı bir şeyi satıyor demektir. Boyu kendisi için açılan pencereye yetişmediğinden o pencereyi dolduruyor veya parmaklarının ucuna dikiliyor sayılır. *Sosyal hayatta herkesin görüp görünmesi için böyle bir pencere vardır. Bir insanın boyu uzun ise, yani hakikaten toplum içerisinde bir değeri var ise, o eğilip bükülüp edip iki büklüm olacaktır. Onun için kâmilde kemâlin alameti tevazudur. Şayet kendisine açılan pencere toplum içerisindeki değerinden yüksek ise, o da pencereyi doldurmak için uzun görünmeye çalışacaktır. Küçüklerde küçüklüğün alameti, büyük görünmektir. Kim riya yaparsa Allah, ona kime ibadet yaptığını öbür âlemde gösterecektir. Kim süm'a yaptıysa Allah onu da mele-i a'lada ilan edecek ve duyuracaktır. Mesele bu açıdan ele alınınca, Cenab-ı Hakk'ın Kendisinin sahip bulunduğu şeyleri anlatması hakkın ifadesidir. İnsan ise, Allah'a ait şeyleri ve Allah'ın lütuflarını kendine aitmiş gibi gösterdiğinden onunki riya ve süm'a olur. O bakımdan Allah'ın Kendisini göstermek istemesi gayet normaldir. Çünkü O, Mülk Sahibi'dir, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder, istediği gibi konuşur, istediği gibi beyanda bulunur ve "Benim" diyebilir. İnsana gelince o, neye "benim" diyebilir? Neye "benim" dese arkasından başkasına ait olduğu ortaya çıkar. Başkasına ait bir şeyle tezahür ise, Yunus Emre'nin dediği gibi, âriye gömlekle, yani başkasının elbisesiyle zifaf odasına girmek gibi olur ve onun kime ait olduğu da ertesi gün ortaya çıkar. Evet, bu meselede insanla Hâlık'ın durumu birbirinden tamamen ayrıdır. -------------------------------------------------------------------------------------- |
Re: Tanrinin adaleti
Alıntı:
|
Re: Tanrinin adaleti
tamam vartor kardeş,
bir inanmayan olarak benden ne gibi farklı icraatlar ortaya koyacaksın merek ediyorum. belki yakında uçmaya başlar bana gökten el edersin. ben inandıklarımı savundum, ister inan ister inanma. ayrıca engelleyemediğin kötülükler için falan da üzülme, kendini hırpalama, bu doğanın bir kuralı, bır kısım her zaman diğer bir kısmı ezecektir, başka bir diğer kısımda bunu seyretmeye devam edecektir. bu evrimin bir parçası. yakında insan Tanrı fikrinden kurtulunca (!) bunlar da son bulur. |
Re: Tanrinin adaleti
Sevgili arkadasim merakli,
Beseri degerlerle tanimlanamayan bir tanri beseri dunyada neyin dogru oldugunu neyin yanlis oldugunu bilemez. Hicbir insan akvaryumdaki baliklarinin birgun biriyle oburgun digeri ile ciftlesmesinden rahatsiz olmaz, olsa olsa bundan bir balik rahatsiz olur. Insan bunu onun balikligina verir. Tamam akvaryumu insan yaratmamistir ama tanrinin dunyasi gibi insanlarinda mudahale edebildigi, insanin herseyi gordugu bi ortamdir akvaryum. Eger tanri Muhammedin hislerini anlayabilmisse, olaylari irdeleyip dusuncesini ifade edebilmisse hele hele yeri gelmis insanlara gucenmis ve onlarin ovgusunu duymak istedigini acikca belirtmisse, *bu tanrinin (Allah) beseri degerlerden uzak olmadigini gosterir. Eger tanri beseri degerlerden ayri degilse insanin adalet mefhumuna da anlamasi lazim. |
Re: Tanrinin adaleti
sevgili respendial,
Evet Allah beşeri değerlerden uzak değildir ama bu Allah'in isimlerini bilme noktayı zaviyesinden düşünüldüğünde doğrudur. İnsan görür *--> Allah Basir'dir (sonsuz gören) Basir; Basir: Ayndınlık,karanlık, uzak yakın, büyük küçük her şeyi gören, müşahede eden(1) Allah Görmesi Nasıldır? “Allah'ın bütün sıfatları gibi görmesi ve işitmesi de küllidir, mutlaktır ve sonsuzdur. Yani, her şeyi birlikte görür ve işitir. Allah her şeyi yeryüzünde, kainatta her an her yerde olup biten her şeyi en ince ayrıntısına kadar bilir ve görür. Mesele Allah'ın hususiyetleri olunca teraziye bu sıklet ağır gelmesinden midir, nedir, ifade çarpıklaşıyor. O aydınlıkta da görür, karanlıkta da görür. Sis, O'nun için bir engel değildir. “Karanlıkta görebilecek cihazlar yapabilecek kabiliyeti kullarına bahşeden Allah elbette karanlıkta da aydınlıkta olduğu gibi görür. Gelmiş, geçmiş, olmuş olacak ne varsa hepsini birden ve aynı anda görür. O halde bu konuda Allah'ı insani ölçüler içinde tasavvur etmek yanıltıcı olur; bu ölçüler ancak bizi Rahman'a götüren bir köprü vazifesini görebilir. Bir kedi, karanlıkta insana nazaran çok daha rahat görebilir. Bir arabadaki zat sadece dışarıdaki ağaçları görür; ama helikopterden bakan birisi yolun birkaç metre yanındaki ağaçlar içindeki oyun bahçesini de görebilir. Bir böceğin görüş alanı bizle kıyas edildiğinde farklıdır. O bambaşka alemleri temaşa etmektedir. Ya da kör bir kimsenin gözleri her ne kadar devreden çıkmış olsa da farklı uzuvlarıyla görmesi mümkündür; onun da görmesi değişik şekilde cereyan etmektedir. Keza “Meleklerin gözsüz görmelerinin de şehadetiyle, görme için mutlaka göz lazım değildir.” “İnsan, uyanıkken muhataplarını görür ve onların konuşmalarını işitir; bu görmeye göz, bu işitmeye de kulak vasıta olmuştur.Ama rüya aleminde yine muhataplarıyla görüşür ve konuşur, fakat gözleri uykuya dalmış, kulakları bu alemden ilgisini kesmiştir. Rüya aleminde ne hava unsuru vardır, ne konuşanın ses telleri, ne de dinleyenin kulakları Aydınlık, insanın uyanıkken görmesi için şartlardan bir şarttır. Bütün bunlar gösterir ki, görmeler canlıdan canlıya, durumdan duruma çoğunlukla farklılık arz eder. Buradan Allah'ın görmesinin de bambaşka olması gerektiği anlaşılabilir. Bütün bu görme fonksiyonlarını en ince şekilde düzenleyen Allah ise tabii ki bütün bunlardan üstün bir görme hususiyetine sahiptir. O'nun görmesi birtakım ölçülere hapsedilemez. “İşte şu işleri nihayet derecede güzel sanat ve mükemmel düzenlilik ile yapan ve şu birbiri arkasında gelen ve zaman ipine takılan seyyar alemleri, son derece hikmet, inayet, kemal-i kudret ve sanat ile değiştiren Zat, elbette gayet Kadir ve Hakimdir. Nihayet derece Basir ve Alimdir. * Basir ism-i şerifinin bize bakan yönü Diyebiliriz ki Allah'ın görmesi ve bize verilen görme nimeti -mesele daha geniş de düşünülebilir-bizim için üç temel anlam ihtiva ediyor: 1- Görme nimetinin Allah'a götüren bir köprü vazifesi görmesi Allahü Teala insana kendi ruhundan üflemiştir. İnsanın görmesi ise onu tefekküre götürecek birçok mana barındırır. Sahip olduğumuz görme nimetini kıyas ederek Allah'ın görme keyfiyetini bir derece anlayabiliriz. Eğer bu nimet bizde bulunmasaydı bunu tahayyül etmek için çok güç olurdu. 2-Hal ve hareketlerde dengeli tutumun korunmasına özen gösterilmesi “Söz temsili: İnsan çok saygı gösterdiği büyük bir zatın huzurunda bulunurken tavırlarında, hareketlerinde ve konuşmalarında edep ve terbiye dışına çıkamaz. Başkaları tarafından teşvik edilse de çıkamaz, zorlansa da çıkamaz. Halbuki Allah büyükler büyüğüdür ve her lahza bizimle beraberdir. O'nun göremiyeceği, işitemiyeceği bir şey de yoktur.” O halde bize sahip olduğumuz her şeyi veren, sevgimizi asla karşılıksız bırakmayan, bize bizden yakın olan, kendi hakkımızda bilmediklerimizi de bilen bir zatın yaşadığımız her saniye bizi gördüğünün, işittiğinin şuurunda olarak bazı aşırıya kaçan, gereksiz davranışlardan da kendimizi koruyabiliriz. Bu içtimai açıdan da muazzam fayda sağlar. Ayrıca birtakım yersiz korkular da bu sayede bertaraf edilebilir; çünkü Kadir-i Mutlak, Müheymin(Koruyan) olan Zat'ın gözetimi altındayız. 3-Görme nimetinin Allah'ı sanatını seyretmeye, incelemeye, sevmeye, o sanatla bütünleşmeye yardımcı olması Kainatta yüz binlerce şekil, suret ve renk bulunuyor. Bazıları her an gözümüzün önünden geçiyor, bazıları bir kaybolup bir ortaya çıkıyor; ama sabit kalan muhteşem bir hakikat var: Tertemiz, dupduru, capcanlı bir sanat eseri gözler tarafından seyredilmeyi, düşünülmeyi, tetkik edilmeyi, en genel manasıyla tefekkür edilmeyi bekliyor. İşte görme nimeti de en büyük Sanatkar'a bu yoldan bir adım daha yaklaşmayı temin ediyor. Ve bir mihenk taşı, elmas anahtar: “Allah'ın sun'una, ef'aline, kelamına, temsilatına, üslublarına; inayet ve Rububiyetini mülahaza etmekle beraber, Allah'ın canibinden de bakmak lazımdır. Bu bakış da, ancak nur-u imanla olur.” ------------------ El Adl (sonsuz Adil, mutlak adil) Adalet'i de bu zaviyeden inceledikten sonra; ""Bazı insanlar zengin, bazısı güçlü, bazısı sakat, bazısı hasta... Bazısı ise bazısına zulmediyor ve bütün zulmüyle dünyadan göçüp gidiyor. Bu nasıl adalet?"" Bu soru düşünüldükçe bunun uç noktası ve sorudaki mantık örgüsünün bizi getirdiği nokta akla geliyor: Varlığın tamamen müsâvi (eşit, dengeli) olması gerek. Yani eğer eşitlik isteniyorsa bu her yerde ve her canlı türünde böyle olmalı. Hatta herkesin aynı şartları yaşaması, aynı şeyleri görmesi, aynı hislere sahip olması gerek; saniyesi saniyesine aynı herkes aynı hayatı yaşamalı, aynı yerde doğmalı, aynı şeyleri görmeli, aynı fıtratta olmalı, aynı imkanları bulmalı, aynı hislere sahip olmalıdır. Hatta mutlak eşitlik için bu da yetmez: Varlıklar arasında mutlak eşitliğin sağlanması için hayvanlar bile insan olmalı ya da insan hayvan olmalı. Özetle tek bir varlık olmalı ve bu varlığın bulunduğu yer bile koordinatı koordinatına aynı şey olmalı. Öbür türlü yarımyamalak, vasat bir adalet olur; bu da bütün sıfatlarında mükemmel bir varlığa yakışmaz. Mezkûr(anılan) kaziye(hüküm) kuru bir laf safsatası değil bu düşünceye göre zerresi zerresine dünyada hayatın nasıl olması gerektiğinin ifadesidir. Aksi takdirde çok ufak da olsa haksızlık olur ki bu Yaratıcının tanımına sığmaz; çünkü Yaratıcı mutlak kemal sahibidir. Adalet tasvir edildiği gibi sağlanırsa varlık vücud bulamaz ki! Yani bulur belki; ama hiçbir şekilde anlamı kalmaz. Şu anda meseleyi tasavvurlarımıza sığdırmak zor; lâkin konunun mantıkî boyutu bu. Velhasıl mahlukatın mahluk olması için, yaratılış amacına uygun olması için, Allah'ın isimlerini yansıtabilmesi için, tekâmüle(olgunlaşma) açık olması için çeşitli kademelerinin ve farklı keyfiyâtının(özellikler, nitelikler, durumlar)mevcut olması gerekir. Buna ilaveten meselenin kainatta eşitsizliklerin hâkim olması, mahlukun zıddıyla bilinmesi, zahiren zulüm gibi görünen şeylerin arka planda birçok maslahatı (fayda,iş) barındırma ihtimali, şimdilik zulüm olan şeyin adalete dönüşmesi için vaktinin gelmesini beklemenin gerekliliği, herkesin kendi şartları içinde değerlendirilecek olması, imtihan sırrı gibi yönleri de mevcut; şu anda yerimiz bunları ayrıntısıyla ele almaya müsaade etmiyor. Adl ve Âdil Arasındaki Fark “Âdil insanlardan bir saf teşkil edilse, en aşağıdaki şahıstan en yukardakine kadar hepsine de (âdil) ünvanı verilir. En baştaki şahsa gelince: Bunu ötekilerden ayırt etmek için mübalâğa ma'nâsı gözetilerek mastardan isim yapılır da, o şahsa âdil yerine (adl) denir ve böyle denmekle gûyâ o şahsın her tarafı adâlet kesilmiş, içinde ve dışında adâletten başka bir unsur kalmamış gibi bir ma'nâ mülâhaza edilir.” Bu ise insan için mümkün değildir, Adl kelimesi sadece Allahü Teala için mevzubahistir; “çünkü hakiki ma'nâsiyle adl demek bütün varlığa şâmil ve her an değişip duran nâ-mütenâhi(sonsuz) şüûn(ya da şuûn:işler,fiiller) üzerinde adâletini gösteren demektir.” Adl İsm-i Şerifinin Şuur Sahibine Bakan Yönü İnsan birçok nimetle donatılmıştır. Herkes kendi konumuna göre elindeki imkanları güzel şekilde kullanmak durumunda olduğu için bu nimetlerin de hakkını vermelidir. Kendisi elinden geldiğince en uygun şekilde her platformda adaletin tecelli etmesi için uğraş vermeli, zulme gözünü kapamamalıdır; ama bunu yaparken de şartları mazlumun aleyhinde ağırlaştırmamak için adımlarını dikkatli atmalıdır; yoksa bundan da sorumlu tutulabilir. Ayrıca insan kendisine verilen adalet duygusunu çıkış noktası yaparak Allah'ın adalet duygusu hakkında fikir yürütebilir. Şuurlu varlıklar, kendi haklarına, başkalarının haklarına saygı duymak zorunda oldukları gibi kainata da saygı duymalıdırlar ve onunla çatışmamalıdırlar. Tabiatı kirletmekten yanlış ve gereksiz ağaç kesimine kadar çevreyle ilgili her türlü sorumsuz davranış başkalarının da kainatın da hakkına tecavüzdür. Kainat örnek insan gibi hayatını devam ettiriyor, insan ise bundan nasibini almıyor: “Ey israflı, iktisadsız...Ey zulümlü, adaletsiz... Ey kirli, nezâfetsiz(temizliksiz) zavallı insan! Bütün kâinatın ve bütün varlıkların hareket prensibi olan iktisat, temizlik ve adaleti yerine getirmediğinden, bütün varlıklara ters düşüşünle, mânen onların nefretlerine ve hiddetlerine hedef oluyorsun. Neye dayanıyorsun ki; bütün varlıkları zulmünle, ölçüsüzlüğünde, israfınla, kirliliğinle kızdırıyorsun?” http://cevaplar.org/index.php?khide=...3&yazi_id=3891cevaplar.org |
Re: Tanrinin adaleti
İşte idrak edilemeyen mesele de bu sevgili meraklı bazı sıfatlarını ifade etmiş.Allah C.C varlığını ve birliğini bizim anlayabileceğimiz şekilde kitabında zaten bildiriyor.Ancak maddeyle sınırlı olan biz idrakimizin el verdiği ölçüde algılayabiliyoruz.Tabiki beşerle iç içe tabiki beşerle beraber.
Tövbe kapısı hiç bir zaman kapanmıyor.Şeytan ana rahmine düşmesinden son nefesine kadar beraber olucam derken,Yaratan ise ben de son nefesine kadar tövbe kapısını açık bırakıcam şeklinde hüküm veriyor.Onun adalet anlayışı bizimkinden çok üstün. |
Re: Tanrinin adaleti
Sevgili dostlar,
bu cok bambaska, cok algilamasi zor Allah nedense Kuran'da beni ovun gibi cok basit insani isteklerde bulunmustur. Yine bu senin benim anlayamayacagimiz Allah "Ben gucluyum benden korkun" gibi insanoglunun en ilkel caglarda basvurdugu bir hakimiyet kurma yontemine girmistir. Ben simdi size desemki ben karanlikta gorurum sis benim icin engel degil, guler gecersiniz. Peki neden Allah bunu dediginde gulemiyorsunuz? Nasil oluyorda kitapta soylenen *hersey bu kadar insan icin bir kesinlik ifade ediyor. Bunun sebebi semavi dinlerin kullandigi "Big brother" psikolojisidir. Dusun patronunu sevmiyorsun ama isini kaybetmek istemiyorsun. Ne yaparsin patronunu seviyormus gibi gorunursun. Bu patronun senin dusuncelerinide okuyabildigini varsayarsak, isini kaybetmemek icin dusunme seklini degistirmen lazim. Iste dinlerde bunu kullanarak insanlarin dusunme sekillerini degistirirler. Bir inanan burda yazilan hicbir elestiriye objektif yaklasamaz. Dininin pozitif taraflarini bulmak zorundadir. Bircok musluman Hristiyanlik ile Islam'i karsilastirip bircok mantiksizliktan bahseder. Neden bir insanin Islam'i secmesi gerektigi ile ilgili yuz tane sebep bulur. Ama hicbir hristiyan demezki, ya hakkaten bu papaz bana nasil cennetin anahtarini verir, yada ya Islam ne guzel bak bes defa namaz aerobik gibi cok faydaliymis. Bu dedigim hristiyanlar icinde gecerli. Insanlar atalarinin kilic zoruyla, tehditle yada rusvetle kabul ettikleri gelenekleri devam ettirirler. Bu sebeple ateistlerin muslumanlarla tartismalari biraz haksizlik olur. Muslumanlar inanmayi sectikleri surece cok az bilim ve mantik ileri surebilirler. Ben ateistlerle muslumanlar arasindaki bazi tartismalari birbirinin dilini bilmeden konusmaya calisan iki insana benzetiyorum. Kiymetli yazilariniz icin tesekkurler |
Adaletini bilemem ama ceza ve hiddet konusunda bayaa bir olgulaşıyor yıllar geçtikçe. Yani bir bakıyoruz iki erkek sevişdi diye kavimleri helak ediyor, bir bakıyoruz gökten kor taneleri yağdıyor, seller bastıyor, buzağı heykeli yaptırdılar diye lanetler okuyor... fakat zamanla işi daha bir öbür tarafa bırakır gibi, dağları birbirine yapıştırıp insanları arada helak etmesi, kor taneleri yağdırıp kavimleri kurutması gibi olayları bıraktı sanırım. e bence bu da bir olgunluk göstergesidir.
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:34 . |