![]() |
Muhammed'in Öğretmenleri
Muhammed, henüz kendisini peygamber ilan etmeden, Mekke'nin tahsil görmüş en bilgili insanlarıyla oturup kalkardı. Peygamber olduktan sonra, muhalifler ona karşı, "Hayır, bu bilgileri daha önce kendileriyle irtibat olduğu şahıslardan almıştır, bu işin Allah'la ilgisi yoktur" gibi eleştirilerde bulunmaya başlayınca, Nahl Suresi'nin 103.ayeti ortaya çıkıyor.
Nahl/ 103. Muhakkak biliyoruz ki kâfirler: "Kur'ân'ı Muhammed'e bir insan öğretiyor" diyorlar. Peygambere öğretiyor zannında bulundukları kimsenin dili yabancıdır. Bu Kur'ân ise apaçık bir Arapçadır. Şimdi bu ayetle ilgili olarak çeşitli tefsircilerin yorumlarına bakalım: 1. Ubeydullah bin Müslüm anlatıyor: "Mekke'de çok bilgili iki Hristiyan köle vardı. Bunlar aslen Iraklı idiler. Adları Yesar ile Hayr idi. Bunların birçok kitapları vardı. Fırsat buldukça bu kitapları okurlardı. Muhammed de çoğu kez onlara uğrar, kendilerini dinlerdi. Günün birinde, peygamberlik iddiası ile ortaya çıkınca, muhalif olanlar, "Hayır, Muhammed bu bilgileri Allah'tan değil de adı geçen kölelerden almıştır. Allah'ı ise işini sağlama almak için kullanıyor" demeye başladılar. Bu yüzden, nahl Suresi'nin 103.ayeti cevap olarak indi." 2. Carullah Zamahşeri'nin "el-Keşşaf...." adlı tefsirinde ve Muhammed bin Cerir Taberi'nin ünlü Camiu'l Beyan adlı tefsirinde Nahl Suresi'nin 103.ayeti için şöyle deniyor: "Mekke'de Tevrat ve İncil'i çok iyi bilen Cebr-i Rumi veya Aiş ya da Yaiş adında bir demirci vardı. Kimileri de adı Yesar-i Rumi idi diyorlar. Ayrıca onun yanında bir kardeşi de vardı, Muhammed sık sık bunlara gidip kendilerinden bilgi alırdı. Muhammed, peygamberlikle görevlendirilince, ona muhalif olanlar, "Muhammed bu bilgileri Allah'tan değil de, adı geçen demirci köleden almış" demeye başladılar. Bunun üzerine Nahl Suresi'nin 103.ayeti indi. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Yani ta o zamanlarda bizim dedigimiz deniliyormus. Peki Muhammed bu ayetleri nasil yutturabilmis millete?
|
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
sevgili vartor
bir fikire muhalif olmak tabiki o fikir ile baslar :) yani bunu siz dialektik materialistler benden daha iyi bilirsiniz...... Müslümanlarin Peygamberin birseyler yutturudugu yok Insanlar gönül rizasi ile iman ediyorlar *:D size ragemen * :wink: |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Yani Muhammed'in öğretmenlerinin dili yabancı; Muhammed'in ve Kuran'ın dili ise Arapça olduğundan, Kuran'ın sözlerinin Muhammed'e ait olmadığı mı ispatlanmış oluyor? Ne kadar saçma.
* * Yahu bu nasıl bir evrensel kitapmış? Resmen Muhammed'in günlük olayları, dedikodular, iş ve arkadaş çevresi... Adam hakkında ne kadar tez ortaya çıkmışsa, hemen arkasından Allah'ı ona antitezleri yollamış. Bu da diyalektik İslam olsa gerek :D :D |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
sevgili zelzeleci kuran evrensel bir yalandır evet tevrat ve dinlerden çekilen kopyalarla oluşturulmuş bir kitaptır.
|
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Muhammed'in felsefesini geliştirmesinde bence en önemli rol Varaka bin Nevfel'dedir. Muhammed'in ilk eşi Hatice'nin hem amcasının oğlu, hem de ilk nişanlısıdır ama bu nikah gerçekleşmemiştir, nedendir bilinmez. Daha sonra Muhammed-Hatice evliliğinde kız tarafını Varaka temsil etmiştir. Genelde islam tarihçileri Hatice'yi unutturup Muhammed'in diğer eşlerini ön plana çıkartırlar ama Hatice aslında islam dini'nin gelişmesinde en önemli karakterlerin başında gelir, hatta o olmasa islam dini olmazdı denebilir. İslamiyet'in ilk yıllarındaki köle azadları, Habeşistan göçleri gibi ciddi maddi kaynak gerektiren ve islamiyetin gelişmesini sağlayan olaylar hep Hatice'nin parasal gücü ile gerçekleşmiştir.
Vatikan'ın altındaki gizli tünellerde, Varaka bin Nevfel'in Muhammed'e "Aziz Augustinus"un öğretilerini belletiği ile ilgili bilgiler bulunduğu söylenir, ama elbette kanıtlanabilir bir bilgi değildir. Hatice'nin o dönem için muazzam kabul edilebilecek servetinin kaynağının da o tünellerdeki belgelerde bulunduğu, İran'daki Ayetullahların bunları gayet iyi bildiği dedikoduları vardır. Bu bağlantılar 1917'de Portekiz'de gerçekleşen Fatima "mucizesi"ne, İspanya iç savaşında Franco'ya destek veren müslüman güçlerine, hatta Lübnan ve Türkiye'nin ortadoğu'daki özel konumlarına kadar uzanır. Yukarıya yazdıklarımın hepsi komplodur, dünya tarihi tamamen tesadüfi bir şekilde gelişmiştir, ciddi bir başlık altında gayriciddi bulunursa site yönetimi tarafından silinebilir. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Turan Dursun'un "Din Bu" adlı kitap serisinin dördüncü cildinde, Bel'am, Yaiş, Addas, Yessar, Cebr ve Iranlı Selman (Farisi) *ve İman adındaki *yardımcılarından söz edilir. Bunlardan Bel'am, Yunanlı bir köleydi. Yaiş ve Cebr (Yemenli) de birer köle idiler.
Ilhan Arsel'in Şeriat'tan Kıssalar adlı kitabının önsözünde de Muhammed'in diğer öğreticileri/yardımcıları olarak Bahîra, Verkâ ve Abdullah Ibn-i Selâm'ın adları geçer. Muhammed katiplerini genellikle Yahudilikten ya da Hristiyanlıktan dönme ya da İbranice ve Süryanice bilen kişilerden seçerdi. Bu dillere vakıf değil iseler, öğrenmelerini isterdi. Örneğin, Hicret'in dördüncü yılında katiplerinden Zeyd bin Sabit'e Yahudi yazısını öğrenmesini söylemiştir. Söylendiğine göre, en ziyade yararlandığı kimselerin başında, Hristiyanlıktan dönme Selman-ı Farisî ile, Yahudilikten dönme Abdullah İbn-i Selam gelirdi. Siyer'in yazarları İbn-i İshak, İbn HişÃ¢m ve Tabakat yazarı İbn-i Sa's gibi kaynakların bildirmesine göre, Selman-ı *Farisî, Iranlı bir "Mecusî" iken çok genç yaşta Hristiyanlığı kabul ederek Suriye'ye gelmiş, daha sonra Bedevîler tarafından esir alınıp bir Yahudi'ye satılmış ve onun tarafından Medine'ye getirilmiştir. Kölelikten kurtulmak için Muhammed'e başvurup da onun tarafından satın alınmasıyla İslam'a girmiş ve azad olmuştur. Hristiyan ve Yahudi dinlerini en iyi bilen birisi olarak Farisi, Muhammed'e sadece din konusunda değil, yönetim ve savaş konusunda da Muhammed'e yardımcı olmuştur. Hendek Savaşı olarak bilinen savaşta, Muhammede'e hendek kazılmasını öneren kişinin Farisi olduğu söylenir. Abdullah İbn-i Selam'a gelince, Tevrat'ı en iyi bilen yahudi'lerden birisiydi. Muhammed'in Medine'ye hicretinden sonra Islamiyete girmiştir. Tevrat konusunda, Muhammed'e en fazla bilgi verenlerden biri olduğu kabul edilir. O kadar ki, Muhammed onu, muhtemelen bu yardımlarından dolayı, "Cennetlik olan on kişinin onuncusu" olarak tanımlamıştır. (Bkz. Sahih-i Buhari ... c.IX, s.81, ve c.X, s.25 vd.) Muhammed bu kaynaklardan aldığı bilgileri, kendi günlük siyasetine uyduracak şekilde değişikliklere sokmuştur. Ancak, bunu yaparken, "kıssa"ları (masal ve hikayeleri) bir teviye ya da belli bir sıra ve silsile esasına göre değil, fakat Kuran'ın çeşitli surelerine ve bu surelerin ayetlerine dağıtmıştır. Bazılarını da hadis olarak ifade etmiştir. Bu yolla Tevrat'tan aktarılan bilgilerde zaman zaman hata yapmış, Yahudilerin ve Hristiyanların itirazlarıyla karşılaşmıştır. Örneğin İsa'nın annesi Meryem'le, Musa'nın kızkardeşi Meryem'i karıştırmış, İbrahim'in babasının adını Terah yerine Azer yazmıştır. Buna benzer birçok konuda yaptığı hatalar nedeniyle Yahudi ve Hristiyanlar başta olmak üzere bölge halklarının büyük çoğunluğu peygamber olduğuna inanmamıştır. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
devrimci sosyalist müslüman abim.cevher yumurtlamış yine!
Müslümanlarin Peygamberin birseyler yutturudugu yok Insanlar gönül rizasi ile iman ediyorlar He! *ya gönül rızasıyla,aşağıdaki link i oku gönül rızasını gör! http://www.islamiyetgercekleri.org/turklernasil.html |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Bu anlaşmaya göre, Kibac Hatun, Said’e diğer Türk Beyliklerine yapacağı saldırılarda önüne çıkmayacağına dair güvence ve bu güvencenin teminatı olarak da Buhara’daki Türk asilzadelerinden rehinler verir.. ( Bu sayı kimi tarihcilere göre 50 kimine göre de 80’ dir... ) Bu anlaşmanın verdiği rahatlıkla Said, zenginliğini öteden beri duyduğu Semerkant’a saldırır.. Semerkant’ı baştan aşağı talan eder ve topladığı binlerce Türk gencini, köle pazarlarında satmak için Horasan’a getirir..
Bütün öz bundan ibaret. Yağma, talan, esir ve savaşlarda canını esirgemeden ölecek sürü, savaşda değilkende merkeze hem vergiler verecek hemde onların hurmalıklarında, kapılarında hizmeçi olacak, olay bundan ibaret... FETİH SÛRESİ (20) Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir. (Allah böyle yaptı) ki, bunlar mü'minler için bir delil olsun, sizi de doğru bir yola iletsin. ENFÂL SÛRESİ (1) (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: "Ganimetler Allah'a ve Resûlüne aittir. O halde, eğer mü'minler iseniz Allah'a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin." Burada (ey Muhammed) yerine, Ey Said denirse değişen hiç bir şey olmaz, isimden başka... NAHL SÛRESİ (75) Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan kimseyi misal verir. Bunlar hiç eşit olur mu? Hamd Allah'a mahsustur, fakat onların çoğu bilmezler. ENFÂL SÛRESİ (69) Artık elde ettiğiniz ganimetten helal ve temiz olarak yiyin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
3- İmam Suyuti, Lübabü'n-Nükul adlı eserinde, Nahl Suresi'nin 103.ayeti için şöyle diyor:
"Mekke'de Bel'am adında birisi vardı. Muhammed, sık sık ona gider, kendisinden bilgi alırdı. Kimileri de, o dönemde Mekke'de Yesar ve Cebr adlarında iki yabancının bulunduğunu, bunların çok kitapları olduğunu ve Muhammed'in genellikle onlara uğrayıp kendilerinden yararlandığını kaydediyorlar. Daha sonra, Muhammed peygamberlikle görevlendirilince, muhalifler, "Hayır, yalan konuşuyor. Bu bilgileri Allah'tan değil; adı geçen kişi veya kişilerden alıyor" demeye başladılar. Bu ağır itham üzerine Nahl Suresi 103.ayeti indi." 4- Kadı Beydavi, Envarü't Tenzil adlı tefisirinde *şöyle diyor: "Mekke'de Amr bin Hadremi'nin bir kölesi vardı. Adı Cebr-i Rumi idi. Kimileri, bununla birlikte Yaser adında bir kölenin daha olduğunu söylüyorlar. Kimileri de bu şahsın, Huveytıb'ın kölesi Aiş olduğunu belirtiyorlar. Muhammed, peygamberlik iddiasında bulununca, muhalif gruplar, "Muhammed, Kuran bilgilerini bu kölelerden alıyor, Allah'ı ise toplumu etkilemek için kullanıyor" şeklinde eleştiriler yöneltmeye başladılar. Bunun üzerine, Nahl Sures'nin 103.ayeti indi." 5- Nesefi, "Medark ..." adlı tefsirinde şöyle diyor: "Huveytıb'ın Aiş ya da Yaiş adında bir kölesi vardı. Bazıları da bunun isminin Cebr-i Rum-i olup Amr bin Hademi'nin kölesi olduğunu ileri sürmüşler. Bu köleler, Tevrat ve İncil'i çok iyi bilirlerdi. Muhammed, daima onlara uğrar ve kendilerinden bilgi edinirdi. Peygamberlik davası ortaya çıkınca, inanmayanlar dedikodu yapmaya başladılar ve Kuran'ın dayanağının Allah değil de bu şahıslar olduğunu, Muhammed'in aktardıklarının ise, sadece adı geçen kişilerden öğrendiği bilgiler olduğunu söylemeye başladılar. Bu yüzden ilgili ayet indi." 6- Fahrettin-i er-Razi, Tefsiri Kebir adlı yapıtında şöyle diyor: "Mekke'de Tevrat ve İncil'i çok iyi bilen ve bolca da kitapları olan bir köle vardı. Onun adı çok ihtilaflıdır. Kimisi Yeiş, kimisi Addas, kimisi Cebr, kimisi Cebra, kimisi Bel'am diyor. Muhammed, sık sık uğrar, ondan bilgi alırdı. Kuran olayı ortaya çıkınca, inanmayanlar zaman içinde 'Bu işin arka planında Allah değil de, adı geçen kişiler vardır' demeye başladılar. Kimileri de, 'Aslında Kuran'ı, çok açıkgöz olan Hatice Muhammed'e öğretiyor; fakat kendisi kadın olduğu için öne çıkamıyor, bu nedenle Muhammed'i öne çıkarıyor, yani Kuran'ın baş aktörü Hatice'dir' *diyorlardı. İşte, bütün bu itirazlara cevap mahiyetinde adı geçen ayet inmiştir. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Alıntı:
Bir de "hüzün yılı" denen, Hatice ve Ebu Talib'in kısa aralarla öldüğü ve Muhammed'in tam anlamı ile kontrolden çıkıp islamiyeti bambaşka bir şekle dönüştürmeye başladığı döneme bakmak gerekir gibi geliyor. 40 yaşına kadar yeteri kadar bilgilenmiştir dedimse de Medine'de Necran heyeti ile yaptığı din tartışması sırasında inen Al-i İmran suresi'nin 7. ayeti biraz bilgi eksikliğinin kaldığını gösteriyor, yoksa cevap vermekte zorlandığı yerlerde işi müteşabih ayetlere çevirip tevilini Allah'a havale etmezdi :) : Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşÃ¢bihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşÃ¢bih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar. Neyse, ben konuyu sulandırmayayım, özür dilerim. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Turkiye'de kisa bir donem basbakanlik da yapmis olan Sadi Irmak, fizyoloji hocamizdi. Basta saygimi kazanan bu sahis bir gun damdan duser gibi; "dunyanin en muhterem kadini kimdir?" diye sormus, madam Curie gibi kadinlardan olusan cevaplarin hepsini cik cikladiktan sonra "Hazreti Hatice demisti" Sebep olarak da peygamber kendi farkinda degilken ona peygamber oldugunu ,ilk onun soylemesinden dolayi demisti. *O an duydugum butun saygi yok olmustu bu sahisa karsi.
Agzimi acip da "Peki allah neyle mesguldu o siralar?" diye soramadim. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Vartor,
Bende bir kuran var: Â*KUTSAL KURAN Â*Türkçe Meali Arka sayfa: Doğu Tefsircilerinin ve tarafsız batı bilginlerinineserlerinden faydalanarak ve yetkililere danı- şarak hazırlayan ORD. PROF. DR. SADİ IRMAK |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Icinde yukarda soyledigimi iceren bir on soz var mi?
|
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
7- *Bazı kaynaklar da, "Nahl Suresi'nin 103.ayetinde kendisinden söz edilen ve Muhammed'i etkileyen kişinin aslında Selman-ı Farisi olduğunu, ayetin de bu iddiaları reddetmek için indiğini" yazıyorlar.
Acaba, iddia edildiği gibi, Selman-ı Farisi olsun, diğerleri olsun- gerçekten adı geçen şahıslarda Kuran'ı ortaya çıkarabilecek bilgi birikimi var mıydı ya da Muhammed'e aktardıkları bilgiler Muhammed'in bildikleri, ürettikleriyle birlikte mi Kur'an'ı oluşturmuştu. Yoksa bu görüş muhalefet tarafından ortaya atılan bir iftira mıydı? Selman-ı Farisi hakkında bildiklerimiz şunlar: Selman-ı farisi, aslen Iranlı idi. Başta Zerdüştilik olmak üzere, bütün dinler konusunda fevkalade kendisini yetiştirmiş bir insandı. Kendisi aynı zamanda, hem çok zengin bir ailenin çocuğuydu, hem de onun ailesi Iran'da Zerdüştilik'te zirveye ulaşmış bir aileydi, din işlerine bakardı. Ticaret için Şam tarafına gelmiş, dinler konusunda araştırma yapmak amacıyla da bir daha memleketine dönmemişti. Yıllarca birçok papazdan İncil hakkında ders almış, daha sonra Irak'a geçmişti. Bu süreç içerisinde en az on Hristiyan ve Yahudi din alimleri yanında kalıp, onlardan ders alarak kendisini "din"ler konusunda son derece iyi yetiştirmişti. Daha sonra Muhammed ile buluşup ilişkilerini derinleştirerek nihayet Islamiyet'e geçmişti. Öylesine akıllı bir insandı ki, Hicri 5.yılında Müslümanlar ile Mekke müşrikleri arasında Medine'de meydana gelen Hendek savaşı'nda ; "Medine'nin etrafına hendek kazıp savunma yapalım" fikrini ortaya atarak, müslümanların savaşı kazanmalarını sağlamıştı. Hz.Ali, onun hakkında "Selman tüm ilimlerde uzman bir kişiydi, onun ilmi bitmeyen bir denizdi" demiştir. Selman'ın arkadaşları da kendisi için, "Selman lokman hekim gibiydi" diyorlardı. Ebu Hüreyre, "Selman, hem Kuran'da hem de İncil'de uzman bir insandı" demiş. Selman-ı Farisi, başarılarından dolayı, Medayın'a vali olarak tayin edilmişti. İmam Zehebi, onun hakkında, "Selman'ın kavradığı bilgiler için en az ikiyüzelli yıllık bir zamana ihtiyaç vardır, halbuki Selman 70-80 yıl yaşamıştır" diyor. Muhammed de onun hakkında, "Selman-ı Farisi, bizim ailenin ferdidir. Selman, eğer ilim Süreyya yıldızında olsa gidip oradan alır" demiştir. Muhammed'in sık sık Selman'la geceleri uzun saatler bir arada kaldığı ve Selman'ın engin bilgisinden yararlandığı rivayet edilmektedir. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Muhammed'in peygamberliğini ilan etmezden önceki döneminde bir hazırlık safhasından geçtiği bilinmektedir. Bu hazırlık öncesi, çocukluk döneminde daha 12 yaşlarında iken Rahip Bahira ile yaptığı görüşmeden kaynaklanan bir şartlanmayı belirtmekte fayda var. Ardından ekonomik sıkıntılar yaşaması, çobanlık yapmak zorunda kalması, amcasının kızıyla evlenme isteğinin reddedilmesi gibi olaylar onu kamçılamış ve düzene karşı bir pozisyona getirmiştir.
Bu dönemde Mekke'de putperestlerden sonra güçlü olarak hanifler bulunmaktaydı. Hanifler, putlara karşı çıkıyor ve tek Tanrıya ve İbrahim peygambere inanıyorlardı. Muhammed'de haniflerin etkisi altında kalmış ve onlarla birlikte olmuştu. O dönemde bizzat hanif olarak zikredilen pek çok kişinin isimleri geçmektedir. Bunlardan bazıları, Kus b. Saide el-İyadi , Zeyd b. Amr b. Nüfeyl , Umeyye b. Ebi’s-Salt, Erbab b. Riab, Süveyd b. Amr el-Müstalaki, Ebu Kerb Es’ad el-Himyeri, Veki’ b. Seleme el-İyadi, Umeyr b. Cündeb el-Cüheni, Adi b. Zeyd el İbadi, Ebu Kays Sırme b. Ebu Enes, Seyf b. Züyezen, Varaka b. Nevfel el-Kureşi, Amir b. Zarb el-Udvani, Abdüttabiha b. Sa’leb, İlaf b. Şihab et-Temimi, Mütelemmis b. Umeyye el-Kenani, Züheyr b. Ebi Sülma, Halid b. Sinan el-Absi, Abdullah el-Kudai, Abid b. Ebras el-Esedi, Ka’b b. Lüey gibi zatlardır. Cahiliye döneminin kayda değer hanif şahsiyetlerden ve Kureyşin hanifliği yaşatanlarından Varaka b. Nevfel, Osman b. Huveyris, Ubeydullah b. Cahş bilhassa zikredilmesi gerekenlerdendir. O günün içinde bulunduğu durumu yansıtması açısından önem arz etmektedir . Varaka b. Nevfel eski kitapları okuyan alim bir kimseydi . Bu dönem haniflerinin ortak özelliklerini şöylece özetlemek mümkündür: Putları ve her türlü şirki reddetmek, mensubu bulundukları kavmin yanlış adet ve inanışlarına karşı çıkmak, cehaletin ortadan kaldırılması için faaliyette bulunmak, kavimlerinin baskılarından kurtarmak için onlardan uzaklaşarak inzivaya çekilmek ve yaratıcıyı düşünmektir. Tarihçiler, haniflerin bazılarının kutsal kitapları, sayfaları ve Zebur’u okuduklarını, bir çoğunun İbrahim’in dini üzere yaşadığını, bir kısmının da onun kelimelerini aradıklarını, bu uğurda çeşitli sıkıntılara katlandıklarını, yolculuklara çıktıklarını, rahip ve hahamlarla görüşüp onlara sorular sorduklarını, ancak aradıklarını bulamadıkları için Yahudilik ve Hıristiyanlığa girmediklerini, İbrahim'ın dinine inanmış olarak öldüklerini bildirmektedir. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Alıntı:
Ubeydullah b Cahş, müslümanlığı ilk kabul eden kişilerden biridir, Hz.Muhammed'in halasının oğludur ve Ebu Süfyan'ın müslüman olan kızı Ümmü Habibe (Remle) ile evlidir. Karı-koca Habeşistan'a göç ederler, orada Ubeydullah islamiyeti terk edip hıristiyan olur (Bence Hanif olarak tanımlananların çoğu da aslında hıristiyandır) ve yeni gelen müslümanlarla "biz doğru yolu bulduk, siz halâ bulamadınız mı" diye alay eder. İslam kaynaklarına bakılırsa alkol ve fuhuş batağına sürüklenerek ölür. Eşini ise Hz.Muhammed Mekke'nin fethinden 1 yıl önce vekaletle nikahlar, böylece fetihten önce Ebu Süfyan ile akraba olur. Abdullah b Cahş, müslümanlığı ilk kabul eden kişilerden biridir, Hz.Muhammed'in halasının oğludur, Uhud savaşında kahramanca savaşıp şehit olmuş ve Hz.Hamza ile aynı mezara gömülmüştür. Mübarek bir sahabidir. Ne kadar araştırdıysam da bu ikisinin farklı kişiler olduğu konusunda sağlam bir delil bulamadım. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Sevgili Yfln;
İkisi ayrı kişidir. Biri hristiyan, biri müslüman olarak ölmüştür. Ortak yanları ikisinin eşiyle de Muhammed evlenmiştir. Ubeydullah'ın eşi Ümmü Habibe, Abdullah'ın eşi Zeyneb bint-i Huzeyme. Senin de yazdığın gibi biri Habeşistan'a gitmiş ve dönmemiştir. Diğeri uhud savaşında ölmüştür. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Sevgili pante,
Bu konuyu araştırdığım dönemde çok çelişkili bilgilere rastladım, özellikle Abdullah'ın Zeynep bint-i Huzeyme ile evliliği konusunda. O bilgileri biryerlere kaydettiğimi hatırlıyorum, ama nereye olduğunu hatırlayamıyorum. Bulabilirsem tekrar aktarırım. Bu güzel başlık ve içindeki bilgiler için de teşekkürler. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Hanif kelimesi en eski kullanımı itibariyle Sami dil ailesine giren dillerde görülmekteydi. Ancak Kur’an’da kast edilen mananın dışında bir anlam taşımaktaydı. Kur’an’da müspet bir anlam yüklenen Hanif kelimesi, söz konusu dillerde menfi anlamda kullanılmakta olup, İslam literatüründe cahiliye tanımlamasına hemen hemen denk düşmektedir. Mesela; ahlaksız, dinden dönen, müşrik, kaba ve yalancı vs…anlamları da verilmiştir. Diğer taraftan Hanif kelimesi, ahlaksız, dinsiz; Süryanice de ise murdar anlamlarında kullanılmıştır. Hanif kelimesine yalancı, iki yüzlü ve müşrik manaları da verilmiştir. Hristiyan Süryaniler, “hanif” kelimesini ayrılıkçı Hristiyan mezheplerini nitelemek için de söylemişlerdir. Arapça da ise sapıklıktan doğru yolu bulmak anlamında olan “hanefe” den türediği söylenmektedir. Açıkçası putlardan uzaklaşarak tek İlaha inanan kimse demektir. ( Şemseddin Günaltay, İslam Öncesi Araplar ve Dinleri, Ankara 1997- Sa.99, dipnot 31)
Arapların putperestliği zayıflamaya yüz tutmuş, hristiyanlık bir birine karşı fırkalara bölünmüş, Yahudilik ise dindeki hakimiyetlerini muhafaza için, Arapları kendi içlerine almayan seçilmiş bir topluluğun dini durumuna gelmiştir. Diğer taraftan tevhid anlayışı Mecusilikten alınma zıt unsurlar sebebiyle zayıflamaya yüz tutmuştur. Kaynakların ifadesinden de anlaşılacağına göre aynı bölgelerde beraber yaşamış olan Sâbîîlik ve onun istihalesi durumunda olan putperestlik, Haniflikle karşı karşıya gelmiştir. Araplar çoğunlukla ifrat derecesine varan bir hayat yaşamışlardır. Özellikle yol kesmek, yağma ve çapulculuk, mağlup olan kabilelerin hürriyet hakkı ile beraber kişisel haklarının da galibin eline geçmesi, savaşta yenilen kabile hakkında her türlü haksızlığın serbest olması gibi anlayışlar, ataların geleneği sayılmıştır. Hatta aynı ırktan olan kabileler, sürekli birbirlerini boğazlamaktan geri kalmamışlar ve bundan zevk alır hale gelmişlerdir. Bütün Arap yarımadası cehalet ve anarşi kabusları altında eziliyordu. Şiir, edebiyat ve diğer teşkilatlar bakımından nispeten ileri olan Araplar, iman, fikir ve ahlak bakımından çok geri kalmışlarıdır. Hatta bu şiirlerden bir tanesi de Kuss b. Sâide tarafından Ukkaz Panayırında söylenmiştir. “Ey insanlar! “Allah’a yemin ederim ki bunda ne bir hata var ne de yanlış, Allah katında bizim bu dinimizden daha hayırlı olan bir din var. Onun gelmesi yaklaşan bir elçisi var, gölgesi başımızın üstüne düştü. Ona ulaşan ve kendisine uyana müjdeler olsun. Ona muhalefet edene yazıklar olsun. Geçen çağlara ve hayatlarını gaflet içinde geçiren milletlere yazıklar olsun.” Diyerek tabiri caizse İsa'ya yol açan Yahya rolü üstlenmiştir.. Kuss b. Sâide bu şiirini okurken Muhammed’in onu dinlemesi de ayrı bir anlam taşımaktadır. Arap Yarımadasına komşu olan devletlerin Hristiyan, Yahudi ve Ateşperest olmaları, yöneticilerin zalimane hareketleri, bu halkların başka bir din aramalarına sebep olmuştur. Hristiyanlar, Yahudiler ve Farisilerin dini görüş, fikir ve inançları beklenen ıslah edici bir peygamberin gelişi için zemin hazırlamıştır. Bundan sonra Arapların o zeminde karşılaşacakları peygamber Muhammed ve din de İslamiyet olacaktır. http://www.firat.edu.tr/perweb/perso...19/419_444.pdf |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Hilful-Fudul ve Muhammed Üzerindeki Etkileri:
Muhammed'in gençlik dönemindeki Kureyş'de düzen çok bozulmuş, başıbozuk bir kaos ortamı oluşmuştu. Haram aylar denilen savaşılması günah kabul edilen Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarında dahi kabileler arasında savaşlar oluyordu. Bu kuralı çiğneyenlerden biri de Muhammed'in amcası Kureyş-Kinane ittifakının komutanı Zübeyir bin Abdülmuttalip idi ve 18-20 yaşlarında iken Muhammed'de bu savaşa katılmıştı. Son 4 Ficar savaşı ile birlikte Mekke'de karışıklık iyice arttı. Haksızlıklar, hırsızlıklar, gasp, despotluk, güçsüz olanların ezilmesi, hukuksuzluk had safhaya varmıştı. Öyle ki Mekke'ye hacca veye ticarete gelenler dahi soyuluyor, taciz ve tecavüze uğruyordu. Bunların hakkı, hukuku gözetilmiyordu. Son olarak Yemen'li bir tacirin mallarının parası ödenmeyince, tacir Hilful Ahlaf denilen oluşuma müracaat etti ama yardım alamadı. Bunun üzerine feryat edip Mekke'de mağduriyetini dile getiren şiir okuyarak sesini duyurmaya çalıştı. Bu durumdan etkilenenler Mekke'li zenginlerden Abdullah b. Cudan'ın evinde biraraya gelerek toplandılar ve Hilful-Fudul adlı sivil örgütü kurdular. Bu oluşumun içinde yer alanlar arasında Ebu Bekir ve Muhammed de vardı. Hılfılfudul adıyla anılmasının nedeniyse; araplar arasında bu isimle anılan bir çok antlaşmanın daha önce yapılmasıydı. bunlardan en meşhuru; curhum kabilesinin kureyş’ten önce böyle bir antlaşma ve dayanışma yapmasıydı. Bunlar; fadıl b. fudale, fadıl b. vedea ve fadıl b. haris isimli curhum kabilesinin ileri gelen kişileridir. Bu kişilerin isimleri fadıl olduğundan bu harekete de fadılların ittifakı anlamında hılfılfudul adı verilmiştir. Toplantıda ettikleri yemin ise şöyleydi: “Allah’a yemin olsun ki, Mekke şehrinde birine haksızlık ve zulüm yapıldığı zaman hepimiz, o kimse ister iyi ister kötü ister bizden ister yabancı olsun, kendisine hakkı verilinceye kadar tek bir el gibi hareket edeceğiz. Denizlerin bir kıl parçasını ısıtacak suyu bulundukça, Hira ve Sebir dağları yerinde kaldıkça ve üzerinde dağ tekeleri otladıkça bu yemine aykırı davranmayacağız ve birbirimize maddi yardımda bulunacağız.” (İbn Sa’d, Tabakat, I, 129) Bu oluşuma katılanların ilk işi, As b. Vail’e giderek Yemenli’nin malını ondan almak ve Yemenli’ye teslim etmek oldu. O günlerde, Has’am kabilesinden Yemenli bir tacir, kızı ile birlikte hac için Mekke’ye gelmişti. Şehrin despot kişilerinden Nübeyh b. Haccac’ın, kızını zorla elinden alması üzerine tacir, Hilfu’l Fudul’a gitti. Hilf mensupları hemen Nubeyh’in evini kuşattılar ve kızı alıp babasına teslim ettiler. Eraş kabilesine mensup birinden mal satın alan Ebu Cehil, parasını ödemedi. Muhammed'le birlikte Ebu Cehil'e gidildi ve hiç bir itiraz olmadan parası alındı. Sümale kabilesine mensup bir tacir Mekke’nin ileri gelenlerinden Übey b. Halef’e mal satmış, fakat parasını alamamıştı. Çaresiz kalan tacir Hilfu’l-Fudûl’a başvurdu. Teşkilat mensupları ona Übeyy’e gidip parasını tekrar istemesini, vermediği takdirde kendilerinin bizzat alacaklarını bildirmesini söylediler. Bunun üzerine Übey, parayı hemen ödedi. Bu sivil insiyatifin olumlu girişimleri Mekkeliler arasında takdirle karşılandı, örgüt mensuplarına karşı güven ve saygı oluşturdu. Bu örgütün, Muhammed'in kişiliğinin oluşturmasında, çevresiyle ilişkilerinin geliştirmesinde, itibar oluşturmasında etkisi büyük olmuştur. Peygamberliği ilan ettikten sonraki dönemde dahi Hilful Fudul'dan övgüyle söz etmiş ve "Yine çağrılsam gider katılırım." demiştir. (Müsned, I, 190, 317) |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Hatice ve Varaka:
Hatice binti Huveylid b. Abdul Uzza'nın doğum tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, Milâdi 555. yılında olabileceği söylenmektedir. O, Arapların Kureyş kavminin Hâşimiler boyundan olup babası Huveylid, annesi Fâtıma'dır. Muhammed ile evlenmeden önce üç evlilik yapmıştır. Hatice ilk önce Varaka ibn-i Nevfel'e nişanlanmış ancak nikah yapılmamıştır. İkinci kez künyesi Ebu Hale olan İbn-i Nebbaş ile nikahlanır. Ebu Hale'nin vefatından sonra Atik ibn-i Abid ile evlenir. Atik'in de vefatından sonra amca oğlu Sayfi ibn-i Umeyye ile evlenir. O'nunda ölümü üzerine dul kalır. Bu evliliklerinden aşağıdaki *çocukları doğmuştu: 1. Ebu Hale'den Hind isimli oğlan çocuğu. 2. Atik'den yine Hind isimli kız çocuğu 3. Sayfi'den Muhammed isimli oğlan çocuğu. Hz.Hatice'nin iki *çocuğunun isminin de Hind olmasına binaen künyeside Ümm-i Hind olmuştur. Hatice çok zengindi ve ticaretle uğraşmaktaydı. Ücretle tuttuğu adamlarla Şam'a ticaret kervanları düzenlerdi. Muhammed'le tanıştı ve ondan hoşlandı, ona ticaret ortaklığı önerdi ve onun başkanlığında bir ticaret kervanını Şam'a gönderdi. Aynı zamanda hizmetkârı Meysere'yi de onunla beraber gönderdi. Hatice bu ticaret kervanından çok memnun oldu. Daha önce gönderdiği ticaret kervanlarına nazaran, bu sefer daha fazla kâr elde etti. Hatice, Muhammed hakkında Meysere'yi de dinleyince, ona olan itimadı ve sevgisi daha da arttı. *Ona anlaştıkları ücretten fazlasını verdi ve Muhammed 'e evlenme teklifinde bulundu. Hatice Muhammed ile 4.evliliğini yaptığında *40 yaşlarında, Muhammed ise 25 yaşlarında idi. Evliliklerinden *4 oğlu oldu; Kasım, Tayyip, Tahir, Abdullah dördu de vefat ettiler. 4 de kızı oldu; Rukiyye, Ümmü Gülsüm, Zeyneb, Fatima. * 8O *- 40 yaştan sonra 8 çocuk. *8O ( Bazı kaynaklara göre Tayyip ve Tahir, Abdullah adlı oğlunun lakabları olarak belirtilir.) Hatice, Muhammed'i amcazadesi Varaka Bin Nevfel ile tanıştırdı. Varaka Hıristiyandı ve bilimle ilgiliydi. Aynı zamanda Nasturi rahibi olan Varaka Mekkenin de rahibi ve vaiziydi. Tevrat ile İncil'ide iyiden iyiye incelemiş ve arapçaya tercüme etmişti.Çok bilgili ve Filozof bir adamdı. Dinler tarihini çok iyi biliyordu. O araştırmaları sonucunda puta tapıcılığı bırakıp hıristiyanlığı kabul etmişti. Varaka Bin Nevfel Muhammed'i sevdi. Onun dini konulara olan ilgisi hoşuna gitmiş ve yakınlık duymuştu. Bilgili olduğu için Muhammed'de ona saygı ve ilgi gösteriyordu. Varaka'yı her zaman ziyaret ediyordu. O da Ona Tevrat'ı baştan başa okudu. Adem'den İsmail'e kadar bütün Peygamberlerin menkıbelerini anlattı. Musa'nın dinini nasıl kurduğunu, İsa'nın Hıristiyanlığını da izah etti. Vahdaniyet-i ilahiye'yi derinden derine anlattı, fikir ve halvet yollarını gösterdi. Türk tarihçisi Enver Behnan Şapolyo'ya göre, Muhammed 15 sene boyunca Varaka bin Nevfel tarafından eğitilmiş ve Tevrat ve İncil'de yer alan bilgiler ona öğretilmiş ve yetiştirilmiştir. Kaynak: İbni Hişam, Sîre: 1/254; İbni Kesîr, Sîre: 1/404 |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Yemen’li Rahman
Muhammed zamanında Yemen'de çok önemli bir kabile reisi vardir ve peygamberliğe soyunmuştur. Adı Yemame Rahman'idir. Bu Yemame Rahman'i oldukça kültürlü, zeki ve saygın bir kişidir. Araplar arasında oldukça nüfuzludur. Muhammed'in bu kişiyle diyalogları olmuş, ona büyük saygı duymuştur. Hatta onunla ilişkisi öyle bir dereceye gelmişti ki, Mekkeli inanmayanlar, "Bize ulaşan bilgiye göre,Yemame'deki şu adam, Rahman denen kişi öğretiyor sana müslumanlığı. Kuşkun olmasın ve yemin ederiz ki, biz hiçbir zaman Rahman'a inanmayız." demişlerdir. (Siratu Ibn Ishak,Muhammed Hamidullah 180/254) Rahman insanlar arasında kullanılan bir isimdi. Ve ilginçtir ki, Arab dilindeki birçok kelime Sankstritcedir, çok tanrılı Hint bolgesi diline aittir. Mekkeli Araplar Muhammed'in islam kelimesini bile Bu Rahman denen kişiden aldığını iddia ediyorlardı. Bu Yemameli Rahman, peygamberlik savında bulunduğu zamanlar bir diğer adı da "Müslim" di. Yani, İslam oluşturulmadan önce adamın bir adı da Muslim! Tabii, daha sonra peygamberlik savında Muhammed başarılı olunca, müslumanlar alay etmek için "Müseylime" ve "çok yalancı" anlamında "Kezzab" ismini de eklerler. Daha sonra da İslamın tarihi derlenirken, bu Rahman ile ilgili bilgilerin büyük çoğunluğu imha edilmiştir, ilerde sorun çıkmasın diye. Yine de elde kalabilen bu kadar bilgi bile durumu gayet iyi açıklayabilmektedir. Yemen, o zamanlarda Mısır dahil ortadoğu ve Hindistan'a kadar ki uygarlıklar için önemli ticaret noktalarından biriydi. Aynı zamanda din olarak da musevilik, hristiyanlik ve müslumanlığın temeli olan sabiilik vardı. Bunun yanında musevilik ve hristiyanlık da sonradan yerleşmişti, tıpkı Medine'de yahudiliğin yerleşmiş olması gibi. Yemen bu yüzden ticari olduğu gibi bir dinsel merkezdi de aynı zamanda. Rahman denen kişi Yemen'in Ezd kabilesinden, bilgelik ve nüfuzuyla saygı gören bir başkandı. Muhammed, peygamberliğini ilan etmeden önce, karısı Hatice tarafindan ticari amaçlı olarak Yemen'e de gonderilmişti. Yemen'de o zamanlar çok önemli olan Hubase fuarına katılmıştı. Zaten Rahman'la da burada tanışmıştı. (Kaynak: Muhammed Hamidullah,Islam Peygamberi 1/61) Muhammed'in içinden çıktığı Evs ve hazrec kabileleri de, o zaman ki Arap kabileler topluluğundan bir çoğunu içine alan Ve Rahman isimli kişinin de içinden çıktığı Ezd kabilesinden ayrılmaydı. Yani kısacası, Muhammed ve Rahman uzak ta olsalar sonuçta akrabaydılar. Yemen kokenli bu Ezd kabilesi Muhammed için çok önemliydi. Buna örnek olarak çok sağlam *iki hadis aktaralım: "Emanet Â*Ezd'dedir." -Tirmizi,Sunen,no 3936- "Ezd kabilesinden olanlar, allah'ın yeryüzündeki arslanlarıdırlar.İnsanlar onları alçaltmak isterlerken, Allah onları yükseltir. öyle bir zaman gelecektir ki, kişi hep 'keşke babam bir Ezd'li olsaydı, keşke anam bir Ezd'li olsaydı'diyecek" -Tirmizi,no:3937- işte bu yüzden, bu Yemen ve Ezd kabilesi sevgisinden Muhammed, "iman Yemenlidir, hikmet de Yemen'lidir" demiştir. Sadece sevgisinden değil tabii, Yemen'in o zamanlar bir dinsel merkez olması, bütün dinlerin kaynağı olan sabiiliğin orada merkezi din olmasıdır. Muhammed'e göre iman dolayısıyla dini oluşturan herşey, ibadetlere kadar Yemenlidir, Sabiilik kökenlidir. Bu nedenle Rahman Â*hiç de önemsiz bir insan değildir Muhammed için. Nitekim, peygamberliği Muhammed'e kaptırmak istemeyecek, kendisi de peygamberliğini ilan edecek, başarılı olamayınca 148 yaşında olmasına rağmen Muhammed'e peygamberlikte ortaklık dahi teklif edecektir. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Rahman'in 148 yasinda denilmesi *herhalde bir mith olmali. hele o zamanki hayat sartlarinda boyle bir yasa ulasabilmek mumukun degildir. Veya peygamberlik iddiasinda bulunmasi dolayisiyla milleti etkileyici bir yas uydurulmus olmali.
|
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Alıntı:
Üstelik bazı kaynaklara göre, Muhammed'den 20 yıl önce peygamberliğini ilan etmiş. Hicret'in 10. yılında Muhammed'e şu satırlarla ortaklık teklif ediyor; " Allah'ın elçisi Müslim'den, Allah'ın elçisi Muhammed'e mektuptur. Sana esenlikler dilerim. Ben Peygamberlikte sana ortak edildim. Yeryüzünün yarısı bize,yarısı Kureyşlilere aittir, fakat Kureyşliler adaletle hareket etmezler." Peygamber'in,Yemame halkına öğretmen olarak gönderdiği, Reccal bin Unfuva, Müseylime ile çok iyi arkadaş olmuştu. Ve Tanrı'nın Müseylimeyi, Muhammed'e ortak ettiğine tanıklık ediyordu. Margoliuth'a göre ise Muhammed peygamberlikte Yemenli Rahman'ı taklit etmişti. Rahman'dan Örnek Ayetler: "Allah yüklü deveye in'am etti. Ondan koşan bir yavru çıkardı. Sifak (alt deri) ile hasa (barsak) arasindan." "Salih insanlar gecelerini uyumadan, ibadetle geçirirler, gündüzleri de gökteki bulutlarin ve yağmurların kuvvetli tanrısı için oruç tutarlar." "Tanrıyı her eksikten tenzih ederim ki, O dirilme zamanı geldiğinde, acayip bir biçimde diriltir. Sizi göğün katına yükseltir. O sizin hardal tanesi kadar da olsa işlerinizi ve gönlünüzden geçeni bilir. Insanlar bu yuzden ziyana uğrar ve lanete katlanırlar." "Renkleri kara olduğu halde sutleri beyaz olan koyunlar uzerine and içerim ki." "Ektiğiniz yerleri koruyunuz; yoksul olanları yurdunuza kondurunuz, azgınları yurdunuzdan uzaklaştırınız." Bahriye Üçok'un "Dinden Dönenler ve Yalancı Peygamberler" kitabından. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Müseylime döneminde peygamberlik iddiasında bulunan bir de hanım vardır: Secah binti Haris. Beni Temim kabilesinden bu kadın peygamber’i Müseylime davet eder, çadırında aralarında şöyle bir konuşma geçer:
Müseylime Secah’a “Sana ne vahyediliyor?” diye sordu. Kadın, “Kadınlar önce başlar mı? Sen söyle bakalım sana ne vahyolduğunu?” dedi. Müseylime şu cevabı verdi: “Baksana Rabbine / hamile kadına ne yaptı / Vahşice vuruşların peşinden yılan gibi akan canlı bir varlık çıkardı.” Secah “Ee, daha ne olmuş?” dedi. Dedi ki: “Bana şöyle vahyolundu: Allah kadınları öbek öbek yarattı / Erkekleri onlara eş yaptı / Onlara bir şey geçiririz / Dilediğimiz zaman da çekip çıkarırız / Bizim için yavru imal ederler.” Secah dedi ki: “Senin peygamber olduğunu şehadet ederim!” Müseylime: “Benimle evlenir misin? Böylece, senin ve benim kavmim sayesinde Arapları yemiş olurum!” dedi.” Taberi bu hikâyenin sonunda Müseylime’nin ‘ümmetine’ şu talimatı verdiğini nakleder: “Allah’ın elçisi İbn Habib -Müseylime-, size Muhammed’in getirdiklerinden ikisini yükledi: Yatsı namazı ve sabah namazı.” (Taberi, tarih, 2/270-271) http://www.mustafaislamoglu.com/maka...id=60&Kat_id=2 İki peygamber’in evliliği ile oluşan bu kutsal ailenin mutluluğu fazla uzun sürmemiş. Daha önce Uhud’da Hamza’yı öldürüp ciğerini söken ve Hind’e götüren Vahşi tarafından Müseylime’nin savaş meydanında öldürülmesi ile sona eren bu ilginç evlilikten sonra Secah müslüman olmuş. |
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
|
Re: Muhammed'in Öğretmenleri
Yemameli Rahman Müslim'den birkaç ayet daha;
Tohum ekerek, Ekin yetiştirenler, Ekinleri biçenlere, Buğdayları savuranlara, Sonra öğütenlere, Onlardan ekmek yapanlara, Bu ekmekleri ufak ufak doğrayarak, Et suyunda ıslatanlara, Ve bunların üzerine, Sade yağ dökerek yiyenlere, Şerefine and içerek temin ederim ki; Siz hayvan besleyerek, çadırda yaşayanlardan, Daha meziyetlisiniz. Binalarda yaşayanlar da size üstün gelmedi. Karanlıkları basan gece, Siyah Kurt, Ve yaşına basan, Çatal tırnaklı hayvan adına andolsun ki; Üsseyid'lerin, Harem'in hürmetini çiğnememiş Olduklarını teyit ederim. Aşağıdakiler de Kur'an'dan: Naziat/1-5 o daldırıp çıkaranlara, * usulcacık çekenlere, * yüzüp yüzüp gidenlere. * yarışıp geçenlere, * ve bir iş çevirenlere Andolsun ki, * Ayetler arasında bayağı benzerlik var. Allah'ın yemin şekli nerdeyse aynı. Yemame'li Müslim'in ayetlerini Muhammed'den daha önce yazdığını düşündüğümüzde; "Yoksa Cebrail aleyhisselam Müseylime'ye de uğramış olmasın?" demekten alamıyoruz kendimizi. :) O dönemin peygamber iddiası ile ortaya çıkan Esved ül-Ansi, Tuleyha Bin Huveylid, Secah ve Müseylimet ül-Kezzab yani Yemameli Rahman Müslim'le Muhammed bin Abdullah'ı ele aldığımızda başarılı olanla kaybedenleri görmekteyiz. Peygamberlikte dikiş tutturamayanların çoğu bu girişimlerini canlarıyla ödediler. Başarılı olanınsa hala uğrunda canını feda edecek milyonlar var. |
Muhammed'in peygamberliğini ilanından önce Kureyş'te yazılmış olanlar:
O,çürümüş bembeyaz olmuş kemikleri diriltecektir.Gaybı O’ndan başka kim bilir ki? (Tavîl) Ukaysır'ın kutlu taşlarına, başların ve bitlerin kazındığı (hacıların traş olduğu) yere andiçerim.(Tavîl) et-Tâ’î, Hâtim b ‘Abdullâh b. Sa‘d b. el-Haşrec et-Tâ’î, Dîvân, (nşr. ‘Adil Suleymân Cemâl), Kahire 1990, s. 87. Bir gün bir sorgulayıcı seni sorguladığında takılmadan cevap verebilmen için sözümü can kulağıyla dinle. Yaratıkların Rabbi! Bize olan nimetlerini nasıl tanıttıysa, ilk mucizelerini de öyle sergiledi. Öyle ki evren (başlangıçta) herhangi bir boşluk ve çatlak olmaksızın karanlık, su ve rüzgar görünümünde bir okyanus halindeydi. Böylece zifiri karanlığa emir verdi, o da hemen çözüldü; suyu da bulunduğu yerden çözüverdi. Yeryüzünü yaydıkça yaydı, sonra gökyüzünün altına tasarladığı gibi onu gerektiği şekilde dizayn etti. Güneşi şaşmayacak şekilde yörüngesine oturttuğu gibi gece ve gündüzü de birbirinden ayırdı. Mahlukatı altı günde yarattı; bu yaratılış sonunda insana şeklini verdi . (Basît) eş-Şehristânî, Muhammed b. ‘Abdulkerîm, I-III, Beyrut 1975, III, 230. |
Turan Dursun'a ait bir yazıdan
Bel'am, Yaiş, Addas, Yessar, Cebr, İranlı Selman.. Konuya ilişkin Kur'an ne diyor? Kur'an'daki "Tanrı", her zamanki gibi ant içerek açıklama yapıyor: "And olsun ki biz, onların:'O'na (Muhammed'e) bir insan öğretiyor kesinlikle.' Dediklerini biliyoruz. Savlarını dayandırdıkları kimsenin dili yabancıdır. Buysa (Kur'an), apaçık bir Arapça'dır."(Nahl, ayet:103) Bundan sonraki ayetlerde, "inanmayanlar" korkutuluyor, "yalancı, iftiracı" olarak nitelendiriliyor ve "işkenceli bir ceza"yla cezalandırılacakları bildiriliyor. Yukarıdaki ayette, Muhammed'e öğreticilik ettiği söylenen kimsenin, "Arap olmadığı, yabancı olduğu" belirtiliyor. Yunanlı Bel'am, Yaiş.. Kimilerine göre, Muhammed'in öğretmeni, bir Yunanlı köleydi. Bel'am adında bir köle. İbn Abbas anlatıyor: "Peygamber, Mekke'de köle olan birine öğretimde bulunuyordu. Yabancıydı. Puta tapardı. Adı da Bel'am'dı. Peygamberin yanına girişinde ve çıkışında putataparlar görüyorlardı. ‘Muhammed'e her şeyi öğreten Bel'am'dır..' diye konuştular." (Bkz. Taberi, Cami'ul-Beyan, 14/119) Ya da Yaiş'ti üzerinde durulan köle. Bel'am için söylenen, Yaiş için de söyleniyordu. "Yaiş, Muhammed'e öğretmenlik yapıyor" deniyordu. (Bkz. Aynı yer) Ya da, Muhammed'e öğreticilik eden köle, Cebr'di. (Bkz. Aynı yer) Ya da, Yemenli CEBR, YESSAR, ADDAS. "Hadrami'lerin iki genç köleleri vardı. Yemen halkından olan bu iki köleden birinin adı Yessar, öbürünün adı Cebr'di" diye aktarılır. Bu iki kölelerin sahiplerinin tanıklığı şöyle: "Bizim iki genç kölemiz vardı. Kendi dilleriyle kitaplarını okurlardı. Peygamber de bunlara uğrar, durup bunları dinlerdi. İşte bunun için, putataparlar, ‘Muhammed, bunlardan öğreniyor..' dediler." (Taberi, 14/119) Fahruddin Razi'nin yer verdiği aktarmada, bunların yanında bir üçüncü köle daha var: Huvaytıb'ın kölesi Addas. (Bkz. F.Razi, tefsir, 24/50) Görülüyor ki, ister Yunanlı, ister yemenli olsunlar, kölelerin Muhammed'le ilişkilerine bakışlar değişik açılardan: Müslümanların bakışları ve savları başka, "putatapar" dedikleri inanmazların bakışları ve savları başka. Müslümanlardan kimine göre: Muhammed'le köleler arasında bir "öğretme ve öğrenme" ilişkisi vardı, ama öğreten Muhammed'di, öğrenenlerse köleler. Inanmayanlara göreyse bunun tam tersi gerçekti. Yani, öğreten kölelerdi. Muhammed'se öğreniyordu onlardan. Müslümanlardan kimine göre de, aradaki ilişki, "okuma ve dinlenme" ilişkisini geçmiyordu. Köleler, kutsal kitaplarını kendi dillerinde okuyorlar, "peygamber" de "dinliyordu" yalnızca. Müslümanların bu savları karşısında şu soru yanıtsız kalıyor: "Dillerini bilmiyordu"ysa, Muhammed'in bu köleler arasındaki sürekli işi neydi? Ve kendi dilleriyle okuduklarını Muhammed'in dinlemesinin ne yararı oluyordu? Kısacası, müslümanların savları, akla sığacak türden değil. Iman nereli? Muhammed'in kendisinden bir açıklaması bu konuda oldukça ışık tutucu: "Iman, Yemen'lidir." Bu hadis, Buhari'nin "e's-Sahih"inin de içinde bulunduğu en sağlam kabul edilen hadis kitaplarında yer almıştır. Hadis'e göre, "hikmet (bilgi, bilgelik) de Yemen'lidir." Dahası: "Fıkıh da Yemen'lidir," hadise göre. (Bkz.Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l-Meğazi/74; Tecrid, hadis no:1362; Müslim, e's-Sahih, Kitabu'l-Iman/81-91, hadis no:51-52, ve öteki hadis kitapları.) Bu hadis, incelemecilere göre, sağlamlığın en yüksek basamağında olan "mutevatır hadis"ler arasındadır, ve peygamberin arkadaşlarından onbir kişi tarafından aktarılmıştır. (Bkz.Ebu'l-Feyz Muhammed, Lukatu'l-Lai'l-Mütenasire Fi Ahadisi'l-Mutevatıre, Beyrut,1985, s.42-43,hadis no:10) Kimi yorumcu, buradaki "Yemen"i, birtakım zorlamalı yorumlarla, "Mekke ve Medine" olarak göstermeye çabalar. (Bkz.Tecrid,1362 no.lu hadis,Kamil Miras'ın izahı.) Ne var ki, hadisin kimi aktarılışında "Yemenliler"den de açıkça sözedilir. Yani, buradaki Yemen, coğrafyada herkesin bildiği Yemen'dir. Demek ki, bu hadise göre, "imanı"yla, "hikmet"iyle ve "fıkh"ıyla (buradaki ‘fıkh', sözlük anlamında olmalı) Islam, yabancı kökenlidir, "Yemen"lidir. "Muhammed'e öğreten, Iranlı Selman'dır ya da.." (Selman Farisi). Kimileri de, Nahl Suresi'nin 103.ayetinde sözü edilen yabancının, Iranlı Selman olduğu görüşünde.(Bkz. Taberi,aynı yer.) Sonradan Müslüman kimliğiyle ortaya çıkan ve müslümanlar arasında büyük ün kazanan Selman'ın, Muhammed'le son derece sıkı bir ilişki ve işbirliği içinde bulunduğu, herkesçe biliniyor. "Müslüman" olması, Selman'a çok şey sağlamıştır. En başta, özgürlüğü, yani, "kölelikten kurtulma"yı. Sonra da ünü, saygınlığı ve maddi, manevi çıkarları.. Ya da, sözü edilen "yabancı", önc Müslüman olup sonra Islam'ı bırakan bir "vahiy katibi"dir. Bunu ileri sürenler de var. (Bkz. Taberi, aynı yer) "Vahiy katibi"nin başına gelenler: Adam, önce müslüman olmuştur. Selman gibi o da Muhammed'le işbirliği halindedir. Ama sonra ne olursa olur, bırakır Islam'ı. Ve bir de açıklama yapar: "Muhammed'e ben öğretiyordum, ve benim öğrettiklerim Kur'an'a vahiy olarak yazılıyordu.." Sonra, adam ya öldü, ya da öldürüldü. Ölüsüne gelince, bir türlü gömüldüğü yerde kalmıyordu. Muhammed'in adamları şunu yayıyordu: "Bu olay, Tanrı'nın gazabının yansımasıdır. Adam, Tanrı'yı çok öfkelendirdi. Şimdi durum ortada. Gömülüyor, toprak da kabul etmiyor, edemiyor, Tanrı'dan korkuyor. Onun için de kafiri, mezarının dışına fırlatıyor. ‘İbret almak' gerek.." Adam gömülüyordu, ama, birkaç gün sonra, sabahleyin bakılıyordu ki, adam mezarın dışında. Birkaç kez olmuştu bu.(Özellikle sabah cesedin mezarının dışında bulunması şüphe uyandırıcıdır. Çünkü Muhammed' in taraftarlarının gece adamın mezarını kazıp cesedi dışarı çıkarmaları yüksek ihtimaldir. Eğer cesedi dışarı çıkartan tanrı idi ve amacı ibret vermek idiyse bu işi neden gece yapıyordu? Yoksa gece, birilerini gizlemek için iyi bir ortam mıydı?) Muhammed'in arkadaşlarından Enes (Malik Oğlu), çok sonra, şöyle anlatacaktır olayı: "Bir adam vardı. Neccaroğullarından..Hristiyan'dı, Müslüman olmuştu. Bakara ve Ali İmran surelerini okumuştu. Peygambere de vahiy yazıyordu. Sonra, yeniden Hristiyan oldu ve kaçıp Hristiyanlara katıldı. ‘Ben ne öğretip kendisi için yazdımsa, Muhammed yalnızca onu bilir, başka bir şey bilmez,' demeye başladı." (Bkz.Buhari, e's-Sahih, Kitabu'l Menakıb/25,c.4,s.181-182;Tecrid, hadis no:1477) Enes'in anlattığına göre, Tanrı adama öfkelenmiş, boynunu kopararak öldürmüş. Hristiyanlar, gömmüşlr adamı. Ama sabah bakmışlar, ölüsü ortada. Ve kefensiz. Hristiyanlar, "Muhammed adamları kefenini soymuş, kendisini de işte böyle ortada bırakmışlar.." diye konuşmuşlar. Adamı bir daha gömmüşler. Bu kez biraz daha derince. Ertesi gün sabah yine aynı durum. Sonra aynı konuşmalar. Sonra yeniden ve daha derine gömme. Sonra aynı durum ve aynı yorumlar. Bir kez daha ve derince gömme. Aynı durum. Bakmışlar ki bu böyle sürüp gidecek, adamı gömmekten vazgeçmişler artık. Bu adamın söylediğini söylemiş, yani "ben ne diyorsam, ne yazıyorsam o vahiy oluyor.." demiş, muhammed'in "Tanrı'dan falan vahiy almadığını" söyleyerek, Islam'ı bırakmış birisi daha vardı: Ebu Serh Oğlu Sa'd Oğlu Abdullah. Ama , onun başına yukarıdaki olay gelmedi nedense..Muhammed tarafından idamına karar verilmişti. Ne var ki, Halife Osman'ın süt kardeşiydi. Ve Osman'ın araya girmesiyle, bağışlandı. Sonra, Mısır Valisi bile oldu. (Ölm.656-657. Bkz. Islam Ansiklopedisi.) Ayetteki Cevap "Muhammed'e öğreten Tanrı değil, insandır.." diyenlere, ayette verilen cevap ne ölçüde doyurucu? Cevap, yukarıda verilen ayetin anlamında da görüleceği gibi şöyle: Muhammed'e öğrettiği söylenen kişi, Arab değildir, yabancı biridir. Kur'an'sa apaçık Arapça'dır. Öyleyse, Muhammed'e sözü edilen kişi ögretmiş olamaz. Oysa, Arapça'yı bilen yabancı biri de Muhammed'e "eskilerin söylencesi"nden, "Tevrat"tan, "Incil"den, başka "kutsal metin"lerden birtakım "bilgiler" verebilirdi. Ileri sürülen de bu. Muhammed, aldığı bilgileri, Arapça kalıplara döküp, kendi uslubu içinde sunmuş olamaz mıydı? Kaldı ki, "apaçık Arapça" diye nitelenen Kur'an'da; Yunanca, Süryanca, Ibranca, Koptça.. gibi dillerden birçok sözcük bulunduğunu, müslüman incelemeciler bile örnekleriyle yazıyor. (Bkz. Suyuti, el Itkan Fi Ulumi'l-Kur'an, Arapça, Mısır, 1978, 1/178-185) Kur'an'da bu denli değişik yabancı sözcüklerin bulunması da "Muhammed'e yabancının (ya da yabancıların) bilgi verdiği, öğrettiği" yolundaki savı desteklemez mi? Muhammed'e bir yabancının ya da yabancıların yanında, bir ya da birkaç Arap da ögretmiş olabilir. İslam için çok önemli bir kaynak, "Müseyime"dir. Müseylime, müslimcik demektir. Müslümanlar, onu küçümsemek için böyle demişler, ayrıca da "kezzab" yani "çok yalancı" demeyi uygun görmüşlerdir. Müslümanların bir sövgüsüdür bu. Anlaşılıyor ki, onun kendi adı "Müslim"di. Bu adı taşımış olması çok önemlidir. "Islam" ve "müslim" sözcüklerinin kaynağına götürür niteliktedir. Müslümanlarca sövülen, aşağılanan bu kişiye, "Rahman", "Yemame Rahmanı (Yemameli Rahman" da deniyordu. Yani adam aslında böyle ünlüydü. Bu da çok ilginç. Bir başka ilginç olan da, Mekke'lilerin, Muhammed'e söyledikleri şu sözler: "Bize ulaşan bilgiye göre, sana öğreten (Tanrı değil), Yemame'deki şu adamdır. Rahman denen adam. Tanrı'ya ant içerek söyleriz ki, biz Rahman'a inanmayız." (Bkz. Ibn Ishak, Siyer, tahkik ve ta'lik: Muhammed Hamidullah, Arapça, Konya, 1981, s.180, fıkra: 254) Mekkeli'lerin bu söyledikleri nedensiz miydi? Müseylime, daha doğrusu "Müslim", bir başka adıyla "Rahman", Yemame'nin Hanifeoğulları kabilesindendi. Ilgiç üç ad: "Müslim", "Hanife", "Rahman".Bu adlar, hele ilk ikisi bir araya gelince daha da ilginçlik kazanıyor: Kur'an'da islam inanırlarının, "müslim"lerin "ad babası" olarak tanıtılan Ibrahim (bkz.Hacc,ayet:78) için hem "Hanif" hem de "Müslim" denir. (Bkz.Bakara:135; Ali Imran:67,95; Nisa:125; En'am:161; Nahl:120,123.) "Peygamber" olarak yer alan Ibrahim, kısa anlamı ile "yıldız tapımı" demek olan Sabiilik Dini'nin "peygamberi"ydi. Islam kaynaklarından yaptığım incelemelerden vardığım sonuç bu. Muhammed de ilk ortaya çıktığında Sabii olarak niteleniyordu. (Bkz.Buhari,e's-Sahih,Kitabu't Teyemmüm,/6,c.1,s.89) Sabii'liğin dili Süryanca'ydı. "Allah", "Kur'an", "Furkan", "kitab", "melek" ve daha bir çok sözcük gibi "Islm", "müslim", "hanif", ve "Rahman" da bu dilden geliyordu. (Bkz.Aziz Günel,Türk Süryaniler Tarihi,Diyarbakır,1970,s.46-48;Suyuti el Itkan,1/180-184;Doğubilimci Arthur Jeffery,The Foreign Vocabulary of the Quran,Kahire,1938,s.12 ve ötk.) Yine benim incelemelerimden vardığım sonuca göre: Yıldız tapımı, "Sabiilik" adı altında, Yahudilik ve Hristiyanlık dinlerine de kaynaklık eden bir din olarak kurumlaşırken, özellikle Ortadoğu'da "Müslimler"i ve "Hanifler"i içine alıyordu. Önce, "Müslimler" vardı, sonra "Hanifler" kolu meydana geldi. Ibrahim, bu kolun "peygamberi"ydi. Işte, "Yemame Rahmanı" diye ünlü "Müslim (Müseylime)" ve ondan çok şey öğrendiği anlaşılan Muhammed de bu kola bağlıydı. (Sabiilik konusunda geniş bilgi için, bkz. Eren Kutsuz-Turan Dursun, ‘Saçak Dergisi', Subat 1988, sayı 49.) Yemame Rahmanı, Muhammed'in yararlandığı kaynaklardan yalnızca biri olabilir. Yukarıda adı geçenler ve daha başkaları, tek tek de, tümü birden de Muhammed'in "öğretmenleri" olabilirler. Furkan sures'nin 4.ayetine göre, Muhammed'in yardımcılarından, yani öğretmenlerinden "kavm", yani "topluluk" diye sözedilmistir. Bu ve bunu izleyen iki ayetin anlamı şöyle: (Diyanet'in resmi çevirisi) "İnkar edenler, ‘Bu Kur'an, Muhammed'in uydurmasıdır. Ona başka bir topluluk yardım etmiştir.' Diyerek haksız ve asılsız bir söz uydurdular. ‘Kur'an öncekilerin masallarıdır. Başkalarına yazdırılıp, sabah akşam onu okunmaktadır' dediler. Ey Muhammed, de ki: ‘O'nu göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir." (Furkan, ayet:4-6) Buna göre, Kur'an'ın "uydurma" olduğunu söyleyenler, şunları da söylüyorlar: 1)Muhammed'e bir topluluk yardımcı oluyor, 2)Muhammed, Kur'an ayetlerini, başkalarından alıp yazdırıyor, 3)Muhammed'e sabah akşam okunuyor, 4)Ayetler, "eskilerin masallarından" oluşuyor. Buna karşılık, Kur'an'ın cevabı şudur: "Yalan ve haksızca iddia. Kur'an'ın ayetlerini Tanrı indirmiştir. O, göklerin ve yerlerin gizini bilir.." Hars Oğlu Nadr, Muhammed'in kendisini "Tanrı'nın elçisi", yani Tanrı'yla insanlar arasında yer almış, Tanrı'nın bildirilerini insanlara iletme görevini üstlenmiş biri olarak tanıtmaya yöneldiğinde, ve "Kur'an ayetlerini" sunması karşısında Mekkelileri uyarma yoluna gitmişti. Ve şöyle demişti: "Sakın inanmayın bu adama. ‘Tanrı'dandır' diye ileri sürdüklerinin tümü, eski masallardır. Ben size, onunkilerden daha güzellerini söyleyebilirim.." Iran krallarına, Iran'lı masal kahramanlarına ait söylencelerden örnekler aktarabileceğini söylüyor, anlatıp duruyordu Nadr.(Bkz. Taberi, Camiu'l-Beyan,18/137-138) Nadr, haklı mıydı? "Eskilerin masallarından" var mıydı Kur'an'da? Bilindiği gibi,Kur'an'da "kıssa" denen birçok öykü var. Bir çoğu; başta Tevrat; Yahudi kaynaklarında, kimileri Incil'lerde yer alır. Incelendiğinde görülür ki, bunların bir kısmı, Tevrat'tan da çok önceki çağların söylencelerinde aynen var. Örneğin, "Nuh Tufanı"na ilişkin öykü, "Gılgamış Destanı"nda hemen hemen aynıdır. Daha başka örnekler de verilebilir. Mekke'de, Medine'de ve çevrelerinde çeşitli din ve inançların inanırları vardı. Çeşitli toplumların "söylenceleri"ni, "kutsal metinler"ini bilenler az değildi. Muhammed'in özgürlüklerini söz verdiği ve işbirliği yoluna gittiği kölelerden de bu nitelikte olanlar bulunduğu biliniyor. Daha önce adlarına yer verilen Bel'am, Yaiş, Yessar, Addas, Cebr, Iran'lı Selman..da bunlardan. |
islamiyetgerçekleri org sitesine erişim engellenmiş neden acaba.gerçekler acıtıyor mu
Alıntı:
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:55 . |