![]() |
Sevdiğiniz Şiirler
ACILI GECENİN BİTİMİNDE
Yaşadığımı işitmek istiyorum Bir ses uzaktan yakından ya da içimden Düşen yaprak örneğin Kağıt hışırtısı olsun Ya da eski tahtaları içten kemiren bir kurdun çıtırtısı Bir inilti derinden Damlayan su Bir elektrik düğmesi çıt diye Çok uzaklardan yankılanan duyulur duyulmaz İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm Her ne olursa olsun bir ses Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı Yaşadığımı görmek istiyorum Bir ışık uzaktan yakından ya da içimden Sesindeki pırıltıya Gözündeki ışıltıya benzer Bir kibrit çakımı Bir yanıp sönse yeter Sabahın yağan toz mavisi göğsünde çıplak Ya da gün batımı pembesi dudak Bir yıldırım hızında çizilsin Bir şimşekçe yazılsın karanlığım Bir fener ki uzaklığı bilinmeyen Bir yıldız parlayıp sönen Dişlerinin aydınlığını İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm Her ne olursa olsun bir ışık Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı Yaşadığımı duymak istiyorum Bir ısı uzaktan yakından ya da içimden Tenine ilk dokunduğum zamanki Elini ilk tuttuğum Yüreğimi kanatlandıran o titreşim Kanı geçiyor kanıma sandığım Öyle bir değdin ki varla yok arası Ve yanarken ateşten ellerim Yatak çarşafının apaklığında duyduğum serinlik Ve sevgiyi sende bulduğum ilk O ılıklığa değinmek yerine Uzak düşlerde olsa da yeter İçindeki mağaralarda besler büyütürüm Her ne olursa olsun bir değini Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı Yaşadığımı koklamak istiyorum Bir koku uzaktan yakından ya da kendimden Kulak memelerinde şebboy Saçlarında o koku Ki öptükçe öpüldükçe büyüyen Her yel estikçe getirir düşlerime Koklarım çok uzaklardaki anılardan seviyi Bir yel esmiş mi esmemiş mi Bir kıpı dal oynasa Bir yaprak kıpırdasa Duyulur duyulmaz olsa da İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm Her ne olursa olsun bir koku Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı Yaşadığımı tatmak istiyorum Bir tat ki uzaktan yakından ya da kendimden Ağzımda dilimde damağımda Bir buruksu mutluluk sandığım Salt benim diye aldandığım Kendi yalanlarıma kandığım Arttı yaşadıkça duyduğum acı Yitirmemek için o acıyı çoğaltırım İçimdeki mağaralarda besler büyütürüm Her ne olursa olsun bir tat Yeter ki bana ispat etsin yaşadığımı. aziz nesin |
KALMAK TÜRKÜSÜ
Daha gidilecek yerlerimiz var Şu sohbetini dinler gideriz. Coştukça şarkılar, türküler, sazlar Rakı mı, şarap mı, içer gideriz. Geçse de umudun baharı yazı Gözlerde kalıyor yaşanmış izi Kimseler kınamaz burada bizi Ne varsa hesabı öder gideriz. Söyleyecek sözü olan anlatsın İsterse içine yalan da katsın Yeter ki kendinden, bizden söz etsin Yalanı doğruyu sezer gideriz. Neler gördük neler bu güne kadar Daha gidilecek yerlerimiz var Bizi buralarda unutamazlar Kalacak bir türkü söyler gideriz. Sevgiye var olduk sevdik sevildik Kavgalara girdik öldük, dirildik Bir anlam fırını içinde piştik Anlamlı güzeli sever gideriz. Özdemir ASAF |
Kaldırımlar
1 Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum Yolumun karanlığa saplanan noktasında Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum. Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık; Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar. İn cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık: Biri benim, biri de serseri kaldırımlar İçimde damla damla bir korku birikiyor; Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler, Üstüme camlarını, hep simsiyah dikiyor Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler Kaldırımlar, çilekeş yalnızların annesi Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandir. Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi, Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir lisandır. Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta, Ben bu kaldırımların emzirdiği cocuğum. Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta, Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin; İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler. Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin; Yolumun zafer takı, gölgeden taş kemerler. Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim; Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları. Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim, Örtün, üstüme örtün serin karanlıkları. Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya; Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi. Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya; Ölse, kaldırımların kara sevdalı eşi... 2 Başını bir emele satan kahraman gibi, Etinle, kemiğinle sokakların malısın! Kurulup üzerine bir tahtırevan gibi, Sonsuz mesafelerin üstünden aşmalısın! Bahtın kaldırımlara düştüğü günden beri, Erimiş ruhlarınız bir derdin potasında. Senin gölgeni içmiş onun gözbebekleri; Onun taşı erimiş senin kafatasında. İkinizin de ne eş, ne arkadaşınız var, Sükût gibi kimsesiz, çığlık gibi hürsünüz. Dünyada taşınacak bir kuru başınız var Onu da ne tarafa olsa götürürsünüz. Ömrünüz taş olsa da gide gide yorulur, Bir gün ölüme çıkar bu yolun kıvrımları. Ne kaldırımlar kadar seni anlayan olur; Ne senin anladığın kadar kaldırımları... Necip Fazıl Kısakürek |
Ün ve erdem, iyi uyar birbirine
Şu dünya döndükçe öder erdem denilen palavrayı Ün denilen palavraya İşte yaşar bu palavralarla dünya Bütün erdemliler karşısında — suçlu olmak istiyorum yalnızca suçlu desinler bana her büyük suçta Sanki ün onuruna yükselen her üflemeli çalgıyla, dönüşüyor büyüklenme hırslarım zavallı birer kurtçuğa İçimden böylelerinin arasında En aşağılık olma arzusu yükseliyor Bu sikke — ün Bütün dünyanın ödendiği Eldivenlerle tutuyorum bu sikkeyi Tiksintiyle Basıp eziyorum ayağımın altında... Nietzsche |
Sus.
Büyük şeylere dair. — görüyorum bu büyük şeyleri İnsan ya susmalı, ya da büyük konuşmalı... Büyük konuş; ey benim hazzın kucağındaki bilgeliğim! Yukarıya bakıyorum, oradan ışık denizleri geçiyor — ey gece, ey suskunluk, ey ölüm sessizliğindeki gürültü... Bir işaret görüyorum En büyük uzaklıkta bir yıldız burcu parıldayarak, ve ağırdan çöküyor bana doğru... Nietzsche |
Başlık: Sustum
Yazan:bilgivehis SUSTUM ... ... ... ... ... ... ... ... |
Guzel bir baslik. Tesekkurler..
Ben de soyle alintilayayim. Aksama bu sayfayi rakiyla tekrar okuyacagim; ‘ben ki zamansız bahçeleri kucakladım Daha pekcok siiri suradan okuyorum zaman zaman Ibrahim Halil Baran Selamlar |
Alıntı:
|
Alıntı:
|
Alıntı:
En son birisi rüyamda hiç bir şey konuşmamıştı, altından bir tradeji çıktı, kendi derdimi unuttum, aldığım nefes zehir olmuştu. Bilmeyenler konuşuyorda, bilenler niye konuşmuyor.---/--- Ama konu ve başlık çok güzel tabi. Şiir olmasa hayat çok YAVAN olurdu. Aziz Nesin ustanın dediği gibi, bize yaşadığımızı ispat etmekten, öte robot olmadığımızı hissettirir. Robot değilsek zaten yaşıyoruz. :) |
Alıntı:
|
http://www.hurhaber.com/resim/detayr...1%C4%B1___.jpg
Sis Özenle boyadım ipliğini sevginin, Gidip de bulamamanın incinmiş rengine. Sisi gümüş bir rüzgârla tepelerden eğirdim, Dokudum yalnızlığın bu serin kumaşını, Sesime ayrılıklardan bir gömlek diktim. Ölümü tastamam ezberledim de geldim, Dilimde bu buruk türkü tadıyla Bilmem ki buradan nereye giderim. Sonunda kendime bir top yangın edindim, Soluğumla besledim dudağımın ucunda. Ömrümün külüydü savrulan hep ardımda, Örterek yavaş yavaş bıraktığım izleri Yanmış bir günün sürüklenen kanatlarıyla. Koştum, durmadan koştum o küçük yangınımla, Adımın çaresiz kıyılarında kendi göğümü bulmaya. Metin ALTIOK |
https://i.imgyukle.com/2019/05/04/kRWoIq.jpg İnsan ve Emek Bir sergiyle geldi bahar Ne don vurur, ne meyve verir Öylece bir çiçek düşlemesi Ne güzel bir oyundur canım Taşlara bakan gözün çiçeği görmesi Benim memleketimde bugün Kırk elli bin liradır Resmin metrekaresi Ve dillere destandır canım Turan Erol beyazıyla Bodrum`un mavisi Bir gece kulübünde bugün Kırk bin, elli bin liradır Bir Zeki Müren dinletisi Ve elbette güzeldir canım Emeğin değerlendirilmesi Ama benim memleketimde bugün İnsan kanı sudan ucuz Oysa en güzel emek insanın kendisi Kolay mı kan uykularda kalkıp Ninniler söylemesi Belki bu nedenle, yazık Asılmış gibi durur Asılmış gibi kederinden Duvarlarımda resim Çalgılarımda müzik. Ruhi SU |
https://i.imgyukle.com/2019/05/04/kRWQl6.jpg Sen Yürürsün Rüzgar Yürür Sen yürürsün rüzgar yürür Sabahlar sığmaz olur gözlerine Her adımda çözülür bir karanlık Şafaklar çiçek sunar ellerine Gün tutuşur Dağlar aydınlanır Yeniden aydınlanır Yeniden canlanan bu yaşam Türküler dizer saçının tellerine Sen yürürsün rüzgar yürür Alıp savurur beni saçların En kalabalık alanlara götürür Bir cellat çıkar apansız Bir fidan yeşermeden çürür Ve kana bulanır ırmaklar Baştan başa geçer kentleri Kan temizlenir cellat ölür Sen yürürsün rüzgar yürür Mahpuslar soluğunla umutlanır Toprak çatlar Gökyüzü bıçak bıçak şimşeklenir Görkemli bir yürüyüş başlar içimde Ve bir tan vakti Kırılır bütün güzellik yasaları Ağaçlar aşk açar bahçelerimde Sen yürürsün rüzgar yürür Dallar eğilir Yapraklar secde eder yürüyüşüne Sular kabarıp dalgalanır Köpüklü başlarıyla selamlar seni Ve tanrılar kalır önünde Ne beyler ne krallar Seninle yazılır en büyük destan En güzel tarih seninle başlar Sen yürürsün rüzgar yürür Bir sevinç boylanır dünyada Çocuklar korkusuz büyür Kan boğulur susar Dokunup geçtiğin her kuraklık Yemyeşil bir vadiye dönüşür Sen yürürsün rüzgar yürür Bizi bu deprem günlerinde İnan ki bir şiirsiz yaşamak Bir de sensiz savaşmak öldürür Adnan YÜCEL |
Yılmaz Odabaşı
YAKARIM GECELERİ Bu aşkın nüshası rüzgarlarda, aslı bende kalacak. Bizi hasret saracak, bulutlar çıldıracak... Ayrılık başımı döndürüyor kavuşmayı özlettin... İntiharlar kuşandım bu aşkı sen kirlettin... Geçtim borandan, kardan; yitirdim bahçeleri... Ellerini tutmazsam gülüm yakarım geceleri... Bu aşkın nüshası rüzgârlarda, kahrı bende kalacak. Sende ihanet gülüm bende matem olacak... Bu aşkın efkarı şarkılarda, yüzün bende solacak... Bizi zaman yenecek ve anılar kalacak... Geçtim borandan, kardan; yitirdim bahçeleri... Ellerini tutmazsam gülüm yakarım geceleri... *** SANA YAĞMUR DİYORUM Gidersen hani sığınaklarım? Eksilir, zarar kalırım... Kalırım! Yeni günün tenine dağılır yaralarım. Sana yağmur diyorum... Uzun boylu umuttun, tadında unutuldun. Nerde büyük uçurumların, kış suların, yaz uykuların? Sana yağmur diyorum ıslaklığım bundan. Yağ da ıslanalım, ama uslanmayalım, uslanmayalım! Gün, vursun yükünü gecenin hırkasına; yol, vursun sesini uzaklığın pasına, sesime kibrit çaksan tutuşacağım... Sargısızım, çoğalırım, çoğaldıkça arsızım! Sana yağmur diyorum... En haklı aşk, alkışsız sürebilendir ve en haklı kavganın öznesi, ölmemek için dövüşürken de ölebilendir... O an... İşte o an, ey bizi ayrı takvimlere düşüren zaman, yere bir bahar dalı düşmüş gibi mi olur? Sıradağlar mı tutuşur bağrının orta yerinde? Yeter, kan sıçratmayın sabahın seherine. Boğulursunuz...Boğulursunuz! |
https://i.imgyukle.com/2019/05/17/kQKTL1.jpg Turuncu bir yaşamaktı onlarınki bir ateş kırmızısı bir güz sarısı turuncu trajik bir yaşam yazgısı Doğdu ateş ve su yer ve gök tutku ve hüzün Doğdular dünyaya yaşama meyilli yürekleriyle biraz yorgun dinç biraz kirli temiz bir hevesli bir hevessiz kalktılar baktılar dünyaya dağ ve deniz oldular sonra güneşle toprak havayla su aynı kucakta hayat buldu büyüdüler saptılar rüyaya aşk kaçtı gözlerine girdi çıkmaz iflah olmaz bünye tutmaz derman bulunmazlarla yaşadı Biri bulut beyazı Biri gök mavisi (u)mutlu düşlerle çevrili iki çocuk bahçesi ebelendiler koştular hayata debelendiler battılar toprağa kulaklarında ney sesi ellerinde gitar gözlerinde samsun avuçlarından sızan bahar güneş altında yağmurlu kahkahalar beyaz üzerine kara yazılarda kaldı yadigar: önleri mavi artları insan seli insanla yo(ğ)rulup maviyle soluklandı ... Bekir Konyalı |
https://i.imgyukle.com/2019/05/17/kQKYqI.jpg Çocukluğumun vazgeçilmeziydi hüzün. Gökyüzünden çok, beton zeminlere düşen bakışlarım; Ve en yaralı yanımı en kusursuz saydığım hayallerim vardı. Söyleyemediklerimin ağırlığıyla çekilirken omuzlarım, Hummalı bir nefesin gözyaşına gizlendim. Aynasız caddelerde hep boynu kalbe yakın yürüdüm… Ve masum bakışlarımdan bihaber büyüdüm. Konuşmalara küs, susmalara barışık bir hayatın avucunda İçime gömüldü kelimeler… Ve o vakitlerin şulesinde başladı iç yürüyüşlerimin tutarsız ritmi. Duygulardan sayfalara uzanan depremzede yollar yürüdü beni… Ve tutundu yolculuğuma, seferi ruhunum kehribar elleri. Umutlarımı, yalnızlığımın rahlesinde bırakıp Döndüğüm vakitlerin gıyabında sustum, hüzün adına. Ve her tebessümün ardına pusulanan Hüznü üfledim satır başlarına. Harflerle boyandı tuvâle elemim… Mürekkebini uykusuz gecelerimin karasından aldı Hüznün avucunda rakkas kalemim. Çocukluğumun coğrafyasında büyüdü Yaralı dizleri kabuk tutmayan hüznüm… Şimdi hangi sevincin arkasına gizlensem, Hep hüzünlü yanım ifşa olacak..! Kadim Dolunay |
https://i.imgyukle.com/2019/06/03/kOLAxe.jpg Elimizde acının kehribar tesbihi ki kayıp durmakta parmaklarımızdan Ey şair yine bölük pörçük anlattın yine eksik bıraktın bir şeyleri gün devrilmekte ama sen tutmamışsın acımızın çetelesini Sen sus artık, bize bundan sonrasını dövüşen anlatsın Ey tarih, aç solgun yapraklı defterini ve oku hayatımızın parçalanmış hikayesini Ahmet Telli |
SİLEZYALI DOKUMACILAR
Gözler kupkuru, yaş yok gözlerde bir damla. Oturmuşlar tezgâhları başına, diş bilerler. Dokuruz kefenini senin, hey Almanya, Almanya, dokuruz sana bir yuf, bir yuf daha, bir yuf daha, dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha! Yuf o tanrıya, tapındığımız tanrıya, soğuk kış gecelerinde biz, aç çıplak yalvardık yakardık, umutlandık, bekledik boşuna, komadı bizi insan yerine, aldattı bizi, alay etti acımızla. Dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha! Yuf o krala, zenginlerin adamına, halkın yoksulluğuna hiç aldırmayan o krala, bir de soyar bizi varana dek son kuruşumuza, kurşunlatır köpekler gibi sokak ortasında bizi. Dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha! Yuf o anayurda, bağrımıza bastığımız anayurda, yalnız alçaklığın, utancın çiçeği yetişir üzerinde, ve çiçekler soluverir, çiçekler açar açmaz, anide, solucanlar büyür ve kurtlar, kokuşmuşluğun kucağında. Dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha! Dokuruz ha dokuruz, senin sonunu dokuruz, gece gündüz, inleyen tezgâhlarda mekiklerimiz savrula savrula, sana kefen dokuruz, ey koca almanya, sana kefen dokuruz, dokuruz sana bir yuf, bir yuf daha, bir yuf daha, dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha dokuruz, dokuruz ha! Heinrich Heine |
Divan Edebiyatı şairlerinden olan Sümbülzade Vehbi, "rücu" şiirleriyle de ayrı bir ün yapmıştı. Bir gün padişah Vehbi'yi yanına çağırır ve "Bana öyle bir şiir yaz ki ilk mısrayı okuyunca içimden seni öldürmek, ikinciyi okuyunca ödüllendirmek gelsin" der ve ortaya şöyle bir şiir çıkar...
Azm-ü hamam edelim, sürtüştürem ben sana, Kese ile sabunu, rahat etsin cism-ü can... Lal-ı şarab içirem ve ıslatıp geçirem, Parmağına yüzüğü, hatem-i zer drahşan... Eğil eğil sokayım, iki tutam az mıdır? Lale ile sümbülü kahkülüne nevcivan... Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam, Bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan... Salınarak giderken arkandan ben sokam, Ard eteğin beline, olmasın çamur aman... Kulaklarından tutam, dibine kadar sokam, Sahtiyandan çizmeyi, olasın yola revan... Öyle bir sokayım ki, kalmasın dışarda hiç, Düşmanın bağrına,hançerimi nagehan... Eğer arzu edersen ben ağzına vereyim, Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman... Herkeze vermektesin, birde bana versene Avuç avuç altını, olsun kulun şaduman... Sen her zaman gelesin, ben kulun Vehbi'ye veresin, Esselamun aleyküm ve aleyküm esselam... Azm: Toplantı Zer: Altın Drahsan: Süslü Nevcivan: Genç kişi Dest: Ayak Sahtiyan: Kuzu derisi Nagihan: Aniden Sadumnan: Mutlu,sevinçli |
|
Alıntı:
|
|
|
Alıntı:
Alıntı:
|
|
Atına vurdu da gümüş ireşme
Tecerli'den Cerid'e baş koşma Ha dence bin atlısı binerde serçeşme Mürseloğlu Kürt yeğeni değelmi Yoğ, yoğ olmuş da gidiyor göçü Bağ ve bostan olmuş evinin içi Darılınca da Şammar'a yiyirdi göçü Kerimoğlu Kürt yeğeni değelmi. Delme dakma değel, evvelden ağa Bal sumak çektirir solundan sağa Umucuya verir atınan deve Bektaşoğlu Kürt yeğeni değelmi Avşar gedip gerisine dönünce Ördekli'de belli yurdu konunca Hah demeden bin atlısı binince Avşar Beğ Kürt yeğeni değelmi Atlar enerde babam çeşmeye Ebbeğesi vurur gümüş ireşme Cerid'inen Tecir'e baş goşma Gücüğaloğlu Kürt yeğeni değelmi Ah ediyor garaları görenler Tütünün sündüğü yere atı salanlar Üç tuğlu vezirden duzzak alanlar Mursaloğlu Kürt yeğeni değelmi Çarşı bazarıdı evinin içi Avşar iskan getti neyidi suçu Düşmanın üstüne çekerdi göçü Avşar Beğ Kürt yeğeni değelmi Aşşığın dalgası galman kusura Bizim eller iskan gitti yesire Boğazı çanlı gartal endi Mısır'a Göveloğlu Kürt yeğeni değelmi Şiir DADALOĞLU' na ait |
Alıntı:
|
Bu nazımıda ne kadar şişiriyorlar.
Kemalatüre dogmuş birisi o kadar. |
Nazım sadece bu ülkenin değil dünyanın en büyük şairleri arasında gösteriliyor.
Peki sen nesin? Nazım'ın devrimci harekete, bu ülkeye ve edebiyata yaptığı katkının onda birini bile yapamazsın. [...] Moderasyon notu: Bu, forum moderasyonundan yapılan bir resmi uyarıdır. Hakaretlere devam etmeniz halinde ceza verilecektir. TuranDursun.com moderasyonu |
Sevgili İlahimasal,
Alıntı:
Hakkındaki tüm suçlanmalar, yargılanmalar Mustafa Kemal yaşarken yapılıyor, hapis cezasını o dönemde alıyor. Kendisine Kuvayı Milliye destanı sipariş ediliyor, cezalardan kurtulma umuduyla istemeye istemeye kabul ediyor, yine de ceza alıyor. https://turandursun.com/forumlar/sho...6&postcount=18 Mustafa Suphi ve arkadaşlarının, Nazım Hikmet'in, Sabahattin Ali'nin yaşadıkları, Dersim'de yaşananlar, resmi tarihin anlattıklarının aksine, bize o günlerin koşullarının ne kadar zorlu olduğu hakkında epey fikir veriyor. |
Sayın şüpheci, özellikle ülkemizde önemli bir değere sahip tarihsel kişiliklere yönelik hakaret ve aşağılamaya da bir uyarı yapmanız gerekmiyor mu?
Nazım'a "kemalatüre doğum" gibi ifadeler eleştiri kapsamına mı giriyor? Ayrıca bu ifadelerle Mustafa Kemal de aşağılanıyor. Bunu gücendiğim için söylemiyorum, çok değer verdiğim bir kişinin onun tırnağı etmeyecek provokatör bir troll tarafından bu şekilde sıfatlandırılmasından hakikaten iğrendim çünkü. Kaldırdığınız ifadelerimi de başka bir dilden anlamadığı için kullandım. Forum kurallarını bizim için önemli ölçüde esnettiğinizin ve tolerans gösterdiğinizin de farkındayım. Bunun için teşekkür de ederim. Buna yönelik bir açıklama yapma ihtiyacı hissettim. Görüşmek üzere. |
Alıntı:
Hani bir düşüncemizi ortaya koyarken giriş yazarız ve ardından AMA - FAKAT deyip maksatlı fikrimizi söyleriz. İşte bu duruma örnek kendi sesinden nazım hikmet. Ama ve fakat 02:00 nin ardından " türk milleti" Sadece nazım mı kemalatüre doğmuş ? bende kemalatüre doğmuşum. Derdim nazımı elestirmek olsa nazımın vurgulu " türk milleti " " memleketim memeleketim" " orta asyadan uzanan kısrak başı" gibi sözlerini ele alıp , nazımın derdinin sosyalizm mi yoksa kemalizmden başka türlü etkilenmiş bir kişilikmi olduğu üzere olurdu. Dileyen varsa buyursun yapalım. Umarım anlaşılmıştır. |
Ayrıca mutlaka eklenmesi gereken bir şey var.
Kuvayi Milliye Destanı nın Nazım istemeye istemeye, sipariş üzerine yazdığı falan Liberal, Kürtçü çevrelerin palavrasıdır. Nazım 1929'da "Mehmet Emin Beyefendiye" başlıklı yazısında, o yıllarda ulusal şair olarak gösterilen Mehmet Emin Yurdakul'un Türkçe'yi bile güzel kullanamadığı, kaldı ki Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı yaşamış bir şair olmasına karşın, bu mücadelenin sesini duyuramayan bir şairin ulusal şair sayılamayacağını savunmuştur. Ki ülkeden çıkmak zorunda kalıp Sovyetler Birliği' ne geçtiği dönemde dahil bir çok şiirinde yazdığı destana olumlu atıf içeren dizeler vardır. Maalesef bazı insanlar uluslaşma ve devrim süreçlerinin nasıl işlediğini anlamıyorlar. Çünkü bilimsel komünizm'e dair hiçbir okumaları yok. Yurtseverliğin de ne olduğunu bilmiyorlar. Küba'nın sloganı "Patria O Muerte" dir yani "Vatan ya da Ölüm". Herhalde bunu görseler Küba'da'ki leri de "kemalist" sanırlar. Nazım, o videoda Kemalizm'e ya da Mustafa Kemal'e karşı böyle olumlu konuşur ve şiirlerinde Vatan ve Yurtseverlik vardır. Çünkü o komünisttir ve dünya görüşüne dair birikimi vardır. Neyse daha çok şey yazılabilir elbette. Ancak biraz uzun bir konu. Görüşmek üzere. |
.........." Kimler kemalizmi inkar etmiştir , iste bunlar vatan hainidir " diyen birisine ne denilebilirki ?
Kemalizmi inkar etmek de ne demek? Sene 1954 de bu cümleleri kurmak , nereye yaranmaktır. Kemalizmi kim inkar ediyorsa HAİN o zaman . nazıma göre Herkes kemalist olmak zorunda galiba Bu hain sözünü her dönem işitmek zorundamıdır insanlar. Sosyalist oldugu iddia edilen bir şair " HAİN " dermi? Kim hain , neye göre hain? Sol kemalist Sag kemalist Ülkücü kemalist Ateist kemalist Dindar kemalist Komunist/sosyalist kemalist olursan hain olmuyorsun. Kemalizmin , acımasız oldugu tarihte o kadar belirginki , o düzene kim muhalefet etmişse soludugu nefesi kesilmiş. 60 kusağının büyük çogunlugu komunist düşüncede olsa bile kemalizmin düzenini dillerinden düşürmemişler ve sonları yine acımasızca getirilmiş. 60 kuşağı kemalizmin ne demek oldugunu bilmiyormuydu , o güne kadar olan bitenin farkında degildide , gençlik önderlerinin kemalist düzenin adı altında mucadele etmeleri ve ardından her alanda yok edilmeleri ne anlama geliyor? Avrasyacı kemalist ile natocu kemalist arasındaki fark ne Bu günkü mucadele bunun üzerine ve politikalar bunun üzerine şekilleniyor. Kodumun emperyalist mafyası olan rusya ya laf edilince , birilerinin kudurması bana bir şey ifade etmez. Kudursun dursun. Sırf batılı emperyalizme karşı durmak icin buranın emperyalistine kucak açmakda nedir. Nazım rusya ya gittiyse nedeni belli yargılamıyorum. Sovyetlerin bitişi , berlin duvarı yıkılışı degil , sovyetlerin cekoslovakyayı işgalidir. O gün sovyet bitmis rusya olmuş . Yüzeysel gibi görünsede , sovyetlerin cekoslovak işgalinin dibi bucağı , sebebi sonucu ortaya konsada , mevzunun adı İŞGALDIR. İşgalcilige yürüyen zeminin adımları çok önceleri nazım sovyetlerdeyken atılmıştır. Nazım bey 63 de ölene dek , 68 de cekoslovakyayı işgal edebilecek sovyeti görememişmi ? Müneccim degildi ya ! Yaz şiiri geç , konuş geç |
Şiir dediğin böyle olmalı
Sabahınan kalktım sütü pişirdim Sütün köpüğünü yere taşırdım Kaynanamdan korktum aklım şaşırdımAh ne yaman da zorumuş burçak tarlası Burçak tarlasında yar yar gelin olmasıSabahınan kalktım ezan sesi var Ezan sesi değil burçak yası var Sorun şu adamın( deyyuz) kaç tarlası varAh ne yaman da zorumuş burçak tarlası Burçak tarlasında yar yar gelin olmasıElimi salladım değdi dikene İlahi kayınbaba ömrün tükene İntizar ederim burçak ekeneAh ne yaman da zorumuş burçak tarlası Burçak tarlasında yar yar gelin olmasıElimin kınasın ezdirmediler Gözümün sürmesini süzdürmediler Burçak tarlasında gezdirmedilerAh ne yaman da zorumuş burçak tarlası Burçak tarlasında yar yar gelin olması |
Ellerinize sağlık teşekürler.
|
KOÇERO Kocunmayın güzel beyler, hanımlar Alınıp incinmeyin Silah silah çatmayın o güzel kaşlarınızı, İmdatlara saldırmayın Basmayın düğmelere, yüreklerı hoplatmayın, Güzel beyler hanınmlar. Zor ve çetin bir ağıttır koçero Bir gelin ağlar ona ben ağlayamam Bıyıkları çengel çengel bir kardaş, Ağlar ona ben ağlayamam Acılı bir bacı ağlar, bağrı yanık bir ana, ben ağlayamam Bir elinde kanlı mendil, bir elinde kara mavzer Kimse bilmez nerde, nasıl, taptaze bir, sımsıcak bir, gencecik bır ölüdür o Bir selamdır sımsacık Varamamış dostuna, varamamış koçero Koçero bir dağ çekirgesinin gecede irkilmesidir Bir kurdun kaçmasıdır kendi karaltısından Yamaçtan bir taşın yuvarlanması Bir pınarın durup durup akması Bir çift gözün karanlığa bakması Şimşeklerin uzak uzak çakmasıdır dağlarda Bir mavzerin yanlışlıkla patlamasıdır Bir geyiktir koçero Sekerken taştan taşa kırılmış bilekleri Suçsuz bir geyik Avcılar yakalarsa mezedir eti Köpekler kovalarsa diş kirasıdır Bir okul piyesidir koçero Açış konuşmalıdır ve halaylı türkülüdür Müsamere derler adına oralarda Kaymakamlı savcılı ve çavuşludur Biletlidir ve yoksullar yararınadır Kocunmayın güzel beyler, hanımlar Alınıp incinmeyin Koçero bir oyundur yazılır yazılır bitmez Koçero bir oyundur oynanır oynanır bitmez Vurur onu Candarma, Vurur onu Candarma, durmadan vurur ama bitmez O hep öyle durur orda Bıyıkları kartallı da Göğsü çapraz fişeklikli gözleri 5 yaşında Bir elinde kanlı mendil, bir elinde kara mavzer Pır pır eder bir güvercin namlusunun ucunda O hep öyle durur orda taş ardında rüzgarda Muhtara sorarsanız Bizim serseri veli Marabaya sorarsanız İşini bilmemiş deli Köylüye sorarsanız Ekmeksiz garibin teki Çocuklara sorarsanız Yüce dağlar aslanı Kimsesize sorarsanız Hükümet bilir onu Candarmaya sorarsanız Devletin dağlarda silah çatması Vurguncuya sorarsanız Yolkesici yağmacı Soyguncuya sorarsanız Devletin acizliği Sağcıya sorarsanız Siktir et pezevengi Solcuya sorarsanız "Ferman padişahın dağlar bizimdir" Erzurum'da kol başıdır Erzincan'da deli daylak Pir sultan yoldaşıdır sivas'ta Bir "kılıcı kanlı" Van'da Mardin'de bir Gözükanlı kaçakçı Kocunmayın güzel beyler, hanımlar Alınıp incinmeyin Patron gazetelerinde yüksek bir tirajdır koçero Hükümet programında bir nakliyekün. Kapitalist dış basında Nobellik roman Politik sürtüşmelerde bir yılan hikayesi Diplomata sorarsanız Turistik bir serüven Kaymakama sorarsanız "Ahval-i adiye"den Sosyeteye sorarsanız Eğlenceli bir briç Bezirgan filimciye Gişelik bir senaryo Sorarsanız bürokrata Atatürk'ün gardrobuna Tükürmüş biri Hümaniste sorarsanız Fransızca bilmeyen Montenyi'den anlamıyan Mitologya tragedya Hümanizma helenizma Hiçbirinden çakmayan Bir yörüktür koçero Ne anlar rönesanstan Ne anlar restorasyondan Bir bazlama, bir uçkur, Üç telli bir zımbırtıdır koçero Müfrezeler yürümüş dağ dağ ve dere dere Kesmiş geçitleri korkunun silahları Bir tükenmez sermayedir koçero haksız yönetimlere Paralar girsin diyedir kalan tor kasalara Toprak sömürülsün diyedir orta çağlarda Işıksız kalsın diyedir bir koca ülke Karanlıkta boğazlaşsın diyedir güzel yüzlü insanlar Fabrikalar işciyesin, para kussun diyedir Kıyılar yağmalansın, ormanlar çiflikleşsin Bankalar yağ bağlasın, tekeller et bağlansın Holdingler palazlansın, ortaklıklar göbeklensin Bu rüzgar böyle essin Bu değirmen böyle dönsün Bu çuvallar böyle dolsun diyedir Koçeronun dağlarda medetsiz yalnızlıgı Kocunmayın güzel beyler, hanımlar Alınıp incinmeyın Yeni değil bu hikaye, bu oyun eski oyun Bır akşam birdenbire bir can çıkar dağlara Bin kardaş, bin bacı, bin ana, Bin kerpiç, bin harman, bin açlık, Bin yenge, bin emmi, bin dayı, Bin zulüm, bin acı ve bin karanlık, Bır akşam birdenbire çıkar dağlara Bıyıkları terlememiş bin çocuk Bin aşık, bin deli, bin mensup, Bin ekmeksiz, bin işsiz, bin suçsuz, Kıl şalvar, kurtlu çarık, Bir akşam birdenbire çıkar dağlara Yalnayaklar, gömleksizler, dayanıksızlar, Munzurlar, Cilolar, Palandökenler gelsinler Tunceliler, Bıngöller, Tuncelide mercanlar, Ağrı bereketleri Tahtalılar, Torslar ve Binboğalar Bir akşam birdenbire çıkar dağlara Bir akşam birdenbire çıkar dağlara Bir akşam birdenbire çıkar dağlara Bir sürekli çıplaklıktır koçero, Bir sürekli açlıktır, Bir sürekli haksızlıktır koçero, Bir sürekli itilmişlik, Koçero bir vazgeçişdir, Koçero bir ilgisizlik, Bin yıllık bir yoldan gelir, Üstü başı kan içinde, Upuzun bir eyvahtır, Upuzun bir pişmanlık, Bir ünlemdir koçero, Sığmaz okul kitaplarına, Erzurum Yaylasından, Erzincan Çukuruna, Ve Tecer Dağlarından, Harran cenderesine, Bir uzun masaldır ki koçero, Dağların dağlara yaslandığı, Geçitlerin geçitlere küstüğü, Koyaklarda anlatılır, Bıçak bıçak, kurşun kurşun ve türkü türkü anlatılır Yatar türkülerde upuzun Ağıtlarda fidan fidan koçero Kocunmayın güzel beyler, hanımlar Alınıp incinmeyin Koçero bir vatandır yaşanır boydan boya Koçero bir vatansızlık Bir dağlaşmış yalnızlıktır Mavzerleşmiş bir haksızlık Yanıtsız bir dilekçe |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:34 . |