Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası... (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4004)

zahir 03-05-2007 15:08

Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Merhabalar

Kureyş, bildiğiniz gibi *Kureyş kabilesine ismini veren Muhammedin büyük dedesi olan Kureyş'dir.

Kueryş'ten sonraki serece şöyle devam etmektedir:
* * *
Kusayy
* * * * * *|
* * * Abd'Menâf
* |--------------------|
Abd Şems * * * * * Haşim *
* | * * * * * * * * * * * * |
Umeyye * * * * * Abdul - Muttalib

Bildiğiniz gibi Muhammed, Abdul Muttalib'in torunudur.
Babası Abdullah'tır ve İki Amcası bulunmaktadır *el-'Abbâs *ve Ebu Talib

Ebu Talib, Ali'nin Babasıdır. *El Abbas ise Abbasilerin babalarıdır yani el-Mansur'un atasıdır..

Umeyye ise Ebu Süfyan'ın Büyük babası,dolaysıyla oğlu Muaviye, torunu Yezid'in atasıdır.

Fakat gördüğünüz gibi tümü kardeş çocuklarıdır..
İslam'ın *arap yarım adasına neler getirdiğini irdeleyebilmek için bunları bilmekte yarar görüyorum..

Muhammed İslam ile birlikte Arap yarım adasına Barış Huzur mu getirmiştir? yoksa; kardeşler kabileler arasına fesatı fitneyi yağmayı, talanı, kin ve nefreti mi miras bırakmıştır?

Zaman buldukça bu konuyu bu başlıkta sizlerin de katkılarıyla irdelemeye çalışcağım..

saygılar...

mitch 03-05-2007 15:35

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
bugüne gelirsek sağdakiler haşimi olarak algılanabilir soldaki dal hangisi acaba bunuda yazarsanız sevinirim saygılar hatta bunu ibrahimden bu yana alırsanız dahada iyi olur mesela ben muhammedin soyunu ibrahim ve tabası ile mısıra göçerlerken ibrahimin karısının diğer mısırlı cariyeden olan yanılmıyorsam ismail adındaki oğlunu istememiş ve onu ynlarından kovmuş muhammedin soyuda bu koldan geliyor diye biliyorum buradan itibaren soy ağacı düzenlerseniz anlamamız ve anlatmamız daha net olacaktır mümkünse aradaki geçişleri incelikleriyle hatta anlatımlı olarak saygılarımla bunlar bilmemiz gereken önemli konular.

tewderi 03-05-2007 16:01

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Çok güzel bir konu merakla devamını bekliyorum..

mhmd 03-05-2007 17:06

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Lamerlerden sonra siteyi Nasyonalist Sosyalistler bastı! 8O

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

zahir 03-05-2007 17:31

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Alıntı:

mhmmd";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 76051)
Lamerlerden sonra siteyi Nasyonalist Sosyalistler bastı! 8O

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

Tekrar Merhaba

Önce ,bu mesajın, konuyla alakasını sormak istiyorum?

Konuya devam etmek isterim, fakat bu tip, ilgisiz parazit yazılar araya girerse..
vaktimin değerli olduğunu, "chat" yapmak için forumu kullanmadığımı, dolaysıyla parazit yazılar ayıklanmadan devam etmeyceğimi bildirmek isterim..


Neyse.. konumuza devam edelim...

Önce, Sayın mitch'in sorusuna cevap vereyim. Soldakiler “Umeyye” ailesi, ileride okuyacağımız Emeviler olacaklar. Â*Ebu Süfyan'ın büyük babasıdır.
Haşim, Haşimiler'dir, fakat, Haşimilerden bir kol daha ayrılmıştır “El-Abbas” Â*çocukları Abbasi'lerdir..

Konumuza, Mekke'den devam edersek..
Bu insanlar Mekke ve cıvarında, kendi hallerine, kendi inançlarına göre yaşarken, ne oldu da daha sonra inceleyeceğimiz konularda göreceğiniz gibi, acımsızca birbirnin nesillerini yok etme isteği ile savaştılar, kan döktüler...

Bunu anlayabilmek için Muhamm'edin çocukluğunu ve büyüme çağındaki Mekke'yi ve üstte serecesi verilmiş ,kardeşlerin durumuna göz atmakta yarar var..

Abd Menaf'tan olma Abd Şems ile Haşim Â* çocukları Â*Umeyye Abdul Muttallib,
Bir kardeş çocuklarını ticarete sokmuş arap yarım adasının aristokrat kesimi ile iyi ilişkiler kurmuş, zengin olmuş ,çocukları Mekke'nin ileri gelen söz sahibi aristokrat kesimini oluşturmuş.. diğer kardeş Haşim'in çocuklarıda daha çok hayvancılık ve tarım işi ile ilgilenmiş.. Bu durum iki aile arasında sosyal bir ayrışma getirmiş gibi görünse de, aileler arası kavgalara savaşlara çekememezliklere neden olmamış..
Taaki yetim kalıp, amcası tarafından büyütülen Muhammed ortaya çıkana kadar..
Muhammed amcasının işlerine yardımcı olan bir genç, zeki ama içine kapanık Â*ve ezik Â*parasız., büyümüş, annesiz ve babasız Â*büyümüş olmasından olsa gerek ki, Â*gayette normaldir..

Bir yanda zengin aristokrat kesimi oluşturan akraba gençleri, bir yanda evlenecek parası dahi olmayan Muhammed..
Muhammed bu insanların arasına uzun bir süre giremedi, girememesinin bir çok nedeni olabilir.. Gururludur, kendini ezdirmek istememiştir, asidir, parası olmasa da hiç kimseye eyvallah eden bir yapısı yoktur vs. bunlara saygı duymak gerekir..
Fakat bu insanlara karışmayı, kendini saydırmayı da elbetteki istiyordu..
Etrafta olan bitenle ilgiliydi, felsefi sohbetler, ibadetler, söyleşiler ilgi alanıydı ama, bunları bilmek tek başına yeterli gelmiyordu. Bilginin yanında, parasıda olması gerekiyordu.. İşte bu noktada ,Hatice ile evlenme teklifi gelmesi ona zenginliğin kapısını aralamış oluyordu… Ve bu fırsatı kaçırmamıştı, değerlendirerek 24 yaşında iken 40 yaşındaki Hatice ile evlendi..
Fakat bu durum onu Mekke elit'leri sınıfına sokmuyordu..
Sonuçta içgüveysiydi, evlendiği kadının parası ile yaşıyordu.. Â*Hatice'nin servetinin söz sahibi değildi.. Elbetteki bunu ,kendi de biliyordu..
Fakat Muhammed'i Â*kendi gariban akrabaları arasında daha iyi bir mevkiye de getirmişti Hatice evliliği..
Eskisine nazaran, daha fazla saygınlık gördüğü muhakak ki Â*amca Â*çocuklarının bir kısmı onun dinler sözünü sayar olmuştu..
Fakat bunlar, Muhammed'i tatmin ediyordu denemez.. O, aristokrat kesimden kabul görmek ve hatta onları aşmak istdediğini sonraki uygulamalarından anlayabiliriz.. .. Buna bir nevi, ezilmiş çocukluk yıllarının intikamını almak, hesap sormak. veya kendini kabul ettirme isteği, hırsı da diyebiliriz..
Tüm bunları aşabilmesi ve kabul görebilmesi için daha büyük şeylere ihtiyaç vardı.. O dönemde herkes, her kabile tarafından geçerli olan, saygı gören ilahlaştırılan ,din elçsi olmak, Muhammed putların yerine geçip, Allah'a putlar aracılığı ile tapınan Arap kabilelerin tek aracısı kendi olmalıydı. Â*
Muhammed bunu kafasına koydu ve yaptı..
Ve de başardı..
Muhammed'in bu başarısı, kendine iç dünyasına egosuna neler katmıştır bilemeyiz, fakat İnsanlığa iyi şeyler katmışmıdır katmamışmıdır..? Â*
İslam sonrasının olaylarını irdeleyerek anlamaya çalışabiliriz..
Bu başlıkta onu yapmaya çalışcağım izninizle..



Varsa yanlışım, hatam o yönde itiraz edebilirisniz..

Saygılar...

mhmd 03-05-2007 17:47

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Sn. zahir,

Soy sop, ırk, secereleri görünce aklıma ilk gelen bu idi.
Güncelimizi de bu tip ayrılıklar ile belirlemeye çalışan egemen güçlere kızgınlığımdı belki de buna sebep.
İkinci yazınızı okuyunca işin içine psikoloji, sosyo-kültürel yapı ve davranış bilimlerini de girdiğini gördüm.
İlk değerlendirmemi küçük bir espiri olarak alın.
Dizinizi ilgi ile takip ediyorum.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

zahir 04-05-2007 01:13

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Sayın mhmmd,
Düzeltme yazınız için teşekkürler..
"psikoloji, sosyo-kültürel yapı ve davranış" ları bu gibi tarihi konulara sokmazsak, konular çok yalın kalıyor.. *sizde farkındasınız..
bu olayları yaşamış olanlar ve okuyan bizler insanız, üç aşağı beş yukarı benzer duygular, davranışlar taşıyoruz... Dolaysıyla konuyu bu şekilde irdelemek, empaty yapmamıza da olanak sağlayabilir..

"Güncelimizi de bu tip ayrılıklar ile belirlemeye çalışan egemen güçlere kızgınlığımdı belki de buna sebep."
Demişsiniz...
Evet.. bizde buna sebep olanları, ve beslendikleri kaynağı irdelemeye çalışcağız, ki, bu günlerde konuşulan; Â*"dindar, az dindar, dinsiz" gibi ayrışmaların içine Â*halkımız sokularak Â*ülkemiz parçalanmasın.
Bize dayatılmak istenen "ılımlı islam" neymiş, islam coğrafyasında neler yaşanmış, dayatmak isteyenlere de anlatılmalı..! gerçi onlar sundukları şeyin fitne olduğunu iyi biliyorlar, zaten amaçları "ılımlı gösterip" kabul ettirmek..
sonrasında bölmek parçalamak daha kolay olacaktır onlar için..

biziler, öncelikle masum inançlı halkımız uyandırmak için bu bilgileri aktarmaya çalımalıyız..

selamlar..

04-05-2007 06:55

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 

Bugün Mekke şehrinin bulunduğu bölgede çok eski zamanlarda Amelika, Ad,Semud kavminin uzantıları olan Cürhümlülerin yaşadığı rivayet edilir. Cürhümlüler burada yaşarlarken Hz. İsmail ve annesi Mekke vadisine inmiş, Hz. İsmail burada Cürhümlüler'den bir kızla evlenmisti. Hz. İsmail babası Hz. İbrahim ile beraber Kabe'yi inşa etmis ve Cürhümlüler'le dinini yaşamış ve dinini yaymaya çalışmıştı.Cürhümlüler'in zenginleşmesi neticesinde ortaya çıkan bozulmalar çevreden gelen hacılar için çekilmez bir hal almaya başlamış ve bunun neticesinde Huza'a kabilesi yönetimi ele geçirmişti(Çelikkol, 2003: 28-29). Daha sonra Kureyş'ten Kusay Bin
Kilab, Huzaa'lı Huleyl b. Hubsiyye kızı Hubba ile evlendi. Kayınpederinin ölümüyle iktidarı ele geçirdi. Kavmini Mekke'ye topladı, onların ve Mekke halkının üzerine malik olmak istedi, onlar da bunu kabul ettiler(İbn Hisam, 1985: I, 165-172).
Kusay Mekke'yi kavmi arasında mahallelere böldü ve Kureyş'ten her bir kavmi Mekke'de gelip içinde bulundukları evlerine yerleştirdi. Kureyş onun adını Mücemmi (toplayan) koydu. Çünkü onların işlerini toparladı ve onunla hareketlendiler. Kusay Kabe'nin yanına kendisi için bir meşveret evi yaptırdı ve kapısını Kabe'ye doğru açtı.Kureyş'in işlerini buradan yürütür ve hüküm verirdi. Kusay'ın hayatında ve ölümünden sonra da Kureyş'ten olan kavmi arasında onun koyduğu kurallar ve adetler hiç şaşırmadan uyulan bir din gibiydi(Çelikkol, 2003: 112)

Mekke / Bekke
Mekke, Kızıldeniz'den 100 km uzaklıkta 360 metre yükseklikte bir yerleşim yeridir(Lammens, 1970: VII, 630). Topografik özellikleri itibariyle yuvarlağa yakın hilal şeklindedir. Kuaykıan dağlarının eteklerinden başlayan karşılıklı iki tepeden Ebu Kubeys Dağı doğuya, Kuaykıan dağı ise batıya doğru uzanmaktadır. Ebu Kubeys Dağı bölgede en büyük dağdır. Mekke'yi çevreleyen dağlar arasında Fadıh, elâ€"Metabih, elâ€"Felak, elâ€"Hacun, Sakar ve Tihame dağları bulunmaktadır. Bu dağlar arasında genişleyerek Batha'ya uzanan küçük vadiler ve bu vadilerin dağla birleştikleri
mekanlarda yerleşim yerleri vardır. Bu yerleşim yerleri orada yaşayan kabilelerin ismini
almaktaydı. Bu yerler hendek seklinde bir koridorla Harem'e kadar uzanır(Çelikkol 2003: 35).

Mekke'nin Bekke olarak adlandırılmasını İbn Hişam şöyle ifade eder: “Oranın zalimlerinin orada bir şey yaptıkları zaman boyunlarını bekk eder (kırar) olduğundandır.
Bekke Mekke çukurunun ismidir. Çünkü onlar orada tabak eder oldukları yani izdiham eder oldukları için bu isim ona verildi” (İbni Hisam 1985: I, 159).
Mekke Cürhümler ve Katura zamanında Ma'lat (yukarı sehir) ve Mesfele (aşağışehir) olarak ikiye ayrılmıştı. Mekke'ye tümüyle Harem denilirdi. Haremden aşağı doğru eğimli olan bölgeye “el â€" Mesfele”, yukarı doğru uzanan yere ise “el-Ma'lat” ismi verilmiştir(Hamidullah, 1986: I,116). Mekke vadisi Hz. İbrahim'den önceki dönemlerde Şam'dan Yemen'e ve Yemen'den Şam'a giden kafilelerin uğrak yeri olarak bilinir(Heykel, 1948: 16-19).
Mekkeliler, Hz. Muhammed'den yaklaşık beş nesil önce Hz.İbrahim'in soyundan gelen Kusay'ın önderliğinde civardaki kabilelerin desteğini de alarak, Kureyş adı altında birleşmişlerdi. Mekke, Kusay'dan önce, genellikle, şu boylardan oluşmaktaydı.
(Günaltay, 1997: 51-62):
1.Harisoğulları
2.Muhariboğulları
3.Âmiroğulları
4.Adiyyoğulları
5.Sehmoğulları
6.Cumahoğulları
7.Teymoğulları
8.Mahzumoğulları
9.Zühreoğulları
10.Esedoğulları.
Daha sonraları bunlara Abduddar ve Abdumenafoğulları eklenerek sayıları on ikiye çıkmıstır. Abdüşşems, Haşimiler ve Ümeyyeoğulları gibi oymaklar ise, sonraki soylardan oluşmuştur. Kureyş'in dağınık oymaklarını bir araya getirerek Mekke'de yerleştiren Kusayy'ın oğullarından Abduddar ve Abdumenaf, babalarının ölümü üzerine (M.S.480) Kâbe ve hac hizmetlerini üstlendiler (Babel, 2003: 30). Yukarıda bahsedilen sebeplerle kendilerini tehdit eden güçlü bir düşmandan mahrum olmaları, bir bakıma Mekkelilerin, öteden beri, düzenli bir siyasi devlet kurmalarını engellediği söylenebilir.Bununla birlikte tamamen bir başı bozukluk da olmayıp bedevî prensipleriyle örgütlenen bir tür oligarşik yapılanma vardı; kabile meclisleri üstünde bir kral veya başka bir idari kurum yoktu. Herhangi bir bağlayıcılığı olmayan istişare heyeti, bütün
kabilelerin soylularından oluşuyordu. idari ve ticari gelenekler, güç ve itibarlarına göre
kabileler arasında taksim edilmişti. Modern anlamda bir seçim olmaksızın görevler, genellikle tevarüs yoluyla ailenin yeni nesillerine geçerdi(Hamidullah, 1996: 17).

Kâbe'nin hemen yanında yer alan Darunnedve, idari gelenekleri yürüten Kureyş temsilcilerinin “şuraya” katıldıkları bir tür “senato” veya“parlamento” konağıydı. Bu meclis, icra yetkisi olmadığı için sadece meseleleri görüşürdü. Her oymak nazari olarak bağımsızdı ve istediğini yapabilirdi. Ne var ki, oy birliği ile alınan kararlar çoğu defa etkili olur ve böylece töre ve yerleşik geleneklerden sapmaların icabına bakmanın yolları aranırdı (Hamidullah, 1966: I, 31; Hodgson, 1995: I, 93 ; Esad, 1984: 114; Watt,1988: 15).

M. Watt, İslâm öncesi Mekke demokrasisi ile Atina demokrasisini karşılaştırırken,Mekke senatosunun kararlarının “en kötüyü daha iyi gayeymiş gibi gösterebilen aldatıcı güzel konuşmalar üzerine değil de çoğu zaman kişilerin gerçek liyâkatleri ve siyasetleri
üzerine kurulu” olduğundan, “Mekke mele'ini, Atina ekklesia'sından daha bilgece ve daha sorumlu bir meclis” olarak görür (Watt, 1986: 16) Dış düşman tehlikesini pek hissetmeyen Kureyş, kendi boyları arasında ise bazen kavgalara varacak ölçüde rekabet yaşamaktaydı. Babaları Kusay'ın ölümü üzerine (M.480) Kâbe ve hac hizmetlerini Abduddar ve Abdumenaf üstlendi (Günaltay, 1997: 59). Zamanla servet ve nüfuz bakımından kardeşine üstünlük sağlayan Abdumenaf, dünyevi otoriteye ait iş ve yetkileri kardeşi Abduddar'dan alarak ona sadece dini otoriteyi bıraktı.

İki kardeş hayatta iken bu paylaşıma razı oldular. Fakat onların vefatlarından sonra çocukları
arasında korkunç bir rekabet ve üstünlük yarışı başladı. Abdumenaf'ın, Abduşşems,
Haşim, Muttalib ve Nevfel adlı oğulları servet ve nüfuz bakımından Abduddaroğullarından üstün olduklarından, dünyevi otorite gibi dini görevleri de ellerine almak istediler. Abduddaroğulları buna razı olmadıkları için aralarında şiddetli bir düşmanlık ortaya çıktı. On iki boydan oluşan Kureyş, bu yüzden düşman iki grubaayrıldı.

Abdumenafoğullarına taraftar olanlar (Esed, Zühre, Teym ve Harisoğulları) tarihte “Mutayyebûn (güzelkokulular)”, Abduddaroğullarına destek verenler (Mahzum,Sehm ve Cumah ve ‘Adioğulları ) ise “Ahlaf (yeminliler)” (Watt, 1986: 16) isimleri ile bilinmektedir.
İki gruba verilen bu isimler ittifaklarını kutsamak için yapılan tören ile ilgilidir. Abdumenaf kadınları, müttefiklerinin kendi lehlerine olan ittifaklarını kutsamak için misk ile dolu bir kap getirerek Kâbe'nin kenarına koymuş, müttefik oymaklara mensup kişiler teker teker ellerini bu kaba daldırarak ve Hacer-i Esved'e dokunarak davalarından dönmeyeceklerine yemin ettiklerinden kendilerine “Mutayyebûn” ismi verilmistir. Abduddaroğullarının haklarını savunmaya söz verip yemin eden müttefikleri de içi kan dolu bir çanakla aynı töreni yapıp, yeminlerinden
dönmeyeceklerine söz verdiklerinden bunlara da “ahlaf” denmistir (Günaltay, 1997: 59;
Watt, 1986: 12).

Kutuplaşmanın sıkı sıkıya aile secerelerini izlemediğini görmek ilgi çekicidir. Kusay'ın ailesiyle birlikte diğer aileler de bölünmüştür (Watt, 1986: 12). Bu,kana dayalı kabileciliğin gevşemeye başlamasının ve maddi çıkarlar üzerine kurulan bir birlik düşüncesinin ilk belirtisidir. Kavga neredeyse savaşa dönüşeceği sırada uzlaşmaya varıldı. Ancak, iki grup arasındaki rekabet devam ettiğinden uzlaşma sürekli olmadı; sorunlar geçici olarak dondurulmuştu.

Nitekim daha sonraki yıllarda, Hz. Muhammed'in Peygamberlik görevini bu rekabet hissiyle reddedenler oldu. Abdumenaf'ın ölümünden sonra oğlu Abduşşems, uhdesine aldığı Sikaye (Hacılara su dağıtma) ve Rifade (Hac mevsiminde yoksullara yiyecek sağlama) görevlerini işlerinin çokluğu sebebiyle kendisinden daha zengin olan kardesi Haşim'e bıraktı (Günaltay, 1997: 60). Sonraki zamanlarda benzeri bir rekabet Haşim ile Abduşşems'in oğlu (yeğen) Ümeyye arasında yaşanmıstır.

Haşim, oldukça başarılıydı; bölge ülkeleriyle kervanların emniyeti konusunda sözleşmeler yaparak,yazın Suriye ve Filistin'e, kışın da Yemen'e olmak ( Kureys, 106/1-4) üzere iki büyük
ticaret kervanı çıkarmaya başladı. Böylece Kureyşlilerin servet ve refahı arttı.
Araplar Kusay'dan itibaren, Kâbe'nin koruyucusu ve hizmetkârı olan Kureyş'e derin saygı duymaya baslamışlardı. Bu sayede Kureyş kervanları uzun ticaret yollarını hiçbir saldırıya uğramadan geçebiliyordu (Günaltay, 1997: 61). Bu arada yeğeni Ümeyye de ticaret yoluyla büyük bir servet kazanıp Haşim ile anlaşmazlığa düşerek huzursuzluk çıkardı. Araya giren hakemlerin Haşim'in lehine karar vermesiyle konu tekrar kapandı(Günaltay, 1997: 61). Anlaşıldığı üzere, Mekke'de en güçlü olanlar,çeşitli sebeplerle, komutasındaki Fil ordusu'nun karşısına çıkan Kureyşlilerin başında,Hz.Muhammed'in dedesi Abdulmuttalib'in sözcü olarak bulunuşu, o sıralarda Mekke yönetiminde Muttaliboğullarının etkili olduğunu göstermektedir. Daha sonraki yıllarda en güçlü iki boy olarak Abdüşşems ile Mahzumoğullarının adı geçmektedir. Utbe ve kardesi Şeybe, Abduşşems'in bir bölümünden sorumluydular. Benu Umeyye'nin başına,
Utbe'nin kızı Hind'le evlenen Ebu Süfyan geçmişti(Lings, 1993: 39).Hz. Muhammed'in gençlik yıllarında, Ubu Süfyan, oymağının itibarına paralel olarak Mekke'nin siyasetini elinde tutuyordu. Şahsi nüfuz ve gayretiyle Haşimoğullarının mevkisini yükselten Abdulmuttalib'den sonra oymağın nüfuzu oldukça azalmıştı. Çünkü, oğullarından Ebu Talib zengin değildi. Abbas zengin olmasına rağmen sürekli Mekke'de kalmıyordu. Ebu Leheb ise toplum tarafından pek sevilip sayılmayan bir kimse olarak biliniyordu( Kurt, 2001: 97-122).

Genel olarak İslam öncesi Mekke toplumunun yapısı buydu.


Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*Fatih Duman /araştırma görevlisi
Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â* Â*Yüksek Lisans tez'inden alıntıdır.

Aliminyum 04-05-2007 13:19

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Arapça bilmiyorsanız İslami kavramlar ve terimler üzerinde hele de tarih sahasında çok fazla oynamayın isterseniz.

İSLAM kelimesi Arapça SLM= Silm =Selam yani neticede Barış anlamına gelen sözcüklerden türemiştir. Bunun bir anlamı olmalı.

Fıkıh Usulünde ; ‘cihâd lizatihî hasen bir vecîbe değildir, belki ligayrihî hasendir' *diye bir kaide, bir anlayış vardır. Bunun ne demek olduğunu, niye böyle bir anlayışın hakim olduğunu, hangi şartların Müslümanları bu anlayışa ittiklerini iyi anlamak lazım.

Peygamber Medine'ye hicret etmeden önce Medine'de meskun iki köklü kabile Evs ve Hazreç kabileleri... Bu iki kabile tam 10 kuşak boyunca birbirleriyle çatışır dururlar, Peygamber'in hicretinden sonra tarihte misli görülmemiş bir kardeşlik bağıyla Evs ve Hazreçliler yani ensar ile muhacir birbirlerine bağlanırlar.

Peygamber kendisiyle sulh etmek isteyen herkese açıktır ve bir sürü örnekte görülebileceği gibi daima sulha yanaşmıştır. Durup durup Beni Kureyza'yı gündeme taşımanın artık bir manası yok. Bu kadar örnek içinde Beni Kureyza'nın bir istisna olduğu ve yapılanın yapılması gereken birşey olduğu açıktır. Devlet yönetiminde İhanet affedilemez. Vatana ihanet suç değildir diyebiliyorsanız Beni Kureyzayı da masum görürsünüz ya da Beni Kureyzayı masum görüyorsanız vatana ihaneti de suç saymıyorsunuz demektir.

Peygamber Mekke'nin fethi sırasında kendisine ve arkadaşlarına yıllarca zulmedenleri bir kalemde affetme büyüklüğünü göstermiştir. Neden Mekke'yi yakıp yıkmadı, neden o eski zalimlerden intikam almayı düşünmedi dersiniz?

Peygamber, devletlerarası münasebetlerini Medine döneminde gerçekleşmiştir. Müslüman olmayan kabile ve devletlerle direk savaş yerine öncelikle barış ve anlaşma yolunu seçti. Bu anlaşmaları ikide bir bozup duran tek halk yahudilerdir. Peygamber devletlerarası veya kabilelerarası bu barış anlaşmalarında elbette Kuran'ı esas aldı, Kuran'da direk bulunmayan ya da genel hükümler halinde verilip ayrıntılarından bahsedilmeyen hususlarda Kuran'a aykırı olmayacak şekilde kendi inisiyatifini kullandı ve böylece devletlerarası hukukta barış anlaşmalarına dayalı bir sünnet dayanağı oluşturdu.

Peygamber'in sünnetinde barışın esas olduğuna dair en iyi örnek 10 senelik Hudeybiye anlaşması dönemidir. Anlaşmaya aykırı düşmemek için kendi sahabisini bile henüz anlaşmanın mürekkebi kurumadan anlaşma şartlarına göre müşriklere teslim etmişti. İslam'ın o çağlarda asıl yayılması daha doğrusu en hızlı yayılması bu 10 senelik barış dönemine tekabül eder. Siz çok zeki tarih okuyucuları ve irdeleyicileri, Bu apaçık gerçeği niye görmezden geliyorsunuz? Ta o dönemlerde aylarca sürecek yolu İslam'ı tebliğ etmek için kateden onlarca sahabi var. Çin'de, Hindistan'da sahabi mezarları var. Bu ne demek? Bu insanlar oralara İslam'ı kılıç zoruyla mı tebliğ etmeye gittiler? Kimi kandırıyorsunuz?

Barış hakkında Sahih Hadisler; Bu hadisler Müslümanlarla Gayr-i Müslimler arasındaki ilişkilerin nasıl olması gerektiğini düzenler;

“Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin; Allah'tan afiyet dileyin. Fakat onlarla karşılaştığınızda da sabredin ve bilin ki Cennet, kılıçların gölgesi altındadır.” (Buhari, Müslim, Tirmizi, Ebu Davud, İbni Mace)

“İnsanlar arasında Allah'ın en çok sevmediği kimse, barışa yanaşmayan inatçı hasımdır.” (Buhari ve Müslim)

“İnsanların arasını düzeltmek için, aslı olmasa bile hayır konuşan, güzel söz söyleyen ve bu sözleri birinden diğerine taşıyan kimse yalan söylemiş olmaz.” (Ebu Davud)

Hicretin 6 ncı yılının Zilkade ayında Peygamber sırf umre için üzerinde savaş aletleri de olmadan Mekke'ye doğru yola çıkar ve bunu duyan Mekke ileri gelenleri Peygamber ve arkadaşlarının üzerine bir ordu yollar, Peygamber'in bunun karşısında söylediği sözlere bakın;

"Yazık Kureyş'e ki, savaş kendilerini yeyip bitirdi. Benimle diğer Araplar arasına girmeseler ne olur sanki? ŞÃ¢yet onlar bana üstün gelirlerse, zaten istedikleri bu. ŞÃ¢yet Allah beni onlara üstün getirirse, hep birlikte İslâma girerler. Güçlü olsalar bile daha nereye kadar böyle savaşıp duracaklar?" (İbn Kesir)

Müslümanlar arası ilişkilerde yine her zaman doğruluk ve barışın hakim olması gerektiğine dair hadis-i şerifler de çok;

“İki Müslüman arasını düzeltmek için yalan söyleyen kişi yalancı değildir.”(İbn Mace) (İslam'da yalan söylemenin serbest olduğu 2 yerden birisi budur)

“Müslüman, diğer Müslümanların onun dilinden ve elinden güvenlikte olduğu kişidir.”(Buhari, Müslim, Ebu Davud)

Şunlara dikkat edin lütfen;

Peygamber Medine'ye hicret ediyor ve 1 sene bile geçmeden yıllardır iç çatışmaların hüküm sürdüğü Medinede anlaşmazlıklar bıçakla kesilmiş gibi kesiliyor, bütün insanlar tek bir anayasa etrafında toplanıyor.
Peygamber Medine'de devlet teşkilatlanmasını tamamladıktan sonra civar kabile ve devletlerle barış ve saldırmazlık anlaşmaları yapıyor.
Civar kabile ve büyük devletlerin (Mısır, İran, Bizans veya Roma ya da Doğu Roma) başkanlarını elçiler ve mektuplar vasıtasıyla İslam'a davet ediyor.

Şimdi size çok enteresan birşey söyleyeceğim.

Peygamberin bu Medine'deki 10 senelik hayatı boyunca İslamiyetin hakim olduğu alan tam tamına 2.000.000 kilometrekareye yaklaşmıştır. Bugün, Rusya'nın avrupada kalan kısmı hariç bir Avrupa kıtası kadar büyüklüğe tekabül eder bu. O zamanlar bu topraklar üzerinde milyonlarca insan yaşıyor.
Yüzbinlerce kilometrekarelik bir hakimiyet alanı söz konusu dikkat edin.

Bu 10 sene içinde bu kadar hakimiyet alanına nasıl ulaşılmıştır?
Salt kılıçla, savaşla mı?
Bu 10 sene içinde harp meydanlarında kaç tane Müslüman öldü dersiniz?
Tahmin edin.
Yüzlerce, binlerce...
Hayır.
Sadece ve sadece 250 Müslüman... İki Yüz Elli Müslüman... Dile kolay, 10 yıllık mücadele bu.
Tarihte bunun başka bir örneği yok beyler.

İslam'ın barış dini olmadığına dair bütün tezleriniz ya çarpık ya da geçersiz. Bırakın artık.

spartacus 04-05-2007 14:00

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Aliminyum;

Sallama. Bir kere tarih öğrenmek yada belge incelemek için kimsenin arapça bilmeye ihtiyacı yok. Hele boşver irdelemek için arapça bilmeyi, milyonlarca insan arapça bilmiyor ama ne hikmetse, müslüman olabiliyor(ne yani %1 emi iman ediyorlar). Mesala kendine nick belirlemek için önce İngilizce öğrenmedin herhalde, tabi bir i ile ü farkı olsada ben ne dediğini anlıyorum.

Tarih bilmek dil bilmek değildir, sen Medine'ye gidip arkeolojik kazılar mı yaptın? Eeee o halde neyi eleştiriyorsun değil mi? Siz burada yazarken birileri orada araştırır, bulgu belge çıkartır, yorumlar, yazar yada çizer sizde okur yada bakarsınız. Her klişenize yada renginize uymayan, negatif şeylerde bu eleştiriyi ama her pozitif şeylerdede isterse adam bırak dil bilmeyi, okumayıda bilmese *alkışlamayı bırakın.
Peygamberin bu Medine'deki 10 senelik hayatı boyunca İslamiyetin hakim olduğu alan tam tamına 2.000.000 kilometrekareye yaklaşmıştır.

Buda bize yayılma politikasının alanını gösterir. Ne yani Büyük İskender ondan gerimi kalmış alan konusunda yada Kronolojik olarak söylersek "Muhammed B.iskender'den geri mi kalmış alan konusunda"?

Benim diyeceğim, evet köklü değişimler var aslında ama bu Muhammed şahsında değil egemen sınıflar şahsındadır, ve bu dönem tüm dünyada değişimler görülebilir. Doğunun binlerce yıllık Feodalizmi, batıya doğru akımlar şeklinde yayılmaktadır.
Büyük iskender gücünü Zeus'dan almıştı, O'nun oğlu(elçiside aynı etkidedir) olmak ile, ve binlerce insanın(ki o gün için çoğunluğu çöl toprağı olan alan için milyonlarca demek abartıdır onuda söyleyeyim) daha doğuştan sonra, bir toprak çanak nasıl işlenirse öyle işlenmişti, bir su testisi gibi, çark döndükçe, 2 elle kavranan yumuşak çamur(bebek, çocuk) döndüre döndüre işlenmekteydi, geriye en son bir iş kalır, oda bu testiye bir kulp yerleştirmektir. Muhammed bu kulpu iyi kavramıştır ve andığın alanlarda küçük bir azınlık olan, egemen sınıf bireylerinden oluşan, aynı ailevi kökene sahip o azınlık, işte o milyonların kulpundan tutuvermiştir. Olay bu kadar basittir.

İlk sayfaya kütüğe geri dönünüz, sonrada sırası ile düşününüz, Emeviler -> Abbasiler...
Ne diyor? Aile ismi değil mi? Yani aile devletleri, peki ne çıkıyor, Feodal Sistem, yani, bir ailenin, milyonları yönetimi(yani otokrasi). İşte bu duruma biz, bir ailenin temsil ettiği üst sınıf adına, Su Testisinin Kulpundan tutanlar diyoruz. (özel isimler ve dile girmiş kelimeler dışında tek bir arapça kelime kullanmadım). Yayılma, düzen bakın işte iyi gelişme vs bunlar hikaye, mesala Çöl deryasına bir kez bile girişi olmayan Türkler'i Orta Asyada kesmeye, avlamaya niye gittilerdi peki ? Onlarda mı çeşitli anlaşmalara ihanet etmişlerdi? Yoksa kulpundan tuttukları su testilerini(milyonları?!) oralarda telef ederken, mala ve mülke mi sahip olmak gayesiydi?
Peki o kulpun ismi nedir, Din'dir. Orasından tutarsın.

Aliminyum 04-05-2007 14:44

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
spartacus yazılanları gözlerinle oku.
Bir dinin kavramları hakkında konuşuyorsan o dinin anadilini bilmek zorundasın. Mesele sadece tarihi olaylardan kaynaklanmıyor, tarihi olaylardan yola çıkıp bir din hakkında o dinin genel kavramları üzerinde bir karara varılıyor, o kavram da kendi kafana göre şekilleniyorsa bu işte bir yanlışlık vardır birader.

Sınıf ayrılığı teorinizi de olur olmaz her şeye yamamaya çalışmayın. İslamiyette üst sınıf alt sınıf olmaz. İslam zaten ilk başlarda ezilenler, fakirler, köleler vs... arasında yer etmiştir. Hatta geçmişteki peygamberlerin ilk mensupları da bu gibi insanlardan oluşmuştur. Bunun nesini çarptırıyosun?

Emeviler ve Abbasiler... Hz. Ebubekir hangisinden? Ya Hz. Ömer, Hz. Osman... Bu insanlar halifeydi dikkatini çekerim. Onların dönemlerinde atanan valiler, komutanlar vs... Bunları niye ıskalıyorsunuz? İşinize mi gelmiyor?

tewderi 04-05-2007 14:54

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Sevgili Aluminyum,

demişsiniz ki ezilenler, fakirler, köleler İslamda sınıf kavramı yok peki bu köleleliği niye kaldırmadı kölelikte bir sınıf değilmi?

Neden hep cahil kesim arasında yayıldı yani bir Ebu cehil(O dönemin en zeki ve adil insanı Ebu hakem ) kabul etmiyor ama dinden ilimden haberi olmayan köleler ve 12 yaşındaki hz Ali iman ediyor. Fakat kendisini yetiştirren aklı selim olan ebu talip iman etmiyor...

zahir 04-05-2007 15:12

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Efendiimm.. Â*eksik kalan yerleri tamamlamaya çalışayım...
"Mekke/Bekke''de hava durumu şöyledir, ("bekke" Â*neresi bilmiyorum, eski adının makoraba ulduğu biliniyor) Â*mekke cıvarı yıllık ortalama 50°C hararet ile seyreder, medine ise 40°C ile daha ılıman ve tarıma elverişlidir...
Hicaz'da başlıca şu mahsüller yetişir Hurma sofraların vazgeçilmezidir.. bunun yanında; arap sakızı (talh) çorba yapımında kullanılan semh ve yer mantarı meşhurdur..
3-4 asırdan sonra suriye'den getirlien üzüm asma bağcılığı başlamıştır ve kaliteli ürün alınmıştır, hatta Â*Hamzanın bu üzümlerden yapılan nebiz'uz-zebib şarabından içip zil zurna sarhoş olduktan sonra bir garibanın devesini kesip ciğerinii sökerek ızgara yaptığı da hadislerde geçer...

Deve demişken bölgede başta deve olmak üzere, eşek, koyun, keçi bulunmaktadır, haa birde katır vardır... katır'ın var olduğunu nereden biliyorsanız derseniz; Muhammed, Â*katır'a binermiş, Huneyn savaşında katır sırtında düşmanlarını kovalamıştır (k.diyanet)

"İSLAM Â*kelimesi Â*Arapça Â*SLM= Â*Silm Â*=Selam Â*yani Â*neticede Â*Barış Â*anlamına Â*gelen Â*sözcüklerden Â*türemiştir. Â*Bunun Â*bir Â*anlamı Â*olmalı. "
demişsiniz...
O coğrafyada çokça kelimeye mukaddes anlamlar yüklemek mümkün ve yüklenmiştir de...

Bu konunun beni kureyza ile alakasını nasıl kurdun onu anlamış değilim..
Beni kureyz'ya kadar yazılcak o kadar çok şey var ki..!
Kafaları kopartılıp bedenleri sergilenen Muhammedi'n torunları cariye yapılan, torunlarının kadınları.. Â*kim yapmış bunları? diğer amca çocukları!
bir yandan Emeviler bir yandan Abbasiler..
Kime yapmışlar; Â*Amcaları Ebu Talib'in ve Muhammedin çocuklarına, neden yapmışlar?
Kabeyi kim, yıkkıp yakmış, yahudiler mi? hayır.. gene hilefet kavgasına tutuşmuş müslümanlar..
Dolaysıya örnek verdiğiniz "SLM= Â*Silm Â*=Selam " kelimesinin kelime olmaktan başka anlamı yoktur..
İslam, Â*huzuru , barışı mı getirmiştir, yoksa fitneyi fesadı düşmanlığımı getirmiştir Â*geliyoruz o bölümlere.. Camel savaşınıda anlatcağız, amcasının gelinin Muhammedin torununu cariye yapan mubarek(!) sahabe/halifeleri de..!

Evs ve Hezrec aslen yemenli olan bu iki kabilenin kardeş kanı akıtan savaşlarından örnek verebilcekmisin?
Ona bakarsanız Nizari leride incelemelisiniz.. Kureyş nizarilerdendir.. yani Â*o bölgeye kuzeyden Â*göçmüştür...
ona bakrsanız herkes muhacır...

asıl komik olan;
geçtik, kuranı anlamak için arapça bilmek gerek martavallarını, şimdi de "tarih bilmek için arapça bilmek lazımdır" çok komik.. Â* ne diyeceğimi şaşırdım..

Konuyu sulandırıp M.Ö lere girmeyelim.. Â*İsmail'miş, Â*ondan bakiye Palmiralılar, Nebat'iler Necid'liler.. Â*Konumuzun Özü İslam dinidir.. sadece kim kimdir anlaşılsın diye kısaca Mekke öncesinden giriş yapmıştım..
ayrıca googleden karşıma ilk çıkan yazıyı copy/paste yapmıyorum..

hatta hiç googleden araştıararak yazmıyorum..
Â*dolaysıyla başlığı copy/paste ile boğmayalım lütfen..

selamlar..

spartacus 04-05-2007 15:36

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
o kavram da kendi kafana göre şekilleniyorsa bu işte bir yanlışlık vardır birader.

Demek bir farkındalığınız var ama duruma göre. olsun buda iyi..

Sınıf ayrılığı teorinizi de olur olmaz her şeye yamamaya çalışmayın. İslamiyette üst sınıf alt sınıf olmaz.

Her yer değil burası, Tarihsel bir süreç. Buda sizin görüşünüz diyemiyorum, buna görüş denemez. Abbasiler, Emeviler vs, aile merkezli yönetimler otokrasidirler ve bababdan oğula geçerler bir ailenin toplum üzerindeki yönetimi demektir. Bu aileler islam değillerdir yani böyle genellemeler ile yargı oluşturmazsınız, kişilerdirler ve aksi savununuz bu bağlamda beni ilgilendirmiyor.

Aliminyum 04-05-2007 16:18

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
tewderi
hadi dinden ilimden haberi olmayan cahil köleler baktılar ki bi adam kendileri için çırpınıyo kandılar inandılar.
Hz. Ali de amcasına yapılanlara sinirlendi, ufak yaşta çocukluk edip inat olsun diye müslüman oldu.
Ya Hz. Hatice? Kocama ayıp olmasın diye mi ilk O iman etti. İman etmesinde hiçbir maddi çıkarı yoktu o tüccar hanımın, aksine maddi olarak o dönemde bütün malını Müslümanlar için harcayarak çok şeyler kaybetti.
Hz. Ebu Bekir cahil miydi, çocuk muydu?
Hz. Ömer, Hz. Osman neydi?
Arabın siyasi dehası denilen Amr Bin As ve savaş dahisi Halid Bin Velid... Arkası geliyo zaten.
Kölelik diyorsun. Köleliğe kurum olarak direk bir karşı çıkma yoktur evet, ancak kölelere insan gibi muameleyi de İslam öğretmiştir bu dünyaya. O devirde kölelik pat diye kaldırılamaz, napacak o kadar adam, çoğu azat edilen köleler geri dönüyolar eski sahiplerinin yanına zaten, ne zannediyodun yani adam azat olacak gidecek bi markette part time iş bulup özgürce keyfine mi bakacak? Hangi dünyadan bahsediyosun?

zahir
Hicretten kısa süre önce Evs ve Hazreç kabileleri arasında Buas mevkiindeki o çok şiddetli savaşı bilmiyor musun? Kendince çok detaylı bilgiler veriyorsun güya ama bunu unutmuşsun galiba. Unutmuşsundur unutmuş, kötüye yormayalım.
spartacus
Beni en iyi sen anladın da tewderi ile zahir e de anlatsaydın keşke. zahir benim dil bilme mevzusunu tarih bilmek için dil bilmek şart diye anlamış, ben anlatınca sen anlıyosun da bu niye anlamıyor? Gene de bi zahmet sen anlat haybeye konuşmuş olmayalım, ben su ıslaktır desem bile Müslüman olduğum için inanmaz.

zahir 04-05-2007 16:19

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
"Peygamberin bu Medine'deki 10 senelik hayatı boyunca İslamiyetin hakim olduğu alan tam tamına 2.000.000 kilometrekareye yaklaşmıştır."
Suudi Arabistanın bugünki yüzölçümü 1,960,582 km²


Mekke bile Muhammedin ölümünden bir iki yıl öncesine kadar islamlaşmamıştır..!
nasıl islamlaştığıda ayrı bir konu (ebu süfyan ailesine verilen islama ısındırma ganimetlerine de geleceğiz)
Gerçek şu ki; halk, bir kabilenin reisi bir din'in temsilcileri ile itifak kurarsa yani anlaşma yaparsa Â*o kabilenin halkı o dinden sayılırdı, halka sorulmazdı, ama bu durum halk için sözde idi..
zaten öyle olmasaydı Muhammedin ölümünden sonra ridde rüzgarı esmezdi..
Muhammed ölmüştür kabile halkları kendi inançlarına çekilmiştir..! nasıl bir iman sa..
elbetteki o insanlar o dönemleri yaşamış gerçekleri daha iyi bilen insanlardı, henüz bugünki gibi islam yalanlarla süslenmemişti,
islam adına akıtılan çöldeki kan kurumamıştı gerçekler gözlerinin önündeydi..
fakat kader o bölge halkını başka bir gaddarın eline düşürmüştü
Halid ubn Velid gaddarlığı Â*ve başlattığı ridde (reddiyecilere ölüm) hareketi olmasaydı Muhammedin ölümü ile islam da biterdi..

frodo 16-05-2007 18:10

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Hamidullah, İslam Peygamberi isimli kitaptan yorumsuz aktarıyorum.


47. Mekke’nin “eski” kitalar arasindaki merkezî konumu (39o 53’ - 21o 21’) daha önce açiklanmisti: Evrensel bir hareketin genel karargâhi olarak “Yeryüzünün Göbegi”nden daha uygun bir yer olamazdi. Her türlü ziraat imkânindan yoksun, çöllük bir bölge olan Mekke, üstelik, yagmacilarin ve ihtiras sahibi fatihlerin açgözlülüklerinden de uzakti. Tek geçim kaynagi olan ticaret ve kervanlar, güvenlik içinde buraya bazi zenginlikleri çekebilirdi. Zira buraya tabiat ve insan tarafindan iki yönlü bir koruma saglanmisti: Mekke, yalnizca kolay savunulan dar geçitlerden ulasilabilen yüksek daglarla çevrili bir vadide kurulmustur. Hadislere göre, burada, Allah’in yeryüzündeki vekili olarak yeryüzüne inisinden sonra Adem (AS) tarafindan insa edilen ve daha sonra Ibrâhim (AS) tarafindan yeniden insâ edilen, Arap dünyasindaki kutsalligi Islâmiyet öncesindeki bütün eski dönemler boyunca hiç eksilmemis bir mabed de bulunmaktaydi. Arabistan’daki diger sehirlerde yil boyunca bir tek fuar kurulurken, Mekke yakinlarinda bunlardan dördünün kuruldugunu görürüz: Minâ, Mecenne, Zu’l-Mecâz ve ‘Ukaz. Mekke’nin rakipleri olan, Orta Arabistan bölgesindeki Suhar ve Daba23 sehirleri, kendi uluslararasi büyük fuarlari için, Haram Aylar’in (Allah için savasi birakma aylari) sadece birinden, Recep ayindan yararlaniyorlardi; Mekke ise, art arda gelen bu aylarin üçünden de yararlaniyordu: Arap takviminin onbirinci, onikinci ve birinci aylari. Araplarin çogunlugu bu haram aylarin dördüyle yetinirken, basl 24 kurali Mekke’deki bazi aileleri sekiz ay boyunca her türlü yagmacilik hareketinin zararlarina karsi koruyordu. Tüm Arabistan’i kapsayan çok sayidaki ittifaka ve Iran, Habesistan, Bizans vb. ülkelerin hükümdarlariyla yapilan baris anlasmalarina bagli olarak ortaya çikan bu durum, Mekkelilere, o zamanlar Arabistan’in öteki bölgelerinde hiç görülmeyecek bir güvenlik saglamisti. Bu durum daha sonra Kur’an’da kendilerine söyle hatirlatilacaktir:
“Kureys’in imzaladigi anlasmalar nedeniyle, evet onlarin anlasmalari nedeniyle kisin ve yazin yaptiklari yolculuklar onlara kolaylastirilmistir. Öyleyse onlar, kendilerini açliktan kurtarip beslemis olan ve her türlü korkudan emin kilan su Ev’in (Kâbe’nin) Sahibi’ne (Allah’a) kulluk etsinler!”25

48. Mekke’nin önemi her halde öyle büyüktü ki, çöllük bir yer olmasina ragmen, Roma ve Bizans imparatorlarinin, Iran ve Habes krallarinin hepsi, sirasiyla, bu sehri kendi topraklarina katmak için girisimlerde bulundular. Ne var ki, Islam’dan önceki dönemlerde Ummu’l-Kurâ (sehirlerin anasi) diye anilan Mekke, hiçbir zaman yabanci egemenligine girmedi.

49. Mekke, bir Sehir-Devlet olarak, tamamen oligarsik bir temel üzerine oturtulmustu. “Resmî görevler” on kadar aile arasinda babadan ogula geçen bir anlayisla elde edildiginden, idarî isler çok sayida insana bölüstürülmüs durumdaydi. Bu “bakanlar kurulu”, bütün yetiskin yurttaslarin katildigi bir “parlamento” tarafindan denetleniyordu. (Bk. 1351-1425. paragraflar).

50. Mekke’de okuma-yazmanin fazla yaygin olmamasina ragmen, bu sehirde oturanlar, siir, belâgat, gece meclislerinde halk arasinda anlatilan öyküler vb. gibi, güzel sanatlarla oldukça ilgiliydiler. Sadece Mekkelilerin degil, fakat bütün Araplarin yazmis oldugu en güzel siirler, akla gelebilecek en büyük ödül olarak, ortak mabetleri olan Ka’be’nin duvarlarina asilirdi. Öte yandan, Mekkeliler çocuklarina iyi bir dil egitimi verme kaygisi da tasirlar ve onlari dogar dogmaz, birkaç yil boyunca beslenip büyütülmeleri ve egitilmeleri için kozmopolit merkezlerden uzakta bulunan kabilelere gönderirlerdi.

51. Islam’in ortaya çikisindan önce Mekkeliler putperest olmakla birlikte, aslinda mutlak kudret sahibi, yüce ve tek bir Allah düsüncesine de sahiptiler. Putlar ise Allah’la aralarinda araci durumundaydilar. Merak duygusu, tabii olarak çok az sayida insani kendisine çeken Hiristiyanlik, Zerdüst atesperestligi gibi “yabanci” dinlerin ve Ateizm vb. felsefî düsüncelerin girisini kolaylastiriyordu. Ne tuhaftir ki, bu insanlar arasinda hiç beklenmeyen bir hosgörü vardi. Nitekim, ayni aile farkli dinlerden bireyleri barindirabiliyordu. Dahasi, Ka’be’nin çevresinde, Arabistan’in çok sayida kabilesini temsil eden yüzlerce put bulunuyordu. Ka’be’nin iç duvarlarina islenmis resimler arasinda Ibrahim (AS)’i, Ismail (AS)’i, Isa (AS)’yi, Meryem’i tasvir eden resimler de bulunmaktaydi. (Bk. 143. paragraf)

52. Mekkelilerin örf, adet ve gelenekleri, hiç kuskusuz yabanci ülkelere yaptiklari özel gezileri ile Hac dönemleri ya da uluslararasi kervanlarin geçisleri sirasinda buraya ugrayan yabancilarla temaslari sayesinde, oldukça ince ve duyarli hale gelmisti.

53. Islam’in yaptigi, sadece onlarin sahip olduklari nitelikleri cilalayip daha da olgun bir hale getirmek ve kötü aliskanliklarini islah ederek kendilerine gerçeklestirebilecekleri bir ideal sunmak olmustur.

pante 16-05-2007 19:38

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Eğer Muhammed'in peygamberliği sırasındaki Kureyş'i barış ve huzur içinde yaşayan, hatta demokrasiye benzer yönetilen düzen içinde bir ülke olarak düşünürseniz yanılırsınız.
Muhammed'i de çocukluğunu ve gençliğini sıkıntı ve ezilmişlikle geçiren, sevdiği kızı alamadığı için hırslanan, saygın bir kariyer edinmek, egemen olmak için fırsatını bulduğunda ortaya çıkıp huzuru bozan, aileleri parçalayan, savaşlara, katliamlara neden olan biri olarak gördüğünüzde yine yanılırsınız.

Hiç kimse huzur ve düzen içinde bir ülkede ister dini kullansın, ister başka birşeyi tabandan yola çıkarak egemen olamaz. Ancak tepeden yani kral kızıyla evlenir vs. daha sonra da tahta konar.

Müslümanlar ise İslam öncesi Arap toplumunu Cahiliye olarak nitelendirir ve herşeyin bozuk olduğunu abartarak anlatırlar. Cahiliye döneminde; barış ve huzurun olmadığını, nizamsızlığın, bilgisizliğin, taşkınlığın, iğrenç bir eğlence düşkünlüğünün, vahşet *ve *barbarlığın hat safhaya çıktığını ileri sürerler. İnsanların bir kurtuluş mucizesi beklediğini iddia ederler. Bu bozuk, yoldan çıkmış topluma da Muhammed'in peygamber olarak gönderildiğini söylerler.

Doğrusu ise abartıldığı şekilde olmasa da Kureyş'de bir başıbozukluğun, düzensizliğin, adaletsizliğin yaşandığı, kabileler arası savaşların bıkkınlık verdiği ve putperestliğin ise tatminkar olmadığı ve kopmalar yaşandığıdır. Kureyş bunalımlı bir dönem geçirmektedir. Putperestliğin karşısında ise tek Tanrıcılık güçlenmiş, kutsal olarak görülen putlar artık tartışılan taşlar haline gelmişti.

Bu bunalımlı dönemde halkı örgütleyip düzeni değiştirecek yetenekli, vasıflı bir lider yeterliydi.
O dönemin toplumunda din vazgeçilmez bir öğeydi. Açlıklar, kıtlıklar, adaletsizlikler, düzensizlikler karşısında Tanrıdan ya da Tanrılardan medet umulur, bir kurtarıcı gelmesi beklenirdi. Nitekim Muhammed geldi ama örgütleme konusunda başarısız kaldı. O'nun Mekke yılları tebliğ etmekten öteye gitmedi. O nedenle hızlı bir ilerleme sağlayamadı. Hicretten sonra Medine yıllarında ise artık örgütlü ve savaşan bir Muhammed vardı ve her başarılı adımdan sonra kendisine katılanların sayısında artış yaşanıyordu. Demek ki bu toplum zordan, şiddetten anlıyordu. Nitekim başarı geldi ve Mekke'yi fethetti. Artık formül belliydi. Bu iş "Senin dinin sana benim ki bana" ile olmuyordu. Güçlü olanın borusu ötüyordu ve bu yolla İslam toprakları kısa zamanda genişledi.

frodo 16-05-2007 20:38

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Sevgili Pante,

* * *M.S 5 yy da bir ticaret kenti olan Mekke'de kimsenin demokrasi olduğunu iddia
ettiği yok. Ancak Hamidullah'ın altını çizdiğim (bold) saptamaları ilginç ve ussal çıkarıma
uygun. Eğer tarımsal üretimin son derece kıt olduğu bu coğrafyada şehir halkının gelirinin hemen hemen tamamı, kervanlarla yapılan ticarete ve "hacıların" getirilerine bağlıysa, bu kentte ister
istemez *ortak bir yönetimin ortaya çıkması kaçınılmaz görünüyor.

* * *En azından Kuran'ın da şahitlik ettiği gibi (kureyş suresi) kervanların dokunulmazlığı var.
Her güçlü ailenin Mekke ve Kabe'nin yönetiminde yetki ve sorumluluk sahibi olduğuna dair
oldukça fazla kaynak var. Tüm bunlardan çıkarılacak sonuç Mekke'de bir uzlaşının , bir dengenin
varlığıdır.

* * *"Hiç kimse huzur ve düzen içinde bir ülkede ister dini kullansın, ister başka birşeyi tabandan yola çıkarak egemen olamaz. Ancak tepeden yani kral kızıyla evlenir vs. daha sonra da tahta konar." diyorsun. İyi de zaten Mekke örneklediğin şekilde yıkılmadı ki ? Medine'de oluşan
ve güç kazandıktan sonra Mekke'yi fetheden bir politik gücün varlığından bahsediyoruz.

frodo 16-05-2007 21:01

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Ankebut 67 :Çevrelerinde insanlar kapılıp götürülürken (öldürülürken, ya da esir edilirken), bizim (Mekke'yi) güven içinde kudsî bir yer yaptığımızı görmediler mi? Hâlâ batıla inanıp Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?


TEFHİMÜ-L KUR'AN'DAN
Ankebut Suresi 67. Ayet ve Tefsiri
105. Yani, "Çevresinde güvenlik ve barış içinde oldukları Mekke şehri, Lat veya Hubel tarafından mı mukaddes belde kılındı? Arabistan gibi çetin bir bölgede böyle bir yeri 250 yıl boyunca tüm fitne ve karışıklıklardan korumaya hangi tanrı veya tanrıçanın gücü yeter? Bizden başka bu beldenin emniyet ve kudsiyetini kim muhafaza edebilir."

pante 16-05-2007 21:06

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Alıntı:

"Hiç kimse huzur ve düzen içinde bir ülkede ister dini kullansın, ister başka birşeyi tabandan yola çıkarak egemen olamaz. Ancak tepeden yani kral kızıyla evlenir vs. daha sonra da tahta konar." diyorsun. İyi de zaten Mekke örneklediğin şekilde yıkılmadı ki ? Medine'de oluşan
ve güç kazandıktan sonra Mekke'yi fetheden bir politik gücün varlığından bahsediyoruz.
"Yani huzur ve düzen içinde bir yer olmuş olsaydı, kolay kolay tabandan bir örgütlenme ve iç savaş gerçekleşemezdi" demek istiyorum.
Sürekli yaşanan ve engellenemeyen kabileler arası savaşlar haddini öylesine aşmıştı ki kutsal olan savaşılması, kan dökülmesi haram olan aylarda dahi Ficar savaşları yaşanmıştı.
Yine kayıtlarda adaletsizliğin sağlanamadığı, ticaret için mal getirenlerin elinden mallarının gaspedildiği, hatta hac için gelenlerin dahi soyulduğu bilgileri vardır.
Putperestlik ise daha önce de yazdığım gibi 3 taraftan kuşatma altındaydı. Hristiyanlar, Yahudiler ve hanifler. Sürekli kan kaybediyordu. Nerdeyse bir din olmaktan öte bir adet, gelenek olarak varlığını sürdürmekteydi. Dinlerinde bir birlik, bütünlük yoktu. Her kabilenin ayrı bir putu vardı ve birbirlerine üstünlük sağlamaya kalkışıyorlardı. Tek bir El-lah inancı varsa da her put, her kabile ayrı bir tarikat-mezhep gibiydi.

Bu düzende ortaya çıkan birçok sahte peygamber vardı. Muhammed'den önce de sonra da. Ama başarılı olan Muhammed oldu. Tabi Muhammed'in egemenliğinde kurulan düzenin önceki düzene göre nasıl olduğu ayrı konu. İslam'da bu devir saadet devri olarak adlandırılsa da ne derece saadet ve huzur getirmiştir, umut edilen kurtuluş olmuş mudur? tartışılır.

pante 16-05-2007 21:25

Re: Kureyş: İslam Öncesi ve Sonrası...
 
Sevgili Frodo;
İslam öncesi yazılmış şiirlerde de putlara karşı olan inançlardaki zayıflığa rastlamaktayız. Taşlardan yapılmış putlara ibadet eden bedevî Araplar'ın, zaman zaman ihtiyaçlarına cevap vermeyen ilahlarını yerdiklerini ve onlar için küfürlü kelimeler kullandıklarını görmekteyiz.

Rivâyete göre Benî Milkân kabilesine mensup bir bedevî, develeriyle birlikte uğur dilemek üzere aynı kabilenin ilahı sayılan ve Sa‘d adı verilen bir kayanın yanına geldiğinde develeri, onun adına kesilen kurbanların yere yıkıldıklarını görünce ürker ve çevreye dağılırlar; bunu gören adam taşı alıp puta fırlatır ve şöyle der: «Senin Allah belanı versin develerimi kaçırdın!» Daha sonra develerini toplamaya koyulurken şu dizeleri söyler:
فشَـتـًتـَنا سَعْدٌ فلا نحـنُ مِن ٍَ سَعْـدٍ
منَ الأرض لا يُدْعَى لِغـَيًٍ و لا رُشْدِ
أتـَيْنا إلى سََعْدٍ ليَجْمَعَ شَمْلَنا *
و هلْ سَعْـدٌ إلاً صَخْرَةٌ بـِتـَنُـوـفَـةٍ

Biz Sa‘d'a, bizi birleştirsin diye geldik, fakat Sa‘d bizi darmadağın etti; (bundan böyle) Sa‘d'ı tanımıyoruz.
Sa‘d artık çöldeki kayadan başka bir şey değil; ona ne kötülük ne de iyilik için dua edilir.
(Tavîl)

el-Kelbî kabilesine mensup Ca‘fer b. Ebî Hilâs el- Kelbî (ö.?) adında biri, devesiyle birlikte Su‘ar adı verilen *putun yanından geçerken ‘Anazalar denen grubun, onun adına kurbanlar kesmiş ve dilekte bulunmuş olduklarını görür. Boğazlanan hayvanların yıkıldığını gören körpe devesi ürker, sağa sola kaçmaya başlar. Bunu gören Ca‘fer b. Ebî Hilâs, hiçbir isteğe cevap *vermeyen, dokunulduğunda tepki gösteremeyen bu cansız ve aciz varlığa karşı şu dizeleri söyler:
حَوْلَ السُعَيْرِ تـَزُورُهُ ابْنا يَقـْدُمِِ
ما إنْ يُحِيرُ إلـَيْهِـمِ بـِتـَكـَلـُّمِ
نـَفـَرَتْ قـَلـُوسِي من عَتائِرَ صُرِّعـَتْ
و جُمُوعُ يَذْكـُرَ مُهْطِعِينَ جَـنابَهُ

Yakdum'un iki olgunun ziyaret etmekte oldukları Su‘ayr (adlı putun) yanında boğazlamış kurbanların yıkıldığını gören yavru devem, ürktü.
Ne yazık ki o, yanında tazimle bekleyen Yazkur grubuna sözle de olsa bir cevap vermiyordu.
(Kâmil)

Öte yandan Câhiliye döneminde putların, taş ve ağaçlardan yapıldığı gibi hurma macunundan da yapıldığı rivayet edilmiştir. İlginç olanı, açlık ve kıtlıkla karşılaştıkları zaman çekinmeden o putları yemiş olmalarıdır. Nitekim Benî hanîfe kabilesi, Hays adını verdikleri hurmadan put yapıp ibadet etmişler; daha sonra kıtlıktan ötürü onu yemek zorunda kalmışlardı. ِِِِAynı kabileden biri, kendi atalarının elleriyle yaptıkları putu, açlıktan ötürü nasıl yediklerini alayımsı bir tarzda aşağıdaki *şiirinde ifade etmiştir.
عٍ قـَديِمٍ و مِـنْ إعـْواز
أكلتْ حَـنـِيفـَةُ رَبـَّها منْ جُـو

Hanîfe (kabilesi), devamede gelen bir açlık ve kıtlıktan ötürü *ilahlarını yemişlerdir.(Kâmil)

Halit ŞENER 12-12-2009 06:15

İSLAMİYET TERÖR VE SAVAŞ İDEOLOJİSİDİR!

İslam Arapçada"Selam" anlamına geliyorsa kime selamdır bu,müslümanın müslümana selamıdır ve bu barışı temsil etmez,barış,farklı insanların özgürce ve bir arada yaşamaları ve düşüncelerini serbestçe ifade etmeleri ve bu nedenle hiç kimsenin başka kimseleri öldürmeyişidir.

İslam öncesi Arap Tarihine baktığımızda laik bir toplum,farklı kültürlerin,dinlerin ve hatta dine bağlı olmayan felsefelerin ve yaşam biçimlerinin birarada ve çeşitlilik içinde olduklarını görüyoruz,İslam öncesi Arap Toplumu bu antik ve paganist görkemi yaratmıştı.

İslam ile birlikte,"adı 'selam' olsa bile" Arap Toplumu dünyanın en vahşi insanlarının yaratıldığı bir darülharp ve darülislam arenasına çevrildi.İslam dini ideolojisinin maddi güç kazanması uğruna peygamber emriyle ticaret kervanlarına, zengin yahudi evlerine, haydutça baskınlar yapılarak çocuk denecek yaşta erkekler acımasızca katledilmiş,çocuk ve kadınlar köleleştirilmiş,iğfal edilmiş ve bir mal gibi pazarlarda satılmışlardır!

Böyle acımasız,insanlıkdışı bir dini,zorlama kelimeler bularak insanlığa sevimli ve iyi göstermeye çalışanlar boşuna uğraşıyorlar, çünkü insanoğlu bilgisizliğinde bilgilerinde ayırdındadır ve hiç kimse başka kimseye zorla veya manipule ederek karayı beyaz gösteremez!

Muhammed,dünyaya barış değil,büyük bir savaş getirdi,ayrışma getirdi,istibdat getirdi,cehalet ve atalet getirdi;uydurduğu yalanlar dünyayı öteki dünyaya havale eden ve bu dünyayı cehenneme ve vahşetlere çeviren ergümanlara dönüştürdü.İnsan bilimini,bilgiyi,felsefeyi,özgür düşünceyi,farklı yaşam biçimlerini elinin tersiyle iterek kendisi dışında kalanlara Muhammed "kafir" dedi,ve "kafirlerin kanıda,canıda müslümanlara helaldir"diyerek ne denli korkunç ve acımasız bir din ideolojisinin kurucusu olduğunu isbatladı.

Ama Paganist antik din öğretileri,sapkın Muhammed dinini birgün silip süpürecektir,çünkü pagan dinleri tanrısını insandan yaratıyordu,bunlara"puttur"diyerek saldıran ama hayali bir tanrı yaratarak insanlığı kandıran bu din birgün sona erdirilecektir.Çünkü İslam vahşet,terör ve savaş dini olduğu kadar bilime,felsefeye,özgürlüklere,insanlığa karşı bir ideolojidir.İnsanlık tarihi insana karşı bütün sistemleri tarihin çöp sepetine atmıştır;zaten öyle olmasaydı insanlık bu gün yaşıyor,varlığını devam ettiriyor olamazdı.

Kemaloğlu 12-12-2009 20:02

Alıntı:

Halit ŞENER´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 269251)
İSLAMİYET TERÖR VE SAVAŞ İDEOLOJİSİDİR!

İslam Arapçada"Selam" anlamına geliyorsa kime selamdır bu,müslümanın müslümana selamıdır ve bu barışı temsil etmez,barış,farklı insanların özgürce ve bir arada yaşamaları ve düşüncelerini serbestçe ifade etmeleri ve bu nedenle hiç kimsenin başka kimseleri öldürmeyişidir.

İslam öncesi Arap Tarihine baktığımızda laik bir toplum,farklı kültürlerin,dinlerin ve hatta dine bağlı olmayan felsefelerin ve yaşam biçimlerinin birarada ve çeşitlilik içinde olduklarını görüyoruz,İslam öncesi Arap Toplumu bu antik ve paganist görkemi yaratmıştı.

İslam ile birlikte,"adı 'selam' olsa bile" Arap Toplumu dünyanın en vahşi insanlarının yaratıldığı bir darülharp ve darülislam arenasına çevrildi.İslam dini ideolojisinin maddi güç kazanması uğruna peygamber emriyle ticaret kervanlarına, zengin yahudi evlerine, haydutça baskınlar yapılarak çocuk denecek yaşta erkekler acımasızca katledilmiş,çocuk ve kadınlar köleleştirilmiş,iğfal edilmiş ve bir mal gibi pazarlarda satılmışlardır!

Böyle acımasız,insanlıkdışı bir dini,zorlama kelimeler bularak insanlığa sevimli ve iyi göstermeye çalışanlar boşuna uğraşıyorlar, çünkü insanoğlu bilgisizliğinde bilgilerinde ayırdındadır ve hiç kimse başka kimseye zorla veya manipule ederek karayı beyaz gösteremez!

Muhammed,dünyaya barış değil,büyük bir savaş getirdi,ayrışma getirdi,istibdat getirdi,cehalet ve atalet getirdi;uydurduğu yalanlar dünyayı öteki dünyaya havale eden ve bu dünyayı cehenneme ve vahşetlere çeviren ergümanlara dönüştürdü.İnsan bilimini,bilgiyi,felsefeyi,özgür düşünceyi,farklı yaşam biçimlerini elinin tersiyle iterek kendisi dışında kalanlara Muhammed "kafir" dedi,ve "kafirlerin kanıda,canıda müslümanlara helaldir"diyerek ne denli korkunç ve acımasız bir din ideolojisinin kurucusu olduğunu isbatladı.

Ama Paganist antik din öğretileri,sapkın Muhammed dinini birgün silip süpürecektir,çünkü pagan dinleri tanrısını insandan yaratıyordu,bunlara"puttur"diyerek saldıran ama hayali bir tanrı yaratarak insanlığı kandıran bu din birgün sona erdirilecektir.Çünkü İslam vahşet,terör ve savaş dini olduğu kadar bilime,felsefeye,özgürlüklere,insanlığa karşı bir ideolojidir.İnsanlık tarihi insana karşı bütün sistemleri tarihin çöp sepetine atmıştır;zaten öyle olmasaydı insanlık bu gün yaşıyor,varlığını devam ettiriyor olamazdı.

Bu kişinin yazdıklarına bir bakın hiçbir bilimsel veriye dayanıyormu hayır ben burada sadece kin,nefret ve öfke görüyorum başkada hiçbirşey yok.

İslam ın selam anlamına geldiğini söylüyor biryerden duymuş olacak ama Barış ve esenlik anlamına geldiğini duymamış heralde..

Birde islama nefret duyan bu gibi kişilerin islam öncesi toplumu görkemli bir uygarlık gibi göstermesinide çok manidar buluyorum.

dünyada söz sahibi olmayan bir toplumun islamiyetle birlikte her alanda parmak kaldırmasını akılları almıyor olacak birden oyunbozanlığa başlıyorlar.

Halit ŞENER 16-12-2009 08:49

Selamın Arapçada ki anlamı barış ve esenlik ise İslam'ın selam anlamına geldiği niçin yanlış oluyor?Ancak maalesef İslam'da ki barış ve esenlik dileği evrensel bir anlam taşımaz sadece Allah'a iman edenlerle sınırlıdır.

Kemaloğlu,yazımın bilimsel veriye dayanmadığını söylüyor ve ilave ediyor:"sadece kin,nefret ve öfke görüyorum."!

Beyefendi,İslamı ondan bundan duymuş,kulaktan dolma bilgilerle yargıladığımı sanıyorsa o sadece kendisini aldatıyor,çünkü İslam'ın hangi kültürün ürünü olduğu bilinmez,akıl ve sır almaz konumda değildir,İslam adına indirilmiş Kur'an adlı bir kitabın Türkçesini yirmikez okumuş bir kişi olarak bu kitabın kin,nefret ve düşmanlık içeren kelimelerle,cümlelerle dolu olduğunu görmemek mümkün değildir!

Sadece İslamiyet dininin düşünüşünü,tarihini araştırmakla yetinmedim,Sümer,Mısır,Antik Yunan ve Roma mitolojilerini ve çok tanrılı paganist antik dönem dinlerinide inceledim ve Hıristiyanlığı'da inceledim ve maalesef İslamiyet bu incelemelerim sonucunda çok korkunç bir bağnazlığı,insanlığa düşmanlığı içeren vahşet,kin,nefret,intikam,öç gibi nitelemelerle dolu,tehdit edici,fetihçi,ganimetçi ve inanç istismarcısı korkunç bir düşük kültür yapısına sahip olduğunu gördüm,Kuran'da sevgi sözcüğü geçmez.Müslüman anne ve babaların çocuklarını bile sevmemeleri öğütlenir,çocukların müslüman olmayan anne ve babalarına karşı isyan etmeleri tembihlenir,tanrı kendisine inanmayanları cehennem ateşleriyle tehdit eder.Kendisine inanıpta beş vakit namazı kılmayan müslümanların bilecehenneme atılacağından bahseder Kur'an.

İslamiyet geri çöl kültürünün yarattığı akla ve bilime aykırı,insana aykırı,hayata düşman bir inanç ideolojisidir derken bilimsel bir tesbit yapıyorum,bu kendi kanaatim değildir,bu İslami bilgilere karşı özgürce bir eleştiri meselesidir.

Müslümanlar zanneder ki medeniyet dünya ya İslamiyetle geldi,bu bir yanılgıdır,tam tersine İslam egemen olduğu yerlerde medeniyetlerin canına ot tıkamış,yok etmiş,talan etmiş bir yapıdır.Medeniyet dışı tezahürlerin örneklerini saymakla bitiremeyiz,Hz Ömer'in İskenderiye kütüphanesini yakışı hangi medeniyetin göstergesidir?Eski antik çağ eserlerini cami inşaatında kullanan kültür hangi medeniyetin eseridir?

İslam öncesi uygarlıkları müslüman öğrenmez,bilmez,görmezden gelir,çünkü Roma ve Yunan uygarlıkların beşiğidir,filozoflar çağının beşiğidir ama bu gerçeklerimüslüman bilmez,bilmeyede yanaşmaz,çünkü şapka düşer kel görükür.

İslam öncesi Arap bile uygardı,kadın erkek ile eşit idi,Hatice bir zengin tüccar kadın değil miydi ve sevgili peygamberiniz bu varlıklı kadınla evlenmeseydi belkide bu gün adı bile,esamesi bile okunmayacaktı.

Muhammed dinsiz değil miydi?Müslümanların dinsizlere kin ve nefretle bakıyor oluşları tabii ki bir korkunun tezahürüdür.Ama insanlık dinden korksun,bağnazlıktan korksun,din dışı aklını kullanan uygar kişilerden insanlığa katliamlar,acımasız savaşlar yaratılmış değildir,Çünkü dinsiz kişi insanın ve dünyanın değerini bilen kişidir çünkü başka hayat yoktur.Ölüm sonsuz bir uykudur!Birilerinin öldükten sonra yeniden dirileceğiz diyerek dünyayı şiddete,teröre,savaşa,kana,kine,nefrete,düşmanlığa ,ayrımlcılığa boğmalarına asla müsaade edilemez.

Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük dini Yunan-Roma Paganizmidir,çünkü aslında usçu olan bu din,tanrılarını doğadan ve insandan yaratıyordu ve hoşgörü,insana değer verilişi,demokrasinin ilk kıpırdayışları filozoflar çağının sökün etmesini sağladı.2450 yıl önce yazılan "Eflatun'un"Devlet"i İ.Ö.5ooo yıl önce yazılan Homeros'un İlyada ve Odysseus'u yanında Kuran dedikleri kitap nedir ki?Ama müslüman bunu bilmez,müslüman müslümanı sadece kandırır!

Müslüman müslümanı,müslümanlar dünyayı kendi yalanlarına kandıracaklar ve insanlık bu palavralara teslim olacak öyle mi?Asla!Dünya yeni bir evrensel rönesansın kapılarını aralamak zorundadır,çünkü dünya İslamın yeni ortaçağına doğru hızla ilerliyor!

Unbeliever 16-12-2009 12:08

Saygıdeğer Halit Şener,

Tespitlerinizi ayakta alkışlıyorum.

sevgiler...

Halit ŞENER 17-12-2009 09:16

Saygıdeğer Unbelivere bu nazik yorumu için bende sevgi,saygı ve teşekkürlerimi sunuyorum.

Not:)Muhammed dinsiz değil miydi?derken aslında.Muhammed kendi dinini henüz icat etmemişken dinsiz değil miydi?olacaktı.Düzeltir bilgilerinize arz ederim.

Unbeliever 17-12-2009 09:43

Saygıdeğer H.Şener,

Zaten müslümanların cevaplamaktan kaçındıkları en önemli sorulardan biridir bu sorunuz. Cevabını merakla bekliyorum bakalım neler söyleyecekler.

sevgiler...

Rapi 29-05-2019 01:34

Mekke tarihine kadar gidilmeli.
Hz. İbrahim'den sonra Cürhimiler, Huzaalar da anlatılmalı. Hz. İbrahim'in dini olan Hanif dini egemenliğini nasıl putperestliğe bıraktı ve zaman içinde farklı kabilelerin siyasi çatışmalarının bölgesel kaosu nasıl beslediğini dikkate almalı.
Hz. İsmail Cürhimili bir bayanla evlenmişti. Mekke tarihinde Cürhümiler ve Huzaalar'ın mücadelesi ve Kusay'ın hakimiyeti önemlidir.
Huzaalar putperestliği başlatan kabile idi. Kusay, Mekke dışında yaşayan Kureyş kabilesinin kollarını birleştirerek Mekke'ye yerleştirdi.

kendosertadam 29-05-2019 07:46

Alıntı:

Halit ŞENER´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 269251)
İSLAMİYET TERÖR VE SAVAŞ İDEOLOJİSİDİR!
İslam ile birlikte,"adı 'selam' olsa bile" Arap Toplumu dünyanın en vahşi insanlarının yaratıldığı bir darülharp ve darülislam arenasına çevrildi.İslam dini ideolojisinin maddi güç kazanması uğruna peygamber emriyle ticaret kervanlarına, zengin yahudi evlerine, haydutça baskınlar yapılarak çocuk denecek yaşta erkekler acımasızca katledilmiş,çocuk ve kadınlar köleleştirilmiş,iğfal edilmiş ve bir mal gibi pazarlarda satılmışlardır

Erkek çocuk düşmanlığı önemli... çocuk düşmanlığı Kuran' da ki bildik bir karakteri hatırlattı ; Firavun !

"Erkek çocuklarını boğazlayıp KADINLARI diri bırakıyordu " Kasas 4

Muhammed de aynısını yaptı ; erkek çocuklarını boğazladı.
Muhammed Kadınları ve kızları sağ bırakacaktı.çünkü onların içine muslumanların ırmaklarını boşaltması gerekiyordu.( İncil /Vahiy 12.sayfa /16.ayet)

Tevrat da Firavun erkek çocuklarını Nil nehrine atarak öldürmeye başlayınca Musa nehre bırakıldı ve Firavun Musa' yı sahiplendi ve Musa Firavun' un sonu oldu.ortak nokta : Nil nehri /nehir/ su/erkek çocuk

İncil' de "Ejderha" yani "İblis" ,"Erkek Çocuk "a hamile Kadının arkasından boğmak için "ırmaklar" boşalttı.
Tıpkı "Firavun" gibi çocuğu boğmak istiyordu.çünkü "Erkek Çocuk "sonu olacaktı.
Firavun' un erkek çocukları boğmak istemesinin sebebide aynıydı .
Tevrat da ki Firavun İsrailoğullarının sayıca çoğalmasını istemiyordu.
Musa 'nın doğumu İsrailoğullarının kurtuluşu oldu.
Firavun kendi eliyle sonunu hazırladı.erkek çocukları Nil nehrine atarak israiloğullarının kökünü kurutacağını düşündü ama Nil nehrine bırakılan Musa Nil nehrini yararak israiloğullarını boğulmaktan kurtardı.

Musa ,halkını "ırmak"lardan korudu.

Muhammed belkide en büyük kötülüğü evlatlığı "Zeyd" e yaptı.

Karısını "sağ bıraktı ".kendine aldı .
Karısına "ırmaklarını" boşalttı...
Muhammed öldü ama Karılarını "sağ" bırakdı...
Firavun erkek çocukları boğazlıyor,Kadınları sağ bırakıyordu

Nas suresi okunurken bir "tıslama" sesi duyarsınız....fısvesves...fısfisvesves...gibi...

Nas suresinde cinlerden bahsedilir...cinler yılan şekline girebilir...ayrıca yılan şekline giren şeytan vesvese verip Ademe yasak meyveyi yedirmişti...
Tevrat da ki hikayede Yılan yani iblis önce Havva' yı kandırdı .Havva da Adem' i meyveyi yemeye ikna etti.iblisin hedefinde önce kadın vardı.tıpkı İncil/ Vahiy bölümünde Ejderhanın pesinden kovaladığı kadın gibi.

Kadın dusmanlığı İblis ile özdeşleşmiştir.
Fakat İblis kadını yakalayamadı...onu sağ bırakmak zorunda kaldı.aslında hedefi kadın değildi.çocuktu.hamile kadının doğuracağı erkek çocuktu.
İblis İskariot'un yüreğine girdi. İsa' yı ele verdi.ve İsa çarmıha gerilerek öldürüldü.İsa "erkek çocuktu ".kovaladığı hamile kadın "Meryem" di.
İblis yine başaramamıştı ; İsa ölsede ,üç gün sonra dirildi .insanları günahlarından arındırdı.insan Adem' in günahını taşıyordu.insanı mahveden Adem' in yasak meyveyi yemesiydi.

Sağ bırakılan kadın "Meryem" di..."Meryem" bakireydi.İsa' ya hamile kalması için erkekle ilişkiye girmedi...yani erkek "ırmak" boşaltmadı...
Belkide hepimiz "iblis" in çocuklarıyız...kurtarılmayı bekleyen iblisin çocukları...
Nas suresinde vesvese verenlerden biride insandır.diğeri ise cin.cinler iblistendir.insanlar ayrıcalıklı değil.belki o da iblisten.çünkü hepimiz "ırmağın çocuklarıyız "...

Ejderha(yılan- iblis) kadını boğmak için ağzından ırmaklar boşalttı.

Sperm...
sperm hücreleri "yılan" a benzer...
dikkat edin ! "YILAN" !

Ejderhanın ağzından çıksa çıksa "yılan" çıkar...
Irmaklarda da yılanlar yok mudur ?
Ejderha ağzından fışkırttığı "ırmak" yılanlarla doluydu...
o yılanlar "sperm hücreleri" olmasın ?...

Musa İsrailoğullarını kurtarmıştı...
Musa kurtarılan "erkek çocuk "tu...
Kuran' da İsrailoğulları lanetlenir...
Lanetlenen aslında Firavunun soyunu kurutmak isteyip öldürdüğü israiloğullarıdır.bunlardan biri,en önemlisi Musa idi.
Kuranın hedefinde ki belkide Musa 'ydı.

Irmaklarda kurbağa larvalarına dikkat edin.sperm hücrelerine ne kadarda benzer :

"Bundan sonra Ejderhanın ağzından,canavarın ağzından ve sahte peygamberin ağzından kurbağaya benzer üç kötü ruhun çıktığını gördüm " Vahiy 16 /13

Kurbağa larvalarıda "kurbağaya benzer "....
ırmaklar kurbağa larvalarıyla doludur.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:34 .