Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Dil, Mantık & Zihin Felsefesi (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=150)
-   -   Denemeler, Söyleşiler ve Söyleyişler (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=40812)

"ictenlik" 21-04-2018 13:42

Denemeler, Söyleşiler ve Söyleyişler
 
Üç ya da dört forumluk bir ortak yapım düşünüyoruz....

-Anonim-

Olguların üzerine şimşek bakışlarınızı iletin ve gönderin yazılı eserlerin değil!

-Toplumsal sosyal olay ve olguların ve ,gerçeklerin, üzerinden hayata bakın..
Yazılı nesinlerin ve eserlerin penceresinden değil. Gerçek sahnelemesi. Bizler televizyonlardan ve gazetlerden gerçek izliyoruz şimdi. Tıpkı bunun gibi kitaplardan olgu izliyor ve işaretliyor ve inceliyoruz. Bu ikinci bir pencere ve arada bir set var. Gerçeklik seti. Gerçek dışarda.. İlk önce bu set yıkılmalıdır..

Gözlemci gerçeklerin içine kendi girişmelidir ve olgulara, oldukça (gözel/sözel ve eylemsel) olabildiğine ve alabildiğine b_ulaşmalıdır..

Kitap bilişimiyle, yazılı eser bilişimiyle bilişim üretiyoruz şimdi.. Kitap bilişimiyle ve yazılı eser bilişimiyle yeniden bilim,biliş bilgi üretmek iyi yordamlanmıyorsa, iyi harman sentez yoksa ya da yarım kalan bir işin-eylemin ve bilişimin devamı ve tamamı değilse ve bunlar yüzünden işin ucundan tutma değilse bu oldukça tıkanık bir çabadır.

Gerçekçi, gerçekten, gerçeklerden ve dışarıda ve gerçeğin kendinde olanlardan dışarıdan an be an olandan beslenmeli ve esinlenmelidir.
Bilişim gözlemden ve gerçek gözlemlerden beslenmeli ve desteklenmelidir.
Yazarın kalemi de, gözlemi de asıl oralardan ve acıdan ve hınçtan da, beslenmelidir

--

Ve gözleriniz ve bakışlarınız ve gerçeği izlemeleriniz ve gözlemleriniz gerçeğe vurduğunda ve bakışınız-görüşünüz gerçeğe çarpıp bileştiğinde, daha oracıkta, hemen oracıkta, bir devrim yansımalı ve bir depremin ön-dalgası kımıldaması ve ışınımı oracıkta oluşmalı ve kımıldamalıdır..

Değişemez hiç bir şeye inanmayın! Çözülemez anlaşılamaz şeylere de. Bilgi yapılandırmacılığının en önemli sorunları bunlardır. Değişemezlere ahmaklar inanır. Her şey değişir dönüşür ve yeniden kurulur yapılır. Statükoculuk
Güçsüzlüğe acizliğe bilgisizliğe ve bilimsizliğe -bilişsizliğe inanmayın...ve cevapların bulunmadığına ya da olmayacağına, ve çözümlerin ve yanıtların asla bulunmayacağına, bilginin kayıp yitik ya da zor ve ulaşılamaz olduğuna, olacağına da asla bunlara kendinizi inandırmayın ve inandırılmanıza da asla geçit, izin ve aman vermeyin.

Bilgi -bilme evrenseldir. Biliş görüş, seziş ve buluş evrenseldir. Evrensel içeriklerdir ve evrensel kalacak...
Kendilerine mal edenlerin sorunu. ve Bırakında onlar bunu yapsınlar şimdilik.

Yeterince güç -birleşme ve oluşma biriktirilip birleştirilirse çözülmeyecek ve kımıldatılmayacak ve yıkılamayacakta ,değiştirilmeyecekte, olgu, sorun, çözüm ve çözümsüzlük yoktur. Buna bilgi ya da diğer şeyler de dahil..

Her şey değişiyor. Buna toplumda dahil.

Öyle ele alınır ve bakılırsa; biliş ve gözlem de ,bilgisellik ve olan bitenin farkında olmakta gerçeği bir ölçü de kımıldatabilir

Gerçeğe yansımış bakış ve olgulara çarpmış onları itmiş dokunuş..

-
Kimliksel Çatışmayla Yazı okumak İkilematiği ve Problematiği

Bunun ve bunu yazanın kim olacağı, yazanın nasıl biri olduğu ve ne anlatmaya ve yapmaya girişeceği ya da ne anlatmaya çalıştığı ve dostluk ve gelecek ikilemi ,kimliksel uyuşma refleksi ikilemleri ile yazar dinlemek ve okumak


Bunları yazar açıklamış, özdökmüş ve kendini az çok vermiş olmalıydı .Onun kabahati yapmadıysa..

[I]Eleştiriye kulak açıklığı yazarı destekler oysa ego sönüklüğü ya da yazıların beğenilip beğenilmemesine ilişkin tantana ve eleştiri, özsaldırı ve özkorumaya yönelik okuma ve izlem, egosal okuma izlemi, bunlar yazarı ya pasifleştirir ya da şımarıklaştırır ya da kavgaya çeker, sürtüşmeye çeker. Şimdi buna ve bunlara bu tuzaklara düşmemek için elinden geleni koyan/yapan ve uğraşan-didinen ve çırpınan bir yazarla başbaşasınız...
bu kimlik sorunu nedir?

Bir yazarın yazısı ben kavramı üzerinden içeriliyorsa ve ele alınıyorsa ve orada ben kavramı ve yazanın kimliği gözetiliyorsa, ve onu okurken hala savunma refleksleri ile karşı durma ,karşıcılık refleksleri gözetiliyorsa onu hala belki de okumadınız ve anlamadınız?

Bu bizden mi değil mi? kim? Acaba nerden saldıracak?
Siz abondane mi edildiniz daha önce sosyal ya da bilgisel-bilişsel olarak kabarık göstergeli bilgi şovu ve göstergesiyle?
ya da bunun refleksiyle?
zor duruma mı düşürüldünüz?
gerçek bilişsellik bunu ya yapmaz ya da onarım ve tamire girişirdi. hemen dönüp kendi düzeltmelerini bir biçimde üretirdi...

Biri size saldırdı mı? saldırıyor mu? bu nasıl bir okuma ve savunma refleksi ve girişmesi
bunun ardında ne var?
psikolojik çözümlemesinde ve tahlilinde

Bilmiyor olabilirsiniz ve olabiliriz. inanın hepimiz-hiçbirimiz nerdeyse doğru düzgün bilmiyor ve algılamıyoruz. Aynı kapandayız-sıkıştık. Bunu kabul etmeliyiz. Sözde seçkinlerin hayatlarına ve yapış biçimlerine tarzlarına da asla kanmayın... İnsana ve ortaya veren vermiştir bunu bulursunuz. Ortaya koyan koymuştur bunu alırsınız ve görürsünüz-işaretlersiniz de..
Herkes acı çekerken biri orda acı çekmiyorsa ve duymuyorsa kah kah gülüyorsa bunu sorgulayın..
Kendimizi kabarık gösteriyoruz sadece çünkü aynı çukurdayız. On da var mı diye bakmak için. Onda ne var bakmak için.. Bilgi pipisi uzatıp gösteriyoruz. Ya da saklanıp yapıyoruz bunu .Evet birbirmizden ve olduğumuzdan saklanarak ve ucuna acıcık yetmiş santim ekliyoruz. Bunu da öğrendik ve gördük...
Gerçekten çok az şey biliyoruz ve oluyoruz . çok az şey ve atıp sallıyoruz ve bilmemek neyin göstergesi?
ve öğrenmeye hemen şimdi burda-n başlayabilirdik

İnsan kendini oldurmak için kalıplar giyiniyor ve kendini türlü yöntemlerle şişiriyor .Bu şişirmece oyununda daha tıkanıp kalıyoruz bizler... Oysa ilerisi var..

Şişirmece Bilgi Kasları Sorunsalı ve
Bilgi-biliş üzerinden zor duruma düşürülmek ve küçük görülmek hissetmesi

Herkes içinde bir çocuk saklıyor arakadaşım. Gizlenmeye gerek yok. Ben
buldum bunu-çözdüm.. İncinmiş, incitilmiş ve büyütülmemiş bir çocuk personası. Büyütülmemiş. Anne incitmiş, kolaycılığa alıştırılmış, beleşçiliğe ve eline herşey hazırdan hızlıca verilmiş, kendi temin etmemiş, bedenini ve gövdesini henüz kendi yapma gücünü de giyinmemiş insanlar, iş görmemiş ve yapmamış, otorite tıkanıklığı gelişmiş, emir almış-vermiş ,kolay besin ve kolay yaşam sunulmuş-büyümemişler olarak bizler burdayız...
Burada dışa-vuruşuyor onlar. Birbirinizle vuruşmayın.. Aslında vuruştuğunuz
kendiniz.. Fallik ya da falliklik toplaşması ve faaliyeti sürer-döner sonra burda..

Toplum çocuk kaldırılıyor. bu genel bir uygulama ve sorun. Yapı sorunu.. Çocuk kalmanız ve kalmamız istenip sağlanıyor. Anne, baba devlet ve türlü otorite eliyle-sistem uyuşturması. Bunlar sosyal olgular ve bu kolay yönetme için destekleniyor
Tüm çatışmacı kimlik sorunları bunların özbarışması ve kaynaşması ve aşılmassı istencinden ,büyüme-büyüyüş ve öğreniş istencinden de kaynaklanıyor

Öğrenmeniz baltalanıyor ve yanlış bilgiler edindiriliyorsunuz
Gerçeğiniz an be an saptırılıyor...
Sosyal tabana inemiyoruz bizler

--
Okuma Reaksiyonu ve Hızlı Geçiştirmecilik Hızlı ve Can Sıkıcı Geri Bildirimler Vermek

Çatışmadan okumayı öğrenmeliyiz. Kimlik inatlaşması. Bu boktan bir zaman kaybından başkası değil.
ve yukardakine işaret ediyor..

Anlamaya inemiyoruz çünkü çoğu zaman anlatan da anlatmaya ve kendini anlatmaya giremiyor ve inemiyor. Yazdıklarının sosyal olarak nasıl bulunacağı ve yorumlanacağı ikilemi. Kişi yazarken bunun nasıl yorumlanacağını yorumluyor. Ve onu yorumlamaktan yazamıyor. Düşünceleri savruluyor. Bu bir sosyal şov ve gövde göstergesi mi?

Burda kimse kimsenin ne olduğu ya da az ve çok bildiğiyle ilgileniyor mu?
Az ve çok bilme kavramı yapay bir tantanadır.
Çocukça düşünceler barındırabilirim ve henüz öğrenmemiş ve bir şey bilmiyor da olabilirim. Buraya sosyalleşmeye geldim. Bakın yukarıda da öyle yazıyor. Sosyalcilik. Sosyal omaya geldim heyy.. Duygusal savrulmalarım da olabilir ,

Ben kendim ille de benimsetirim ve içe katarım diyen arkadaş var mı?

Sanırım kimse yazdıklarımın verimsiz olmasını ya da henüz yeni öğrenmemi ve bazı şeyleri bilmememi umursamıyor olmalı
Buraya karışıp öğrenebilirim ve fazla dikkatte çekmem. Beni incitmezler burada

Burda çok bilen yok. Bilenlerde iyi abiler ve saldırıp hakaret etmiyor

Herkes buraya bilerek ve birşeyleri olarak biliş protokolleri eşliğinde, üç ansiklopedi ve bir kaç terminoloji ve antoloji devriyle (devrederek) ve olarak gelmeli de değil sanırım, Olmaya geldik. öğrenmeya ve birlikte öğrenmeye..

Sosyal olgu yükleriyiz.
Bunlar sosyal taban.
Özgünlük ve dürüstlük ve kendini açma gerçek birer sosyal tabandır, çok bilgi değil...
Ve bilgiyi iyi evirip çevirmek ve çok kıvırmak değil!
bunlar neden sosyal taban olarak işaretleniyor

--

Okuma Yüklemi ve Refleksi
ve Bilgi-Biliş Problematiği Ele Alınması

,zihninizi ve düşünceleri oldukça yavaşlatmalı, durgunlatmalı ve tane tane sırayla çekip çevirerek düşünmelisiniz

anlamayı isteme ve anlamayı düşünme ve anlamayı içerme .
ne anlatıldığını anlama -isteği- ve mantığıyla düşünerek gitmelisiniz

Gerekirse bir cümlenin üzerine bir kaç dakika durup düşünün. odaklanın ve düşünün. anlamadığınız cümlede durumda duraksayın ve bakın

Sorularınızı bir düzenle yavaş yavaş düşünerek sıraya koymalısınız
Siz bir şeyin öğrenilemeyeceği ve bilinemeyeceği kanısı ile hızlıca cümleler yuvarlıyorsunuz

Siz bir şeyin öğrenilemeyeceği ve bilinemeyeceği ya da öyle değil böyle olduğu ve olacağı kanısı ile hızlıca cümleler yuvarlıyorsunuz
Verecekleriniz var anlıyoruz-alacaklarını yok mu?

Bilişsellik denilen sentez ya da akım ya da bilgisellik içerildiğinde kavramsal okumaların ve kavramsal hızlı okumacılık, öğrenmecilik ve ezbereyip geri didakte etmeciliğin ve geri bildiriş sunmacılığın refleksini ve bunun tuzaklarını siz de göreceksiniz.. Sosyal okumacılıktan ve ben-töz ilgicilikten de sözetmiyoruz. Sosyal okumacılık ve öğrenmeciliğin ötesi. Gerçeklerle temas ve kişinin kendi gerçeğini yapılandırması ve yapması, olması ikilemi bu..

Düşünleriniz gerçeklere temas etmeli yazılara değil!
Eylemleriniz de öyle...
Düşünleriniz gerçeklerle bağ ve ilişik kurmalı
Acıların üstüne düşünebilir ve üstüne düşebilirsiniz . Toplum acılar tarihidir. İnsan acıdan acımalar bütünü ve bütünlüğü gibi bu ara. Bu çok yol yapar...

Yazılı eser vermenin eylemciliği sınırlı olsa da. Eli taş ve kavga tutana kadar ..bu yine de bir yoldur.. Birleşmek ve birleştirmek ya da kaynaşmak-kaynaştırmak güç biriklemek içerilmiyorsa? ne işe yarar?

Çatışmacı kavgacılık ve yazılı kaos diz boyu. Kavramlar üzerinden birbirimizi ve birbirimizin aklını ve bildiğini dövüyoruz. Herkes benim bildiklerimi dövebilir burda sanırım... Bu refleks artık tarihe karışmalı...

Düşünce demini gerçekten almalı, yazılı nesinlerden değil! Ve sataşmacı sorun-u olanlar onu kendi gerçeği üzerinden gidersin ve çözsün. Kendi kişisel gerçeği ve yolu. Başka problemleri var. Derin bir psikanalitik yaklaşım bunu gözetebilir. Sosyal diğer tıkanmaları ve öğrenmeye sırası gelmeyi ,kendini yetersiz ve hazır değil hissetmeyi ve diğer saçmasapan olguları ve tıkanmaları burda-n aşıyoruz sadece

Burda büyüyoruz yazarak ve kendimizi büyütüyor ve tarihe hazırlıyoruz. Yapacağımız iş bu. kavga etmek değil. Kavga türetmek değil
Kavgaların tamamı burdan verilmeyecek ve burda bitmeyecek. Yazışarak kimse tarih yıkmadı ve yapmadı...

İçine bilişsellik, öğrenme ve öğrenmecilik ve gerçek acı ve gözlem, öğrenme bilimi ve istenci katışmamış bilgi ve bildirme ile yürüyenlerimiz sıkıntı duyacaklar

Bilgisellik bir tutumdur ve bilişsellikte ona eşik edecektir. Öğrenmesellik yaklaşımı. Öğrenmesellik istenci ile dolup taşmalısınız ki öğrenesiniz..
Ezberleme ve bunu doktrine etme, yapılandırma ve hızlı çabuk didakte etme-geri bildirme ve toplumdan özümsenmiş hızlı kolay bilgi emme edinme, yazılı eserleri içselleme ve geri verme sunma refleksleri ile dolup taşmışsınız
Gerçek bilgi kitaplarda yazmıyor? Toplum bir yapı, kuruluş, organizasyon., Gerçekte öyle.

Toplum yazılı bir eser değil! Dışarda gerçek, tarih ve kanla yapılıyor ve yazılıyor ve eylemle...

Bu hızda ve bilinmezlikte ve bu bilinmezcilikcilikle de birlikte işleri düşünür ve cümleleri hızlıca ve toparlak biçimde ne anlattığına bile emin olmadan yuvarlarsanız?
ve düşünsel, zihinsel, karşı, hızlıca refleksler sunarak kendinizi yönlendirirseniz ,bu gidişle bir şey öğrenemeyeceksiniz

Bir kere soru, sorun ve düşünceleri ham biçimde tartın
ve sorunun ve içeriğin üstüne bakın bir kere
Bir şeyin ne anlattığına..
Birisi bir şey anlatıyorsa o bir şey anlatıyordur ve bir biçimde anlaşılabilirdir

Yazma kurgulu insanın tuhaf bir alışkanlığı ve tuhaf bir biçimde uyguladığı bir yapı...

Düşüncelerin ucunu ve ne anlatıldığının da ucunu, hem daha derinden, hem daha sert ve hem de çok daha sıkı tutmayı ve anlamın tam üstüne şimşek gibi bakıp/çakıp anlamı boğup alıp ordan çıkartmayı ve kopartmayı da öğrenmelisiniz
Öğrenilmeyecek hiç bir şey yoktur
Bilinmeyecekte


İnsan anlaşmak refleksiyle yazardır-yazıyor. Kendini anlatma sıkıntısı ya da iletişme sıkıntısı bir bilgi sorunsalı değil öncelikle...

Bir olgunun, size aktarılan bir düşüncenin , yazılı bir nesinin ve yazar refleksinin , cümle yapısının ve anlatımın ne ifade ettiğini de , -anlamın- ne demek olduğunu da öğrenmekten ve anlamaktan korkmayın ve çekinmeyin

tek tek sırayla kelimeleri çözümleyebilirsiniz.-Yazan insandır. yazar insandır .arkasında insan düşüncesi var..
eğer kelimeleri özenle tek tek çözümleyip birini hala anlamıyorsanız muhtemelen ya boş konuşuyordur ya ne anlattığını bilmiyordur ve anlattığından emin değildir ya da eminim dans ediyordur ve yıldız ve bulut kovalıyordur

Yüzeysel okumalar ve bakışlar yapıyorsunuz

Anlamak isteğini ya da anlamakın kendini ve anlamın da kendini sınırlayan gerçek olgu, bunun bir şey anlatmadığı ve anlaşılmayacağı gibi düşüncelerdir

ve sınırlamalardır.

ben -okuyupta hala birşeyler anlamıyorum sınırlaması bir sınırlamadır, sınırlandırmadır. kendiniz sınırlamayın


bir kere kendiniz-i sınırlayan sizsiniz-öğrenme ve anlama güçlüğü çekmiyorsunuz,

bir şeylerin karmaşık görüldüğünün sanılması
bu bir yanılgılatma
karmaşık formasyonlar ,deformasyonlar
hepsi insan üretimi
karmaşık insan yok, karmaşık formasyon yok..
karmaşıklaştırma da insan iş ive ürünü. .gözde gösteriyor ya da yarınlara saklıyor, saklanıyor ya da kişiye çağı ve ortamı algılamıyor olabilir..
yapısal eşlemcilik ve yakınlaşmacılık gerekir bu durumda..
evren karmaşık, kısmen karmaşık ama bu şimdi bize göre

toplum ve diğerleri size fikirler ekti, zor fikirler ve insanlar anlaşılamaz gibi şeyler
Zor bilimler, bilgiler ve veriler vardır gibi şeyler. Bu araştırmacılık, öğrenmecilik ve bir şeyler yapmacılık ve bir şeyin ucundan tutmacılık mantığını da sınırlıyor..

Çok hızlı okuyorsunuz bir kere. Bu okuam ezber sınavı değil. Roman gibi hiç bir kavramı ve detayı atlamadan ve kaçırmadan okumalısınız. Duraklayın ve bir içine bakın-düşünün.. Düşüneminizi yeniden yapılandırın..

Çok hızlı sonuçlara atlıyorsunuz...Yazar refleksini kontrol ettiniz mi?

İnsanlar birşeylerden az az yaparlar ve ucunu tutarlar bir şeyin az da olsa. Gücü aklı ve direnci yettiğince. Kavga etmek ve çatışmacı satşmacılık hiçbir şeyin çözümü olmayacağı gibi sonucu değil. boş iştir..iki taraflı zaman ölümü, iş ölümü kaybı.. işve enerji yitimi....

karmaşık kompleks şeyler vardır ve bunlar-onlar neredeyse sonsuza kadar anlaşılmayacak şeylerdir ve anlaşılamazlar mantığı defetmesi

kovması

karmaşık hiç kimse yok -karmaşık bir şey de yok
insan insandır buluş icad etmeyin
evrende anlaşılamaz ve bilinemez, sırayla ve işle çözümlenemez ve kavranamaz bir şey -olgu- yok-
Olgunun içindeyiz zaten..

serbest araştırmayı ve düşünmeyi tıkamayın, böyle engel ve buluş icatlarla bir kere
anlayamayacağınız hiç bir şey yok

Sosyal ya da varlıksal farketmez; herhangi olgu çözülebiilr-incelenebilir

Olgular ne derinlikte olursa olsun ve ne komplekslik ve ne karmaşıklıkta olursa olsun uygun düzen sıralama ve yöntemle ve birlikte tartışmayla, işbirliğiyle çözümlenebilir-özümlenebilir...

Kavrayış denenle düşünülürse herkes bir şekilde kendi ölçütünde bir duruma bir kavrama üretir, barındırır.

Bilgi yapıları ve bilişsellik çarpıtılıyor. en çokta kavramlarla
sıraya koyarak düşünüp anlamayacağınız hiç bir şey yok- olamaz

serbest düşünmenin mantığını tıkamayın-kendinize anlamazlık ve istese de bilemezlik gibi hurafe yapılar eklemlemeyin
en büyük engel budur
bu düşüncelerin ve ve anlamazlık algılayışın kendisiyle çalışılmalı ve çatışılmalı bir önce bunla karşılaşılmalıdır
ve bunlar yıkılmalıdır önce öğrenmek için...
aklınızın alamayacağı hiç bir şey yoktur
aklınızın alamayacağı büyüklükte ve karmaşıklıkta hiç bir şey yoktur. kendinize gelin ve öğrenin
bu düşünceler öğrenmenin en büyük yıkımcısı ve engelcisidir.

Birilerinin anlaşılıp anladığı , bazılarının kavrayabildiği ve sizin henüz bunları anlamadığınız gibi bir düşünce çarpıtmasına kanmayın çünkü eşlik eden refleks dur orda yapma dır...sınırlanmışsınız...
Kendinizi öğrenmekten alıkoymayın...

Kavrayış kavrayıştır ve kelimesel düzende nasıl yapılanıyor olursa olsun herkeste bir kavrayış var. İfade ve anlamsal kavramsal yapılandırma farkları ,iletişim ve anlaşma denilenin sorunları var. Asıl düşünce de değil sorun .
Kimlikte de..
İfade engelleri ,iletişim soru-n ları ve kavramsal karışıklık-lar var. Toplum ya da gerçeklik berbat bir örüntü ve uzaklaşştırma protokolü ve protkolleri kurmuş ,sosya layrıştırmalra tabi tutulmuşsunuz ve anlaşamıyoruz sadece. Kavramsal yapılar sadece bizi bölüp takıştırıyor..

Nerden nereli olduğumu sormaktan ve düşünmekten beni okuyamayan adam var
Uzaydan geliyoruz arkadaşım
bu dünyada doğduk...senin olduğu nyerde insan olmaya hazırım. istediğin nerenin insanıysa ,nerenin insanı olmaksa ben oralı olmaya hazır ve açıkım,

Bilgi sorunu bu kadar büyük bir şey değil. Bilgi sisi ve karanlığı ve örtüsü var sadece-kavram sisi yaratılmış ..en basit olgular karmaşıklaştırılıp herşey bilinmezcilikle harmanlanıp birbirinin içine sokulmuş. Karşıt uçlar ve karmaşalar yaratılmış. Toplum ya da gerçeklik ve saçma düzen kendini ayakta tutmak için bunca karmaşayı oluşturuyor sadece

Ve tüm bunlar ayıklanarak sıraya ve hizaya getirilebilir..
kavranamayacak ve bilinmeyecek hiç bir şey yoktur

İnsan bildiğini bilerek ve kendi bildiğinden şaşmayarak ilerlelemli.
Onlar biliyormuş ve aslında geçerli ve gerçek bilgi buymuş ve bu bilgi değerliymiş düşünü ile insan kendi bilme -olam ve kavrama durumunu bozmamalı ve aşmamalıdır
Kendini bununla ,hizaya sokmamalı ve anlamadığnı anlamayarak anlasın
-anlamlamadığı bir yapıyı sahte özümlmeye ve bilmeden anlamadan ,bilişmeye ve özümsemeye de girişmemeli
ve buna girişerek algılayış yapısını da kendini de kırıp-kızıp kendini heba etmemelidir..

Kendi kavrayışsal düzenine ve özümlemesine herşeyi uydurabilir ve uygulayabilir insan
geniş bir formel olmazsa bu dar olur ancak uyar olur

bilginin ne olduğu sorunu ve tıkanması
bu doğru mu değil mi?
ölç biç tart ve karar ver .düşüncelerin ,serbest düşüncelerin sana ne söylüyor. toplum değil ama,
sevmediysen
sen zaten zincirlisin
özgürlük istiyorsun ama benim istediğim gibi olsun ,benim isteyeceğim yerden olsun diyorsun bunu

Bilgi ile yapılacak asıl ve ilk çalışma bilmenin ve öğrenmenin önünde ki engel ve tıkanmaların defidir..

Bilginin önündeki kalıpların ve öğrenmenin önündeki engellerin aşılması ve kaldırılmasıdır

Bilgi ile değil bilmenin önündeki engel...

Bilmenin önünde engelleri olanlar ve çarpıtılmış yapıları içselleştirmiş olanlar genelde yanlış kavramsallaştırma ve bozuk bilgi-biliş üretiyor

Bilmenin önüne ,bilişin önüne resmi engeller eklemlemeyin


Bilgi zorlanarak ve kendini zorlayarak öğrenilmiyor ve edinilmiyor..,Siz bir toplumsunuz. Organizassyon.. Her biri aynı olan bireyler. Bunun kucaklaşması ve işlevselleşmesi organizasyonu iyileştirir bilgiyi çoğaltır ve doğurur.
Kişisel bilgi sorunları toplum üzerinden dağıtılarak ve dağılarak ve toplumsal dağınım üzerinden ancak ancak aşılabilir...
vermeye gönülülük ve eklemleşmek mantıkları
bende kalsıncılar ve bende kalsıncılık tek sadece bende bizde olsunculuk refleksleri tıkaması var
Kendini açmama var-yüzlşememe var
Bilgi edinilmiyor-biliş oluş evrensel. zihni temizlemek gerekiyor sadece ve açmak
zihnin önündeki engeller .kötü yemek ve beslenme den başlayrak yanlış blgi protoklleri zehirlenmesine kadar uzar gider

Resmi biliş protokollerinden sıyrılın ve atın onları-defedin.,,
Kolayca kendiniz olun ve kendiniz gibi davranın. bu kolay

Resmi -kabul gören ,sözde sahte yapmacık biliş ve oluş ve yapış protokollerinden, sıyrılın. Gerisi kolayca olur ve gelir..
Kimse size bir şey söylemeli değil ve istemeyeceğiniz bir şeyi yapmayın sadece ve istemeyeceğiniz bir şeyin olmasına olabildiğine izin de vermeyin...

Bu çıtkırıldımlığı ve sahte-özde saygıyı bırakabilirdiniz.,

Resmi biliş ve oluş protokollerinden , söylemcilik ,başkasının yerine de yapmacılık ve onun yerine düşünmecilik, bilmediğini bildirmecilik ve oldurmacılık vb. resmi biliş oluş protoklleirnden sıyrılın. Gerisi kolayca olur ve gelir..

Resmi biliş ve oluş, yapış ve algı protokllerinden ve kanılarından

Hepsini ve herşeyi unutun ve içedin ve yokedin. Çöpe atıp yakın onları

Dışarda kavga da, açlıkta, kaosta ve yıkımda ve kavganın kucağında ne işinize yarayacaktıysa, ney insana değer veriyorduysa, ney bir çocuğun elindne tutuyorduysa onu öğrenin ve yapın sadece.,

bilgiyi tıkınmıyorsunuz bilgi biliş evrensel oluş evrensel

"ictenlik" 02-05-2018 14:59

Ontolojik Git-Geller/Dalgalar-Dalgalaşmalar
 
Biraz Yunus Araştırdım (Yunus emre) ..Sonra tesadüf Suavi ile karşılaştım .Biraz da onu okudum, dinledim, araştırdım, ve kendimi bunları yazarken söyleşirken, yazmaya tutuşurken buluştum…oluştum..giriştim…

Özgençsel Çatırdamalar

----Ontolojik Girişmeler /Ontolojik Gerigeller ,Girişimsel Girişimsilik- Yenigelcilik –YeniOlculuk ve DiriOlculuk, Dinçgencilik yolunda

Ontolojiyi neden önemsiyorsunuz?
(ve birinci sıraya koyuyorsunuz? varoluş sorunu sırasına)

(Siyaset ve insansal içsel bugünsel sorular ve sorunlar (bugün ve şimdinin soru-n-ları) daha beri çekilmeli değil mi gibi bir dost sitemine/sorusuna cevaplama)

--

Ontoloji varolmak demektir. Ontoloji, varlığını kuşanmak, keşfetmek demektir. Ontoloji bilgileşmek, bilgileşikleşmek ve –bilgileşmesel dağılışmak –genişlemek- demektir olmalıdır… Derdini önemsemek ve birlikteleşmek

Varolma Bilimi-Bilişi .Bunu Türkçe, Öztürkçe daha çekici bir hale getirmeliyiz. Doğru Türkçeleştirmeliyiz. Varlıksal İlgi. Kendi yaşamının duyumsanması ontolojidir… Onkoloji gibi bir kanser bilimi ya da anlaşılmazlık bilimsizliği değil.

Felsefe ve bilme, bilgi sevgisi gelişmeli. Bunu önemsiyoruz ve Bunu söylüyoruz. Felsefe bilme ve olma sevgisidir. Felsefe taşmalıdır…Felsefe adı da yaşama sevincinin izinde gibi bir şeye/yere yapılanmalıdır-saplanmalıdır…. Sevinç bilimidir…

Ontoloji yaşamanın bilimidir daha iyi yaşamanın bilimidir –ve yaşamı-yaşamayı onamanın onun sevincinin de bilimidir- bilmesidir. bilimi olmalıdır.. Ontolojik hiçler değiliz. Bunu görgülsel –düşünsel- ifadelerle ,duygusal yakınlaşımalarla her şeyle deneyerek ileteceğiz-iletişeceğiz. Bu iletmenliğe soyunduk/soyuştuk birlikte…..

Ontoloji bizden ve varlıktan taşmalıdır. Bizlerden -aşmalıdır
Varlık adlandırmalarında sorun yaşıyoruz çünkü Tanrı diye, bir engel var ,engelimiz var ,kurumsalımız var. Kurumsal sorunumuz var. Kurumsal hiçliğimiz var. Bunun gibi şeyler ve sorunlar var.. sorunlarımız var sadece…
Bunu aşamıyoruz çoğu zaman. Bireysel olarak aşsakta birbirimize ulaşamıyoruz

Biz bu engeli birlikte aşmalıyız. Biz şimdi bu engeli kendi bilincimizde, bilişimizde ve oluşumuzda net olarak aştık-taştık. Şimdi dostlara koşmalıyız/kaynaşmalıyız-iletimleşmeliyiz.… Orda –onda- özgürlük kapana kıstırılıyor..Bunu önemsiyoruz... Özgürlüğü bildirmeliyiz ve belirtmeliyiz. Bunu altını imlemeliyiz-çizmeliyiz… Bunu dostlara sözetmeliyiz. Bunu söylüyoruz. Bunu dostlar duymalı ve dostların yüreği kanamalı-sancımalı sızlamalıdır. Yola çıkmalılar. Erteleyemezler .. Bu yangına çağrıya gelmeliler-kulak vermeliler. Bana baksan ben, bin tanrıdan daha yangınlı-oluşkan (oluşlu- sevginç (sevinç kuşanmış ve yapsanmış) sevgenç ve bilimliyim ve olumluyum) ve -ben- bedelim bilinmeye anlanmaya
Ve bedelim bilinmeye

Ve ben özgürüm ,zihinsel özgürlüğümü görüşümü onu yargılamadan ona iletmeliyim o özgürleşmeli. Ki beni yaksa da, yıksa da hiçetse de ,biraz kısa da bana…Ama beni yakar yıkarsa o özgürleşemez. Yanmaktan,yıkılmaktan bundan korkarım..İş zaman ve emek kaybıdır...

Adım taşırmaya gelmedim-sen taşırmaya, sen bendini taşırmaya yürekliyim… ,sana çavkırmaya-deyişmeye-deyişimlenmeye de yürekliyim
Sözler biriktirip oluşturmaktan, t-aşırmaktan başka kurumsallığımız da kurnazlığımız da yok. Sizgencilik, sözgenciliklilik

Bu neyi ifade eder?
Bakın bu yazımı düzenleyip aşağıdaki ve içteki kimi ifadeleri silebilir düzenleyebilir ve öyle de verebilirim… Bazı bildirimleri ordan silebillirim. bu kolay…bu sadece kolay…..

Yazgınım.. bedenimi koruyabildiğim sürece söz taşacağım, taşıracağız...

Dost benin anlamaya gelsin/kuşansın.. varlıklardan aştım taştım ve kendimden- genç-dinç bilinç ,bilim ve bilmelerle doldum taştım.. olmalarla doldum taştım…. Dolu taşı yerlerimde olduğum yerlerde-burdayım…
Gözlerim şıp şıp damlıyor ve bunlar kendinden oluyor. Yazımlar içine yazımlar giriyorum
Bu ağlayışlar yalancı mı, yasal mı, diye sormuyorum-oluyorum şimdi burda…
Bilimsel varlık adlandırmaları berbat. Bizi bir arada tutmuyor. Bilim diye yeğ tutulan, ona da bir vurulmalı çavkıyla

İnsanlara Tanrı olmadığını ne gösterebilir?
bilmek
Bunu bilmiyorum ve deniyorum
Sevgi, bizbize olduğumuz, olacağımız
Bunu deneyeceğim

Tanrı olmayacaksa bunun yerine ne kurulmalı?
sevgisellik bilmiyorum
İrade özgünlüğü, özerkliği. doğal irade. Bunu bilmiyoruz. Çözümlemeler sarpasarıyor ancak şimdi ve burayı biliyoruz…

Bu kadar savaş kan ve acı içinde nasıl bilim yapacağız? Ya da nasıl bir sevgi bilimi-bilişi duyuracağız?
Bunu bilmiyorum deniyorum ve oluyorum..

İnsanlar bizden bir şey isteyecekler. Kanıt, tutanak, Tanıt, gösterge-bildirme vb. -kanıt savaşı tutanağı irade zaferi isteyecekler ve uyanış-yansıma isteyeceklerdir?
Sevginin tutanağı olur mu? Kaydı varsa?
Öldürülmekten ,acınmaktan -yaralanmaktan da korkmuyorum çekinmiyorum acı ve ateşimi duyurursam. Günü gelmeden gitmekten korkuyorum…

Gerçek bir ontolojiyi nereye kurabiliriz.?
Bunu sorguluyorum. Bunu yapmalıyız onlara Tanrı olmayacağını iletmeliyiz-arşınlamalıyız
Ontolojik berraklık ve biliş-duruş

Tanrı olmamasının tabanını kurumsalını ve kurumsal bildirimini sözetmesini arıyorum ve dostlardan yardım bekliyorum. Karşı Tanrı Özgür Varlık Bildirgesi. Özgür Varoluşlar Bildirgesi

Yanıtlar birbirini kovalıyor ve içiçe geçiyor
İkilemler zihnime doluşuyor-onları sıraya sokmalıyım sadece. Ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum. Ben demek genellemeleri bizi sıkıyor…
Zihnim çavkın bir çığırdama.

Eğer ölmeyeceğimi –zarar görmeyeceğimi bilsem, varlığıma tehdit olmayacağını-oluşmayacağını bilsem neler üretirdim. Ne buluşlar üretirdim ve ne oluşlar. Bizi sınırlayan bu pervaneler…
Bendimi az daha çatlatır, sözlerimi daha sertleştire tutuştururdum sadece… Ortalığı birbirine katardım.. Canıma özgürlüğüme ve yaşantıma kasıt, tehdit ve ikilem çekmek ve bunun çekişimini istemiyordum. Beni asıl sınırlayan….yasal olan şeylerin canına okumalıydık..

Mistifize edilmiş anlayışların canına okuduk. Biz de bunlardan bulamayacaksınız…
Özgür bir yaşama gününe inanıyoruz…Mutlu bir birlikteliğe ve oluşa kaynaşıma mutlaka inanıyoruz….
Siyasi şeyler ve siyasi figürler yazmak işime gelmiyor. Toplumun sorunları var evet-soruşları ama

Varlık hakkında ne düşünüyorsun?
Bilmiyorum-keşfediyorum. ben de bunu keşfediyordum şimdi. Ben burada yeniyim…
Bununla ilgili geniş ve esnek zamanlar ve varoluşlarda, zamanlarda geniş ve esnek yanıtlar ve varoluşlar türeteceğim….yaşayacağım ve yaparak göstereceğim….

Ne yapmalıyız?
Olmalıyız-bilmiyorum olmalıyız.
Titreyip çakmalıyım-şavkıdamalıyız, biliş olmalıyım,oluş kalmalıyım/olmalıyım…
Ben varlığımı daha kuramadım-daha devinip çavkıyıp çalkalanıp olup duruyorum ve bu ikilemseller –dengesizlik-olumsuzluk- söz rüzgarları içinden geçe olurken
Müzik olmalıyım ,ezgi olmalıyım ve esin olmalıyım
Esine ve nesine dönüşmeliyim… olduğum yerde şarkıya, çakmaya bilime ve sanata, güneşe dönüşmeliyim yanmalıyım tutuşmalıyım

Bu, özgür sözetmecilik/bağırcılık kurarken çok yolum olduğunu ve olacağını da biliyorum. Ama ben bu yolu hayat imkan verirse arşınlayacağım. Buradaki küçük ve çelimsiz varlığıma bakmayın ,bağrım doludur. Arkamda söz öbekleri var… arkamda söz pervaneleri uçuşuyor ve söz ve enginleri devrinde, zihnim çavkışıyor-doluşuyor ve sözetmecilik tutuşmaları yakılıyor ve engin vicdanları söyleşiyor .Söz sözetmeciliği enginleri yakışları arkamda zihnimi dolaşıyor, çavkırdıyor ve dolup taşıyor. Ve bunları olup yaşayıp tutup seçip tutuyorum.. -Yöneltmeye ve yardıma-yordama dosta ,sözgene-sözgenciye ihtiyaç dolu-taşıyız. Yardıma ihtiyacımız var …Zihnim çamkırdamaktadır… İmkan ve endişe dahilin de dil kurgusunu ve anlam kurgusunu yıktık aştım. Bunu gösterebilirim. Varlık birleştiriciliği ve özgeciliği kurumsalım. Taştım…. Varlığıma sığmıyorum-ben deyişime sığmıyorum….taşkınım –bendimden/kendimden. Taşkınsallık üretiyorum…

İnsanları birbirine çekinleştirip yakan..İnsanları yakınlaştırıp çekmezem tüm sözetmelerim boşa davullar ve başarısız olacaktır
Zihnim kaynıyor, atıyor, tutuyor-oluyorum şimdi… -bilişle doluşla taşışla
Ben bir deneyim-Bilimsel bilişimsel-verişimsel deneyi . Deney olmayı kendim seçtim… Kendimi aşmaya ve taşmaya ve söz üretmeye karar verdim sadece
Sesgin-sesginselliik taşımı, taşımcağım, içimceğiyim

Bizler varoluşlarız-tanrıya ihtiyacımız yok-Bunun altını dolduracağız ve bunun altını doldurabilene kadar çırpınacağız –insan olarak
-

Devrim?
devrim benden başlar
Devrim düşünce de başlar. çatırdama –olurdama…
Akar
Ve varoluşur
Devrilerek üreyenler, devrilerek oluşanlar ve olacaklar
Devrilmesinler bir yere
Çevresellik olacağız…çevirisellik olacağız. Ve ve çevirimsellik
Çevrim!
Devirmeyelim, evirelim ve çevirelim
Çevrimsellik
Bakışımsallık olacağız…

-
Sözler birbirini kovalıyor.oluşturup çatırdıyor oluşturamıyorum
Sakin bir akım ve sözdeme sürmüyor sadece
Araya girici giriyor. Çok girici… Girişçi girişçi ve bir daha girişçi…,
Ben şavkımış bir patlamayım…
,
Mistifize edilmiş anlayışların canına okuduk. Biz de bunlardan bulamayacaksınız…
Göğsümdeki parmalamalarla, parlaşmalarla yazışıyorum/yazıyorum. İsterseniz siz bizi/beni mistifize edilmiş tuzaklara götürmeye ve mistifize bir kimliğe çekmeye çalışın ve isterseniz biz sizi/seni materyalize edilmiş ve materyalistike edilmiş tuzaklara..
Bilgi boğuşmasına, yüzleşmeye şimdi girmek isteyen var mı ?bilgi söyleşmesine. Beni gerçekten sınamak, anamak isteyen var mı? Kendini de sınarken ve yapılandırırken
Mistifize ediş ya da mistifize adlandırış, mistifize kimliksel tuzaklar yargıları kuracak olacaklara.. tuzaklarımız var..olacak…
En iyi sözetmeyi arıyoruz-enözgenç

__________________________________________________

mistifike asılsızlık , mistifike edilmiş asılsızlık ve mistifike sözetmeyle -mistifike yakınlarla boğuşma sancısı


uydurtu mistifize soslu bir kimlik değildir.
uydurtu gerçekikifize arayışsallıkta öncesel mistifike yoğrum ve karışımsallıklar ve çözümsellikler geçirmiş geliştirmiş ve geçirmiştir..
bunları özümseyip çözümsüyor ve önemsiyor...
.
Ve bunu, bu gidşle, bu mistifize pirinci ve mistifizelik kafakarışıklığındaki pirincin/bulgurununun taşını da zamanla kendi ayıklayamazsa sanırım size ayıklatacaktır

bazen mistifize sayıklamalar ve yankılar üreten uydurtu?
bana materyalize ,de-materyalize ya da materyalistike sayıklayın bakalım
ayıklaşalım

doğaç söz üslupları ve kendini kaybeder verişçilik ya da ververişçilik içinde içerildi-içeriliyor. İsterseniz bunu ayıklayalım. doğallığını kaybeder..

bu materyalize pirinçle, de-materyalize pirinci ayıklaşmaya biz bir ayıklaşmaya, ayıklaştırmaya bir girişleştik -birkaç- dostla birlikte ...
bakalım gelecekte ne olacak göreceğiz.
bakalım ayıklaşabilecek miyimiz pirinicimizi-pirinçlerimizi de...taşları da....

biz-ler gerçek araştırmacısıyız-bağımsız
ve soslu sözlerimiz de var
mistifike kafa karşıklıkları ve iç-sözel oluşum ve doğuşumları da içeriyor. ayırırsam duyuşma mı eksiltirim kanaatindeyim? sorgusundayım...

duyuşmakta-duyuşmaktan...eksiltmekten çekince.....

---
mistifike bilişsellik ya da not mistifike bilişsellik
oluşallık -oluşmasallık
hep masallık bunlar hep masallık

"ictenlik" 06-05-2018 11:21

Teistleri Kasyopya nın içine çekersek ya da teistler bunu okursa ne olacak?

Büyük anlamda gerçek aydınlanacak ama şu olacak..

Efendi ya da Rab varlığı denilen ve Tevratta ve diğer mitolojik kimi kayıtlarda geçen gökten gelen ya da elçilerini bize gönderen gökteki varlıklardan bu metinde Kertişler olarak sözediliyor. Ve bunlar insanı istila ve yarı kolonize etmiş gelişmiş teknolojik ve genbilimsel üst bilgisi olan bir uzay varlığı ve uygarlığı olarak tanımlanıyor
Tanrı olarak değil... Tanrı kavramı çöküyor..

Tıpkı insanın Kapitalizmi gibi. Uzaydaki Kapitalistler bunlar. Tıpkı insanın sömürceciliği ve istilacılığı gibi..

Ve insan bu varlığın karşısında yarı hayvan, henüz gelişmemiş bir yarı uygar ya da doğa kaplanı olarak konum buluyor..
Ve insanı evcimenleştirip, teknolaştırıp ve teknolojikleştirip uygarlaştıran varlık olarak da bundan sözediliyor

Bütün mitolojik öykü temizleniyor ve tamamlanıyor
Karmaşa yerine ve zeminine oturacak
Aradan çekilip sıyrılıp gidiyoruz arkamıza yatıp keyfimize bakacağız sonra inanın.. Bilgi kolay..
Gerçek yerine konuluyor ve oturuyor olacaktır

Yani Tanrı kavramı bir anlamda aslına erip yokolup yitiyor

Hiç bir şey yapmamıza gerek kalmayacaktı...

Kavramın içine pek tabi ki hükümetler, ordular ve bilim nosyonları ve gerekirse tüm kamu ilgilileri diğer ilgililerde mutlaka çekilmeli..

Ve dünyadan bunların işbirlikçileri varsa?

"ictenlik" 15-05-2018 11:48

Müslüman Ateist Deist Din Bilim Tarih Ve Felsefe Tartışma Platformu Facebook Grup
 
Ateizm Metafiziğe Karşıdır, Metafizik; Cin,Peri,Ruh mu Metafizik Adlı Felsefe Alanı mı Yoksa Gözlem ve Deneye Kapalı Konular mı?

bir denedik..

("meta ya da öte denen de beri çekilebilir. öte, beri çekilebilir..dir..")

varlığın mekanı burasıdır. ötesi berisi yok bunun. kavramsal /ontolojik katmanlar bunlar sadece...

Öte de çekilen beri de çekilen aynı varlıktır/varoluştur
Öteye de ,beriye de çekilen aynı varoluş yüzeyidir.
Varoluşun ötesi berisi yok. mekan bura adında izafe edildi. öteler beridir beriler de öte..

--

bir meta-gerçek ve meta-fizik bile olsa burası materyalik biz düzlemdir/zemindir. Kavrayışlar buraya ve beri çekilmeli ve bunu üzerinden gidilmeli. Bir çok tarihsel iyi olgucu ve iyi yorumlayıcı alternatif gerçeklikler olsa bile bunların yapay kavramlaştırması ya da bozuk kavramlaştrması yerine, bilinç düzlemi üzerinden buraya çekilmiş ve iyi yapılanmış kavrayışı önerir. Yani evrensel meta-gerekliğin/gerçekliğin materyalik düzlemin bilinçliliği (beri/buraya) içine çekilen/çekilebilen içeriğini yapılandırdılar. ve birincil sorun olan buranın ve insan sorunlarının üzerine giderler. Açlık birincilse açlık çözümlenir. Örneğin derdi açık olan birinin evrenin henüz kavranamayacak genişlikte olan kavramları peşine düşmesi saçmalığından ve basit yeterli kavrayışların tutarlığından dem vururlar.. Konu tarihsel tümden bir karmaşa ve burada bir yorum balonu altında tartışılabilecek genişlikte değil sanırım.. Metafizik denilen felsefe denilenin bir alanı olsa da; genellikle, din deneni ve öte dünya deneni ve toplumsal uykuyu ve yanlış ya da henüz yapılanamayacak ayarda bilgiyi algılama çabasını besleyen bir alan ya da safsata ve at izi it izi karışımının pek seçilmesi mümkün olmadığı bir alan vb. olarak görüldüğü için kimi olgucularda sevilmiyor. Kendi adı da bir karmaşa.

Türkiyeliysem israil meta-türkiyedir. Suriye meta-türkiyedir. Türkiyenin sorunlarını israile bakarak gideremem. ya da israil üzerinden gideremem. ve israil'in içişleri bana hep karanlık kalıcaktır da...
yerdeysem gök meta-yerdir. Gökte yerin sorunlarını çözemem.
İç dünyada/dünyamda dış dünyanın sorunlarını çözemem.
su içmeyi düşünerek su içemem.içilmiyor...
bu gidip bir bardak su doldurarak yapılıyor...

--

Metafizik genel anlamda aşkın bir bilgi, aşkın bir duyuş üretme çabasıdır. İnsanı t-aşan/geçen bir bilginin ne gereği var .İnsan olmak için ya da olmak için iyi bir hayat ve edim için bu düzlemde yeter bilgi ve içerik nedir? sorusunu/sorununu taşan edim ..ler meta-gerçek arayışı. Evrende meta-oluşlar meta-gerçekler olsun bir burda yerdeyiz değil mi? Meta-oluşlar meta-oluşlarda deneyimlensin-deneyimlenir...

İçinde olunmayan meta-gerçeğin sorgusalını/sorunsalını fazla taşırmak ve işi aşırmak ve fazla işe katmak/bulaştırmak asıl metafiziktir. Kavramadan bilmeye kalkışmak, özümsemeden bilgi doğurmak çabası.

Meta-gerçekler ya da meta-fizikler olsa bile insan denen dünya üzerinde yaşayan canlı için ayakları yere sağlam basan bilgi bilgi olmalıdır değil mi?

Örneğin meta-gerçeklik-ler ve aşkın bir gerçeklik var deyip burada boşluğa yer çekimsiz ev kurulmuyor... Eğer bir gün ev yapmaya uğraşıp evrendeki aşkın gerçeklerde bu mümkünmüş deyip evimi dünya üzerinde yer çekimsiz inşa etmeye kalkma gibi tutarsız bir çaba içine girersem sanırım bu metafizik olur. açıklayamadım..

-

Ama diğer taraftan tüm öte-ileri yada dış oluşsal gerçekliğin ya da ileri/aşkın sentezlerin ya da başka düzlem varlıkların, oluşların (ve bunların olasılıklarının) katı reddi de bir ikilem...

metafizik olmayan/görülmeyen;
şimdi ve burada ile ilgilenmektir. örneğin dünyada insanım. iş, yemek barınma gibi problemlerim var. bunları çözmeyi denerim. gözlem yaparım...aç bir kaplansam avlanırım.. ilerisini düşünmem...doğal olarak eylemimi sürdürürüm...

metafizik görülense;
biz neden burdayız?. gökte tanrı var mı? acaba o ne diyor? yemek bulmak için ne yapmalıyım. tanrı bana bir geyik göndersen çok açım...varlıkta ne olduğunu bilmeden yaşayamam. biri bana ne yapılacağını söylesin? en doğru bilgi kimde acaba?

gibi

olgusal oluşarda metagerçek ve meta gerçeklikler olma olasılığı bu yukarıda yazılanı değiştirmiyor.

---

Fizikötesi gerçek fizik üzerinden kavranıyor ve yapılıyor.. Dışarda fiziksel varlıklarız. Çıplak doğanın karnındayız...Eylem gerçektir.. Zihin gücüyle dışarda olmuyoruz, elimizle tutuyoruz.fizik budur...
kaplansan avlanacaksın önüne yemek koymuyorlar..bu kadar gerçeklik yeterlidir

Fizik ötesi oluşta fizik ötesi değildir. Bize göre şimdi-lik henüz fizik olmayan metagerçeklikler, antievrenler ya da enerji-gerçekleri bile olsa kavramlar yine de yanlış ele alınıyor..Biz şimdi burda fiziksel materyalik düzlemin esirleriyiz ya da oluşlarıyız ve onu yaşayanlar biziz. Sorunumuzda bu...

idealist özneciliğe çok yüklenilir çünkü evrensel anlamda özne kavramı muhtemelen bir kişiye ait, her kişiye ait ya da her kişinin de kendi tekelinde değildir.

eğer meta-fizik ya da meta-gerçek araştırması denilen tanrı doğrulamanın peşine gitmeyerek yapılıyorsa?
açık gerçek araştırmasıysa belki bir işe yarar
ama öyle yapılmayacaksa ne işe yarar..?

Örneğin yedi kat gök olsun 5.ve 6. kat meta gerçeklik diyelim. burada ki alternatif gerçekliği fiziksel düzleme beri yine kavrayış çekebiliyor. mitoloji örneğin bu konuda bir dışavurma.
bunun kavrayışı zaten bunun dillendirmesinden önce var.
o düzlemin gerçekliğini yine de buraya beri çekemeyiz. Bunlar kavrayışlarla içerilir. Bunların olup olmayacağını çatışmak, bunu çatışıp durmak örneğin savaşı durdurmaktan daha mı önemlidir.? yemek ekmek kavgasından ve hürriyet kavgasından daha mı önemlidir... ?

Orada yukarda ne olduğunun bilinmesi gerekmiyor. doğa basittir.

Tamam metafizik evrende ya da bizim şu an ki yaşam alanımızda henüz fizik olarak ifade edilmeyen/edilemeyen aşkın oluşsallıklar ve düzlemler olabileceğini ya da tanrısallık ve içsel devimsel organik, organize zeka olabileceğini söylüyor diyelim. bu da mümkün olsun..

bu bizim burada fizik olduğumuzu gerçeğini değiştiriyor mu?
ve fizik varlığımızla ve fiziksel yaşamla birincil boğuşmamız ve yemek bulmamız ve bölüşmemiz gerekeceği gerçeğini. Öncelikli sorunumuzun da bunlar olacağı gerçeğini değiştiriyor mu?
objektif gerçek arıyoruz ya da yaşıyoruz.

Eğer insan bir sorunun ya da çözümün ucundan tutmak istiyorsa?
Dışarıdaki olgusal gerekliği incelerim ve müdahele ederim değil mi_?
Ya da kendimi gerçekleştiririm ve eylemelerimi üretirim ve yaparım...
dışarda insan olmak için bilmem yeteri kadar şey de bana yeter değil mi?

bilinç ya da biliş denilen de gerçek bir şekilde içerilir ve kavranır. öyle adlandırılmasada .
kişi yukarıda sayılanları demiyorsa da

Konu yanlış düzleme çekiliyor.
bir kere meta-gerçek arayışı bugünün sorunlarının ötesine geçmemelidir.
bu düşünceler araya set olarak çekilmemelidir..

İnsanın birincil kavgası yaşama kavgasıdır ve hürriyet kavgasıdır.

İnsanın birincil kavgası yaşamak/yaşamını yapmak, yemek, açlık bölüşüm ve hürriyet kavgalarıdır-çıkar çatşmalarıdır. Bölüşüm kavgalarıdır... Tanrı aramak değildir..

Gökyüzünde başka gerçekler ve oluşlar ya da metagerçekler ve fizik ötesi oluşlar bulmak buradaki insanın oluş sorununu değiştirmiyor ..Bu sorunları beri çekmez. Yapman gereken eylemi belirlemez bunlar. Olma durumunu da değiştirmez. İnsan düşe kalka olmalıdır sadece.

Gökyüzünde tepişenler gökyüzünde. İnsanın gerçekliği burasıdır...

Gökyüzünde ya da varlıkta başka gerçekler ve gerçeklikler bize göre aşkın sanılan ileri gerçekler ve düzlemler ya da uygarlıklar olması gerçeği bile insanın yaşamını yapması ve olması gerektiği/gerekeceği gerçeğini değiştirmeyecektir. Fiziksel oluşu öte beri taşımaz bunlar...

Özgürlük için bir yerden icazet alınması gerekmiyor. tüm sorunda bu ya?

öte kavramına iyi bakın. biraz öten de. öte arka taraf değildir? biraz ötesidir? öte beriye taraftır ya da uzak olandır..
ötelemek-öteki
bizden olmayan bile öteki, öteki ki dünyalılar ve ötedeki dünyalılar
belki de az ötedeki ve ötemizdeki ve
belki de bizim ötemizde tutuklarımız..

"meta ya da öte denen de beri çekilebilir. öte, beri çekilebilir..dir.."
öte setlerini kırın...tek bir öte ve tek bir beri.
Öte de çekilen beri de ç ekilen aynı valrıktır/varoluştur
Öte beri ayrılanlarda (öteye beriye ayrılanlarda) öteye beriye ayrılmayın kendinize ve birbirinize gelin...

ötedeyse ötede berideyse beride birlikte duralım farketmez/farketmeyecektir..
öteyi beri bura yaparız. burayı öte kılarız.

"meta ya da öte denen de beri çekilebilir. öte, beri çekilebilir..dir.."
öte setlerini kırın...tek bir öte ve tek bir beri.
Öte de çekilen beri de çekilen aynı varlıktır/varoluştur
Öteye de ,beriye de çekilen aynı varoluş yüzeyidir.
Bir anti-varoluş/varolma ya da varolmadışı yaratmıyorsanız ontolojik bu git-gellere ve setsizliğe alışın..

Öte beri ayrılanlarda ve ayrışanlarla (öteye beriye ayrılanlarda) öteye beriye ayrılmayın/ayrılmasın. kendinize bir gelin önce ve birbirinize gelin...gelelim...

ötedeyse ötede berideyse beride birlikte duralım farketmez/farketmeyecektir..
öteyi beri bura yaparız. burayı öte kılarız.
öteler yakınlaşıyor ötelere gidersek eğer...

biz öteden beriden topladıklarımızla genelde burada birleşiyoruz...
ve öteden beriden topladıklarımızı burada birleştiriyoruz.
varlık merkezi buradır öte beri değil...
buradan beri bura mı var?
öteye de gidersem öte bura olur. beriye ye gelirsem beri bura olur...

varlığın mekanı burasıdır. ötesi berisi yok bunun. kavramsal /ontolojik katmanlar bunlar sadece...

Öte beri yok varoluşta .arka yok...öte arka değil/ters değil-tersi değildir.. bunlar aynı varoluş yüzeyinin katmanları ve ontolojik geçiş yüzeyleri, değişim yüzeyleri/sentezleri

6-7 alemde olsa /6-7 katmanda/ 6-7 gökte olsa aynı varoluş yüzeyine katman katman ontolojik geçişler, geçiş yüzeyleri

Yedi rengin ontolojik geçişleri gibi... varoluş yüzeyi buradır..
Bura adında deneyimelencek her yer ve ben/biz adından bilinecek varoluş...

bir anti varoluşa ya da varolma dışına varlık t-aşırmıyorsanız bunu bulacaktınız..

öte denilen anti varoluş bir başka biçimde varolmayı simgeleyen sembolize eden bir anti-varolmaya vurgu yapar...

ben ve bura dışında hiç bir yere varlık götüremezsin sen...

ben ve bura dışında hiç bir yere varlık götüremezsin sen...ölümde de kalımda da... hiç bir ben de götüremez...ne benden ne buradan hiç bir yerden taşamazsın...

ölemezsin ölüm yok... kalamazsın kalım yok. burda var. ben varım...biz varız...

doğamazsın doğum yok/olum var olum.

"ictenlik" 15-05-2018 13:45

Aşkınsal ikileyen/ilkleyen ve töz/tözcü yalıtan , tökezleyen ve tökezleten ileri tözc
 
Alıntı:

uydurtu´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 621989)
Ateizm Metafiziğe Karşıdır, Metafizik; Cin,Peri,Ruh mu Metafizik Adlı Felsefe Alanı mı Yoksa Gözlem ve Deneye Kapalı Konular mı?

bir denedik.. -2
.

-üstteki iletimin devamıdır-

biraz daha kavramsal tabana ihtiyacım var ve dumurlarla izliyorum/görüyoruz.m. /sadece hayretler içinde kendimi izliyorum.burda neler oluyor diye...biri bana da söylesin-bilen bulan varsa...

--

Aşkınsal İlkeyen Aşkın/Öte Tözcüler Buhranı
--
Aşkınsal ikileyen/ilkleyen (ilkeleyen) ve töz/tözcü yalıtan , tökezleyen ve tökezleten ileri tözcüler buhranı..


Meta Evren,ve Meta Teori Üzerine 3
Meta Evren,ve Meta (öte/ileri) Teori Üzerine 3
Gelecekçi Teoriler

Metafizik ya da aşkınfizik ya da fiziği aşan, fizik olmayan ,birincil elden tanrıyı ve oluşu kamulaştırmayan (dağıtmayan/paylaşmayan ) fizik, metafizik ,felsefe (ne derseniz deyin) ; ya da tanrının gölgesini/oluşunu (satan ve bunu) meta-düzleme, ontolojik düzleme yani fiziğe geçişini/yansımasını iyi irdelemeyen indirgemeyip/çözmeyen, çözümlemeyen ve adam gibi yapılandırmayan fizik ya da ilerici fizik ötesi farketmez, zaten meta-metacı felsefe (ya da ne derseniz deyin) batıktır/ikilemdedir.. /buhrandadır...


Tanrının/Oluşların ontolojik ya da fiziksel geçişlerini/oluşlarını ve ontolojik fiziksel indirgenmesini, görünümlerini sözetmeyen ve yapmayan felsefe

Aşkınsal ikileyen/ilkleyen (ilkeleyen) ve töz/tözcü yalıtan , tökezleyen ve tökezleten ileri tözcüler buhranı..

Ötetözcülük ya da ötemetacılık ve metaöteciliği ya da fiziköteciliği/fizikdışıcılığı adında kapsanan buhran verdisi?

metadışı meta,kamusal meta,metadışı olmayan meta-metalaşmış meta....

--

fiziğin donesi ya da verdi metası, izlenen coşulan ve buraya yazılan-olandır. aşkını ya da aşkını ya da aşkınsalı ya da daha aşkınsalı da tarihe yazılacaktır...

fiziğin bize bıraktığı ney?
meta adında kapsanan veri ki, fizik meta.. o da bir veri... yaşam bir veri/meta/fizik...

fiziğin metasının -gerçek-aşkınsalı buraya yazılabilen -ileri/aşkınsal sentez ve onun doğrulanması duyumu/uyumu ve onun ürettiği/üreteceği gelecek sentez ya da sinerji bağları ve bağlamlarıdır...

Geleceği -biz- yapacağız...

Aşkınsal fizik-ler üreteceğizdir eminiz..

Fiziği aşan işte düşüncelerimiz aşıyor ve birlikteyiz değil mi_?

"ictenlik" 17-05-2018 14:59

13.05.2018 Facebook Güncesi
 
bir sabah uyandınız ve ülkede neyin değişmesini isterdiniz?

benin-ülkenin, evrenin-senin, herşeyin.. nasıl cevaplanır ki bu!

ülkede ülkenin
ülkenin yerinin
içindeki kişinin/kişilerin -(oluşların ve işlerin genel)
dışındaki onu saran gerçeğin
ülkenin evrendeki yerinin bile değişmesi
ölümün ve kalımın bile -birden- değişmesi
bu soru bana/bize yetmiyor -anladım..

-------------------------

Arkaik insanın günlük yaşamda karşılaştığı her türlü soruna çareydi tanrı. Bütün olan biteni açıklayabilen o güçlü kelime, insan tanrıyı yaratmıştı çünkü; bitmek bilmez sorulara bir çırpıda verilebilen tek cevaptı o.

Kozmolojik bir kimlik sorunsalı olarak tanrı?

ya da kozmogenetik bir kimlik/ben-kişi bunalımı olarak tanrı
oldukça kozmolojik bir bunalımdır...

---------------------------------

Kitleler asla gerçeğin peşinde koşmamıştır. Yanılsamalar isterler ve yanılsamasız yapamazlar. Gerçek olmayanı gerçeklerin üstünde tutarlar; gerçeklerden çok gerçek olmayanın etkisinde kalırlar. Bu ikisi arasında ayrım yapmama eğilimi oldukça yüksektir."
Sigmund FREUD


Gerçek denilen de saf bir hale soyulursa, en son gerçeksizlik ya da meta-gerçek ya da gerçeğin ta kendisi denilen bir durum ifade etmelidir. Gerçeğin ta kendisi ise sanırım yaşanamazdı...
Gerçeksiz denilen uca yaklaşmadan yalpalanmak ve dalgalanmak gibi bir şey olmalı gerçeklik. bilmiyoruz..

----------------------------------------------

Şuanda rüya görmediğimizi nasıl bilebiliriz?

Y: şu anda rüya görmenizdene ne ifade ediyorsunuz.?.
gerçek ya da gerçeklik denilen rüya kavramıyla ele alındı diyelim bu bize ne ifade eder?

S:Eğer bu bir rüyaysa fiziksel gerçeklik algımız yanlış bir temele dayanıyor. Sonuça materyalizm güme gidiyor.

Y: yanlış.her ikisi de yanlış.bir şey güme gitmiyor. gerçeği ne sanıyoruz ki? gerçek demek ya da gerçeklik demek zaten.. realite.. bu kavramın en yakın kullanımlarına bakalım. dilsel anlamına bakalım. sanal gerçeklik örneğin. tv de bir gerçeklik var. sinemada da bir gerçeklik var. çoğumuz izlediğimiz filmin içine giriyoruz. gerçek/gerçeklik demek zaten bir algı algılama biçimini ifade ediyor...

--------------------------------------------

Lilith Efsanesi Nedir?

İnsanın ya da türlerin eşey oluşunda ve ikiye bölünüşünde bir türün ve tarafın baskınlığı ya da diğer tarafın çekiciliği ve cazibesi gibi denklemler fonksiyona eklenirse sanırım böyle şeyler oluyor. Mitolojiler ve karmaşalar oluyor,, olmalı... Kozmolojik ve kozmo-genetik tuhaf hikayeler bunlar .. En son ne olacak ki?

Lilith seni sevmiyorsa Lilith'e sahip olamazsın. Lilith evinin kadını olmaz. Tanrı bile olsan olmaz. Lilith harici bütün kadınlar seni sevse ve sana tapsa imrense Lilith yine de seni sevmez ve bunu umursamaz. Lilith harici bütün kadınlarla yatabilirsin ama Lilith le yatamazsın.. İşte Lilith mitosu budur...
İnsan kimliğini düşkün feromonları ve cinsel karmaşası..

Adem ve Havva demek ye iç seviş demektir. Kozmolojiden uzak dur' demektir.denmektedir... Lilith'in kozmojik bir kimyası var arayışları var. Tanrılarla yatmak istiyor belki...Belki de göksel Tiranların çocukları Adem ve neslini sonra yok edebilir... Sanırım Lilithsen ya aşkı ararsın (kendince) ya da gökte ki en iyi dölü ve dölleyiciyi ararsın. bu ikisi Lilith. Yanılıyorda olabiliriz..Ademi'in onu kesmediği kesin. Ayaklarını yerden kesmediği de kesin...

----------------------------------

paylaşımların altına yapılan küfür ve hakaretleri okuyorum burda herkes aynı görüşte değil bilginlenmek isteyen herkeste sayfada bulunur

her yerde kavga var be! neye indirgenir. bilgisizliğe, diğer şeylere,bağlam eksikliğine...
toplumsal kaynaşmalar ve çatışkılar zorlukları
yalnız başlık buram buram trollük veryansını izleri ve geri tepkileri kokuyor gibi..ama bir de iki farklı grup ve yapının birbirine teması sürtüşmesi/sürtünmesi izleri de kokmuyor değil o halde..
küfürü ellerimizle eriteceğiz. küfür empati olanaksızlığına ve anlaşılmama çıkmazına karşı bir tepki mi?küfür nedir!

---------------------------

"Savaşların büyük çoğunluğu din adına çıkmıştır."
Bu konu ateistlerin ezici çoğunluğunun kabul ettiği bir mit.


din üzerinden pazarlanmıştır da denilebilir. bir çok farklı fraksiyonda söylenebilir.. sonuçta habil ve kabil gibi iki doğalın, iki insanın çıkar ilişkisi ve çıkar çatışmasına indirgenir. Kozmolojik bir çıkar çatışması yoksa? ya da varsa?

----------------------------------

Ne için yaşadığımızı bilen var mı?


Bir şey için yaşamak
kendi için varlık
varlık için varlık

için kelimesi zaten iç yapısıyla ve iç kökeniyle kuruluyor
içte olunduğu için.varlık içinde..
'ne' için derken kullanılan ne, nesne ve şeyinde kökenidir.
ne/şey/nesne/madde için varlık..

ne için yaşıyorum derken aynı zamanda madde için maddi gerçeklik için (ve içinde) yaşıyorum demekte olursunuz.
bunu bir tespite dönüştürebiliriz.

varlık var. ontolojik zorunlularız. ve yaşıyoruz kısaca..
yani bu anlamda yok olmadığımız için. var zorunlu ve var olduğu için...

----------------------------------------

S:Zor olan, o "yok eden" ve "yok olan" tarafı da iyi etmeye uğraşır dururuz,

Y:yokoluşlar da zorunludur sanırım varoluşlar gibi..hareket/devim varsa oluşlar olacak.. oluşlar ve işler denilen sanırım hareket devinim ve süreğenliği ifade edecektir. olmak ise sadece olmaktır. öylece olmaktır.gerisi devimdir. Yokolmak sadece devimdir-harekettir... Hareketi yokedemeyeceğiz..
oluşlar var sadece oluşlar. iyi edecek bir şey yok. bir şeyi iyi etmeye gerek yok..

S:çünkü "var olmak"ve "var etmek" üzerine kurmuşuzdur dengeleri.

İyi edecek birşey var. O bir şeyi yok edecek birşey de var. O bir şey orada canlı ve hareketli, o birşey şimdi ve burada...

Y: canlı ve hareketli olan bizatihi can ve hareket denenin de bir parçası olmalı ve hatta kendi olmalıdır. kötü olan nedir?
devimdeki olumsuzlular olumlamaları üretiyor (yani doğal çatışkılar var) sadece. bunu böyle görmeliyiz. böyle görmezsek? ilerde zorlanırız.. ve çatışkı deneni iyi edemeyiz. öyle ya da böyle olmak çatışkıları sürecektir...
var etmekte belki bir yanılsama...

---------------------------------------------------------------------

S: Panteizm (spinozanın Tanrı fikri)
Tanrısızlık görüşüne örnek midir ?
Yada hallacı mansurun enel hak öğretisi ?


Y: O genel bir anlamda sunuldu ancak bireysel tanrı kamu tanrı ayrımımız var. Ve kamu tanrı Tanrı olsa da olur olmasa da olur bir tanrıdır.. kişi, kimlik ve özne-öznel değildir. Kamu Tanrı anlayışında tüm varlıkTanrının görünümleridir-olumlarıdır. Oysa Rab-Efendi kimliği ve Yahudilik ve Müslümanlığın tanrısı oldukça bireysel ,kişisel bir tanrı .Eğer Uzakdoğu da felsefe tartışsak ve Brahman Tanrı olarak getirilseydi ve sunulsaydı bunu tartışmazdık

yani ya bu ayrımı iyi koyacağız ve tek tek tartışacağız ya da genel olarak Spinozayı bu anlamda tabi ki Tanrısızlığa da yakın tutacağız...

Yazınızda bir düzen var ama bu Tanrı olmadan da mümkün demişsiniz, spinoza bunu mümkün görmediği için Tanrı fikridnen kopamamıştır.

Y: Bence durum öyle değil ama öyle görmek isterseniz size kalmış.uzun bir tartışma konusu. Biz de üç-beş yıl Panteist -kamutanrıcı argümanlarda dolaştık... Çünkü evrende düzen var diyoruz değil mi ?ben dedim mesela... Ve yukarıda yazılan nedeniyle yani burada bir tanrı kabulü var denmesi ve kişisel tanrının bu işe bulaştırılması ve benzetilmesi de nedeniyle ve bu bireysel tanrı ayrımının anlaşılmaması da nedeniyle ateist imine mecburen daha yakın dolaşıyoruz...kavram saptırılıyor ve at izi it izine karıştırılıyor

varlık hakkındaki öngörülerimi ya da gerçek fikirlerimi ya da tanrı olmayan tanrı fikirlerimi ya da daha düşsel varlıksal temaslarımı açmam mümkün gözükmüyor... tanrı olmayan bir tanrı bizim kavramamız da var... -üstbenlik ya da gelecek psişesi gibi bu diyelim -bizim parçamız yine ..ama bizdeki bu ayrımı şimdilik sunmayacağız...ve açmayacağız.ve spinoza da benzeri ve yakını..
ama monik-monist anlayışlar yani varlığı merkezleyen ve gücü tekelleyen tanrının ya da bu tip tanrı anlayışlarının reddi daha önemli bir aşama ve öncelik çünkü
bunlar arasında dağlar kadar fark var.
yan ikisine de tanrı diyoruz ama biri bir köy diğeri gökkuşağı gibi..

Bizde tanrı demediğimiz tanrı şöyle...

bir çocuğun dört yaş hafızasıyla seksen yaş hazıfası aynı değil.. kimliği de öyle.. anılar bir bütün.. çok soruşturduk biz inanın...

tıpkı varlıkta böyle .bunu varlığa giydirelim ve uyarlayalım.....trilyon kere tirilyon yıl ötede evrimimiz var belki ve gensel bağımız var. sonra trilyon kere tirilyonu çaplarla büyütelim.. satranç tahtası ve buğday hikayesi gibi... ..belki tanrı olmuş genetiğimiz var uzakta ve gelecekte ..belki bizimle iletişim kurabilecek kadar ve belki saygıdan ve doğal oluşa müdahalesizlikten bize karışmayacak kadar bilinçli torunlarımız var... belki evren yaratabilecek kadar da ileri gitmiş ve büyümüş gelişmiş tanrı olmuş torunlarımız vardır.. Belki torunlarıma ve torunlarımın torunlarına inanıyorumdur ve belki tanrılarımın atasıyımdır....belki de zamanı böyle görmüyorum. zamanın önü yok yönü yok. ileri geri değil- salınım zaman. mekan gibi ..mekan gibi genişlik zaman..

S: Peki, merak ediyorum.
lütfen cevaplayın,
Tanrı evreni kapsıyor ve içkin ise (kamutanrıcı/panteizm)
Evren öncesi Tanrı yok muydu ?


Y: Evren öncesi diye bir durum yok ya da yapay olmalı. Evren öncesinde evrenler varolmalı.. Zaman böyle ele alınmamalı belki de... Bu (sunulan link) yazıda bunu işlemiştim..

S: Ölüm, yazdığınız teoriye bir engel değil midir ?
zira 80 yaşına kadar gelişen beyin ölümü ile gelişim tekrar başa dönmüş oluyor.


Ölüm diye bir şey yok-doğumda. Bunlar hareketin ve şekil değiştirmelerin nazariyatı.. Gözlem gerçektir mi demeliyim. Nasıl iş zamana gelince o yok diyoruz. Ya da mekan görece mekansızlık var diyoruz...Ben olmakta bir görece ve en görecesi odur. Belki de en olmayanı mı demeliyiz.. Özne kavramının içeriklendirilmesi derinine çözümlenmeli...

ben kavramının içeriklendirmesini reddediyoruz ve zamanı da ters yüz edince ölüm doğum gibi ikilemler gerçekten kalmıyor ..

ve ben bir teori yazmadım ..bunları da ne ilk söyleyen kişiyim ne de son olacağım..

biz de birsürü genetik karma popülasyon tanımı var..evrensel kozmoloji ve (mitoslar benzeri üst ve başka evrensel türler/ırklar) kozmogenetik karmaşımlar ve karmaşımlayıcılar tanımlaması -tanımlamaları var. Bunlar Gnostik Demiurgos/Demiurge'ler gibi...Ve belki bu gnostik demiurgeler karşısına da konulabilecek harmanlayıcı tanrılar ve İsanın baba tanrısı gibi (hiç bir halta da karışmayan) şeylerde var ama açmakta girmekte istemiyoruz şimdilik... Bunlar içinde insanın tanrı sandıkları var ve olabilir .Biz, ateist denilen kitle ile ya da bilimciler denilenler ile teistler kadar ve belki fazla çatışırız derdimizi de anlatamayız... bunlar uzar da gider. Evren genetik bir popülasyon...tek ırk değililz-tek türde...

S:yoklugu yokluk olarak düşünme yokluguda varlık olarakta düşün.yada yokluktan varlıga geçiş varlıktanda yokluga geçiş…Bunu örneklemek için en kolay yol zamandır ..zaman yoktur gerçekte ,,ama saati kurunca zaman var olur saati durdurdugunda zaman geri yok olur..senin kurdugun pırogram var eder neyi yoklugu ama madesel olarak yoktur ruhsal olarak program olarak vardır.

Y:bunu düşünürsek sanırım zaten arada tanrı kalmıyor... Yokluk denilen bir karanlık alan, madde ve işlenebilir cevher ya da tanrının işlediği ham şey gibi sunulur dinlerde.. Yokluğu harekete indirgersek tanrı kalmayacaktır...
zaman olmayınca da tanrı kalmıyor..

------------------------------------------------

Sunulan Varız yazıtları için Soru cevap

S: Sonsuz evren gerek bunun için

Y: Daha çok oluş ya da varlık denileni sonsuz (başlangışsız öncesiz ve sonrasız ya da bu kavramlarla sınırlanamayan) olarak içeriklendiriyoruz ancak bir evren yoksa diğer bir evren mutlaka vardır diyoruz. Oluşsuz oluş olmaz. evren gerçeklik evi..oluşsal rahimler.

S: Bunu neye dayandiriyordunuz


Y: düşünme ya da kavrama diyebilirdik. öyle çıkarımsama diyebilirdik. inceleme ve araştırmalar toplamı diyebilirdik. yaşam sentezlerimiz, kendi sentezlerimiz diyebilirdik.başka türlüsü aklımıza yatmıyor diyebilirdik. biz öyle düşünüyoruz da diyebilirdik....

S: Evet sadece benim için demeyelimde çoğu kişinin tatmin olacagını sanmıyorum Peki bunu nasıl Tanrının mutlak bir şekilde var olmadığına bağlıyorsunuz yaratılmadığını nerden çıkarıyorsunuz diyelim ki bir yemek var bu yemek ısıtılıyor pişiliyor kaynatılıyor vs uzun aşamalardan geçiyor ve yemek oluyor işte yemek var olması için şunlar gerek böyle yapılması gerek denilse ve biri çıkıp eğer bu yemek böyle uzun aşamalar sonucu meydana gelmiş demmeki bir aşcı yoktur dese ne kadar saçma olur onun gibide adamın biri diyorki evren bir anda var olmadı Paraler evren vardı sonra evrim oldu ve sen oldun demekki bir Tanrı yok demekle aynı mantıkda değil midir


Y: bir kere ben başkalarını tatmin etmek için yazmıyorum. kişinin kendi problemi. Toplumsal birlik ve toplumsal olgusallık var. toplumsal varlıklarız. bunun biçtiği pay ve (toplumsal/sosyal) sorumluluk (denen) ve (bizi ilişkiye ve iletişime zorunlu kılan) sosyalleşme/toplumsallaşma denilen bizi bunları bir ölçüde yazmaya da zorunlu kılıyor. Kimseyi ikna edemem ama kendi ikna olmuşluğumu sunabilirdim....

eğer (açık-özgür) doğadaysanız yemeğin yiyeni ve yemek var..yemek pişiricisi yok

Tanrı varlığını olumlamıyoruz ve bir tanrı ortaya koymuyoruz ..bakın bunu da sunalım...

aşamalarla oluşmanın kökü aşamasız bir aşama mıdır? indirgemeler nereye indirgenir ve çözümlenir? alt taban hep vardır? nedir? oluşsuzluk mu?olmama mı? hiç bir şeyin olmaması mı?
herşeyin zaten -var- olmasının olmasal taban olduğu/alındığı bir düzlemde karışıklık nerde şimdi?.çatışkısız bir varlık tabanı işte...

ki herşeyin şimdi şu an birlikte/beraber -var- olması olmasal realite değil midir?
reliteyi geçmişe oraya buraya götürmeyelim ve yerinden kımıldatmayalım yetiyor.

"ictenlik" 18-05-2018 08:23

17.05.2018 Facebook Güncesi..1
 
"hiçvarolmamış olma diye bir antidiyar yok. hiçbirşeyin hiç varolmamış olduğu......"

"hiçbirşeyin/birşeylerin hiçvarolmadığı, varolmanın (varlıkın/varoluşun) -hiç- varolmadığı antizamanlarda yoktur."
"varlıkın varlıktan (varoluştan da) yoksun olduğu/olacağı zamanlar yoktur..yerler yoktur. böyle bir durum hiç olmadı..."

"bulunmama ("hiç bulunmama" ya da hiçbirşeyin/birşeylerin hiç bulunmaması) denilen bir metadiyar yok..."

"İnsan kendini diğer insanlardan/şeylerden parçalamaya devam ettiği sürece dinlerin ve şunların-bunların parçalaması adı altında çeşitli görüntüler ve biçimlerde parçalılıklar ve parçalanmalar yaşamaya devam edecektir...."


--------------------------------------------------

Eger hic bir din olmasaydi dunyada.Herkes kardes olarak dogdugu gibi ölunceye kadarda kardes olarak kalirdi.Butun dinler insanlari bölusturup insanlari bir birlerine dusman ederek öldurtuyor.Dinlerin insanlara zerre kadar faydasini biliyorsaniz bana yaziniz.ben hic bir dini tutmuyorum.Cunku dinlerin hepsi en tehlikeli hastaliktan fazla insan ölduruyor.insanlar dunyadaki en kutsal varliktir.hic bir neden gösterilerek insanlar öldurulemez.yasasin dunyadaki butun insanlarin kardesligi diyorum.

insan öldürülmese de ölüyor ve dinler olmasa da ölüyor. bu arada din savunmuyorum...ölüm realite olduğu sürece ölümün değişik çatışkıları ve görünümleri de olacaktır... ölüm travmatik ve kaossu adlandırıldıkça bu görünümler daha sert eminim ki olacaktır... insan parçalılıklar gördüğü ve ürettiği sürece eminim bu parçılılıklar olacaktır/görünecektir...

İnsan kendini diğer insanlardan parçalamaya devam ettiği sürece dinlerin ve şunların-bunların parçalaması adı altında çeşitli görüntüler ve biçimlerde parçalılıklar deneyimleyecektir....

---------------------------------

Evrenin kendini yoktan var etmesi semavi dinlere inanan insanlara saçma gelmektedir.Bu kadar büyük ölçekli bir evren nasıl kendi kendine bir hiçlikten meydana gelmiş olabilir ? Bu yüzden dinler, büyük patlamaya sebep olan gücün Tanrı olduğuna inanırlar.

evrenin kendini yoktan varetmesi diye bir cümle felsefi/düşünsel/mantıksal olarak nasıl ortaya koyulabilir. Varlıkta her şey birbirinden/varlıktan oluşur dönüşür. O halde evren, evren olan başka evrenlerden olmuştur-gelişmiştir ya da değişmiştir. bu düşünceleri nasıl ortaya koyuyorsunuz?. Evrensizlik (ve hiç evrenlerin olmadığı bir durum) evrene ön-taban değildir ve olamaz kısaca ve özetle.. ki bu/bunlar teizm (mono-teizm) denileni de besleyenin ta kendisidir..

Varlığın sürekli varolabilmek için bir başlangıç noktasına ihtiyacı yok. işte tüm mesele de burdaya. asıl teizmi besleyen bu... teizmi besleyen ve yapılandıran da bu anlayış görmüyor musunuz? varlık tabansızdır...olma tabansızdır. olma olmama cinsinden tabansızdır ve tabandan yoksundur..

bulunmama denilen bir metadiyar yok...

-----------------------------------------------------


Mülkiyet neden benim değil sorusunu akıldan çıkarmak huzurlu toplumun olmazsa olmazıdır.tanrı herkesi eşit koşullarda yaratmamıştır.tarih felsefesi,tanrının temsiliyetine yönelik kesintisiz süreçleri anlatır.mülkiyet kaçınılmazdır.

mülkiyet parçalarımı tanrılara atıyorum arada. belki kendilerine yeni bir ben ve adam gibi adam yaparlar...
hocam ben mülkiyeti ya da mülikiyet beni/mülkteki ben, bu mülkteki bu ben denilen parçalanmadan hiç bir mülkiyet parçalanamaz
ya da tersi
ben mülkiyeti ya da mülikiyet beni/mülkteki ben, bu mülkteki bu ben denilen birleştirilmeden hiç bir mülkiyet toparlanamaz...

-----------------------------------------------

Alışkanlıklar bağımlılıklar beynin plastisitesini bozuyor, diyor nöroloji. Bilimsel olarak saptamışlar; zekayı işlek tutmak için alışkanlıkları sık sık bozmak gerektiğini söylüyor, bu yönde egzersizler öneriyorlar demansa karşı. Oysa, vasat alışkanlıklarına körce sarılır ve yeni bir şey denememek üzere inat eder. Ne dersiniz, aptallaşmamak, vasatlaşmamak için hiç bir şeyi alışkanlık, sabit fikir, bağımlılık haline getirmemek mi gerekli?

insanın nörolojik iyileşmesi için karbonhidrat yemeyi bırakması ya da oldukça azaltması iyi ve yeterlidir... gerisi nörolojik safsatadır... insan kimyası karbonhidrat/tahıl tüketimine ne kadar uygun? bunlar neden oluyor ki!
buğday toplumu, ne yaparsan yap buğday toplumu ... üşüyeceksin ve düşüneceksin sen..

Karbonhidrat sindirimi uzun zaman alıyor.. bu da sindirime çok fazla enerji ayırmamıza, beynimize enerji kalmamasına yol açıyor. Şekerin-tuzun da süzülmesi zaman-enerji alıyor. Beyni bir basari olmadan ödüllendiriyoruz sekerle.. beleşten ödül bulunca calismaya, düşünmeye gerek hissedilmiyor. şeker insanı tembellestiren bir gıda.

doğada başka canlı da demans var mı? ya da alışkanlık yatkınlığına bağlı tembellik? aslanlar üç günde bir ayağa kalkıp bir de esneyip bir geyiği löpürdüyor sonra geri yatıyor. ve aslan öldüğü güne kadar kendi avlanıyor...

özgürlük nedir sorununa kendi kızım böyle bir yanıt vermişti. yani hiç bir aslanın önüne başka bir aslan yemek koymuyor.... ya da benim yemeğimi getir demiyor...

---------------------------------------------------

SOSYALİZM NEDİR ?
Bu soruya yanıt olarak 2 dakikalık kısa bir video.
İyi seyirler


Hocam bir karınca kolonisinde herkes eşit miktarda yük taşıyor... İnsan yemek ve beslenmek için yük taşımanın haricinde serbest zaman, eğlence üretme dinamiğinin ortaklığını ve ortaklaşasını ya da keyif ve haz üretme paydaşmasının ortaklığını ve ortaklaşını keşfedebilir mi ya da bunların hep boş olacağına karar verip bunlardan vazgeçebilir mi? İşte o zaman belki biraz sosyalizm doğar oluşur.. ama kentlerde ve modern yaşamın içeriğinde olağan doğan ve olağan olan insanlık ve bunun bir sosyalizm üreteceği_?

birleştirici güçler bunu yapabilir ya da yapabilir mi?.
sosyalizm kavramının kendi değirmenine değil de birleşme kavramına ve onun değerlerine su taşımak gerekir sanıyoruz.. her türden birleşme bilgileşme etkiniği ve sosyalleşme ve yatay dikey kaynaşma?

Hocam doğru ve dürüst yazacağım bunu. Kaplanların geyik yediği bir dünyada o dünyanın sosyalizmi ancak ve ancak çatışkıların dinamiğine ve çatışkıların ilüzyonuna çözümlenebilirdi. bunun dışında sosyal bilişsellikte örneğin doğumdan itibaren bir kır kent-doğa toplumunda sosyal bilişsellenmemiş/yetişmemiş gerçek dış doğada sürekli iş ve eylem üretmemiş/yüretmemiş, kendi eliyle ve fizikselliğiyle birlikte bir iş yapıp kurmamış ve bunu hiç bozmamış, başına türlü türlü felaketler gelip geçmemiş, gerçek sorunları-nı birebir çözmemiş, evini ve yapısını kurmayı ve açlığı zorluğu duyumsamamış bir neslin ve insan yavrusunun ve insanlığın (sosyalizm düşü/düşselliği) bırakın sosyalizmi üretmeyi bunun teorisyenliğini ve -teorisini- ve sezimini ve bilgisini bile gerçekten üretebileceğine ve sezimleyebileceğine de pek ihtimal vermiyoruz.. Modern toplumların ve kentlerin insanları, onların yıkılması, bunların yıkımı ve yıkılması ve büyük acılar çekilmesi gerekecektir. Kimse rahat uyuşuk hayatını bırakmak istemez-istemeyecektir. Birileri onları yabana çekmek, çağırmak istedikçe ve bu çatışkılar sürdükçe.?

İnsan kendini ve gerçeğini yıkarak ve değiştirerek dönüştürerek çözümleyerek ancak ve ancak sosyalizmi yaratabilirdi-üretebilirdi. bunun istenci?
insan kendi küme-sinde mutlu olmalı/olmayı bilmeli. içsel yangınlar duyanlar bunu ortaklaşıyor. doğa bir yangın ve kaynaşma/geçişme sadece...

hocam kaplan yavruları tavukları güdemez-bu doğaya aykırı... kurt sürüleri koyun sürüsü güdemez.. yiyerek yaşıyoruz. birbirimizi yiyerek ve birbiriminizin içine geçerek çıkarak yaşıyoruz. bizim sosyalizmimiz bu..

kuzuları birleştirip bilinçlendirip kurt mu yapacağız. doğa alttan devrilecek/evrilecek.. dolduruyor alttan ha bire tamamlıyor-getiriyor insanın yenisini. özgür toplumsalık düşü hep yarım ...bütün hamilik himayet kurumları yıkılmalıdır. anne ocağı/sıcağı...

insan doğaya düzen verebilir mi? geri dönüşebilir mi? yani metaforun dışına çıkabilir mi? metaforu yenebilir mi? modern kentin dışında örneğin doğal bir olmaya geri gidebilir mi ?hep beraber götürülebilir mi ya da soru da bu biraz? .
hocam bu özgürler hami olmalıdır en son. vasi olmalıdır.. tanrı peygamber rolüne sığınmalıdır/soyunmalıdır ki bunlar olsun gelişsin...

hep bunlardan sonra üste mi çıkacağız? dünya ve ölüm dışına mı? istenç nedir? doğanın dinamiği ya da devimi..

---------------------------------------

SOSYALİZM ve DİN
"Dinsel sıkıntı hem gerçek sıkıntıların bir dışa vurumu hem de gerçek sıkıntılara karşı bir protestodur."
Karl Marx
SORU: Karl Marx'ın burada anlatmak istediği nedir
?

dinel sıkıntının bir dışavurum olduğunu anlayacağım da gerçek sıkıntılara karşı protesto olması. toplumsal bir protesto ise topluma karşı bir protesto ise olabilir... örneğin teizm diye bir kulüp varsa ve kişi karşı kulübü ve ateizm kulübünü ve onun üyelerini henüz sevmediği ve anlamadığı için oraya üye olamıyorsa ve bağımsız da takılamıyorsa?

bireyin savunma mekanizmaları var..çoğu toplumsal taban bir kast gibi ifade ediliyor...örneğin taşralıysanız taşralı tabanınız kalıyor sizle ömür boyu beraber.. Örneğin bunu toplumsal tabana çözümlersek..

Hocam dinsel kozmolojiyi insana indirgersek tanrı karşısında ve karşıtında olgun ve sorumluluk almış insan tiplemesi gibi bir şey bulmalıyız/bulmalıydık ki ateizmin (dinsel olmayanın) bilgi ve sorgulama sonucu geliştiği söyleniyor.. ve insanı dinden sıyırırken, eğer sıyırmak istiyorsak ateist (dinsel olmayan) olarak ifade olan o kitle dinsel/yaşamsal bir olgunluk ifade etmelidir...birbiriyle alay eden tuhaf insan toplulukları var..

İnsan tanrı görmediğinde insan görmeli ya da tanrı görmeyen insanda bir insan görmeli ki yukarıda sunulan çatışkıyı (ya da dışavurmayı/diğer personayı) yaşamasın...

İnsan tanrının vasiliğine soyunmalı ve bebek büyütmelidir diyoruz kısaca bu buhranın aşımı için...

Dinsel sıkıntı denilen kişinin yetişkinlik/yetişme -büyüme sıkıntısına ve veryansınına indirgenebilir. Çocuk ve geride er benlik hisseden benliğin ve yetimin (ki varlık yetimi öksüz kimsenin) yetişkin tanımı ve özdeşmesi tanrı pşisesine işaretleyelim örneğin burda.
Yetişkinlerde bir olgunluk dürüstlük, sahiplenme ve büyütme azmi ve yani kendince bir tanrı görmüyorsa? Dinsel sıkıntıyı aşacak şey olgun toplumsallık...Dinsel sıkıntının kendisiyle dalga geçilmesi değil. Çünkü bu büyüme öykünme hikayesinin ta kendisidir..
Her hangi türden özgürlüğü kavrayamayan benliğin ya da dinsel yetimin ki o varlıksal yetimdir.

Varlık özgürdür. Özgürlük kuşatılmışsa ya da henüz onun bilinci yoksa o varlıksal yetimdir... oluşmuş varlık yetim gözetmelidir. Bireycilik sentezleri tuzaktır...

oluşmuş karşıdinleşmiş ve tanrı kırmış, tanrıyı altetmiş bir varlık dindarı (varlık gerisindeki varlığı ve öğrenme yolculuğu olan psişeyi) daha çok sahiplenmeli ve benlikleştirmeli ve özgürleştirmeli korumalı.öğretmeli gözetmeli iken onu çakal sürülerine emanet ederse bir de üstüne onun din dediğiyle (gelişmemişlikle) kişinin nerdeyse benliği üzerinden dalga geçer alay ederse o protesto denen olur oluşur.

Hocam insan kozmolojisinde tanrıyı karşılayabilecek olgun varlık merkezi yok.. Olgun, aydın, insan denince tutulacak tutunacak olanlardan. Özdeşlik ya da yoluna tutunacak varlık arıyor geriden... Varlık yön ve merkez arıyor. Geri varlık ileriye bakarak yoluna gidecek varlık arıyor sadece...Dinsel karmaşa denilen daha çok alt benliğe ,çocuk benliğe ya da hayvansal benliğe özgü bir durum.. Hocam sahipsiz, ıssız ve özgür bir varoluş ve kendi köksüz sahipsiz varoluşunda kendi ayakları üzerinde durmanın tüm yetisini donanamamış bir varlıkın vasi arayışıdır dinsel buhran..

Hocam toplumsal vesayet-toplumsal korumacalık (herkesin herkese eşit mesafeciliği) yeşertilmeden ya da devlet denilen doğru düzgün herkese eşit mesafe de yapılandırılmadan bu sorunlar çözülemez. dinsel/tinsel/kimlisel ya da diğer herhangi türden hatta şiddetsel ve başka olgusal protestolar burdan çıkacaktır o durumda..

dinsel karmaşanın en büyük boşluğu birincil anne baba kimliklerinde ondan sonra geniş toplum kimliklerinde/toplum korumacılarda aranır-aranmalıdır...
Varlık özgürdür ana babasına da ait değildir. Bir ölçüde topluma aittir ama kendi benine sorumluluk duyar. kendi istem ve arzularına karşı yüküm duyar...

kişinin kucaklayıcılıktan kaçabileceği /sığınabileceği tek merkez vardır birleştiricilik... ayrıştırıcı ve ayrıştırımcı merkez kaç üreten bir bileşke dıştan yeni ve farklı bir kucaklayıcılık söylemiyle başak bir alt tabanı ya da dıştan olanı kolay kolay kendine çekemez. söylemini değiştirmelidir. Hocam kişiye a özgürlüğü ile b özgürlüğü, a ideolojisi ile b ideolojisi, ve a tanrısı ile b tanrısı (a kapanıyla b kapanı) arasında seçim şansı sunulursa seçim yapmak istemeyecektir. Toplumsal bir karın kucak yoksa dinler hep varolacak bocalayacaktır... Dinsel merkezi besleyen şey? ait olunan bir aidiyetliği ve sahip olunan bir sahipliği bırakmak ve özgürlüğü sarınıp kuşanmak kolay mıdır?

--------------------------------------------

• Makineler uzmanlaşmış emeğin isyanını bastırmak için kapitalistler tarafından işe koşulan silahlardır.
KARL MARX
Sizce burda ne anlatılıyor?


uslu çocuk olmazsan senin işini bir mekaniğe yaptırırım..

uzmanlaşmış emek?
artık makineler yerine uzmanlaşmış emeğin isyanını bastırmak için uzmanlaşmamış emeğin kendisi de işe koşuluyor sanıyorum..

teknik teminolojiler var onlar devreye sokuluyor..bir farmakoloji kitabıyla doktorluk yapabilirsiniz artık...

Hocam anayasayı okuyarak cumhurbaşkanı olabilir misiniz? ya da cumhurbaşkanı olursanız ilk işiniz anayasa okumak mıdır?
Uzmanlaşmış emek kırılır düşürülür hemen

Hocam uzmanlaşma sürecinde insana bağım varsa o süreç neredeyse tamamen yok ediliyor, hepten ortadan kaldırılıyor ya da sistem bu süreçten de vazgeçiyor. ya da o sürece ihtiyacı ortadan kaldırılıyor ve bypass ediliyor. Örneğin yasamacı olmak için hukuk bilmek gerekmiyor ve iyi yasamacı olanlara hukuk yaptırılmaz.. doktor olabileceklere doktorluk yaptırılmaz... düşük kolay süreçler ve işler yaratılır... ustalık denilen ya da uzmanlaşma denilen kavramın kendi yokediliyor/değersizleştiriliyor bu basit...bu bir çok yolla yapılır. bu makinleşme bir örnek sadece

uzmanlaşmış emeğin isyanını bastırmak diye bir şey var ama ya da onun çıkar çatışmasına girme yollarını (ya da alta dayanışma, tutunma yolunu ve yollarını) paralize etmek diye bir şey var..

"ictenlik" 27-05-2018 15:44

Ateist & Müslüman & Deist & Hristiyan& Agnostik Tartışma Platformu Tartışma Günlükleri

:

Soru-Sunulan
Ben gruba yeni katılan bir arkadaşınızım... Nöroloji uzmanı yım... Özellikle beyin, İnsan beynine dikkat çekmek istiyorum.... İnsan beyninin nöro anatomisini teferruatlı bilen bir insanın ateist olması ,imkansızdır.... Milyarlarca nöron hücresinin, onu destekleyen hücrelerle beraber, anonim ve Kollektif bir amaç için, kılı kırk yaran çok ince bir sistem içinde özelleşmiş olması, akılları hayrette bırakan bir mucizedir... Beynin henüz keşfedilmeyen birçok yönü olsa da, beyni ciddiyetle okuyan bir insan, bu harikulade organın tesadüfen oluşacağına asla ihtimal veremez...


--
Türetilen Yanıtlar (kopuk sorular içerir.. yanıtların bir çoğu aradaki içerilmeyen ve yorum ve sorulara yanıtlardır. .hepsi ilgili üst başlık altında ilgili alanda içerilmiştir..)

--
sonsuz sayıda big bang.. ve ilk big bang diye bir şey -ilk diye bir big bang- yok

sonsuz sayıda genişleyen evren ve ilk genişleyen evren diye bir evren yok... bu bizim ki genişleyecek son evren değil

--

yukarıda sözedilen ve yazlan;
tanrıyı tanıtlamaz. organize zekayı ve bilişi ya da türleri ve iç yaratıcıları kısmen tanıtlayabilir ancak büyük başyaradan ve ilkyapıcıyı tanıtlamaz ve göstermez. bu belki gnostik demiurgos a gider ya da spinozist bir tanrıya belki gider ..
bunlar üzerine asırlar boyu düşünüldü ve başka kaynaklardan (zihinsel yolla) evrensel erişimlerle dini aşan bilgi her zaman üretildi..
insan bir gün insan üretebilir bu onu yaratıcı yapmaz.
insan ırkının 5 milyar yıl ötedeki evrimi belki evren yaratabilir ama bu da onu tanrı yapmaz..

--------------------
varlık başlayamaya kökenlemiyorsa onu ilk başlatan varlığa da kökenlenemez .bu öncel yokluk demektir .yoktan olma ne demektir.? ilk zaman demekte nedir?

---------------------
ilk yaratan başvarlık demek tam bir soyutlama hatası. varlık üzerine düşünmemek. zaman üzerine düşünmemek .var/varlık ortaya konulamaz. başlama diyalektiği ancak yoklukla birlikte öne sürülebilir. bu da yokluk yumutladı demek olacaktır

-----------------------
zamanı geçmişe götürerek onun ilk başını bulabilir misiniz? tanımlayın ve düşünün lütfen

örneğin kapalı bir dairede/kürede alanda bir başlangıç noktası var mı?

-----------------------
evrende kolektivite olabilir.aşkın zihin olabilir.varoluş katman katman ve çok gerçekli olabilir.iç yaratıcılar olabilir.hiç biri bizi ilk yaratan ilk varlığa götürmez ve son yaratacak son varlığa da.oluş budur...


----------------------tanrı ihtiyaç mıdır gibi bir sorun------------

bir yere kadar gibi. çünkü varlık varlığa gebedir bağımlıdır. 20 katın büyüklüğünde bir anneden doğarsın ve hep daha büyük ve güçlü ve seni yönetebilecek varlıklar vardır.. sonra bir gün özgürlük ve aidiyetsizlik çıkagelir ve keşfedilir.. varoluşta onu ilk kez yapan mutlak anlamda bir başvarlık ilkvarlık ve sahipte varlıkta bulunamıyor.bu geç farkediliyor ama.tanrı denenler genelde varlık hamileri evrimsel ileri varlıklar.bu subjektif gelişim kuşağında içerilen çözümlenen bir kavramdır ve bir süre sonra geçerliliğini kaybeder.

------------------------
bunlar varlığı ilk kez ve son kez yaratan bir ilk ve son enbaş tanrıyı tanıtlamaz .o anlamda bir ilk yaratan ilk yaratıcı yoktur. zaman bu değil

-------------------------
derinine tefekkür edildiği zaman başlangıçsızılık öncesizlik gibi durumlar kavranabiliyor. varlığın ilk başlamaya temellenemeyeceği ve bir ilk türetene kökenlenemeyeği ve bağsızlığı da çözümlenebiliyor ve de kavranabiliyor

----------------------
evrende düzen olabilir.bu ilk yaratıcı ve yoktan ortaya koyma tanıtlanamaz/belitlemez bu.iç yaratıcılar demektesiniz/denmektedir.

---------------------
oluş\olmak denilen kendi yokluğundan ortaya konulamıyor. onu ilk kez bir şey türetmiştir demek bir yanılgı.. bir iç devinim ortaya sürülüyor. o halde sonsuz tanrılar vardır , olabilir.

-----------------------
siz seçilin efendim seçen bir irade varsa biz seçmiyoruz. seçilmeye devam edin bakalım..

------------------------
ben bilim adına konuşmuyorum. kendi varoluş düzlemim ve ontolojim ,kendi bilincim adına.kendim adına konuşuyorum özetle. ve kendi bilmem.


----------------------
zaman evrenle mi oluştu? bunu bilim mi söylüyor. bunu hangi bilim bildiriyor ve söylüyor.ontoloji tutsaklığı ve ontolojik tutsaklık.bilmek bilimdir..

------------------------
zaman evrenle oluştu derken teizmin ekmeğine yağ sürüyorsunuz..bunu demenin teizmden ne farkı bilgisel/bilişsel bir düzlemde.. modern dünyanın bilimi uyku bilincidir/bilimidir tutsaklığa ve sanayiye birazda sahibine hizmet eder

-------------------------
akıl kendi ontolojik tanıtlamalar için yeterlidir/yeterli biliş sağlar.. yukarıda sayılanlar dini kandırmalar gibi sistemsel doktrinler ve kandırmalardır..

--------------------------
einsteini incelemiyorum aklımı inceliyorum ve fikrimi.düşünüyorum...akıl einstein demi var sadece.benimkinden büyük müymüş

--------------------------
bakın vaktiniz var mı? ontoloji üzerine kafa yordunuz mu? ya da konuşmak ister misiniz? gerçekten vakit mi çalacaksınız ve bildirip duracak mısınız sadece .ontoloji üzerine dürüst sohbet etmek isterseniz zaman ayıralım ve yapalım bunu
-
----------------------
biz bir şey ezmiyoruz kavramı kaçırıyorsun..

-------------------
varlıkbilimle ilgili sohbet istiyorsanız açığız bu kadar bildirip duracaksanız almayalım

-------------------------
einsteinde düşüncelerini inceleyerek bir şeyleri kavramlaştırıyor. varolmanız , varoluşunuz hakkında gerçekte ne hissedip düşündüğünüzü ve kendi varlığınızı nasıl yapılandırıp adlandırdığınızı sorabilir miyim?

----------------------
einstein tek kavrayıcı değil. bu anlamda kendi aklımı küçümseyemem.bence sizde küçümsemeyin.einsteinin kavramalarına ihtiyacınız yok.sizinde yok.dürüst bir gözlemle ilerleyin

-----------------------------------
piyasada din bilim diye sunulan ilkelerin hepsi akıl küçümseyici
akıl bilim olduğunda başka bir bilime gerek kalmıyor. bu sizin ya da bir başka biri içinde böyle. piyasadan bilgi toplayarak ve bilincine yanıltmalar doldurarak kavrayış küçümseniyor ve kendi içinde hapsediliyor

------------------------
kişinin kendi kavrayışını gözetmesi ve varoluş sorununu kendi araştırması güzel bir çözüm..din ya da bilim bilgileri toplamak değil

--------------------------
kişinin kendi kavrayışını gözetmesi ve varoluş sorununu kendi araştırması güzel bir çözüm..din ya da bilim bilgileri toplamak değil. bunlar hazır yemekler gibi gözükür ama bazen karın doyurmaz ..kişi kendi üretmediği bilgiyi sentezleyemez ve çoğu zaman özümseyemez.. ve bazen evet toplayıcılık yetmez avlanmak gerekir

--------------------
bilgi önemli biz de bunu söylüyorduk yihhu.sanırım anlaşılmaya başlıyoruz
-
----------------------
gerçekten dürüstseniz gerçekten size şunu söyleyeceğim. avlanmayı öğrenmiş bir kaplan aç kalmaz ama hayvanat bahçesinde büyüyen bir kaplan sanırım avlanamaz.modern dünyanın bilgi temellerinde basit sorunlar var.gerçekten dürüst bir biçimde söylüyorum .

------------------
ontolojik bir varlık kendi bilinci ve kendi bilgisiyle yürüyebilir. bu çok bilme gibi değildir.. bu yukardaki örnekteki gibi bir durumdur.. modern toplum gerçek bilgi üretmeyi pek öğretmez

---------------------------
çok uzun ve dürüst bir tartışmaya açıksanız ve hemen pes etmeyecekseniz her söylediğimi tek tek açmaya tabiki hazırım ama bu size pek bilgi gözükmeyecektir bunun farkındayım

--------------------
evren demek nedir?evren içinde olunan bütünlük ve gerçekliğin ceryan ettiği yer onun hakkında ne biliyoruz ki

---------------------
bilgi bakışınız bizim gibi değil.uygun bir düzlem yakalamak ise nerdeyse olanaksız gibi ama zaman ayrılması gerekir

---------------
olay şu.. ben varım ve gerçeklik var.ben gerçeğim .. tek bildiğim bu bundan öte gitmeyelim
burda bir tanrı , bilim, bilgi ve evren de yok...

------------------------
evrenin yapısı çok görece ya da subjektif bir tanımlama.evrenin yapısının araştırılması gerkeceğini kim söylüyor. ya da neden evrenin yapısı gibi subjektif bir bilgi sorunu ve bildirim ortaya konuyor
-
evren değil ben varım evren var

-----------------------
bilim yok demiyorum bilim ipotekli ve uygun ellerde değil

bakın kişinin gerçeğini araştırması

---------------------------
arkadaşım felsefe diye var disiplin var ve bilgi sevgisi demek bu ..evren hakkında giç bir şey bilmiyorken sade kavrayış ve akıl yoluyla bilgi üretiliyordu ..bu kavramsallaştırmalarla iletişim bağı kuramayız. kişi kendi düşünerek sentezler bilişler üretebilir.parmenides varlık kavrarken einstein ve kütleçekim dalgalarını okumamıştı ama kusursuza yakın bir kavrayış ordan 2500 yıldır bize göz kırpıyor

sanılanın ve düşünülenin aksine örneğin sadece, var ve yok kavramlarının etimolojik incelenmesi örneğin ya da kişinin kendi ontolojisiyle ve kendi varoluşuyla ve bilgi sorunuyla yüzleşmesi bilgi üretebilir

insan oturduğu yerden zihninden doğal bir biçimde bir şey öğrenebilir .bu kavramlar ne yazık ki modern toplumda askıda ve hafife alınıyor..

-------------------------------
hayır yazdığım içeriklendirmeye bir tür karşı çıktınız ve onun üzerine bu tartışma gelişti değil mi? kendimi açmam ve anlattığım şeyi neden öyle yazdığımı size açıklamam üzerine düşündüm biraz ve bunun zor olacağını gördüm diyelim..

arkadaşım felsefe hakkında ya da genel kendi varlığı varoluşu üzerinden bilgi üretmek hakkında fikri olmayan ve genel bilimsel bilgi denilen kalıpları düz ve hızlı biçimde bize geri ileten arkadaşlarla iletişim zorluğumuz var .bu genel bi sıkıntı. okumak isterseniz bir kaç yazımı linkleyeceğim..

-------------------------------------
arkadaşım cevap alamadığım dediğiniz konular ya da soru burda bir akşam telefon elimde açılım sunamayacağım kadar uzun ki bununla ya da bunun bendeki cevabıyla gerçekten ilgileniyor oluşunuza dair sanırım bir fikrim olsa üç ay da yazmaya ben hazırım açıkçası

arkadaşım yazdığıma bilim öyle demiyor dediniz değil mi? ben de bilimsel tabana dayanmıyorum kendi kavramama ve ve bireysel araştırmalarıma dayanıyorum dedim. sizde einstein bilim vb. dediniz. bu ilk kez başıma gelmiyor ve tecrübeyle sabit ki benim derdimi size anlatmam üç yıl sürer...
einstini ezmedim.kimseyi de ezmedim.

---------------------------
arkadaşım yukarıda varız yazıtları diye bir yazımız var kimseyi ezmiyor.einsteini da ezmiyor...
kısaca okursanız seviniriz/..evrensizlik/gerçeksizlik varlığa dair bir oluş olarak reddedildi..ve bunun gerçeksiz ve evrensiz bir ön geçmişin varlığa dair bir taban olarak alınması reddedildi.bu kadar. varlıkta ve evrende ilk tanrı gibi ilk evrende bulunmayacaktır.düzlemsel hata ..iki boyutlu varlık düşünmek....varlık sonsuz/evrenler sonsuz-ilksiz.... varlık sonsuzdur/ilksizdir öncesizdir...

-------------------------
evren yoksa evren (başka bir evren ) ya da antievren vardır ...evren yok değildir.. realaite... evrensizlik öne sürülemez .realite.. .....evrensizlik antievren belirtir/önerir

-----------------------------------
evrenin başlaması ve bitmesi ilk ya da son evrenin başlaması ve bitmesi değildir. ne başlayan ilk evren olacaktır ne de biten. ne başlayan ilk evren olacaktır ne de başlayan son evren...bizlerde doğup ölüyoruz. evrenler doğar evrenler ölür...

---------------------------------
evren evrenin daha önce olmadığı bir tabana indirgenemez..bu gerçeklikten yoksun varoluş önermesidir. o gerçeklik yoksa bu gerçeklik vardır. o evren yoksa bu evren vardır. evrenlerin geçmişlerinde evrenler aranarak oluş çözülemez..oluşlar sonsuzdur.. evren demek kendi ontolojisinde evrenin daha önce olmadığı bir tabana indirgendiğinde ne olur? bu teizmi besliyor arkadaşım.aynı çıkmaz....

---------------------
bilim biliştir

---------------------
fizik yanlış bir tabana bakıyor..
oluşsal bir varsayım.. evrenin başlaması başlangıcı gibi bir taban saptaması üzerine gidiyor değil mi? bu oluşlar ve varlıkta başlayan ilk ve son evren mi?

-----------------------
sonsuz sayıda big bang.. ve ilk big bang diye bir şey yok

sonsuz sayıda genişleyen evren ve ilk genişleyen evren diye bir evren yok... bu bizim ki genişleyecek son evren değil

------------------------
0 zaman ve 0 mekanda sonsuz oluşlar içiçe patlıyor patlaşıyor. her zaman-her an ..zamansız bir düzlemi başlatamasınız başlamaya indirgeyemezsiniz... sınırlayamazsınız...0 zamanda başlama ve ilk diye bir düzlem üretilemez

---------------------------------
neye göre? biliş bilgi bilim.gerçek bilim ve bilgi.bilgime dayanarak sözediyorum.bilişime ve oluşuma dayanarak

-
-----------------------------------
gelişmiş fizik bilim.çok ileri matematik. dört boyutlu alan matematiği .dört boyutlu uzay kavramaları ve gerçek bilişsellik tabanlı .düşünme tabanlı gerçek kavrama

----------------------------
anladım.anlattınız

-------------------------
sıfır zaman üstte yazıyordu.karşı savunma olarak üretildi.yazılanın amacı var sonucu var açayım mı dibi daha onu da neden yazdık
-
----------------------------
kavrama bilişselliğine göre..zamanı düşünün anlayacaksınız. kavramanız -alan derinliği kavramanız arttıkça ve geliştikçe hep daha çok şey anlar ve kavrarsanız

---------------------------
iki boyutlu düzlemlerle-düzlemsellikle gerçek matematik yapılamaz

zamansız bir düzlemin başlamayacağını kavrayabilirsin.bunu düşünmen yeter. bu bir açıklama (tekrar açma) gerektirmiyor.. kavram açık zaten..zamansız demek tıpkı sonsuz (yani ne sonu ne de başı bulunmayan ya da son ve baş kavramıyla indirgenemeyen ve sınırlanamayan) demek gibi

-----
gerçekten 3 yılınız var mı?

----
evrensel gerçek zaman (realite zamanı) şimdidir.şimdi ilk ve son zamandır.. başta şimdidir kıçta şimdidir. zaman baştan başa şimdi..

---
şimdideki geçmiş işaretlemeleri ya da gelecek işaretlemeleri gözlemci rölativitesi

----
evrensel olarak işaretlenen zaman (işaretleme zamanı da )şimdidir. şimdiden ya da gözlemciden yoksun zaman yok

----
şimdi asal ya da gerçek zamandır..
bunu şöyle anlatmayı deniyoruz. gök bize üstedir ve yukarıdadır üsttedir ama yön yok aslında ve biz ne yaparsak yapalım aşağıyı yukarı olarakta düşünemeyiz
tıpkı zamanda böyle... bi gün anlayacaksın ve çok büyük sevinç ve inanılmaz bir mutluluk duyacaksın

-----
dünyaya aşağı bakıp karşıyı gördüğümü ve oranın tıpkı üstümdeki gökyüzü gibi yukarıda olduğu ve bu yönsüzlüğü anlamayı o kadar denedim ki
kendimi kafamda baş aşağı çevirirdim ve ayakkarım yerine başım yerin hafif üstünde yerin arkasında bir gökyüzü var deyip kendimi döndürürdüm

-----
einsteinin yukarıdan aşağıya düşerken kendini ters tarafa düşerek düşündüğünü ve bunun üzerine olağanüstü bir keşif yaşadığını biliyor muydunuz?

-----
hocam özetle evrende gerçek iki boyutlu alansız doğru ya da düzlem yok. evrendeki temel gözlemsel geometrik biçim bir küre.. bir küre üzerinden düzlem alınırsa o yine bir küredir.. kapalı bir alandır.. küre üzerinde çizilen bir doğru ya çember çizer kendine kapanır ve kendini keser (ucunu bulur)ya da açık spiral oluşturur çizer. .bu dairenin içyüzündende tekrarlananilir... bunlarda uç ve son sınır bulunamaz tarif edilemez... daire ve kürede baş ve son tarif edilemezler...iki boyutlu fizik kavrayış yanılgılatması diye bir şey koyacağız ortaya ve bunu felsefi/bilgisel/bilişsel terminojiden başka savunacak kavramsal tabanımız yok ne yazık ki

-----
biz gerçek kavramayı dışarıdaki alan derinliğinden ve olgular üzerinden yürütmeyi öneriyoruz.iki boyutlu geometri materyal taban alınarak felsefe işlenemez

------
biz düşünürken artık dışarda (içe dışa öne arkaya ve her yöne tam) alan derinliği olan dış gerçeklik( evren )ve dönen sürekli hareket eden değişen küreler gibi canlandırmayı ya da alan fiziğini ve gerçeğin diğer sosyal olgularını ve tüm diğer algı gerçekliğini de işin içine katan bir düşünmeyi deniyoruz

------
varlıkta baş ve son diye tabanlar bulunamayacağı konusunda gerçekten düşündük ve gerçekten bizce mümkün değil. nasıl bir baş olacak. yokluk varsa mümkün değil.hareket hiç yoksa sonradan gelişmesi diye kavram mümkün değil...

-------
bilim denilende bir belirsizlik ve hiç bir şeyin daha önce olmadığı bir öndurum varsayımıı var bunu kabul etmiyoruz. bu kendi içinde bir varsayımdır. hiç diye taban alan fizikçiler var. bunların üzerine bilim temellenemez.. hiç hep karşıtıdır. hepin diyalektiğidir.. varlığın tabanı yokluk değildir...var ve yok kavramları orada ya da burada o zamanda ya da bu zamanda anlamında gözlemci işaretlemeleridir. hiç sadece hepin anti belirtmesidir

---------
hiç sadece hepin başka bir yerde olması (o durumda olmaması) anlamı taşır ki; hep bağı kurulmadan hiç tanımlanamaz. hiçle hep uzun ve kısa ve az vr çok gibi bağdır ve diyalektik ifade eder ..hepsiz hiç tanımsızdır

-------------
hiçbirşeyin olmadığı derken bile hiçbir şey kavramı içerilir ki hiçbir şeyden ya da hiçbirşeyin olmadığı durumdan herşey türeyecektir ..birşeyler mutlaka vardır.varsız zaman ya da bir şeylerin bir biçimde olmadığı zamanla illiyet bağı ilinemez/kurulamaz...

---------
birşeyler değişti deniyor. değişim bir harekettir.. bir şeylerin ilk hali vardı deniyor.. bakın bunlar hep paradigma varsayım ve önkabuller.. çok iyi bakın hepsi ön kabul kalıpları. varsaymadır...

---------
evrenden önce evren vardı ya da yoktu..
a-sonsuz evrenler vardı
b-bu bilinen ve bilinebilecek tek evrendir

bilim hangi tabanı esas alıyor

------------
bir kere hipotez mantığından gidelim. hipotezle bilim temellenemez de aslında biz gidelim ve şansımızı deneyelim size göstermek için

---------------
eğer sonsuz evrenler varsa bilimsel uğraş ontolojiyi aşamaz.yaşamak tek çaba kalır...çünkü realite değişmeyecek.. ispat denilen bulanık bir kavram. ve subjektif bulunuyor...

---------------
eğer ispat gerekliyse enerjinin yoktan ortaya konamayacağının belirtildiği ikinci termodinamik yasasının genellemesi hem tanrısızlık hem de varoluşun başlayamacağına da açık tanıttır.tanıt sağlar..

enerji yoktan gelemiyorsa hep vardır ona başlama tayin edilemez..

-------------
yukarıdaki aynı mantıklama ve yasaya göre varoluş onun olmadığı bir düzlemde üreyemez.
varoluş varoluşun yokluğundan gelemez ve yokluğundan ortaya konamaz.
hareketin yokluğundan hareket beliremez.

-----------
evren daha önce evren olmaksızın yoktan varolamaz ve
başka bir evrene (şeye, antievene yani evren olmayana) dönüşmeksizin vardan yokolamaz

-------------------
termodinamiğin ikinci yasası denilen iyi incelenirse ve bilimsel mantık önermeleriyle sınanırsa ve iyi bir biçimde genişletilirse ispat denilenlerin tümünü sağlar/içerir.... bir şeyin bi şeyi ortaya koymasına gerek kalmadığını varoluşun hep ortada olduğunu o tanım gösteriyor zaten...

---------------
evren yoktan varolamaz vardan yokolamaz. evren ancak değişebilir biçim değiştirebilir ve artık evren olmayana dönüşebilir

bir kez evren oluşturan koşul (rastgelelik ve bilinmezlik bile olsa aynı ilkelerle) tekrar tekrar sonsuz kez evren oluşturabilir. oluşturması olasıdır.sonsuz olasıdır...

-----------
zaman denilen kendi içinde sınırlanmazsa ilk denilen ilke ortaya konulamaz. gözlemci rüyası olur..yok kavramına dayanmayan zaman..

------------
zaman yoktan varolamaz vardan yokolamaz

--------------
enerji enerjisizlikten (varolamaz) enerji olamaz ve enerji olmayan enerjiye dönüşemez. tıpkı bunun gibi enerji olmayanın enerjiye dönüşemeyeceği gibi zaman olmayan zamana ve (artık zaman olana) dönüşemez

------------------
zamandan önce denilen tanım zaman kavramıyla (yani zamanın ta kendiyle) ifade edilmektedir ve önce denilerek zamanda zamansal bir belirtmeyele birlikte zamanda geçmiş olarak işaretlenmeltedir.. önce tanımından kurtulur zamansız olan biçim. .
zamansız bir durum zamanda önce/geçmişte diye bir yere işaretlenemez..
geçmişte ve evrenden önce zaman yoktu demeye iyice bir iyi bakın...

--------------
tıpkı bunun gibi evrenden önce denilen durum da evrenle ifade olunmakta evren üzerinden ve içinden (gerçeklik içinden) tanımlanmakta ve belirlenmektedir.. evrensizlik tanımı ve gözlemi evren içinden üretiliyor

bütün önce işaretlemeleri zaman üzerinden yine zaman ile yapılabilir.. zamansız bir önce işaretlenemez...

öncelerin en öncesi olan ve ilk birinci olan önce ilk önce ve ilk ve baştan birinci en önceler başı ve başönce (ve baştan birinci zaman) kaybolmuştur

zamansız bir düzlem önce kavramıyla işaretlenemez

--------------
ideolojiniz nedir? sorusu için ; ideoloji nedir? ide kökü var ve bu düşünce demek ve loji var bu bilim demek .o halde düşünne bilimi. o halde benim düşünce bilimim ?düşünce bilimi.o halde ideolojim ideoloji .eşit
ideolojim ideolojiye eşit.kavrama tam eşit
ideolojim kavramın kendi.kendini veriyor.

------------------------
anlamı bilinmeyen günlük türkçe de içerilmeyen bir tanım ve kavram var mı yukarı da (ontolojiden başka ki o yaşambilim ve varolmabilimi demektir) terminolojik bir tanım var mı yukarı da beyefendi.. kavramsal kavrama.ne yapalım. terminoloji yok .özel bir terminoloji yok..bu neyin kafası
anlamı belirlenmemiş özel bir terminolojik dil ve bir gruba özgü bir dil ya da latince mi kullandım ben..

-------------------
başvarlıksızlık..ilkvarlıksızlık.sonvarlıksızlıkçı lık gibi

------------------------
---------------------------

büyük patlamanın sebebi büyük patlamadır. büyük patlamanın kendisidir...
büyük patlama küçük patlama olmayandır ve küçük patlamayla kardeştir ve ortanca boy patlamalarla birlikte değerlendirildiğinde biraz daha uzundur ya da biraz daha büyüktür ama küçük patlamalar olmadan büyük patlamalar tanımlanamz-değerlendirilemez-tanımsızdır

patlama tanımı tanımsızdır_patlamanın uzunluğu ve büyüklüğü..
sonsuz uzunlukta büyüklükte olmalı
ölçülemez
sonsuz olmayan patlamalar ya da kısa tanımlamalar
küçük olmayan patlamalar demektedir ve küçük olmayanlar olmadan büyük olmayanlar olmayanlar ölçülemez değerdedir

kısa ve küçük patlamalarla birlikte uzun ve büyük patlamalar birlikte değerlendirilebilir ve bir çok patlama olmalıdır ki..küçük olmayan adı alsın

tek patlama, tek bir patlama kendi içinde büyüklük ölçütü vermez-sunmaz
patlama olmayan olan ölçülmeden patlama olan ölçülemez

patlamaya patlama olmayan ya da patlama olan sebep olmuştur. patlama içeriğin kendisidir .ne sebep olmuştur sorusu "ne" sebep olmaktadır demektedir. ne nesne işaretler -nesnenin kendini izafe eder. ya bir özne ya da bir madde ama muhtemel fiziki beden belirtmektedir bu soru yanıtlanamaz. kendi içinde kapanık -dışsız algısız patlayan şey ..patlama kendi içinde..patlamanın içinde patlama
ne sebep olmaktadır demek bir şey sebep olmaktadır demektedir.. dış etken iteliyor iç koşullar-kendi
bir şey sebep olmaktadır bulugulamasına indirgenir-bu bir ön yargı ve ön veri -kabul zaten
bir şey sebep olmamaktadır kendi kendine patlamaktadır

patlamanın sebebi ritmik patlamalardır ya da hep süren ve hep hep olan dinamik patlamalardır-sonsuz

patlama doğasıyla birlikte varolan varoluş patlamalar içerir-dış etken onu patlatamaz ve dış koşul patlama üretemez.o halde iç koşullar kendi içinde patlama üretecek koşuldadır ve bu koşullar patlamalar üretir.. patlama sebepsizdir.. patlama patlamaya indirgenir. patlama içsel bir nitelik ve olgu olur zaten. patlama olduğu için ya da varoluşlar patlamalar içerdiği ve ürettiği için patlama vardır ve patlamalar oluyordur bu kadar basit..

----------------
bizim evrenimiz oluşmadan önce bizim olmayan evrenimiz ya da bizim olmayan bir evrenler bütünü vardı. o bizim değildi.. sonraki oldu bizim oldu. onu biz aldık..ona biz sahibiz

işin aslı dilsel kalıpta ve etimoljik anlambilim de büyük patlama demek küçük patlamalara göre-nazaran daha büyük olanı demektedir...

-------
mantık bunları bana söylüyor. büyük patlama bizim kuramımız değil soru sorulduğu için içerik oluşturduk sadece. mantıksal dinamikler

------------
üstünde yaşadığımız evren üstünde yaşamadığımız evrenlere bağ içerir-
ya da altında yaşadığımız evrenler
evrenin daha ziyade içindeyiz

-------------
ben tesadüf diye bir şey ortaya koymadım

---------------------
bizim evrenimiz oluşmadan önce ne vardı diye soruyorsunuz da oradaki -ne- işaretlemesi kavramsal bir işaretlemedir...ne- nesne kökünü ve bir şeyi işaret eder. demek ki siz bir şey vardı diyorsunuz. eğer o herşey olabilirse yine evren cinsinden evren vardı bir cevap sadece

bir kere -ne- denilen şey ve bir şey denilen şey de bir evren içinde ifade ediliyor...

------------------------
. bakın ben soru bana mıydı bilmiyorum ama büyük patlamanın ne olduğu sorulduğu için kısmen felsefi diyalektik dolandırma yaptım.. ben kendim büyük patlama diye bir olgu ortaya koymadım... tanımı gereği o tanımı ortaya koyan ben değilim..

-------------------
---------------------

pantezimdeki tanrıyı ,tanrı kavramıyla içerilse de doğa ya da brahman tanımı gibi buluyoruz ki varlığın kendini işaret ediyor.. yani felsefe varlık diyor- panteist tanrı diyor... yani ben bir varlığım demek ben bir tanrıyım demek olur. varlıklar demek tanrılar demek olur. ve taşın varlığı demek taşın tanrılığı demek olur...

şu an hiçbirşeyteist ya da herşeyteist gibi bir yer ya hepsi ya da hiçbiriteist
yaniherşey tanrıysa tanrı varolsun hiçbirşey tanrıysa tanrı hiçbirşey olsun

izmleri sevmiyoruz. açık araştırma. izm kalıplarını kırmak için uğraştık durduk ne varsa o var. izm seçmek zorunda değiliz

--------------
varlık heryerinde varlık doludur .varlıkta varlıktan yoksun varlık yoktur_varlıkta varlık olmayan varlık yoktur

------------------
bilgi ana subje olunca bilgi ana subje olur. izmler aradan çekilir. bilgiyle kişinin arasına hiçbir izm giremez

-------------------
bilmeye ve öğrenmeye bir izm seti çekmiyoruz-çekilemmelidir.. kişiyle kend iarasıan bir izm seti çekilmemelidir.... izmleri sevmiyoruz.... bunlar karışıklık yaratıyor ..kamp düşünceler...

------------------
işin aslı kozmos yerine varlık kavramını alıyoruz ve varlık başsız sonsuz olduğu gibi var..bilgi arayışı da sürecektir...
Düzenle

-------------
uzlaşamayız subjektif değerleriz ve subjektifiz...

----------------
---------------

Hocam bu konuya şurdan geldik ki gecenin bu saati olduğu için ordan kapatalım..

Ben gruba bir süre önce katılan bir arkadaşınızım.... Varlıkta varolan varlığım ve varlığını deneyimleyen varlık deneyimleycisiyim... Özellikle varlık, İnsan varlığına ve tüm varlığa dikkat çekmek istiyorum.... varlığının varoluşunu -yokolmayışını- bilen bir insanın bir süre sonra tanrı düşüncesini kaybetmesi, düşürmesi ve bir yerde unutması olanaklıdır....... Sonsuz sayıda sayılabilen varlık parçasının parçalılık kolektifinde bulunuyoruz ve bütün ,bütünsellik arıyoruz. Dışarıda çok fazla bilgi karmaşası ve dağınıklığı var. herkesin kafası oldukça karışık ve toplumlarımız düzensiz. bilgi kör... insan olarak acı çekiyoruz..... bizler insanız birbirimize yardımcı olmalıyız. birleşmeliyiz olabildiğine... ve güzel işler yapmalıyız...

"ictenlik" 28-05-2018 11:36

18-25 Mayıs Facebook Günlüklerinden
 
Allah' ın/Tanrı' nın, yaratma zorunluluğu var mıdır ?
Yaratmak zorunda mıdır ?

Bilim, Din , Felsefe Ve Bilgi Paylaşımı Facebook Grup
--

hareket ya da yaratma denilen eylem ve fiil, zaman ile bir başlama kalıbına sokulmazsa, o bölünemeyecektir. O sürekli (şimdi de ) her an yaratıyor/deviniyor ve oluşuyor ve oluşturuyor ( ve aslıdna oluyorda) olmalıdır..
bu kesintisiz (ve başlangıçsız) biçimde sonsuz sürüyor ve tekrar deviniyor/ediyor olmalıdır... Tanrının hareketi zorunludur- başlamaya çevrilemez. Ritmik bir hareket ve düzenli bir hareket bulmalısınız...
Yani tanrı varsa, her an yaratıyor/birleşiyor/oluyor olmak zorundadır, evet böyle diyebilirdik... Sonsuz zorunlu yaratıcıdır ve yaratmak/olmak zorundadır demeli oluruz...

Yaratma bir kez varsa hep vardır. sonsuz... Her şey her an yaratılıyor olmalı...

ne zamanı, ne oluşu, ne de tanrıyı bölüp/kesip sekteye uğratamazsınız. bunların hepsi zaman yanılgısı..

hareket ritmik olmalıdır. düzenli ve başlamaksızın sürüyor olmalıdır.kendini tekrar ediyor ve tekrar tekrar yapıyor olmalıdır...hareket denilen başlama kalıbına sokulamaz. çekim varoluşla birlikte hep var gibi düşenelim ve çekimin bir tersi geri çekim...

hareket başladı dersek orda yanılırız .filozofik olarakta . eğer hareket yoktu sonradan denkleme eklendi dersek herşeyi kaçırırız. tanrının edimi de eylemi de kendi doğal oluşuyla (kendiyle birlikte onu içeren sınırlayan bir yasa gibi) onunla birlikte ritmik hep aynı var olmalıdır .tanrı sürekli yapıp bozmaktadır ya da yapılıp bozulmaktadır. olup oluşup dağılmaktadır/yayılmaktadır deriz. kendini tekrar etmektedir deriz. tanrının zamanı şimdidir. olanlar şimdi vaki olur. iş oluş eylem bölünemez.

varoluşun doğal ritmik kalp atışları ve kanın sürekli yayılıp sonra geri toplanması gibi sürekli bu hareketin geri dairesi ve geri oluşu gibi bir benzetme okumuştuk.. o yüzden biz enerji boşlukta kendi doğal hareketi (atış toplayışları ya da yayılım ve çekimleri içiçe var deriz) ve var kendi devimi ile hep vardır diyoruz..

tanrı psiseşi olarak çözülebilecek psişe varoluşun gelecek psişesidir. kolektif bilinçdışı bilinçüstü gibi. eğer zaman öyle ele alınırsa.. evrenler kurabilecek bir bilinç düzleminden sözederiz. doğal bilincin evrenler oluşturduğu bir olma düzleminden sözederiz. katmanlı bir varoluş .

olasılık sınırsızlığındaki tüm olmalar varoluşa sürekli dağılmak/yayılmak edilmek zorundadır. oluş oluşlar zorunludur, devimdir.. ve geri olmalar geri oluşlar sürekli geri çekilmek toplanmak/birleşmek zorundadır.hareket doğası gereği iki yönlü ..

parmenides oluşu bir küreye yakın benzetir ama bu bir benzetme. boşluk dışa sonsuz genişletilirse ve onun bir dışı ve bitişi olmayacağı söylenirse..

iyi olanlar ve kötü karşılıklı çatışır. çatışkılar ya da dualite denilen olmasa teklik kalıbı içinde gerçek denen deneyimlenemez ya da sınırlanır. burdan iyi varolduğu sürece kötü varolmalıdır gibi bir anlam çıkar.hem iyi kötü nedir? varoluş deneyim kalıplarını sürekli tekrar döndürür.iyi ya da kötü görece bir deneyim kalıbıdır.

özgür irade ya da ve seçim serbestisi denileni subjektif iradenin varlığına ve oluşuna yani oluşun bu yansıma ve dağılımı (yayılımı) ürettiğine çözümlüyoruz..işin aslı tanrı objektif olmalıdır ya da tanrı tüm var olanlar, tüm varoluşlar toplamı (bilinci) olmalıdır..
varoluş subjektif irade yansıtır. subjektif dağınıklılık/parçalılık ve subjektif parçalanma, subjektif görünümlenme vardır. izafi subjektif parçalılık/oluşlar varlığın görünümleridir. bu parçalı varlığın ve parçalı görünümün kendini temsil eder..ya da bütün parçalardan deneyimlenir denilebilir. ya da parçalardan bilinebilir ve oluşur denilebilir. bütün olmak ve bütün olmanın tanımı, tarifi için bile izafi parçalılığın varlığı gerekiyor denilebilir. bilme var ,olma var, bilinç var denilebilir. işin aslı kavramsal sentezleri bir kenara bırakıp görmek gerekiyor. akılda olana açık bakmak ,açıp bakmak gerekiyor.kavramsal sentezler hep yetersizdir. yapaydır. yapay olacaktır. varolma deneyimdir. oluş tarif edilemez. tarife sığmaz..
bilgi denileni ve bilme denileni kalıba sokmamak iyi.bakmak görmek gerekiyor. açık.kendi kavramak bakınmak,dokunmak, varlığa ve bilişe oluşa temas etmekten çekinmemek gerekiyor.akıl bilgiyi bilinci bilgiyi içerir içerler, beri çeker hep..kavramsal tanata yapaydır.bilim denen bir oyalamaca .uykuya hizmet ediyor
bütünün bir veri olması için onun izafi parçalı görünüşünün bir veri olması gerekir denilebilir...sonsuz

işin aslı tanrı kavraması ve kavramı oluşsal bir çatışkıyı da dile getiriyor.bu kozmolijik bir benlik çatışkısı/geçişmesi gibi.insanoğlunun bilgi arayışına da işaret ediyor.iki yöne dağılmak gibi bir şey var burda.. insanoğlu bilinci ve bilişi/kozmik beni ve oluşumları tam yetkin tarif edip ,kavrayıp bilimleyemediği sürece materyalik düzlemin oluşlarını ve kendi oluşunu tarif edemediği sürece değişik yüz ve biçimler altında ve görünümlerde bu çatışkıyı sürdürecek ve deneyimlecek. uyku diyebiliriz. tanrı çatışkısı hep var olacak. bunun dinamiği farklı.eylemsel kader. ikiye bölünmezseniz oyun kuramazsınız. tanrı budur sanıyorum.herkes uyanınca yada oyun bozulunca tanrı çözülür.bu pek mümkün gözükmüyor...

işin aslı tanrıcılar ve karşı tanrıcılar var sanılıyor. çatışma birbirine geçmiş durumda. top koşturan iki takım var sadece bunu görüyoruz. biri ak biri kara değil.insan parçalı bir varlık değil. bütün iki yöne dağılıyor. herkes zırvalıyor.herkes.
parçalar bütünün görünümleridir. değişik görünümleridir. kara kendini akla tanır.eşit.sadece bilgi sorunu var ve benim yerim/durumum rahat sananları göreceğiz.bilgide olanları göreceğiz.

işin aslı tanrı bulmcası bir problem değil .insanın içi rahat mı ve bilgi arayışı sürüyor mu?bu işler dürüst mü? tarih birilerinin eline tanrı birilerinin eline karşı tanrı vermiş..doğru düzgün bilgi toplamaynlar kim olursa olsun dağılıp gidecek.taraf yok burda..dürüstlük.yanılan biri yok olmayacak ..bizler bütünüz. bunu farketmeyenler ve birleşmeyenler başka parçalanmalar deneyimleyecek. ayrışanlar kendi yokluğuna ayrışabilir...tutunanlar biz kavramına tutunur...biz insan varlığını bütünlüyor ya da daha büyük bakışta tüm varlığı.

sen ben gibi sınırlar çizgiler yok..sen ben gibi sınırlar ve çizgiler ontolojik katmanlar, kesitler, geçişler arayüzler vb. olarak ifade edilebilir..aynı varlığın görünümleridir. aynı varlığın görünümleriyiz.birbirimizin ve aynımızın birlikte oluşlarıydık....bu tanrıdan daha önemli bir çıkarım ki tanrının da kendisi. çakılacaklar ..soyutlanıp..bu denkleme tanrı eklenip çıkarılması önemli değil.yukardaki kavramaya yakınlık bir fark..tanrı düşüncesine sahip olup olmamak gibi çizgiler çizmiyoruz.bunlar ontolojik kaderler.,

varlıkta ontolojik yüzeyler ve katmanlar var. oluş tek düzlem değil.gerçeklik katları katmanları...tek gerçeklik bu değil.çakılacaklar.tanrı bilgi tutumunun arkasında bu çatışkının geri verilmesi ve geri sunumu da var.herkes bilgi arıyor.

objektif bir realite de ben sen gibi ayrımlar bulamazsınız. bırakın subjektif seçimleri.

objektif bir realitede oluşların izafiyeti kavranır ancak bu zamanla katman alıyor....tanrı bütünlüktür. tanrı tüm olanlar

subjektif bir varlık için objektif kavrayışlar zaman işidir irade işidir ancak bunu kolay olacağı ya da kolay bir hayat getireceği? oluşun dışına taşamazsın olmak zorundayız. objektif objektiftir. subjektif subjektif ..
subjektif bir bedende/oluşta yaşamak kolay iş değil.kolay tantana değil. objektif kavrama eşiklerine gelinmişse varlık oluş gibi kavramlar ya da zaman gibi kavramlar hep ters yüz ediliyor. bunlar bilgi-makam mevki gibi şeyler değil. daha fazla zorluktan,gelişimden de başkası değil. yaşam hep karmaşa olacaktır bu yola yolculuğa bilinçli çıkılmalı dahası birlikte çıkılmalı. subjektif varlığın objektif kavrayışları son sonuçta ahaliyi bilgilendirmekten başka hiç bir işe yaramaz. kendi çapında değersiz.çöp olmuş varlığını seyretmek.huzurda getirmez. subjektif bir varlık ortamında objektif biliş kapsamak ya da objektif bilgiye/ bilgeliğe erişme-iletişim denilen ortaklaşa iştir –getiridir ..ortamın gerekliliğidir. kişiyi t-aşan söylence...subjektif varoluş subjektif varoluştur..bilgi dıştan taşar.subjektif olmayan.gereklilik.eşik...

hocam subjektif bir beden objektif bir oluşa ya da bilişe,bilgiye tanıklık ediyorsa orda ki oluşu, karmaşayı hiç sormayın hocam.aracılık ya da köprülük gibi.değişen subjektif parçalılıklar...burda ben diye birinden sözetmek pek mümkün gözükmüyor hocam. burda ben diye biri yok. ya da onun kim olacağı değişken. buradan artık bura diye sözediliyor...ben denilen artık bir bura sadece... ve orada kimler varsa...

hocam tarihin tüm çöplüklerini biz temizleyemeyiz.bırakında yapsınlar.zaman işi

hocam bu nasıl anlatılır kavranır bilmiyorum ancak ben yapı denilen bir bedende subjektif oluş bir biçimde yarıbuçuk aşılıp/parçalanıp devredilmişse ora yarı buçuk kamusal bilgiye/benliğe ve bilişe açılmışsa gibi bir şey. koordinasyonu bilmiyoruz. burda olanları ben diye biri çözümleyemiyor pek...

--------------------

büyülere inanıyor musunuz daha önceden şahit oldunuz mu ?

--

büyü'lere nanıyoruz. büyü'meli. büyü-malı....


------------------
bilmek olmak gibi. Örneğin kaplanlar avlanmaları gerektiğini bilirler ve bunu nasıl yapacaklarını da çok iyi biilrler ve bu konuda pek yanılmazlar/yanlışta yapmazlar. Yanlış avlanmazlar yani... hayatları boyunca ve hayatlarının sonuna kadar doğru biçimde avlanırlar ..insanın tuhaf bir öyküsü var

------

Bir agnostik olarak ateistlere sormak istediğim 3 sorum var.
Öldükten sonra yok olacaksak hayatı nasıl yaşadığımızın ne önemi var.
Öldükten sonra hiçleşeceğinizi bile bile neden bunca acı ve üzüntüyü ciddiye alıyorsunuz.
Tanrının olmadığına nasıl emin olabiliyorsunuz.


Ateizm Deizm Panteizm ve Agnostisizm Facebook Grup

---

Birincisi ölmeden önce var mı olduk ya da doğarak mı varolduk?
Bir buçukuncusu yokolmak nedir?
İkincisi öldükten sonra hiçleşmek ne demektir?
Üçüncüsü varoluşu ya da varlıkı ilke kez üreten bir baştanık/il tanık/ilk olan olamayacağı (düşünerek) hayli hayli çözümlenebiliyor..
Yani varlıkta bir baş varlık olamayacağı felsefi olarak, düşünme ilkeleriyle (ve gözlemle) çözümlenebilir...
subjektivitenin subjektivite olacağından objektivite biraz olsun genişlediğinde ve geliştiğinde emin olunabilir...

bazı şeyler algılanabiliyor. bu subjektif kalıplar ya da bilgi sorunsalı. insanların bilgiyle alıp veremediği nedir? subjektif olmak gibi bir sorun var ya da başka sorunlar var. bunlar düşünülerek çözülemez değil de bunlar subjektif. kimse objektif olmak istemiyor...

subjektif bilgi sorunları sadece..

subjektif olmak subjektif olmaktır/subjektif subjektiftir.. daha öteye gitmeyeceğim

yukarıdaki veri ve soru yığınları tamamen subjektf/başlı başına subjektif. bilginin aydınlatması kadar o subjektivite denilen kalıbında yıkılması ya da objektif tutum önemli. böyle sorunlar kalmıyor. mesele sanılandan başka türlü aydınlanıyor..

ölümün öncesi sonrası gibi saptamalar, hiç olmak gibi durumlar, yok olmanın ontolojik izafiyeti, ben denenin de öyle ..bilgi bunları başka türlü çözüp aydınlatıyor..cevap aranan gibi olmayacak.

ben olarak olmanın/ben olmanın kendisi bir ontolojik bir izafiyet bırakalım tanrı varlığını.. sorun tanrı olup olmamasında değil belki de. bilgi arayışında bu başka türlü yansıyor...kişi gerçeği görmek istiyor mu?

ben diye biri yok ki ölsün-ben diye biri yok ki doğsun/doğmadı. .zaman diye bir şey yok ki sonrası olsun...tanrı nedir? nerden çıkarılıyor ve ortaya konuluyor?
ben-in sorularına (ve sorunlarına) alet ve aracı ediliyor...

öldükten önce ve doğmadan sonra ben varım-vardım ..ve şimdi ölüp yokolup gideceğim..çok yazık..çok yazık bana....

--------------------------------

(Olabilecek) Tüm dünyalarda Tanrı' nın varlığının mümkün oluşu, varlığını zorunlu kılar.
Katılıyor musunuz ?

Bilim, Din , Felsefe Ve Bilgi Paylaşımı Facebook Grup

--

sanırım zorunlu oluşu onu mümkün kılardı..
mümkün oluşu onu mümkün kılar buna katılır mıydım?
tanrıyı nasıl tanımlayacağımıza da bağlı
işin aslı monoeist bir tanıma girişilmeyecek olsaydı tanrı varoluşu bütünleyen güzel bir fikir olacaktı.bizi düşlemiş bizim cinsimizden bir psişe/zaman yolcusu gibi...


Panteizm olmayanı tanımlayınız. subjektif oluşallık ve subjektif sonsuz tanrı..

tüm subjektif varlıklar sonsuz cennet ve cehenmmelere gidiyor. bunu tanımlayınız ve yasalaştırınız. bu nasıl bir döngü/kuram ve nasıl yasal bir varoluş. bu nasıl bir kuramsal varoluş ve nasıl bir nazariyat.. Bunu mantıkla yapılandırın..

Tanrı ya da varoluş subjetifsellik ve subjektif varoluşlar üretiyor/türetiyor ve bunların kimini sonsuz bir yana diğerini sonsuz bir yana ayırıyor.. sonra ne oluyor en son en oluyor?
sonra bunu yapmaya devam ediyor? mu?

Varlık ya da tanrı subjektif varlıklar ve subjektif sonsuz-laştırılmış varlıklar üreterek bunu ve bu varlıkların subjektif varlığınının ve subjektivitesinin sonsuzlaşmış-çasına devamlılığını üretiyor/üretecek... ilginç..
ve bunu üstüne yığarak yenileyecek/sürdürecek...

Bir eşyaya ya da bir şeye sonsuza kadar sahip olmak istiyormuşçasına sahip olmak isteyebilirsiniz.. kendinize de sonsuza kadar sahip olmak isteyebilirsiniz .. ama kendinize bile katlanmadığınız bir çıkagelir belki ve kendinizi subjektif bulduğunuz ve başkaları da ve başka şeylerde olmak istediğiniz anlar gelir çatar...
sonsuza kadar subjektif kalmak istemezsiniz/sonsuza kadar kendiniz kalmakta ve olmakta istemezsiniz..bunu bir süre sonra istemeyeceksiniz inanın..

bilgi arayışı denilendeki o kırılma, değişme o subjektif-lik (subjekivite) denilen o çizginin değişimidir. siz sonsuza kadar kendinize ve birşeylere ihtiyacınız olacağını (ve aslında şimdilik kendiniz olduğunuzu ve) ve yokolmak (dönüşmek) istemediğinizi sanıyorsunuz. subjektvite sizi bizi sınırlıyor. konunun çözümü için yanlış yere ve biçime bakılıyor...

tüm bunların kavranamayacağı ya da kavrandıktan sonra da hala salt ve tek kendin sanılan bir kişi kişisine ya da bu olmaya hala ihtiyaç olacağı sanılıyor

yukarıdaki durumda tanrı tekrar tekrar yaratırsa?
tanrı sonsuza dek subjektif varlıklar yaratarak ve sonsuzlaştırarak yaratmaya devam etsin

x dünyada onlardan sadece şu an, şu zamanda 8 milyar tane var. bunların her birine ayrı bir bilinçlilik ve ayrı bir ruh tanesi ve ayrı bir insan diyoruz. bu x dünyanın tüm varoluş tarihine gidersek gelip geçen ruh toplamı ne olur bilmem ama tanrı bunu tüm dünyalarda ve gelecekte ya da kendi sonsuzluğu içinde üreteceği tüm varoluş ve gerçeklerde yapmayı sürdürürse?
o tanrının en son kafası karışacaktır...

sonsuza kadar ruhlar üretip onları sınıflar durur ve tek yaptığı yapacağı işte bu olur....

tanrının en son ruhlar dolu cennetleri ve cehennemleri olur
subjektivite ve subjektif varlıklar üreten bir varoluş/tanrı bunu (bunlardan) sonsuz üretiyor.. ve onlara sonsuzluk veriyor .sonlu/parçalı/izafi oluşallığa sonsuzluk veriyor... Buna en yakın olağan mantıklama Parmendies çoklukların (çokluğun) varlığı (olup olmadığı) ya da ne olacağı sorgusudur... . Parmenides'in teklerin çokluğu ve çokların çokluğu düşünceleri gibi bu...

bilgi sorunu denen subjektif iradenin (subjektvitenin) ne olduğuna (olduğuna) ,bu subjektif irade denenin bir kez olsun çözümlenmesine bakıyor....

-------------

Şeytan doğup doğururmu?tanrı yaratıyosa amacı nedir?

Müslüman Ateist Deist Din Bilim Tarih Ve Felsefe Tartışma Platformu Facebook Grup

--

şeytan bir anti tanrı olarak tanrılaşıyor/şeytanlaşıyor (varlaşıyor ve varlaştırılıyor) çünkü, çünkü dualite var.... Şeytan temel olarak bir anti tanrı düşüncesidir/psişesidir....Bireysel bir tanrının kamu vicdanında olmasıyla ilgili bir sorunsaldır.. Yani bir nevi hem tanrıya gücü yeten arayışını simgeler hem de bir hayali oluşu ve varlığı dengeler.. şeytan genelde tanrıyla boy ölçüştürülür...tanrıdan özgürlük istemiştir ya da ondan da özgürlük kazanmaya girişmiştir ama hikaye ve sembolizma karmaşık ...eskiden bir boy yıkılıp yeni bir boy kuruluyormuş ve babalarını ve babalarının atalarının saltanatını yıkanlar olmalı...
varoluşun bir sahibi yok-şeytan bir mit...

şeytan kısıtlayıcı/sınırlayıcı bir tanrı karşısında özgürlüğü, özgürlük kazanmayı da simgeliyor. işin aslı şeytan tanrıdan çoğu zaman daha cazip bir imgedir. tanrıyı gölgede bırakır...

şeytanın armağan ettiği şey özgürlüktür (bağım değil)

şeytan denilen aşılamaz sanılan bir eşik ya da koparılamaz görülen bir zincir sonrası gibi.

işin aslı şeytan sonunda onu tanrının varettiğine ve yarattığına da karşı duracaktır işte burada tanrıdan ayrılacaklar

-----------------

Hayat çok acımasız. Ruhu iyileştirmek zor. Ruhlar dünyaya ait değiller. Dünyaya intibakları zor...

--

ruhu iyileştirmek denilen bilgi/bilinç ve bilgi edinmek denilendir.... insanın yaşama ve varoluşa/varolmaya dair çarpık anlayışları giderildiğinde ruh denen iyileşir/özgürleşir...
insan doğal ortamında kendinden değildir. kurt kaplan gibi doğal bir ortamda yetişmiyor. sorun burda-ruhlar her yere ait....en çokta bu dünyaya ait...

bilinci maddeden ya da gerçekten ayırmak ve sıyırmak ,olguyu bölmek yanlış duruyor..burdayız çünkü burdayız. burdayız çünkü bura var...başka yerlerde de ölünebiliyor ve yaşanabiliyorr... işin aslı voroluş bir karmaşa..
başka yerlerde başka türlü olmak ya da ölmek sözkonusu olduğunda varoluş yine de bir karmaşa.. burayı boş bırakmamak lazım...kendi bedenini ve gerçeğini doldurmak lazım....
bizden saygılar...

buraya ait (ve dair) hissedildiğin de (ya da her yere ait ve hiçbir şeye ait değil hissedildiğinde) belki ruh iyileşir..

yaşamak ve ölmek arasında fark görülmediğinde ruh iyileşir. ya da öyle ve böyle yaşamak farkları yerini olmak denenin kendi doğal çözümüne bıraktığı zaman ruh iyileşir

------------------------

Devlet nedir
Ne değildir?

--

devlet insandır. insan olmayan değildir...

aslında olmayan bir kurumdur-insan organizasyonuna dayanır. yerinden yönetim ve insana tabanlanmalı ve bu ilkeden genişlemeli ve kök almalı/salmalı,

Örneğin özel kişilik, öznel kişilik karşısında tüzel kişilik kurum-kurumsal kimlik ve kişilik gibi karşılıklar var. bu tüzel kişilik birleşmiş ya da yasalaşmış ya da yasaya dayanan bir kimliktir. Örneğin şirket ve organizasyon ve konduktivite gibi tanımlamalar var ..doğa da öznellik nesnellik aranıyor ve bu tip tartışmalar var ..öz var mı? nesne var mı? kimlik nedir gibi sorular var...

subjektif bir devlet subjektiftir de konu o değil. subjektif bir devlet nasıl oluyor? subjektif tanrılar var ..yasa bilinci yok.yasanın ve yasamanın, doğru yasamanın insanları bir arada tutacağının -ortak- bilinci yok... devletsizlik değil..

devlet denen bir ölçüde yasamadır ,yasa korumadır-bir güç değildir ama yasanın bizi bir arada tutacağının ve yasanın herkese eşit mesafede duracağının ya da durursa bunun olacağının (ayrışmama-kavgasızlık olacağının) bilinci yok..
bunları keşfetmekte zaman alacak herhalde...

devlet subjektif olmaması gerekendir diyeceğim ama bunu demeden daha oda ne? bu da ne? diyeceğim..
hocam kolektif bir organizasyonda tiranlar olmasın ,güç zorbalığı olmasın ya da subjektivite hakim olmasın diye devlet var ya da varolmalıydı.. iken...
ama belki de subjektif toplumları ve subjektif iyice ayrışmış organizasyonları zaten subjektif devletler yönetiyor...
hocam devletten beklemek diye bir şey var,...bu güç ve otoriteyi başından savmaktır. kendi güç ve otoritesi kendi yönetim hakkını da başından savmaktır. özgürlük deviridir froomm un tabiriyle özgürlükten çekiniştir...

devlet bazende hazırcılık ya da başkalarından istemek gibi gözüküyor ve biri sorumlu olmalı ya da benim yerime sen yap gibi gözüküyor..

devletin hukuksal oluşsal her türlü tabanı insana ve insan çıkarına yaslanır/yaslanmalıdır ve ortak çıkar fayda ya da paydalar gibi şeyler devletlerin gelişmesi hukukunda ele alınmalıdır...

Hocam insan toplumlar, özellikle geniş toplumlar ve organizasyonlar, sınırları ayrılmış toplumlar, farklı kimlik ifade eden birbirinden ayrı toplumlar olarak yaşamak istediği sürece devletler varolacak... Sonra bu Habil'le Kabil gibi bu grupların savaşları, organizasyonu ve çıkar ilişkileri çatışmaları ve güç mücadeleleri tarihi olacak..doğasızlık ve kopukluk-kayıplık.. insan doğadan kayıp gibi bir şey....

Hocam insan acılar ve karmaşalar deneyimleyerek ve bunu toplumsal düzeyde çatışarak ve yaşayarak, yıkılıp yapılarak ve yeniden olarak, bilinçlenerek bunları öğrenecek.. a insanı ile b insanı arasında bir fark yoktur. evrensel oluş bildirgesi koymaya gerek yok.. matematik bu problemi kolayca indirgeyip çözebilir ...bu tanım anayasaların birinci maddesi felan olmalı ve bu tanım evrenselleştirilemediği ve içsellenemediği sürece bu çıkar çatışmaları ve dengesizlikler sanırım varolacak... sanıyorum... ama realite bu ve evet devletlerimiz var ve bozuk insan psişeleri gibiler....

Hocam çok ileri gidersek insan varlığı ölümle sınırlı geçici bir bütün ve parçadır. Varoluşsal kimlik sorunları adlandırmasına ve çözümlemesine gidersek, insanın ben benim demesi altında bile ne bulacağız ki?
Belki de bunlar küresel ortak bir bilincin/oluşun dersleri/işleri ve deneyimleri bilmiyorum..

Eğer insan varlığı dediğim de kendim dışında da onu genel olarak kuşatıyorsam,örneğin yani bilimsel bir formelle bunu tutarsam bilmiyorum ne demeli?

Ama şunu biliyoruz ve diyebiliyoruz ki insanın birinin daha az ve birinin daha çok yaşamaya ve yaşatılmaya hakkı yoktur ve bütün özgürlükler (varoluşlar) ortaktır. ortak maldır.. hukuk burdan sanırım evrensellikten kuşatılabilir ve geliştirilebilir...
bir yerde biri ben daha az yaşıyorum diyorsa ona koşmalıyız o halde bilmiyorum

Hocam evrensel bir (gerçel bir) hukul formeli kurarsak ve üretirsek ve ileri gidersek bunda; bir bireyin varolması da diğerine de ortaktır. dairdir onu içerir) (onu kuşatır) .onun beni de (benliği de) diğerine ortaktır bu anlamda. insan evrenseldir-evrensel bir içrektir/varoluştur. kendi başına değil. insanın ben benim demesinde sorun var.. ama evrensel subjektiviteye evrensel objektivite dayatılamaz- yani bu sürecek. bu arada bir denge kurulmalı ve bulunmalı...
hocam toplumsal varoluşlarız.bilinçlenme gerekiyor...

subjektivite bir geçerlilikse ve gerçeklikse ki bu parçalı oluşu da simgeler -ben benimi- ya da bu benim bedenimi, de simgeler, ..
bunu kişiye objektivite dayatarak ya da sunarak aşamayız.ya da zorla dayatamayız... subjektvite bir özgürlüktür tanımdır burda....subjektif irade tanınmalı, reel olduğu görülmeli ve birey olmak, birey özgürlükleri tanınmalı. bu genişletilmeli ve eşitlenmeli ortaklaşalanmalı ya da ... bireyin ne olacağı tanımlanmalı.. evrensel hukuk baştan aşağı kuşanılmalıdır...
burdaki eşitsizlikler karşı hukukla ya da bilinçle yıkılır ya da herhangi türden şiddetle değil mi?

subjektif hukuku aşabilirsek bu ayrışmanın toz olacağını görüyorum diyelim...

hocam ülkelerin ayrılması ve sınırlar olması ve bunun onanması da da bir subjektif ayrışma. din-dil milliyette bir subjektif ayrışma. her türden köken ayrışması ve ayrıştırması ya da sınırcılıkta

-------------------------------------

Tanrının problemi neydi ki hangi kompleksden dolayı insanı ve evreni yarattı?


--

tanrının oluşu yaratma üzerine doğal bir oluştur/doğal bir eylemedir ya da bir ölçüde zorun/lulukta diyebilirdik....
tanrının olmayışı ise yaratmayışıdır_ bu hiç bir şeyin olmayışı mıdır?

boşlukların tüm eylemlerinin nedeni ya da bu nedenin/nedenselliğin kökeni olacağı söylenen o tarihsel kımıldatıcı ya da ilklerin ilk kurucusu ve kendi adına ilk oldurucu ve varlıklarötebaşı...

Ey varlıklarbaşı bizi duyuyorsan seslerimize kulak kabartmalısın/vermelisin..
ya da seni duyamıyoruz-sesini bize vermelisin
burda zor durumdayız/öyle anlaşılıyor.../öyle görülüyor..
boşlukları kımıldatırken yaptığın şeylerden yap ve bizi burdan (bu durumdan _belki de insan olmaktan ve onun çıkmazından da ) kurtar
boşluklarla işini bırak ve biraz ara ver o işlere ve bizle ilgilen olmadı...

tanrı istenç duyamaz/zorunluluktur. zorunlu olarak kendini olur/kendini böler ve /ifade eder ve yaratır... tanrının varoluşu zorunlu ve kısıtlıdır ama bir de varolmayışı var.

tanrı demek varoluşu bir zoruna, nedene/nesneye/şeye yüklemektir ve bu nedene yüklenmektir/sorumlular aramaktır bunun bilincidir..
bir kere bu kendi varoluşunu sırtlanmamaktır ve ondan ötürü olma sorumsuzluğu ve gölgesi giymek/almak ve nedensizlik imgesini/gölgesini varlıkta sezememektir/sentezlememektir...
bu özgürlük kısıtlılığı ve varlık sorununa gider...özgürlük sorunsalıdır...

tanrı için zaman yoksa ve başlayamazsa onun hareketi ve üretmesi zamandan bağımsız ve zamansızca varolmalıdır.
başlamamış bir eylemin üreticisidir...
buna bir de zorunlu bir istenç ve seçim zamanı eki eklenemez...
ki subjektivite buna hiç dayatılamaz/uygulanamaz duruyor....

İnsan varoluş sorununu tanrı adı altında araştırabilir ve sentezleyebilir değişmeyecektir...
İnsan, valrıksal/varoluşsal bir bütüne ve bütünlemeye, koşula ve doğal oluşun zorunlu koşullarında içerilen bir senteze ve iç-oluşumlara tanrı diyebilir ama voroluş sorunuyla ,(varoluş sorunu) denenle (ve kendi varlığıyla direkt aracısızca) er-geç (birincil elden) yüzleşecektir...
ve burda bir tanrı değil de tümden bir nednesizlik/dipsizlik/ilksizlik ve -asıl- kökensizlik buduğunda ne olurdu?

tanrıyı hem var hem yok oluşturmak ve sözetmek/ortaya koymak genelde bunu ortaya koyan iradeye karşı subjektif bir yaklaşımı dengelemek içinde sunuluyor
bu tanrı ne var ne yok hem var hem yokçuluk gibi bir sentez...
bulanık ya da sisli/puslu mantık denilen benzeri..
tanrı nasıl tanımlandığına bağlı olarak bulunabilir ancak subjektif tanrılar subjektiftir.
örneğin bahvgad gita nın tanrısı, brahmanizm tanrısı benzeri bir tanrı ve spinozanın tanrısı denen benzeri tanrılar belki vardır...

tanrısızlık bulunmamışsa/keşfedilmemişse tam bir tanrısızlıktan sözedilemez.. bu bağımsızlık gibi bir kavram olarak içerildi ve bunun keşfi ile mümkün... insan varoluşunu ya da zihnini esir tutan koşullardan ve buna bağlı bilgisel bağımlardan arınıp özgürleştiğinde gerçek bir tanrısızlık var...
yani örneği tanrı yok dersek bu seferde insanın varoluş sorunu diyemiyoruz. herşeyin varolması var
işte orda tanrı insan olmayanlar geride kalanlar ya da insan olanı da içeren tüm-bütün oluyor... bu tüm bütünün varolması var/içiçe..

yani insan varoluş sorunun öte beri çekerse sanırım insan olmanın da ötesine gitmek gerekecek

varlıksal varoluş sorununa tanrı demek tam bir hata. oluşsallığa ve kısmen fizikselliğe tanrı adı takmak ise bir sanılsama/yanılasama ama bunla bir bağ var...
oluşu kökenlemek ve oluşu başlatmak kavramına götürülemeyen dinamiği bütünleyen tanrı olmayan bir tanrı

. her ikisi de...çünkü tanrı doğadaki bütünsellik, oluştaki oluşsallık ve koşulsallık bütünü ya da iş-edim hareketin kendi ve yasa gibi bir düzlem ve anlama çekilirse?
tanrıdan sözedilirken neyden sözedildiği bilinmeli bunun yanıtlanmassı için... ve varoluşta yasalar bağlar/bağlamlar yine de vardır..

yakın ama tam değil belki çünkü oluşsallık tek başına oluşsalık değil (çünkü diğer herşeyde var ve) ama evet yine de varolma kökensiz.. varolma denilen kökenden ve nedenden mutlak anlamda bağsız ve yoksun olmalıdır... bu anlamda evet

subjektif bir tanrıyı zaten hiç hesaba katmıyoruz

Tanrı yukarıdaki subjektif sorunun kökeninde subjektif bir özensellik olarak sunuluyorken ve korunuyorken soruyu ordan ele alıp yanıtladık sadece...

"ictenlik" 29-05-2018 17:51

29.05.2018 Facebook Günlükleri
 
(uydurtu kimliği yaım/yazımcı desteği beklemektedir/istemektedir.)

Soru: Dinlerin sebebi dinler değil maddeci ideolojiler. İslamda savaş sadece savunma amaçlıdır..

(Mao, Lenin, Stalin, Troçki ve ilgisiz bir kişi daha resimleri/resmi eşliğinde)

Oluşturulan Yanıtlar


işin ilginci maddeci ideoloji denenlerin hepsi bu dünyada insan mutluluğu refahı, bilgi özgürlük, her türden bilim-biliş-özgürlük ve kardeşlik için, eşitlik için savaşıyor/savaşmış..
işin ilginci dinler denilenlerin hepsi yöneten bir avuç azınlık ve zavallıya çanak tutuyor ve hizmet ediyor...
işin ilginci maddeci denilenler karşı dünyacı-karşı rüyacı
işin ilginci dinci denilenler bir avuç uyuşuk ve uyutuk

işin ilginci işin daha da ilginci bugün amerika ve ya da israil sizi yutmuyorsa ve yutamadıysa ve ya da bu küçük balıklar yutulmadıysa hala o resimdekilerin biri hariç bunların çabası değil miydi? dinler mi ayakta tutuyor sanıyoruz tarihi?
şimdi iran dağılmadıysa ve suriye hala parçalanıp tam olarak yutulmadıysa ve ele geçmediyse orda çin ve rusya diye bir blok var örneğin. siz nasıl okuyor ve gözlemliyorsunuz?

bütün amerika ve israil ideolojileri bu yapıları parçalamaya çalıştı...hala ?güney amerika dahil .neden? islama zarar verdiği için mi? neden?

tarihsel olarak islam ve yahudilik habil ve kabil öyküsü gibi olabilir...
tarihsel olarak islam ve yahudilik birbirinden bölünmüş, ayrışmış mezhepler -dinler gibi aynı kuramsal köke dayanan bir yapı ve birbirine göre dinler ve mezhepler gibi olabilir. bu yorumlar hep yapıldı..
yani onun bir dini var benim de dinim var gibi...
ya da onun bir dini ve ona ahit sandığı veren bir tanrısı ve onların musası varsa benimde/bizimde hacreül esvetimiz ve muhamemdimiz var gibi....
bu dinlerin ikisi de sami köküne dayanır ve kutsal sandıklar bağışlayan rab'ın sandıklar verdiği azınlık elit kesim burdan israiller/israiloğulları ve yahudiler olarak seçilmişler/sıyrılmışlar ve bölünmüşler ve kalanlar dışta kalanlar da ,yine aynı kardeşler fakat farklı bir örgütlenme ve telaşa karşı yıkıma (gerçek samiliği geri almaya) gitmiş olabilirler. tarihsel kökü ve savaşı iyi inceleyin_ burdaki tarihsel çatışma farklıdır_ tarihi doğru okumuyorsunuz..
dış kapıda kalan kardeşler...tanrı sandık verdiği için....

rab merkezli dinlerde, gökten inen rab kavramının biraz gerçeğe uyarlanması gerekiyor. gerçek bir göksel tanrı gelip insanları yakan bir kutu veremeyeceğine ve gerçek insan kentleri yıkmayağacına göre bu başka bir tanrıydı/tanrıcık ve tirancıktı. göksel bir yarıbuçuk demiurge ve üstvarlık bir göksel hami ve göksel ileri varlık..gerçek uzaydan gerçek geldi ve sami ayrışması burda/burdan başladı-yayıldı...

yukardaki ya da yukarıda yazan islam ya da din ağzı değil_ bunlarcı trollüktür..

bugün siyonizmin birinci düşmanı dağılmış müslümanlar ve dağılmış müslümanlık mı sanıyorsunuz? tek bir güç var orda, iran.. -o da yarı buçuk ... o da şia kimliği... islam benimsemezsiniz onları. neden parçalayamdılar onu...

israil sadece arap yarımadasını mı istiyor yada tüm diğer mutlakiyetçi güç odakları gibi herşeyin hükümranlığı ve kontrolü mü? ki mve ne üzerinden ? tanrının/tanrısının vaadettikleri şeyler mi?

musayı kendi halkı yolsan çıkarmış/saptırmış olmalı. rab denenle aracılık/bağ kurması ve pazarlık etmesi ve alması vermesi için çok zorlamış olmalı. muhtemelen ileri bir varlıktı. muhammed denen de halkı için benzer kaderi paylaşıyor olmalı. bölünme sonrası ..muhammed denilen de yine halkı tarafından kitlesi tarafından kurban rolüne soyundurulmuş/düşürülmüş olmalı...

islam dini amerikan uşaklığı mıdır? amerikancılık mıdır? o zaman bizzat islam denenin yahudi siyonist bir kurgu ve tarihi bir siyonist komplo olduğuna olacağına gidersiniz. ayakları havada bomboş kalır takla atar... tarihe iyi bakın..

rab denen bir demiurge ve demon. bize göre ileri varlık. göksel varlık. insanlıkla geçmiş temasları olmuş ve bu temas ortadoğudan yayılmış....ortadoğuda çöle inmişler-kent yıkmışlar, yakmışlar-yıkmışlar korkutmuşlar ve üstüne bir de teknoloji harikaları göstermişler-karanlık kutular vermişler. remolekülerzasyon/ışınlanma -yer değiştirme gibi teknolojiler, teknoloji harikaları göstermişler ve mucizeler yapmışlar.../yaptırmışlar uşaklarına.... geçmiş bir çağda insanları yarı tanrı olarak, yarı tanrılaşarak kandırmışlar ve kendilerine tapındırmışlar ve israillleri kendilerine bağlamışlar diyelim /ne diyelim...israil o kökten geliyor....

eğer yanlış görmüyorsam resimdekilerin biri hariç sanırım bugün amerika ve israil temsil ettiği güç odaklığı- güç sömürgeciliği ,sömürgecilik ve küresel himayeye karşı durmuş ,dünyada bir güç dengesi ve karşı duruş yol yaratmış yarı peygambersi bugün dünyayı ve tarihi yarı buçuk ayakta tutan adamlar ..öyle din demekle olmuyor...

bu ağız olduğuna amerikan israil ağzı...ya da onun arkası...

islam denilen olduğuna tarihi siyonist bir komplo olabilir..ya da bunun kurdu... dediğimi yavana atmayın ve evet islam denilen siyasi bir komplodur ve olabilir dersek ne olur? din mi batar? ya din yoksa? ya tanrı yoksa ne olacak? aval aval hep birlikte tarihe mi bakacağız.. birbirimize mi? yoksa bizi kim kurataracak kardeşim. diyelim ki yok? biz doğruyu söylüyorsak nolcak? ne yapcan? kurtarıcılar mı bekleyeceğiz sağdan soldan bu durumda sanıyordunuz?...

amerikan ideolojisi ve yayılımcılığı destekli ve odaklı. ya da yahudi siyonist işbilirliği odakçı odaklı söylem... eğer dininiz buysa iyi bakın ona...

islam denilen /teslimiyetçilik muhtemelen yarı yahudilikten bozma ve devşirme bir din ya da yarı tarihi komplodur...

hiçkimse (tarih boyu) amerikan/amerikancı çıkarlara ya da israil/israilci çıkarlara ve siyonist çıkarlara, siyonist ittifaka başta yukarıdakilerin biri ikisi hariç bunlar kadar darbe vurmadı/vuramadı.. hala tarihten ayıklayamıyorlar onları bakın. .dünyada bir özgürlük varsa bu nerden? hangi savaştan? sözde yayılmacı/çıkarcı ve fetihçi islam savaşları mı? onun doktrini mi?

rab denen varlık göksel bir tirandır. bir yarı demiurgedir. gerçek bir baştanrı ya da varlık tanrısı olma anlamında bir tanrı değildir. gökten gelip mucizeler göstermiştir/kentler yıkmıştır ve evet gücü vardır bu anlamda biraz ve insanlık buna kanmıştır ya da korkup/dağılıp sonuç olarak itaatleşmiştir buna.. bu kadar .bitti.nokta.tarih dersi..

----------------------------------------------------------

Soru: Yirmibirinci yüzyılda, felsefenin, bilimle çelişerek, bilimi dışlayarak yol alabilme lüksü kaldı mı?

Yanıt:

bilimle çelişmek ,bilimi dışlamak nedir? felsefe nedir?
kökeni bilgi ve öğrenme sevgisi ve ilgisi demek olan felsefenin bu etkinliğini sıyırarak onu dışlayan ve bilme ve bilim etkinliği bilmeyelim bilimi midir?

Soru:
Dünya yuvarlak değil demek bilimle çelişmektir ama ….

Yanıt/Yanıtlar:
felsefe de dünyanın biçimi gibi bir problematik yoktur...biçim bir imleme... felsefeye bakarsak bunu aptallar tartışır-oluşu kaçırır. felsefe git yaşa işine bak der daha işin mi yok der... bu bir örnek...

bilimle felsefenin yanyana getirilmesi yanlış ..felsefe ve matematikos kardeş ve bunlardan bilim doğar. bunların etkileşiminden.... üretilende sevgi, sevinç, istenç yoksa?

felsefe bilgi ile kurulan bağ, bağın kendi, illeyet bağı ve ilgilenmeyi sevmektir.. felsefe öğrenmekten gelişmekten duyulan coşkunluğun kendi adıdır gibi bir alandır... felsefe kavramının tabanına gidersek felsefenin kendi tarihe yazılmış saçmalıklar değildir... matematik/matematiğin kendi bir problemi çözerken ve yaparken gerçekleşir diyelim ama yine de bir tepe ve çatı matematik adı var... felsefe tam orda yaparken gerçekleşen ve etkileşen aslında....

felsefe bilimin sevgiyle yapılmasında bir ölçüt olabilir.. .dansı sevip danseden dansçı da ha fazla dans sevgisi var .bilimi gerçekten sevip bilim yapan da daha fazla felsefe istenci var gibi

bilimle genel ve aslında belki de tek alıp veremediğimiz ise evren tabanına hiç-kopuk evrensiz geçmişsiz öntanım ve önce ve bilinmeyen x durum sorunsalı tabanı ve bunun varsaymasını yerleştirmesi.. ve bunun üzerine bilim kurmasıdır/çatmasıdır....

Soru:
………….. .hem felsefe hem de bilim gelişiyor. Fakat yanlış olan da evrensellikle çelişiyor. Sonuçta maddenin bilinmeyen özelliklerini keşif yolculuğu bu felsefe ya da bilim?!

Yanıt/Yanıtlar:


felsefenin maddenin bilinmeyen özellikleri gibi bir taban alacağını ve kullanacağını sanmıyorum. maddeyi olanın/olmakta olanın görüntüsü/dinamiği yada görüngül izafisi (şekilse-biçimsel dinamiği) olarak alacaktır ve işaretleyecektir.. ya da madde olanı herşey olarak sınıflayacaktır ve bu problemi kolayca çekecektir/çözecektir..

Felsefe sanırım bugün ve şimdinin/buradanın sorunlarıyla ilgilenecektir ve sorunlarla herkes üzerinden genel (bağ kurarak) lilgilenecektir. Bir güç toplumunun ve gücü elinde tutanların özel sorunlarıyla ve maddenin sorunlarının çözülmesini bekleyenlerle, ya da maddenin sorunlarını çözülmesini bekleyen özellerle ya da maddenin sorunları adı takan özel grupla/gruplarla ve kendini özel hissedenlerle değil...

insanların en az yarısının ama belki de bir çoğunun maddenin sorunları gibi bir sorunu yok..bu gücü elinde tutan azınlığın sorunudur ya da yaşamla/varlıkla barışma sorunsalı ve varlık adlandırması sorunsalı/hatası tabanlı ve ölüm kalım sorunu sorunsalı ,(bilgi kontrolü) ve başka ifadeler ifade eder. yaşamaktır kaçan... birlikte özgürce varolmaktır/yaşamaktır sadece kaçan... çözsünler bakalım....

-----------------------------------------------------------------

Soru: Yirmibirinci yüzyılda, felsefenin, bilimle çelişerek, bilimi dışlayarak yol alabilme lüksü kaldı mı?

Yanıt:

kalmadı. fizik ontoloji bilmiyor ve ontolojisizlikten tam olarak can çekişiyor.... ontoloji bilmeden fizik yapılamaz. artık ontoloji bilmeden fizik yapılamayacğanın anlandığı çağlar yetişmeli çünkü batıyoruz..

------------------------------------------------------------

Sunulan:(uydurtu içeriği)

Eski Teist;
Ateizm ve Teizm kavramları altında ve altından bir kutuplaştırma ve kamplaştırma /çekişme var gibi...


Yorumcu:

Hakikati hikaye etmek kolay olmadıği gibi hikayenin hakikatine erişmek kolay degildir. Dunya ontolojik.. dil epitemolojik ve dini aksiyomatik (deger felsefesi) olarak ele almakta yarar var. Özellikle bilgi bilimsel ve yöntembilimsel olarak dili ve düşunceyi incelemekte yarar var. Çunkü dil dunyayı belirler ve dini tanimlar. Dili kötü ve kötuye kullanirsak o da bizi daha agır bir sekilde kullananir. Zira o Vesvasilhannas tır.

Yanıt:


hakikat ya da gerçeklik sadece olandır der sanırım Parmenides... Buradan olan'ı ve olmakta olan kavramını sıyırırsak sanırım bir iç hakikat bulamıyoruz ve elde edemiyoruz. Olan var diyebiliyoruz/olmakta olan....
Tanrı/İye (ya da büyük ve baş iye/başkimlik/başözne) kimliğini ise iyi soyduğumuzda, belirleyen bir baş-iye ve ilk oluşturan ilk iye ve baş-sahip ve ilk baş kökenleyici ve kökenin epistemine, ilkin epistemine ve baş sorumlunun epistemine vb. kavramlara gidiyoruz ve iniyoruz... Biz bunları inceledik. yasalar var diyoruz .döngüler var. düzenler var... eğer döngüler ve iç yasalar ,içdüzen varsa diyoruz... tabi ki arkadaşlara ,diğer dostlara da bunları detaylıca incelemeyi tavsiye ediyoruz ve edeceğiz....

Yorumcu:

Hakikatin rivayetini hikaye edenleri din-lemek yerine hakikati kendi dirayetinle hikaye et.. dediğim gibi bu kolay degildir.. başaramazsan bu sefer kendini ara.. gerci bu evvelkilerden kolay degildir ama hic olmazsa dışaridaki parazitlerden kurtuluyorsun.. bu Gurdijief in 4.cü yolu..

Yanıt/Yanıtlar:

bu da benim beşinci yolum. hakikat hakikatsizdir. hakikat denilerek aranan şey nedir? ne bulunacaktır? hakikat arayışının kendi; hakikatsizlik, hakikatsiz olma ya da hakikatten yoksunluk ve hakakatin daha önce kaybedilmesi/unutulması, çarpıtılması ,başka türlü aranması/oldurulması ve umulması gibi beklentiler ve yanlış bilgi tahakkümü gibi kavramlar belirtiyor... Maharaj'ın böyle bir deyimi vardır...Hakikat arama denilen sahtelerin, hakiki olmayanların ayıklanması gibi bir şey....

hakikat görünendir/olandır. olandan/olanlardan çarpıtmaları ayırmak hakikat arayışında bizatihi yeterlidir/olgudur ve onu/gerçeği öte beri çekmemek (yerinde bırakmak tutmak, kişisel gerçeği çarpıtmamak) ve varsayımları sıvamamak gövdesine onun...

Maharaj'a; "ben" arıyorum, kendimi arıyorum ya da kendimin gerçeğini (gerçek olanını arıyorum) derseniz. Ne o kendinizi mi kaybettiniz /bir ben/sen mi kaybettiniz ya da /siz sahte misiniz derdi..O halde ben gerçeğim-hakikat...ben varım/hakikat. bu kadar .öteye gidemezsiniz..

Maharaj'a gerçek arıyorum, ben gerçek arıyorum derseniz; ne o gerçeği mi kaybettiniz derdi...
Bu gerçek arayışıyla ben arayışı kayıplık mı?
Gerçek sahte mi ya da kendi türünden/gerçek türünden gerçek/gerçeklik değil mi?
realite tekrar soyulamaz/açılamaz ancak o realitesizliğe bitiştirilebilir...

realite denilen (gerçeklik) hakikattir. aynı kavramları belirtiyor. Bunu ister uzakdoğuya götürelim ister uzak batıya . Eski batı, eski doğu, hiç farketmez. yakın olarak realite ben varım/gerçeğim, gerçek var..dıaşrda olanlar var...

yaşam var-doğum var.ölüm var. tantana var
buna ben neyim kimim gibi sorular hiç eklenmeden ve bu olgular hiç çarptırılmadan deneyimlenerek ve kolayca ölerek karşılık vermeli..

eğer doğa da olsaydınız, olsaydık, yaşamak ve yaşamı yapmak ve her gün bir şeyin/işin ucundan tutumak ve koşturmak neredeyse tek iş olacaktı inanın buna ve akşam ne yorgunluk ne sorgu. .büyük bir huzur/sevinç muhtemelen bunu takip ediyor olur... kayıplık duyulmaz da ondan...
doğaya ve gerçekliğe ve olana-bitene tam bir aidiyet ve sıkı bağ duyumsanır/hissedilir.. yalnızlık çekilmez.. varoluş yalnızlığı ve örselenmişlik olmaz-doku uyumludur....

varoluşun neresinde olursanız olun ve nasıl bir deneyim örgüsünde olursanız olun realite kavramını tekrar soymak gerekmiyor.
o kavramı soyup içini açıp bakmak gerekmiyor.. sadece kayıp insanlık..yitik insanlık. buna düşmüş insanlıkta diyorlar...ama bu bir evrensel realite..

varoluşun neresinde olursanız olun ve nasıl bir deneyim örgüsünde olursanız olun (çoklu gerçeklik ve alterantif realiteler olsun) realite kavramını tekrar soymak gerekmiyor. köken realite yine de aynı ya da çok benzer olacak...duyuş/ben duyuş biliş aynı -benzer olacak...bunu nereye götürelim

Eğer Maharaj'a ben gerçek (bir şeyin gerçeğini/hakikatini ve daha gerçeğini) arıyorum derseniz siz gözünüzün ucundakini görmüyorosunuz çünkü siz dolandırılmışsınız sahtelerle kandırılmış/dıolandırılmışsınız ya da ne o siz aldatıldınız mı? ya da ne o siz dolandırılmaktan mı korkuyorsunuz derdi...ve iyi bakın benim gördüğümü görün derdi...

Gerçek (ya da en gerçeği) kavramını sahte /yalan/dolan/imitasyon vb. diyalekte ediyor ve karşılıyor iyi bakın..

Gerçek kavramlarla tekrar soyulamaz. Kavramlar ya da kavramsal kavrama denilen kavrayış zaten (zihin, akıl,biliş,oluş vb.bağlar ile) gerçeğe/realieteye temas eden bir geri bildirim ve yapılandırma türevi...

Hakikat denilen?
realite de ne varsa o gerçekliktir/hakikattır..
realite de her ne varsa (temsil ediliyorsa) ne olup bitiyorsa)
ya da bunun kümülatifi ya da benzeri
varolan tüm etkinliğini zaten realiteden üretiyor/yansıtıyor.. farklı farklı realiteler ve realite geçişleri demekte oluruz/aramakta oluruz....
realite de varolana dair ne varsa o temsil edilir. temsil görür-bir biçimde görür edilir...
o realite ve bu realite arasındaki farksa geçici görünüşsel ya da ontolojiktir, ontololojik geçişsel bir bir fark/katmandır...

ontoloji denilen gökkuşağı gibi-realite denilen de bunu yansıtır...
Yorum:
Ben de hakikatin goruldugunu degil öruldüğunu düşünüyorum
?

"ictenlik" 07-02-2019 01:12

Ontolojik Çakışma ve Geçişmeler
 
(Buradan 2013 teki 6 yıl önceki kendime ve bana bakıyorum bilmiyorum ne yapmalıyım ileri mi gittim egomu satıyorum bunu nasıl düzenlerim ama X forum ve 6 yıl sonra)

(6 yıl önce oraya bilgi şovu içermek gibi bir kabalığa gitmiş ve yeniden yanlışlıkla bunu telafiye gitmişken bir benzerini tekrarlamış olabilirim. Tersi de . Bu kadar kavram kargaşası yaşamak gerçekten zor.
Diğer taraftan 6 yıl önce oraya söyleşmeye gitmiş ama anlaşılmama terslenme ve zorlanma, çatışma çekme ve olması karşıtlık vb. üzerine ve absürtüşme ve absürtlükler olması üzerine egom yaralanmışta olabilir ve bunun onanması üzerine gitmişte olabilirim.. .Yani bunun telafisini ve rövanşını da arıyor olabilirim. İadei itibar sancısı şovu olabilir.. Herkes payıyla paylanmalı. Ne yaptığımı inanın bilmiyorum. Kim kim. Bu ikisini ve yukarıdaki iki durumu/tanıyı tam birbirinden ayıramıyorum... Hangisi doğru inanın bilmiyorum..
Belki ikisi de var ve yok. Akıl bulanıklığı bilmiyorum... Ama birini rahatsız ettim bunu hissedebiliyorum. Biri yazdıklarınıza bunlar tam Mazhar Osmanlık yazsa ne yapardınız?)

Bir yandan da ben ontolojik bir tarih yazdığımızı devrimsellik içerdiğimizi, peşimizi bırakmadığımızı ve izimizi topladığımızı- takip ettiğimizi ve ve Kasyopya deyimiyle lineer olmayan sisteme soktuğumuzu girdiğimizi düşünüyorum. Bu da benim kabam egom olabilir ama amaç sonuç birlikteliğinde referanslayalım. Bunlar kaba mı? işe yarar mı? Yani Kasyopya iyi bir metinse bile çok mu ileri gidiyoruz burun sokuyoruz? Öğreticiliğe ya da sözde felsefe aktarımcılığına/bilgiciliğe soyunmak kaba mı? buna sığınmak iyi mi? Sezgisel aktarımcılığımızla ya da bilişsellikle kaynaşan ahkam kesmeye varan bu sorunlu tonu ve konuyu nasıl buldunuz ve bu yapıyla ve telaşla ilgili ne düşünüyorsunuz ve ne yöne taşınmalı bu? Gerçekten bilmiyorum karmakarışığım.. Kasyopya deyip susmaya çalıştım ve ne yapılması nasıl kullanılması gerektiğini gerçekten bilmiyor bu konuda da sorun duyumsuyoruz.

Kendim 6 yıl önce orda bir ego kırığı yaşadım ve dün ya da önceki günlerde aynı şeyi yapmış ve aynı hataya kendim bulaşmış olabilir miyim bilmiyorum diyorum ve emin değilim ama postlarımdan birine Mashar Osmanlık ileti yazıldı ve gayet sakin kalıp savundum sanıyorum ama çatışmacı bir ego var karşıda bunu da biliyorum. Şimdi ben orda bir hata yaptım mı onu da sorguluyorum. İlk refleksten son reflekse kadar..)

Soran soranı açar çözer ,insan insanı çözer açar . İnsan insanın kurdu imiş.., Beni çözün sorgulayın, açın, değerlendirin düzelmeme yardım edin lütfen
lütfen düğümler içindeyim ve karmaşa düğümleri içindeyim ve bu beni boğuyor yardım rica ediyorum.

Tokmaklar.....

Yargın....

Cum...


X FORUMA YAZITLAR/ABSURDIES

Soran


Bu herifin ne anlattığını kısaca özetleyecek biri var mı?

Uydurtu Kimliği

Ontolojik (Varlıksal) başsızlık (ilksizlik) (ve kökensizlik-öncesizlik) diyoruz. Yani bir ilk yok,. İlk varlık ve ilk zaman da yok.
Varlığın ilki yok. Önünde öncül yok. Varlığın öncülü ve öncesi de yok..

Varlığın;
Önünde berisinde belirsizlik ve geçmiş, geçmişinde bir karanlık/kararsızlık-belirsizlik ve ve hiç olmama durumu yok

Varlık
Her zaman vardı. Her zaman olduğu gibi var/vardı. Sonradan olmadı ve oluşmadı. Varlık ve zaman başlangıçtan beri vardı. Zaten zamanda budur.

Varlığın olmadığı bir durum zamanı zaman içinde yok. Yani zaman gerisinde varlıksızlık yok. Zaman gerisi belirlenemez.
Bunu farkedince bilimsel bir ikilik ve ikilem de kalmıyor.. Bu açık akılla üzerine durup düşününce farkediliyor aslında.. ,Bu kolay
Başlangıç ve başlama yok. Zaman hiç başlamadı. Zaman da bu anlamda yok ya da zaman geçmişten başlayıp gelen bir süreklilik değil. Zaman kendinin kökü ve kökü de kendinde. Zaman hep ve her zaman vardı...

İlk evren diye bir şey yok. Varlık oluş ilk evrenden varolmadı. İlk evreni yok ay da hep evreni vardı ve içindeydi... Hem o evrenin içinde hem de evren ve evreni onun içindeydi de denebilir..
varlık bir doğru değildir
varlık hiç başlamadı öncesizdir

Bunu, bunları bir kez olsun farkederseniz artık kimse size bir şey öğretmeyecek (karışmayacak)
Akılda veremeyecek (karışamaycakta) gücünüz kendinizde olacak, bilişiniz olacak (bunun için çabalıyoruz)

Bunu, bunları bir kez olsun farkederseniz başka bir benlik poroblemi, algı oluş problemi, evrenin varolması sorunu vb. bilgi algı ve kimlik problemi biliş ve felsefe problemi ve ikilemi kalmıyor
Bu kadar kolay...

Tekrar da açabiliriz ama açık
Bu dille lisanla yazıldı başka bir dilimiz yok
Kanıt felan gereksiz bir cümledir. Üzerine düşünme yeter, algılama yeter.
Algılama fiilinin-durumunun kendi sana kim v ney olduğunu gösterir der eskiler. Yani kendin varolman kendi kendine sana kim olduğunu gösterir/öğretir der eskiler. Başka öğretici arama..
Başka bir bilici öğretici yoktur. Öğretici varlıktır varlığındır bilimde budur
Sen kendin herşeyi bilebilirsin ve öğrenebilirsin.

Hem bir şeye karar vermek zorunda değilsin/değiliz.. üzerine düşünmek, üzerine durmak ve vakti gelince anlamak yeterli oluyor

Soran

Sana göre şimdiyi zamanın istediğimiz bir noktasına konumlandırabilir miyiz? bu sorunun cevabı seni de ilgilendirecek bu konuda tartışacak üçüncü bir kişi daha bulmuş oluruz.

Uydurtu Kimliği

Ben değil de bir kaynak (kendi kaynağımı) referansladım onu okusak

Şimdi zamanın en başıdır ve en sonudur
Bunu demiştim
Burada alıntı sunabilirim
İlk zaman ve son zaman da hem şimdidir ve şimdidedir, şimdi içindedir....
ama bu felsefi dilsel üretimler bunu anlama ya da anlamanın kendi değil ve bunu anlamanın kendini ifade etmiyor
Bu duyulduğunda (yani özel olarak bu dinlendiğinde) duyuluyor ya da üzerine bakılıp duyuluyor ve görülüyor
Bu fikre odaklanıp bakmak ya da zaman nedir üzerine düşünmekten ve düşüncede zamanı bir ip gibi uzatıp onun ucunu (sonsuza kadar) aramaktan sözediyorum...
Bir müziği kasete koyup çalmak gibi bu fikri düşünceye koyup oynatmaktan bakmak, denemekten ve tadını duyumsamaktan sözediyorum
Buraya bakmalısınız yani bu fikri özel olarak incelemelisiniz ve üzerine düşünmeniz yeter
Bu fikir üzerine zaman geçirmek ve onu uzunca araştırmaktan sözediyorum
Düşüncede onu devindirmekten sözediyorum. Başka bir şey çıkar sağlamaz
Kimse kendi kavrayışından yoksun değil. Bir bilim adamı bile bunları çıkıp birebir söylese ve ilan etse siz onu anlamak için yeniden düşünmeli ve değerlendirmelisiniz
İşte anlama denilen orada gelişir..
Aynı şeyden sözediyorum...

Soran

Varlık tabii ki hep var, zaman zaten varlığın olmasının getirdiği bir zorunluluk, yani o da hep var da bunu anlatmak için destan gibi yazılar yazmaya ne gerek var?

Uyduran

Sanırım dil denilen aracın gücünü test ediyoruz ve ediyorduk
Ben gücünden emin değilim
Geçirgenliği ve iletkenliği az ya da sorunlu gibi
Dilin iletkenliğinden ve anlatkanlığından emin değilim
Ama yapılganlık ve yapımkanlık/yapış edişkenlik olarak bir denedim, bir şeyler denedik...
Deneyişkenlik olarakta söylenebilir

Dil ve anlaşsallık güçlendirilmeli

Soran

Sadece felsefî olarak değil bilimsel temaslar yaparak konuyu daha da detaylandırabiliriz. Örneğin sen gelecekle iletişim kurulduğunu iddia etmektesin. Gelecekle iletişim kurulabiliyorsa bu bilgi transferinin mümkün olduğunu gösterir. Dolayısıyla bilgiyi bir şeyleri oluşturan koşulların oluşmasını mümkün kılan bir olgu olarak düşündüğünde yine bilinci de salt bilgiye indirgeyebilecek bir teknoloji ile zamanlar arası seyehatı mümkün görmek sana çok uzak bir fikir olmasa gerek. Söylediklerime katılıyor musun?

Uyduran

Teknoloji ile zamanlar arası seyahat fikrine hiç dokunmadım, üzerine durmadım
Neden bilmiyorum ama onu umursamıyorum ve yaşamıma şimdime ve şimdimin tadına bakıp duruyorum
Zaman da ileri ve geri gidip ne yapabiliriz mesela. Benim ben olmamı değiştirebilir miyiz ve değiştirecek miyiz ve bunu ister miydik?
Bilmiyorum. olanlar oldu gibime geliyor
Başka zamanlar ve yeni zamanlar ise gelecek denen de sınıflanıyor bizim için
Onu şimdi yapmalıyız, yeni zaman ,eskisinin yerine

Sanırım zaman seyahatleri tek bir zamanı ve olası sonucu oluşturmak denetlemek vb. için yapılıyor olmalı
Zaman seyahatinini anlamı nedir? neden isteniyor?

Okuduğum kaynakta açık zaman ve kuantum olasılıklardan ve bu anlamda olasılıkların sonsuzluğundan/sınırsızlığından ve bu anlamda zaman açıklığından-belirsizliğinden hep sözedilir. yani ileride bizi bekleyen bir sabit zaman belirli olay örgüsü ve çizgisi yoktur. Sabit olay çizgisini/örgüsünü, tek bir çizgi zaman ve tek bir doğrusallık, olasılık olarak bulamayız
olasılık eğrileri ve zaman eğrileri -spiralleri
bunlar sonsuzdur-sınırsızdır

zaman denetimleri bugüne ilişkin yapılır, şimdiye ilişkin
Zaman da seyahati ne yapacaksınız_?
Beni neden sınıyorsunuz? Ben kaynağım için dayanak değilim ki, güven merkezi de.. Kaynak kendini sağlıyor ve içeriğine dokunuyor ve içerikteki bize ve size dokunuyor
anlamadım
Sorgulanan aranan nedir?

Sunulan kaynağın referansı olarak benim sorgulanmam ya da fikirlerim önemli değil. Subjektif çelişir bende bir şey yok
Kaynak kaynağın kendi ve referansı da referasının kendi
Ben bilgimi öğrenimimi onu okuma sonucu geliştirdim ya da genişlettim ve geliştiriyorum ,kendimi sınıyorum

Soran


Bir çok kişi çeşitli inançlarını (devridaim, tanrı) böyle bir gerçekliğin olabilmesi koşuluna şartlamış. Böyle bir çok kişi var. Tartışmalarımda eğer zamanda yolculuk mümkünse gibi bir koşulu çok defa çoğu yerde fikirlerime bir paravan olarak ortaya koydular.

Neyse örneğin @..... ile şu linkini verdiğim konuda karşıt iki görüşlü yazılarımız sonuç vermeyince konuya senin bakışın nasıl bir boyut getirebilir bunu merak ettim

Uyduran's

ben tüm yazdıklarımı ve fikirlerimi kasyopya sunabilmek için geliştirdim ürettim
tüm bunlarda kaynağımı sunmak ya da okutmak için yazılıp yapılıyor -yapıldı
kendimi geliştiriyorsam da onu sunmak için bireysel bilgi üretmek için değil
referanslayıcı anlamında referanslayabilmek için
yani kasyopya sunuyorum benim bireysel bir ilgim yok
bildiğim bir şey de yok
içeriğe bakarım ve kasyoypa ile uyuşturursam alıntılar sunabilirim belki ama bilmiyorum
bana gereksiz geliyor olmalı
ben kasyopyanın araştırılmasının daha çok öğreteceğini düşünenlerdenim
bakacağım peki

Soran


(Uydurtu Kozmik Fon Radyasyonu adlı tartışmaya yöneltiliyor. bu içerik alınmadı)
Diğer başlıklara kendi fikirlerin ve bakışın doğrultusunda bağlama uygun yada kendi fikirlerini ifade edecek paylaşımlarda bulunman yapmayı istediklerini daha iyi yapabilmen için sana yeni fırsatlar oluşturur ve konuyu ve forum üyelerini daha yakından tanıma fırsatı buldukça kendi konularında yazacakların ile ilgili çok yönlü düşünmene katkı sağlayacağı gibi forumu ilgilendiren konulara daha iyi temas ederek daha interaktif paylaşımlar yapabilmeni sağlayabilir.
Sen de gidip o konuda sormak istediğin bir şeyler olsun olmasın o konuya bir şeyler yaz ki daha interaktif olmayı başarıp fikirlerimizi daha iyi alışveriş edebilelim. Konu başlığı dışında yazdıklarımızın okunma ihtimali zayıf olduğu için konuyla ilgili insanları ıskalamamıza sebep olur. Sen o konudan kendi payına kendi konunla ilgili bir şeyler varsa paylaşırsın.

Uyduran's

Varoluşta her şey şudur yayılan bir dalga der Kasyopya Deneyi

Ve her şey bir aradadır, bütündür (birbirinin uzantısı ve bağıdır) ve bütün olarak kendi ve anlamlıdır
İkinci bir varoluş parçası ve nüvesi ve çeşidi yok, içeriği de yok
Bir yerde yaşayan bir tanrı da yok bunun olasılığı da yok
Herşey varoluştandır ,varoluşun kendinden olarak kendidir. Ben bunu biliyorum ve diyebiliyorum
Bir bütün bir bütündür. Özeller ona dairdir. Kesintiler ve parçalanmalar da
Ben sen ontolojik varoluş parçaları ve kesitleri olarak bütünün ögesi ve öznesi ve içeriğidir. Kimse tekil can değil, ayrık otu değil....
Ayrı soyutlamaya gerek yok
Ben bunu biliyorum ve diyebiliyorum
Tanrı diye ayrı bir çeşit can ve ben diye ayrı bir çeşit içerik bunu nasıl üretebilirim filozofik olarak mümkün değil bu
Herşey varoluşun yapıtaşında ve yapıtaşından .bu.
Benim radyasyon anlayışım bu ve kendi radyasyonumu üretiyorum-üretebiliyorum
Kozmik bir radyasyona ihtiyacım yok
Ben kozmiğim, sen kozmiksin ve her şey kozmik içerik. Radyasyon parçalarıyla niye ilgileneyim kendimle ilgileniyorum
bugünümle şimdimle buramla ilgileniyorum
Herşey varoluşun bir parçası .tanrı diye bir parça yok .ayrılabilir bir bütün değil, varoluştan soyutlanamaz. benim için bitmiştir
Benim tanrı tarağında tasında bezim artık yok
Tanrı benim için bitmiştir kapanmıştır
Başka bir sorguya ihtiyacım yok korkum yok

Soran

Diyalogtaki "C" ile gösterilenin yazdıklarını kesinlikle doğru kabul etmek için başka ne tür bilgilere sahipsin? O zatın yada diğer bireylerin size yanıltıcı bilgiler vermiş olmaları yada üzerinde hiç durmadığı bir konuyu karşı tarafın net anlamaması yada sizinkilerin anlamaması gibi durumları da hesaba katarak düşünmemiş olacağını pek sanmıyorum. Seni bu diyaloglardaki her şeyin doğru bilgileri ifade ettiğine inandıran şey nedir ben onu merak ediyorum. Neden kesinle doğru olduğuna kanaat getirme eğilimindesin? Tanrı kavramını hayatından çıkarabilmen için sana doğru bilgiler aktaran böyle üst boyut varlıklarına ihtiyaç duymanız gerekiyor mu? Olmasaydı tanrı kavramını yada zatını düşüncelerinden ayıklaman mümkün değil miydi?

Uyduran

Alıntı:

Diyalogtaki "C" ile gösterilenin yazdıklarını kesinlikle doğru kabul etmek
hepsini değil..

Alıntı:

Diyalogtaki "C" ile gösterilenin yazdıklarını kesinlikle doğru kabul etmek için başka ne tür bilgilere sahipsin?
hiç bir bilgiye ya da herşeye
ben bir şeye sahip değilim
sahip olmak yanlış kavram
orda duruyorsa neye sahibim
Ağrı dağına sahip miyim örneğin
ya da onun manzarasına
ya içtiğim suya
ya da yeşile sahip miyim
ya da yeşilin rengine
ya da onun görünümüne ve bu görünümün tarifine
buna göre cevap vereyim


Alıntı:

O zatın
o zat değil ..o yanlış

Alıntı:

O zatın yada diğer bireylerin
birey değil ya da kısmen ve tamamen de öyle ya da öyle gibi olabilirler ama sanırım bize göre karmaşık bir durum bu

Alıntı:

O zatın yada diğer bireylerin size yanıltıcı bilgiler vermiş olmaları yada üzerinde hiç durmadığı bir konuyu karşı tarafın net anlamaması yada sizinkilerin anlamaması gibi durumları da hesaba katarak düşünmemiş olacağını pek sanmıyorum.
ben yıllarca okudum ve ilk okumalarda benzer anlayışlar vardı bende de dedim... sonradan değişti

Alıntı:

Seni bu diyaloglardaki her şeyin doğru bilgileri ifade ettiğine inandıran şey nedir ben onu merak ediyorum.
zaman, okuma anlama, örtüştürme
peki bunu nasıl tarif edeyim size ne desem nasıl anlatsam yeterli olacak onu söyleyin bari
dedim ya zaman güven bağı kontrol

Alıntı:

Neden kesinle doğru olduğuna kanaat getirme eğilimindesin?
Eğilimim??

Alıntı:

Tanrı kavramını hayatından çıkarabilmen için sana doğru bilgiler aktaran böyle üst boyut varlıklarına ihtiyaç duymanız gerekiyor mu?
ihtiyaç duymadan da çıkaranlar var gibi görünüyor hem bunu bilmiyorum
bu saçma
Babasız çocuk, toplumsuz birey ve bilensiz bilgi olmaması bunlarla bir bağ olması gibi bir sorun

Alıntı:

Olmasaydı tanrı kavramını yada zatını düşüncelerinden ayıklaman mümkün değil miydi?
bilmiyorum belki de çıkaramazdım ve emin değilim bilmiyorum
ama metnin başka bağları var ve bunlar hep yetersiz açıklamalar
Babasız çocuk toplumsuz birey ve bilensiz bilgi olmaması gibi bir sorun ve içerikte var
Birbirimizin başka biçimlerde ve zamanlarda uzantısıyız ya da aynısıyız,arayıp buluşuyoruz ya da bu gereklilik
Burada bilinmesi başka kavramlarda var açması karmaşık
Bir gün bir köprü oluyor
Herkese dair bir eşik ve deneyimden sözediyoruz
Özel yok. Herkesin geçeceği köprü. zamanı gelince olacak.

ya içtiğim suya sahip miyim? derken örn..
su geri döngüye giriyor tekrar su olarak ve hem su ve varoluş bana sahip gibi (benim sahibim gibi) işte buna felsefe diyoruz bunu araştır öğren sen bence
ben varoluşa ait miyim sahip miyim?
düşün
varoluş-varlık beni kapsıyor ama ve kuşatıyor ve içinde bulunduruyor
ben taneyim ve parçayım ama ondanım/aynıyım

kimse tekil taş değil .özel seçkin değil ve başkasından başka değil. başka şeyden değil . herşey aynı şeyden yapılma ve olma olarak var
değer farkı yok...
ve herşey aynı şeyden
herkes aynı şeyden
değişik ve başka nüveden yapılma insan felan da yok o halde insan farkı yok

Seçkin olan yok. Özel olan yok.nokta.bitti...

Soran

Cümleyi şu şekilde düzenleyip tekrar soruyorum.

1. Diyalogtaki "C" ile gösterilenin yazdıklarını çoğunlukla doğru kabul etmek için başka ne gibi nedenlerin var?
2. Doğru bulmadıklarının da olduğundan söz ettin. Peki örnek olarak hangi diyaloglarda belirtilenleri doğru bulmadın?
3. Doğru bulduklarının bulmadıklarına oranı nedir?
4. Doğru olup olmadıklarına karar verirken hangi bilişsel örüntüyü (ahlak, vicdan, beşeri bilgi, matematik) kullanıyorsun? Bu sadece BH ve KH olarak ifade ettiğiniz konuyla mı ilgili?

"Bir nedeni yok". "yeşilin yeşil olmasının ne gibi bir nedeni var?" türünden bir şeyler dışında bunu daha somut şekilde anlayabileceğim bir şeyler yazmanı bekliyorum.

Uyduran

Alıntı:

1. Diyalogtaki "C" ile gösterilenin yazdıklarını çoğunlukla doğru kabul etmek için başka ne gibi nedenlerin var?
bunu sonsuz cevaplayabilirim ama bu zamanla kendinden oldu
bir insanın iyiniyetine güvenmek ve artık ikna olmak gibi
ya da kendinden yetkin bulmak, iyiniyetli bulmak... emin değilim bilmiyorum zamanla oldu..
matematik
matematiksel zeka
öğrenici öğretici kombinasyon
öğrenmenin önemini bilmiyor musun?
kavramadın mı?

nedenlerim var ve yok ve yok ve var ama bu soru hileli mi bozuk mu?
nedenlerim değil de belki de sonuçlarım var kimbilir? hem nedenler sonuçlarla içiçedir...
buradaki asıl meseleyi kaçırıyorsunuz ya da başka yere olayı olmadığı yere ve olmadığı şeye sürüyorsunuz
ve olayı olmadığı şey oldurmaya çabalıyorssanız bu imkansız

oradaki ileri öğretici zekaya hayran kaldım. yıllarca bunu aramış bulmuş gibi hissettim.. kendinden
bu mu?

Alıntı:

2. Doğru bulmadıklarının da olduğundan söz ettin. Peki örnek olarak hangi diyaloglarda belirtilenleri doğru bulmadın?
Buna okurken karar verebiliyorum. şimdi bunu sınıflayamam. onlarca
sevmediğini sevmiyorsun. bazısı cazip geliyor. bazısı tam yerine oturuyor/vuruyor, bazısı üzerine uzunca düşünüyorsun, bazısı sonra seni buluyor, bazısı ise sarsıyor değişiyor
bu saçma

Alıntı:

3. Doğru bulduklarının bulmadıklarına oranı nedir?
bunu oranlayamam. bunu sınflayamam. hem mesele asla bu değil. bu yanlış bir soru ve meseleyi farklı yere çekiyor başka şey arıyor bunlar
olmayanın altında olmayan buzağı olamaz... içinde de,
armudun içinde elma yoktur.
armudun içindeki elmaları saymam ve ayırmam istenirse?

buzağılar ineklerin altında ve içinde

orada olmayan şey orada yoktur

bu soru olarak onlara sunuldu ve içinde bir sınıflama var
babana kaç kez yanıldığını sorabilir misin?

Alıntı:

4. Doğru olup olmadıklarına karar verirken hangi bilişsel örüntüyü (ahlak, vicdan, beşeri bilgi, matematik) kullanıyorsun? Bu sadece BH ve KH olarak ifade ettiğiniz konuyla mı ilgili?
bu kendinden oluyor. doğrulama denilen. zamanla
kafamın içini... ne demeliyim herşeyi
kafamın içini kullanıyorum
kendimi kulanıyorum
ve ölçülerimi yıllarıyılı oluşmuş değer yargılarımı vicdanımı refleksimi

felsefe önemli. felsefe bir kez öğrenilirse bir yerden bilgi çekmeye emmeye uğraşmak son bulur
bilgi bir yerdeki birinden aranmıyor ve alınmıyor bu anlamda bir bağlantıya gerekte yok evrensel
varoluşun bağrından bilgi emmiyoruz/çekmiyoruz. bilgi yeşile bakarken dediğim gibi olan, kolaydır,
bilgi bir kontak akışı değil, bu ilüzyon
bilgi heryerde ve her an vericiye gerek yok ve uzakta değil
.sen dışında değil
uzaktan bilgi çekmiyorsun
.buradan.. burada var.. heryerde var
bilgi özel değil. birine kısıtlı değil...
ne yemen gerektiğini şaşırmazsın
bildiğinde şaşırmazsın
bilgiyi şaşırmazsın ve ölçmezsin..

Soran

Ayrıca konu amacından sapmasın ontolojik olarak bilinç örüntüsünde başka varlıkların olması fikri ve bunlar hakkında konuşmak bu konuda fikir yürütmek için çok iyi bir yön oluşturabilir.

Bu konuda bir deneyim yaşadığını sanmakla bunun sadece bir sanrı olmasının ayırdına varabilmek için ne tür bilgilere erişmiş olmak lazım. Senin ulaştığın bilgilerle bu durumun gerçekliği doğrulanabilir mi?

Uyduran

başka varlıklar diğer varlıklar mı?
herşey başka varlıklardır
benden başka mı? neyden başka

deneyim?
herşey deneyimdir de neden Kasyopya okumuyorsun? bunların oldukça cevapları var orda da

deneyimle sanrının ayırdı
bunu ya anlamadım ya da anladığımı sanmıyorum
deneyim deneyimdir sanrı sanrıdır
sanrı da bir deneyim değil mi?

özel bir deneyim diye bir şey arıyorsun sanırım ya da aşkın iz
bunları bırakmalısın
bunlardan vazgeçmelisin
yorulursun
enerjin tükenir. kendini boşa harcama derim
zamana odaklan

bunları hep yaşadık zamanla biter bunlar azalır etkisi de değişir

arkadaşların var mı örneğin
onlar başka varlıklardır, diğerleridir... uzakta ve özel olmaları gerekmez
hiç bir arkadaşın uzak ve tanrısal varlık yüksek varlık adı alması gerekmiyor yanındaki en iyisi
ağaç ve kuş başka varlıktır
şimdi ve burada olanlar
şimdi ve buradayla ilgilenmeli denir

şimdi ve buradalar uzakta olmaları da gerekmez
başka varlıklara ve uzak vericilere ihtiyacımız yok biz bize yeteriz sanırım

hem onlar (Kasyopya denen) burada ve aynı zamanda biz olduklarını içiçe olduğumuzu söylüyorlar
Terminolojik olarak bu iletişim öyle olsa da yani uzak veri olsa da...
Zaman mekan bunlar mutlak sıfır bu metne göre hiçbir şey arasında hiç bir fark ve uzaklık yok

Bu sorulan soru yukarıdaki harmonic birleşime benziyor

Özel bir deneyim aramak niye
Kimse kimseyi seçmeyecek
özel bir şey olmayacak. ortak oynuyoruz paslaşarak
kimsenin karı çıkarı yok...

biri ya da bir şey seçilmeyecek, seçilmiyor, toplu etkinlikler ve toplu değişimler
herkese dair şeyler
gruplar var
gruba özgü yaklaşım düşünmelisin
kendini yalnız düşünme
grup olarak düşünmelisin.. benzer insanlar bütünü olarak
sana benzeyenler de mutlaka vardır
biz renkleri öneriyoruz
renk yelpazesi gibi varlık çeşitlemesi
hem de her alanda.. insanlar için de
kimse sarıyı ya da berrak sarıyı seçmeyecek..
varlık için bundan farkın yok. içindeki bir renksin ..diğerleri ile özdeş ve benzer... senin gibi olanlarla aynı.farkın yok.
özel bir farkın yok. kimsenin de yok
başkasının yaşamadığı ya da yaşamayacağı bir şey yaşayamazsın
biri tekrar eder, aynını yaşar.. ne ilk ne de son olursun
aynıları ile benzersin
kimse özel değil tek başına seçilmiş meçilmiş meshedilmiş felan değil
bu varsa herkese bir gün var
bu yoksa herkese bir gün yok
bu kadar açık

Soran

Sence ben geri zekalı mıyım? İnsan yada kuş yada canlı ifadesini kullanmak yerine aşağadaki gibi bir ifade kullanmış olmamın ne gibi bir sebebi olabilir? Sence bildiğimiz canlılar dışında bilinçli varlıklardan bahsediyor olduğum net anlaşılmıyor mu? Daha faklı bir cümle mi kurmalıydım?

Şu cümlemi bir daha düşünmeni talep edeceğim. Bu konuda senin deneyim sahibi olduğunu ve bu konu üzerine çok kafa yorduğunu düşündüğüm için özellikle bu konuda çok iyi tespitlerin olabileceğini düşünmüştüm. Soruyu istersen daha dingin bir anında düşünüp cevaplayabilir misin? Bugün çok geç oldu istersen yarın devam edelim.

Şu sorularımı kastediyorum.

Bu konuda bir deneyim yaşadığını düşünmekle bunun sadece bir sanrı olmasının ayırdına varabilmek için ne tür bilgilere erişmiş olmak lazım? Senin ulaştığın bilgilerle bu durumun gerçekliği doğrulanabilir mi?

Uyduran


Kasyopya der ki her birey tüm varoluşun gücüne sahiptir
Burdan bakarsak cevaplarım çelişmeyecek

Herkes herşey olduğu yerde ve şimdi ve buradayız

Dediğini anlıyor gibiyim ama
Zaman diyebiliyorum cevap olarak zamanla taşlar yerine oturur. Öğrenimin bir parçası
Bir şeyin her hangi türden özel bilgiye erişim gerektirdiğini sanmıyorum

Birinin özel erişimi gerekmiyor
Herkes özel erişir ve erişebilir -bazen ve yeri geldiğinde

Sence ben gerizekalı mıyım?
Nezaket için uğraş veriyorum ve kaba olmamak için sadece

Herkes her an herşeyle iletişim kurar ya da kurabilir ve bu herkes anlamı herşeyi bünyesinde taşır
Her şey bilinçli varlık
Kişinin kendi ile, olan ile ,durum ile iletişimi herşey için yeterli

Ben bir kasyopya okuyucusuyum
Yani metne göre
Her birey tüm olmakta olanlardır
Her birey herkestir
Yani her birey aynı zamanda bildiğimiz canlılar dışında bilinçli varlıklardır
Hepsi kendidir
ve varolan herşeysin/herkessin ve herşey sensin zaten
kendini uzakta arama derim

Soran


Varlık ve yokluk kavramları arasında ilişkide olan tüm bağıntılar ve tanrı kavramı etrafında dolaşan tüm nedensellik ve bağıntılar basit şekilde ilişki kurmayı deneyip taş ve armut arasında kurmayı planladığınız bağıntılardan oldukça fazladır.

Tanrı kavramını yada zatını her hangi bir yapı yada sistem bir bilincin etkisiyle mi yoksa doğal fiziksel koşullarla mı oluşturulduğu/oluştuğu konusunda oluşturabileceğiniz kriterleriniz bağlamında da düşündünüz mü? Bilinci şart koşacak kadar karmaşık sistemlerin oluşma koşullarını sorgularken dimağınızı aşan boyutta bir düzenin varlığından ürperdiğiniz oldu mu? Tanrı, bu yokluğun yokluğunun açıklamasından çok daha fazla anlam içeren ve bilince gönderme yapan tüm düzen teşkil etmiş durumları kapsayan bir kavramdır.

Bu bağlamda konuyu daha fazla detaylandırmadan önce bahsettiğim bağlamda tanrı kavramını düşünüp varlık ve yokluk kavramları eksenlerinde yeniden değerlendirmeniz mümkün müdür?

Tanrı zatını, varlığın var olma nedeni olarak ifade edemeyeceğimiz mantıksal önermeleriniz var mı?

Uyduran

Tanrı konusunda iyiniyetli olduğunuzu biliyor anlıyor ve düşünüyorum ancak ne yazık ki bizim ve bizler için Tanrı mutlak olarak ölmüş ve göğsümüze gömülmüştür
Göğsümüzde artık bir Tanrı yok ve atmıyor
Diğer ontolojik varlığa ( sizlere ve bizlere olan bağlılık) ve varlıklara/varlığa olan bağ ve inançla yaşıyoruz
Tanrı boşluğunun yerini bununla kapattık. Siz buna dostluk diyebilirsiniz

Tanrı konusunda söylenecek söz yok söz şu ya da söz onun olmadığı. bunu uzatmaya değiştirmeye ve değişik biçimlerde ifade etmeye gerek yok herşey herşey
Tanrı öldü yaşamıyor
Kimse onu benim ruhumda vicdanımda diriltemez
Hiç bir bilgi alegorisi.kuşkusuz
Yoluma yürüyeceğim ve bakacağım

Siz hala bizim birşeyler görmediğimize bilmediğimize saplanmışsınız ya da diğerlerinin güçlü ya da bir şeyler biliyor olduklarına olan inanca

Ontolojik özgürlük bir gün kendi kanatlarıyla çıkagelir .Dostlar bulun der dostlar bulun Tanrı aramayın

Soran

Ben size tanrı inancı vs. aşılamaya çalışmıyorum. Ontolojiye belki çok uzak kalmış bir kavram olan bilinç kavramını dahil ederek yeni ne gibi fikirler üretilebilir yada şimdiye dek üretilen fikirlerin üzerinde ne gibi değişiklikler oluşturur bunun peşindeyim.

Uyduran

Ben deki tanrı kavramını sorguluyorsun gibime geliyor
Ya da bunun izini arıyorsun
Ya da açık somut veri tanıt kanıt vb denenlere saplanmış ve bel bağlamışsındır diğerleri gibi tam bilmiyorum
Bu ontolojik bir çıkmazdır
Sahip bağı ya da teolojik aklın bir gün yitimi ve özgürlük çağrışması
Sürü aklının yitimi ve terki gibi ya da özel seçkin sahipçilik gibi bağların da yitimi
Bu bir gün insanın bağrına gelir saplanır ve orda çözülüverir
Bu sırası gelince olur.
Bunu öne almaya çalışmak niye
Zamanı gelince (olduğunda kolayca) olmasına izin verin, yola koşmayın
Tanrı hakkında denecek başka bir şey yok

Bilinç maddedir madde bilinç ayrım yok
İki ayrı şey yok
Bilinç bilmektir. Bilmek denen
Bilinç kavramı sağlaması için Kasyopya kaynağını öneriyoruz.

Soran

Aslında bende olan teolojik aklın ürünü olan bir tanrı kavramı değil bilakis bu aklın yitiminden sonra oluşan bilinç kavramı eksenindeki çıkarımlara gönderme yapan bir olgudur. Buna yine tanrı deme konusunda çok ısrarcı değilim.

Uyduran

Bilinç bir töz de değil ayrıksı içrek bir öz de değil
Bilinç demekle madde demek arasında hiçbir fark ve ayrım olmayacak yok
Bitti nokta
Bilinç demek madde demek madde demek aynı zamanda bilinç demek
Biribirinin birbiri ya da aynısının aynısı

Biz kötü ve yetersiz bir örnek olarak şu farkı önerdik.
Renk kavramı var ve diyelim ki sarı ya da kara madde gibi mor ya da lacivert bilinç gibi

Suyun su hali var buhar hali var

Herşey aynıdır öz töz yok. madde bilinç ayrımı (ve ikilemi/ikiliği yok) bulunamayacak
Maddenin ya da bilincin ikincisi değil. Bunlar birbirinin ikincisi ve değişiği iki çeşidi benzeri de değil aynı. Aynı olan aynıdır. Bilinç maddedir madde bilinç.
İçinde öz yok herşey her yerde. Herşey aynı şey. Bu kadar. İçinin içi felan dışının dışı felan yok aynı şey. Son
Konu bizim için kapandı...

İçine öz hapsedemez (öz her yerde herşey ve herşeyin aynı) dışına köz çıkaramaz
Herşey özdür. Özdendir değil bakın özdür...
İçlnde öz yok herşeydeki/heryerdeki herşeyde ve heryerde.
Parmenides okuyun. Felsefe çalışın....

Soran

Aslında bende olan teolojik aklın ürünü olan bir tanrı kavramı değil bilakis bu aklın yitiminden sonra oluşan bilinç kavramı eksenindeki çıkarımlara gönderme yapan bir olgudur. Buna yine tanrı deme konusunda çok ısrarcı değilim.

Uyduran,

Teolojik monoteist ve ya da tanrısal sahipsel aklın ve ekolün değişiminde ve ya da yitiminde;
Bilinç değil de dostlar kavramı beliriyor
Dostlar aramaya koşun kavramı belirir. Haydi dostlara koşun sonucu coşku verir bulunur izlenir...
Tanrı yitirmenin sonucu budur

Soran

Bilgi üzerinde kontrolü olan bir olgunun maddeden çok daha fazlası olduğunu kavramak gerekir. Zirâ öyle bilgiler vardır ki maddeyi yok edebilir yada onu yokken oluşturabilir bu madde aleminde açıklanabilir bir konu değildir. Daha fazlası gerekir.

Somut bir örnek vermemi istersen "degaussing" konusunu araştırıp bunu bir daha düşünebilirsin.

https://en.wikipedia.org/wiki/Degaussing

Uyduran

Ben az önce ne dedim
Morun ve lacivertin sarıya tahakkümünden ve üstünlüğünden (ve onların ayrı şeyler olduğundan) ve morsal bir alemde işlerin başka olacağından ve ayrıca lacivertin sarıyı yediğinden ya da isterse yiyebileceğinden felan bahsediyorsun

Felsefe?

Soran

Bana dost kavramını felsefî olarak açabilir misin? Bilimsel dayanaklar arayarak bunu yapman yerinde olur. Çünkü bir armutla yada taşla kurabileceğin "dostluğu" açıklamak zorunda kalırsın.

Uyduran

Armutla taş kavramını anlamış değilsin
Buradan bakınca o metni okumadığın da ya da üzerinde pek durmadığında nazikçe anlaşılıyor ve gözüküyor
Aklınca laf sokuyorsun ama lafım orda kendi yerinde ve ağırlığında duruyor olacak
Bilimsel kavramı da oldukça karmaşık hatta öznel bir kavram gibi duruyor
Bilimi en son neye yaslayabilirsin?
Bilimin kendsi dayanağı (insan ya da) gözlem veren evren ve ben öznesi ya da insan bütünü ya da bu ikisi arasındaki ilişik ve çelişki olarak sınıflanıyor
Ya da daha iyi yaşama bilgisi ve bilimi
Felsefe bu ikisinin her ikisini yapmıyor mu? Bence yapıyor
Benim bilimsel anlayışım şu. İşe yararsa kullan onu işe yaramazsa at gitsin
Beni kendimi ispata sınamaya bgötürüyorsun kendince sanırım
Ben de bir şey dedim. Buraya kişisel bilgi ölçeğine, ölçmeye, kendimi ölçtürmeye, yarışmaya çekişmeye de gelmedik
Sana şunu söyleyeyim mi? Geçmişte yaptığım gibi kötü ve darmadağın ya da kendiyle çelişik cümleler yazabilirim ve verebilirim
Yenik ve sönük bir tartışmacı ya da birşey anlamayan biri gibi görünebilir ve burdan gidip 3 ay sonra çok şey biliyormuş gibi yeniden yeni bir şeyle gelebilirim
Atak bir tartışmacı gibi yazabilirim
Laf oyalıyoruz burda sadece top çeviriyor gibiyiz ve ben kendi kaleme gol atabilirim bunu çok yaptım

Dost dost demektir bunu uzatmaya ve ne anlattığımı açmaya gerek yok
Anlatığım yerinde ağır. Taş vurduğu yerde...

(Burada biri Ali ata bak yazıp bizimle dalga geçiyor. Adam haklı olabilir beyler ne yaptığımızı biz de bilmiyoruz Sorun şu ki sakin kalabiliyoruz. İlk an da bir tepki oluşsa da 6 yıl sonra bunu başarmış gibiyiz. ...)

Soran


Senin bakışında dostlar ve dostlukların önemi çok büyük bunu anlıyorum. Bende de benzer arayışlar var bu söylediklerin bana da çok uzak değil bunu kabul ediyorum fakat sen dost derken gerçekte ne anlatmaya çalışıyorsun. Dostunda aradığın ne gibi özellikler var? Örneğin dostunun nasıl bir diyalektiğe sahip olmasını arzu edersin?

Uyduran

Dostluk denilen kavramı vurguladık çünkü ontolojik aynısallık. Teolojik düşünceler ayrılık eker. Sen sensin ve özelsin eker. Birini diğerine seçer. Dostluk kavramı bunların zıttı olarak önerildi. Tanrının seçtikleri özelleri, melekleri ve yükseltip koruyup kolladıkları vardır.
Herkes özel seçkin olmaya Tanrının /Tanrısının gözüne girmeye onun seçkini ve gözdesi olmaya çabalar...

Dostluk dediğim bunun tam zıttındaki şey

Hayır teolojik kardeşliğin ve ortaklığın /ortaklaşalığın (bir başa/başkana bakmanın) tersi (antisi ya da diyalektiği) olarak (herkese bakış ve dönme olarak) dostluk.
Dostluk kavramına sıkıştırılan anlam bir zincirden boşanma gibi...

Teolojik bir başkana bakma tersi
Ontolojinin başkanı yok teolojinin olabilir
Teoloji (ya da teolojik benmerkezcilik) tek merkezden emir ve komut almadır idaredir. Teoloji idare itaat-kontrol ve atalettir, sönüklüktür .
Varlıkta bir yerde merkez yok. Merkez ve merkezler başvarlığı da yok. Her yer herşey merkez
Merkez çoktur, merkez heryerdir ve heryededir. merkez yoktur. Herkes herşey merkez

karakedi 07-02-2019 15:13

sayın uydurtu. yazılarınızı okumak istiyorum ama çok uzunlar :) yüklemleri sürekli olarak 2 defa kullandığınızı fark ettim. ilk yazılarınızda çok fazla kelime türetme yapmışsınız. bilişsellik, bilgisellik, bilişgesellik, bilgileşmesellik vs gibi. bunlar fikirlerinizi anlamayı zorlaştırıyor. bazen insanlar anlaşılamamaktan şikayet ediyor. bazen de insanların "anlaşılamamak"ın arkasına sığındığını düşünüyorum. karmaşık yazmak, yoğun şekilde imge kullanmak bazen işin kolayına kaçmak gibi olabiliyor. halbuki sade yazmak çok zordur. kaçacak yeriniz kalmaz, ağzınızdan çıkan her söz anlaşılma potansiyeli taşır. o zaman fikirlerinizin de değerlendirmesi daha kolay yapılabilir. her şeyden önce insanın bir amacı olmalı. yazının başını okuyan amacı anlamalı, sonunda da ümide kapılmalı. yoksa yazmak bireysel bir faaliyet olarak kalıyor.

"ictenlik" 07-02-2019 17:05

Alıntı:

karakedi´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 632681)
sayın uydurtu. yazılarınızı okumak istiyorum ama çok uzunlar :) yüklemleri sürekli olarak 2 defa kullandığınızı fark ettim. ilk yazılarınızda çok fazla kelime türetme yapmışsınız. bilişsellik, bilgisellik, bilişgesellik, bilgileşmesellik vs gibi. bunlar fikirlerinizi anlamayı zorlaştırıyor. bazen insanlar anlaşılamamaktan şikayet ediyor. bazen de insanların "anlaşılamamak"ın arkasına sığındığını düşünüyorum. karmaşık yazmak, yoğun şekilde imge kullanmak bazen işin kolayına kaçmak gibi olabiliyor. halbuki sade yazmak çok zordur. kaçacak yeriniz kalmaz, ağzınızdan çıkan her söz anlaşılma potansiyeli taşır. o zaman fikirlerinizin de değerlendirmesi daha kolay yapılabilir. her şeyden önce insanın bir amacı olmalı. yazının başını okuyan amacı anlamalı, sonunda da ümide kapılmalı. yoksa yazmak bireysel bir faaliyet olarak kalıyor.

Bazen onu demek istediğinden emin olamıyorsun
Bazen onu mu demek, bunu mu demek istediğinden hiç emin olamıyorsun
Bazen de öylemi söylemeli, böylemi çelişmesi yaşanıyor
Bazense tam ne hissettiğinden ve onun en doğru anlatımından emin olunmuyor
Bazen aslında ne olduğu çözümlenemiyor
İşte orada kelimeler birbirine karışıveriyor
Umarım bunu bir gün yaşamazdınız

Bu eleştiriyi daha önce almıştım
bu doğal bir tavır
engellenmeyen ya da kendinden gelişip olan bir şey
O an ki duygusal tutumumu yansıtıyor

karmaşık yazıyor ya da imge kullanıyor değilim tam aksine anlamı ya da onun gücünü arayıp keşfetmek ve söylediğinden tam emin olmak, arkada bir anlam boşluğu bırakmamak ya da en dürüstçe söylemek
bunlar üzerine yoğunlaşmış bir çaba

söyledikleriniz anlıyor gibiyim ancak bu kopuk bağsızlığın kendi içinde nedenleri olmalı
Bazen onu demek istediğinden emin olamıyorsun

"ictenlik" 07-02-2019 18:39

Grup örgütleyemeyenler başkan örgütlerler

Grup, grupluluk, grupsal kimlik ve ortak çıkarlar örgütleyemenler (ve böyle örgütlenemeyenler) başa bakar ve başkana akar..tabi olur.tebaa olur...

Ya da gruplaşamayan birleşemeyen ve örgütlenemeyenler lider seçerler..ya da henüz hazır bir liderin kontrolünr girer...

Sonra ortak çıkarlar bu lider üzerinden bölüşülemeyince ikinci liderler örgütlerler.
Farklı grupların farklı liderleri ekseninde gruplaşırlar ve çatışırlar.
Bunların lidersel sorunları vardır ya da lidere havale edilmiş bir sürü de işi. Başka sorunları yok ve tek işleri lider ve yönetici seçimidir..

Özgür fikir örgütleyemen ve üretemeyen hazır fikir satın alır ya da sürü fikri benimser..

"ictenlik" 27-02-2019 09:27

-Dış Alıntı-Getirti

Alıntı:

X - Soran´isimli üyeden Alıntı
İnsanlar zaman içinde değişir. Kişilik derinden sarsılabilir. Deneyimler biz değiliz. Peki genlerimizdeki kusur ve yetenekler biz miyiz gerçekten ? Yoksa zamanın getirdiği seçimler mi biziz ? Seçenekleri seçemiyoruz. Gelecekte DNA mız yeteneklerimiz ile ilgili tüm gerçekleri ortaya koyarsa felsefe bu problemi aşabilir mi ? BİZ KİMİZ ?!!

Alıntı:

X - Soran´isimli üyeden Alıntı
felsefe bu problemi aşabilir mi ?

sorusu hariç denilenleri anlayabiliyorum

Alıntı:

X - Soran´isimli üyeden Alıntı
BİZ KİMİZ ?!!

Bu soruyu da

Alıntı:

X - Soran´isimli üyeden Alıntı
Gelecekte DNA mız yeteneklerimiz ile ilgili tüm gerçekleri ortaya koyarsa!

??
Bu soruyla çeliştik. Bir şeyler yazmak istesem de uygun cümleleri bulamamış hissettim..

Alıntı:

X - Soran´isimli üyeden Alıntı
felsefe bu problemi aşabilir mi ?

Belirtilen -genel- sorunların bir kaç tık daha aşılmış -geniş- biçimi burdan gözüküyor onu söyleyebiliriz

Peki belirtilen durumun/sorunun bizdeki genişlemiş biçimini vereyim seze.

Bilinç ve form yani maddenin genişletilmiş bir ilke olarak tam eşit ve aynı form olduğunu düşünelim. Herşeye yayılan...
Onun bölümlemeleri (görünümleri) olarak Var/Varlık

Soruyu anladığıma emin olabilirsiniz
Bu konu üzerinde durup düşündüğüme
Ve bir çok kişinin de bunu yaptığına emin olabilirsiniz/olabiliriz..

Bizler renk form kuşakları ve katmanları gibi bir varlaştırma/indirgeme ya da Doğu Metodolojisi gibi bir bilişsellik kullanıyoruz. Tüm Olanın görünümlemeleri olarak Varlık ve Varlıklar...
Yani genetik denen bize göre tamamen yapay, geçici ve eğreti bir kavram ve yorum. Daha ileri gidersek bilinçte bir sınırlamadan ibaret.. Benin ben olması, sizin siz olmanız.. Bunlarda öyle...
Bizce daha geniş bir bilgi tabanı referans alınıyor ve iletişim güçlüğü denilen var...

Alıntı:

X - Soran´isimli üyeden Alıntı
BİZ KİMİZ ?!!

Sorusuna verilebilecek bir yanıtta şudur.

Bir Taş'ın ya da Kaplumbağa'nın Doğa'ya ya da Olan'a tam bir aidiyet/bütünlük ve birliktelik (deneyimlediğini) hissi/duyduğunu taşıdığını önerelim. Onu bölmeyiz.
Öyle (yukarıdaki gibi) değilse de nesnel bir önerme benzetme ya da referans (sentese ve bilişe götürme) cümlesi olarak bu cümleyi verelim/alalım.
Nesnel olana bakın bunu bilişselleştirin.
İnsanı, alan içinde hareket eden bir alan parçasına benzetmiştik.... Örneğin bu örnekte bilinç/biliş ya da kendini farkındalığı deneni denileni bir ağırlık gibi ya da maddenin/nesnenin kendi iç ısısı/rengi tonu gibi kendine dair düşünün ve ayırmayın
Küre/daire içinde kendini hareket ettiren bir kare/daire ikinci bir alan düşünün. Onu kendiniz olarak tanımlayın tüm sorunlar geçer,
Burdan genetik tanımı çıkıyor mu?
Neye dayandırabiliriz_?

Kaplumbağayı doğadan ayırmazsın. Ağacı sıradan materyal olarak maddeleştirirsin. Orman dediğinde bu bütünlüğü bölmezsin ve bir bütünlük görürsün. İnsanın teolojk ön-referansın kıldığı bilgisel (ya da bilişsel) engelleri var .
Doğal taban nesnel taban gözleme uygulanmalı..

Nesne-l olanla kendinizi örtüştürün tüm soru-nlarınız buharlaşır. Bilinecek bir şey de kalmaz. "Olmak" kalıyor geri. Zorunlu olmak.. Başka bir şey yok.
Biz "Olmak" ız ya da "Olan"lar.. Tüm cevap bu...
Şu ya da bu olmak değil de Olan olmak. Ne oluyorsa ve neyse-n o olmak. Olanın olduğu gibi olması..
Olduğu gibi/Olduğu şey olanız/olanlarız...
Olmakta olanlarız. Sonsuz...

Bakın burda bir içerik yazdım. LİNK

http://turandursun.com/forumlar/show...&postcount=215

bu tam bir cevaptır

Alıntı:

Uydurtu´isimli üyeden Alıntı

Bildiğin, sıradan dümdüz "adi"/"bayağı" varlıklarız. Adi varlıklardanız..

Kim ve ney olmak istiyorsan o'sun. Herkes.. Herşey ya da hiçbir şey/kimse


"Ne kadar hiçbir şey (hiç) ve hiçkimseysek bir o kadar da o herbirşey ve herşey ve herkesiz. Eşit..."

---------

Ya da şöyle:
Kimi öznel taban kullanır kendini özne nesne olarak bölümler ve sınırlı tek nesne olarak işaretler..
Kimi teolojik taban kullanır ve kendi ruh ve madde, madde ve bilinç ayrımı ve ya da bunların bileşimi/kaynaşımı olarak işaretler
Kimi de kendini fizik genetik taban ve tek bir kişiye ait tek bir beden ve onun maddesi ve yeri biçimi olarak işaretliyor.
Kimi Varlık taban, filozofik felsefi taban kullanır.
Yani kişi kendini genetik ya da fizik yapı ve beden denilenle neredeyse tam örtüştürüyor. Dış olanla, tüm bilinç ve bilinçlilikle ya da doğayla/olanla bağları arıyor soruyor

Felsefe Varlık adında herşeyi/olanı kapsar ya da bütünler.
Olanı, Varlıklar ve insanlar diye bölmez sanırım .
Ya da bunu yaparsa indirgenmiş ya da bölümlenmiş Varlık biçimleri mi deniyor..
Bölerse de belli bir metolodoji ve çözüm dahilinde ya da inceleme dahilinde yapar.
Felsefe de bu düşünce sürecini (süreçlerini) zaten siz yürütürsünüz.
A varlığı ve B varlığı gibi bir bölümleme uygulandığında aynı bölümleme tabanını kullanıyor.
Bütüne ya da Olan'a dair görünümlenmeler olmak gibi bir bilişten ilerliyoruz..
Felseye girişildiğünde sanırım A varlığı ve A dan ayrı olan B varlığı gibi bölümlemeler hatalı olabilir...ya da adı üstünde bölümlemedir/indirgemedir...
Yani felsefeye girildiğinde
Varlık adında kapsananda Ruh/Bilinç, Madde, Genetik gibi ikilikler ve bölümlemeler de üretmeye gerek kalmıyordur sanıyorum..
Bura bilim oluyor...
Felsefe de cevapları olmalı. Öyle düşünüyorum

Ortak bilgisel bilişsel taban kullanmıyoruz. Ortalıkta en az 3 tane bilgisel referans tabanı var ve bunların çatışması var. Örtüşmemesi sorunu var.

Felsefe genetiği aşabilir mi sorusunu bu Avatar filmindeki Avatar kullanıcısı Avatarın genetiğini aşması problemi ile yanyana getirdim
Bir şey çıkaramadım..

Avatar geçici.. Bizler dönüşüme yani doğum ve ölüme uğrayan (geçen geçişen) ya da yansıyan varlıklarız

"ictenlik" 28-02-2019 13:34

Yukarıdaki ekin uzantısıdır

Alıntı:

X Soran´isimli üyeden Alıntı
ve sonuçta bilim doğaüstü bir şey bulamıyor.. metodolojisi bir çok şeyi açıklama kudretine sahip..bilim genlerimizle oynayacak seviyeye geldi..bunu doğanın yasalarını çözümleyip yapıyor..bunlar az şeyler değil. bilimin doğaüstü bir ize rastlamadığını söylemesi de öyle küçümsenecek bir şey değil. (herşeye rağmen elbet doğaüstü birşeyler veya şuan hayalimizden bile geçemeyecek şeyler olabilir bununda farkında olarak yazıyorum bu satırları. ve tekrarlıyorum bilimin doğaüstü birşeylerin izine rastlamaması küçümsenecek bir şey değil)



CEVAP/CEVABEN:


"YANALLIK; YAN YANALIK VE YANAL GERÇEKLİK TEORİSİ"

Sonuçta kim olduğumuzu bilebilir miyiz? bilebilmek mümkün mü_? dendi?
Felsefe bir şeyler biliyor mu? yapıyor mu? oluyor mu? denildi
Biz de dedik ki; felsefe sorunu genişletiyor ve görüş ve çözüme dair perspektif genişliyor dedik..

"Kim" ve "ne" olmak öznel ve nesnel indirgemelerdir.
dedik
Özne ve nesne olanın kendini tanımlamasıdır,tanımıdır ve kendine bakışıdır zaten
dedik

"Kim"lik ve "kim olmak" kendi tanımsız
Varlıkta Varlıktan Varlık olmak sonucunu verecek, Olmak sonucunu verecek
Olanın olması ya da bunun farkında olunması bunu üretiyor.

Özne nesne ayrımı kalmadığında genellemeler oluşur
Ancak; özne bölümlenmiş varlık indirgemeleridir/bölümleridir (görünümlenmeleridir) ve bölüm olarak özne bütünün kendidir kendini/nesnesini (tamamını) içerir

(Subjektif limlitlemeler (indirgeme ya da bölümlemeler) olmaksızın varlık kendini tanımlayamaz, içeremez, bilemez. Teklik ve Saltlık ; bölünmemişlik belirtir.. İndirgemelerle kendini belirler ya da bize bilinçte böyle yansır.)

Bölümlenmiş (ya da indirgenmiş) varlık/nesne görünüm biçimleri olarak özne...

Öznel ve nesnel genellemeler, ayrımlar ve indirgemeler farkı var dedik
ve
Subjektiviteden sıyrılındığında bu sorunlar aşılıyor kalmıyor
dedik

Doğastü şeyler nesnel alana beri çekildiğinde pek-te doğaüstü değiller
Bize benziyorlar ...... dedik... Üst alt gibi kavramlar belirlemeler ve yapay dedik. Dikey değil Yatay Düşey de bir düzlem kurun bakalım neler oluyor...
Düşeyi yatay düşünün bakalım neler oluyor.. Dikey varlık yok. Varlık yukarı yükselmiyor gökyüzün de son yok üst yok.. Yana da genişliyor...

Öznelçekim Nesnelçekim ayrımını öneriyoruz...

Nesnel indirgemeler de fark kalmıyor.

Bilim bilmektir...

Üst, Üstün ve Yüksek Özne/Özneler kavramından beri sıyrılmalısınız çünkü Üstün Nesne yok olmayacak...
Aynı nesnel öznel taban
Üstün olmayan Nesne diğerinden üstün Özne üretemez. Tüm bunlar bilinçte sanılardır...
Basit düşünsel filozofik hatalardır ve subjel/öznel bakıştır ve buna dair basit yanılgamalardır...
Tanrısal ya da ileri varlıklar olsa bile bize/bizden üstün değiller altın değiller. Yüksek değil alçak değil bizden
Aynı nesnel ya da öznel (birleşim) tabana dayanır indirgeniriz.
Biz yok demiyoruz,

Düşünsenize; ormanda yaşayan böcekler/varlıklar bizden/bizlerden doğaüstü varlıklar olarak sözediyor
Sence biz doğaüstü müyüz? ya da bu tanım geliştirilmeli... Filozofiden sözediyoruz biz...

Nesnel taban kullanıldığında doğaüstü doğaaltı gibi bir işaretlemeler sadece ikinci kat, üçüncü kat/katman gibi işaretlemeler olur
ya da sarıdan maviye, yeşile, kızıla ton geçişi ayrımı farkı gibi olur...
Düşey değil Yatay bir dairede bölümlemeler oluşturun içiçe daire ve bölümlemeler oluşturun bakın ..kendiniz bakın....

Alt doğa ve tıpkı alt doğa gibi üst doğa var diyebiliriz ancak bu bir şey ifade etmeyecek. Bizler çeşitlemeler oluruz ve bütün bir renk kuşağında dair tüm formlar oluruz.. Renk kuşağından sözetmeliyiz...
Hatta yan ve paralel doğa demek zorunda kalacağız
Teolojik taban ve referansları bırakın anlaşabiliriz...

Bilimin önce felsefe, nesnel felsefe ve bilişsellik öğrenmesi gerekiyor...

Eski bir dinozor/Kalemşör şöyle diyor:
Üstün özne aramayı bırakın evladım.
Üstün Nesne de yok...

Kim olduğumu değil sen olduğumu biliyorum evladım diyor o...
---

Doğaüstü demek paralel oluşlar (yanal) varlıklar (ya da alternatif realiteler) demektir, bu kadar.. Başka bir anlamı olmayacaktır..
Üstün Özne yok...
Bu savaş bitsin
Çok yorgunuz...

Anlamadım diyene ben anlatacağım ..Benim anladığımın aynını anlayacak. Aynını anlayana kadar ben durmadan anlatacağım..

Sonuçta yandoğa, paralel yan doğa ve doğayanı varlıklar kavramını bilişini öneriyoruzdur
Üst doğalılar değil yan doğalılar
Yan ve paralel komşular ve biliciler

Felsefe tarihi kopmuştur burdan duyrulur....

"ictenlik" 15-03-2019 13:42

Şimdi bizler doğuluyuz (ya da uzaklıyız) öyle hissediyoruz. Oturan Boğa Kargalarla Kartallar bir olmaz demiş.
Bizlerin Batılıları yeniyetme genç ve çocuklar olarak gördüğü onların kültür, bilim, sanat ve müziklerini hatta felsefelerini de böyle ele aldığımız sanırım doğrudur.
Şimdi siz kimsiniz/kimdiniz ne ürettiniz deniyor.
Kimilerinin isimleri yok
Kimilerinin okulları kimilerinin bedenleri yakıldı
Kimilerinin sözleri yok
Kimilerinin sözleri yakıldı
Kimi bir kaç şiir dostluk ve öğrenimden, gözlemden başka bir şey bırakmadı

Tarihe gazuk çakmaya da şan çakmaya da gelmedük

Avcuyla av arusuna delüsü girermiş

"ictenlik" 18-03-2019 14:46

İdealizm kavramı şu demek
Ben tikelim
Ben özelim
Ben tikel olarak kendimim ve özelim..
Tikel olarak kendime dair kendiyim
Tikel olup tikel kalıp hala kendiyim
.
Ben kendim tikelim
Ben kendim (kendimden) özneyim
Ben özel özneyim
Ben bap-bağımsız (olana bitene ilişiksiz; bunun dışında bir) öznel idealim.
Kendime dairim ve aidim.
Diğerleriyle (diğer herşeyle olabildğine) bağsızım
Ben kendime dair (bütün/tek) varoluştan soyulmuş koparılmış (biçimde) bapbağımsız (dışrak ve hatta üstün; varoluşun nesnenin üstünde/dışında) özneyim, idealim..
Demektir..

"ictenlik" 28-03-2019 04:32

"OLUŞSALLIK" ; "BEN/BİZ OLUŞSALLIK"
 
(İkinci kez veriyorsam kusura bakılmasın. İşine gelmeyen okumasın.)

"OLUŞSALLIK" ; "BEN/BİZ OLUŞSALLIK"


ÇÖZÜMLEMELER
OLUŞSALLIK'A DAİR -TUTUM VE İSTENÇ- VE DÜŞÜNCE GÖSTERGELERİNİN ÇÖZÜMLENMESİ VE (DİLSEL) AÇIMLARI


SAHİPLİK VE BEN AİTLİK ("BEN BANA AİTLİK" VE "BEN BANA SAHİPLİK"; "BEN TEK BANA AİTLİK" VE "BEN TEK BANA SAHİPLİK") KAVRAMLARININ -DERİN- -İÇTEN- İSTENÇ, SONUÇ, ÇÖZÜMLENMESİ; VE AYIKLANMASI

Ben olanım /tüm olanın içinde varolanım. Kendimlik duyuyorum. Kendi olan parçayım. (Bütündenim. Bütünden) Yadsıyamam.
Ben benim diyorum değil mi? (Ben tek kendimim)
"Ben olanım" diyorum yani varolanım. "Olan"
ve olan; olmakta olan benim.. şimdiyim...
yadsımam.

Ama tüm bütüne (diğere) dairim (ve bağım-bağlıyım). Herşey içiçe
Dair olmak beni ney yapar ya da kılar?
Ait mi_?
Sahip mi?

(Ben kendime ve birşeylere sahibim. Onların bunların sahibiyim demiyor muyum? Çocukların bile biz sahibiyiz nasıl oluyor/olacak o iş?)
Hatta tüm herşeye ait olmaya değil sahip olmaya çalışıyorum.

Sahip olmay ıait olmayal dengelersek ve kıyaslarsak en olur?
(Sahip olmaya çabaladığın kadar eşit) Ait olmaya da çalışırsam?
Ait (dair ve dahil) olmaya da çalışırsam ya da istenç bunu sağlarsa?
Düşünce bunu kendine uygularsa ya da bunu düşünceye uygularsak ne olurdu?

Kendime ya da varoluşa (tüm varolana, tüm olanlara) aitlik duyuyorum

PASAJ; ÖNERMELER VE YAZILTILAR

Alıntı:

Kendime ya da varoluşa (tüm varolana, tüm olanlara) aitlik (ya da dairlik) duyuyorum.
Aitlik duyuyoruz
Çünkü aidiz bak çözümlendi::.

Kendime aitlik ve sahiplik (kendim üzerimde hak sahipliği ve kontrol iddia ve ilan ediyor muyum? etmiyor muyum?
Ya başkaları ve başka/diğer şeyler üzerinde?

Herşey ortak kullanımda. Tüm herşey tüm-varoluşun. Ben dahil.
Nesneyse ortak nesnellik kendinin sahibi ya da değil. Ortada boş sahipsiz düşünelim...

Sahiplik kadar aitlik diyalektik
Sahibiyet kadar geri aidiyet .bölüşüm
Ne sahibim ne ait
Hem sahibim hem ait
diyalektik

İkisi de birbirinin sahibi. Ben ve varoluş, tüm varolan ,
Herşeye ortak sahibiz. Herkes herkeye ortak sahip ve ait.
Madde kendien sahip ve ait
Nesne kendien sahip ve ait. Ama nesne herşey
Özneye kim sahip özne varsa?
Özne ne?
Be ndiye kim? Ben diyenleri görelim. Gözstersi nekndini bana/bize hadi...
Nasnelliğin bir bölümünü işaret ederek ve işaretleyerek ben demekte olur.
Ora onun mu? Tüm nesnenin ve evrenin mi? _Hadi açıklasın
Hadi felsefe yok diyorlar açıklasın kendini bana

Varoluş'ta benim sahibim. diğerleri de .. Dieğr herşeye de benim sahibim ve diğer herşeye de aidim. Dengeli kip.
Tüm varolanın sahibiyim ve aidiyim. Dengeli kip.

Tek bir madde mi, atomumu kovalamaya çalış. Evrenin her yerinde ve her yerinden gelip gidiyor. Ben sürekli değişiyorum, akıyorum.
Yanılıyorsam düzelt, doğrusunu söye. Objektif ol.

Kendime ya da varoluşa (tüm varolana, tüm olanlara) aitlik/bağlılık duyuyorum.

Kendime ya da varoluşa (tüm varolana, tüm olanlara) aitlik/bağlılık ve beraberlik duyuyorum /istençliyorum.

Herkes herşey benim sahibim. Tek kendim değil. Ben kendimin tek sahibi değilim. Ya hiç bir şeyi ya herşeyin sahibiyim. Ya hiçbir şeye/hiçkimseye ya herşeye ve herkese aidim.

Felsefenin bütünü bu....

Herkes herşey benim sahibim/aidim. Tek kendim değil
Hem herşeye sahibim, hem herşeye de aidim.

Burada materyalizm, burada sosyal sosyalizm de eğer istenirse tam var

Tek kendime ait sahip değilim.
Tam materyalizm

Tek kendime özne değilim. Tek kendimin öznesi? Herşeyin tüm olanın öznesiyim. gözlemcisiyim de aynı zamanda...
Matematiksel kipleri matematiksel inceleyelim derim.

Ben tüm konunun, olanın öznesiyim. içeriğiyim

---
Alıntı:

Benim kendi başıma bir özne olduğumu yadsı
Tüm varoluşun bir üyesiyim
Beni kendim kadar da bu oluşsallık ve onun içeriği organize ediyor
Beni toplum organize ediyor. Beni olan oldurdu.
Beni evren aitleniyor. Aitlenmiyor mu?
Beni varlı kaitleniyor. Aitlenmiyor mu?
Bunlar beni ben yapıyor ve beni ortaya koyuyor.
Diğer şeyler ya da evren ve onun oluşu (varoluşu) farketmez
Ben bunlara bağlı olarak ben oldum. Bunların içinde...

NEDENSELLİK ZİNCİRİ (KIRILACAK BİR PRANGA )

(Başsallık Başlangıçsallıkta öyle)

Bak evren oluştuysa;
Ben onun içinde oluştum. Ona bağlı oluştum.
Ben evrenin oluşumuna bağlıyım ve "beni" evren ya da onu oluşturan koşullar oluşturdu.
Ben ben değilim yine, evrenin bir bölümüyüm ben
ya da evrenin oluşturuğuyum derim.
Evrenin oluşturduğu şeyim derim.

Bak
Evren Beni İçinde etti ya da içinde oldum... ona bağlı.
Duyuşum bu değil ya da örtüşmüyor... Ben benim diyorum...

Evrenin içeriği ve parçası ve azasıyım. Evrenin bütününe aidim soyutlandı burdan
Beni evren oluşturdu ya da evrenin oluşumu beni kıldı derim, demeye varırım

Nedensellik beni ne yapar? Nedene, ona bağımlı kılar
Kendim yapmaz o yapar. Onun uzantısı ve içeriği yapmaz mı?
ilk nedensellik?_ var mı? ilke var mı?

Nedensellik çözümü şu
Nedensellik sonuçsallık
İlksellik sonsallık
eşit

Bunlar sadece karşıtlar/karşıtlıklar, soyutlamalar, adlandırmalar ya da kavramlardır. Bunlar zihinsel gereçlerdir. Materyal(araç gereç) takımı
Zihnin materyalleri yani araç gereçleri bunlar.

Neden varsa sonuç var. Onun önünde neden var. İlk neden var ya da yok .bu.
İlk neden varsa? Ya yoksa?
İlk neden yoksa nedensellik çöpte
Başlama yoksa nedensellik çöpte

Oluşsallık, hareketsellik, dönüşsellik, döngüsellik, dönengesellik ve çevrimsellik vb. deriz
İlk neden temellenemez-indirgenemez ..yolsuz yol

Neden varsa
Öncü var.. Öncü varsa ben ona bağlıyım
Ama neden varsa sonuç var, bağlam var kavram var bağım var.
Bağımlı kavram ayrılamaz

Nedensellik bir yasa değilse bile olanın/yasaları ve dayanışması
Öylesellik
Ne olursa o'sallaık ve ne oluyorsa o
Ne oluyorsa o sallık
Bir yasa

Olanın kendi organize oluşu beni ben yapıyor.
Nasıl bir taşı bölemiyorum kendimi bölemem

---

Ben bana aidim. Ben tek bana aidim.
Ben bana sahibim ve ben tek bana sahibim?
Kim?
Sen kimsin?
Ney?

Nesnel maddi taban önerenler; tekleyenler

Benim nesnem benim nesneme ait
Benim nesnem buradaki nesne bölümüne ait
Buradaki nesne bölümü buradaki nesne bölümüne ait

Ben nesneyim
Ben nesnelim
Ben nesneme aidim ve öznelim

--

(Nesne ve) Nesnel olan herşeydir.
(Özne ve) Öznel olan benim..

Bunun üzerine bilim koymayın/koymayalım. derim...

(Benim nesnem belirtmesini bir okur musun?_
Bunu düşünmek ister misin? Nerden senin oluyor muş?
Ben olanın nesnesini nesnelini de bir düşün sonra görüşelim istersen...)

(Biz mi bedene sahibiz, Beden mi bize sahip?
ya da biz mi evrene ve olanlara sahibiz evren ve olmak mı bize sahip?)

Benim dedirtene istenç diyoruz.

--

Özetle ve çok çok özetle;

Nesnellik ve objektivite geliştirmekten ve bundan sonra ben kavramının ve nesnel algının bilginin bozunumundan değişiminden sözediyoruz..

Kendini tüm varlığa genellemek ister miydin?
Öznel mi kalmak istersin? Olmak isterdin?
Tek ayrım bu.. yöntem
Özel mi kalmak istersin?
Başka bir genel yok

--

Doğum ve ölüm bana dair değil. Ben doğum ve ölümün sahibi değilim. Varlığımın sahibi değilim. Doğum ve ölüm benim dışımdadır.
Doğum ve ölüm benim dışımda nedenlerdir-oluşlardır, genel oluşlardır. Devinin bir parçası. Beni bağlamaz.
Doğduğumu hatırlamadığım gibi öldüğümü de hatırlamayacağım.

Varlık doğmadı o halde bitmedi ve ölmedi. İlk kez de yapılmadı.
Ben genel varlığım...

Nesnel ölüm yok çünkü nesnel başlangıç yok.
Nesne tabanında bunlar sadce hareket, değişim. Aslında nesne tabanında ne var iyi düşün..

Nesne tabanında sen sen misin? Seni sen yapan ney? Kendin misin?
O halde nasıl bir sahiplik ilan edeceksin?

"ictenlik" 28-03-2019 14:09

Evrenlerin doğumu ve ölümü üzerine 2
 
(( Evrenlerin doğumu ve ölümü üzerine 1'in (iç-link) uzantısıdır..))

Şunu yıllaryılı tartışmayı denedik. Şu an bilim adında yapılan sınırlama, dayatma ve tartışmaların bazılarının Ortaçağ karanlığından pek farkı yok
Bana sorarsak modern bilimin kendi çok net olarak engisizyonu temsil ediyor ve engisizyon işlevi de görüyor.. Buralarda konuşmamıza ve konuşacaklarımıza kadar karışıp sınırlıyor. Biz bununla yıllarca boğuşup heba olduk. Bari başkaları olmasın.

Varlık meydana gelemez. Yoktan oluşmamıştır. Zamanla gelişmemiştir. Değişmemiştir. Bunlar hareketler ve devinimler. Evrim dahil. Sonsuz ve öncesizdir. Tersini konuşmak su bulandırır. Daha bunu örter zaten.

(Hiç gibi, önce gibi, başlama gibi bir durum bellirterek) Evrim konuşmak, konuşlamak gerçekten ya aptalca ya çocuklara göre bir iştir. Evrenin başlangıcından sözetmekte öyle..
Ontolojik süreçsel bir evrim yoktur. Olamaz da. Çünkü köken ya da başlama yok, gelişme yok.. Varlıkla ilişkilendirilebilecek tek şey kuram sonsuz hareket, dalgalar döngüler, çevrimler gibi kuramlardır.
Evrim denilen algıya göre bir süreçtir. Öğrenme süreci..

Çekim sonsuzdur. Çekimi nasıl başlatabiliyorlar?. Bükebiliyorlar? Daha doğrusu herşeyi nasıl başlatabiliyorlar? Neden düşünemiyorlar ya da düşünmüyorlar?

Biz şunu diyoruz. Bir kürenin üzerine parmağınızı herhangi bir noktaya dokunun ve koyun. İşte ora; zaman, mekan ve evren, evrim ve varlık'ın hem başladığı hem biteceği yerdir.

Şu an evrendeki temel optik küredir. Küreyi hiza ve taban anlamalılar. matematik görseli ve tabanı olarakta. Başlangıç tanımlanamaz. Bunlar ne matematik ne de bilim değil. Çocuk edebiyatı serisi.....

Tüm iyiniyetimle açıklamayı deniyorum...

Nesnel bir algı da başlangıç ve zaman çerçevesi yoktur. Sen ben gibi bölümlemeler yoktur ya da yapaydır.

"ictenlik" 28-03-2019 14:10

Evrenlerin doğumu ve ölümü üzerine 3
 
İnsan ya da kum tanesi sayısı kadar evren olamaz mı?
Bunlar başlayıp doğup ölemez mi?
Hareket yasası ve gözlem bize ne diyor?

Evrenlerin ölümünden bize ne?

Evrim bir yasa ise tüm harekete genellenebilen bir yasa ise ;
Evren Evren olmayan alt evrenden evrimleşmiştir.
Ve evrenüstü Evren olmayana evrimleşecektir ve bu hareket yasa sonsuzdur.
Daha bu ne dediklerini anlatıyor.

Doğa da herşey antisine ya da çoğuluna muhtaç ve içiçe birlikte var.

Teknik olarak evren ya başka bir evrende doğup gelişebilir ya da sonsuzdur-öncesizdir, başlamamıştır denmelidir.
Bunun dışında her görüş açık safsatadır, dogmadır.
Bilim adı görüyorsa da öyledir..

Ortaçağ da bunu diyeni yakıyorlardı şimdi başka şey yapıyorlar..

"ictenlik" 28-03-2019 14:11

Evrenlerin doğumu ve ölümü üzerine 4
 
Şimdi evren ya evrenden (evren olanlardan) ya da anti-evrenden (evren olmayanlardan) oluşmuştur. İkincisi Tanrı gibi bir çıkmazdır. Ontolojik bir çıkmaz.

Evrenin öncesinde ya evren/evrenler ya antievren vardır

Evrenin öncesinde ya (evren cinsinden) evren ya yine evren cinsinden anti-evren vardır.
Diğeri evrenin yokluğunu dayatır.

Evrensizlik öne sürmek Tanrıyla aynı çelişki ve koşulları dayatır size..
Varlık yaratılmamıştır yokedilemez..
Varlık big bangle oluşup başlamıyor. Big bang bir hareket
Büyük patlamalar varsa antisi olan büyük sönüşler ve diyalektiği olan küçük patlamalarda vardır..

Hiçbir şey yokluktan oluşmuyor. Hiç demek bu durumu kapamaz. Hiç adında dayatılan şey Tanrı gibi bir çıkmaz ve hiç sadece heple ilişkili.
Evrensel bir patlama ancak evren içinde oluşup evren içinde gözlenebilir
Yani başka bir evrenin doğuşu bu evrenden gözlenebilir.
Evren (ya da gerçeklik) olmayan bir koşul ve zeminden evren öne sürmek nedir?

Bilim adında gözlenen "hiç" kavramı sadece teolojideki "yok" kavramının yerini alıyor. Yani yoktan yaratılmanın yerini hiçten olma alıyor. İkisi de yanlış ve birebir aynı düşünce hatası.
Yok varla ilişkili ve hiç heple..

Nasıl yoktan varolunamazsa hiçten hep olunamaz. Çatışkı basit çözümü de . Dayatmayı kessinler. Buna bir son versinler...

"ictenlik" 28-03-2019 19:20

Evrenlerin doğumu ve ölümü üzerine 5
 
Tek evreni (subjektif tekliği/tekilliği) referans ve tanım alan bir düşünceyle bir yere varamaz, bilim yapamazsınız.

Evreni tikellemenin subjektivite tikellemekten ve söylenenin subjektivite dayatımından farkı yok..
Özneldir..

Evrenler doğar ölür. Başlar biter.
Tek kavramı kendinin çokluğunu verir belirtir.içerir zaten...
Ben tek insanım. Bu tek dünya demek gibi.
Ontolojik ya da nesnel bir düzlem de böyle bir ikileme gerek kalmaz-duyulmaz. Bir dayatma olarak kalır.

İşin aslı bunlar (tek evren modeli) bilim değil egemen dayatmalarıdır ve bilinçli dağıtılan bilimsel süsü verilmiş hurafelerdir.

Biri bana neden nasıl bu kadar eminsin derse;
Nesnel bir bakış ve objekvite diyebilirim. Matematik, mantık, bilim ve aklın kendinin (gerçeğe) uygulanması diyebilirim.
Nesnel olan/kalan herkes aynı gerçeği çok kolayca işaretleyebilir...

Kesin olan tek bir şey var.apaçık..
Bunlar dini yayan aynı politik merkez tarafından yayınlanıyor. Dini ve tanrıyı politik çıkarlarına aracı eden aynı merkezin bilimi kullanma biçimi

Öznel hurafelerle bilimi ve nesnelliği gölgelemeye gizlemeye ya da gizemli ve karmaşık hale getirmeye uğraşıyorlar..

Bu yapının saldırdığı en temel düşünce obejktivite ve kendi subjektivitenin dayatımı. Bilim değil.
Esas ya da taban alınamaz anlıyor musun? Açık uçludur. Düşünce açık uçludur. Her zaman açık bir olasılık olarak sözedilmelidir. Bilimsel kesin değil..

ForumKirpisi 28-03-2019 19:28

Gökcismi havuzu olan evreni tekleyip niye bilim yapamazsın ben onu anlamadım.

Bu evren yani gökcismi havuzlarından başka gökcismi havuzları olması ihtimali %50. ya var ya yok.

Bundan başka da elimizde bi veri yok. Bu evren varsa başka evrenler olabilir, bu evren varsa başka evrenler
olamaz.

Ama Dünya dışı yaşam için ihtimal %50 değil. Dünya gökcismi havuzunda yaşam olan bir gezegen ise, bu havuzda başka
yaşam olan cisimlerinde olması daha yüksek bir ihtimal ve gökcismi havuzunun genişliğiyle doğru orantılı.

Bir de şu var, gökcismi havuzunun üstüne, bir de gökcismi havuzlarının havuzu desek, evrenlerin evreni desek.

Tüm evrenleri kapsayan daha büyük bir evren havuzu olma ihtimali var mıdır? Öyleyse bu evreni diğer evrenlerden farklı kılan/ayıran
evren1, evren2 yapan şey ne olacaktır?

Boyut denen olay ise şimdilik bilimsel tabanı olmayan bir şey. Bu uzay düzleminden başka aynı düzlemde başka bir uzay düzlemi var
demek sadece beynin bir yeteneği. Bunla ilgili bir ispat yok. Dediğim gibi ihtimal %50. Beynin bunu düşünebilmesi +50/100 puan.

Felâsife 29-03-2019 12:04

Alıntı:

"ictenlik"´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 635523)
Şimdi evren ya evrenden (evren olanlardan) ya da anti-evrenden (evren olmayanlardan) oluşmuştur. İkincisi Tanrı gibi bir çıkmazdır. Ontolojik bir çıkmaz.

Evrenin öncesinde ya evren/evrenler ya antievren vardır

Bold'ladığım cümlenin tamamında da "çıkmaz" var, görebiliyor musun?

"ictenlik" 29-03-2019 19:09

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 635563)
Bold'ladığım cümlenin tamamında da "çıkmaz" var, görebiliyor musun?

Soruya üretilmiş bir yanıttır. Sonra-Önce kavramı/belirtmesi yapaydır. Paralel evren demek daha doğrudur evet öyle ele alıyorsak..
Sorulan söylenen bu değilse ben açılmasını rica ediyorum..

"Evrenin; dışında, başkasında, çevresinde, öbüründe, evren/evrenler ya antievren/evrenler vardır."

Evrenin diğeri, başkası, öbürü "hiç" değildir. Kavramsal analiz. Ona karşı söylendi.
Evrenin antisi, gerisi-berisi, diğeri, öbürü başkası yine evren (antievren) dir anlamında. Dilsel mantıklama/analitik çözsünler çalışsınlar.
Şunu vermiştik..
Alıntı:

Bir kürenin içinde küre olmayan bir anti alan , anti küre yaratsana
Bunu kürenin dışına karşıtına koyarız
Birinciye siyah ikinciye beyaz deriz
En basit mantıklama budur

Ya da küreye başka bir geometrik içlem koyarız. İçten onun bir küre olduğunu ya da bunun içte mi dışta mı olduğunu belirsizleriz. Hangisi hangisinin içinde dışında iç dış nedir diye sorarız. Alan kavramını bükeriz ya da ters çeviririz.

Evrene Varlık'a Uçurumalra'a Post 235'ten bir alıntı
Hiç ve Hep birbiriyle ilişkili, Evrenle bağı nedir?
İki kavramın birbiriyle genel matematiksel örtüştürmenin dilsel anlamsal objektif kurgusu nedir?

Sorular tarihedir, araştırmacılara ve ilgililerdir? Çıkmaz da olanlara...olanlarımıza...

Kendileri çıkamıyorlarsa ya da kendilerini çıkaramıyorlarsa destek alsınlar... Başkalarını da batırmaya/çıkar_maya çalışmasınlar. Bilgi-yardım alsınlar istesinler..
Ölüm yok korkmasınlar.. Yokuluşta. Bilimsel öznel safsatadır...
Tüm bunlar burdan türer. Korku ve bilgisizlik/cahillik...

"Evrenin antisi "Hiç" değildir.!"

"Evrenin antisi ya da öncülü ve geçmişi "Hiç" değildir.!"

Zorunlu bir anti dayatıyorsak "Hep"tir. Evrenden önce "Hep" vardır. "Hep" durumu/kurumu.. Bu "Hep" araştırılmalıdır-bilinmelidir. Bunu bir kez daha tekrar ediyorum. Hepçilik ve Anti- ya da MetaNihilizm... Nesnellk ve objektivite- Nesnel Sonsuzluk...
Öğreneceklerse öğrensinler. Boş vaaz vermesinler... Diyalektik çalışsınlar...

Nesne kökense sonsuza kadar Nesne köken ,özne kökense de , Evren kökense ilk ve sonsuz köken evren. Tek kendi-nin kökeni. Hiç değil. Evrenin kökeni Evren deriz.

Bunlar basit doğrusal mantıklamanın, mantık odağının aşımı, değişimi ile değişir.
Şu cümle verildi/verilmişti..
Uçları bükülmüş ve kendine yol alan kendi başı ve orjinine yol alan kendi ucunu esas alan doğruların gücünü kullanacağız... Bu doğrular kendi ucuna kapandığında kendi ucunu bulduğunda bunun gücünü göreceksiniz. Gerçek müziğin...

Nesnelliğin gücünden korkuyorlar, korkmasınlar yardım edeceğiz. Koruyacağız...

"Sayı doğrusunu kafanızda bir çembere dönüştürün.. ve üzerine sayılar işaretleyin derim.."
Bu size herşeyi gösterecek anlatacaktır. Fazla maval'a gerek yok. Biz bilen değiliz. Artis değiliz.

--

Nesnelliğin, öznel çekimsizliğin ve öznel safsatasızlığın; subjektif çekimsizliğin, danışıksız çekimsizliğin gücünden korkuluyor.
Öznel çelişiksizliğin gücünden korkuluyor..
Ataraksiya'nın ....
İkilemsiz çelişkisiz ataraksiyam...
Öznel çelimsiz öznem bunlar'ı söyledi. Öznel dövüşte beni herkes döver. Nesnel güreşte yenilmedim hala... Benleyim... Gövdem gövdendir ataraksiya.... Herkes herşey benim-sensin...

Hey benim 'kendisiz' ataraksiyam. Sen olmaya devam ediyorum hala...
Hey benim 'kendisiz' 'sensiz' 'merkezsiz' ataraksiyam.
Nesnel birliğin gücünü kullanmaya devam ediyorum hala...
Nesnel birliğin/birleşimin/özdeşimin gücünü kullanmaya ve işlemeye (ben adında da, bir başkası adında da, içtenlik adından kullanmaya) devam ediyoruz hala...

Felâsife 30-03-2019 03:30

Alıntı:

"ictenlik"´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 635582)
Soruya üretilmiş bir yanıttır. Sonra-Önce kavramı/belirtmesi yapaydır. Paralel evren demek daha doğrudur evet öyle ele alıyorsak..
Sorulan söylenen bu değilse ben açılmasını rica ediyorum..

Yok görememişsin, hani görmüş olsaydın konu etrafında konuşurduk ama sonra ki yazdıklarına bakıncada zaten görmekte istemediğini anlaşılıyor. Hal böyle oluncada konuşmanın bir anlamı kalmıyor, zira bir sürü şey yazışmakta herkes için vakit israfı olur. Böyle kalsın.

Sevgiler

"ictenlik" 30-03-2019 07:46

Alıntı:

"ictenlik"´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 635523)
Evrenin öncesinde ya evren/evrenler ya antievren vardır
.

demişim

Alıntı:

Felâsife´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 635563)
Bold'ladığım cümlenin tamamında da "çıkmaz" var, görebiliyor musun?

demişsiniz
ve cümlemi inceleyip kendimce bulduğum tek çelişkiyi düzeltmişim ve aşağıdaki yanıtı vermişim

Alıntı:

"ictenlik"´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 635582)
Soruya üretilmiş bir yanıttır. Sonra-Önce kavramı/belirtmesi yapaydır. Paralel evren demek daha doğrudur evet öyle ele alıyorsak..
Sorulan söylenen bu değilse ben açılmasını rica ediyorum..

"Evrenin; dışında, başkasında, çevresinde, öbüründe, evren/evrenler ya antievren/evrenler vardır."
.

Bold'ladığım cümleyi ifade etmişim.
Ne yapılmaya çalışıldığını merak ediyorum.
Yan iyiniyet sorgusundayım artık ve iletişim kontrolü ve kesimini sorguluyorum çünkü ben burada herkesi ilietişim noktasında doğal olarak iyiniyetli ele alıyorum.
İkinci kez iletişim biçiminiz açık trollük olup olmadığını sorguluyor olduğumu çok net ve çok açık açık ifade etmeliyim.

Şimd bakın tekrar başa döneyim. Bu ileti dizisi benim aşağıdaki tweet'i ele alıp kendimce bir tepki ve yanıt üretmemle başladı.

Alıntı:

Aklın Gözü
@aklingozu
Tanrı var mı/yok mu, big-bang öncesi ne vardı, hiçlikten varlık çıkarmı, abiyogenez nedir, evren kendi kendine varolabilir mi, gibi sorular üzerinde düşünmeye, araştırmaya değer konulardır. Oysa arap dininin çöl hezeyanları olduğunu görmek çok basittir. Malzeme bu ==>

https://turandursun.com/forumlar/sho...&postcount=234
Alıntı:

big-bang öncesi ne vardı, hiçlikten varlık çıkar mı, evren kendi kendine varolabilir mi, gibi sorular
denmesi üzerine o bold'ladığınız ifade ettiğiniz yanıt üretildi.
Yani kişi evren öncesi ne vardı diyor-dayatıyor.
Biz de evren öncesine gerisine ancak bir evren olabilir-konulabilir demek durumunda bırakılıyoruz. Bu hiçlik yerine önerilen durum. Kişi evren öncesi hiç vardır diyor. Cümle bu cümleye anti olarak veriliyor.
Gerçeklik öncesi gerçeklik ve gerçekliği çevreleyen gerçeklik.
Ve ben bu forumda daha önce defalarca kez yazdım ki bize göre varoluşta gerçeksiz bir taban, geçmiş ve öncel bulunamaz-kurumsallaştırılamaz. Cümle bunu açıklıyor. Açıklamıyor mu?
Diğer taraftan "hiç" kurumsallaştırması ile ilgili söylediklerimzi açık sanıyorum. Yok'un paraleli olarak kanıksatılıyor ve paralel teoloji bu.


Bir kere her ne arıyorsunuz belli değil ve bilmiyorum ancak benim tarafımda söylenen cümle bu yukarıdaki içeriğe yanıt yöneltiyor. Bağımsız oluşturulmadı.
ve ben hala cümle ve içerikle ilgili dert ya da çelişkinizi açarsanız sevineceğim. Ne arandığını anlamış değilim.
Şu an benim vaktim ikinci kez açıkça israf ediliyor ama zorunlu bir dayatma olarak hem de.
Çünkü anlatılmamış ve aslında hiç açılmamış ve söylenmemiş bir şeyi anlamamış olmakla ve bir çelişki/çıkmaz ortaya koymuş bırakmış ve bunu görmemiş olmakla eleştiriliyorum. Bunun ne olduğunun açılması istendiği halde üstü kapatılarak bunun görmezden gelinmesi isteniyor ya da açıkça dayatılıyor
Yanlış mı anlıyorum?
Şimdi diyorsunuz orda bir çıkmaz var sen görmüyorsun ama bunu kapatalım.. Doğru mu anladım.

Bunun ben şu aşamada bir iletişim trollüğü ve manipülasyon oluşunu sorgulamakta haksız mıyım_? o halde...

Şimdi bir iletişim manipülasyonu üretmiyorsanız lütfen cümlemdeki çıkmazı ifade etmenizi tekrar rica ediyorum o halde...
Ya da çıkmaz ifadenizi temize çekmeniz kaldırmanızı rica edeceğim ve aynı biçimi size ben yönelteceğim.
Ya bir iletişim çıkmazı dayatıyorsunuz ya da iletişim biçiminiz bu haliyle bir çıkmaz.
Bir şeyin çıkmaz olduğu varsayımını üreten sizsiniz o halde çıkmaz ve onun görüşü size atit bana değil.
Ne demeliyim_?

"ictenlik" 30-03-2019 08:17

Alıntı:

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 635533)
Gökcismi havuzu olan evreni tekleyip niye bilim yapamazsın ben onu anlamadım.

Alıntı:

Aklın Gözü
@aklingozu
Tanrı var mı/yok mu, big-bang öncesi ne vardı, hiçlikten varlık çıkarmı, abiyogenez nedir, evren kendi kendine varolabilir mi, gibi sorular üzerinde düşünmeye, araştırmaya değer konulardır. Oysa arap dininin çöl hezeyanları olduğunu görmek çok basittir. Malzeme bu ==>
bu yüzden
Bunun teolojik bataklıktan farkı yok.
Paralel teolog taban bu.

Alıntı:

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 635533)
Bundan başka da elimizde bi veri yok.

Var. Senin yokta benim var. Şimdilik..

Evren başlamış ve bitecek mi? Biz var mıyız?

Şimdi sorularıma cevap verirsen,
Evren hakkındaki net fikirlerini söyler misin?
Bir zaman çizelgesiyle geçmişte mi başlamıştır?
Yani başlamıştır ve bitecektir mi? Bu zaman nedir? nasıldır?

ve evren hiçlikten başlamıştır ve hiçlik olarak mı bitecektir?
Sonrası da hiçlik mi?
Potansiyel bir hiç denen bir şey evren oluşturacak bir şeydir öyle mi?
Yani hiçte evren oluşturmayı bekleyen şeyler mi vardır_?
Yani hiç denen bir durumda evren dair bir patlama yani bir bag-bang'in tabanı ve materyali mi vardır?
Eğer öyleyse durum potansiyel olarak hiç değil. Bir şeyler var
Şimdi hiç demek nedir? Bu nedir?

Bittikten sonra tekrar hiç olup ikinci bir evren mi oluşturacaktır?
Başladığı durum öncesi hiç ise evren sonrası ve sonraki durumda hiç mi?
Hiç nedir? Nasıldır? Hiç'i size kim dayatıyor? Hiç'le ne anlatılmak isteniyor?
Hiç kavramını hiç inceledin mi;?
Hiç kavramını tanımlamayı dener misin?
Bunu üzerine bir an durup düşünüp yapar mısın?

Paralel teoloji bu. Size dayatılan.

Şimdi nasıl bir bilimsel taban algınız var , düşününüz var bana onu açıklamanız gerekiyor. Onun üzerinden gitmeliyim

Evrenin başlangıcı ve bitişi netse yani doğumu gibi ölümü ve yokoluşu kesinse, ki yokoluşu değil hiçoluş denmek zorunda çünkü dayatılan ilk durum hiçtir. Değilse nedir?

(Evren) başka bir evrenle/gerçekle bağlı değilse ve biz hala varsak tek evren değildir.
Diğeri bizim ya da bu evrenin mutlak yokluğu demek olur. Bunu bir zaman çerçevesiyle sunamazsınız. Gelecekte mutlak yoksak, mutlak yokluktaysak geçmiş diye bir yerde mutlak varlığınızdan sözedilemez.
Hiç mutlaksa da evren olamaz. Bunlardan bilim-felsefe ayrım seti çekip kaçamazsınız. Diğer durumda teologdan hiçbir farkınız kalmayacaktır.

Şimdi gelip birileri de teolojinin iyi yanlarını sunuyor ve çelişkilerini gözardı ediyor.
Hiç'le birlitke o bilimi aldığında Tanrı tamir setiyle birlikte patlak lastik almış olursun...

Felâsife 30-03-2019 15:51

Alıntı:

"ictenlik"´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 635604)
Bold'ladığım cümleyi ifade etmişim.
Ne yapılmaya çalışıldığını merak ediyorum.
Yan iyiniyet sorgusundayım artık ve iletişim kontrolü ve kesimini sorguluyorum çünkü ben burada herkesi ilietişim noktasında doğal olarak iyiniyetli ele alıyorum.
İkinci kez iletişim biçiminiz açık trollük olup olmadığını sorguluyor olduğumu çok net ve çok açık açık ifade etmeliyim.

Bu kadar kendinizi önemsemeyin, her şeyi, her sözü tehdit olarak anlarsınız.

Basit bir soru sordum, basit bir evet/hayırda yeterliydi, sonrasıda bu şekilde devam ederdi elbet ama bir sürü bir şey yazarak, olayı kendine karşı bir "komplo" gibi algıladığın için, daha bir şey demeden savunmalara geçtin.
Ne diyeceğimi de bilmeden yaptın bunu?

N'oluyoruz yav, hele sakin!

Yok trol, yok manüpülasyon, yok vakit israfı filan diyerekte ayrıca karşı ataktasınız, çünkü "özeleştiri" denen şeye tamamen kapalısın galiba, bu da senin tercihin karışamam elbet, ister kaparsın ister açarsın, fakat basit bir soruyu bile "tehdit" olarak algılıyorsun, daha ne diyeceğimi dinlemeden ataklardasın, sonrada bir sürü bilir bilmez kurgu yapmışsın. Sana her sorulanı tehdit olarak algılarsan, işin zor.
Basit bir soru?

Forumlarda soru sormak, trollük filan olmaz, onun şartları var elbet, ha tekrar tekrar aynı soruyu sorarsam, veya habire soru sorarsam art niyet ara. Değilse iyi niyetli olduğunuda bilin karşının.

Umuma açık bir alanda bir yazı yazıyorsun, döktürüyorsunda, sadece okusun mu diye yazıyorsun? Bilemedim ki.
Sonuçta kişiye özel bir alan değil burası, üye olan herkes yazabilir, şu yazsın bu yazmasın da denemeyeceği gibi, "müdavim" biri cevap yazınca da bu trollük demek olmaz.
Ayrıca kuralları ve yönetimi olan bir alandayız. Kendi kendine troll ilan etmek imtiyazına, kimse sahip değildir forumlarda.

Dediğim gibi basit bir soru sordum, içeriğinin önemi bile yok, lakin bir sürü kurgu yaptınız, bu da benim tavrımı belirledi.

Özeleştriye kapalısınız görünen o, ne dersem diyeyim itiraz edeceksiniz, o iyice belli oldu, kaldı ki daha bir şey demeden de itirazlar geldi, kendinizi anca kendiniz eleştire bilirsiniz demek ki.

Tabii forumlarda bu böyle olmuyor, her şeye hazırlık olmak lazım, klavyeden çıkan her harf aleyhe delil olur, ki insan da anca böyle böyle pişer, olgunlaşır, gelişir, forumlar iyidir aktif alanlardır.

Özeleştiriye açık olmalı vesselâm.

"ictenlik" 22-04-2019 17:42

Mutlu Öykü Deniz Facebook Günlüğünden....
 
Mutlu Öykü Deniz (M.Ö.D) 22.04.2019 Face Yazıtları

----------------------------------------------------------------
Varolansız Facebook Grup
Z.A.


"Kendimi yaşlanmış bir çocuk olarak görüyorum, inançsızlık ve kuşkunun çocuğu. Ölene kadar da böyle kalacağım herhalde, hayır bunu biliyorum. İnanma özlemiyle çok işkence çektim ve gerçekten şimdi de çekiyorum; ikna edici entellektüel zorluklar
önüme çıktıkça bu özlem daha da büyüyor."
Dostoyevsky, iman ve inanç arasındaki kendi çekişmelerini, Mart 1854 tarihli mektubunda bir arkadaşına açıkça ifade etmiş...


Yanıt MÖD
Kendimi boşluğa asılmış bir çukur olarak görüyorum
Kendimi yalnızlığa yüzünü dönmüş, kafasını gömmüş bir aptal arkasını görmeyen
Herkes arkadan -arkamdan- ne yaptığıma bakıyor. Orda ne aradığıma
Arkanızdan işler çeviriyorum ya da
Kendimi kaybettim onu arıyorum

-------------------------------------------------------------------

Bipolar Yardım Facebook Grup
M.N. -


Bi kedi istiyorum sadece o kadar

Yanıt MÖD
Kedi bir kedi istiyor ya da sadece kendi olmak istiyor bu kadar
Bir insanın onu istemesini istemiyor

------------------------------------------------------------------

Varolansız Facebook Grup
Y.S.-


Varolusa bir anlam aramak nafile,buldugunu iddia etmek safçadir.
Evet sabah oldu işe gidiyoruz evet dünya mevsimsel turunu tamamladi bahar geldi evet evlendin dogal olarak çoğaldın çocuğun oldu evet o kız çok güzel üstelik üç dil biliyor....Eee?


Yanıt MÖD
Anlam dilde belilerlenen bir saptama ise de bir şeyleri belirler
ve tabi ki varoluş anlamla sınırlanamaz ya da anlam sözcüğü içine tek başına hapsedilemez oysa anlamdan giderek anlama varırız

-----------------------------------------------------------------------

Bipolar B.T. Facebook Grup
Ş.D.N.


Sabahları aşırı mutsuz uyanmanın ilacı nedir?

Yanıt MÖD.
Sabahları aşırı mutlu uyanmak ya da sabahları aşırı mutusz uyandığına inanmamak aldırmamak bunu kale bile almamak

----------------------------------------------------------------------------

Nihilizm ve Varoluşçuluk Facebook Grup
Ş.Z.S.


Tiran beni tehdit edip yanına çağırdığında 'kimi tehdit ediyorsun?' diye sorarım. 'Seni zincire vurduracağım,' derse 'tehdit ettiği ellerim ve ayaklarımdır' derim. 'Kelleni vurduracağım' derse 'tehdit ettiği kellemdir' derim... Bu durumda beni gerçekten tehdit etmiş olur mu? Bunların benimle bir alakasının olmadığını düşündüğüm sürece, hayır. Ama bu tehditlerin herhangi biri karşısında korkuya kapılırsam, işte o zaman evet, beni tehdit etmiş olur. Bu durumda kimden korkmuş olurum? Hükmüm altındaki şeylere hükmedebilen bir adamdan mı? Bunu kimse yapamaz. Hükmüm altında olmayan şeylere hükmedebilen bir adamdan mı? Böyle bir adamdan niye
korkayım ki?
Epiktetos


Yanıt MÖD.

Korkuyorum çünkü saçma herşey
Ve korkuyorum çünkü anlamıyorum
Bir tiran beni tehdit ederse altıma ederim
Ama düşüncelerimi yakalayamaz ve zaptedemez bunu yine de biliyorum
Düşüncelerimin özgürlüğünü evet esir alamazlar ve düşünürken ki kararlılığımı evet onun ellerini ayaklarını bağlamazlar
Güçlü görünmeye çalışmak zorunda değilim
Düşüncelerimin bağsızlığı benim gücüm
Bir tiran benden ne ister? Beni korkutabilir evet bunu biliyorum
Ölüme karşı eylemimden vazgeçecek değilim korkarak ölebilirim ve bir tiran karşısında korkudan tuhaf gelgitler yaşayabilirim
Düşüncelerimi yönlendirmezler

--------------------------------------------------

Bipolar Y. Facebook Grup
G.Y.


Arkadaslar su ıkı gündür ıcımde ınanılmaz sıkıntı var daralıyorum bunalıyorum ofkelıyım dağ önce yoktu !!! Icım sıkılıyor öfke var bıde neden olabılır Sızde ılaclarmı ıcıyorum


Yanıt MÖD
İlaçlarımı içiyorum o büyülü cümle
Haplarımı yutuyorum ve alıyorum neden böyle?
Yaşam tantanalıdır belki bundan olabilir

"ictenlik" 08-09-2019 15:35

Bilim ve Felsefe Tartışmaları (Facebook Grup)

Soran Y.A
Ören de ki CERN felsefe ve parçacık fiziği konferansında "yaratici" var mı yok mu konusu da antiparantez konuşuldu. Bazı imalar yapıldı. Her iki durum için de hiç bir bilimsel veri ve ispat yok. Bu durumda sizce "var" diyenlerle "yok" diyenler arasında bir fark var mı?

[B]
Cevap İçtenlik/B]

Var diyenlerle yok diyenler arasında fark var ya da olabilir. Kimin dediğine bağlı..
Nasıl bir yaratıcı tanımlanacağına bağlı. Spinozanın Tanrısı mı mesela? Ya da Demiurge/Demiurgoslar mı?
Ya her ikisi de varsa ve yoksa
Tartışmanın boyutu düzlemi nedir?
Varlığı kendi yokluğundan (olmamasından) ilk üreten bir önata, önvarlık, baş ve ilk varlık formunda ya da varlığı varlığa aşkın/üstün Tanrı beliti/betimlesi felsefi olarak net olarak hatalıdır, çürütülebilir, yanlışlanabilir reddedilebilir. Aksini tartışan felsefe düşmanı. Akıl bize bunun ilkelerini veriyor. Özgür varlıklarız. Ontolojik ya da kozmolojik bağımlar olsa da hatta üst varlıklar olsa da/olabilir..
Varlığın mutlak sahibi yok, başı yok, önü yok, önvarlık ve ilk ata (asıl ata) yok. Çünkü zaman ve başlama yok. Öncelenemez..
Tanrı fikri saçmalıktır.
Monoteizm varlığı varlıktan ayrı ya da (kendi) varlığı (diğer) varlığa aşkın bir güç imler ve kişinin kendi varlığı ve gücü dışında güç varlıkları araması buna güç bahşetmesi temellidir/anlamına gelir. Tanrı varlıktan dışlanamaz. Yani göksel tiranlar, sonsuz yaratıcılar, politeistik bir kozmoloji ya da Spinozanın ve Uzadoğunun panteizmi gibi bir kendi de varlık ve varlığı da (yarattıkları da yani aslında kendi bölümlemeleri de) tanrı ve kendi olan tek tanrı... Kendisi varlık varlığı kendi olan Tanrı. Bunlar (bir ölçü de) mantıklanabilir. Gerisi zırvalık...

"ictenlik" 12-09-2019 23:02

Kimi Facebook Grup Yazmaları ya da Deneyişler

Arkadaşlar grupta gördüğüm bir fotoğrafın/başlığın serbest çağrıştırdıkları üzerine...

Bu milli ya da yerli filozof ya da düşünce insanı arayışı nedir ya da bizden çıkar mı çıkmaz mı (var mı yok mu) varsa neden var yoksa neden yok çıkarsa neden çıkar çıkmazsa neden çıkmaz üzerine kaba düşüncelerim 1

Türkiyeli Tipi Filozof Yetiştiremenin Nedenleri Kılavuzu ve Söyleşmesi

Toplum normlarını zorlayan insanlardan sözediyoruz değil mi?

Normal bilgi tabanınızı ve resmi biliş, bilgi, bilim hatta felsefe protokollerinin kendini unutun o halde çöpe atın o ilk sorudan başlayın ve Rıfat Ilgaz'ın şiirinde dediği alfabeli çocuk ol! Felsefe böyle başlar çok filozofi metni devindirmekle değil ve seçicilikle değil.
Yığma bilgi ile değirmen dönmez. Bilgi eylemdir sinerjidir ve her an üretilir, canlı sinerjiktir. Ortada öğütülecek problem varsa çözüm üretir. İşe koyulan katılan sinerji ve araştırma isteği, sorun boyutu, grup çabası belki.

Bir kere toplumun kulakları filozofu duymaya hazır mı ya da açık mı ve ya da istekli mi? 200 yıl sonra anlaşılacak ve anlaşılması umulan birinden mi sözediyoruz herkesin rahatını bugün kaçıracak birinden mi?
Bir beklenti aralığı var mı? Filozof ilk bu aralıkla uğraşacaktır ve kendi aralığını üretecektir.
Filozof yarın sizi tüm toplum normlarını ya da toplumsal uyku ve esareti altı dolu bir biçimde yöneltmeye çağırdığında ne yapacaksınız? Dur yaşamım kaçıyordu mu diyeceksin?
Marks'ın ütopyası nerde mesela. Kalbimizde mi yaşıyor?

Şimdi birincisi bu yerli düşünce insanı arayışı bir vitrin marka arayışı. Arananın kendi buna uymayacaktır. Evrensel bir değer ya da insan senin milli değerlerinle örtüşür mü? Politik değerlerinle? Siyasi politik ideoloji ya da erk.

Filozofu kim istiyor?

Onu (filozofu) iktidar mı şekilleyecek toplum mu? İkisinin normlarına da uymacaktır. Kendi sosyal varlık ve yaşantı zorlantısı dahil modern çağın ivmeleri içinde eriyecektir belki de yokolacaktı ve belki de sesi hiç duyulmayacak ve duyulmadan kıstırılacaktı. Bir çok erk kurumu var. Bir çok denetim kurumu. Ses kısan kurumlar.
Belki de filozofumuz tarih toplum, din ve hatta bilim otoriteleri ve tüm diğer egemen erkler ve bunları düzenlemek değiştirmekle ya da onları nasıl aşabileceğini düşünmekle meşguldur ya da ya da hayat kavgasında yokolmuş olmasın. Belki de erk ve toplumun her ikisinden tepki ve ivme alıyordur ama topluma ya da onun bir/belirli kanatlarına belki biraz daha biraz yakındır. Bilmiyoruz bunu.

Akademilerin filozofu?
(Foucalt'un filozofinin akademide olmayacağına dair bulamadığım bir sözü)

Akademiler bunu üretemez akademiler buna düşmandır bu akademilere çünkü akademiler henüz akademi değil. Fason işletmeler.
O halde filozofumuz akademinin kendi ile akademik formasyonun kendi ile düzeyi ile ya da her türden toplumsal norm ile zaten çatışkı içinde olacaktır. Toplumdan büyük ölçüde dışlanmış/soyutlanmış olması ya da varsa kendi grubu ve çevresi olması olası. Eğer hala tımarhaneye kapatılmadıysa ve hala suç işletilmediyse oldukça da ezgin yarı pasifist adaylarınız olması olası..

Bir filozof ya da adayı ne yapacaktır?

Ne yapmasını istiyorsunuz ve bekliyorsunuz? Epistem çatması mı ontolojiyi düzleştirmesi mi? Ontolojiyi yeniden mi yazsın. Eğer filozof adayınız size deseydi ki bu ontolojidir o ontoloji değil ontoloji buizmdir derdiniz ve buzimin ne olduğunu asla tanımlayamazdınız. Diğerleri hayır benim dinim elden gidiyor derdi. Toplumsal kurum ve otoritelere ulaşamazsınız.

Bilgi ya da epistem'e üretmesi mi bekleniyor ontoloji ya da tarih yazması mı? Siyasi teori üretmesi mi? Neyin epistemini yapılandıracağız? Varolanı bir daha mı? Yeni mi?

Kişi toplumsal alanda herhangi bilgisel bilişsel formasyonda duyarlı ise ve yeterli tanı, görü gücü de varsa zaten işe koyulmuştur. Siyasi, dinsel, ekonomik toplumsal sorunları görür görmez ya eyleme bulaşmış girişmiştir ya da zaten bunların düşünsel çatışkısının içinde toplumsal sürtünmelerle birlikte erimiştir.
Örneğin siyasete kalkışsa mümkün mü? Bir devrim manifestosu mu yazması gerekiyor? Eyleme girişmesi mi hangisi?
Dine el atsa sokaklarda ölmesi olası. Belki adamakıllı siyasete de. Ne yapmalı. Nasıl bir eylem izleyebilir?
Sanırım geriye en son pasifist adaylarımız ve Hegelciler (Hegel şöyle diyor Megel böyle demişçiler kalmalı?) kalacak. Bunlar mı?

Filozofun başına gelenler ya da bunun gelme olasılıkları

Siyasi, dilsel, dinsel, kültürel çatışmalar.
Filozofumuz bu toplumda etnik, dini, milli her türlü çatışkıyı aşarak ve bunlardan sıyrılarak evrenselleşmeye ve sağ salim kalmaya çalışıyor. Etiketlerin arasından. Bir de üstüne ontoloji yazacak. Ontoloji karında doyurmuyor ha. Bir akademiye çöreklenmediyseniz. Bir de sizin yazdıklarınız tarih nazarında çöptür. Anlanmayı ummayın ha. 3.000 yıllık filozofi tarihinden daha açık net cümleleri kendi dilinizde üretseniz ve bunu sokak sokak gezdirseniz hatta 5.000 yıl sonra ontolojik kıymeti olacak metinler üretseniz bunu anlayacak kimse bulamazsınız. Çünkü akademik çöplüklerle kıyaslanırsınız. Çünkü isminiz yoktur. Okuyan sizi okumamıştır. Sizi Hegel'in ya da Marks'ın ve Parmenides'in derinliğinde bulmuyordur çünkü yaşıyorsunuz. Zaten okumamıştır bakın. Burada daha önceden markalaşmış değerler vardır. Toplum birey düzeyinde seçicilik kolay kolay üretemez. Onlara birinin bu felsefe ve değerli demesi gerekir. Bu bir kaç yüzyıl zaman alır. Toplumun sizi çözümlemesi..
Kuyumcu olmayanın ne yaparsan yap altını ölçemeyeşi gibi filozofi toplumca bilinemez.nokta.nettir... Sahtelerle kıyaslanır okunmadan küçümsenirsiniz.

Bir de ontoloji üzerine yazdığınız yazacağınız herşeyin anlanmadığı ve satmayacağı garantidir. Çünkü Hegel Megel (bu lafın gelişi) önünüzü tıkamıştır ya da sizden önce yazmıştır hem de daha karmaşık biçimde. Ya da onların isimleri seçkin tutulmuştur. Tuhaf yargılara ve sınavlara maruz kalırsınız.
Bir de toplum-denetçi, iktidar ya da otorite her ideolojiyi ve felsefeyi belli aralığa ama dar bir aralığa sıkıştırmış (normlaştıemış tabiri caizse evcilleştirmiş/devşirmiş) kendiöizin verdiği sınır ve çerçeve de meşrulaştırmış, diğerine ötekilieştirmiş çatışmalar kurmuş ve ya da üstünü bir biçimde karalayıp örtmüştür. Hepsinin devşirme trolleri vardır.

Filozofumuz ya da adayımız, toplumsal çatışkı çelişki baskılarla (aykırı politik fikir, aykırı dinsel fikir, vb. gibi nedenlerle okul aile vb. işbirliği ile paketlenmiş, adı deliye vb.ne çıkarılmış üzerinde bir sürü baskı ve sosyal zorbalık uygulanmış, sindirilmiş pasifize edilmiş yöneltilmiş olmasın? Tüm bunlardan kurtulduysa hala filozof adaylarınız olabilir. Ama hala yaşıyorsa da emin olun bugün biçilen yer de tımarhanedir. Ailesiyle geçinemez sosyal çevreyle geçinemez vs. Kimse onu anlamaz.

Eğer tüm bunları aşmış ve hala tımarhaneye kapatılmamış olursa ve gününü gün etmek gibi dertleri ya da buna zaten imkanı da yoksa hala buralarda yazan adaylar belki de olabilir.

Bir filozofun ekonomi politik ya da dinsel sancıya el atacağını düşünüyorum. Her iki alanda da toplumsal baskı zorbalık ya da körelme görecektir. Fikirlerini anlatmakta zorluk çekecektir. Kalabalığa dönüp hadi eyleme geçelim millet o uyuyorsunuz her şey berbat dense ne olur acaba. Ben size söyleyeyim. İsa gibi barış havariliğine soyunmuş bilmem ne, umut taciri vıdı vıdı...gibi sözler duyarsınız.
Size İbrahimi dinleri yıkalım el de çok net ve açık doneler/dayanaklar var halka anlatalım dese ne derdiniz?
Git başımdan mı?

Marksın belirli bir işi yoktu. Arkadaşından yardım alıyordu. Nietzsche'yi annesi bakıyordu. İşsiz bir filozofunuz olması olası çünkü bir çok toplumsal çatışkı deneyimledi, topluma uyum sağlayamadı ve burası Norveçte değil, toplum bakmıyor adamı. Bugğn Manisa Ruh ve Akıl sağlığı Hastanesinde tımar ve eziyet görmüş ailem bana vebalı gibi davranıyor birini okudum. Bilmiyorum Foucalt'u ve antipsikiyartiyi biliyor musunuz? Toplum normlarını zorluyorsanız Psikiyatri de bir kapatma aracı olabiliyor. Yani yalnız kalmış olması da olası.

Eğer toplumsal bir pasifist değilseniz toplum sizi söndürdü ya da toplumla bayağı savaştınız.
Mesela Marks'ın yazdıklarını yazabilir miydik Türk toplumunda. Ya Nietzschenin. Ne tepki alırdık? Bir foruma ya da gruba gidin. Trollük adında saldırlar var, yıldırılar var. Toplumsal trollükte dahil filozofunuz tüm bu aşamalardan geçmiş olmalı.

Ontoloji yazarı çizeri anlanmayacaktır
Modern çağın deyimiyle kız bile bulamaz tavlayamaz ya da kız olsa evde kalır koca bulamaz. Sokrates'in karısı dırdır edip kafasına su döküyordu. Filozofumuz evlenirse bunu ya da çok daha ağırını deneyimlemesi muhtemel. Bireysel istekleri aşmış bir guru belki.

Dinsel çelişki onu konuşturmayacaktır.
Tıpkı dinin engel oluşu gibi bilimsel çelişki engizisyon mayınları gibi yola döşenmiştir. Newton fiziği çökeli çok oldu denir ama dünya zaman ve evren düzdür başlamıştır ve bunlar tek bir tanedir ve tek bir başlangıç vardır, siğer herşey nazariyedir, zaman düzeyseldir, geriden gelir hiçbirinin tersi tartışılmaz. Kuantum dinsel metafizik ne adı alırsanız ordan da paketlenersiniz. Dinsel avcılar gibi bilimsel avcılar vardır. Dinin eleştirmesi kolaydır biraz kolaylaştı ama bilim hiç eleştirilmiyor ve bilgisel bilginin önünde engeldir. Bilimin kendi çok dindarı var çok katı organizasyonu var. Oluşmayı ve başlangıcı yadsıyamazsınız. Dinin bilgi örtme işlevi gibi bilime işlev verilmiştir. Bilimsel bilgi savunuculuğu adında filozof avcıları vardır. Yani nasıl bu din dışı diyen bir kitle varsa ve filozofu dışlıyorsa bu bilimdışı akıldışı diyerek bir kitlede bilim adına bunu yapar. Bunların seçkinleri, seçkinlikleri otoriteleri kurulmuştur. Hazır ağ gibi bekler. Avcılık bekçilik yaparlar. Engizisyon işlevi görürler. Çağa bunu dönüp anlatamazsın. Kimsenin işine gelmeyecektir çünkü din kötüdür kaçılan durak bilimdir. Bana sorarsanız ikisi çapraz işlev görüyor ve benzer iş yapıyor. Organik bilgiyi paketleme ve görmezden geldirme işlevi.
Filozof çatlamış patlamıştır delirmiştir.

İmparatorluk kalıntısı tebaa toplum bilinci bilgiye saldırır, sosyal baskı kurar, mahalle baskısı vardır, sosyal zorbalıkta vardır. Uygar toplum insanına benzemez. Adında felsefe olan bir grupta dün biri başlık açmış. Sevgiliniz ateist, deist, panteist vb. olsa. Altta sekiz yorum okuyup yarı korkarak ya sessize aldım ya da çıktım ordan. Batı medeniyeti değilsiniz ve Yavuz Sultan Selim'in bilgin sürgününden bu yana bir Arap eşari ekolü vardır. Toplumsal bir tabana ya da neredeyse asla erişemeyecek gibisinizdir. Yani 4 Yunus 6 Rumi olsanız o taban için hiçsiniz. Sevgi ve barışta taşısanız bilgide bugün ötekisiniz...

Hala bu şartlarda filozofi isteniyor bekleniyorsa buyrun yapalım ve üretelim.
Çağın istediği filozofi değil akşam yemeğinde cips yemek gibi bir şey, hazır yemek gibi bir şey. Bunun yazılı karşılığı. Filozofi bu değildir emek işidir. Güç gerektirir, eylem gerektirir, sabır gerektirir.
Filozofi işi paketlenmiş hazır gıda satın almaya benzeyen bir iş değil. Örgütlü...bireysel..

Sonuç olarak toparlayalım ve şunu söyleyeyim. Filozofi az anlaşılıyor.

Bireysel olarak 7 yılı aşkın süredir her türden toplumsal gruba sürtündük. Yazdık çizdik tam olarak filozofi gibi bir iddiam olduğu söylenemez ama meraklısıyım.

3-5 yılı aşkın bir süredir serbest ontoloji ve felsefe yazarlığı yapmaya girişmiş biri olarak sözediyorum. Her türden internet forumu ve grubunda serbest yazarlık yaptım ve denedim. Ontoloji yazar çizeri ya da anları diyebileceğim bir kaç kişi tanıdım hepsi hepsi. Belki sadece bir kişi ve herkes onu anlamadığını söylüyordu. Kendim bireysel olarak yazdıklarımı okuduğumda çoğu zaman anlatmaya çalıştığımı anlatamadığını da buluyorum. Denge ve dil kaybı yaşadığımı. Dil denen aracın kendi yetisinin de etkinliğinin de sorgulanması gerekir. Kendi gücü de yapaydır, sınırlıdır.
Belki şiir daha iyi bir yoldur. Belki edebiyat ve diğer yazın.
Felsefe düşünce için bir meydan okuma, kendini kanıtlama, güç ve gövde gösterisi ya da afili cümleler kurma üretme süreçleri olmayacaksa, epistemin kalbine toslayacaksa, Ontoloji kardeşliktir, birliktir, tüm ayrışmalar hayal ürünüdür burdan başlanmalı. Ben sen ayrımına bir set çekilmeli önce. İşte Ontoloji.
Bir filozofu filozof değil (filozofun kendi değil) sosyal toplum üretir ve döller ve ya da sinerji ve toplumsal karmaşa filozofu belki üretir ve besler. Burda amaç birlikte öğrenme etkinliğidir. Çağa şov yapma değil sanırım. Öğrenmek isteyen grubun kendi üretir. Bir arı grubunun ana arı döllemesi gibi belki grup filozofunu döller...

En basit örnektir ezeliyeti ya da varlıksal başlamamayı dilsel kalıpta kodlayın önemli değil bunu kimseye geçiremez ve anlatamazsınız çünkü başlama kurgulsuz, başlama dayanaksız kişi düşünemiyor. Bunu hayal edemiyor. Düşüncesini bu noktaya çekemiyor ve indirgeyemiyor. Yıllar yılı tanığım. Çok az tanık var bunu kavrayabilen.. Mesela niye bu kadar zor anlamış değilim. Ontoloji ile bir savaş vermek zorunda mıyız? Tüm soruların cevabı orda...
Ezeliyeti soyutlayın.nokta.tüm cevaplar.
Ezeliyeti bir kez soyutlatın ve bunu bozmayın.

----

Soru şu.
Zaman başlamazsa ne olur?
Zaman hiç başlamadı.
Zaman hiç başlamamışsa?
Bu Ontoloji. Ontoloji burda saklı.
Hiç Hegel okumaya gerek yok güzel arkadaşım bak hiç bir ontoloji ve felsefe metni okuma.
Zaman hiç bir zaman hiç başlamadı.
Herkesten fazlasını biliyorsun bunu kavrarsan. Olsun sana deli desinler ve dediklerini anlamasınlar ve kabul etmesinler.

----

Varlık yapılmadı -kendide gelişmedi. Verili yapılı var.
Ezeli ebedi başlanamaz sonlanamaz
Oluşamaz bozulamaz
Var da olmadı yokta olmayacak
.
Döngüler deniyor kabaca çevrimler ya da ikili (çift yönlü kabaca) ritmik hareket, sürekli döngü/çevrim
Toplamalı çekim titreşimli/dalgalı hareket, çekimin kendi tutucu/bağ
.
Hiçbir zaman başlamadı = hiçbir zamanda başlamayacak, sadece var..

------

Varlık geçmişte oluşmadı
Başlamadı
İndirgenemez
Filozofik hata
Geçmiş görece ya da değişken
Verili zaman şimdi, eldeki asıl zaman şimdi.
Varlık şimdi var ve şimdiden beri var
Şimdi de sadece şimdiden beri var
Şimdi şimdiden beri genişliyor, şimdi genişliyor, şimdi geniş
Geniş zaman şimdi
Zaman şimdi
İlk zaman ve son zaman aynı an da şimdi
İlk şimdi de bu son şimdi de bu
Ama son olmayacak ama ilkte yoktu
Varlık şimdide var ve devinir
Şimdide verili var ya da
Şimdide var var
Şimdide var olarak var
Şimdide kendi olarak (yapılmak kurulmak başlamaksızın) var
Var olarak var
.
Gelecek ve geçmiş şimdinin genişlemeleri/zamanları (ya da aynıları/tekrarları) ve kalıpları-

-----

Patlayarak başlamadık çünkü sonsuz patlama var
Sonsuz patlama içiçe
Her zaman patlıyor sürekli patlıyor
.
Çünkü baş yok, başlangıç yok ve ilk patlama diye bir şey bulunamaz
Çünkü hata
Zaten ilk hatadır
İlk bir çokluk kümesine ilişkindir, çokluk kümesine ilişkin sayma belirtir
Çokluk yoksa ilkten sözedemeyiz
Küme yoksa ilk yok
Çemberde ilk yoktur başlangıçta
Başlangıçların bile ilki sayılamazda ondan
Başlangıç varsa sonsuz başlangıç ve sonsuz bitiş var eşit
Kuantum küre

---

İbrahimi dinleri yıkmak için çok basit bu ve bir tür teknik şaka değil;
Basitten daha basit... İfşa edilecek ve toplumlar zorlanacak
.
Tevrat, Sümer, İncil ve diğer kayıtlara, diğer objektif tarih verilerine -materyallere, fiziksel incelemelere hatta insan kanı ve genetiğinin objektif yeniden incelemesine kadar gidip kanıt toplayıp göksel bir varlığın/Tiranın bir zamanlar dış uzaydan dünyaya geldiği ve fizikael iniş yaptığı ve İsrailoğulları ya da başka denen bir topluluğa insan yakan vb. gizemli kutular ve sözde emanetler/hediyeler vererek ya da teknoloji harikaları göstererek şovlar yaptığı , gökten beri bir kaç (iki koca) kenti yıktığı yaktıpı buntolla insan katlettiği, insan içine dev dünyadışı türler getirdiği, insanı köleleştirme ve uygarlaştırma adında genetik deneye giriştiği, korku ve itaat aşıladığı ve büyük travmalar ürettiği, bazılarının bunlarla bazı yollarla hala teknoloji transferi yapıyor olduğu, sunulan bu kayıtların (çok maskeli biçimde) insanla yapılan genetik melezleme ve deneylerle aslında iyi okunursa bu anlatılanlarla dolu olduğu, bunların yalan yanlış olmadığı, bu varlığın bizi apaçık tehdit ettiği kötücül olduğu Tanrı Manrı olmadığı, milletin boşa yere kapandığı, Babil efsanesinin kimilerine göre dünyayı kuşatan bilgisayar destekli göksel bir enerjisel bir manyetik alansal frekans çiti olduğu ve bu yolla bizi denetlediği hatta manipüle ettiği vb. gerçeğini komplo demeksizin gidip açıkça vizyoner biçimde araştırarak-soruşturarak sonra da nazikçe gerçeği görerek ve kabul buyurarak ve ederek bunlarla hepberaber nazikçe yüzleşeceğiz.
Bunu hükümetlere bildireceğiz ve kanıt toplayacaklar. Göksel yersel kanıtlar sonra ifşa edecekler. Dışişleri İçişleri görüşecekler gerekirse Rusya ya Musyaya danışacaklar. Baskı kuracağız.

Bu şaka değildir. Mutlu Öykü kozmik şakacı değil...
Beka diyenler kendi bekasını umursuyorsa... Ülke vatan millet neyse. Din min yok Tanrı manrı yok. Geek bu.
.
Mümkünse bunu yazanlara ve yazabilenlere deli demeyerek artık yapılırsa seviniriz.
.....
Sorun araştırın...

"ictenlik" 16-09-2019 23:28

Ölüm ya da Ölümden Sonrası Üzerine Denemeler/ Mantık Dil Zihin Felsefesi Özgün Kayıtları

X.. Facebook Grup

Soran/Asılan

Ben varsam ölüm yoktur. Ölüm geldiğinde de ben yokum. -Epikür

Mutlu Öykü Deniz -Sesli Yanıtlar Denemeleri

Subjektif bir kişi/kişilik (ya da bütünlük) tarihe karıştı ve öldü evet ağacın ormana geri dönüşü gibi..
Objektif geçici değildir der eskiler…

--

İnsanın öldüğü yere tarih (zaman) diyoruz.
Ağacın öldüğü yere orman diyoruz.
Ne garip insan zamana ölüyor, zamanın içinde ölüyor ve doğuyor.
İnsanın devimi hiç kuşkusuz ki insana çok şey öğretti…

----

Varlık ötesi ölüm ötesi/dışı korkuları şüpheleri varlığı obsede eden (obsedasyona uğratan ya da açık eden) -ağır- koşullardan biridir.
Kişi yüzleşmelidir.
Burada izlenecek iki yol var her şey doğa da başlar biter doğa içinde cerayan eder/olur ondan gelip/olup ona döner dönüşürüz aslında biz gerçek değiliz ya da özünde kendimiz değiliz evreniz ya da onun görünümleriyiz gibi düşünceler..
Diğeri de diğer ontik sorgular.
.

----

Bir çok dindar daha ağır biçimde çok ağır biçimde ölüm ötesi korkusu yankısı taşır.
Kimi yokolma kabus karanlık düzlem hisleri taşır bu aşılanmıştır. Burayla çalışılmalıdır.

----

Ölümün ötesi olmasa bile karanlık (kötü) çağrışımların ve çağrımlamanın kendiyle mutlaka çalışılmalıdır. Ölüm ötesi objektif düşünülmeli sınıflanmamalı çünkü zaman belki de bu anlamda yok
Ama
Ölüme yakın deneyim denilen bir şey var. Örneğin T24 yazarı Metin Münir'in bir yazısı ve kitabı var. Örneğin anlatılan tasvir özgürlükçüdür. Ölüme yakın deneyim diye belirtilen tasvirlerin hepsi dürüst olalım yaşamı değil ölümü özletir arzulatır.

---

Biz gençlik yıllarında araştırmalarla herşeyi okurken Michael Newton ismine rastladık ve iki kitabını okuduk. Bunlar ölüme ve ölüm ötesine ilişkin hipnoz yollu çağrışım/çağrışımlama regresyonları.
Biz bir ölüm ötesi vardır ve Newton'un kitaplarında anlattığı gibidir demiyoruz. Onun anlattıkları gibidir demiyoruz ancak çağrışımlamanın gücünü ve alınan ortak miti ve görseli küçümsemiyoruz. Bize ne anltıyor diye sorguluyoruz.
Tutarlı biçimde tanıklar yakın ifade veriyorsa oradaki izler evrensel semboller takip edilmeli midir. Bunu sorguluyoruz..
Hipnoza ya da bilinçaltına inildiğinde ölüm sonrasına ilişkin bu anlamda olumsuz karanlık kayıtlar geldiğini kimse söylemeyecektir. Açıkçası bemberraktır ve ölüm iyi bir şeydir. Yazılanlar doğru yalan farketmez okunanlar içinizi ısıtacaktır. İşte bu yüzden Michael Newton eserlerini bir ölçüde öneriyoruz. Din kitaplarından fazla satmalıdır...
En azından karanlık duygularımızı ölüm korkularımızı ve ölüm sonrası baskımızı hafifletiyor.
Bunu ölüm sonrasına ilişkin çizilmiş hayali bir resim gibi alıyorum..
Bunu yazmak istedim...

Eğer yeryüzünde 3 dinin 3 milyar inanırı olduğu söyleniyor ve kitapları satıyorsa Michalel Newton satmalı ve okunmalıdır....
.
Satmalıdır neden?
Çünkü ne din ne felsefe ne bilim bu çatışmayı bitiremeyecek.
Satmalıdır neden?
Çünkü 3 büyük dinin anlattıklarına inanmaktan bin kat iyidir. Kimseye bir zararı olmaz.
Ölüm ötesi varsa da olmaz yoksa da olmaz.
Korku ve panik imparatorluğunu dağıtacaktır.
Gerçek diye bir şey aramak ya da montaj gerçek aramak.. kişiler bulsun...
Kimse ölüm ötesine ilişkin dürüst değil...
.
Hiç değilse şöyle görün.. Çocuklarımıza nasıl dinyaya geldiklerini anltabilene kadar basit yalanlar veriyoruz.
Michael Newton iyidir.
Kitapları İncilden fazla satmalı ben bunu biliyorum
İncilden iyidir


----

Şimdi bakın dürüst incelenirse ölümden sonra yokolmakla varolmak ya da başka biri olmak (başka biri olarak sürmek) arasında hiç bir fark yok..
Subjektif yapı karakter öldü. Yani ben sanılan öldü..
Ruh benim diyemezsin öyle bir (subjektif varlıksal) mülkiyet yok..
Bir ruh olsa bile subjektif değil tekrar subjektif bedenlense başka bir subjektif yani başka biri olacak.
Ruh benim diyemezsin varoluşundur sonsuzdur.
Normal de in-tin öz gibi kavramlar kısıttır yapaydır. Herşey herşeydir bir bölümeleme yok ne oluyorsa o
Bunların hepsi benim yukarıda dediğime gelecek.ben aslında ben değilim.
Bu objektif ayrımı ya da görecelik denen öğrenilmeli

-
Olmak kesindir varla yok biribirine göre değişim
Ya da ben kesindir
Ben şuyum buyum değil
Olmak orada değil burada olmak
Ona göre buna göre olmak

-
Varoluşta töz öz yok. Herşey varoluşun hepsi kopmaz.
Ayrım yok -görece
Bütün bir varlık ya da bütünlük
Subjektif yasa gibi ya da devim (zorunlu bölümlenme kendini denyimleme ve algılama ikilemi) ya da Spinozanın dediği gibi olmalı

-
Güneşi var ve yok (hem var hem yok) işaretleyebilirim
(Zaman ve mekana göre ve gözlemciye göre)
O zamanda yoksa bu zamanda vardır. Orada yoksa burada vardır. Varlığı varken de olmadığı yerde (bulunduğu bulunmadıpı yere göre) yok işaretleyebilirim. (Mekana göre -gözlemciye göre)
Zaman burda bir değişken. Mekan da..
Olmayan bir şeyi ne var ne yok işaretleyebilirim
Hiç olmamış ve hiç olmayacak bir şeyi hiç işaretleyemem
Olmamayı işretleyemem
Varlığın olmayandan olduğunu işaretleyemem o halde hep kendi olarak (her yerinde zamanında eşit amade) vardır/hazır bulunur
Hiç bir şeyin hiç olmadığı zaman(ları) yer(yerleri) işaret edemem, işaretleyemem o halde her zaman herşey vardır işaretlemesi doğrudur

-------------------------------

Ruhun mülkiyeti subjektifle nasıl iliştiriyor bunu sorun

-
Ruh bir başkası olacaksa ikili mülkiyet nedir?
Bu ikili mülkiyet ilişkisini nasıl yapılandırıyorlar sorun?
Ruh hangisinin ruhu?

-
Dinler subjektifi yaşatma çelişkisi saçmalık
Subejktifin ölümsüzlük direnci
Subjektif geçicidir subjektiftir sonludur evrensel yasa ya da görüngü diyebiliriz
Aynı kişi ikinci kez doğmaz
Aynı derede iki kez yıkanılmaz

Suysan suya sahip çık

-
Mülkiyet (sahip olma) kavramının kendi subjektif
Sahip olma (tersi) ait olma dair olma içkin olma gibi

-
Bir ruh iki başka kişi olabiliyorsa sonsuz başka kişi olabilir.

Ya başka biri olarak doğacaksın ya da herkessin bu ikisi arasında ne fark var?
Tekrar doğumu onayan kabul eden zaten başka biri olmayı onuyor kabul ediyor o halde kendi değil kendi geçici..
Yokolmayı kabul eden kendi değil evren varolduğunu/kendinden sonra evrenin varolacağını, evrenden gelip doğup oluşup evrene ((geri) döneceğini (dönüşeceğini/katışacağını geri içrekliği) kabul ediyor aynı şey.hepsi aynı

-
Başlayıp biten şey varolma ve yokolma değil. Bir insanın doğumu başladı ve bir insanın doğumu bitti ve ölümü ile doğum ölüm döngüsü kapandı.. Sonsuza kadar mı yaşasaydı?

-
Eğer evrensel bir gözlemci olsaydı ya da doğumu ölümü işaretleyen ne görürdü?
Benim doğumumu ölümümü işaretleyen evrensel gözlemciler, diğer gözlemciler onlar ne görüyor?
Varoldu ve yokoldu diyen var mı
Doğdu ve öldü kalıbı kendini açıklıyor
Doğmanın diğer karşıtları örneğin batma yitiş sönüş givi şeyler...
Doğan da diğer şeylerden doğuyor ve çoğalıyor. Objektif bir incelemede ağaç tohum döker yeni ağaç olur o tohum döker arada evrensel bir Ayrım görülmez.
İnsanda evrende varolan fizik materyalden gelişiyor. Evrensel gözlemci. Objektif gözlem yapabiliyorsa evrensel gözlemci ama her açıdan evrensel gözlemci

-
Mülkiyet ilişkisinden sıyırırsak insanın materyali kendinin mi? O tüm evrenin ve varoluşun materyali. İnsan olmadan önce kimindi?
O halde insan varolan herşeye aittir deriz. Bir insanı biraraya getiren ve birarada tutan atom ve enerjinin evrenin neresinden geldiğini bulabilir miyiz ya da bizi/beni bir araya getiren tüm atomların tüm zamanlarda (geçmiş gelecek) izini sürsem evrendeki bütün her şeye, bütün nedenselliğe temas etmeliyim. Her şey benim atam diyebilirim. Üst karakterde bir ata bulamam.
Burada iddia edilen mülkiyetin karakteri bozuk. Evrene (tüm evrene ve tüm olana) ait/dair bir mülkte oturuyorum ben…

Bir ruh olsa subjektif geçici bir yapıyı sahiplenir mi?
.
Evden eve taşınır. Bedenden bedene taşınır. Belki de bunu doğup ölerek yapar.
.
Ruh ben bu olmayı çok sevdim mi diyecek sanıyorsun. Ölür başka biri olurum daha iyi der.
.
Ruh varsa ve subjektif değil evrensel bir kurgulsa emin ol öldükten sonra sen ben ayrımı gözetmeyecektir. Objektif ara relaite olmalı. Doğumlarla ölümler arasında geçişler ama doğumlar ölümler yok zaman yok…

-
Eğer yeniden doğuş varsa ve olsaydı bu bana değil ruha ait bir doğum olurdu. İkinci doğan kişi ben olmazdım. Ben bu ben ve 'ben bu şimdiki' ile asla aynı olmazdım.
Başka bşr subjektif yapı kazandım ya da ruh var ve ikinci bir subjektif yapı ile bileşti. Bunun ikinci biri başka biri doğmasından ne farkı var.
.
Ruh varsa benim mi evrenin mi tüm olanın mı onu soruyorum?
.
Ruhu nasıl sahipleniyorum. Ruhla nasıl mülkiyet ilişkisi kuruyorum. Onu soruyorum. İyi düşün.
.
Kişiliği sahiplenmekle ruhu sahiplenmek aynı mı?
Ruhun sahibi kim ve ne?
Eğer doğup ölüyorsam. Benim ruhum kaç kişi olarak doğup ölecekse kaç kişi ona sahip bunu soruyorum. Eğer ruh yeniden bedenleniyorsa mutlak sahip yok. Ben bu tek sahip değilim...
.
Eğer evren ya da varlık ruhlar oluşturuyorsa bunu yine evrensel yasalarla yapmalı. Matematiğin kendi dizilimleri..

Evrende aynı kişi aynı kişi olarak tekrar doğmaz ölmez…


Ruh varsa da öleceğim ruh yoksa da öleceğim. İki açıdan da özgürüm.
Ruh yoksa bir çiçek olacağım bir insan olacağım aynı şey.
Ruh varsa da tekrar bir insan olacağım ya da A gezegeni ve X alternatif gerçeğinde başka bir varlık bulacağım aynı şey.
.
Ruh yoksa Eşkıya daki bir çiçeğe can vermiyor muyuz?
.
Ruh yoksa şu an beni oluşturan atomlar her ne oluyorsa o mu oluyorum ve olacağım..?

Ruh varsa da ruh yoksa da aynı kişi olarak doğmayacağım

Evren ya da varlık beni ikinci kez aynı kişi olarak veretmeyecekse aranan ruh kavramı neyi işaretliyor?.
Aynı bedende aynı kişi olmanın arayışı mı örneğin neden?
.

---------

Özgür/serbest biçimde yazdım kusura bakmayın. Laf lafı kovaladı. Bu bende alışkanlık gibi ve bazen arşivliyorum ya da seversem forum tutanağı haline getiriyorum...
Eski forum yazarlığının bir kalıntısı bu..
Ölüm ne bilmiyorum kendime felan da aidiyetlik hissetmiyorum. Bazen bir o kadar uzak bazen ölmek istemiyorum. Bunlar doğaçlama çalakalem şeyler sadece ya da sözler ve üretimler. Beni de ifade ediyor değil ya da ölüme bakışımı...Ölüme karşı hislerimi de belki ifade etmiyor. Ölümü herkes gibi soğuk ve bir o kadar uzak buluyorum.
Şüphesiz ki ölümün bu kadar bir ağırlık olmamasını dilerdim. Ben ölüm ötesi ontolojisi üzerine çok düşündüm, kafa yordum, alternatif kaynaklarda okudum sonuçta öleceğimiz gerçeğini değiştirmiyor.
Aidiyet ya da sahip olma ne bilmiyorum. Otistiklerde örneğin üçüncü kişi yerine koyma bakma gibi bir şeyden sözeden bir video eklemiştim..
Yine de benin ben olması ve bana ait ve sahip olması, ben aidiyeti, ben üzerindeki mülkiyet kavramının bu anlamda derin irdelenmesini önemli buluyorum. Ben üzerindeki mülkiyet doğa varlık evren gibi koşullara devredildiğinde ya da hafifletildiğinde ya da Uzakdoğu çözümleri gibi varolan herşeyin ortak ve üst karakterde bir ben duyuşu olabileceği yani varolan ve bunun farkında olan herşeyin bunu algılama biçiminin ben olarak yansıdığını söyleyen öğretiler gibi ele alındığında kafa karıştırıcı olsa da belki biraz ölümden yana hafifliyoruz..
Her neyse sonuçta öleceğim ve benden sonra doğanlar ben adı alacak kendine ben diyecek ama bedenleri ya da yaşam örgüleri şimdi ve buradakinin aynı olmayacak..
Yani eğer ben dediğim bütünüyle fizik bedense bu yaşamsa o son.... Onun tekrar aynı kişi olarak doğacağına asla inanmıyorum.. Başkaları doğacak ve kendilerine de ben diyecekler ama bu tıpkı ve aynı benim gibi mi bilmiyorum-anlamıyorum.....
Ben derken sadece buradaki ve onun fizik bedeninin mülkiyetinden sözediyorsak o mülkiyet ilişkisi galiba buradaki ile sonsuza kadar bitiyor

"ictenlik" 19-09-2019 21:19


Aşk (ve biraz da sevgi) Kavramı Üzerine Yorumlamamalar, Denemeler ve (az da olsa) Epistemelojik Katkısallar Parçaları


"Seks ve Aşk kitlelerin afyonu mu?"

Arkadaşlar yazdıklarımı yeterli bulmuyorum ve tüm yorumlamalarım bundan ibaret değildir ve iş güç arası hızlıca gelişigüzel karalandı ancak sunmak ve arşivlemek istedim.)

Bir doktorun evinde ölü bulunan ve kanında 7 çeşit ilaca rastlanan bir kadının ölümü üzerine bir facebook grubunda yapılan bir tartışma da bir üyenin psikiyatrik ilaçların zararlarını savunmak üzere: "Kadını kendine ilaçlarla bağlamış" türünden bir şey söylemesi üzerine gelişen başka bir tartışmadan..

X Facebook Grup İ.G.


Psikiyatristler genç kızları kendilerine ilaçlarla aşık edebiliyorlarsa o halde aşkta bir tür hastalıktır.

Cevaplar ("içtenlik")

Aşağıdaki (bağlı linkteki) eser Erich Fromm'un Sevme Sanatı
Sayfa 12-13 ve 14 ü tavsiye ediyorum...

------

Jared Diamond adlı bir yazarın "Neden Sektsten Zevk Alırız?" diye bir kitabı var. Kitabın sadece kapağını/tanıtımını ya da internetten kolayca ulaşabilen alıntılarını okuyarak görebiliriz ki seksin anlamı çarpıtılmıştır. Özünde bu üreme eylemidir, işlevidir. İnsan için benzer bir durum da aşk kavramı etrafında dönüyor...
Bu kavramlar modern insana/kitleye pazarlanmıştır..

-----

Normal de aşk derken/denirken bireyin tutkusunu gemleyemediği ve tutkusuna egemen olamadığı kontroldışı bir alandan, arzunun denetlenemediği ve bunun önüne geçilemediği, kişinin kendi engelleyemediği -kendini kontrol edemediği kendi duygularına sahip olamadığı yön veremediği (etkiye açık) bilinçdışı bir alandan (çoğunlukla) sözediyoruzdur.
İyi bakarsak kavram muhtemelen sembiyoloji dahil tutsaklık (tutu,tutku) ve bağım veriyor ya da feromonal kapılma vb... Yani özünde hastalık demek ne kadar yanlış bilmem. Ancak kitlelerde ve gruplarda değişen ya da bireyden bireye değişen aşk tanımları olabilir.. Yani daha ergin aşk tanımlamaları da olabilir.

-----

Aşkın (trencendent) aşkınsal (transendental) kavramlarını inceleyebiliriz.
Aşkın normalde içkinin tersi ve zıttıdır. Aşkınlık arayışı tuhaf bir eylemdir. İlahi ya da kozmolojik kendini aşan varlık ve doyum-haz vb. arayışı.
Çok ileri gideceksek (sonuç olarak) köleliğin, efendi köle diyalektiği (ya da antagonizması vb.) denenin etiyolojisini buluruz ama bir yönü daha var objektif bilgi arayışına ve bazı metodolojilerde usta çırak ve doğal öğrenme vb. bağına saptanan...
Çok özetlersek içkinle aşkını dengeleyen (aşkın içkin zıttı görmeyen) ya da arada bir fark görmeyen, üretmeyen, efendi köle iletişimini (bir tarafın ağır denetimi/yönetimi ve baskınlığı süreci içermeyen) bir aşk gerçek aşk ya da hastalık olmayan aşk diyebilirdik..

------

Aşk çabaları kendini aşan bağlanacak özne arama çabalarıdır (çoğu zaman). Muhtemelen yönetimine girme ve yönetim devri dahil içerir ve bu anlamda Fromm'un özgürlükten kaçış ya da özgürlüğün devri kavramları yorumlanabilir ve eklemlenebilir bu araya.
Ve çoğu zaman aşık olanda erime kaybolma, kendinden vazgeçme ve yani bütünüyle kendini kaybetme karşı tarafa devretme egemenlik himaye/yönetim alış, esrime-mest-vurgun vb. dahil çağrıştırır ve içerir ama bu anlamıyla özünde kölelik/tutsaklık ilişkisi ya da bilinçdışı kalma (etikiye ve kontrole açıklık) bağlamıdır. Özgür varlığın bağımlarına dair.

------

Örneğin Borderline dediğimiz bir kişi profili var. Ebeveyn ya da vb. baskın varlık kontrolü/denetimi ihtiyacı duyar. Çoğu kendinden yaşlı ve baskın öznelere saplantılı bağım duyar. Kişi bu tip bir iletişimi sevgi ihtiyacı hatta sevgi görme olarak alacak/tanımlayacaktır.
Normal de köle (tutsak) bir evcil hayvan örneğin kedi köpek (özünde köledir) ancak sahibinden sevgi gördüğü izlenimi altındadır. Aşkın fizyolojisine en yakın tanım budur..
Özünde köledir (tutsaktır) çünkü özgürlük tutsaklık çatışkısı incelendiğinde hayvanın kendi doğal ortamında yaşıtları ve türleriyle beraber (özgür/serbesti altında) olmadığını ve başsız buyruksuz himayesiz kendi ya da doğa otokontrolüyle bir yaşam sürmediğini buluruz.
Aşkın etiyolojisi buralardan izlenebilir-incelenebilir.

------

Aşk ya da seks kavramı özünde egemenlere (iktidara kontrole otoriteye) onların çıkarlarına hizmet eder dersek yanılmayız. Son çözümleme de budur.
Haz üretimi, kendinden geçme doyum. Bu pasifleştirir. Pasif bir zümreyi, kendinden geçmiş bir zümreyi, arzu arayışından ya da saplantısından başka bir şeyi olmayan doyumsuzlaştırtırımış ve asla doymayacak sürekli haz arayacak koşullanmış özneler bütünü. İktidarın en kolay kontrol aracı.
Din afyondur deniyor. Seks ve aşk kitlelerin afyonudur. Bunlar iki büyük afyondur...
İnsan gerçeği yanlış yerde arıyor. Doğru kavram sevgidir ancak çarpıtılmamış biçimi ve biçimiyle…

-----

Bakın ben İngilizce bilmiyorum ama sanırım Love kavramı hem aşk hem sevgiyi örtüyor.
Ve yine yanılmıyorsam aşk kavramı Ortadoğu kökenli ve daha düşük bir varlığın sevgi arayışını ve buna karşı daha güçlü bir varlığın kuşatması, korumasını anlatıyor ki bunun ilahi aşk vb. formu var.
Batı da Tanrı sevgisi dense ne kastedilir bilmiyorum.
İnsanla birleşme yerine, türsel birleşme yerine, türünü öteleyen dışlayan bir özel özne arayışı ve şey nerdeyse. Yani bir üstün arayışı özel-özellik güzel güzellik vb. arayışı içiçe..

Mesela Lilith ve Adem Havva figürü ve mitosunu inceleyin. Lilith aşkı ya da çiftleşmeyi göklerde başka varlıklarda arıyor ve buluyor.. Havva figürü tuhaf.. Yani Havva figürüne biçilebilecek aşkta ancak anlattığım olabilir..

------

Gerçek aşk ancak "sevgi" de bulunabilir
ki o da toplumsal bir eylem

-----

Kitlelerin yoğun/yüce sevgi arayışını inceliyorlarsak bir evcil hayvanın sevilmesi (bireysel) ilgi arayışı yakını bir şey buluyoruz. Buna benzer bir şey de ya da bunun feromonal coşkusu ve uyumuna aşk diyorlar.
Aşk objektif bir düzlemin konusu değil. Bizler fanileriz. Aşk neyse odur.. Geçelim…

-----

Ama yine de Ortadoğu tipi ya da karması aşk arayışlarının çoğu (kadın özne gözünden) sahip arayışıdır. Sahiplenilme kavramı yoğundur/baskındır.
Yani modern Batı tipi ikili özgür eşit aşknya da romans ve romantik aşk kavramı henüz Ortadoğu coğrafyasına pek inmemiştir.
Burada özne ayrılmalarını pek sunmadım. Yazanın erkek özne olacağını hesaba katabiliriz ya da bu postları ilk fırsatta düzenleyeyim..
Ortadoğu aşkı kadını düşük-zayıf, korumaya muhtaç, aciz varlık olarak konumlar iyi bakın..
Biraz kabaca ve hızlıca yazdım zaman sıkıntısı ama yakın

------

İ.G nin Fromm'un kitabı üzerine soruları
----

Cevaplar ("içtenlik")


Kitap sevmenin sandığımız şey olmadığını anlatmaya çalışıyor ya da sevme/sevgi kavramını kendi bilimsel tabanına göre incelemeyi ve yeniden yapılandırmayı deniyor. Yani anlamını bir yere koymayı ve onu çözümlemeyi deniyor. Yani kitabın amacı sevginin geniş bir tanımını vermek ve sunmak diyelim...
Aslında sevmeye ve sevgiye o kitapta sunulandan daha da geniş bir anlam kazandırabiliriz.
Fromm bizce (pasifist hümanist ya da bireyci) varoluşçulukla Marks arasına sıkışmıştır. B arada bocalar/geçişir. Fromm'un tanımlamaları yeterli olmayabilir ve eksik olabilir ancak özgün tanımlama ve çözümlemeleri var.
Kitap sevmenin (gerçek sevginin) sanıldığı kadar basit bir şey olmadığını da anlatıyor..

Bizim Hristiyan pasifizmi dediğimiz bir şey var. İsacıl sevgi. Hristiyan kültünde aşılanan budur. Sevgi basit cılız bir eyleme dönüştürülür. İsanın çok bilindik öyküsünde sana tokat kardeşine diğer yüzünü çevir der ve bu bir sevme eylemi olarak sunulur. Sevmek/Sevgi cılız bir eylem değildir.Gerçek sevgi adildir dövüşken olabilir güçlü bir eylemdir, güç gerektirir ve hiç bir tarafıyla pasifizm değildir. Hristiyan öğretisi kitlelere aşılanan bir zehir.
Yani bu anlamda o kitap bir reddiye olmaya yetmese de kendince bir yol katediyor.

"ictenlik" 25-09-2019 16:33

Deizme Yolculuk Facebook Grup

Soru - B.B.


Tanrının varlığı kanıtlanmadı ama kimse de yok olduğunu söyleyemiyor çünkü tek şahidi tarih öncesi yaşayan bir peygamber ve onun varlığıysa dinin temsilcisi bir peygamber olarak gösteriliyor ve kitapların tanrı tarafından yazdırıldığı iddia ediliyor.
Şimdi sizden ricam şu.
Tanrı var mı kanıtları neler? Yoksa nasıl yoksayabiliriz

---

Cevaplar İçtenliksel Üretimler


Tanrı var mı da varsa nedir nasıldır bu birinci soru-n. ??
Birincisi varlığı ya da olma'yı ve olmak'ı kendi varlığını önceleyen yada kendi yokluğuna indirgeyen bir çözüm ve bunun önermesi mantıksal (hatta matematiksel) düzlemde/tabanda hatalıdır. Diğer durumda yokluk ya da olmama/bulunmama hali bir önkoşul olarak tanımlanır.
Yani varlığı (geçmişte ya da) kendi yokluğundan ilk kez (o yokken) ortaya koyan bir başvarlık ve ilk varlık (ön-ata) öneremeyiz. Bu mantıklı değildir.
Peki varlık yaratımın kendini süreç olarak içerebilir mi? Ya da her an yaratan ya da kendi de yarattığı ile aynı şey olan varlıklar olabilir mi (evrimleşmiş olabilir mi?) ya da varlıktaki herşey her an yaratıcının kendi ya da bir parçası olabilir mi?
Buna panteizm ya da Spinozanın tanrısı deniyor ve bu monoteistik tanrıdan ve bireysel tanrıdan kesinlikle ayrı bir tartışma konusudur.
..

B.B. Tanrı yoksa nasıl bu kadar bağlanıldı. O zamana araştırma yoktu şimdi neden nasıl vb.
(Not: B.B. soruları kopyalanamama nedeniyle özetlenmiştir/kısaltılmıştır.)

Mantık herkeste yok mu neden biri bağlanırken diğeri bağlanamıyor? Nasıl insanlar kendilerini bu kadar adıyor?

Cevap

Nasıl bu kadar bağlanıldı?
. İlk varlık olmayan göksel varlıklar ve ileri bir kozmoloji olabilir ancak bu varlıkların ne ilki ne başı ne üstü/üstünü vardır (mutlak anlamda)
Sonsuz kozmoloji (kozmolojik devim ve çeşitleme) olabilir. Thor ve Zeus gerçek bile olsa mutlak anlamda bir ilk tanrı olamaz. Mantık bunu buyuruyor

Nasıl bu kadar bağlanıldı 2
Dünyaya inmiş ve özellikle dünyayı sömürgeye uğratmış kendi düzenini kurmuş göksel ileri varlıklar olabilir..

Onlar nasıl kendilerini dine tanrıya adayabiliyorlar?
Eğer Tevrat öyküsü gerçekse eğer Sodom ve Gomora yıkımları öyküleri gerçekse ve özellikle Babil gerçekse ki (Babil matriks benzeri bir öyküdür) bu herşeyi açıklıyor.

B.B.
Mucizelere nasıl bakıyorsunuz. Mayalar kehanetler


Cevap

Hayır bunlar neden tanrıyı açıklamak için kullanılıyor.
Varlığın doğasını ya da kurgulunu, realitenin biçimini, zekayı -bilinci bilmeyi (içsel devimi) vb. ni tanıtlar/yapılandırır.
Aşkın varlık bulamayız.
Varlıkta bir varlık evren bile yaratsa ne varlığın başındaki varlıktır, ne varlığın sahibidir, ne de ilk varlıktır.

Mayalar dediniz. Bilmiyorum ama Tevrat şöyle okunabilir. Gökten bir varlık geldi ve insan içine indi ve bir topluluğa teknolojik aygıtlar (kutular) verdi/gösterdi. İnsanlarla anlaşma kılığında genetik deneyler yaptı. Kızdı köpürdü gökyüzünden kentler yıktı. gibi…

-------------

İkincisi (Tanrı) yoksa nasıl yok sayabiliriz..

Birincisi ezeliyetin (ya da zamansızlığın zamanın geriden gelmeyişi ve başlamayışının) soyutlanması diyoruz.
Zamansızlığı bir kez olsun soyutlar kafada canladırır ve anlarsanız tanrı olmayacağını kendiniz kavrarsanız ve çok açık anlarsınız.
Başka bir mantık ilkesine gerek yoktur.

Öncelike yoksayma varsayma bunlar varsayım. Çözümleyebiliriz.

Ezeliyet kavramını ele alalım. Eğer varlık ezeliyse hiçbir zaman başlamamış ve oluşmamıştır. Her zaman ve her zamanında olduğu gibi vardır ve zamanın ve varlığın bir öncesi ve başlangıç zamanı/durumu bulunamaz/yoktur. Zaman öncesizdir. Geniş zamandan ve şimdiden sözederiz. Geçmiş gelecek bir yanılsama olur. Ya da bulunulan mekanın bura işaretlenmesi gibi zamandaki şimdi işaretlemesinden sözederiz.

--

Bir "baştan başlatıcı" (ilk varlık) ve "ilk oldurucu" olmadığını söylüyorum. Tanrıyı başkaları tartışabilir.

Zamanların en başındaki, yaratmayı bekleyen şey ve kim ve nesne/neden olmadığını söylüyorum.
Hiç yoktan bir şeylerin olmadığını söylüyorum.
Oluşumsuz durum ön öncül ve ardıl olmadığını söylüyorum.
Belirsiz bir dayanak/durum olmadığını dayanaktan ve oluşsuzluktan yoksun olduğunu söylüyorum.
Zamanla gelişmeye ihtiyaç duymadığını söylüyorum..

--

Tanrı var ve yoktur. Var ve yok birbirine göre hareket ve dönüşümlerdir. Bir şey orada değilse burada o zamanda değilse bu zamanda o biçimde değilse bu biçimde vardır. Tanrı dilsel bir kalıp. Tanrı varlıklar himaye eden varlık ya da yaratıcı. Yaratıcı olsa bile bunun "ilk yaratıcı" ilk ve tek Yaratıcı olmadığını olmayacağını sonsuz yaratıcılar olabileceğini söylüyorum.
İlk ve çokluk birbiriyle ilişkili. Çokluk olmadan ilk sayılamaz. Son tarif görmeden baş tarif göremez.
Sonuçsuz neden tanımlanamaz-indirgenemez..
Bir küme de baştaki varsa sondaki de bulunmalı. Çokluk kğmesi birbiri ile ilk sonla ilişkili.
İlk (ya da baştan birinci baş) varlık son (sonradaki son) varlıkla ve diğer varlıklarla haliyle ilişkili…

--

.B.B. Peki arkadaşlar mucize tanımı size ne ifade ediyor/çağrıştırıyor?

Cevap


Mucize bile yaşasam tanrı tanıtlamam.

B.B. Mesela reenkarnasyon bu gerçekse bir mucize değil mi?

Cevap


Reenkarnasyon bile olsa ontoloji ontolojidir, varlık varlıktır, mutlak mutlaktır, mantık yerinde duruyor ve akılda...

İlk (ön-öncü var) varlık tanıtlatamayız. Bunun dışında tartışalım..

B.B.
Ama bunlar mantıklı mı? Mantık sınırını aşmıyor mu? Bi daha dünyaya gelmek mantıklı mı mesela? Mantıklıysa mantık bunu nasıl açıklar?

Cevap


Bir daha her yerde olmak mantıklı..

Varlığı özgürce araştırmalıyız-sınırlamamalıyız…

Bir daha dünyaya ya da bir yerlere gelmek bir yerden gitmeyi gerektiriyor. Gelmek için daha önce bir yere gitmek (bir yer de olmak/varolmak-hazır bulunmak) gerekiyor.
Olmak gelme ve gitme gerektirmez. Gelme gitme birbirine göre (dönüşümler/zıtlıklar ya da) hareketler.
Olma yerinde duruyor. Olma oradan oraya gitmiyor.
Olmak o ya da bu şekilde biçimde olmaktır.
Olmak değişmedi.objektif.

Olmak taban alındığında olmanın var ve yok ya da gelme gitme gibi bir hareketi yok.
Tüm bunlar Olma'k içinde cereyan eder.(içkin devim)
Olmak (başlangıçsız ama kendi) başlangıçtır gerisi devim (içsel)

Olmak tanrıdır ya da tanrıdan da önce vardır Olmak. Tanrılar başıdır olmak. Zeustur Olmak.. Zeusunda Zeusudur Olmak..

Olmak olmamaktan başlamıyor (kökenlenmiyor) ve bir baştan başlatıcı yok.
Zamansız.
Ve ne olmayı ne de olanı (olandan önce kendi de) olmayan bir varlık, baştan başlatmadı. Olanlarbaşı değil hiç bir varlık..
Bir baştan başlatıcı yok.
Başta oldurmayı ve oldurtmayı ya da yapmayı bekleyen başvarlık ve başlar-başı yok..
'En-başlar-başı' ve baştaki 'en baş varlık, yok çünkü zaman şimdi. Baş yok. Baş ilk varlık yok. Tanrı ney?

-Dil mantık zihin felsefesi ç-özümlemeleri (ya da buyrukları/ayetleri) -

---

Yoksa neden yok?

Zamanın en başında (ki zamanın en başı yok aslında) bir varlık bizi oluşturmak için beklemiyordu. Zamansızdı diyorlar zaten bekleyemez ve zamansal bir başta (başlangıçta) bulunamaz...
Zamansız bir varlık zamanla ilişkilendirilemez, geçmişle deiliştirilemez/bağlamlanamaz, bağdaştırılamaz....

Geçmiş bir zamansız kip , geçmiş bir zamansızlık kipi değil. Zamansızlık (mutlak anlamda) öncesizdir.

Tanrı yarattı (yarat dı) daki "dı" bir di-li geçmiş zaman kipidir. Zamansız değil.

---

Eğer zamansızlığın başındaki ya da zamansızlığın ilk zamanındaki baş ve ilk varlık bizi yaratmak için bekliyordu dersem ne derim?

İşte bu yüzden tanrı yok

----

Zamansızlık zamanla belirlenebilir ölçümlenebilir/gözlemlenebilir ya da kavranabilir ancak zamanda ne baş ne de son kavramı var.
Zamansızlığın başı sonu diyebilir miyiz?
Zamansızlığın ilk zamanı diyebilir miyiz?

İşte bu yüzden yok

---
B.B. Bugün insan klonlamayı aynı an da bşrden çok yer de olmayı tartışıyoruz vb.

Cevap


Orada (reenkarne de genişletme gerekeceği için olmak üzerinden) biraz kıvırdım ancak...
Eğer insan klonlanabiliyorsa ve birden çok yerde olunabiliyorsa; göklerde bunu/bunları bizden önce keşfetmiş gelişmiş kozmolojik varlıklar varsa ve bunları teknolojik olarakta becerebiliyorlarsa bu durumda göklerde tanrı kılığında, kendini tanrı sandıran, insan klonlayan ve insanla dalga geçen ve insanı bir alt varlık adeta hayvan yerine koyan bir canlı/varlık olabilir mi mesela...?

---

Soru (konu ya da başlık) tanrının varlığını yokluğunu sorguluyor ve bunun mantıksal tutarlı dayanaklarını/yapılandırmasını arıyor. Cevap verdiğimi düşünüyorum. Cevaplar bundan ileri gidemez. Subjektif kanı-t (anlamsız) gereksiz/sağlanamaz çünkü subjektifiz. Kişinin ikna oluşu demektir o. Özgür iradesi önünde bir engel bir kere. Tersine inanmak ve bunun tersini düşünmek isteyebilir. Yani özgür iradenin zorla içine girilimez zorla sahibi olunamaz.
Gerisi ontolojinin, epistemenin (bilgisel yağılanmanın bilgi arayışının ve bilginin ve) kozmolojinin konusu ve varlığın olanağı/doğası devimi nedir nasıldır gibi sorunlar ve oysa konunun çekildiği diğer düzlem mucize vb. ..
Mucize kavramını olanak kavramına ya da varlığın doğası kavramına beri çekilmesini rica ediyorum
..
Tüm bunlar aşkınsallık açıklamıyor ve açıklamayacak, içkinsel olan içkinsel...
Aşkınsal tersi içkinsel-dir..

---

Reenkarnasyon denilen şeyle ya da onun olasılıklarıyla (varsa da yoksa da) bizim anlayışımızda bilgisel düzlemde nasıl yapılanacağı/yapılandırılacağı ya da çözümlemesi ile ilgili bir şeyler vereyim-yazayım isterseniz ama sıkarım bir hayli post kalabalığı olur... Bu başlı başına bir çözümleme konusu..ve uzun uzadıya tartışılmalı..

"ictenlik" 26-09-2019 11:56

Cinsiyetçilik/Cinsçilik (ve bazılarının kurumsal filozofi arayışı üzerine!)

Bir grupta görülen aşağıdaki "Uyaran" üzerine serbest düşünceler

Uyaran

Annem Babama sen neden bana hiç çiçek filan almıyosun diye sordu. Babam dedi ki ben sen seviyorsun diye kilosu 35 tl olan zeytinden alıyorum.9 lirayada zeytin var dedi.


Serbest Düşünceler - "içtenlik"

İnsanın cinsiyetçilik kavramı ve cinsiyet rolleri örneğin ırkçılık vb. gibi tartışmaya açılmalı ve tartışılmalıdır.

Evrenselleştikçe insanlar arasında, cinsler arasında, ayrımsızlık belirir.
Bu 'ayrımsızlık' denilen zamanla bugünlerde 'eşitlik' denilen kavramın da yerini almalıdır. Yani cinsler(/eşeyler, eşey birey) ayrımsızlığı. Yani kadın erkek eşitliği yerine, kadın erkek aynılığı (ayrımsızlığı ve) birliği doğru kavram tabi.

Kadın ve erkek birbirinin de iki yüzü. Eşey olmak ve eşey bireyler olmak bir türün iki yüzü. Aynı türün.
Arada bir fark yok. İnsan olma kavramında (insan varlık olmakta) tabi ki önce birleşmeliyiz. Sonra küçük rolleri barış içinde, huzur içinde yaratmalı ve ayrımlaştırmalıyız . ve yabi ki o üst çıtayı kaybetmeden...

Ben bunu (yukarıda değimi) anlamayan için basitçe şu önermeyi veriyorum. Robotlar tasarlayın ve yapay zeka tasarılayalım. Onları (robotlarımızı) (kendi içinde) çiftleşebilen, çoğalabilen iki (ayrı/yarı) cinse ayıralım sonra. Sonra onlara dönüp bakalım . Robot kavramından geldik. Burada bir fark göremezsiniz.. Yani metale toslarsınız. İnsanın cinsiyeti ne olursa olsun metali aynı/ortak.. Deriler aynı..
Önce bir robot (cinssiz robot) üretir ve sonra bunu iki cins yaparsan bir fark görür müsün?

----
(Normalde bu tondan/perdeden yazmak istemediklerim doluştu. İçsel anomaliler ya da sorultular ve sorultusal uğultulara dönüşsel yankılar diyelim.)

Evrenselleşme ya da Objektivite Üzerine


Objektivite ya da bunun gelişimi ile evrenselleşmek aynı. İnsanlar bunu pek istemez. Subjektif takılmak iyidir. Genel de bilgi, erginleşme yolculuğu, kişisel bir kazanım/edinim (kişisel artma beklentisi vb.) olarak ele alınır (bu oldukça hatalıdır) ve ariflik gibi bir makam (zırva felan) öne sürülür. Ben olsam çocukluk/çocuksuluk, basitlik sadelik gibi makamlar öne sürerdim ve evrensel aydınlanma (genişleme) yerine olabildiğince objektifleşme ve subjektif sıyrılım/arınım kavramını belirlerdim. Ama bu kişinin toplumla irtibatı zordur ve kendi de yankı çekecektir.

Bilgi edinme ya da artma çabasını da destekleyen bu (obejktivite) ancak (aslında kişi artmayacaktır) (subjektivite sıyrılıyor ve kabuk bırakıyor -değiştiriyor- olur) (kişiye zor yankısal süreçler yansır, ben kabuğu atma gibi) evrenseleşme bireye pek (bir şey) katmaz. Kazanç değildir. Sinerjiktir ama..!?
Bir ayna kendini gösteremez. Kişi toplumsal bir aynaya öndeğe dönüşmüşse? Objektif bir bakışın yankısını/yankısallarını üretecektir ve bu bakışa ve yankımaya bakışlar aslında objektiviteye bakışlar sağlar kişiye değil. İçerik üretkenliği ve üreyen içerikle temas
Kişi yok-değil... Üretenin adı anonim olduğun da evrensel olursun ve anonim üretmeye gönüllü olacağında...

Filozofta aranan bu mu?

Filozofta aranan bu mu? Şimdi soru soruyu açıyor o halde..

Bir büyük insan aranmadığı kesin-aranmamalı. Ben olsam bir çocuk görürdüm.

Şimdi 'saflık' gibi bir sözcüğü ele aldığımız da arılaşma-durulaşma gibi bir anlamı var. Mesela altın ne kadar safsa o kadar kıymetli. Su ne kadar berraksa o kadar berrak. Bu bireysel saflaşma aslında bireysel bir yığım değildir. Artma değildir. Subjektif aynayı objektife çevirmek. Doğru hedef, doğru kavram budur..
Çok altın çok değildir saf altın saftır. Azında da aynı var. Çoğunda saflık yoksa içdek yok-sorun.. Saf safı üretir.
Bilgi yığma istenci yanlış bir hedeftir-yönelimdir. İsteyiş, bakış, işleme doğru hedef.. Bilgi edinme ya da bilgi istekleri bakışsal görüşsel onarımlarla ilişkili. Berrakşık hedefiyle ilişkili. Berrak bakışla ilişkili. Berrak bakış görüş yanlış bilginin kir ve pasın ayıklanması ile.
Artma ve yığma değil. İstencin yanlışı. Artan bilgi yine saflaşma da.
Objektivite kişiyi istençsiz yapar...İstenç köreltir diyebiliriz ancak tam o değil...
Sorular soruları getiriyor ama kadın ve erkek ayrımına son verin ve İbrahim'i dinleri yıkın, yerine çocuklar (çocuk gülüşleri) ve çiçek tarlaları dikin, insan sevgisi dikin, insan ayrımsızlığı dikin. Bu bir yol.
İbriham'i dinlerin tanrısı ve onun tartışılacak (boyun eğilecek) hiç bir güzel yanı yok. Bir ağaç güneşe sürgünlenmeli dimdik. İnsan ayrımcılığına bir son verin..
İbrahim'i dinler sizin filozofi yapmanızın önündeki en büyük engel...

"ictenlik" 30-09-2019 12:38

"Tanrının düşünülmesi yasaklanmıştır!"

--

N.K.G. - Deizme Yolculuk Facebook Grup

Soru/Sunulan İçerik


Ateist arkadaşlar bir sorum olacak, eğer kesinlikle bir Tanrı yok diyorsanız yokluğu kanıtlanmamış bir şeye kesin demek yobazlık olmaz mı?
Varlığı kanıtlanmadığından, olmadığını düşünüyorum diyorsanız o zaman ateist değil agnostik olmanız grekemez mi?

İçtenlik Cevapları

Monoteizmin tek tanrısı varlığın gücünü elinde tutan varlık merkezi, güç merkezi, enerji gerçeği vb.dir. Bu kişiyi kişinin varoluşunun dışında güç odağı aramaya iter. Kişinin, doğanın, oluşun, varlığından bölünmüş bir güçtür. Bu yadsınmalıdır ve felsefi olarakta mutlak olarak yere çalınmalıdır. Bunun tartışılıcak hiç bir tarafı yoktur.
Varlığı kendi yokluğundan ileri getiren 'ilk varlık', 'ön-varlık', (baş varlık, ön-ata) ilk güç, neden, ilke gibi safsatalar da. Varlık yokluğa (kendi yokluğuna ve olmamasına) dayandırılıp indirgenemez/çözümlenemez.
Diğeri birey tanrı bireysel tanrılar (birey vicdanında ya da serbest kul ilişkisi) bu biraz yarı inanç alanı olabilir karışılmayabilir. Burada kul-köle, özgür ayrımı belki benimsenmeli ikisi birbirinden ayrılmalı, karışmamalıdır.
Diğeri bütünün bölümlemeleri olarak varlık ve mutlak varlığın kendi olarak Tanrı ya da Spinozanın Tanrısı. Bu biraz tartışılabilir. Bunun İbrahimi dinlerin yöresel dinlerin tanrısıyla (varlık içi titanlarla) bölgesel tanrılarla uzaktan yakından bağı yoktur.

--

İnsan yakacağı ve ölümden öteye cehennem kurduğu söylenen bir şeye Tanrı demeyeceğim bilinebilir ve bu beni agnostik yapmaz . Ontoloji üzerine biraz durmuş/eğilmiş, bilgiye varlığa kafa yormuş bilgi edinmiş, insana ve gerçeğine saygısı olan biri yapar. Onun öyle bir şeyin olmayacağından hiç şüphe etmiyorum çünkü..

Kesin olmayan tek tanrı Spinozanın tanrısı ya da mutlak varlık olarak tanrı ya da panteizmin tanrısı. Bunun dışında tanrıları tartışacaksak insanın hayvana göre tanrı tanınmasına kadar gideriz. Klon hayvan yaratan insan tanrı mıdır? Yarın genetiği çözse laboratuvarda tür tasarlasa tanrı mı olacak?

--

Üstün, aşkın yok
İlk varlık başvarlık yok
Üstün varlık, aşkın varlık yok
Aşkınsal arayışı ya da mutlak sonsuza kadar aşkınsal kalacak olan varlık arayışı zorbalık, akla ihanet
İçkin varlıklar içkin devim....
Hiç bir varlık diğerine üstün değil mutlak anlamda hiç bir varlık özel değil, seçkin değil, seçilmiş değil. Üst varlıklar arayışı, üstün varlıklar arayışı eğer iyi bir arayışsa iyi varlıklara insan tanrı desin. Tutup kent yıkan, kızan ihanet eden tehdit eden varlıklar değil..
Tanrı arayışı kendine sahip arayışı değilse ve ontoloji çabasıysa insanın insan yakacak tanrılarla işi ne ?
.
Kesin nedir
Kesinlik nedir
Ben kesinim
Ben kesindir der advaita vedanta... Ben şuyum ise değil…

---

M.K adlı başka bir katılımcının ara soruları

(Not: Burada kendi yazdıklarımı düzenle ile içine girip kopyalıyorum ama karşı tarafın yazdıklarını tek tek yazmam zaman alıyor.)

--

(Devam eden İçtenlik) Cevaplar

Eskiden mantık, uslamlama ya da diyalektik deniyormuş. Varlığı çözümleyebiliriz. Bunun herhangi muhakemeden farkı yok. Akılla mantıkla bir şeyin anlaşılmayacağını ve çözümlenemeyeceğini kim söylüyor? Üzerine durup düşünülmeli. Kavranamaz dersek sınırlarız.
Eğer bir şeyin üzerine durup düşünerek soru sorarak ya da aklederek ve önermelerle hiç bir çıkarım yapamasak ve hiç bilgi üretmeseydik hiç bir şey bilmiyor olurduk. Biz aklın tanrının varlığına yokluğuna dair kişiye kesin net tanılar vereceğine inanıyor güveniyoruz (hatta bunu biliyoruz) ama kişi bu inceleme sürecine girmeli. Girmiyorsa diğerlerini sınamalı durup bir dinlemeli ve kulak kabartmalı.
Ne yokluk ne de olmama olmayı önceleyemez-getiremez ve ortaya koyamaz Varlık yapılmamıştır oluşmamıştır tersi mümkün değildir.
Parmenides bin yıllar önce varlık yaratılamaz da yokedilemez de derken hiç şüphe etmiyordu. Öğrencilerinden Zeno da Parmenides'in dediklerinin güvenliğinden şüphe etmiyordu.

--

Olma olmaya başlayamaz, (olmamadan bulunmama halinden ön alamaz) olma sonra da yapılamaz, olamaz ve gelişemez.
Bu durumda varolanın, önce yokluğu (kendi olmaması) vardı sonradan olan oldu demeliyiz.
Yani; Olma olmamayla öncelenmez
Olmamadan olma doğmaz
Yokluktan varlık doğmaz
Bunu (varolanı) ne bir ilk-varlık ne bir baş-varlık, önvarlık geçmişteki bilinmeyen bir güç yapmış ve oldurmuş olamaz. Varlığı yine içteki (kendi içindeki) bilinmeyen bir güç geçmişte yapmıştır sahiplenmiştir, o herşeyin sahibidir demek gibi düşünceler üzerine durup düşünürsek diyorum. Bu işin içinden çıkarız diyorum. Aklın gücünü küçümsemeyin diyorum.
Zaman kavramı üzerine düşünün. Zaman kavramını geriye götürerek ona bir başlangıç bulabilir miyiz? Nasıl?

---

Subjektif kanıt yok geçersizdir ya da anlamsızdır. Subjektivite bir anlamda özgür iradenin varlığını ve geçerliliğini temsil eder yani kişi tersine inanmak isteyebilir. Subjektif kanıt çelişkilidir.
.
Varlığımı bilirim bildiğimi kanıtlamam bilirim. kanıt ney?
Kanı (ikna) tanı-tanıklık köküne dayanıyor. Kanılarım var. Yeterince kanım var. Ben hem tanığım hem kananım hem ikna olanım. Kanıta tanık olan olacak olan benim. Yani buna ikna olacak olan benim değil mi?. Ben kendim kanmadığımı ikna olmadığımı söylüyor muyum? Ben varlığımdan ya da bir baş varlığın varlığından yokluğundan şüphe ettiğimi şüphrm olduğunu söylüyor muyum? O halde benim -kişisel bir-tanıya (kanıta) ihtiyacım yok ben bu anlamda bu problemi kendi içimde çözmüşüm. Diğerlerinin var.
Objektif bir alana gideceksek zaten objketivite üzerine düşünün. En basit çıkarımsama da nesnel tabanda nesnel bir çözümleme de herşey denktir (özdeştir)birbirinin ürünüdür , ,benzeridir ya da aynı nesnel öznel tabana yüklenir. Yani herşey aynı. Varlıkta ikincil ve ikincil sınıf farklı bir töz ve sınıf bulamazsınız. Her şey aynı şeyin görünümleri ve oluşumlarıdır. Varlığı bu anlamda sınıflayıp kategorize edemezsiniz. Üstün töz ya da farklıl sınıf töz diye birşeyi varlıktan soyutlayamazsınız-seçemezsiniz.

---

Aklı bilme test eder. Bilmiyorum.
Bilme (ya anlama ve fark etme-ayırt) o kadar keskin ve güvenlidir ki .
Bilmeyi şüphe etmeme test eder. Bildiğinden şüphe etmezsin. Aklı belki inanç ve güven test ediyordur. İkisi birbirini dengeliyordur bilmiyorum.
Şüphe etmezsen şüphe etmezsin şüphe etmediğinden şüphe etmezsin. Bizi aşan bir tanrı ve başvarlık olmadığından olamayacağından bu anlam da her düzlemde yüksek güvenlikli kani şüphesiz kanılarımız var.
Nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama insanoğlu yağmurun nasıl yağdığını anladığında anlar. Bir gün bu tanrı meselesi anlanıyor öyle aydınlanıyor ki hayret edersiniz. Kuşkunun tomurcuğu kalmaz-yitmiştir.

---


Bakın nasıl muhakeme ederek, fikir yürüterek, sorgulayıp araştırıp düşünerek günlük belli bilgiler, güvenli bilgiler, kesinler oluşturabiliyorsak bu aynı. Tanrının varlığı yokluğu muhakeme edilebilir. Muhakeme ederek kavranabilir.
Bizi tersine inandırmışlardır. Bize demişlerdi ki siz bilemezsiniz bize güvenin. Siz anlamazsınız bize güvenin. Bu alanı sorgulamayın çünkü ne yaparsanız da bu işin içinden çıkamazsınız akıl bu işi çözemez denmiştir. Önce bu anlayış değiştirilmelidir. Muhakeme yeteneğinin ve muhakemenin önü kapatılmıştır. Tanrının sorgulanması engellenmiştir hatta yasaklanmıştır. Bu kısıt ve yasak aşılır ve delinirse tanrı birden ortaya çıkıyor. İşte ilk önce bunla uğraşmalı ve bu kısıtlama kaldırıldığında yani ben ne yapsam da tanrıyı bilemem anlayışı bilimin ve bilmenin önüne bir set olarak çekilmekten vazgeçildiğinde o alan anlanır. Emin olun.

Ne yani ben tanrıyı kendimi bilebilir miyim?
Evet bilebilrisin
Ne yani ben tanrıyı kendimi anlayabilir miyim?
Evet anlayabilirsin..

Varlık doğup gelişemez, bir şey de (bir neden de onu) doğduramaz ve oluşturamaz, geliştiremez. Baştan beri sonsuzca zamansız varolmalıdır. Varlık sonsuz ezeli (öncesiz) ebedi bunlar -bireysel düzlem de- kavranıyor şüphesiz. Yani bir bildiriciye ve biliciye de gerek kalmıyor ve yoktur. Bu biliş için bir kritere de... Kişi kendi bu süreci muhakeme etmeli-sorgulamalı....

--

Size aklın buna ermeyeceği söylenmiştir. Aklın bu alana ermeyeceği söylenmiştir. Akıl herşeye erer. Bir biçimde erer. İsteyen herkes tanrının valrığını ve yokluğunu bir biçimde aklına erdirebilir ya da bağımsız bir araştırma sürdürüp gerçekleri soruşturabilir ve ney aklına yatkın ney ona doğru geliyorsa buna güvenebilir ve inanabilir burda bir sorun yok. Ama tanrı akıl ermez iş akıl sır ermez alan değildir. Aklın eremeyeceği yoktur. Akıl bunun için var...

Kanıt sözcüğü bulanık bir alana çekiliyor ve şu denir.
Uçmak için gökyüzünün varlığını kanıtlaman gerekir mi ya da kuantum teorisini kullanmak/sınamak için onu kanıtlamana gerekmiyor.
Yani olmak için varlığını kanıtlamak zorunda değilsin yaşamak için de. Ben olduğuma eminim....



---

Bu arada sorunuzun cevabına gelirsek a-teizm (teizmin karşısı karşıtı ve anti teizm yani teizm karşıtlığıdır) yani karşı teizm karşıt olmalı. Aynı mantıkla gidersek bütün teistlerin de agnostik olması gerekir değil mi?
Yazdığınızı iyi okuyun bir daha okuyun. Eğer agnostisizm de ortada birleşelim diyorsak diyorsanız o ayrı...
.
Şöyle bir düşünün bu ifadeyi bir ateist verse ve dese ki
Sorum tüm teist arkadaşlara: tanrının varlığı kanıtlanmış değildir yani kesin değildir ve kanıtlanmadığı için sizin teist yani kesin var diyenler olmak yerine mantıklı bir şüphecilikle agnostik olmanız gerekmez mi dese?

--

Bakın tanrının kesin olmadığını siz ortaya koyuyorsunuz ya da onaylayarak bu soruyu soruyırsunuz. Diğer durumda herkesi teizme çağırmalı ve agnostik olmanız gerekmez mi demek yerine sizi gidi inkarcılar demeniz gerekirdi. Yani burada ya bir demagoji politika ya da iyi düşünün...
İnkarla mı itham ediliyoruz bilinmeyene kesin gözüyle bakmakla mı?
Eğer ne varlığı ne yokluğu kesinse herkes şüphe etmeli tabi. Eğer bunalrdan biri kesin diğeri değilse birileri inkar ediyor o da kesin.
Ama birileri kesin var dediği için birileri kesin yok diyor bu dengeli karşıtlıktır-antidir dengeler. Bu taraftarlık gibi bir tutumdur taraf olma. Yani birileri oluşuna dair taraf olduğu için ....

"ictenlik" 21-10-2019 11:25

B.F.E Tartışma Facebook Grup

SUNU/SORU

The Island (Ada) filmi tanrıya bakış açınızı değiştirebilir çünkü diyelim ki tanrı kitaplar gönderiyor. Kendini istediği gibi tanımlayabilir ve biz bunu (aslını) bilemeyiz. Yani o ne derse kendini nasıl tanıtırsa öyle biliyoruz.

Biz tanrı ya -eğer varsa- gerçekten güvenebilir miyiz?
Neden?

YORUMLAR - "İÇTEMLİK"

İnsanın tanrıyla uğraşması efendi/sahip kurgusu ya da realite'nin gereği ama belki de bir özgürleşme, bilgi ve büyüme çatışkısı.

Her neyse bir -asıl- sahip olmadığını (olmayacağını) öğrenmek diye bir şey var...

Varlığın ya da kainatın (asıl) sahibi (yaratıcısı) diye bir şey yoktur. O (olan) tüm parçalarıyla bütün. Ontoloji eğlencelidir.

--

Özetle ne varlık tanrıdan ne tanrı varlıktan ayrılamaz
(Aslında o anlamda bir mutlak yaratıcı ortaya koyulamaz)

Tanrı mı varlıktan, varlık mı tanrıdan (ortaya) çıkmıştır. Bu imkansız bir soru, bu zor bir zoru.
Biri diğerini önceleyemez. İkisi birbirinden çıkmıştır ya da "olmak" tanrıyı da önceler.
"Olmak" tanrıdan önce olan yani tanrıyı da kuşatan. "Olmak" (varolma) hazırdı ve onu tanrı yapmadı.
Yani tanrı olmak'ı önceleyemez (var bulunmayı) dolayısıyla onun sahibi değildir.

Tanrı, "olmak" (yani var ve hazır bulunmak) (yani bir şeylerin ilk kez olması) (yani kendi olmasını dahil) yapmadığı ve yaratmadığı hatta kuşatmadığı gibi kendi olumunu (bulunma halini) kendi varlığını (yani var bulunmayı ve olmayı (ilk kez yaratmadı ve icad etmedi) o halde neyin tanrısı bu.

Sahip arıyoruz.nokta...
minions...

--

Tanrı olma"yı (yani -kendi dahil- bir şeylerin öylece var ve hazır bulunmasını (koşulsal olarakta) (zamansal olarakta) önceleyemez, üretemez.
O kendi varlığını var içinde (hazır) bulmuştur. Tanrı hazırdan üretir, yoktan değil. Kendi bulunması dahil yokluk değil hazır var. Vardan var yapar yoktan değil.
Bu tartışma-lar bizim zihinlerimiz de bitmiştir sönmüştür.
Bi daha tersi alevlenmez sönmüştür.
Tanrı (bir daha hiç) patlayamayacak bir volkan gibi bizim zihinlerimizde sönük

Yani tanrı ilk kez oluşu/oluşmayı kuşatamaz, başlatamaz. Yani varlık'ı (var bulunanı) yoktan üretmedi, ilk kez de üretmedi. Bu tartışma bitmiştir. Tanrı tartışmaları boş-koftur.

Ezeliyet ile birlikte tanrı yere serilmiştir ya da bizlerin içine gizlenmiştir..

Biyolojik ata, yaratıcı, köken aramaları bunlar varlığı (ontolojiyi) kuşatan (aşan) bir tanrıyı desteklemeyecek.

--
Tanrı ontolojik olarak "olmak" a aşkın değil.

Var bulunmaya aşkın değil.

Neyin tanrısı??

--

Biz-ler tanrıyı ontolojik kavrayışlar ve hakikatler ile birlikte (eşliğinde) olanın doğasını nasıl araştırarak keşfederek, zamansızlığı ya da ezeliyeti kavrayarak sonsuzluğa/ölümsüzlüğe defnettik.. Zihnimizde tanrının doğuşuna ve ölüşüne de tanıklık ettik.
Şimdi
Bize göre yolda bekleyen yolcular gibisiniz tanrıdan dem vuranlar.

Tanrının varlığı bizim kafamızda ontolojinin ve varlığın bağrına gömülmüştür. Doğmaz. Sonsuz öldü biz doğduk.

Tanrı kutsanmış gerçekler mezarlığına ve realiteye bilgi biliş görüş ayinleriyle birlikte anlama ritüelleri eşliğinde gömülmüştür.

Aksini iddia eden benim tanrımın ölüsünü diriltsin.

Aksini iddia eden benim ölmüş tanrımı benim kafamda diriltsin

"ictenlik" 29-01-2021 15:52

Önerdiğim en önemli şey; "tanrı ortaya koyucu"
"tanrı varlaştırıcı" kavramının belirlenmesi
Yani teizm ateizm zemininin kırılması

İnançsız, inkarcı, karşıt gibi zeminlere hiç girilmemesi ve kişilerin kendinin tanrı uydurucu ve -yoktan- tanrı ortaya koyucu ilanı...

Teist yerine;
tanrı bulan
tanrı uyduran
Tanrı varlaştıran

Teiste; 'tanrı yaratıcı' gibi bir şey denmeli
tanrı kabulcüsü
mutlakçı ;mutlakiyetçi
vs bilmiyorum

anti-teist yerine hiç ,antinin antisi;

Teist yerine;
olmayan tanrıyı bulan
olmayan tanrıyı arayan
olmayan tanrı uyduran
olmayan Tanrıyı varlaştıran
olmayanı varlaştıran

--

İkincisi bu tartışmanın bir zemini de demokrasiye ve çoğulculuğa karşı monarşi-kral savunmak gibi;
Monoteizm / Mono arşi

Bizi Tanrı yönetsin gibi ya da minion sahip arayışı gibi..

Mutlak monoteist... iradeteslimeder; kul irade-kul bilinç;

İslam/muslim teslimiyetçi itaate ve kontrole açık demektir..
Uslu çocuk efendi olur...


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:40 .