Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Uyku (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4335)

sargon 10-07-2007 14:12

Uyku
 
Bedir Savaşında Uyku


Hristiyanlık ve gnostisizm üzerine birşeyler okuyordum. Orda okuduklarım Kuran ve siyerlerden bazı bölümleri aklıma getirdi. Dönüp tekrar baktım. Önce Enfal suresindeki ayetten başlayayım.

11. Hani Kendisi'nden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu.

12.Rabbin meleklere vahyetmişti ki: "Şüphesiz Ben sizinleyim, iman edenlere sağlamlık katın, inkar edenlerin kalplerine amansız bir korku salacağım. Öyleyse (ey Müslümanlar,) vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına."


Burda bahsedilen olay Bedir savaşıdır. Kısaca Bedir savaşını hatırlayalım. Muhammed ve Medine'deki taraftarları Mekkelilerin büyük bir kervanına saldırıp soyma planı yaparlar. Ancak haber Mekkelilere gider ve onlar da bir ordu hazırlayıp müslümanların üzerine yürürler. Bu arada kervanı soyup kaçmak mı yoksa gelen Mekke ordusu ile savaşmak mı seçenekleri üzerine tartışılır ve Muhammed'in öngörülü biri olduğu bir daha ortaya çıkar ve Mekke ordusu ile çatışılır ve bozguna uğratılır.

Benim bahsetmek istediğim şey bu savaşta yaşanan ve ayette de geçen uyuma olayı. Bunu açıklamak için bir de siyerlere bakalım. Ömer Asım Köksal'ın siyerinden aktarıyorum:

Müslümanları Bedir'de Düştükleri Sıkıntılardan Allah'ın Kurtarışı

Müslümanların Bekir'deki karargâhları kumluktu, kolaylıkla yürünemiyor, yürürken ayaklar kuma gömülüyordu.
Ayrıca, su sıkıntısı da vardı.
Müslümanlardan bazıları ihtilam olmuşlardı.
Abdest ve gusül için bol su bulmakta zorluk çekiyorlardı.
Şeytan da, gerek bunlarla, gerek müşriklerin çokluğu ve güçlülükleri ile korku verip duruyordu.
O sırada, Yüce Allah, gökten yağmur yağdırdı. Vadiden seller aktı. Müslümanlar kaplarını doldur*dular, abdest aldılar, guslettiler. Hayvanlarını suladılar.
Yağan yağmur, aynı zamanda, yerin tozlarını yatıştırdı ve pekiştirdi.
Yer, kumlara batmadan üzerinde yürünür hale geldi.
Kureyş müşrikleri ise, yağan yağmurdan, yerlerinden ayrılmaya güç yetiremediler, hareketsiz kaldılar.
Yüce Allah, Müslümanlara sükûnet verici, dinlendirici bir uyuklama da verdi.[140]
Hz. Ali'nin bildirdiğine göre; Bedir'de geceleyin yağan bir yağmura tutuldular, kalkanların ve ağaçların altında siperlendiler. Sonra, hepsi de, tatlı bir uykuya daldılar.
Yalnız Peygamberimiz Aleyhisselam idi ki, bütün gece namaz kılmak ve Yüce Allah'a dua etmekle meşgul olmuş:
"Ey Allah'ım! Şu bir avuç topluluğu helak edecek olursan, artık yeryüzünde Sana ibadet olunmaz!" demiş; şafak sökünce, tanyeri ağarmaya başlayınca da:
"Ey Allah'ın kulları! Namaza!" diyerek seslenmiş, sabah namazını kıldırıp onları savaşmaya teşvik buyurmuştur.[141]
Yüce Allah, Bedir gecesinde Müslümanlara olan lütfünu Kur'ân-ı Kerîm'inde şöyle açıklar:
"O (Allah), size o vakit Kendisinden bir eminlik olmak üzere, hafif bir uyku buruyordu.
Sizi tertemiz yapmak, sizden şeytanın murdarlığını gidermek, kalblerinize rabıta vermek, ayak*larınızı pekiştirmek için de, gökten, üstünüze bir su indiriyordu."[142]


Su indirme kısmına girmeyeceğim. Ordu savaşa girmeden önce Allah onların üstüne bir ıuyku verir. Neden? Ayetteki gerekçe "güvenlik"tir. Siyerdeki gerekçe de dinlenme, sukunet vermedir. Şöyle bir yorum yapabiliriz. Ordunun dinlenmesi ve güçlenmesi sağlanmıştır böylece.

Bu açıklamalar benim kafama fazla yatmadı. İnsanlar zaten geceleri uyuyup dinleniyorlar. Bu uyku nedendir? Karşıdaki orduyu uyutsa da müslümanlar onları uyurken apansız bastırsa bu anlamlı bir destek olurdu. Müslüman ordusunun üstüne uyku vermenin orduyu dinlendirme şeklinde açıklanması bana oldukça garip görünüyor. Zaten insanların üstün bir güç olmadan yapabilecekleri birşeyi tanrısal birşeymiş gibi göstermek ve bir de bunla övünmek garip değil mi?

sargon 10-07-2007 14:42

Re: Uyku
 
Uhud Savaşında Uyku

Gelelim Uhud savaşına. Bu savaşta da meşhur bir uyku olayı vardır. Önce Uhud savaşını hatırlayalım. Uhud savaşı müslümanların yenildiği bir savaştır. Burda yenilginin sorumlusu olarak yerlerinden kıpırdamaması gereken okçuların ganimet payını kaçırmamak için yerlerinden ayrılıp saldırıya geçmeleri gösterilir. Daha sonra müslüman ordusu dağılır ve kaçar. Muhammed de yanında küçük bir grupla Uhud tepeliği denen yere gizlenir. Muhammed'i sırtına alarak bu tepeye çıkardığı için Taha cennetlik olur. İşte bu kayalıkta düşmandan gizlenen bire avuç müslümana Allah bir kez daha yardım eder. Bu yardım yine bir uyku verme şeklinde olur. Yine siyerimizden olayın ne olduğuna bakalım.

Yüce Allah'ın Müslümanları Uyutup Dinlendirişi

Zübeyr b. Avvam derki:
"Uhud'da korkunun üzerimize en çok çöktüğü bir sırada, ben Resûlullah Aleyhisselamın yanında idim.
Derken, Allah bize bir uyku verdi.
Mü'minlerden bir kimse yoktu ki, çenesi uykudan göğsüne eğilmiş, düşmüş olmasın!
Ben uyuklarken, rüya görür gibi, Muattib b. Uşeyr'in:
'Peygamberin va'dettiği ilahî yardım ve zaferden bize bir nasip verilseydi, biz şuracıkta öldürülmezdik!1 dediğini de işitmiş, ezberlemişimdir."[443]
Ebu Talha da Uhud günü kendilerini uyku saranlar arasında olup, uyurken iki-üç kere kılıcı yere düşmüş:[444]
"Başımı kaldırıp baktığım zaman, hiçbir kimse görmedim ki, kalkanının altında uzanıp uykuya dalmış olmasın!" demiştir.[445]
Bu uyku ancak mü'minleri sarmıştı. Münafıkların ve şüphecilerin ise gözlerine uyku girmemişti. Onlar o sırada hep düşünüyor, müşriklerin gelip kendilerini öldürmelerinden korkuyorlardı.[446]


Kuran'da olayın nasıl işlendiğine dönelim. Önce müslümanların nasıl kaçtıkları ve Muhammed'İn onları durdurmaya çalıştıkları anlatılıyor:

153.Siz o zaman durmaksızın uzaklaşıyor, kimseye dönüp bakmıyordunuz. Elçi de sürekli sizi arkadan çağırıyordu. (Allah) Elinizden kaçırdıklarınıza ve size isabet edene üzülmemeniz için sizi kederden kedere uğrattı. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır.

Daha sonra da siyerde anlatılan kayalıktaki uyku olayına değiniliyor:

154. Sonra kederin ardından üzerinize bir güvenlik (duygusu) indirdi, bir uyuklama ki, içinizden bir grubu sarıveriyordu. Bir grup da, canları derdine düşmüştü; Allah'a karşı haksız yere cahiliye zannıyla zanlara kapılarak: "Bu işten bize ne var ki?" diyorlardı. De ki: "Şüphesiz işin tümü Allah'ındır." Onlar, sana açıklamadıkları şeyi içlerinde gizli tutuyorlar, "Bu işten bize bir şey olsaydı, biz burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti. (Bunu) Allah, sinelerinizdekini denemek ve kalplerinizde olanı arındırmak için (yaptı). Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.

Elmalı yukardaki ayetin tefsirinde siyerde anlatılanları onaylayarak anlamaya çalıştığımız uykunun ilahi niteliğine vurgu yapar. Bu basit bir uykuı değildir, ilahi bir uykudur ve gerçekten inanlara verilir, şüpheciler ve münafıkları ise uyku basmaz, korku içinde büzüşüp durular.

İşte bu korku ve keder içinde bulundukları bir sırada idi ki, Allah bir emniyet verdi. Uyuklamaya başladılar. Hazreti Zübeyr demiştir ki: "Korkunun şiddetlendiği sırada ben Peygamber'le beraberdim. Allah bize bir uyku verdi ki, beni uyku basıyordu ve uykum arasında rüya gibi Muattib b. Kureyş'in, "Bize bu işten bir şey olsaydı burada öldürülmezdik." dediğini vallahi işitiyordum". Ebu Talha hazretleri de demiştir ki: "Uhud günü başımı kaldırdım, kimi gördümse kalkanının altında uykudan eğilmiş idi. O gün ben de uyku basanlardan idim, elimden kılıcım düşerdi alırdım. Sonra kamçım düşerdi alırdım". Böyle bir emniyet duygusu Bedir'de de vâki olmuştur. "O zaman sizi, Allah'dan bir güven olmak üzere hafif bir uyku bürüyordu." (Enfal, 8/11) ki bunlar, Allah'dan gelen feyz ve ilhamlar ve ilâhî sükünet cümlesindendir. Bu uyku, normal bir uyku olmayıp, fevkalade ilâhî bir yardım olmuş ve müslümanlar bundan çeşitli şekillerde istifade etmişler. sözünden anlaşılıyor ki, orada bütün müminlere inen bu uyku, hepsini birden bastırmamıştır. Sözün kısası bu askerde iki zümre vardı. Müminler, münafıklar. Müminler, Muhammed aleyhissalatü vesselamın Allah tarafından hak peygamber olduğuna ve sözleri kendi arzusundan olmayıp hak vahiy bulunduğuna kesin şekilde inanmış ve Allah'ın bu dine yardım edeceğini ve bütün dinlere üstün getireceğini de Peygamber'den dinlemiş bulunduğundan, bu kötü olayın, köklerini kesecek bir yok etmeye kadar varamayacağına imanları gereğine kesin ümitleri vardı. Bu sayede o korkulara rağmen emniyetleri yok edilmemiş "Ne kaybettiğiniz fırsat ve üstünlüklere, ne de uğradığınız musîbetlere üzülmeyesiniz." sırrı da tecelli etmiş bulunduğundan, kendilerini uyku tutabilmiş ve bununla bütün bütün sükunet bularak korkuları tamamen kalkmış ve kendilerini toplamışlardı.

Hem Bedir'de hem Uhud'da bir uyku ile karşılaşıyoruz. Bu olay sık sık gördüğümüz gibi sözlü anlatımların yarattığı bir karışıklık mıdır? Bir efsane birden çok olayda yer almış gibi mi anlatılmıştır? Şimdilik benim açımdan bu çok önemli değil. Asıl önemli olan bu uykunun ilahi niteliği.

Hıristiyanlık ve Gnostizm'de uyku konusuna geçmeden önce İslamiyette bu "ilahi uyku" konusunda katkıda bulunacak olan var mı?

Aliminyum 10-07-2007 20:06

Re: Uyku
 
siyak ve sibak sargon. ayetlerin önceki ve sonraki ayetlerle bütünlüğü. çok önemli. ya değilse tefsir usulüne riayetsizlik olur ki bu yüzden de söyleyeceklerimiz sadece kendimizi bağlar.

Meal Elmalı'dan;

9- O vakit siz Rabbinizden yardım diliyordunuz. O da: "Ben işte ardarda bin melekle size yardım ediyorum" diye duanızı kabul buyurmuştu.
10- Bunu da Allah size sırf bir müjde olsun ve bununla kalbleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer ancak Allah katındandır. Gerçekten Allah mutlak galiptir ve hikmet sahibidir.
11- O sırada size, yine katından bir güven ve esenlik olmak üzere bir uyku sardırıyordu, sizi temizlemek, şeytanın vesvesesini sizden gidermek, yüreklerinize kuvvet vermek ve ayaklarınızı sağlam durdurmak için gökten üzerinize yağmur indiriyordu.
12- İşte o anda Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinle beraberim, müminlere sebat verin. Kâfirlerin yüreğine korku salacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, parmaklarına, parmaklarına vurun".
13- Çünkü onlar Allah'a ve Resulüne karşı geldiler. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, bilsin ki Allah'ın azabı çok çetindir.
14- İşte gördünüz ya, şimdilik siz bunu tadın, şu da kesindir ki, ahirette kâfirlere cehennem azabı vardır.

Bu ayetlerin bütününden anlaşılan savaş sürecinde Allah'ın müminlere yardım ettiğidir. Meleklerin gönderilmesi, yağmurun yağdırılması, müminlerin rahatlatıcı bir uykuya büründürülmesi vs.. bunların hepsi inayet-i ilahiyedir.
Bedir Medine'ye 120 km. uzakta, dile kolay 313 mümin asker, sadece 2 at ve 70 deve, binek hayvanlara nöbetleşe binilerek gidiliyor bedir meydanına. 120 km.yi yürüyosun. Kalplerde kısmi bir tedirginlik.Uykunun böyle durumlardaki rahatlatıcı etkisi tartışılmaz. Gece uykusu yeter güpegündüz niye uyuyorsun kardeşim diyemeyiz.

Seyyid Kutup bu uyku olayıyla ilgili bazı şeyler söylüyor;
"Savaş öncesi müslümanları bürüyen uyku hikâyesi ilginç psikolojik bir hikâyedir. Böyle bir şey ancak Allah'ın emri, takdiri ve yönlendirmesiyle olabilir. Müslümanlar daha önce hesaplayamadıkları, o ölçüde hazırlık yapmadıkları bir tehlikeyle karşı karşıya gelip kendilerinin de sayısal bakımdan çok az olduklarını görünce paniğe kapılmışlardı. O sırada birden bire uykuya dalmışlardı. Uyandıklarında içlerini huzur kaplamıştı, gönüllerini güven duygusu sarmıştı. (Uhud gününde de böyle olmuştu. Tekrar paniğe kapılmışlardı. Yine uyku bürümüştü onları. Sonunda güven duygusu doldurmuştu içlerini)."

Yani uykudan sonra kavuşulan bir huzur ve güvenlikten bahsediyor Seyyid Kutup.
Ancak Mevdudi güvenlik ve huzur duygusundan sonra uyuduklarından bahsediyor; Müslümanlar aynı şeyi Uhud savaşı sırasında da yaşadılar (Al-i İmran: 154) Bu her iki kritik durumda da Allah müslümanların kalblerini o denli huzur ve güvenle doldurdu ki, hepsi uyuklamaya başladılar.
Ayetin kullandığı üslup ve kaideler her iki türlü anlaşılmaya da müsait demek ki.

Ali İmran 154 de aynı şeyden bahsediyor. Meselenin temelinde müminlerin uyutulması Allah'ın yardımının bir göstergesidir ve her iki durumda da müminlerin huzur ve güven duygusunu artırıcı etkisi olmuştur.

sargon 10-07-2007 22:33

Re: Uyku
 
Haklısın Aliminyum, amaçladığım şey açısından siyak-sibak önem taşımıyordu. Her iki savaşla ilgili ayetlerde de, siyerlerde ve tefsirlerde de uyku hali Allah'ın onlara yaptığı bir yardımdır. Benim vurgulamak istediğim nokta bu. Yani burda bir çelişki iddiasında değilim. Sadece şunu tespit etmeye çalışıyorum. İki önemli savaş var bu savaşlarda Allah müslümanların üzerine bir uyku hali veriyor. Bu uyku sıradan bir uyku değil, ilahi bir özellik taşıyor. Bu ilahi uykunun özelliği ise aynı normal uykuda olduğu gibi dinlendirmek. Seyyid Kutub buna bir de ruhsal sıkıntıyı giderici olma özelliğini eklemiş. Bu normal uykuda da var gerçi. Herneyse bunları geçebiliriz, sonuç olarak İslamiyette Allah tarafından verilen uykunun niteliğini tespit etmek önemliydi.

Şimdi bir de İncil'e bakalım. Orda da aynı Kuran'da bahsedildiği gibi bir uyku olayı vardır. Ama içeriği farklı bir uyku bu. İçerik tam tersidir. Bir tür sınavdır uyku. İsa havarilerden uyumamalarını ister ama hiçbiri dayanamaz ve uyurlar. Matta İncilindeki Getsemani Bahçesinde yaşanan olaydır bu.

Getsemani Bahçesinde

(Mar.14:32-42; Luk.22:39-46)

36 Sonra İsa öğrencileriyle birlikte Getsemani denen yere geldi. Öğrencilerine, “Ben şuraya gidip dua edeceğim, siz burada oturun” dedi.
37 Petrus ile Zebedi`nin iki oğlunu yanına aldı. Kederlenmeye, ağır bir sıkıntı duymaya başlamıştı.
38 Onlara, “Ölesiye kederliyim” dedi. “Burada kalın, benimle birlikte uyanık durun.”
39 Biraz ilerledi, yüzüstü yere kapanıp dua etmeye başladı. “Baba” dedi, “Mümkünse bu kâse* benden uzaklaştırılsın. Yine de benim değil, senin istediğin olsun.”
40 Öğrencilerin yanına döndüğünde onları uyumuş buldu. Petrus`a, “Demek ki benimle birlikte bir saat uyanık kalamadınız!” dedi.
41 Uyanık durup dua edin ki, ayartılmayasınız. Ruh isteklidir, ama beden güçsüzdür.
42 İsa ikinci kez uzaklaşıp dua etti. “Baba” dedi, “Eğer ben içmeden bu kâsenin uzaklaştırılması mümkün değilse, senin istediğin olsun.”
43 Geri geldiğinde öğrencilerini yine uyumuş buldu. Onların göz kapaklarına ağırlık çökmüştü.
44 Onları bırakıp tekrar uzaklaştı, yine aynı sözlerle üçüncü kez dua etti.
45 Sonra öğrencilerin yanına dönerek, “Hâlâ uyuyor, dinleniyor musunuz?” dedi. “İşte saat yaklaştı, İnsanoğlu* günahkârların eline veriliyor.
46 Kalkın, gidelim. İşte bana ihanet eden geldi!”

Aliminyum 10-07-2007 23:52

Re: Uyku
 
Evet hristiyan.net te bu konuya dair güzel açıklamalar var, hatta İslam'ın da karşı çıkmadığı aksine bir müslümanın da rahatlıkla sahiplenebileceği anlayışlar var.

http://www.hristiyan.net/hhbg/

Kurtarıcı’nın ayartılmaya karşı uyarısı kısmında;
1)Her Hıristiyan, ayartılmaya karşı her zaman dikkatli olmalıdır.
2)“Ayartılmak”, denenmeyi en güçlü ve en tehlikeli şekliyle yaşamaktır.
3)Böylesine bir ayartılma sonucu zarar görmemek için inanlı kişi “uyanık durup dua etmeyi” öğrenmelidir. denilmiş.
Ayartma üzerinde önemle durulmuş, bir nevi ayak kayması, gaflete düşme, Tanrı'dan uzaklaşma gibi ele alınmış ayartma kavramı.

Uyanık olma kısmında ise; "eğer Tanrı’yla beraberliği ihmal eder ve Hıristiyan sorumluluklarının uygulanmasında kuralcı bir yapıya bürünürseniz tehlike yakındır. Uyanık kalmanın gerekli olduğu bir zamandır bu." denilmiş.

Devamında şöyle ibareler var;
"Getsemani’de öğrenciler hem fiziksel hem de ruhsal olarak uykululardı. Peki İsa onlara ne dedi? “Uyanık durup dua edin ki, ayartılmayasınız”. Onlardan birinin acı bir ayartma saatine ne denli yakın olduğunu biliyoruz. Ayartmaya hemen girdi çünkü olması gerektiği gibi uyanık değildi."

"Neşideler Neşidesi 5:28’deki Sevgili, uykuluydu ve kalkıp sevgilisine kapıyı açmakta isteksizdi. Kalktığında ise sevgilisi gitmişti. Onu tekrar bulana kadar çok acı ve üzüntü çekti. Aynı şekilde inanlılar da ruhsal olarak uykulu ve Mesih’le birlikte olmak için kalkmakta isteksiz olabilirler. Bu nedenle acı çekmeleri çok olasıdır bu kişilerin. Bu gibi durumların çoğunda inanlı hiçbir zaman eskiden tattığı ruhsal dinçliği tam olarak geri kazanamaz."

“Uyanık durup dua etmezsek” ne olur? sorusuna karşı 4 tane senaryo sunulmuş. çok uzun, buraya alamıyorum.

" Bu dünya ayartmayla doludur. Ayartılıp mahvolmuş birçoklarının trajik örnekleriyle doludur da aynı zamanda. Bu nedenle Kurtarıcı’nın “uyanık durup dua etmeye” yaptığı çağrıya kulak vermek bilgelik yoludur. Bu çağrı hayatidir. Son olarak şunları düşünün. Belki siz de uyanık durup dua etmeye ikna olabilirsiniz." denilmiş.

Yorumlardan anladığım kadarıyla incil metinlerindeki "uyku" bizim literatürümüzdeki "gaflet" kavramına denkgeliyor ancak sadece manevi uyku değil, fiziki uyku için de elden geldiğince uzak durmak salık veriliyor ki ne kadar fıtrî/yaratılış gereği olduğu tartışılır, ancak sorun o değil.

Ayrıca Tanrı'nın uyuttuğu (Havva'nın Hz.Adem'in kaburga kemiğinden yaratılması meselesi galiba) başka bir olay;

"Ve RAB Allah adamın (Adem) üzerine derin uyku getirdi, ve o uyudu; ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı, ve yerini etle kapladı; ve RAB Allah adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı, ve onu adama getirdi."

Demek ki her uyku gaflet anlamına gelmiyor hristiyanlıkta, ya da Tanrı her uyuttuğunu gaflete atıyor değil.

Sül.6:611'de uyku yine gaflet/tembellik manasına kullanılmış,
"Ne vakte kadar yatacaksın, ey tembel? Uykundan ne zaman kalkacaksın? Biraz uyku, biraz uyuklama, uyumak için biraz el kavuşturma; Fakirlik sana bir uğru gibi, ve yoksulluk sana bir akıncı gibi gelecek.”

Çok uyumak, *gaflete, kalbin kararmasına, basiretin körelmesine vs... sebep olduğu iddiasıyla İslam'ın da hoş gördüğü birşey değil. Ancak uyku aynı zamanda Allah'ın bir nimeti. Diğer taraftan islam bir denge dinidir aynı zamanda, her şey fıtrata yani evrende hakim olan dengeye (sünnetullaha) ne kadar uygunsa o kadar makbuldür, uyku da öyle.

sargon 11-07-2007 02:40

Re: Uyku
 
Aliminyum, konuyla yakından ilgilenmiş olman çok hoşuma gitti. Böylelikle farklı bakış açılarıyla konuyu geliştirme şansımız daha fazla olacak.

Getsemani bahçesindeki uyku öyküsü de aslında pek kolay anlaşılamayacak bir uyku halidir. İsa Petrus'a bir saat uykusuz kalmaya dayanamadığı için kızar. İsa aslında Petrus ve Zebedi'nin iki oğlundan sadece kendisi dua ederken uyumadan oturup beklemelerini ister. Dua etmeleri şeklinde bir ifade geçmiyor burda. Ama uyumadan duramazlar bir türlü. Hem de bu olay üç defa tekrarlanır.

Bu olayı nasıl anlamamız gerekir. Fazla uyumak iyi birşey değildir, miskinlik vb. fiziksel ifadeler ek olarak yapılıyor ama bunlar aslında yukardaki metinlerle direk ilgisi olmayan başka birşey. Burdaki uyku tam da senin dediğin gibi "gaflet" anlamına geliyor. İncil'de sadece Petrus'un uyuması değil, birçok yerde bu anlamda kullanılıyor. Birçok yerde insanlar uykularından uyanmaya davet edilir. Yani "kalkın gaflet uykusundan" gibi bir sesleniştir bu.

Uykunun hıristiyanlıktaki bu kullanımı aslında hıristiyanların pek de hoşuna gitmeyecek olan bir Gnostik ifadedir. Gnostizm'de oldukça derin bir öneme sahip olduğu birçok din tarihçisi tarafından kabul edilir. Aslında burda bahsedilen "uyku" Hindistan'dan Avrupa'ya kadar bütün Avrasya coğrafyasını kapsayan pek gözde bir imgedir.

Yunan mitolojisinde uyku tanrısı Hypnos, ölüm tanrısı Thanatos'un ikiz kardeşidir.

Hinduizm ve Budizm gibi uzakdoğu dinlerinde ise uyku ve hypnos konusunun oldukça önemli bir yeri olduğunu farkediyoruz. Budha "uyanmış olan"dır. İnsan beden gözüyle gerçeği göremez. Gerçeği görmek için "uyanmış" olması gerekir. Buna erişebilmek için dünyevi pisliklerden, hırs ve isteklerden uzaklaşması, yani biz sıradan insanların yaşadığı "uyku" halinden çıkması gerekir. Bu uykudan uyanmanın hedefi de "yokluk" olan ve aynı anlamda "gerçek" olana ulaşmaktır. Nirvana saf bilgiye ulaşmaktır, o noktadan sonra tekrar doğma ihtiyacı olmaz.

Uykuya karşı verilen mücadelenin sembolik bir anlatım olarak birçok dinde yer aldığını görüyoruz. Ancak bu mücadelenin asıl önemi batıni dinsel yapılarda oluyor. Bilindiği gibi batınilik yada ezoterizm "içte kalan, saklı olan" anlamına gelir. Bu yapılarda bir dinsel yapının aşamaları vardır ve insanlar bu aşamalardan bir erginlenme sınavı ile geçerler. Bu erginlenme sınavlarının çok eski örneklerini bile biliyoruz. Mircea Eliade'nin anlattığı biraç örneği ben aktarayım:

"Bazı Avustralya kabilelerinde, erginlenecek adaylar üç gün boyunca uyumamak zorundadır veya şafak sökmeden yatmaları yasaklanır. Meşhur kahraman Gılgamış'ın acınacak kertede başarısız olduğu erginlenme sınavı hatırlanacaktır: Uyanık kalmayı beceremez ve ölümsüzlüğe erişme şansını yitirir. Bir Kuzey Amerika mitinde, bir adam Ölüler Diyarı'nın efendisi, tüm gece uynaık kalırsa, karısını geri götürebileceğine söz verir.Ama iki kez ve ikincisinde yorgunluğunu almak için bütün gün uyuyup dinlendikten sonra da, adam şafağa kadar uyanık kalmayı başaramaz."
(Mircea Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşüncelere Tarihi, cilt 2, sayfa 432)


Gnostisizm bilindiği gibi batıni bir dindir ve hıristiyanların sapkın ilan ettikleri ve erken dönem hıristiyan babalarının en büyük baş belasıdır. Hatta öyle ki Roma kilisesi dışındaki bütün kiliseler bir dönem Gonstik eğilimlidir.

Bunları şunun için anlatıyorum. Daha önce İncil'de yeralan birçok sembolik ifadeyi anlayabilmemiz için daha eski birtakım dinsel inanışları bilmek gerektiğini yazmıştım. Orda kutsal ruh ve bir erginlenme ayini olan vaftiz'i örnek olarak vermiştim. Burda ise Petrus'un uykusu bir başka batıni simgesel özellik olarak karşımıza çıkıyor.

http://sargon.blogcu.com/Hiristiyanligin_Dogusu_1/

Hıristiyanlık bugün artık batıni bir din değil, hıristiyanlık hakkında hiçbirşey bilmeyen biri sadece İncil'i okuyarak onun batıni bir din olduğunu rahatlıkla düşünebilir.

Aliminyum 12-07-2007 00:52

Re: Uyku
 
Sayende uyku üzerinde yeni şeyler öğrenme fırsatı buldum ama bir iki gündür dikkatimi çeken ve üzerinde durduğum her ne kadar zayıf olarak değerlendirilse de Tirmizi'nin naklettiğini duyduğum ve KeşfülHafa'da geçen bir hadis var;

"Ennâsü niyâmü ve izâ mâtû ntebehû"
"İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar."
Bir başka yerde hadisin tam metni; *“İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar. Ancak ölümden sonra uyanabilen kişinin hali ne kötüdür.”

Hadis olsa da olmasa da üzerinde durulmaya değer bir söz.

Gerçi kartezyen dualizmin etkisinden kurtulamamış, her şeyi kategorilendirmeyi pek seven, bilim-din, madde-mana, din-dünya, ruh-beden gibi ayrımları hakikat zannetmiş ve bu zannını kemikleştirerek biçimlendirmiş kişiler için bu tür yorumlar duygusal fantaziden öteye gitmez. Onlar elle tutulur, duyumlarla algılanabilir şeylerin dışında bir varlık alanı da tanımadıkları ve maddenin dışındaki her şeyi enerji ya da metafizik diye geçiştirmekle bu tip şeylere de makul bir açıklama getirdiklerini zannettiklerinden ezberlerinin bozulması çok zor. her neyse.

Füsusta konuyla ilgili şöyle deniliyor;
"Uyumakta olup da eşyayı rüyasında gören bir kimse için gördüğü eşya nasılsa bu hissi alemde, gerçekliği açısından, varlıkta bize o nisbettedir."

Rüyada görülen varlıklar "var" mıdır? İbni Arabi vardır diyor. nasıl ki rüyada gördüklerimize vardır yada yoktur diyemeyiz, bu dünyada ne vardır ne de yoktur.. Rüyada gördüğümüz herşey gibi.. onlar da Vardır ve Yoktur..

Ping-pong masasındaki bir oraya bir buraya gidip gelen top gibi, varla yok arası..

(Bu arada bir reklam arası; Litera Yayıncılık Fütuhat-ı Mekkiyye'yi orijinal metninden çevirip yayınlıyor, fütuhat 37 kitaptan oluşuyor, yayınevi 18 cilt halinde basacakmış, ilgilenenlerin kaçırmaması önemle duyurulur, en azından asıl kaynak)

konu çok uzun, vakit geç, uyku vakti :)

gameover 12-07-2007 01:12

Re: Uyku
 
sevgili Aliminyum,

"İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar"

hayattayken uyanmak gayet mümkün. ölümü bekledikçe belki de onlarca-yüzlerce (sayısını kim bilebilir) hayat boyunca uyanamayacaksın.

"Ancak ölümden sonra uyanabilen kişinin hali ne kötüdür."

böyle bi şey zaten yok. rahat ol. *:D

hayattayken, gözlerimiz açıkken gördüğümüz zihinsel rüya ve rüyalardan uyanmaya bakalım biz.

gerisi için peygambere ihtiyaç yok.

deneyim konuşur. peygamberler sussa da olur.

önünde eğiliyorum dost.

gameover 12-07-2007 01:28

Re: Uyku
 
kısacası gözler açıkken ve uyanığız sandığımız anlardaki rüyalardan uyanmak marifet. uyurken rüyadayız, uyanıkken yine aynı. uyurken resimli rüya, uyanıkken resimsiz kavram rüyaları. açıkçası peygambere bu kadar güvenmeyin derim. huzursuz edebilir ama hakikat için belli bi kaostan geçmek lazım.

sargon 12-07-2007 11:20

Re: Uyku
 
Simdi disardan yaziyorum, o yuzden konuya devam edemeyecegim. Ancak Aliminyumun verdigi hadis ilginc. Zaten bu konunun uzerine gitmeyi dusunuyordum. Uyku"ya Islamiyet oncesi dinlerde verilen ilahi anlami cesitli orneklerle acmayi dusunuyorum. Hatta daha iyisini yapayim, niyetimi ve konuyu getirecegim yeri simdiden soyleyeyim, siz de ona gore hazirlik yapin, karsi mi cikacaksiniz, destekleyecek misiniz bilmem.

Sunu iddia edecegim. Hinduizm, cesitli putperest kultler, batini dinler ve hatta ilk donem Hiristiyanligi ve tasavvuf"da uykuya verilen anlam ile ilk donem sonrasi Hiristiyanlik ve Islamiyette verilen anlam farklidir. Bu iddiayi da sunlarla destekleyecegim. Hiristiyanlik baslangicta aslinda Getsemani orneginde goruldugu gibi batini ekole yakindir. Nerdeyse batinidir bile diyebiliriz. Ancak Gnostisizmin buyuk bir tehlike olarak gorunmesinden dolayi hiristiyan teolojisi gelistirilmistir ve hiristiyanligi batini kokeninden koparip herkesin dini yapmaya calismistir. Gerceken de ilk hiristiyan teolojisinin gelisimi Valentinus, Mani ve Airilus ( ki bunlari ayri bir baslikta tartismaya acmayi dusunuyorum) gibi Gnostik ekolun cesitli kollariyla mucadele ile geciyor. Yani batinilige dusmanlik hrirstiyanligi kendi ilk ozelliklerinden uzaklastirip daha materyalist bir din haline getiriyor.

Materyalist din demem ters gelebilir belki. Bu da baska bir tartisma nokasi olabilir tabii. Bence Islamiyet tamamen materyalist bir dindir. Budizm"de, hinduizmde, gnostiklerde, hatta bircok pagan kultundeki ilahi derinlik Islamiyette yoktur. Hiristiyanlikta da ilk donem metinlerinde olan, yani Incil"de yer alan bircok ifadedeki derinligi yuzeysel ve sig bir bicimde yorumlamistir. Bunun nedeni olarak da sunu ileri suruyorum: Iktidar. Islamiyet, eger ilk 10 yili saymazsak *bastan beri iktidar dini oldugu icin *oldukca materyalist olmustur. Hiristiyanlik icin ise bu sure 300 yil oldu. Konstantin ve ardilllari sayesinde devlet dini haline gelene kadar materyalistlesme yolunda epey adim atmisti zaten. Bu dusuncelerimi ilerde daha detayli isleyecegim. Ancak materyalist din olam ifadesinin yanlis anlasilabilecegini dusunuyorum. Bundan tam emin degilim. Ama tartismlaar icinde anlasilir hale gelir umarim.

Uyku konusunu bu materyalist algilayisa bir ornek *gostermek icin actim aslinda ve tabii devam edecegim daha. Bakalim becerebilecek miyim?

Aliminyum 13-07-2007 04:02

Re: Uyku
 
İslam fıtrat dinidir sevgili sargon. hayalmahsülü ya da ruhun fantezisi olarak değerlendirmeye müsait ezoterik yaklaşımlara İslam'da rastlayamazsın. Asıl yurdunuz olan ahirete çalışın, dünyadan da nasibinizi unutmayın der, Peygamber bu dengeyi gözetir ve oruçluyken kızgın güneşin altında özellikle uzun süredir durup nefsini daha iyi terbiye edeceğini zanneden sahabiyi yanlış yapıyorsun diye uyarır, benim dünyayla alakam bir yolcunun bir ağaç gölgesinde dinlenip yoluna devam etmesi gibidir der, insanda en önemli üç kuvve olan gazap, şehvet ve hamiyet duygularını ifrat ve tefritten korur, ortaya koyduğu kurallarla insanın başıboş yaşasın diye yaratılmadığını ve başıboş yaşayamayacağını açıkça ortaya koyar, İslam Hukuku bugün uluslararası hukuk kongrelerinde kaynağı ve uygulama alanlarına oranla en uygulanabilir hukuk sistemi olarak görülüyorsa bunda bir gerçeklik var demektir. İnsanın işleyişiyle evrenin işleyişi arasında bir uyumsuzluk yoktur, Kılıç keser, ateş yakar, su ıslatır. Sünnetullah böyle tecelli eder, sadeliği, dengeyi tekdüzelikle karıştırıp sonra da bunlara ülfet peyda edip canı, aklı sıkılıp da yeni yeni teoriler geliştirmeye kalkanlar olabilir, olmuş da. Hurufiler mesela, Batınîler, Haşhaşîler, daha bilmem neler, bilmem neler. Hinduizmi, budizmi anlarım, iyice ruhsallaştırılmış, dünyayı üçten dokuza boşamış ruh gibi adamların ruhsal eğlencesi haline gelmiş, şimdi de Batılının canı sıkıldıkça başvurduğu tinsel bir macera nesnesi durumuna sokulmuş. belki başlangıçta her ikisi de hak dindi, kim bilir, Ama pagan kültürlerde ne gibi bir derinlik gördün de İslam'dan bile daha derin zannettin onu anlamadım. Örneklersen sevinirim.

sevgili gameovet; herşey dengelenmiştir diyoruz ya, "ölmeden önce ölünüz" hadisi gerçekten de dünyada da uyanık durulabileceğini gösteriyor. ayrıca öldükten sonra hayatın olmayacağına dair o kadar kesin konuşuyorsun ki ölülerden haber almış gibisin. erdin mi ne oldun?:) deneyimler özelde insanın kendisini genelde ise insanlığı iyi bir yerlere götürseydi bugün dünyanın hali bu olmazdı. demek ki deneyim yetmiyor, tam aksine bazen yanıltabiliyor.

13-07-2007 09:49

Re: Uyku
 

Sevgili Sargon ;

Yeryüzünde tarihin de kayıt ettiği gibi, hem *insanlığa hem de anlayışıma göre ,dinsel anlayışa da en büyük zarar teolojik küstahlıklar yüzünden gelmiştir. Yer yüzünde var olan dinlerdeki hizipçi geçmişin inatçı bir özelliği, din adamlarının sahip olduğu baskın rol olmuştur. Meydana çıktıktan sonra tartışılmaz kurumsal otoriteyi kurmuş kutsal metinlerin getiricilerinin yokluğunda din adamları zümresi, İlahi amacın yorumu üzerinde özel bir denetimi kendilerine mal edip sahiplenmeyi başarmışlardır.

Maalesef ki bunun uzantısı olarak da zaman içinde ilahiyat, geleneğe temel oluşturan ilahi öğretilere koşut gibi görünen, ancak ruhunda ona tam zıt nitelikte bir otoriteyi her bir büyük dinin tam kalbinde bina etmeyi başarmıştır.

Öğretilerin ruhuna zıt nitelikteki otoritenin dinlerin kalbinde binasının başarılabilmesine örnek olarak ;
Hz.İsa’yı çarmıha gönderenlerin Hahambaşı (Veya o devirde başkahin ve yardımcısı da diyebiliriz.) Hanna ve yardımcısı Kayafa.
Hıristiyanlıkta ise Airus ve benzerlerinin varlığına rağmen toplanan İznik konsilinde Roma imparatoru Konstantin’in gölgesi oldukça büyüktür.İznik konsilinden sonraki Hıristiyanlığın konumu ve yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır durumları.
İslamiyette ise İster Hz.Muhammed’in ölümünü müteakip ister 4.Halife Hz.Ali’nin ve soyunun başına gelenler ile İslam Din’inin kalbi sayılan Halifeliğin kimlerin eline ve nasıl geçtiğini ve sonrasında “Fıtrat’a” ne kadar uygun işlediğini !!! bilmeyenimiz yoktur sanırım.
gösterilebilir.

Bu tür kalplerin o vücudun gelişmesi esnasında ne tür ve nasıl kan pompaladığının şahidi olarak yaşamın kendisi ile tarih yeter herhalde.

Aslında konu uyku idi. Bağlamaya çalışayım

Sevgili A.Einstein: “Dünya kötülük yapanlar yüzünden değil,oturup seyirci kalanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.” * Diyor.
Yani toplumlar yapılanlara karşın uykuda olmasalar tarihte şahit olduğumuz,insanlık adına dinlerin kalplerinden çıkan bir çok kötü şey “İnsan fıtratından kaynaklı” yapılabilir miydi acaba ? diye düşünmeden edemiyor insan.
Ancak sevgili William Shakespeare de diyor ki : “Hiç kimse,duymak istemeyen biri kadar sağır olamaz.”

Ne hazindir ki bu söz ilahi öğretilerde benzetme yapılan şu sözlerle paralellik taşımakta :
“Onların gözleri vardır görmezler ve kulakları vardır işitmezler.”
İnsan fıtratı bu olmasa gerek

Bir inanan olarak inancım çerçevesinde “Her insan yaratıcının isim ve sıfatlarını yansıtma kapasitesi bahşedilerek yaratılmıştır.” “Yaradan her insanın ruhunun özüne Kendi isim ve sıfatlarının tamamını dönmüş ve bunlardan birinin mutlaka ondan görünmesini istemiştir.” *Diye inanıyorum.
Bu sözlere binaen de çevremi gözlemlediğimde çok net görebildiğim bir şeyler var.
Bazımız cömert,bazımız insaflı,bazımız merhametli,bazımız adil,bazımız görücü,bazımız duyucu,bazımız sabırlı,bazımız vasi vb.vb *gibi.

Sevgili Mevlana’nın şu rubai’si sanki bunu teyid ediyor gibi:
“Canında bir can var, o canı ara...
Beden dağında bir mücevher var, o mücevherin madenini ara...
A yürüyüp giden sûfî gücün yeterse ara;
ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara...” (Rubâîler, 205)

Acaba diyorum fıtratta var olan bu mücevherler ortaya çıkmayınca mı dünya bu hale mi geliyor ?

Ve acaba diyorum bizlerin imtihan diye düşündüğümüz şey ;İçimizdeki var olduğuna inandığım İlahi mücevherlerin tıpkı ;Bir mumun içinde bulunan ışık verme potansiyeli gibi ise ve bizler eğer bunları ortaya çıkarabilme çabalarına “Fitili yakmak” diyebilirsek,fitili yaktığımızda,mumdaki var olan ışık verme potansiyeli,potansiyellikten çıkıp nesnel hale geçebilme haline erişme durumu dediğimiz kavrama verdiğimiz bir isim mi ?

Bu benzetme ile fitili yakılmadıkça kendinde var olan ışığı veremeyecek olan mumun, fitilinin yakılmaması haline, başlığın konusu olan “Uyku” denilebilir mi ?

Konuyu çok büyük bir merak ve ilgi ile izliyorum.
Sevgili Sargon umarım yazının içeriğini bozmamışımdır.

sargon 13-07-2007 13:53

Re: Uyku
 
Sevgili psiko, konunun içeriği bozulmuyor, ben de konuya yapılan her katkıyı ilgiyle okuyorum. Sadece zaman sorunundan dolayı konuyu yeterince hızlı işleyemiyorum. (Sevgili kızımız yine işbaşında, bilgisayarı ele geçirince yazıyorum.) Söylediklerine dair bir iki şey söylemek isterim. Gerçi yazdıkların biraz karmaşık gibi geldi ama anladığım kadarı ile şu konuda aynı fikirdeyiz.

Söylediklerini şöyle anlıyorum: İlahi öğretiler devlet yönetimine yada bir şekilde iktidara soyunduklarında asıl öğretilerine ters bir yapıya bürünüyor ve her türlü vahşeti uygulayabiliyorlar. Bunun insanın fıtratı (karakteri, doğası, yapısı) ile uygun olup olmadığı tartışmalıdır.

Aslında sevgili Aliminyum'un söyledikleri ile birlikte bunu tartışabiliriz. Sadece Aliminyum'a göre değil, bildiğim kadarıyla bütün İslam dünyasının en önemli iddialarından birisi İslam'ın insanın yapısına uygun olduğu iddiasıdır. Bu konu birçok din ve ideoloji için tartışılmıştır. Örneğin sosyalizm insanın doğasına uygun olmadığı iddia edilmiştir. İnsan doğası gereği hep daha fazlasına sahip olmak ister ve eşitlik istemez denir. Bu "fıtrat" meselesi bence oldukça subjektif. Nasıl ölçeceğiz bunu. Çünkü insan yapısı da aslında statik değildir. Bir toplumda ihityaç sayılan şeyler başkasında sayılmayabilir. Aborijinler üzerine bir kitap okumuştum. Adamlara Avustralya devleti ev veriyor, kapılarını bahçesinde yakıp dışarda yatıyorlar. Onlar için ev ihtiyaç değil yani. "İnsan fıtratı" besbelli, apaçık birşey mi? Değil.

Yine de kabaca şu iddia edilebilir. Benim materyalist dinler dediğim, yani İslamiyet ve ilk döneminden sonra teoloji ile birlikte gelişen hıristiyanlık anlayışı "fıtrat"a uygundur. Olmasaydı bu kadar büyüyebilir miydi? Eğer insan fıtratı daha büyük devletler kurmak, daha sağlam iktidarlar, krallıkların büyüyebilmesi için binlerce insanın öleceği savaşlar, bir tarafta yüzlerce kadından oluşan haremler, diğer tarafta bir somun ekmek için birbirini öldürebilecek hale getirilmiş insanlar ise bütün bu iktidar dinleri pekala "fıtrat"a uygunlar. Eğer uygun değillerse ya iktidarlar tarafından değiştirilip adapte dilirler ya da birer "zındık" olarak düşman kabul edilirler.

"Fıtrat"a uygun olmayan dinler hangileridir dersek, kolaylıkla "zındıkları" sayabiliriz. Örneğin Hıristiyanlıkta Gnostik mezheplerin hepsi en büyük zındıklardır. İslamiyette "aleviler" zındıktır. Aslında "tasavvuf" da zındıktır. Paganizm her iktidar dini için kesinlikle zındıklıktır. Bunlar fıtrata uygun değildir. Fıtrat, iktidar demektir.

Uyku konusuna giremedik ama aslında uyku sadece bize bu tartışmayı açması açısından bir araç olduğu için bence gidişatımız yanlış değil. Ne olsa daha çok uyuyup uyanırız.

13-07-2007 15:55

Re: Uyku
 

Sevgili sargon ;

"İlahi öğretiler devlet yönetimine yada bir şekilde iktidara soyunduklarında asıl öğretilerine ters bir yapıya bürünüyor ve her türlü vahşeti uygulayabiliyorlar."
Birebir aynen böyle düşünüyor ve bunu diyorum.

Her ne kadar yaşamda oluşan olaylara bakılarak işte bunlar insanın doğasında var olan doğal halin hayata yansımalarıdır ve buna fıtrat denir diye tanımlama yapılırsa,bu tanım bizim fıtrat tanımımızla pek uyuşmaz.

İnsan denilince benim aklıma "Anne karnında embriyo iken İlahi dünyalardan gelen ruh ile buluşan" Embriyo ve ruh denen ikilinin birlikteliğine verilen ad gelir.
Fıtrat;Yaratan tarafından bu ikiliden ruhun özüne, yaratıcının Kendi isim ve sıfatlarının tamamının kayıt edilmiş halidir bize göre.(Esma ül Hüsna denilen şey var ya o)
Fıtrat'ta varolan şeyler negatif değil pozitif davranışlarda açığa çıkan davranışlardır.
Negatif olan davranışlar,bu ikiliden bedenin istemlerinin dışa vurumudur.

Bizim fıtrat tanımlamamız bu şekilde olduğundan biz "Fıtrat" diniyiz diyenlerle pek aynı düzlem üzerinde durarak konuyu irdelediğimiz söylenemez.
Bu anlamda fıtrat'ın ne olduğu konusunda ortak bir tanım ortaya konulabilirse,bana çok daha etkin bir tartışma olabilir gibi geliyor.

sargon 13-07-2007 21:47

Re: Uyku
 
Uyku konusunda Gnostiklerin yaklaşımları Matta İncilinde geçen Petrus'un uykuya dalması konusunu anlamamızı sağlayacaktır diye düşünüyorum. Gnostiklerde anlatımlar imgelerle doludur. Yeni Ahit'i eline alıp okumaya başlayan biri de çok sayıda imge ve masalsı anlatımla karşılaşır. Anlatım tarzının Eski Ahit'ten de Kuran'dan da farklı olduğu hemen dikkat çeker. Bu farklılığın nedeni eszoterik/batıni köken olmalı. Bir süre ezoterizmle uğraşacağıma göre bu konuda internette bulduğum iki ezoretizm sitesinin adresini vereyim hemen.

http://www.ezoterizm.8m.com/icindekiler.htm
http://www.hermetics.org/anasayfa.html

Gnostiklerin bilinen en geniş kitap serisi 1950'lerde Mısır'da bir kazıda ortaya çıktı. Nag Hammady kütüphanesi denen bu kitaplar setinde 13 kodekste toplanmış 1000 sayfadan fazla tutan metinler var. Bunlardan Hakikat İncili adındaki metin, Valentinus'un görüşlerini özetliyor. Valentinus'u belki de ilk "zındık" diye nitelemek abartılı olmaz. Başlangıçta hıristiyan grubun içinde iken sonradan farklı bir tutum alır.

Gnosis, bilgi demektir. Hakikat İncili'ne göre Gnosis'e sahip olan kişi, "sarhoş olduktan sonra yeniden kendini toparlayan ve yeniden kendine gelip, özünde onun olanı yeniden açıklayan bir kişi"ye benzetilir. (Eliade, agy. s 432) Burdaki "sarhoşluk" uyku ve bilgisizlik anlamına gelir. Gnostik edebiyatta bellek yitimi, uyku, sarhoşluk, bilgisizlik, tutsaklık gibi terimler ruhen ölmeyi anlatan ifadelerdir.

İsa, Petrus'a işte bu yüzden kızar. Petrus "gerçek"i görememekte, bilgisizlik içinde kendi özünde olandan (kutsal olandan da diyebiliriz) yaşamaktadır. Aslında Gnostik kavrayışı az çok anlayan birisi bana göre İncil'in mesajlarını çok daha kolay anlayacaktır.

Burda Valentinus'un İsa'dan 100 küsur yıl sonra yaşadığı, dolayısıyla onun teolojisinin İncil metinlerini etkileyemeceğini unutmayalım. Elbette ki İncil metinlerindeki ifadelerin kaynağı Valentinusçuluk değildir. Ancak Gnostik felsefe çok daha uzun bir zamandan beri vardır. Ben burda uyku konusunda Gnostik yaklaşımın elimizdeki bir örneği olduğu için Hakikat İncili'ni verdim.

sargon 19-07-2007 13:01

Re: Uyku
 
Aliminyum'un bir sorusu acikta kalmisti. Konuyu degistirince araya kaynadi. Hakli olarak diyordu ki, hadi Hinduizmi Budizmi falan anladikta paganizm'de ne gibi bir derinlik buluyorsun?

Paganizm yani putperestlik aslinda diger dinlerin babasi olarak hepsindeki derinligi icinde tasir. Soyle basit bir ornekle aciklayayim. O kadar kutsal taslar uzerine yazdik. Insanlar neden basit bir tasa tapar? Aslinda sadece bunu dusunmek bile bizi paganizm'deki derinlige goturebilir. Ama tek tanrili dinler konuyu basitlestirip, karikaturize etmislerdir. Dolayisi ile ortada hicbir ilahi derinlik birakmamislardir.

Donelim tasimiza. Insan neden bir tasa tapar? Yada bir agaca tapar? Yada suya tapar? Hic bilmedigin, ne mantik sureci ile ne deney yoluyla varamadigin bir tanri dusuncesi yerine ortada olan, doganin bir parcasi olan, hayat veren seylere tapmak anlamsiz midir acaba? Yada hangisi daha anlamsizdir? Aslinda paganlar da tasi, suyu, agaci vb. tanrinin yada tanrilarin bir sembolu olarak kabul ediyorlardi. Eger bulamazlarsa kendileri yapiyorlardi.

Insanlarin basit, kendiliginden duygulari onlari birseyleri fazlaca sevmeye, giderek tapmaya goturebilir. Bu gayet dogal. Ben de bazen bir irmaga bakar ve gercekten tapilacak kadar guzel oldugunu dusunurum. Iktidar digerlerine bir takim seyleri kabul ettirmekle baslar. Ben etrafimdaki 3-5 kisiye bir dusunceyi kabul ettirirsem basit, kucuk bir iktidarin yolunu acarim ornegin. Insanlarin basit, kendiliginden olusabilen inanclarinin yerine iktidara sahip olmak isteyenlerin dusuncelerini yerlestirebilmek iktidar olmanin baslangici demektir.

Tanrilar bu yuzden baslangicta cok sayida idi ve her kabilenin bir yada birkac tanrisi vardi. Kabilenin bir reisi bir de tanrisi vardi yani. Buyuk devletler kurabilmek icin bu tanrilarin birlesmesi gerekiyordu. Israilin tarihinde bunun nasil oldugunu biliyoruz. Iste bu yeni tanrinin sirri bilinmez, hikmetinden sual olunmazdi. Bu tanrilari anlamak icin mantik gerekmiyordu, sadece inanmak gerekiyordu. Insanlarin yaraticiligina da sinir konmus oluyordu boylece. Bu yeni tanrinin gorevlendirdigi bir takim adamlar oluyordu ve bunlar ya kral ya halife falan oluyorlardi.

Tek tanrili dinlerin derinligi iktidarlarin herseyi bilen oldugunu kabul etmekten ote gecmez. Ancak onun belirledigi sinir icinde oyun oynanmasina izin vardir.

Bir baska acidan da bilimeyenin genellestirilmesidir dinler. Insanlar en kolay bilinmeyenle zaptu rapt altina alinirlar. Irmagin sirrini bilmeyince ona tapilir, gunesin sirrini bilmeyince ona. Ay sulari yukseltip alcaltir, aya tapilir. Insanlar bilmediklerine tapmislar, bunlari birilerinin yapmis oldugunu dusunmusler. Tek tanrili dinler bunu tek bir bilinmeyende toplamislar. Boylelikle karisiklik ortadan kalkmis, isler basitlenmis, butun nedenler sirri bilinmeyen tek nedene indirgenmistir. Iste derinligin kaybolmasinin en belirgin nedeni.

Aliminyum 19-07-2007 15:11

Re: Uyku
 
demek ki zanlar, kesin bilgilere göre daha derinlik sahibi oluyor söylediklerine göre sevgili sargon. Neyse amacım uzayıp gidecek bir kavram tartışması açmak değil. Herkesin derinlik anlayışı kendine. beni ilgilendiren İslam'ın ucuz ezoterik anlayışlara pabuç bırakmadığı ve maddi serveti, herhangi bir elit tabakayı (düşünsel ve kişisel bazda) iktidar denilen hakim örgütlenmelere geçit vermediği gerçeğidir.

sargon 19-07-2007 15:36

Re: Uyku
 
Aliminyum bir seyi derin bulmak zaten zandir, yani . Senin de Islami derin bulman bir zan.

Ben sana zannimin nedenini acikladim. Islam'in neresi iktidara pabuc birakmiyormus ki. Islam tepeden tirnaga iktidar dinidir. Elit tabaka yoktur dogru, ama bu iktidar dini olmadigini gostermez.

Ezoterizmin ucuzlugu da senin zannin. Bence Islamiyetten on kat daha zengin.

Aliminyum 20-07-2007 01:00

Re: Uyku
 
İslam'ı derin bulduğumu iddia etmiyorum. "İslam'ın derinliği" gibi bir ifade etrafında tartışmam. Çünkü bu bizim dışımızda zaten belirlenmiş olan birşeyi sonradan kendimizin belirlemeye kalkması demek olur ki eski ama eskimeyen bir ifadeyle mahiyet-i eşyanın tağyiri, Yani objelerin mahiyetinin değişmesidir. (Ama bu değişim bizim gözümüzdedir, eşyanın mahiyeti kendi zatında değişecek değil.) Anlatmak istediğim gerçeklik anlayışımızı çoğu zaman zanlarımızın belirlediği. Bu belirlemeye doğrudur-yanlıştır demiyorum, diyemem de. Belki doğrudur. Doğru zannettiğimiz şey gerçekten doğru olabilir. (İnanmak ile zannetmeyi aynı anlamda kullanmıyorum.Etimolojik tartışmayı başka yerde yaparız) Çünkü iç içe giren o kadar çok mevzuyu birbiriyle belli bir disiplin içinde ilişkilendirmezsek *düşüncemizin sonunun bizi nereye götüreceğini ve hatta nerede bıraktığını bile kestiremeyiz. "Bir ırmağa bakar ve tapılacak kadar güzel olduğunu" zannetmek de ırmak mı güzeldir yoksa güzellikten pay almış bir ırmak mıdır diye uzatır gideriz. Nerede duracağını bilmeyen akıl akıl değildir. Bir yere kadar gider sonra dikine giden yol dairesel bir hal alınca geri dönüşü bile ileri gidiş zannedebiliriz, ki bu tip zanlarımız çok. Her neyse.

Evet yanıldığım bir yer var, acele hüküm verdim. İslam'ın iktidar dini olmadığına dair. İktidar kavramından ne anladığımızı belirlemeden böyle acele bir hükme varmamalıydım, haklısın. İktidardan kasıt sürüleri güden menfaat örgütlenmesi şeklindeki belli elit bir grup mudur yoksa insanların bir arada belli bir disiplin içerisinde yaşamasını sağlayan doğaçlama ya da vaz'edilmiş kanunlar, töreler vs...midir? Eğer menfaat örgütlenmesi şeklindeki elit bir grup ya da bir ideolojiyi anlıyorsak işte bu İslam'da yok. Yönetim hiç kimsenin babasının malı değildir. Şûra, meşveret, biat edilecek olan imamı, halifeyi vs.. adı ne olursa olsun yöneticiyi seçer o da (Bu işi meslek ve saltanat haline getirmeden, yaptığı iş karşılığında zerre kadar maddi ücret almadan, yaptığı işin nüfuzunu kullanmadan-bunlar zorunlu şartlardır-) İslamî hükümleri adaletle uygulamaya çalışır. Gün gelir Fatih Sultan Mehmet sanık, bir yahudi de müşteki durumunda aynı hakim/kadı karşısında ifade verir, bir kadı Yıldırım Bayezid'in şahitliğini bile kabul etmez, işverenin birisini işçisinin ücretini zamanında vermedi diye sopayla da cezalandırabilir vs... bu örnekler uzar da uzar. Ama iktidar toplumsal bir disiplin için gerekli olan doğaçlama ya da vaz'edilmiş kanunlar, örfler vs... ise onun gerekliliği tartışılmaz bile. Anarşizmden medet umuluyorsa o başka.İktidarın tek sahibi Allah'tır ve devlet başkanı/emir/imam/halife adı ne olursa olsun, kamu hizmetlerinin takipçisi ve denetleyicisi hükmündedir. Yetkisi ise kendisine verilen kadardır, kendi yetkisini kendisi artıramaz bile.

Ezoterizm için fıtridir diyemiyorum, yani İslam dışı literatüre göre, doğaldır ya da eşyanın tabiatine münasiptir diyemiyorum. Bu yüzden ucuzdur çünkü gerçekliği sabit değildir. Meşhur kıssadır; Bayezid Bestami hazretlerine "falan adam uçuyor, su üstünde yürüyor, bir sürü kerametleri var" falan dendiğinde "kuşlar da uçar, balıklar da yüzer, o kişi istikamet üzere midir, ona bakın" cevabını verir. İşte şaşmaz ölçü budur. Ya değilse Peygamber, yüzlerce mucizesini ispat-ı nefs kaygısıyla değil, davasının delili olarak sunmuştur. Bu yüzden bir Müslüman Peygamberin mucizelerine bile akıl sır ermez sırlı olaylar yerine bürhan olarak bakar ve hatta bunlardan daha çok Peygamber'in ubudiyetine, dünyalık işlerdeki uygulamalarına dikkat eder. Etmesi gereklidir çünkü öğreti bu yöndedir.

Ezoterizmi İslam tasavvufuna yamamaya çalışan akl-ı evvelleri kâle alacak olursak, İslam'ın, insanın kalp ve ruh hayatına verdiği önemi çarpıtmak, işi sulandırmak, fantezilere dökmek gibi şeyler olduğunu söyleyebiliriz. Tasavvuf ezoterizmden fersah fersah uzaktır.

kandil gecesi amma uzattık ya. neyse hayırlı geceler.

Neva 16-04-2013 21:26

Uyku ile ilgili bir baska onemli kistas da Tanah'taki yaratilis bahsinde, derin bir uykuya dalis ve bu esnada Tanri'nin, kaburga kemigini alip ondan esini yaratmasidir.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:37 .