Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ? (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=3561)

frodo 07-02-2007 14:00

"Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Kuran, Muhammet Mustafa’yı tanıyanlar tarafından ne ölçüde anlaşılmıştı ? Kuranı ilk ezberleyenler onun amir hükümlerini ilk öğrenenler peygamberin ölümü ile ortaya çıkan problemlerde Kuran hükümlerine sadık kaldılar mı ?

632 yılından sonra olanları kavramak, yorumlayabilmek ,peygamberin ashabının İslam dinini nasıl anladığını bilmek ilginç olacaktır.

Peygamberin eşlerinin müminlerin annesi olduğunu anlatan ayetlerin “ yoldaşları” arasında *onun ölümü ile kimin kimi alacağı şeklinde dedikodular çıkması üzerine indiğini bir yerlerde okumuştum. Hep aklıma takılmıştır; o insanlar Muhammed ile yola çıkan onunla birlikte cenk eden yoldaşları İslam dinini ne kadar kavrayabilmişlerdi ?

Bu önemli çünkü İslamın yayılmasını,Arap ceziresini aşıp geniş bir coğrafyaya yayılmasını sağlayanlar 632 yılından sonra İslam bayrağını sırtlayanlar o “ashap”tı. Dolayısı ile bugüne ulaşan İslami anlayış, sure sıralaması ,ayetlerin yerleri bile tartışılan bir “kitaptan” çok “ashabın” pratiğidir.

Cemel vakası aslında ashabın İslam nasıl anladığını göstermesi *bakımından ilginçtir. Bir yanda çocukluğundan beri tüm eğitimini peygamberden almış Ali, diğer yanda küçük yaştan itibaren yine peygamberin rahle-i tedrisatından geçmiş sevgili zevcesi Aişe vardır.
Sonuçta binlerce müslüman birbirlerini kılıçtan geçirmiştir.

Yine Ömer Bin Hattap’ın peygamberin vasiyetine engel olması da ilginçtir. Kuranı ilk ezberleyenlerden biri olan Ömer’in “peygambere itaat etmenin Allah’a itaat etmek” olduğunu bilmemesi mümkün mü ?

Bir başka dikkat çekici nokta peygamberin ölümü ile ridde olaylarının ortaya çıkmasıdır.

Onun ölümü ile başlayan kargaşa Muhammed’i aslında kimsenin anlamadığını gösteriyor gibi.

07-02-2007 15:37

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Alıntı:

frodo";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 64803)
Onun ölümü ile başlayan kargaşa Muhammed’i aslında kimsenin anlamadığını gösteriyor gibi.

Sevgili frodo,

Acaba anlamıyorlarmıydı, yoksa inanmıyorlarmıydı? Eğer anlaşılacak birşey varsa bunu anlayan tek kişinin Ali olduğu görülüyor, onun dışındakiler tamamen post kavgasına düşmüşler. Bunların hepsi Hz.Muhammed'in yanında yaşamış, Kur'an'ın ortaya çıkışına tanıklık etmiş kişiler. Cemel davasından bahsetmişsin, o savaşta ölen Talha ve Zübeyir, hayattayken kendilerine cennet müjdelenenlerden, savaştıkları kişi ise Hz.Muhammed'in damadı, yani o da aşere-i mübeşşere'den! Herhalde şu anda cennette savaşmaya devam ediyorlardır. Bence günümüzün Arap dünyasına baktığımızda ashabın İslam-Kur'an anlayışını daha rahat anlayabiliriz. Bu anlayışın küçük bir örneği ise Hz.Muhammed ile Hatice'nin Mekke'deki evlerinin yerinde bugün umumi tuvalet bulunuyor olması.

ozgur_beyin 07-02-2007 19:05

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Peygamberin *eşlerinin *müminlerin *annesi *olduğunu *anlatan *ayetlerin ....

sevgili frodo ,şu yukarda yazdıklarını okuyunca aklıma çok önce okuduğum bir olay aklıma geldi.
olay gerçekten olmuştur ama *,olayın kahramanı osmanlı paşasının adını unuttum affola.
* * * ÖP BABANI ELİNİ!

* * * *17.yyda bir osmanlı paşası ,cariye pazarından sık sık cariye alırmış. yetişkin oğlunun önünü kesmek için,
cariyeyi eve getirdiğinde hemen cariyeye, oğlunu kastederek
* *- öp ağabeyinin elini
* * * dermiş
* * paşa gene pazardan bir cariye alıp eve getiriken,cümle kapısında şeyhül islamla karşılaşmış. şeyhül islam
* * - paşam bende sana geliyordum,çok önemli bir işim var. biraz konuşalım.der
* * * paşanın canı sıkılmasına rağmen şeyhül islamı reddedemez. cariyeye ,içeri girmesini söyler. cariye içeri girer.
* * *paşa şeyhül islamla konuşması bitince eve girer.evde oğluda vardır. oğlu paşanın konuşmasına fırsat vermeden, cariyeye derki
* * ÖP BABANIN ELİNİ.
*dolayısıyla yeni cariye oğluna kalır. muhammedde,öldükten sonrada işi sağlam tutmak için eşlerini
MÜMİNLERİN ANASI yapmıştır.

frodo 07-02-2007 19:40

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
"Genellikle fakrü zaruret içinde yaşayan Araplar, harp eden askerlerin , verilen yüksek maaş ve ganimetler dolayısıyla, sosyal yaşantılarının bir anda büyük ölçüde değiştiğini görmüşlerdir. Onun içindir ki Arap kabileleri çeşitli cephelerde savaşmak için daha ilk devirlerde Medine'ye çok büyük kafilelerle akın akın gelmeye başlamışlardır...

"Nitekim fetih hareketlerini daha objektif şekilde kaleme alan ilk tarihçilerimizden Belazuri'nin Futuh'ul Buldan adındaki kıymetli eserinde, Arapların geçim sıkıntısı ,yokluk ve mahrumiyet içerisinde sürdürdükleri hayat mücadelesi zoruyla komşu ülkeleri fethetmeye zorlandıkları ve bu ülkelerde yerleştikleri hakkında sarih ifadeler vardır. "

Z.Kitapçı Yeni İslam Tarihi ve Türkistan c 1 s.146 akt.E.Aydın

Fetih 20 Â Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaat etti. Şunu da size aceleden verdi ve insanların ellerini de sizden uzak tuttu ki bu, inananlara bir ibret olsun ve Allah sizi dosdoğru yola kılavuzlasın. Y.N.Meali

sargon 08-02-2007 00:48

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Sevgili Frodo,

ben başlarda Muhammed'in Arap geleneğinde önemli bir devrim yapmadığını, sadece bir iktidar savaşı verdiğini düşünüyordum. Şu anda farklı düşünüyorum. Muhammed bence bir devrim yapmıştır. Devrim ganimet konusunda oluyor. Müslüman olup da savaşa yada talana katılan herkese ganimet vaadediliyor. Kabile sınırlarında yaşayan ve düşünenler için herkese ganimet çağrısının nasıl bir etki yaratacağını düşünmek zor olmasa gerek.

Muhammed bu çağrıyı elbette Mekke'de iken yapamazdı. Orda kabile hukukuna tabii olmak zorundaydı. Mekke'de iken şairdi, Medine'de savaşçı ve komutan. Mekke'de onla alay ediyorlardı, Medine'de ise onun önünde titriyorlardı.

Ben ilk dönem müslümanlarının olaya tamamen maddi bir temelde baktıklarını düşünüyorum açıkçası. Bu yüceltmeler, tanrılaştırmalar, şiirleştirmeler sonrakilerin işleri. O dönem herkes ganimetin peşindeydi ve koca kabileleri de biraraya getiren ganimet oldu. Ganimet hukukuna tabiiyet mi, kabile hukuku mu? Ganimet kabilenin üstünü çizip yerine ümmeti koydu. İşin sırrı ganimette.

mep 08-02-2007 02:53

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Bence Ashab kuran'ı pek anlıyamıyor,hatta tuhaf tuhaf şeyler bile düşünüyordu.Böyle tuhaf şeyler *düşünüldüğünde hemen uyarı geliyordu.

Araf 184 Düşünmediler mi ki, arkadaşlarında (Muhammed'de) DELİLİK yoktur? O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.

Tur 29 (Resulüm!) Sen öğüt ver. Rabbinin lütfuyla sen ne bir kahinsin, ne de bir DELİ.

Duhan 14 Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğretilmiş bir DELİ! dediler.

Sebe 8 "Acaba o, yalan yere Allah'a iftira mı etmiştir? Yoksa onda DELİLİK mi var?" (dediler). Hayır! Ahirete inanmayanlar azaptadırlar ve derin bir sapıklık içindedirler.

Arkadaşınızda delilik yoktur diye böyle uyarılar geldiğine göre arkadaşları Muhammed'i pek anlamıyordu galiba.Birileri çıkar bana deli derse bende çıkar deli değilim derim.ama durup dururken çıkıpta ben deli değilim demem yani.dersem durum vahimdir *zaten.Demekki arkadaşları muhammed'e deli gözüyle bakıyordu ki! Allahu taala da açıklama yapma gereği duyuyodu.Eee! Ashab daha Muhammedi anlıyamıyordu,Kuranı nasıl anlasın ki? Mesela bende ''Nane nane''nin sözlerini ezberledim ama anlamıyom ki!.

commandante 08-02-2007 10:19

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
azhabın kuranı nasıl anlamadığını görmek için bugünki parçalnamışlığa bakmanın yeterli olabileceğini düşünüyorum.Sünniler ve onların dört mezhebi,şiiler,hurufiler ve islam benzeri diğer inanışlar.

frodo *şu muhammed'in vasiyeti mevzuunda biraz daha geniş bilgi verebilir mi

ozgur_beyin 08-02-2007 11:19

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Mesela *bende *''Nane *nane''nin *sözlerini *ezberledim *ama *anlamıyom *ki!
* *

* mep nasıl anlamıyorsun sizin köyde''nane nane'' yetişmiyörmü yokza

mep 08-02-2007 14:54

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Sorma özgür abim.
Bizim köyde bütün ağaçları kestiler,ilaç için bi tane nane ağacı kalmadı.
Geçen gün Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığından geldiler,Öyle bakıp,bakıp gittiler.Kesilen ağaçların yerine Gazoz ağacı dikiceklermiş.
Naneyi biliyom ben abi! sende süzme cahil yaptın beni he! Büyüklerimiz çok yerlerdi.Hatta Allah seni inandırsın,inandırmaz gerçi ama,bi ara her türlü nane yiye yiye nane kıtlığı yarattılar,İthal edicektik az daha yahu!

08-02-2007 15:28

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
islamın aslını bilmeyince , işte böyle esap mesap tartışmaları yaparlar.

islam dinine kuran nasıl ki batıldır diyorsa, eshap da ayni sekilde batıldır, sahtedir.

eshabın yücelenme nedeni, 12 havariyi muhammedin etrafta göremeyisidir. yani, nasıl görsün ki , kendisi gerçek muhammed değilken 12 havari ı nasıl etrafında olsun.?

12 imam niyetine , eshab-ı cüzam yücelenir.

mitch 08-02-2007 16:37

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
sevgili arkadaşlarım öncelikle merhaba hepinize saygılar bende geç uyananlardanım ve siteye yeni katıldım evet islamiyetin ne yanına baksanız bir felaket nasılda körü körüne inanmış hayatımızı yıllarca kendimize zehir etmişiz şimdi ise kendimi terapi görmüş birinsan olarak huzurlu hissediyorum ama gerçekten huzurlu işte gerçek terapi bu bunu hiç düşündünüzmü psikologlar insanlara yaptıkları her terapiden sonuç alamaz nedeni *ise o kişinin tüm dünyayla ilgili sorunları olduğu içindir işte bunu hiç kimse çözemez *burda bilimsel çözümün önüne din engelldir onu aşamazsınız büyük engeldir *aslında psikoz cinnetin tek nedeni dinlerdir çünki bir bariyer oluşturur ötesine geçmeniz mümkün olmaz geçmişl olsanız zaten halledebilirsiniz şuraya varmak iştiyorum ben kal bimdan ve beynimden dini attığımda bunu halletmiş oldum kendi tedavimi kendim yaptım şimdi çok huzurlu biriyim ama önceleri herşeye canım sıkılır hep huzursuz biriydim nasıl olmayasın bugün allah için ne yaptım işte namaz kılmadım cumaya gitmedim apdest almadım kurban kesmedim hoş hayatımda hiç kesmedim hiçte sevmem yani suçlu olmanızı gerektiren binlerce nedenler dolayısı ile aptallar gibi geziyorduk beyin kendini zorluyor ama kafatasının içi dar geliyor neden çunkü dindeki ıvır zıvırla dolu kalpte aynen öyle hayata yaşama dair gerçeklerden eser yokki içlerinde hep ahiret hayatını düşünüyorsun akşamları yatağa yattığım zaman ölüm aklıma gelirdi yahu zaten yaşamıyorumki neden ölümü düşünüyorum ondan sonra sabaha kadar birde kabuslarla uğraş cennettir cehennemdir beyin üstelikte benden izin almadan hep buralarda gecesini gece yapıyor bukadar parayı nerden buluyor ben anlamıyorum biz beyazıttan aksaraya otobüs parası bulamıyoruz demek geceleri parayı oralarda harcıyor bereketsizlik bu olsa gerek ama sayın rahmetli turan dursun beyin yazılarıyla tanıştıktan sonra herşey değişti gerşek değişti gerçeklerle tanıştım braz zoroldu ama şimdi çok huzurluyum sadece hayatıma geçte olsa kavuşmanın sevinci içersindeyim sanıyorum ömrümde uzayacaktır çünkü beyin rahat kalp rahat içimdeki mengeneden boşaldım hayat bu işte ama insanca yaşamaya devam insanlara saygılı devlete saygılı en önemlisi dünyaya saygılı dünyadaki canlı cansız herşeye saygılı yaşam işte bu benim yaşamamım keşke turan dursun ve onun gibilerde haala yaşıyor olsalardı dünya çok daha güzel olurdu çünki onlar hem önümüzde hem arkamızda kale kadar sağlam olurlardı gerçi eserleri haala o işi yapıyor arda bir konu yarım kalmıştı onuda geçeyimpsikoloji olayı psikologların başarabildiği konu olan *sadece o hastanın içinde bulunduğu tek bir konu hakkındaki ruhsal bozukluğudur *ama aslında hastayı tümüyle rahatsız eden se dinlere bağlı psikoz durumundan kaynaklanan hastalıktır bunu kesinlikle iyileştiremezler bana gelin ben iyileştiririm bunu iddaa ediyorum fakat din elden gider ona karışmam baazı şeylerinizden fedakarlık yapmanız gerekir zaaten hayat boyuncada bu böyle değilmidir arkadaşlar daha yazacağım çok şeyler var konuyuda yanlış yere açmış olabilirim beni maazur görün zaaten zorla üye olabildim sitede çalışma varmış bende yanlış yapmışımdır sizlerden ricam dinler hakkındaki bulduğunuz tüm çalışmaları burada yayınlamanız tartışmalarınızda gzel bilgiendirici oluyor hepiniz canlı kalın yaşayın.

frodo 08-02-2007 17:20

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Sevgili mitch Dinlerden özgürlük sitemize hoş geldiniz.

Sevgili commandate bahsettiğim olay şudur ;

De ki: "Allah'a ve Peygambere itaat edin". Yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah inkar edenleri sevmez. *Ali İmran 32

Ey iman edenler! Allah'a ve resulüne itaat edin. İşitip durduğunuz halde ondan yüzünüzü çevirmeyin. Enfal.20

Buhari Hadisleri :
Fasıl :KİTÂBÜ`L-İLİM
Konu: Hz. Peygamber`in vasiyetnâme yazdırmak istemesi;Nizâ (anlaşmazlık)
Ravi *: Abdullâh b. Abbâs
Hadis ;Şöyle demiştir: Nebiyy-i Mükerrem salla`llâhu aleyhi ve sellem`in (son hastalığında) ağrısı iştidâd edince: "Yazı yazacak şey getiriniz. Size öyle bir kitâb (vasiyyetnâme) yazdırayım ki ondan sonra hiç dalâlette kalmayasınız." buyurdu. Ömer radiya`llâhu anh: "Nebiyy-i Ekrem salla`llâhu aleyhi ve sellem`in hastalığı ağırlaştı. Elimizde ise Allâhu Teâlâ`nın Kitâb`ı vardır. O bize yeter." dedi. Bunun üzerine (oradaki Sahâbe beyninde) ihtilâf çıktı. Sözleri birbirine karıştı. (Resûlu`llâl salla`llâhu aleyhi ve sellem de): "Yanımdan savulun. Benim yanımda nizâ` olmaz." buyurdu.
Hadis no :94

Kutubi Sitte
Kategori: ÖLÜM BÖLÜMÜ/Resulullah (sav)'ın Vefatı
Ravi: İbnu Abbas
Hadis No: 5393 (bazı kaynaklara göre 5406)
Tanım: Resulullah (sav) muhtazar (ölmeye yakın) iken evde bir kısım erkekler vardı. Bunlardan biri de Ömer İbnu'l-Hattab (ra) idi. Resulullah (sav): "Gelin, size bir şey (vasiyet) yazayım da bundan sonra dalalete düşmeyin!" buyurdular. Hz. Ömer: "Resulullah (sav)'a izdırap galebe çalmış olmalı. Yanımızda Kur'an var, Allah'ın kitabı sizlere yeterlidir" dedi. Oradakiler aralarında ihtilafa düştü. Kimisi: "Yaklaşın, Resulullah (sav) size vasiyet yazsın!" diyor, kimi de Hz. Ömer (ra)'in sözünü tekrar ediyordu. Gürültü ve ihtilaf artınca, (aleyhissalatu vesselam): "Yanımdan kalkın, yanımda münakaşa caiz değildir!" buyurdu. Bunun üzerine İbnu Abbas (ra): "En büyük musibet, Resulullah (sav)'la onun vasiyeti arasına girip engel olmaktır!" diyerek çıktı.

Bu ayetler ışığında olayı değerlendirir isek :

Ömer İbnu’l-Hattab Ali İmran 32 ye göre Allah’ın sevmediklerinden olmuştur. Ancak ehli sünnet anlayışına göre *Ömer bin Hattab Aşere-i Mübaşere’dendir. İlginç bir çelişki.

Tarihin bizim onu sevip sevmememizle en ufak bir ilgisi yoktur. O sadece bulabileceğimiz belgelerle bizim “dünümüzü” anlamamızda yardımcı olur. Bazen hiç kabul edilmeyecek, bu günkü dünya görüşümüzle yadırgayacağımız, hatta şiddetle itiraz edeceğimiz olguları da karşımıza çıkarır. Öyle durumlarda gözümüzü kapatıp “hayır böyle bir şey olamaz” demek çözüm değildir.

İslam tarihi Muhammed Mustafa’nın ölümüyle birlikte bir iktidar kavgasının sürdürüldüğü bir tarihtir. Yukarıda aldığımız sahih hadisler bize neyi gösterir ? Ömer bin Hattab peygamberin vasiyet yazmasına engel olmuştur. Ömer bin Hattab kuranı ilk ezberleyenlerdendir. Yani *yazımda aldığım ayetleri pekala bilmektedir. Ama buna rağmen bu vasiyeti engellemiştir. En azından Hadislere göre böyle olmuştur.

Bu olayla birlikte siyasal iktidar kavgaları başlayacak, Cemel'de bu kavga korkunç bir hal alcaktır.Mutezile arkadaşın cümleleriyle *"Ashab ile Ehlibeytin; *Ayşe ile Ali'nin, Biat'ı Rıdvan etmişlerle Aşere-i Mübaşere'nin birbirine girmesinine; birbirini kılıçtan geçirmesine-- Ayşe'nin 12 000- Ali'nin 2000 kurban vermesine; Ayşe'nin Ali'nin eline esir düşmesine. Savaşı kazananların da, kaybedenlerin de, şehit olanların da, gazi olanların da Müslüman olmasına neden olacaktır."

Ömer bin Hattab bu vasiyeti engelleyerek Allahın sevmediği kullar arasına girmiş midir ?

08-02-2007 18:33

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Aynı Ömer bin Hattab, Ebubekir vasiyetini yazdırırken kendinden geçtiğinde halife olarak kendi ismini yazan Ömer bin Hattab. Gerçi daha sonra Ebubekir kendine gelip "ben de senin ismini yazdıracaktım" diye onay vermiş deniyor ama üçkağıtçılık ortada.

Ashab kimdir, iyi bakmak lazım. Bunlar ya kardeş, ya kuzen, ya evlat-ana-baba, yani hepsi yakın akraba olan, aynı kabileden gelen insanlar. O sırada aslında Kur'an diye bir kitap yok ortalarda, sadece Hz.Muhammed'in kendilerine ilettiği birtakım sözler var ki bunların çoğu da masallardan oluşuyor. O dönemle ilgili hadislere baktığımızda Kur'an'da şöyle yazıyor diye birşey yok, Resullullah şöyle yapardı, şöyle söylerdi gibi günümüzün sünnet benzeri uygulamaları var.

Ashab'ın neredeyse yarısı Haşimilerden ve Ümeyyeoğullarından oluşuyor ve bunların arasında aslında amca çocukları olmalarına rağmen nesillerdir süren bir çekişme var. Ümeyyeoğullarının bir bölümü Şam'a yerleşmiş ve güçlenmiş, Haşimiler ise Mekke'de kuvvet kazanmışlar. Osman Ümeyyeoğullarından, Ömer'in de onlara yakın olduğu biliniyor. Ali ise Hz.Muhammed gibi, Haşimilerden. Bu arada Hz.Muhammed iki kızını Osman'a vererek arada akrabalık bağı kurmuş, en sevdiği kızını ise Ali ile evlendirmiş. Kendisi ise Ebubekir ve Ömer'in kızlarını aldığı gibi bir de Ümeyyeoğullarından Ebu Süfyan'ın kızını Habeşistanda vekaleten nikahlayıp Medine'ye getirtmiş, oğlu Muaviyeyi ise vahiy katibi yapmış. Ashab böyle bir topluluk yani.

Bu arada ufak ufak fetihler başlamış, ganimetler toplanıyor ve ashab giderek zenginleşiyor, ayrıca herkes büyük potansiyelin farkında, elde edilenlerin edilecekler yanında hiç birşey olmadığını görüyorlar. Tam da bu dönemde, muhtemelen beyin tümöründen Hz.Muhammed ölüyor.

Kim tutar ashabı, kim takar Kur'an'ı. Bir çıkar çatışmasıdır başlıyor ve sonuçta Ümeyyeoğulları ezici bir galibiyet kazanıyorlar, bu arada Ali ve çocukları da arada kaynıyor.

frodo 08-02-2007 20:42

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
“Ganimet” kavramı islami literatür için ,Allah yolunda cihad edenlere verilen *meşru bir ödüldür. Kuranda onlarca ayet ganimetler hakkındadır. İşin ilginç yanı bugün bile inanan kesim ganimetin “hak” olduğuna hemfikirdir. Değilmi ki bu hak islamın yayılmasında bir araç olmuştur o halde doğrudur. Aşağıda iki “ültimatom” var bir islam orduları komutanı tarafından “müşriklere” yapılmış birisi de 16.YY da İspanyol sömürgecileri tarafından Amerikan yerlilerine yapılmış. Görülüyor ki ikisi de bir inanç sisteminin birilerine dayatılmasından başka bir şey değildir ve hemen hemen aynıdır:

“Siz ........ dinine giriniz, emniyet ve güven içerisinde yaşamanıza devam edersiniz. Eğer dinimize girmezseniz ,o zaman bizim hakimiyetimizi kabul ediniz:.... biz de sizi koruyalım. Başkalarının size taarruz etmesine fırsat vermeyelim. O takdirde bize haraç (...) vermeniz gerekir. Yok bunu da kabul etmezseniz size yapacak bir şeyimiz kalmamıştır. Aramızdaki hükmü Allah verecektir.”

“Reddettiğiniz ya da işi kurnazlığa vurup bizleri oyalamaya kalkıştığınız takdirde,sizlere dosdoğruca derim ki: Allah’ın da yardımıyla var gücümüzle üzerinize saldıracağız, amansız bir savaş verip sizleri boyunduruk altına alacak ,dinimizin ....... egemenliği altına sokacağız. .......... mallarınızı alacağız ve sizlere elimizden gelen her kötülüğü *yapacağız”

Bu ültimatomlardan biri Arap komutan Halid b.Velid tarafından, birisi de İspanyol komutan tarafından verilmiş. Muhataplar mı ? Kim olacak ; işgal edilecek ülkelerin, toprakların sahipleri. Yetkiyi kim vermiş ? *Birinde Kuran, birinde İncil seçip beğenebilirsiniz.

frodo 08-02-2007 21:56

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Ashab’dan bir portre ; Sa'd b. Ebi Vakkas

Kendi rivayetine göre müslümanlığa ilk geçenlerden (üçüncü ) imiş. Ancak kaynaklar bunun doğru olmadığını  Hatice, Ebu Bekr, Ali ve Zeyd b. Harise'den sonra olması gerektiğini  söylüyorlar. Bu hesaba göre beşinci sırada.

Yine kendi rivayetine göre 17 yaşında müslüman olmuş. Aşerei Mübeşşere’den birisi. Yani yaşarken cennetle müjdelenen on sahabeden biri. İlginç bir hayat hikayesi var. Anlaşılan yoksul bir  Mekkeli. “Mekkeli müşriklerin Rasûlüllah (s.a.s)'den yanındaki, ona iman etmiş güçsüz  kimseleri kovmasını istemeleri üzerine nazil olan, Allah rızasını dileyerek akşam sabah ona dua eden kimseleri kovma" ayeti onun hakkında imiş.  (el-Enam, 6/52; Müslim, Fedailu's-Sahabe, 5)

Sa'd b. Ebi Vakkas sadece ilk müslümanlardan değil aynı zamanda ilk müşrik kanı akıtan kişi, ( bir deve kemiği ile müşriklerden birini yaralamış) ,müşriklere ilk oku atan kişiymiş . Orta boylu “koca kafalı” bu sevimli sahabe Muhammed’in  koruması gibi hep  yanında olmuş.

Asıl ününü Pers’lerle yapılan Kadisiye savaşı ile kazanmış. Ömer bin Hattap tarafından Kufe valıliğine atanmış bu başarıları üzerine. (Ki alman iktisatçı Ruhland  Kadisiye savaşında elde edilen ganimetin 900 milyon Frank olduğunu hesaplamış. Mücahidlere düşen ganimet payının 12 bin frank olduğunu söyleyen iktisatçı bu rakamın Mekke’li bir tüccarın yıllık gelirinden fazla olduğunu düşünüyor. Tabi belirtelim bu rakamlar günümüz para birimindendir. akt E.Aydın )

Ancak bu valiliği sırasında Halife Ömer’e  Sa'd b. Ebi Vakkas hakkında yolsuzluk yaptığı konusunda  şikayetler gelmeye başlamış.” Kûfe'de bir topluluk,  Sa'd'ı ganimetleri adil dağıtmadığı ve gaza işlerinde gevşek davrandığı yolunda iddialarla Hz. Ömer (r.a)'a şikayet etti. Ayrıca onun namaz kıldırış tarzını da beğenmiyorlardı. Hz. Ömer (r.a) meseleyi inceletmiş; yapılan şikayetlerin asılsız olduğunu anlamış olmakla birlikte, maslahatı gözeterek onu geri  çağırmıştı (Asr-ı Saadet, I, 432 vd.).”

Ömer’ den sonra halife olan Osman döneminde tekrar bu göreve iade edilmesine rağmen bu seferde hazineden aldığı borçları ödemediği için görevden ayrılmak zorunda kalacak ve yaşamının geri kalan kısmını Medine yakınlarındaki “çiftliğinde” tamamlayacaktır.

Hicri 55 yılında ölen ( bu sefer ilki değil, sonuncu olmayı seçecek en geç edebiyete intikal eden aşerei Mübeşşere olacaktır ) Sa'd b. Ebi Vakkas bu uzun yaşamına sekiz evlilik sığdıracak “bu evliliklerinde, on yedisi kız, on yedisi de erkek olmak üzere otuz dört çocuğa sahip *
olacaktır.

(Asr-ı Saadet, I, 441).

frodo 10-02-2007 18:38

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Aslında Cemel Vak'ası forumlarımızda Mutezile arkadaş tarafından tartışılmıştı. Ancak benim
aklıma takılan o topicte tartışılanlardan biraz farklı. Aşeri Mübeşşere yaşarken cennetle müjdelenen on kişiye verilen isim. Bu isimlerin "Peygamber’e ve dine olan samimi büyük hizmetleri ve Peygamber’in rızası sebebiyle Allah indinde mağfur ve makbul" *olmaları aklıma takılıyor. Yani "gaybı bilen Allah" bu kurguya göre aşere-i mübeşereden en azından üçünün Cemel Vak'asına ön ayak olacaklarını da biliyordu. O zaman Cemel vak'ası ve orda ölen binlerce müminin sorumlusu olan bu kişileri nasıl baştan cennete alacağını (rasulu yoluyla) deklere etti ?

Bu kafa karışıklığı "ulemada" da görünüyor. Bir taraftan aşere-i mübeşşere derken diğer yandan da onları kınamaktan geri kalmıyorlar.

Şehbenderzade Filibeli Ahmed Hilmi’nin “Tarih—i İslam” isimli eserinde . Filibeli aynen şöyle yazıyor:

“Bu garip halet—i ruhiyenin sebebi neydi? İslam tarihçilerinden yaşlı olanlar, bu gibi mühim bahislerde hiçbir tenkid dermeyan etmeyip ‘ihtilaf—içtihad’ terkibiyle kanaat ediyorlar. Müfrit Şiilerle müfrit Hariciler ise ‘tekfir ve tel’in’ gibi ilim ve fenle kabil—i te’lif olmayan kabalıklarla işin içinden çıkıyorlar. Şu halde tarih yazılmış olmuyor (...) Dermeyan edeceğimiz muhakemelere ‘itikadi bir kıymet’ verilmemesini ihtar ederiz. Aşere—i Mübeşşere’den olan zatların Peygamber’e ve dine olan samimi büyük hizmetleri ve Peygamber’in rızası sebebiyle Allah indinde mağfur ve makbul olmaları başka şey, hareketlerinin ve sebep oldukları vak’aların tarihi düsturlar mucibince muhakemesi yine başka şeydir. Cemel muharebesini meydana getirenlerin ortaya attıkları sebep, hiçbir vakit kabul edilemez. Onlar muharebeyi şu sebepten biriyle yapmışlardı: Ya Osman’ın katledilmesi keyfiyetinde Ali’yi methaldar gördükleri için, veyahut da şahsi garazları (s.254).”

frodo 12-02-2007 18:43

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Yine aşere-i mübeşşere’den biri : Zübeyr b. el-Avvam.

Muhammed’in dinine ilk girenlerden. Bir de Mekke’de “ilk kılıcı çeken” olmak gibi ünvanı var Muhammed Mustafa’nın yol arkadaşlarından Zübeyr b. el-Avvam’ın.

Kaynaklar göre küçük yaşta babası ölünce, amcası Nevfel onun velayetini üstlenmiş.

İlk hicret dalgası ile Habeşistan’a gidenlerden. Muhammed’in Medine’ye hicretinden sonra ona katılmış ve İslam peygamberinin çevresindeki ilk halkalardan birisi olmuş.
Hatta bir rivayete göre peygamber onun hakkında şöyle demiş: “her peygamberin bir havarisi vardır, benim ki de Zübeyr'dir" (İbn Abdi'l-Berr, a.g.e., II, 511, 512, 513; Buhari, Fedailü Ashadi'n-Nebi, 13).

Yine oğlundan aktarılan bir rivayete göre de Kureyza olayında istihbaratı görevler üstlenmiş. "Ahzab günü, ben ve Ebu Seleme'nin oğlu Ömer (çocuk olduğumuzdan) kadınların yanında bırakılmıştık. Bir de baktım ki babam Zübeyr, atının üstünde iki yahut üç kere Kurayza oğullarına gidip geldi. Evimize döndüğümüzde babama: Babacığım! Ben seni Beni Kurayza yurduna gidip gelirken gördüm dedim. Babam: Sen beni öyle gördün mü evladım? dedi. Ben de Evet, dedim. Babam: Rasulüllah (s.a.s); "Beni Kurayza ya kim gider de onların haberini bana getirir" dedi. Ben de gittim. Döndüğümde, Rasulüllah, anası ile babasını bir arada zikrederek "Anam babam sana feda olsun" dedi (Buhari, Fedailü Ashabi'n-Nebi, 13).

Aynı zamanda peygamberin halası *Safiyye binti Abdulmuttalib'in oğlu olan * *Zübeyr b. el-Avvam bazı kaynaklara göre Cemel Vak’asında bazı kaynaklara göre de bu savaştan çekilerek dönmeye çalıştığı Medine yolunda Temim kabilesine ait bir su başına vardığında orada bulunan Amr b. Cürümüz tarafından öldürülmüş.

Zübeyr b. el-Avvam ve Talha’nın Ali ile pazarlıkları tam bir ibret “vesikası”: “Anlatıldığına göre, Zübeyr ve Talha, bey'at işi bittikten sonra Hz. Ali'ye gelerek; "Sana hangi hususta bey'at ettiğimizi biliyor musun?" derler. Hz. Ali: "Evet; dinlemek ve itaat etmek üzere. Ebu Bekir, Ömer ve Osman'a hangi hususta bey'at ettiyseniz onun üzerine" der. Onlar ise: "Hayır, biz sana işte ortak olmak üzere bey'at ettik" derler. Hz. Ali onların bu isteklerini reddeder.” (İbn Kuteybe, el-İmameti ve's-Siyase, 51; İbnü'l-Esir, a.g.e., III, 195 vd).

İslam peygamberi Muhammed Mustafa’nın havarisi Zübeyr b. el-Avvam’ın öldüğünde bıraktığı miras “akıllara zarar” miktarda görünüyor:

“Zübeyr, şehid edildiği zaman miras olarak geriye epey mal bırakmıştır. Bu cümleden olarak Medine'de geniş bir arazi ve onbir ev, Basra'da iki ev, Kufe'de bir ev ve Mısır'da bir ev bırakmıştı. Toplam mirası yaklaşık 52.000.000 (elli iki milyon) idi. Bazı rivayetlere göre; Mısır, İskenderiye, Kufe'de arazileri, Baksra'da da evleri vardı. Ayrıca Medine'deki arazilerinden de gelir sağlıyordu” (İbn Sa'd, a.g.e., III, 108 vd).

Aşere-i Mübeşşere hayatta iken cennetle müjdelenmek olarak biliniyor. Ama görünen
o ki onlar ve zürriyeti bu dünyada da “cennetle” müjdelenmişler. !!!

İtilip kakılan bir yetim olarak başladığı hayat ve ölürken bırakabildiği miras .

Ne diyelim “hikmetinden sual” olunmazmış...

frodo 10-03-2007 12:20

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Tarihten bir yaprak : Huneyn Günü


Tarihin bize öğrettiği en acı derslerden birisi de, eğer uzun süreli bir şeylere inandırılmışsak
onun aksini söyleyen her şeyi şiddetle red ettiğimizdir. Yani insanoğlu bir kere kafeslenmeye
görsün “gözleri ve kalbi” aniden mühürleniverir. *Ya akıl ? Onun çabaları inancın yerleşmesi kadar etkili değildir. Galileo’yu “dönüyor” dediği için aforoz eden kilise bu gün Galileo ile
barışmıştır. Ama bu gün bile milyarlarca insan Musa’nın Kızıldeniz’i ikiye böldüğüne Adem’in “1000 yıldan 50 eksik yıl” yaşadığına , Nuh’un bugün yaşayan tüm canlıları bir gemi ile tufandan kurtardığına ,İsa’nın Rab’ın oğlu olduğuna , ölmeyip göğe yükseldiğine inanmaya devam ediyor.

Bu tür akıl-dışı inançların yaşamımızı halen belirliyor olması *moral bozucudur. Carl Sagan’ın ısrarla vurguladığı “yeterli düzeyde” bir kuşkuculukla bu dayatmacı inançların toplumsal travmalarını hiç olmazsa biraz *hafifletilebilir miyiz ? Yılmadan uğraşmak gerekiyor.

İnternette bol miktarda İslami düşünceleri yaymaya çalışan site var. Çok çeşitli konularda
yazılar bulmak mümkün. Fırsat buldukça göz atıp okumaya çalışıyorum ve çoğunlukla hayret-ler içerisinde kalıyorum. Bu satırları yazanlar hiç sorgulamazlar mı ? Söylediklerini hiç akıl terazisinde tartmazlar mı ?

Soru şu birisi iyi donanımlı 20 bin diğeri de yine iyi donanımlı iki ordu “mübalağa" bir savaşa tutuşsalar neler olur ? Hemen gözlerimizin önüne Hollywood filmleri geliyor. Gerçeğe uygun
olsun diye hiçbir şeyin eksik edilmediği bol figüranlı savaş sahneleriyle. Kim Braveheart filmindeki savaş sahnelerini unutabilir ? Ama tarihte galiba öyle olmuyormuş.

Muhammed Mustafa önderliğindeki islam orduları Mekke’yi fethettikten sonra son direniş noktalarından Hevazin kabilelerinin üzerine yürümüş 12.000 kişilik bir ordu ile. Hevazinliler de bu savaşın, var olma mücadelesinde son dönemeç olduğunun bilinci ile 20,000 kişilik dev bir ordu toplamışlar. Hatta savaşa bütün köprüleri attıklarını gösterir şekilde çoluk çocuklarını bile getirmişler. Ya kazanacaklar ya da yok olacaklar...

Başlangıçta Hevazinli güçlerin ani saldırısı karşısında İslam ordusunda çözülme başlar , ve ilk görüntü İslam ordusunun bozguna uğradığıdır. bir İşte böyle bir koşulda başlayan savaşı şöyle
anlatıyor yazar :

“......Yirmi yildir çetin mücadelelerle elde edilen parlak sonuç, simdi, bu sabahin alaca karanliginda bir anda sönüp gidecek miydi? Hayir. Allah, Rasulünü birakmaz, dünya yine sirkin karanligina dönemez, tevhid dini sönmezdi. Ufuktan günes dogmadan, sabahin alaca karanliginda, Islam'in günesi batamazdi. Yalniz Allah'in emir buyurdugu üzere sabretmek, dayanmak gerekiyordu.
Rasulüllah da öyle yapti. Yaninda sadece Hz. Ali, Hz. Abbas, amcasi Haris'in oglu, Ebu Süfyan ve iki oglu (ki birisi ilk anda sehid olmustur) Fazl ibn Abbas, Eymen ibn Ubeyd (Rasulüllah'in azadlisi Ümmü Eymen'in oglu) ve Üsame Ibn Zeyd'den olusan sekiz kisi kalmisti. Buna ragmen büyük bir kahramanlik ve dayanaklilik örnegi göstererek yaninda kalan bir avuç müslümanla birlikte savasa koyuldu. Hz. Abbas, Rasulüllah (s.a.s)'e bir zarar gelmemesi için atinin dizgininden tutmus, çevrelerini saran düsmani yarmaya çalisiyordu.

Bu arada, bazi Mekkeliler müslümanlarin dagilisini görünce, sevinç duygularini gizlemeye bile gerek görmeden kalblerinde bulunani dile getiriyorlardi. Çantasinda tasidigi fal oklariyla savasa gelen Ebu Süfyan b. Harb, "artik onlarin bu bozgunlari denize varincaya kadar sürer. Andolsun ki Havazinliler onlari yener" derken, Safvan b. Ümeyye'nin sözde müslüman olan kardesi Kelede, "Muhammed ile ashabinin bozguna ugradiklarim müjdelerim; artik bugün sihir bozuldu" diyordu. Uhud'da öldürülen Kureys'in sancaktari Osman ibn Ebi Talha'nin oglu Seybe ise, "Bugün Muhammed'den intikam aliyorum" diye bagiriyor, firsattan istifade ederek Rasul aleyhisselami öldürmenin yollarim ariyordu.
Savasin kargasasi içinde Rasulüllah vadinin sag tarafina dogru çekildi. Cabir'den yapilan bir rivayete göre Rasulüllah (s.a.s) kaçisan müslümanlara, "Nereye gidiyorsunuz ey insanlar! Ben Rasulüllahim, Ben Muhammed b. Abdullah'im" diye sesleniyordu. Fakat develer birbirine giriyor, insanlar alabildigine kaçisiyordu. Bunun üzerine Rasul aleyhisselam yanindaki Hz. Abbas'tan müslümanlari çagirmasini istedi. Hz. Abbas yüksek sesle "Ey Akabe'de biat eden Ensar, gelin! Ey Ridvan agaci altinda bey'at edip söz veren Muhacirler, dönün! Muhammed buradadir! Nereye gidiyorsunuz?" diye bagirmaya basladi. Bu çagriyi duyanlar "lebbeyk" diyerek kosup Rasulüllah'in çevresinde toplanmaya basladilar.

Rasulüllah (s.a.s), çevresinde toplanan müslümanlari muntazam bir birlik haline getirerek düsmana karsi saldiriya geçti. Çarpismanin olaganüstü bir siddet kazandigi sirada "Iste ocak simdi kizisti" buyuran Rasulüllah, yerden bir avuç toprak alip düsmanlarin üzerine firlatti.

Çarpisma siddetle sürerken Hz. Ali büyük bir fedakarlik ve teslimiyet örnegi göstererek Havazin kabilesinin sancaktarini öldürmeye muvaffak oldu. Bu olay müslümanlarin savas güç ve isteklerini bir kat daha artirdi. Savas öylesine siddet kazanmisti ki, düsman bu kesin taarruza karsi koyamayarak hezimete ugradi ve kaçmaya basladi.

Allah'in yardımı bir kere daha yetismisti. Allah müslümanlari sınamış, bir anlik gafletlerinin sonucunu onlara aci bir sekilde göstermişti. Bu savastan sonra nazil olan bir ayette bu durum söyle dile getirilmektedir: "Andolsun ki. Allah size birçok yerlerde ve çoklugunuzun sizi böbürlendirdigi fakat bir faydası olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bozularak arkanızı döndüğünüz Huneyn gününde yardim etmişti" (et-Tevbe, 9/25).
http://www.enfal.de/itarih26.htm

Rasulüllahın İşte ocak şimdi kızıştı dediği bu savaştan sonra klasik ganimet ve esir almalar yaşanır. Sadece islama gönlü ısınsın diye Ümmeyoğullarından Ebu Süfyan ve oğluna *ayrı ayrı olmak üzere 100’er deve düştüğününü belirtelim. Ama böyle büyük bir savaşın kayıpları hanesine de bir göz atmak gerekir *değil mi ?

Devamla diyor ki yazar :

“Bu savasta müslümanlar düsmandan çok sayida esir ve ganimet elde ettiler. Savasta öldürülmüs olanlarin miktari sayildiginda Islam ordusunun bes sehid, düsman ordusunun ise yetmis kayip verdigi anlasildi.”
Şimdi bu savaşla ilgili olarak ne söylenebilir ?

a)Aslında böyle bir savaş olmamıştır .(Kayıplar bu büyüklükte bir savaşı doğrular *gözükmüyor)

b)Savaş sadece orduların karşılıklı naraları düzeyinde kalmıştır. Ölenlerin çoğu da bu naralardan ürken develerin altında kalarak ölmüşlerdir.

c)Bu rakamlar abartılıdır. Olay basit bir “küçük” arbededir. Hevazinlilerin bahsedilen büyüklükte bir ordusu yoktur. İslam ordusunun Hevazinliler üzerine * * *yürümesi üzerine yerel birkaç direnişten sonra Hevazinliler esir edilmiştir.

d)Savaşta centilmenlik antlaşması yapılmış ve ok mızrak v.b kullanılmamıştır. Bir tür *şövalye kapışması ile bu muharebe sürdürülmüştür

sodomo-- 11-03-2007 00:26

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Frodo, güzel gidiyorsun devam et. Eğer konu ile ilgili ayet var ise mutlaka ona da yer ver.

Huneyn savaşı Kuran'da ismen zikredilen tek savaştır.


Tevbe 25. Andolsun ki Allah, birçok yerde (savaş alanlarında) ve Huneyn savaşında size yardım etmişti. Hani çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat sizi hezimete uğramaktan kurtaramamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda (bozularak) gerisin geri dönmüştünüz.
Tevbe 26. Sonra Allah, Resul'ü ile müminler üzerine sekinetini (sükunet ve huzur duygusu) indirdi, sizin görmediğiniz ordular (melekler) indirdi de kafirlere azap etti. İşte bu, o kafirlerin cezasıdır.
Tevbe 27. Sonra Allah, bunun ardından yine dilediğinin tevbesini kabul eder. Zira Allah bağışlayan, esirgeyendir.

Dikkat edersen burada da meleklerden kurulu ordular iniyor ve yine "sekinet uykusu" burada da karşımıza çıkıyor. Bu Bedir'de de vardı, Uhud'da da..Tabii Uhud'da o meleklerden kurulu ordular bir işe yaramamıştı ve sonrada ayetler bunu 50 okçunun yerlerinde ayrılmasına bağlamıştı.
Bu sekinet uykusu; huzur ve rahatlık veren bir hal. ama tam anlamıyla nasıl oluyor anlamış değilim. Belki de aşırı korku durumunda bazı hormanlar fazla salgılanıyor ve bir nevi uyuşturucu almış gibi sakinleştirici etki yapıyor zihin üzerinde. Bunu Liopa soralım.

Savaşın başlarında Muhammed'in 12 bin kişilik ordusu çil yavrusu gibi dağılıyor ve bunun da konusu Tevbe 25'de geçiyor: "........Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda (bozularak) gerisin geri dönmüştünüz."

Ama yine aynı Bedir'de Uhud'da olduğu gibi burada da yine meleklerden kurulu görünmez bir ordu devreye giriyor. Tabii belliki ayetler savaş biiminde inmiş çünkü geriye dönük bir anlatım var ve zafer tescillendikten sonra bunu meleklere bağlamak Muhammed'in askerlerine moral vermek ve kendi peygamberliğini tekrar tescil ettirmek için kullandığı ajitatif bir söylem adeta.

Bedir ile ilgili o ayeti hatırlayalım:

Enfal 9. Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: “Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim,” diye duanızı kabul buyurmuştu

Uhud'la ilgili de şöyleydi:

Ali İmran 124 O zaman sen, müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi takviye etmesi, sizin için yeterli değil midir?

Ali İmran 125 Evet, siz sabır gösterir ve Allah’tan sakınırsanız, onlar (düşmanlarınız) hemen şu anda üzerinize gelseler, Rabbiniz, nişanlı beş bin melekle sizi takviye eder.

Ama *buradaki gafı şudur ki; Bedir ve Huneyn'de zaferden sonra ama Uhud'da ise yenilgiden önce söylemişti bu sözlerini. Yani Uhud ile ilgili ayetler tek kelime ile kendi kendini ele veriyordu çünkü o savaş bütün melek ordularına rağmen yenilgiyle sonuçlanmıştı.


Ali İmran 152" .......Nihayet, öyle bir an geldi ki, Allah arzuladığınızı (galibiyeti) size gösterdikten sonra zaafa düştünüz; (Peygamberin verdiği) emir konusunda tartışmaya kalkıştınız ve asi oldunuz. Dünyayı isteyeniniz de vardı, ahireti isteyeniniz de vardı. Sonra Allah, denemek için sizi onlardan (onları mağlup etmekten) alıkoydu

Yenilgi sonrası bahanesi nasıl ama :)

Bu savaşla ilgili olarak Evtas bölgesinde ele geçirilen oldukça büyük ganimetler dikkatimizi çekiyor. Herşeyden önce 6 bin kadın ve çocuk esir alınıyor sonra bunlar sahabelere köle olarak dağıtılıyor. Daha sonra bunlardan bir kısmı fidye bir kısmı da fidyesiz geri veriliyor.ü
Ayrıca 24 bin deve ve 40 bin koyunun, 4 bin ukkiye gümüşün de ganimet olarak ele geçirildiği söyleniyor.

Ayrıca Müellef-i Kulp (Kalpleri İslam'a ısındırlanlar)yani Kuran'ın rüşvet müessesesi de bu savaştaki ganimetler üzerinden gündeme gelmiştir. (Tevbe 60)

Safvan b. Ümeyye der ki: “Huneyn muharebesinde Hz. Peygamber (s.a.s), bana ganimet mallarından bir pay verdi. Halbuki o benim en sevmediğim kimse idi. Bana vermeye devam etti; sonunda insanlar içinde en sevdiğim kimse oldu” (Tirmizî, III, 27)

Tabii savaştan sonra Ci'rane bölgesinde ganimetlerden yapılan haksız dağıtım da oldukça fazla tepki toplamıştı ve bu da islam tarihçileri tarafından "Ci'rane olayı" olarak adlandırılmıştır.

Oldukça ilginç bir savaş olur kendileri netekim :)

frodo 20-06-2007 15:25

Re: "Ashab" Kuranı Nasıl anlıyordu ?
 
Zeki ve Siyâsi Bir Tüccar
Haccac İbni Ilât
radıyallahu anh

Haccac İbni Ilât radıyallahu anh, servet sahibi, zekî ve siyasî bir tüccar... İslâm’la şereflendikten sonra alacaklarını tahsil etme konusunda siyâsî dehâsını kullanan ve Resulûllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden özel izin alarak Mekke’li müşrikleri kendine hizmet ettiren bir yiğit...

O, Beni Süleym kabilesine mensuptur. Bu kabilenin topraklarında altın madenleri çıkardı. Bu madenlerin zekâtını vermek ilk defa ona nasip oldu. Onun İslâmiyeti kabûlü şöyle gerçekleşti:

Haccac ibni Ilât, Süleym oğulları kabilesinden bir grub ile Mekke’ye gidiyordu. Gece olunca ıssız bir vadide konakladılar. Arkadaşları Haccac’ın nöbet tutmasını istediler. O da onların emniyeti için kabul etti. Kalktı, etrafı dolaşmağa başladı. Kendi kendine: “Ben ve arkadaşlarım sağ sâlim dönünceye kadar Allah’a sığınırız.” diyordu. Bir ara birinin şöyle dediğini işitti: “Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çerçevesinden (köşe ve bucağından) çıkıp gitmeye gücünüz yetiyorsa haydi geçip gidiniz. Ancak büyük bir güçle çıkıp gidebilirsiniz.” (Rahman: 33)

Bu sözlerin âyet olduğunu bilmeyen Haccac onları ezberledi. Mekke’ye vardığında Kureyşlilerin ileri gelenlerinin katıldığı bir mecliste bulundu. Orada geceleyin başlarından geçen olayı anlattı. Ezberlediği âyeti onlara okudu. Bunun üzerine Kureyşliler ona: “Ey Ilât! Sen de sapıtmışsın. Muhammed de bu sözlerin kendine Allah tarafından vahyedildiğini söylüyor.” dediler. Ona pek değer vermediler. Haccac da: “Vallahi bu sözleri, hem ben hem de yanımdaki arkadaşlar birlikte duyduk.” diyerek hadisenin ciddiyetini onlara duyurmaya çalıştı.

Haccac ibni Ilât’ın gönlünde bir ışık belirmişti. Bu olay ona çok tesir etmişti. Resûlullah (s.a.) Efendimizin nerede olduğunu sorup öğrendi. Onu görebilmek için vakit kaybetmeden yola çıktı. Medine-i Münevvere’ye geldiğinde İki Cihan Güneşi efendimizin Hayber’e gittiğini haber aldı. Yine orada eğlenmeden hemen Hayber’e doğru hareket etti. Hayber Gazvesi günlerinde Fahr-i Kâinat (s.a.) efendimize ulaştı. Kendisiyle görüştü ve müslüman oldu. Hayber fethine de katıldı.

Haccac ibni Ilât (r.a.) servet sahibi zengin bir tüccardı. Kabilesinin topraklarında altın madenleri çıkardı. Mekke’de bir hayli alacakları vardı. Ailesi de orada kalmıştı. Malı-mülkü ve eşyası onun yanındaydı. Hem alacaklarını tahsil etmek hem de ailesinin yanındaki mallarını alıp Medine’ye getirmek istedi. Bunun için İki Cihan Güneşi Efenmdimizin huzuruna çıktı ve: “Yâ Resûlâllah Mekke’de bir takım kimselerde alacaklarım var. İzin verirseniz onları alıp diğer mallarımla birlikte Medine’ye getirmek istiyorum.” dedi. Efendimiz ona izin verdi. Haccac’ın gönlünü tırmalayan, zihnini meşgul eden bir konu daha vardı. Onu da Efendimize sormalıydı. Şöyle dedi: “Ya Rasûlâllah! Eğer müşrikler benim müslüman olduğumu anlarlarsa bana hiçbir şey vermezler. Mallarımı kurtarabilmek için belki senin hakkında münasip olmayan sözler söyleme zorunda kalabilirim. Bu hususta ne buyurursunuz?” dedi. Fahr-i Kâinât (s.a.) efendimiz bu konuda da ona izin verdi.
Haccac (r.a.) zekî idi. Siyâsî kabiliyete sahipti. Bu sebebten fırsatları değerlendirmesini iyi biliyordu. Karşısına çıkacak meseleleri, problemleri iyi hesap ediyordu. Buna göre sorular soruyordu. Aldığı cevaplardan memnundu. Gönlü huzur içinde Mekke’ye vardı. Kureyş müşriklerinin zaaf noktalarını tesbit etti. Onları oradan yakaladı. Alacaklarını tahsil hususunda onları kendine hizmet ettirdi. Müşriklerle aralarında geçen hadiseyi kendisi şöyle anlatıyor:

Kureyşliler o günlerde Rasûlullah (s.a.) efendimizin Hayber üzerine yürüdüğünü duymuşlardı. Fakat gelişmelerden haber alamamışlardı. Mekke’ye vardığımda çevremi sardılar. Bana sorular sormağa başladılar. Benim henüz müslüman olduğumu da bilmiyorlardı. Ben de Efendimizden aldığım izin üzerine onları sevindirecek haberler vermeğe başladım. Şunları anlattım; “Muhammed ve ashabı, şimdiye kadar çarpışmayı, savaşmayı Hayberli’lerden daha iyi bilen bir kavimle karşılaşmadı. Hayberliler onbin kişilik ordu topladı. Müslümanları kılıçtan geçirdi. Müslümanlar büyük bir yenilgiye uğradı. Muhammed esir alındı.” dedim. Bu haberler onları çok sevindirdi. Daha ileriye giderek şunları ilâve ettim: “Hayberliler Muhammed’i Mekkelilere teslim etmeyi öldürülen adamlarınıza karşılık onu sizin öldürmenizi istiyorlar” dedim.

Mekke’li müşriklere aslı olmayan bu parlak müjdeleri verdikten sonra onlara: “Siz de bana yardım ediniz. Alacaklarımı süratle toplayayım ki, müslümanların ganimet mallarını başka tüccarlar gelmeden satın alayım.” dedim. Bu istek ve teklifime memnûniyetle diyerek karşılık verdiler. Büyük bir sevinç içerisinde benim alacaklarımı toplayıverdiler.

Karısına da aynı şeyleri söyleyip ondan da mallarını alan Haccac (r.a.) işini bu şekilde bitirdi. Mekke’deki servetini topladı. Fakat verdiği haberler Mekke’deki müslümanları çok üzdü. Hz. Abbas bu acı haberi işitince fenâlaştı ve evine döndü. Kölesini Haccac’a gönderdi ve görüşmek istediğini bildirdi. Haccac onunla gizlice görüştü ve Abbas (r.a.)’a meselenin iç yüzünü anlattı. Birkaç gün gizli tutmasını ricâ etti. Sonra Mekke’den ayrılıp Medine’ye gitti. Hz. Abbas üç-beş gün geçince Kâbe’ye çıktı. Müşrikleri sarsan, şok eden haberler vermeğe başladı. Gerçek söylenenlerin tam tersi idi. Hayberliler hezimete uğramıştı. Zafer müslümanlarındı. Haccac alacaklarını kurtarmak için böyle söylemişti. Hz. Abbas Kureyşlilere durumu tek tek anlattı. Müşrikler bütünüyle sarsıldı.

Haccac ibni Ilât (r.a.) getirdiği malların zekâtını verdi. Medine’de kendisine bir ev, bir de mescid yaparak şehre yerleşti. Resûl-i Ekrem (s.a.)’in vefâtından sonra Humus’a giderek orada yaşadı. Hz. Ömer (r.a.)’ın hilâfetinin ilk yıllarında vefat etti. Cenâb-ı Hakk’tan şefaatlerini niyaz ederiz. Amin.

http://www.enfal.de/ecdad82.htm

Neva 17-06-2012 02:52

Alıntı:

frodo´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 57594)
Kuran, Muhammet Mustafa’yı tanıyanlar tarafından ne ölçüde anlaşılmıştı ? Kuranı ilk ezberleyenler onun amir hükümlerini ilk öğrenenler peygamberin ölümü ile ortaya çıkan problemlerde Kuran hükümlerine sadık kaldılar mı ?

632 yılından sonra olanları kavramak, yorumlayabilmek ,peygamberin ashabının İslam dinini nasıl anladığını bilmek ilginç olacaktır.

Peygamberin eşlerinin müminlerin annesi olduğunu anlatan ayetlerin “ yoldaşları” arasında *onun ölümü ile kimin kimi alacağı şeklinde dedikodular çıkması üzerine indiğini bir yerlerde okumuştum. Hep aklıma takılmıştır; o insanlar Muhammed ile yola çıkan onunla birlikte cenk eden yoldaşları İslam dinini ne kadar kavrayabilmişlerdi ?

Bu önemli çünkü İslamın yayılmasını,Arap ceziresini aşıp geniş bir coğrafyaya yayılmasını sağlayanlar 632 yılından sonra İslam bayrağını sırtlayanlar o “ashap”tı. Dolayısı ile bugüne ulaşan İslami anlayış, sure sıralaması ,ayetlerin yerleri bile tartışılan bir “kitaptan” çok “ashabın” pratiğidir.

Cemel vakası aslında ashabın İslam nasıl anladığını göstermesi *bakımından ilginçtir. Bir yanda çocukluğundan beri tüm eğitimini peygamberden almış Ali, diğer yanda küçük yaştan itibaren yine peygamberin rahle-i tedrisatından geçmiş sevgili zevcesi Aişe vardır.
Sonuçta binlerce müslüman birbirlerini kılıçtan geçirmiştir.

Yine Ömer Bin Hattap’ın peygamberin vasiyetine engel olması da ilginçtir. Kuranı ilk ezberleyenlerden biri olan Ömer’in “peygambere itaat etmenin Allah’a itaat etmek” olduğunu bilmemesi mümkün mü ?

Bir başka dikkat çekici nokta peygamberin ölümü ile ridde olaylarının ortaya çıkmasıdır.

Onun ölümü ile başlayan kargaşa Muhammed’i aslında kimsenin anlamadığını gösteriyor gibi.

Anlamadiklari o kadar asikar ki..


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:02 .