![]() |
Pkklılar siyasete girecekmiş. Çerceve yasa.!
Kamuoyunda çerçeve yasa teklifi olarak bilinen 12 maddelik Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AKP Grup Başkanı Abdullah Güler ile DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğuları ve Tuncer Bakırhan'ın da aralarında bulunduğu 360'a yakın milletvekilinin imzasıyla TBMM Başkanlığı'na sunuldu.
Teklife göre, terör örgütü PKK/KCK'nin silah bırakmasının güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi gerekecek. Teklif, örgüt üyeliği, yardım ve propaganda suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen bazı suçlar için soruşturma, kovuşturma ve ceza infazlarının ertelenmesini öngörüyor. Kasten öldürme suçu ile 1 Haziran 2005'ten önce işlenen müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar ise kapsam dışında bırakılıyor. AKP'Lİ GÜLER'DEN "SİYASİ YASAK" AÇIKLAMASI Yasa teklifine göre; ceza davaları 5 yıl ertelenen PKK'liler 2 yıl geçtikten sonra siyasi partilere üye olabilecek, aday gösterilebilecek. Düzenlemenin uygulanması Milli Güvenlik Kurulu'nun PKK/KCK ile bağlantılı yapıların feshedildiğini ve silahların tamamen bırakıldığını tespit etmesi şartına bağlanıyor. Teklife göre, kasten öldürme suçu işleyen hiçbir biçimde kanundan faydalanamayacak. 2005 öncesinde ağırlaştırılmış müebbet ya da müebbet hapis gerektiren bir suç işleyenler de kapsam dışında olacak. Ancak bu tarihten sonra söz konusu cezaları da gerektiren suçları işleyen, örgüt yöneticileri ve üyeleri, kasten öldürme suçu işlememişlerse kanundan faydalanabilecek. Cezaları ya da dava ve soruşturmaları ertelenenler siyasete de oluşturulacak kurul kararıyla dönebilecek. Ceza ve davaları 5 yıl ertelenenler iki, 10 yıl ertelenenler üç yıl geçtikten sonra kurul kararıyla siyasi partilere üye olabilecek, aday gösterilebilecek. https://www.cumhuriyet.com.tr/siyase...eklifi-2526734 Silah son çaredir. İnsanların silaha sarılmasının nedeni, sözlerin/eylemlerin etkisiz kalmasından dolayıdır. Pkklılar, sözlerinin/eylemlerinin etkisiz olduğunu düşünerek, yani siyasete güvenmeyerek silaha sarılmışlardır. Bu insanlara ''Yaptığınız şeyden vazgeçin, gelin beraber siyaset yapalım'' demekte neyin nesidir?! Yaptıkları şeyden emin olmasalar, zaten dağa çıkmazlar. Haklı olduklarına inanmasalar, silaha sarılmazlar. Zaten ''Yaptığımız hiçbir şeyden pişman değiliz'' diyorlar. Teröriste siyasetin yolu açılmaz. Trajikomik bir durum bu. Bugün bu yapılanları, yarın bir başka terör örgütü, mesela Fetöcüler işaret ederek; ''Biz de çok üzgünüz, biz de siyaset yapmak istiyoruz'' derlerse ne olacak? Ya da Işid'liler.! |
|
"Yaptıkları şeyden emin olmasalar, zaten dağa çıkmazlar. Haklı olduklarına inanmasalar, silaha sarılmazlar."
Evet ve silah haklı ve haksızı belirleyen bir ölçüt de değil. Ancak haklı ve artık mümkün olduğuna inanan da, silahı bırakabilir... Bunun temeli, doğru bir yurttaşlık yasasıyla mümkün olur ve insanalr yasa dendiğinde tanım anlıyor, yanlış, eşit hak ve hürriyetlerdir esas alınması gereken. IŞİD gibi yapılar örnek verilemez... Bu tür konularda örnek verilmesi gereken Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, Filistin Kurtuluş Örgütü, Türkiye Milli Kurtulıuş Cephesi, Osmanlı halkının devlete de karşı gelerek oluşturduğu silahlı direniş cephe ve cemiyetleri, Köroğlu v.b. kıyaslanır... Kaldı ki militarist bir devlet düzeninde silaha sarılanın kim olup, olmadığının da aslında belirgin bir kriteri yoktur. Herhangi halkın, inancı, kültürü, dili veya görüşü üzerinden A.) Psikolojik Baskı Kurmak. B.) Kendi inancı, kültürüyle yaşamasına olanak vermemek C.) Kabullendirilemediği şartlarda zoraki asimilasyon projeleri yasaklamalar, ret-inkar D.) Sosyal, ekonomi-politik, hukuki yaptırım ve yasaklar E.) Fiziki ve askeri, kolluk güçleri eksenli baskı, faşizm, şiddet ve yıldırma politikaları(TERÖR) Türkiye'nin 100 yıllık politikası zaten terör politikasıdır, burada ne haklısı ne de haksızı tartışma konusu bile değil, bu tarz bahane üretimleri, ülkenin hak, hukuk, demokratik ve modern sosyal normlara yakınlaşmasına engel olmak, önünü almak için yapılıyor(manipülasyon).. Şunlar, bunlar, onlar diye bir ayrım olamaz... Temelde yatan sorun budur ve çözülmesi gereken de budur... Yukarıdaki maddelere maruz kalan her halkın kendi kaderini tayin, kendi varlığının kabulü, baskı, şiddete maruz kaldığında da isyan, direniş ve kendi kültürünü yaşam koşullarını sağlama, isteme, talep etme ve savaşma hakkı vardır, T.C de böyle kuruldu. Bu A, B,C,D,E,F,G...Z'ler şeklinde ne ayrıcalıklı kılınabilir ne de ayrıştırabilir, meşrudur... Burada Türk, Kürt, Ermeni, Filistinli, yahudi v.b. ayrımı olamaz, kültüründen hareketle baskı, asimilasyon, ötekileştirmeye veya işgale maruz kalan kimler olursa olsun birlikte yaşama talebinden, direniş, mücadele, savaşa değin meşrudur(bunun hangi yola mecbur kaldığını koşullar belirler. Hak, hukuk, siyaset alanı ve diplomatik çözüme yanaşılmıyorsa, geriye ne kalır?)... 100 yıllık resmi devlet yalanları, provokasyonlar ve terörü sürdürülmemelidir, bunun sosyal, toplumsal, ekonomi-politik yıkımının oluşturduğu tahrifat, mankurtlaştırılıp siyasete meze edilen ırkçı, dinci artık her neyse onların absürt psikolojik hastalık, saplantı, cehalet, yobazlık ve bir gulyabani hissiyatından daha ağır ve ülke, coğrafya, insan gibi yaşama normları daha değerlidir. Gerisi hikaye, ama lanet olsun ki, AKP+MHP dönemine, kleptokratik faşizm döneminde bir yığın ayak oyunlarının, entrikaların döndüğü sürece denk geldi-getirildi... Şu forumlarda evrimi, biyolojiyi, canlıları, maymunu, ortak atayı her şeyi konuşuyoruz, ama 500 yıl geride kalmış çağdışı ırkçılık, dincilik konu oldu mu zinhar sıkıntı oluyor, nedir yani, sonuçta mal belli, insan... O halde bu tarz yapay ayrım, afyonlar neden, nasıl üretiliyor, o da basit, belirli bir azınlığın çıkarları, ama bu öyle fiziki, organik olarak şahsi bir konu değil, bir kaç bin yıl süre gelmiş, efendi, köle, ağa, maraba, derebeyi, serf v.b. ilişkisiyle ete kemiğe bürünmüş ve her dönem azınlığın haksız çıkar ve asalaklığını, dünyayı kendilerine cennet, diğerlerine cehennem yapacakları silahları, araçları bulmuşlar. Milliyetçilik, ırkçılık, dincilik, aidiyetçilik, gerçek siyaset, akıl, bilim, ekonomi-politikte bunlara yer yok, gerçekten yok, bunlar siyasetin değil, belirli bir azınlığın menfaatinden doğan sürü psikolojisi, hamaset, zübük siyaseti malzemeleri(siyaseten hiç bir derinlikleri, hayatın bütününe dair kapsama alanları dahi aşırı sınırlı)... |
Halkların kendi kaderini tayin hakkı en büyük haklardan biridir. Ancak bu hakkı emperyalizm tayin ediyorsa bu hak değil, işgaldir. PKK'ye veya diğer örgütlere bugünkü iktidar tarafından verilen, verilmekte olan haklar da tam da budur, emperyalizmin tayin ettigi haklardan ibarettir. Hani bugünkü iktidar ve iktidar ortakları emperyalizmin işbirlikçisi olmasaydı ve bu bir "böl-parçala-yönet" emperyal proje olmasaydı olaya hümanist bir yaklaşımla bakılabilirdi. Ama burada bir zaferden bahsedilecekse bu hakların zaferi değil, doğrudan emperyalizmin ve işbirlikçilerin zaferidir.
|
Alıntı:
Bu tarz bilinçten, içerikten ve asıl, gerçek tanımlarından yoksun (sanki 2 futbol takım ve emperyalizm de öteki futbol takımıymış gibi), emperyalizm sanki ekonomi-politik, sermaye esasına dayalı değil de, bir çeşit siyasi aidiyetçilikmiş gibi propagandalar aldatmak için yapılıyor... Emperyalizm dümeninde yüzyıl geçirecek denli işbirliği içinde olan öncelikle T.C. değil mi? O halde? Kaldı ki anti-emperyalist birisi sınıfın, halkın, toplumun birliğinden yana olur, emperyalizmin en temel kullandığı türden ayrımcı, ötekileştirici böylece bölücü mankurt siyasetine prim vermediği gibi, sözde bahanelerle savunma eğilimine girmez. Burada bahse konu olan özelde şunlar veya bunlar değil, basit, ekonomi-politik, bilimsel gerçeklerdir. Emperyalizm denilen sanki hikmetinden sual olunmaz ve her türlü bahanede kullanılacak bir çeşit ilahi tanrı gibi görülüyor. Çok garip, emperyalizmden söz edenler hem kapitalizm, emperyalizmi bilmiyor hem de ayrımcı tavırları ve pratikle davet edip baş köşeye oturtmuş olduklarını bilmiyor... (Tamam belki detaylar bizi sıkıyor veya yeterince anlamak istemiyoruz, onlarca farklı inancın, çeşitli kültürlerin bir arada yaşadığı gelişmiş ülkelerde ise nedense ne ateş ne de dumanı var. Hatta hepsinde aynı sorun olsaydı bile sorunun kaynağı belli, belirli bir azınlığın çıkarları uğruna toplumları, halkları ayrıştırıp, anti-laik biçimde parçalamış olmaları, öncelikle ne emperyalizmi ne bilmem nesinden söz ediliyor? Aslolan asıl kaynağı görmek... Elbette bazı istisnalar da olur ancak Türkiye'nin durumu, uzun erimli tarihsel süreci ve uzun erimli devlet merkezli, yani resmi hak, hukuk, baskı, şiddet, tanımamazlık ve yüzyılları bulan birlikte yaşamış toplumlar gerçeği durumu, anlık gelişen ve salt bir noktada siyasi olarak yoğunlaşma, provokasyon koşullarında mümkün olan istisnalar kapsamına girmiyor) "Halkların kaderini tayin hakkı" konusu son çaredir("birlikte yaşamak" öncelikli olmalı) ve çeşitli diplomatik ilişkiler v.b. şerh olarak öne sürülemez, bu siyasetten bağımsız bir haktır ve önce hak ve hukuk tanımayı öğrenmek gerekir -ki adı anılan cilalı, içi boş tanımlanmış emperyalizmden de kurtulma yolunda bir nebze olsun bilinçlenilsin... Emperyalizmden şikayetçi iseniz, savunulması gereken hat, AYRIMCILIK DEĞİL, toplumsal birlik ve beraberlik olmalıdır, ki bunu kavramak çok basit, olağanüstü bir zeka da gerektirmiyor... 21. Yüzyılda hala daha mezhepçilik, ırkçılık olacak şey değil, ama aynen gerici, dinciliğin dahi kazık çaktığı ülkeler ve toplumsal cehaletle oluyor işte.. |
|
Problem aslinda su: Kurtlere yillardir yapilan ayrimciligin, asagilamanin ve teror uygulamalarinin sonucunda ortaya cikmis bir orgut var. Bir tarafta da yillardir bu orgutle mucadeleyi siyasi rant saglamak ve kendi iktidarini guclendirmek icin kullanan siyasi otoriteler var. PKK'lilarin silah birakmasi, siddetin sona ermesi ve bu insanlarin topluma, hatta belki siyasete dahil olmasi bence son derece olumlu bir sey. Cunku silahli mucadelenin bugune kadar kimseye gercek anlamda bir fayda saglamadigi cok acik. Aksine, yillardir hem Kurtler hem Turkler bunun bedelini odedi. Belki de boyle bir barisin 40-50 yil once yapilmasi gerekiyordu. Ama bugun konusulan surecin icerigi hakkinda henuz tam olarak ne biliyoruz, o da ayri bir soru. Benim suphem budur. AKP'nin gecmiste kurdugu iliskiler ve baslattigi bircok surec, sonunda toplumu manipule etmek ve kendi iktidarini devam ettirmek icin kullanilan siyasi araclara donustu. Bu yuzden silahlarin birakilmasini ve barisi sonuna kadar desteklesem de AKP'nin kurdugu ve yonettigi hicbir surece guvenmiyorum.
|
|
Atatürk karşıtları, Türkiye Cumhuriyeti karşıtları begenmeyecekler ama yine de izleyin.
|
Çerçeve yasa, TBMM'de kabul edilerek yasalaştı. Söz konusu oylamaya 562 milletvekili katıldı. 467 "evet", 87 "hayır" ve 7 "çekimser" oy ile yasalaştı.
Söz konusu çerçeve yasaya AKP'den 268 milletvekili evet oyu verdi, 9 milletvekili ise katılmadı. YENİ Parti'den 35 milletvekili evet derken, 54 milletvekili ret oyu verdi, 2 milletvekili ise oylamaya katılmadı. DEM Parti'den 55 milletvekili kabul oyu verirken, 1 milletvekili katılmadı. MHP'den 44 milletvekili kanun teklifine ilişkin eve oyu verdi, 2 milletvekili oylamaya katılmadı. CHP'de 29 milletvekili evet oyu verdi, 2 milletvekili ret oyu verirken, 14 milletvekili oylamaya katılmadı. İYİ Partili vekillerin tamamı, 29 milletvekili ret oyu verdi. Yeni Yol Partisi'nden 16 milletvekilli kabul oyu verirken, 3 milletvekili çekimser oy kullandı, 1 vekil oylamaya katılmadı. Bağımsız vekillerden 7'si kabul, 1'i ret oyu verdi, 2'si oylamaya katılmadı. HÜDAPAR'ın tamamı, 4 vekil, kabul oyu verdi. YRP'nin tamamı, 4 vekil, çekimser oy kullandı. TİP'in tamamı, 3 vekil, kabul oyu verdi. Demokratik Bölgeler Partisi'nin tamamı, 2 vekil, kabul oyu verdi. EMEP'in tamamı, 2 vekil, evet oyu verdi. Demokrat Parti'nin tamamı, 1 vekil, ret oyu verdi. DSP'nin tamamı, 1 vekil, kabul oyu verdi. Saadet Partisi'nin tamamı, 1 vekil, kabul oyu verdi. https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiy...edildi-2528019 |
Bence APO, meclise girsin ve savunma bakanı yapılsın. Niticede araziyi ondan iyi bilen yok :)
Serv loading...:peace: https://encrypted-tbn0.gstatic.com/i...WeKrx5snw&s=10 |
Bu yasanın, pkk terör örgütünü tümden bitireceğini sananlar, yanılıyorlar.
''Doğuda Karakol baskınları bir daha olmayacak, batıda kendini patlatan canlı bombalar olmayacak,..vb Türkiye bu anlamda huzura kavuşacak ve huzurun olduğu yerde turizm olacak, üretim olacak'' diye düşünüyorlar galiba. Huzur denilen şey, adaletin tesis edildiği yerde olur. Adaleti ters çevirenler, huzurdan/istikrardan/refahtan bahsedemezler. Bir komedyeni ya da bir gazeteciyi sudan sebeplerle hapse atıp, hapisteki terör örgütü mensuplarını(aralarında katliam yapanlar var) salarsan eğer, orada huzur olmaz. Böyle bir ülkede belki pkkyı tümden bitirirsin ama skk diye bir örgüt karşına çıkar. Bu kesin. %100. Çünkü adaleti sağlayamıyorsun. İyi partinin duruşu çok önemliydi. İyi parti genel başkanının meclisteki konuşmasını izledim. Çok net, iyi bir konuşma yaptı. Bu süreci takip eden halkın büyük bölümü bence İyi partiye sempati duymuştur. Yarın bir genel seçim olsa, İyi parti ciddi bir oy alabilir. Tabi halkın bu haberleri takip ettiğini varsayarsak. Yeni partiden 54 vekilin hayır demesi de önemli. Başkan Özgür Özel'e karşı çıkıp hayır dediler, lidere itaat etmediler. Bravo. İmamoğlu'da Özgür Özel'den yana olduğunu, yani yasaya evet dediğini açıklamış. Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, Özgür Özel. Aynı hizadalar, kulvardalar. Yazık yani. Buradan çıkan sonuç, şunu da net bir şekilde gösterdi ki, bu insanların büyük bölümü halktan kopuk. Halktan kopuk insanlar, halk adına karar veriyorlar. İşte demokrasi budur. Demokrasi ya da insan hakları gibi şeyler birer illüzyondan ibarettir. Ben inanılmaz bir yoksulluk çekeceğim ve bu yoksulluğumun içinde evlenip bir erkek çocuk yapacağım. Sonra bu çocuğumu devlet istediği diye askere yollayacağım ve askerde çocuğumu bir terör örgütü mensupları öldürecekler. Aradan yıllar geçecek ve benim oğlumun katillerini devlet hapisten çıkarıp, isterlerse bu kişilere siyasetin yolunu açacak. Tüm bunların olmasını sağlayan şey demokrasi değil de nedir? Sonra da tv'de filan Türkler niye çocuk yapmıyorlar diye feryat ederler.! Daha çok beklersiniz. Siz böyle çerçeve yasa yapın, halkta size çocuk yapsın ha.! İnsanların çocuk yapmasına engel oluyorlar, insanları vatanlarından soğutuyorlar, insanları umutsuzluğa sürüklüyorlar ve yaptıklarından gurur duyuyorlar. |
Sevgili Nolan.Artık bu işin demokrasi ile hukukun üstünlüğü ile filan alakası yok.Bu süreç iç cepheyi sağlamlaştırmak yakın gelecekte vuku bulacak olan savaşta başta doğu cephesini kontrol altına almak için yapılıyor.Büyük savaş eli kulağında.Bölgemiz ateş çemberi dünya her gün biraz daha agresifleşiyor.Ülkemizin insanı Türkiye'yi dünyada değil de sanki başka gezegende zannediyor.Bize bir şey olmaz anlayışındalar.Oysa Türkiye bu ateş çemberinin tam ortasında kalacak istese de istemese de böyle olacak.
Bu süreçten sonra yeni bir örgüt mü çıkar.Hayır bunun olanağı yok yapacak kimse de yok.Kürt milliyetçilerinin tek yapabileceği mide bulandırmak başka bir şey yapamazlar.Küçük burjuva o konforlu hayatı bırakıp çetin bir mücadele içine giremez. Müsterih olun bu sefer bu iş bitecek.Çünkü bu sefer mecburiyet var. |
Alıntı:
Komşularla olası bir savaştan bahsediyorsan, işi buraya getiren ABD işbirlikçisi iktidarın kendisidir. İktidar ABD çıkarlarına göre ülkeyi dizayn ederken, bu yasa ve başka yasaları savaşa karşı ülkeyi koruma yasası olarak görülemez. Tam aksine ülkeyi bataklığa götürmek için çırpınan bir iktidar ve meclisi net olarak görüyoruz. 25 yıllık iktidarın ve muhalefetin bütün adımlarını toplayın, karşımıza sevr çıkıyor, BOP çıkıyor. Olayı sadece bu yasayla değerlendirmemek lazım, 25 yıllık icraatın tamamı kocaman bir aynadır. Hatta çok daha geriye gideyim, Menderes iktidarıyla ve Komünizmle Mücadele Dernegiyle başlayan bir sürecin devamıdır bugünkü olanlar. PKK'yi doğuran da bu yasayı getiren de işbirlikçi siyasilerdir. Doğuya bilerek yatırım yapmadılar, doğululara bilerek baskı kurdular, doğuluları bilerek ağaların sopasının altına attılar. Ee, isyan bayrağını açan silahlı bir örgütün olması da elbette kaçınılmazdı. Kısaca Kürtleri dağa çıkarmak, ülkeyi bitirmek için yürütülen emperyalist bir projeydi. Dolayısıyla bu yasa projenin sadece bir parçasıdır ve ne ülkeye ne de hiçbir halk kesimine faydası yoktur. |
Alıntı:
Akp, Mhp, Hüdapar ve Dem parti birleşecek, araya kayyumlu Chp ya da komünistler girecek ve bu insanlar, ülkenin en önemli sorunlarından birisini çözecek, öyle mi? Sorunun kendisi bu insanlar. Sorunun kendisi, sorunu nasıl çözebilir? Bu insanlar bu ülkeyi yönettiği müddetçe, Türkiye'de her şey daha da kötüye gidecek. Bunu halen anlayamamış birisine, ben birşey diyemem. Pkk'yı bitirdiler diyelim. Başka terör örgütleri çıkacak. Adalet yok çünkü. Adaletin olmadığı yerde, birileri şov yapıyor sadece. Bakın, kendileri söylüyor; Alıntı:
|
Alıntı:
Kimsenin bir şeyden haberi filan yok. Evetçiler, halktan tamamen kopuklar. Bugün Suriye'deki etin fiyatı Türkiye'deki etin fiyatından ucuz. Suriye yıllarca savaş yaşadı, halen devam ediyor bu savaş. Buna rağmen Türkiye'deki etin fiyatı Suriye'deki etin iki katı nerdeyse. Niye? Savaş yaşamayan ülke niye bu halde? Çünkü yönetim diye bir şey yok ki. Dünya'nın en kötü ekonomilerinden birisine sahibiz. Her gün daha da kötüye gidiyoruz. Bir de böyle bir ülkede, milliyetçi insanların damarına basarsanız, çıkabilecek bir savaşta silah sıkacak adam sıkıntısı yaşarsınız. |
Büyük savaşı tabi ki önlemez.Biz içte birlik sağladık diye kimse savaştan vazgeçmez.PKK nin feshi büyük savaşta Türkiye' nin, Suriye ve Irak' ın yaşadıklarını yaşamasını önleyecek.Ya da önlemesi için bir önlem.Savaş başladığında Türkiye' nin dağlarında ve çevresinde Türkiye karşıtı profesyonel gerillaların olması Türkiye için felaket olur.
Tek düşman ABD ve İsrail değil.İran' ın ABD ve İsrail'i vurmasından dolayı duygusal davrananlar İran' ın Türkiye' de nasıl bir iç karışıklık çıkarabileceğininde farkında olmalılar.İran' da ki rejim en az ABD ve İsrail kadar haydut ve halk düşmanı. Demokrasi derseniz sosyalizm derseniz hukukun üstünlüğü derseniz.Bunun için ortadoğunun en az yüzyıla ihtiyacı var.Bu süreç demokrasi için halkların kardeşliğin için yapılmıyor.Sürece meclis kürsüsünden karşı çıkanlar hayır oyu verenler kameralar kapandığında Kürt harekatının temsilcileri ile de ağalar beyler şeyhler şıhlar ile de sarmaş dolaşlar.Onlar rant kavgası içindeler.Doğuda ki marabaya parmak sallayıp ağaların sofrasına oturuyorlar. Biraz gözünüzü açın duyguları boş verin. |
Türkiye' de et fiyatlarının başta olmak üzere her şeyin fahiş fiyatta olmasının mümessili PKK nin silah bırakması fesih kararı alması değil.PKK silah bıraksa da bırakmasa da Türkiye' de fahiş fiyatlar olacak.Bu AKP den öncede böyleydi AKP den sonrada böyle olacak.AKP olsun PKK olsun henüz varlık bulmamış iken de bu ülkede geniş kitleler emekçiler yoksulluk içindeydi.Ülkemizde bırakın merkezde taşrada en küçük kurumda en basit koltuğa oturan adam dahi kendini ihya etme derdine düşüyor.Çünkü halkımız bunu normal görüyor.Bu durum yüzyıllar boyunca nakış nakış işlenmiş.Hukuka kanuna bağlılık hissedilmiyor hatta bu durum saçmalık olarak görülüyor.Bağlılık bir üst makamadır.Hesap bir üst makama verilir.Anlayış bu şekilde.
Defalarca vurguladım bu işin demokrasi ile toplumsal haklar ile bireysel haklar ile alakası yok.Doğu ve Güneydoğu bölgesinde yaşayan insanların ülkeye demokrasi gelene kadar ülke cumhuriyeti anlayana kadar ve ülkenin insanlarının onurlu duruş göstermesini öğrenene kadar bekleyecek zamanı da sabrı da kalmadı. İdeolojik takıntıları bir kenara bırakalım ve ortama gerçekçi bakalım.Gördüğümüz şey bu ülkede demokrasinin cumhuriyetin yaşandığını değil biz bizden sonra gelecek en az beş kuşağın göremeyeceğidir.Diyoruz ki bu adamlar hepsi zaten bizi soydukça soyuyor sömürdükçe sömürüyor.Ve bu duruma ses çıkarma olasılığın sıfır.Bu gün herhangi bir kurumda ki yöneticinin yolsuzluk irtikap gibi suçlara karıştığına dair net delilleri savcının önüne koyduğunuzda başınıza gelecekler bellidir.O bal tutup parmağını yalayan yönetici anca kendi aralarında ki rant kavgasından zarar görebilir.Üst makamlara yeteri kadar bağlılık göstermemiş ve kullanışlı değilse kulağından tutarlar.Zaten savcılar talimat almadan parmaklarını kıpırdatmazlar. Ve diyoruz ki vaziyet böyle iken baş ucumuzda Suriye ve Irak' ta Türkler Kürtler Araplar Aleviler Sünniler Şiiler birbirlerini kesmiş iken bari biz o duruma düşmeyelim.Bizi yoksulluğa itenlerin fantazileri uğruna birbirimizi katletmeyelim. |
Savaştan beter durumdayız sevgili Marcos.
Yönetim yok, ekonomi bitik, eğitim/hukuk yerlerde. Ülkeyi bu hale getiren kim? Bu insanların yasasına 'evet' demek, bu ülkeyi bu hale getirenlere teşekkür etmek demektir. Evet diyenler Akp'lidir yani. Hayır diyenler, belki dediğin gibiler ama mesele Hayır diyenlerin tutarlı olup olmadığı değil ki. Mesele bir ülkenin kendi düşmanını affetmesi. Savaştan niye korkuyorsunuz? Olası bir savaştan sonra, belki Türkiye kısa süre içinde gelişmiş ülkeler seviyesine gelecek. Savaşın olumsuz sonuçlanacağına dair elimizde bir veri yok ki. Alıntı:
|
Ülkede sadece siyaset değil, ticaret de, sözde gazetecilik de toplumda karşılık bulacak türde din, mezhep, kültür, millet, cinsiyet v.b. istismarı üzerinden zübük siyaseti olarak yürütülüyor... Bu konu da siyasal milliyetçilerin(dincilerle farkları yok, hatta dinler milliyetçilikten çok daha detaylı, kapsamlıdır) en basit ama en temel sermayelerinden... Bu kesimler bu tür sorunların hem olması hem de sürmesi için çalışır. Dincisi, mezhepçisi nasılsa milliyetçisi de aynıdır, sermayesinin(istismar) güçlü olması için daima düşmana ve düşman üretimine ve elbette süreğen sahte kahraman olmaya ihtiyacı vardır...
Daha kolay anlaşılır hale getirir, basitleştirirsem; Özdil gibi gazeteciler vardır(malum ve genelde hakim olan kleptokratik, faşist hükümete rücu etmekte, güce tapmaktadırlar), bunlar bağımsız birey olarak değil, yukarıda sözünü ettiğim sektörün ister farkında ister değil piyasası olarak ortaya çıkarlar. Yani Türkiye'de toplumu her türlü alandan sömürmek ekol haline gelmiş... Taktik basit, kof dincilik, kof milliyetçilik ve bunlar üzerinden kof kurallar, slogan ve en önemlisi de ucuz hamaset. Korkunç tehlikeliler, pratikleri fitne, fesat, entrika esaslarıına dayanır ve Türkiye gibi toplumsal cehaleti yüksek, sorgulamayan, geri ve bağnaz toplumlarda entrika, fitne, fesat baş tacı edilmiş, edilmektedir. Hal böyle olunca sömürü piyasası da ona göre şekilleniyor veya şekillendiriyor. Basit bir fitne, fesat ve safsata örneği vereyim; Örneğin Türkiye'de din, mezhep, inanç, millet gibi ayrımların olmamasını istemek, bu tehlikeli zübük gazeteciler, zübük siyasetçiler elinde bir çeşit suç, hainlik olarak damgalanıyor. Yani bu ülkede demokrasi, hak, hukuk, laiklik ve aydınlanmadan yana olmak suç, hainlik haline getiriliyor ve bu kötücül hamasetten zübük takımları da muazzam faydalanıyor. Burada kullandıkları basit safsata, hamaset taktiği anlaşılıyor olmalı çünkü gerçekten çok basit, adice yürütüyorlar. Bilinçli, aklı başında insan bu tür hamasetlere prim vermez. Örneğin Nolan sürekli bu safsatayı yapıyor, neden yapıyor, çünkü feyzin kaynağı belli. Oysa 5 yıl önce Nolan kendisine AKP veya MHP'çi diyor muydu? Hatta bir çok konuda AKP, bilhassa MHP ile ortak görüşlere sahip. Çünkü esasında bu 2 parti de şovenizmin kaymağını en çok yiyenlerden... Düşünün seçim dönemi CHP'ye karşı uyguladıkları taktiği. PKK'ya sarılmışlar(aynen bugün şovenistler gibi), CHP'yi, PKK ile ilişkilendirerek, sahte içerik ve videolarla da adi, zübük bir seçim propagandası yürütmüşlerdi... Hatırladınız mı? İşte aynı mantık, aynı yapı, aynı anlayış... FARKLARI yok... Dincisinden, ırkçı, milliyetçisine bütün Özdil gibiler, siyasetçileri de dahil, daima bu tür fitne, fesat, entrika taktiklerle beslenir... Şimdi aynı kafa, ülkede bağnazlığa, anti laikliğe(siyasal dincilik, siyasal milliyetçilik, siyasal mezhepçilik = anti laiktir), toplumun din, dil, ırk, renk, mezhep, kültür üzerinden BÖLÜNÜP, AYRIŞTILMASI ve üzerinden yürütülen sömürüye KARŞI çıkanlara karşı aynı benzer propagandayı yürütüyor... MESELEYİ TARTIŞMIYORLAR, aslında konuyla zerre ilgileri yok, tek dertleri ülkede süreğen bir istikrarsızlık, karışıklık, çatışmalı hal olması, ellerindeki malzemeyi sonuna kadar kullanıp, sömürmek ve bunu da en bayağı, en basit, aklı başında insanın prim vermeyeceği türden fitne, fesat, entrikalarla yapıyorlar... Örneğin benim toplumsal birlik esaslı görüşüm AKP'den bağımsızdır değil mi? Evet bağımsız, o halde? Peki bu sahtekarlara aldananlar hiç mi sorgulamıyor, "yahu bu konuda ŞOVENİSTİM, ayrımcıyım, dinciyim, mezhepçiyim, ırkçıyım(üstün millet anlayışlı milliyetçilik, ırkçılıktır), eee AKP, MHP'de şovenist, şimdi ben de mi AKP'ci oluyorum" diye soracak kadar basit bir sorgulama, bilince sahip değiller. Ne yazık ki öyle... Kısaca Türkiye'de hakim olan her alanda zübük hamaseti, herkes aldatılıyor... Çok basit bir taktik; A kişisi 2+2=4 demiş, sen de 2+2=4 dersen her konuda aynı kulvarda mı olursun, böyle saçma sapan kıyaslar olamaz... Siyaset farklı, görüş farklıdır... Ben ülkede toplumsal ayrışmalar ve bu ayrışmalardan nemalanan hamasete ve hakimiyetine ve ekonomi-poliitk olarak ortaya bıraktığı kötülüğe karşı isem, görüşümün esası bellidir... Ne şu ne de bu kişi, kurum, parti v.b. ile ilgisi yoktur, mahiyeti bakımından da zaten ilgisi olamaz değil mi? Dönüp dolaşıp AKP veya MHP veya bilmem kim "efendim toplumsal birlik, barış" falan dediğinde ben onlarla aynı kulvarda olmuyorum, bu bir kulvar meselesi değil, 2+2=4 gibi bir şey... Bu rezil propagandadan vazgeçilmeli, gerçekten bir görüşe sahip olan bu tür kara propagandalara girmez... Bir kere aklı başında, bilinçli insan ülkenin, toplumun, sınıfın yapay mezhep, dil, millet, renk, cins gibi ayrımlarla bölünmesinden yana olmaz! |
TSK'nin, PKK'nin, Öcalan'ın, Erdoğan'ın, Bahçeli'nin rolü toplumda bilinen roller şeklinde değil. Her şeyden önce, bu tür politikaları NATO vasıtasıyla ABD belirliyor, kişilere-kurumlara rolleri dağıtıyor. Ne Bahçeli-Erdoğan Türkiye'yi-Türkleri temsil ediyor ne de Öcalan Kürtleri temsil ediyor. ABD bu politikaları Ortadoğu'nun enerji kaynakları üzerinde tam hakimiyet kurmak ve Israil'in güvenliğini sağlamak için yapıyor.
Aşağıdaki videoda söylenenler doğruysa; Devlet, yakalanmasından sonra Öcalan'dan PKK'nin savaşa devam etmesini istiyor. PKK'nin Kandil kadrosuna helikopterle bir generalini gönderiyor ve birlikte savaş planlarını konuşuyorlar. Bu doğruysa (ki, birkaç kez ne zaman sıkışsa PKK eylem yaparak AKP'nin ekmeğine yağ sürdü) Öcalan'ın yakalanmasından sonra olan tüm PKK eylemlerine, asker-sivil cinayetlerine devlet de ortak olmuş demektir. Devlet ve PKK el birliğiyle onbinlerce Türk-Kürt gencini askerde-dağda bilerek öldürmüş, yarattıkları "terör eylemleri" ile kendi bekalarını oluşturmuşlar, pekiştirmişler demektir. Bu doğruysa ABD'nin emelleri için (Kore'de olduğu gibi) vatandaşların canı hiçe sayılmış demektir. Videoda eski (o dönemin) PKK Merkez Komitesi'nde bulunan Dursun Ali Küçük ile bu konuda önemli çalışmalar yapan gazeteci/yazar Murat Dağdelen var. Video yalnızca youtube'dan izlenebiliyor. "YouTube'da izleyin" düğmesine basın. Ayrılıkçı Gündem | Hangi Savaş'ın Barışını Konuşuyoruz? |
Bazi haberlere baktim, inan ki artik sasirmiyorum. Oyle bir pis duruma dustu ki Turkiye'nin hali, vallahi sosyologlarin, psikologlarin oturup incelemesi gerekir. Cunku artik normal bir siyaset falan degil.
Ataturkcu oldugunu soyleyen bir vekil cikiyor kursuye, defalarca yumruguyla kursuye vuruyor, bagira bagira, "Cerceve yasayi geciremeyeceksiniz, o alcak, serefsiz Apo'yu baris guvercini yapmaya calisiyorsunuz, buna asla izin vermeyecegiz, biz burada oldukca siz bunu basaramayacaksiniz" diyor. Adam oyle bir bagiriyor, oyle bir konusuyor ki sanirsin Turkiye umrundaymis. Sanirsin adamin bir fikri var, bir durusu var, bir kirmizi cizgisi var. Ertesi gun kalkiyor, dun bagirdigi, cagirdigi, sucladigi adamlarin tarafina geciyor. Ya gercekten akil alir gibi degil. Daha dun ne diyordun sen? Kursuyu niye yumrukluyordun? O laflari kim soyluyordu? Sen degil miydin? Ben cocugu olsaydim derdim ki, yahu baba, sen ne hokkabazmissin be, senin gibi uckagitci adam gormedim. Bir de bunlara milletvekili deniyor. Koca koca adamlar. Takim elbiselerini giyiyorlar, Meclis'e gidiyorlar, kursuye cikiyorlar, konusuyorlar, oy kullaniyorlar, guya ozgur, bagimsiz milletvekiliymis gibi milletvekilligi oynuyorlar. Bildigin oyun yani. Biz kucukken evcilik oynayan cocuklari gorurduk, bunlar da evcilik oynuyor. Tek fark bunlarin oyuncagi koskoca ulke. Birinin ozgur iradesi yok, kendi fikri yok, soyledigi sozun arkasinda durma diye bir sey yok. Yukaridan ne gelirse o. Bugun emir geliyor, suna karsi cikacaksin, cikiyor. Hem de nasil cikiyor, bagiriyor, cagiriyor, vatan millet diyor, namus meselesi yapiyor. Yarin emir geliyor, tamam simdi onun yanina gececeksin, geciyor. Dun hain dedigi adamla bugun yan yana duruyor. Obur gun baska emir geliyor, bu sefer baska bir sey soyluyor. Yani sen nesin o zaman? Milletvekili misin, yoksa sana verilen cumleleri soyleyen papagan misin? Millet seni niye seciyor? Madem yukaridan bir kisi karar verecek, geri kalan herkes de onun dedigini yapacak, o zaman bu kadar milletvekiline ne gerek var? Meclis ne yahu? Insanlarla dalga mi geciyorsunuz? Bir de dunyanin maasini aliyorlar. Millet gecinemiyor, kirayi dusunuyor, cocugunun okulunu dusunuyor, markete gidip neyi alip neyi alamayacagini dusunuyor. Bunlar dunyanin maasini aliyor, dunyanin ayricaligi var, olene kadar kendisi, ailesi bir sekilde milletin sirtindan ayricalikli yasamaya devam ediyor. Bari karsiliginda bir fikrin olsun ya. Bari bir kere cikip "Ben dun bunu soyledim, bugun de arkasindayim" de. O da yok. Yukaridan "soyle diyeceksin", tamam. "Suna yalakalik yapacaksin", tamam. "Suna karsi cikacaksin", tamam. "Dun karsi ciktigin tarafa simdi gececeksin", ona da tamam. Sonra cikip hala ciddi ciddi demokrasi evciligi oynuyorlar. Kimse utanmiyor da yani. Resmen mide bulandiriyorlar. Ne biliyor musun, bu ulkede yalan da normallesiyor, celiski de normallesiyor, utanmazlik da normallesiyor. Cogunluk bildigin pislik. Cumhurbaskanini denetleyemeyen devlet kurumlari, yukaridan gelen emre gore hareket eden siyasetciler, gorevini yapamayan Meclis, hergun suc isleyen, teror estiren koskoca bir devlet... boyle boyle bu yagma duzeni devam ediyor. Karsi cikarsan basina ne gelecegi belli degil, hapse giriyorsun, sorusturma aciliyor, bir sekilde susturuluyorsun. Ama duzene uyarsan, dun soyledigini bugun yutarsan, yukaridan ne denirse onu yaparsan sorun yok. Sonra adina demokrasi diyoruz, Meclis diyoruz, milletvekili diyoruz. Igrenc herifler. |
Bir diger olay ise tam anlamiyla rezillik. CHP Edirne milletvekili. Insanlarin en ozel alanlarindan biri olan evine davet edilmissin, sana kapisini acmislar, beraber oturulmus, ickiler icilmis, sohbet edilmis. Sonra bu vekil olacak adam, iddiaya gore, evli barkli olmasina ragmen kalkip kendisine evini acan ev sahibine terbiyesiz laflar etmis. Yani inanilir gibi degil. Sana insanlik yapmislar, evlerine davet etmisler, sofralarina oturtmuslar. Insan biraz utanir, biraz haddini bilir. Sen kalkip boyle bir rezillige bulasiyorsun. Sonra donup bize bunlari milletvekili diye kakaliyorlar. Gercekten bakiyorsun, insanin akli almiyor. Bunlar mi memleketi dogrulukla, sadakatle, prensiplerle, ilkelerle yonetecek? Bunlar mi kursuye cikip, karsi tarafi elestirip, ahlak, demokrasi, hukuk, hak, adalet anlatacak? Kendi ozel hayatinda kendisine gosterilen en basit saygiya, misafirlige, dostluga bile dogru duzgun karsilik veremeyen adam, milyonlarca insanin hakkini nasil gozetecek? Turk bayragiymis, vatanmis, milletmis, Sakaryaymis ve islam adina yapilan hersey ve hepsi igrenc.
Meclis'in kendisi igrenc bir tiyatro zaten. Adalet yok, insan haklari yok, hic bir sey yok. Simdi Apo'yu biraksalar ne olacak, birakmasalar ne olacak. Disaridakiler, Apo'dan daha mi durust? Daha mi temiz? |
Şöyle geriye dönüp bakarsanız, akp gelene kadar kendi dünya görüşümüzü tartışırdık. Artık ülkenin bitirildiğini ve daha ne kadar kötüye gitme olasılığını tartışıyoruz. Ülkenin her konuda kötüye gitmesi ve daha da kötüye gidecek olması karşısında kişisel görüşlerin bir anlamı kalmadı. Barış içindeymişiz gibi ama savaşın tam ortasındayız. Ülke yabancılara satılırken, İsraile uygun etkisiz bir konuma getirilirken, ekonomi çökertilirken, dini dayatmaların baskısına maruz kalırken, hukuk tek adama bağlanırken, toplumun değerleri yozlaşırken, toplum senden, benden diye ayrıştırılırken, muhalifler suçlu-suçsuz içeri atılırken, halkın oyları çalınırken, ülke talan edilirken bu ülkenin savaşın göbeginde olmadıgını kim söyleyebilir. Bal gibi de savaşın tam ortasındayız. İşgaller her zaman tanklı-toplu olmaz. Buradaki savaş tek taraflı, sadece işgalcilerin vurmaya hakkı var. Üstelik bunu halkın oyunu alarak ve çalarak yapıyorlar. Tanklı-toplu savaşla yapamadıklarını böyle kendi iktidarlarıyla daha kolay yapıyorlar.
Kısaca toplum işgalcilere oy verdiği müddetçe kişisel görüşlerin günümüz babında artık bir anlamı yok. |
Karayılan'ın bu konudaki açıklaması şöyle:
"Yine, içinde Kürt kelimesi bile geçmiyor. Demokrasiden hiç bahsedilmemiş. Halkımızın hassasiyetleri, hareketimizin görüşleri ve hatta Önderliğimizin bile görüşleri fazla dikkate alınmamış. Meseleyi sadece gerillanın silah bırakmasına indirgemiştir. Oysa bu sorun, yüzyıllık büyük bir sorundur. Dar bir yaklaşım vardır. Şüphesiz bu dar yaklaşım, sorunu çözüme kavuşturamaz. Gerilla, neyin sonucunda tarih sahnesine çıkmıştır? Bu eğer iyi açılmazsa, sorunun köklü çözümü de olmaz." Karayılan, açıklamasının devamında silahlı mücadelenin sona erdirilmesi konusunda Öcalan'ın süreçteki rolüne işaret etti. Öcalan'ın devreye girmesi, örgüt mensuplarıyla görüşmeler yapması ve onları ikna etmesi halinde sürecin ilerleyebileceğini belirten Karayılan, mücadelenin "siyaset ve hukuk zeminine" taşınmasına hazır olduklarını söyledi. Karayılan'ın açıklamasının devamı şöyle: "Ben daha önce; ‘eğer Önder Apo zindandaysa, kimseye silah bırak ve git diyemem' dedim. Şimdi de aynı noktadayım. Fakat artık şunu diyebilirim: Değerli yoldaş, git Önder Apo seni karşılayacak. Dönem perspektiflerini Önder Apo sana verecek. Yani, eğer Önder Apo devreye girerse, arkadaşları karşılarsa, toplantılar yaparsa ve ikna ederse, olur. Biz bu mücadeleyi savaş ve silah zemininden çıkarıp, siyaset ve hukuk zeminine taşımaya hazırız. Biz bu savaşı sona erdirmek istiyoruz ve samimi yaklaşımımız budur." https://www.karar.com/guncel-haberle...dh3hu743123805 Devlete şantaj değil mi bu? ''Öcalan'ı serbest bırakmadığınız müddetçe bu sürece destek vermeyiz'' diyor. ''Ortada bir sorun var ve bu sorunu biz nasıl istersek öyle çözeceksiniz'' diyor. Bu yasaya EVET diyenler, buyrun, söz sizde. |
Niye sasiriyorsun sevgili Nolan? Turkiye diye bir devlet yok... Turk bayragi, milli degerler, Turk milleti, devlet, vatan ya da fikirler namina soylenen ve insanlara sahiplendirilen seylerin yapay aparatlardir. Hatta millet dedigimiz sey bile gokten inmis, degismez ve kutsal bir gerceklik degil; bizim insan ve toplum olarak tarih icerisinde olusturdugumuz, anlam yukledigimiz yapidan baska bisey degil.. Fakat sorun su ki bu yapilar bir noktadan sonra siyasilerin ve gucu elinde bulunduranlarin KENDI IKTIDARLARINI DEVAM ETTIRMEK ICIN KULLANDIKLARI arac gereclere donusuyor. Toplumun hangi aidiyetine dokunmak gerekiyorsa ona gore gaz veriliyor: Sen Turksun, sen Osmanlisin, sen ummetsin, sen Ataturkcusun, sen milliyetcisin, sen muhafazakarsin, sen muslumansin… Yeter ki insan kendisini bunlardan biriyle tanimlasin ve gerektiginde o kimlik uzerinden harekete gecirilebilsin. Bugunku Turk yonetimi de gucu elinde tutmak ve o gucu mumkun oldugunca uzun sure devam ettirmek icin elindeki butun siyasi araclari kullanir; bunda sasiracak bir sey yok. Onemli olan bizim verilen gaza gelmememiz ve onumuze konulan hikayeyi--- turk devletin bekasi, turk milletin gelecegi ya da milli dava diye ----sorgulamamiz. Devlet kavramina karsi degilim, yanlis anlasilmasin. Fakat devletin hele ki Turk devleti gibi bir canavarin insanlarin hayatlarini mahfetmesine karsiyim.
Apo meselesine gelince..Ben Apo meselesine de biraz buradan bakiyorum. Apo bugun Suriye'de olusabilecek bir Kurt devletinin onune gecmek, Turkiye'deki Kurt siyasetini kontrol altinda tutmak ve Kurtleri daha genis bir tek millet anlayisinin icine cekmek icin kullanilabilecek siyasi bir piyon olarak dusunuluyor. Yani dun mutlak dusman olarak gosterilen birisi, yarin siyasi sartlar degistiginde faydali bir araca donusebilir diye bakiyorlar. Cunku iktidar acisindan mesele Apo'nun KIM oldugu, PKK'nin dun ne yaptigi ya da yillardir halka hangi hikayenin anlatildigi degil; bugun hangi hamlenin IKTIDARIN DEVAMINA HIZMET ETTIGIgidir. Gerektiginde milliyetcilik yapilir, gerektiginde ummetcilik yapilir, gerektiginde baris ve kardeslik denir, gerektiginde de yillarca seytanlastirilan insanlarla ayni masaya oturulur. Bu arada butun bunlar yapilirken "millet" denilen insanlarin gercekten ne dusundugu, ne yasadigi, ne kadar fakirlestigi ya da cocuklarinin nasil bir ulkede yasayacagi gucu elinde tutanlarin zerre umurunda degil. Millet kavrami burada kutsal yada milli bir deger degildir. Sartlar gerektirirse Apo'yu da birakirlar, siyaset yaptirirlar, hatta islerine gercekten yarayacaksa Bakan bile yaparlar. |
Alıntı:
Ülkedeki resmi ayrımcılık, bölücülük, ırkçılık ve getirdiği olumsuz haksızlık, hukuksuzluk, anti laik, anti demokratik toplumsal parçalanmışlık ayrı, kurumların, örgütlerin v.b. lav edilmesi görüşmeleri ayrı konular... Dolayısıyla her kurum, bu tür görüşmelerde taleplerini ortaya koyar, bunda bir sorun yok... Bir konuyu ele alırken konunun mahiyetine göre değerlendirmeli... Bu ayrı, kişilerin konuya dair görüşleri ayrıdır... Sürecin Apo'nun durumuna ve beri tarafında meseleyi sırf PKK'nın dağıtılmasına bağlanması saçmalığı ayrı, tarafların temsil ettikleri kurumlar ve buna dayalı psikolojisi ayrıdır... Asıl sorun ise toplumsal ayrımıclık ve sosyal bölünmüşlük ve hukuk dışı, çağ dışı köhne devlet, rejim ve sistem modeli, bu çözülmeden toplumun iyi kötü yaşam ve insani normlara ulaşması ve bu durumdan kurtulması mümkün görünmüyor... T.C, aslında yüzyıla göre bakarsak ortalama bir Ortadoğu ülkesi gibi ve bu özellikle 1950 sonrası hep böyle oldu ve doğasında temelden gelen ayrımcı-ayrılıkçı faşizm de bir türlü kırılamadı. Aksine toplumu sömüren azınlık, dinci, ırkçı bir avuç güç odağı-bürokrasisinin ucuz menfaatleri uğruna, din, ezan, bayrak, millet ayrımcılığı ve furyası, istismarı, vatan, millet, sakarya mankurt edebiyatıyla güçlendirildi ve olağan biçimde(süreğen) düşman, provokasyon, komplo ve çatışma ihtiyaçları adına sosyo kültürel ayrımcılığı-ayrımları örgütleyip körüklediler... Örneğin savaşlarda esir, mahkum takası olur, vay efendim geçmişte düşmandı, elde silah bir sürü insanımızı öldürdü denemez, esirler takas edilir, tazminatlar v.s. görüşülür, burada mahiyet esastır ve tekniktir... Asıl konuşulması gereken ülkede 100 yıldır süren çağ dışılık, ırkçı, şoven, elbette dinci, mezhepçi ayrımcılık ve bölücülük, demokratik haklar ve hukuktur... Sağlanması gereken toplumsal birliktir, işin bu kısmı asıl, esas kısmıdır, bu sorunlardan doğan çatışmalar, kurumlar v.s. meselenin diğer tarafı... Örneğin, 6.000 HDP'li hapiste, 100'e yakın belediye kayyım görmüş ve bu hapistekilerin %99'una dair iddialar şöyle demişsin, bunlar bu eyleme katılmış, senin yeğenlerin demek ki sen gönderdin(!) gibi ipe sapa gelmez, hukuk dışı alıkoyma şeklinde... İmamoğlu'nu dahi o şekilde düzmece alanlar, en demokratik eylem, mitinglere katılımı terör ve suç sayanlar(Ülkede solcular ve Kürtler 90 yıldır zaten bunu milyon kişiler şeklinde en katmerli işkenceli üstüne de dinci ve ırkçılarımızın mankurt linci, yalan, dolan, isnat, iftira, aşağılamalarına maruz kalarak yaşıyor, kimse sırf bütün hayatı, evreni indirgediği "yüce dinimiz, ırkımız" afyonuyla ve söylemekle, insan gibi yaşam normlarına, sağlıklı ekonomi, hak, hukuka v.b. sahip, mesut, özgür falan olmuyor!*), binlerce HDP'li sırf HDP binasına girdi, çıktı veya en basit demokratik bir eylemde tepki verdi diye dahi zaten suçlu ilan edilebiliyor... Bu kafayla neyden bahsediyoruz o da ayrı mesele... * Hayvanlar empati yaparken dahi cahil toplumların insanları ise yap-a-maz, sadece bilinç, zeka, akıl, mantıkları değil, maruz bırakıldıkları sahte benlik, kof, mankurtlaştırıcı ve köleleştirici empoz ve enjeksiyonla türlü yetilerini de kaybetmişlerdir. |
PKK, "Lozan antlaşması için silaha sarıldık" diyor.
Lozan antlaşması fesedildi de haberimiz mi yok? Öyle ya bu iktidar bunu da yapar ve hiç kimsenin de haberi olmaz. Lozan antlaşması yerinde duruyorsa PKK neden silah bıraksın? Lozan antlaşması olduğu müddetçe PKK bahsettigi hedefine ulaşamaz ama Lozan'ı takmayıp birşeyler dönüyorsa onu da bilemeyiz. Bu açılımın her yerinden şüphe fışkırıyor. Gerçi ülkenin düşürüldüğü duruma bakarsak, açılım basit kalır. Çünkü herşeyiyle bitirilmiş bir ülkede açılım tartışmak bana trajikomik geliyor. Kurbanlık koyunu paramparça etmişler, derisini ne yapalımı tartışıyoruz gibi geliyor. |
" Dünyada sömürgecisini demokratikleştirerek özgürleşmiş bir ulus örneği yoktur." — Ragıp Duran
|
" Ülkedeki resmi ayrımcılık, bölücülük, ırkçılık ve getirdiği olumsuz haksızlık, hukuksuzluk, anti laik, anti demokratik toplumsal parçalanmışlık.."
" Asıl konuşulması gereken ülkede 100 yıldır süren çağ dışılık, ırkçı, şoven, elbette dinci, mezhepçi ayrımcılık ve bölücülük, demokratik haklar ve hukuktur..." " Hayvanlar empati yaparken dahi cahil toplumların insanları ise yap-a-maz, sadece bilinç, zeka, akıl, mantıkları değil, maruz bırakıldıkları sahte benlik, kof, mankurtlaştırıcı ve köleleştirici empoz ve enjeksiyonla türlü yetilerini de kaybetmişlerdir." — Spartacus |
Alıntı:
Alıntı:
3 sene önce içişleri bakanı ne demiş bakalım; Alıntı:
100 milyon ile 86'yı karşılaştırır mısınız lütfen? Türkiye, nüfus, coğrafya ya da askeri kapasitesi bakımından Dünya'nın en güçlü/önemli ülkelerinden birisi. Böyle bir ülkenin içişleri bakanı 86 terörist kaldı diyor, aradan 3 sene geçiyor ve bu teröristlerin lideri sayesinde mecliste yasa yapılıyor ve dağda kalan teröristlerden birisi de, ''Apoyu çıkarın da samimiyetinizi görelim'' diyor. Şantaj bu. Şımarıklık. Devlete meydan okuma. Sizin bunu anlayacağınız da yok. Pkk'ya terör örgütü olarak bile bakmıyorsunuz sonuçta. Size göre solcular ve kürtler hep ezilmiş, hep. 100 yıldır ezilmişler, mahvolmuşlar. Türkler de bal kaymak yiyip keyiflerine bakmışlar. Tek bir cepheden/pencereden Türk siyasetine bakıyorsunuz ve bu bakışınızda Türklere yer yok. Türkleri ele almadan, 100 yıllık Türk devletinin sosyolojik analizini yapmaya çalışıyorsunuz.! |
Alıntı:
Cehalete gerek yok, 2 taraf masaya oturur veya bir konuda uzlaşma talepleri olursa(hangi taraftan geldiği v.s. önemli değil), 2 taraf da taleplerini sunar. Bir örgüte kendisini lav etmesi şartı nasıl ki şantaj değilse herhangi bir örgütün,devletin esir, mahkumlarına serbestlik istemi de şantaj değildir, taleptir bunlar ve adamına göre değerlendirilmez... Daha bu kadar basit teknik bir detayı kavrayamıyorsanız ne desem boş... İster şantaj diye anla, ister diğer taraf örgütün feshedilmesini şantaj diye anlasın, kimin neyi nasıl anladığı kişileri bağlar(konu bu değil, asıl konu başka!), ancak çatışan tarafların her türlü görüşmesi diplomasi alanına girer ve her bir tarafın talebi de karşı tarafa bir talep haline duruma göre de yaptırım haline gelir, gelebilir(!). Uzlaşır veya uzlaşmazlar, kabul edilebilir bulur veya bulmazlar, bu diplomasinin esası, tekniğini değiştirmez. Kabul edilebilir olan da, edilemez olan da diplomasinin dahilidir. Birisi kabul ederken de diplomatiktir, ret ederken de diplomatik. Diplomasi tek bir tarafın olumlu bulduğuna görelik arzetmez, işin o kısmı strateji, politikayla ilgili!... Alıntı:
Git başlığında yanıtla, tipik AKP yaklaşımı... Önce dürüst olmalı, mankurt edebiyatından bıktık yahu... Ben PKK terör örgütüdür demiyorum, aynen T.C. terör devletidir demediğim gibi, birisine terör örgütü diyebilmem için diğerine de terör devleti demem lazım(terör temel yöntemlerinden biri olmuş), ama bunun için amaca, stratejiye, tarihe, gelişim seyrine bakılır... Ben karşıyım bu ayrı bir konu, sizin cahil ve dürüst olamayışınız, AKP savcısı kafasında provokatif, şantaj esaslı isnat kafanız ayrı... Terör kavramını bilerek, isteyerek sahte biçimlerle kullanıyorsun. Herkesin terörü kendine göre, dün Suriye'de teörist olanlar, şimdi kahraman, o gün vatan evladı olanlar şimdi terörist ilan ediliyor, kime göreliğe bağlı tanım yapılıyorsa onu yapan sadece cahil, mankurt, sahtekar ve ahmaktır... Bilinçli ve dürüst olan adamına göre değil, kavramları mahiyeti, içeriğine göre tanımlar ve kimse de sırf mutlu olacaksın diye sahtekar olmak zorunda değil(sen herhangi bir konuda çifte satandartlı, ikiyüzlü olabilirsin, ama herkesten beklememeli ve ucuz şablonlarınla kategorize etmemelisin). Dürüst, sağlıklı, objektif, bilimsel yöntem ve gerçekte ortada olan sorunun kaynağı neyse öyle yaklaşıyorum ve ona göre de yorumluyorum.... Türkiye en basit, en sıradan görünür, toplumsal alanda dahi, tam en az 15 yıldır AKP+MHP elinde AÇIK TERÖRLE YÖNETİLİYOR YAHU(evveli de öyleydi(hedefte daima solcular, azınlıklar vardı, süreğen düşman lazımdı birilerine), ama asker, polis, jandarma vesayeti önde tutulurdu!), bunu idrak edebiliyor musun? O kadar cahilsiniz ki, terör kelimesi 50 kez izah edildi, hala daha savaş, çatışma, şiddet, kavga gibi günübirlik şeylerle karıştırıyorsunuz. Terör esasında KORKU YÖNETİMİ, TEMELİNDE YÖNETMEK, HAKİM OLMAK, SÜRDÜRMEK, kabul ettirmek, sindirmek, boyun eğdirmek, lojistik olarak bitirmek gibi, stratejik, askeri-politik, ekonomi-politik amaçlar yatar... Örneğin son 1 yıldır CHP'ye karşı uygulanan şey hukuksuzluk değil, esasında terördür, ama sizin bunu anlama şansınız yok, çünkü anlayacak kapasite, bilinç dürüstlük yok. Eğer bir yerde en doğal fikri, hakkını dahi söylemekten korkmaya başlamışsan, orada hakim olan terördür, eğer bir yerde en doğal edinimlerin, aidiyetin, kültürün, cinsiyetin her ne ise, yaşamın olağan akışında, hayatın bir parçası olamıyor, olduğunda da karşılığı korku oluyorsa, orada hakim olan terördür, bunun örgütü, devleti, rejimi, hükümeti diye bir ayrımı yok. Terörün MEŞRUSU yok ve terörden ancak kaçınılmaz olarak yine terör doğar çünkü başka çıkış kapısı bırakmamak, başka türlüsünün olmaması veya bilinmemesi adına da terör hakim kılınmıştır!... Ve benim karşıma çıkıp, kendine meşru kıldığın baskı, şiddet, terörüne, korku yönetimi ve iklimine meşru kılıf uydurmak için bu tarz isnat esaslı safsata yöntemlerine başvuruyorsun, diyorum ya önce dürüst olmalı... Teröre karşı değilsin, çünkü herkesten çok kendin başvurma eğilimindesin, bitmesini de istemiyorsun ve o sebeple meşruluk sağladığını sandığın kılıflarla süsleyeceğin, yalnız kendine mahsus olmak üzere terör yönetimi istiyorsun. Ne yazık ki, bu tutumlardan çıkan analiz bu oluyor... Asıl sorun da burada(asıl konu da, sorunların kaynağındaki mesele de bu aslında. Kimsenin sorun ve konuları konuşmayıp, kendine her türlü özel ayrıcalık istemesi, kendi belirlediği kılıflar dışında kimsenin varlık gösterememesi, ülkenin, toplumun sorunlarından da beslenmeleri, sömürü, bu sorunların olması, terör yönetimi ve karşı terörün sürmesi için çalışılması... kırılamayan bu!).. Alıntı:
Bunları nasıl uydurdun? Türkler üzerine veya anladığın kof şablonlar üzerine konuşmadım. Şimdi CHP'ye uygulanan baskının 100 katının 100 yıldır solculara ve Kürtlere uygulanmasından söz ettim. Diğer taraftan "kimse sırf bütün hayatı, evreni indirgediği "yüce dinimiz, ırkımız" afyonuyla ve söylemekle, insan gibi yaşam normlarına, sağlıklı ekonomi, hak, hukuka v.b. sahip, mesut, özgür falan olmuyor!" dedim, acaba ne anladın demeyecem zira zaten anlamamış üstüne de uydurmuşsun. Ülkenin yarısı 25 yıldır HÜLOOOOĞ DİYOR, insanlar, ülke, toplum ne kazandı? Yani demek istediğim insanlara dayattığınız ya dinci olun ya ırkçı, vatan, millet, sakarya kof, köhne motifi bize hiç bir şey katmadı, kazandırmadı, aksine köleleştirmekten ve keser, döner sap dönerle süre giden hırlaşmalardan öteye anlamı yok... 25 yılda göremediyseniz, burada ifadelerimin, kelimelerin zaten kifayeti yok(mankurtlar daima kendilere empoze edilene safça inanır, o hüloooğ diyenler de mezesi yapıldıkları sürü psikolojisinin,,, ülke, toplum ve gelecekleri, ahiretleri için iyi olduğunu sanıyor(aldatılmışlık), aynen ırkçıların etkisinde kalan diğer mankurtlar gibi... Duygu olarak farklı değiller. Kötü bir niyetleri yok, sadece aldatılmış, kanıksatılmış çok yönlü bir kölelik, kolay yönlendirilen sürü psikolojisi var ortada)... |
Alıntı:
İçinde bulunduğunuz çelişkinin farkında mısınız? Bana terör kavramını defaatle anlatmak yerine, ''neye evet diyoruz?'' ya da ''kime evet diyoruz?'' diye düşünsek mi acaba? Yasa tanımayanların peşine düşerek, yasalardan, huzurdan, gelecekten bahsetmenin abukluğunun farkına varsak mı acaba? AİHM kararlarını ya da Anayasa mahkemesi kararlarını bile tanımayanlarla aynı safta olup, burada sosyolojik analizler yapmanın irrasyonelliğini anlasak mı acaba? |
Çerçeve yasa nedir, çerçeve yasanın arkasındaki plan nedir, çerçeve yasanın kökeni neye ve nereye dayanıyor, AKP iktidarı bu yasanın neresinde?
Bu yasayı hazırlayanların abilerinin kendi ağzından bir derleme. Alıntı: Türkiye'de kısa adıyla BOP(Büyük Ortadoğu Projesi'ne kaynak teşkil eden bu plan ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi'nde Haziran 2006'da yayınlanmıştır. Şimdi.. Türkiye'de BOP haritası sıkça yayınlandı ama bu haritanın ne şekilde hayata geçirileceğine dair yani "ülkemiz ve bölgemizde neler yaşanacak ki bu harita hayata geçirilecek".. İşte bunu anlatanımız belki de hiç olmadı. Öyle ya 22 ülkenin sınırlarını değiştireceği zorbalığıyla ortaya çıkan ABD'nin bu işi nasıl adım adım gerçekleştirebileceği konusu hep karanlıkta kaldı. Bunu aydınlatacağız… Öte yanda BOP haritası yayınlandı yayınlanmasına ama bu haritanın bir eki yok mudur yani bu haritayı çizenler bunu neden yaptıklarını bir plan ya da makale ile anlatmamış mıdır? Elbette bu harita tek başına değil, bunun da bir açıklaması var ve bunun da aydınlatılması gerekiyor. https://i0.wp.com/sarizeybekhaber.co...24%2C576&ssl=1 DÖRT AŞAMALI PROJE BOP yani sözüm ona Büyük Ortadoğu Projesi dört aşamalıdır: yönetimi ele geçirme, kaynakların yönetimini ele geçirme, etnik ve dinsel temelde ayrıştırma ve parçalama… 1NCİ AŞAMA: Hedef ülkelerin yönetimlerini ele geçirme: Bunun için seçenek çok, ya "doğrudan işgal" tıpkı Irak'ta yapıldığı gibi, ya "iç karışıklık ve iç çatışma" çıkartmak yoluyla tıpkı Libya ve Mısır'da yaptıkları gibi, ya "hem iç savaş hem müdahale" yoluyla tıpkı Suriye'de halen yaşanmakta olduğu gibi ya da demokrasi eliyle demokratik seçimlerle o ülkenin yönetimini projeyle uygun hale getirmek. 2NCİ AŞAMA: Hedef ülkelerin kaynaklarının yönetimini ele geçirmek: Bunun için de seçenek çok ya "özelleştirme" diyerek o ülkenin stratejik kaynaklarını doğrudan satın almak, ya "yabancı sermaye" diyerek kaynakları dolaylı satın almak tıpkı ülkemizde, Libya ve Mısır'da olduğu gibi, ya da doğrudan müdahale ile işgal edilen ülkelerde silahlı güçlerle kaynaklara el koymak tıpkı Irak'ta olduğu gibi. Böylece yeraltı ve yerüstü ekonomik hatta insan kaynaklarının yönetimini ele geçirmek… 3NCÜ AŞAMA: Hedef Ülkelerdeki insanları ayrıştırmak ve ayrışan grupları güçlendirmek: İşgal edilen hedef ülkelerde birlikte yaşamakta olan insanları etnik, dinsel ve mezhepsel farklılıklar temelinde ayrıştırmak tıpkı Irak'ta olduğu gibi. İç savaş sonrası hedef ülkelerde "ileri demokrasi, insan hakları ya da özgürlükler" diyerek ayrıştırmak tıpkı Suriye'de olduğu gibi. Ve yasal düzenlemeler ya da siyasi uygulamaları ile ayrışan grupları güçlendirmek tıpkı ülkemizde Türk-Kürt, Alevi-Sünni diye ayrıştırma gayretlerinin görüldüğü gibi. 4NCÜ VE SON AŞAMA: İşbirlikçi yönetimler eliyle ele geçirilmiş olan hedef ülkelerdeki devlet mekanizmasının ve kaynak yönetiminin gücünü kullanarak ya anayasal düzenlemelerle ya da ayrışan ve güçlendirilen grupları siyaseten kutuplaştırmak yoluyla bir iç kargaşa yaratarak, bunun sonucunda yine anayasal düzenlemeyle hedef ülkeleri parçalamak. İşte "BOP BOP" diyerek bölgemizdeki ülkelerinin parçalanması ve sınırlarının değiştirilmesi için uyguladıkları planın satır başları budur. ABD VE BOP BOP Haritasını çizen Amerikalı bir asker Ralph Peter's'dir. Çizdiği harita ve bu haritaya ek gerekçeleri "Kanlı Sınırlar" başlığı altında açıklamış ve bunlar ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi'nin Haziran 2006 baskısında yayınlanmıştır. BOP haritası öylesine açık yazılmıştır ki "bu planın uygulanması sonucunda Türkiye'nin kaybedeceği" vurgusu da uluslar arası ilişkiler açısından hiçbir kaygı duyulmaksızın yapılmıştır. Aşağıda bu makalenin tam tercümesini bulacaksınız: –"Uluslararası sınırlar hiç bir zaman tamamen adil değildir. Fakat sınırların birbirlerine zorladığı veya ayırdığı tarafları maruz bıraktığı adaletsizliğin derecesi çok önemli bir fark yaratır. Bu fark çoğu zaman özgürlük veya baskı, hoşgörü veya mezalim, kanunun veya terörizmin hüküm sürmesi hatta barış veya savaş arasındaki farktır". ‘ORTADOĞU VE AFRİKA'DA SINIRLAR DEĞİŞMELİ' -"Dünyadaki en gelişigüzel ve tahrif edilmiş sınırlar Afrika ve Orta Doğu'dadır. Kendi çıkarlarını düşünen (kendi sınırlarını tanımlarken yeteri kadar problem yaşamış olan) Avrupalı'lar tarafından çizilmiş olan Afrika'nın sınırları milyonlarca yerli sakinin ölümünü provoke etmeye devam etmektedir. Ancak Orta Doğu'daki adaletsiz sınırlar – Churchill'den bir alıntı ile – yerel olarak tüketilebilecek miktardan daha fazla sorun üretir". ‘BU SINIRLAR KUTSAL DEĞİL' -"Orta Doğu'nun işlevsiz sınırlardan çok daha fazla problemlere sahip olmasına karşın – kültürel tıkanıklıktan, skandal eşitsizlikler ve ölümcül dini aşırılıklara kadar- bölgenin toplu başarısızlığını anlama çabasındaki en büyük tabu İslam değil, kendi diplomatlarımız tarafından tapınılan çirkin ancak kutsal uluslararası sınırlardır". ‘BİZ BU PROJE İLE SINIRLARI DEĞİŞTİRECEĞİZ' –"Tabi ki ne kadar katı olursa olsun, hiç bir sınır değişikliği Orta Doğu'daki tüm azınlıkları aynı anda mutlu edemez. Bazı durumlarda etnik ve dini gruplar bir arada yaşamakta, birbirleri ile evlenmekte ve birbirlerine karışmaktadır. Başka yerlerde kan bağı veya inanç bağı temelli birleşmeler günümüzdeki taraftarlarının beklediği kadar mutluluk verici olmayabilir. –Bu makale ile birlikte verilen haritalarda öngörülen sınırlar, Kürtler, Beluclar, Şii Araplar gibi en kayda değer "kandırılmış" nüfus gruplarının maruz kaldığı yanlışları düzeltmeye çalışmakla birlikte Orta Doğu Hıristiyanları, Bahailer, İsmaililer, Nakşibendiler ve diğer birçok sayısal olarak küçük olan azınlıkları yeteri derecede temsil etmez". –Ve unutulması güç bir yanlış, bölge ile ödüllendirmekle asla düzeltilemez: Ölmekte olan Osmanlı İmparatorluğu tarafından Ermenilere uygulanan soykırım gibi. ‘İSTANBUL BOĞAZI'NDAN İNDUS IRMAĞINA KADAR SINIRLAR DEĞİŞMELİ'' -"Ancak burada yeniden tasavvur edilen sınırların düzeltemediği tüm haksızlıklara rağmen, bu derece büyük hudut revizyonları olmadan, daha barış içinde bir Orta Doğu asla göremeyiz. Sınırlar ile oynanmasına şiddetle karşı çıkan kişiler bile, mükemmel olmasa dahi, İstanbul Boğazı ve İndus ırmağı arasındaki ulusal sınırların daha adil bir şekilde değiştirilmesine yönelik bir çalışma ile iştigal etmekten fayda göreceklerdir. –"Uluslararası devlet idaresinin hatalı sınırların yeniden düzenlenmesi için hiç bir zaman etkili araçlar -savaşa ramak kala- üretmediğini kabul ederek, Orta Doğu'nun "organik" sınırlarını anlamak üzere zihinsel bir çaba gösterilmesi önümüze çıkan ve çıkmaya devam edecek olan zorlukların derecesini anlamamıza yardımcı olur. Düzeltilene kadar nefret ve şiddet üretmeye devam edecek insan yapısı muazzam deformasyonlarla karşı karşıyayız". ‘SINIR DEĞİŞİMİNDE ETNİK TEMİZLİK İŞE YARAR' "Düşünülemez" olanı düşünmeyi reddeden ve sınırların değişmemesi gerektiğini söyleyenlerin yüzyıllar boyunca sınırların sürekli değiştiğini hatırlamalarında fayda vardır. Sınırlar hiç bir zaman statik olmadılar, ve Kongo'dan, Kosova ve Kafkaslara kadar olan sınırlar günümüzde dahi hala değişiyorlar. 5,000 yıllık tarihten bir diğer kirli sır da şudur: Etnik temizlik işe yarar. ‘İSRAİL VE KUDÜS AYRI BİR KONU' -"Amerikalı okuyucular için en hassas olan sınır konusu ile başlayalım: İsrail'in komşuları ile makul bir seviyede barış içerisinde yaşamak için herhangi bir ümide sahip olması için, 1967 yılından önceki sınırlarına -meşru güvenlik kaygıları için gerekli yerel ayarlamalar yapılarak – geri dönmesi gereklidir. Fakat binlerce yıllık kan ile lekelenmiş bir şehir olan Kudüs'ü çevreleyen bölgelerin durumu bizim ömrümüz süresince çözümsüz kalabilir. -"Tüm tarafların tanrılarını birer emlak kodamanı haline getirdiği bir konuda toprak için yapılan savaşlar en az petrol zenginliği veya etnik çatışmalar için yapılan savaşlar kadar açgözlülük barındırır. Bu sebeple üstünde fazlasıyla çalışılmış olan bu konuyu bir tarafa bırakalım ve göz ardı etmek için çok uğraşılmış konulara dönelim". X X X ‘KÜRT DEVLETİ KURULMALI' -"Balkanlar ve Himalayalar arasındaki adaletsizliği ile ünlü topraklardaki en göz alıcı haksızlık bağımsız bir Kürt devletinin yokluğudur. Orta Doğu'da bitişik bölgelerde yaşayan 27 ile 36 milyon arasında Kürt vardır (bu rakamlar muğlaktır zira hiçbir devlet dürüst bir nüfus sayımı yapılmasına müsaade etmemiştir). -"Günümüz Irak nüfusundan daha büyük olan bu grup, düşük nüfus tahminini bile göz önünde bulundurduğumuzda Kürtleri dünyanın kendine ait bir devleti olmayan en büyük etnik grubu yapmaktadır. Daha kötüsü, Kürtler, Ksenofon'un zamanından beri yaşadıkları tepe ve dağların bulunduğu bölgeyi kontrol eden her devlet tarafından ezilmiştir". ‘IRAK SAVAŞINDA KÜRT DEVLETİ KURULMALIYDI' -"Amerika Birleşik Devletleri ve koalisyon ortakları Bağdat'ın düşmesinden sonra bu haksızlığı düzeltmek için ellerine geçen muhteşem fırsatı görememişlerdir. Uyumsuz parçaların birbirlerine Frankenştayn canavarını andıran şekillerde dikilmesinden oluşan bir devlet olan Irak, o anda üç küçük devlete bölünmeliydi. -"Korkaklık ve vizyon eksikliğinden bunu başaramadık ve Iraklı Kürtleri yeni Irak hükümetini desteklemeleri konusunda zorladık – ki bunu iyi niyetimize karşılık olarak isteyerek yapıyorlar. Ancak özgür bir halk oylaması gerçekleştirilecek olsaydı, hiç şüpheniz olmasın ki Irak Kürtlerinin neredeyse %100'ü bağımsız olmak için oy verirlerdi". ‘DİYARBAKIR'DAN TEBRİZ'E KÜRDİSTAN' -"Şiddetli askeri baskılara maruz kalan ve on yıllar boyunca "dağ Türkü" olarak nitelendirilmek suretiyle kimlikleri yok edilmek istenen Türkiye Kürtleri de aynı şekilde oy verirlerdi. Ankara'nın önünde bulunan Kürt sorunu son on yıl içerisinde bir miktar kolaylaşmış olmasına rağmen baskı yakın tarihlerde tekrar yoğunlaştı ve Türkiye'nin doğusundaki beşte birlik bölümü işgal edilmiş bir bölge olarak görülmelidir. -"Suriye ve İran Kürtleri de mümkün olsa bağımsız bir Kürdistan'a katılmak isterlerdi. Dünyanın meşru demokrasilerinin Kürt bağımsızlığını muzaffer kılmayı reddetmeleri medyamızı sık sık heyecanlandıran beceriksizce yapılan hafif günahlardan çok daha kötü bir insan hakları ihmalidir. Ayrıca Diyarbakır'dan Tebriz'e kadar uzanan bağımsız bir Kürdistan, Bulgaristan ve Japonya arasında en Batı yanlısı devlet olacaktır". ‘IRAK VE SURİYE'DEN AKDENİZ'E FENİKE/BÜYÜK İSRAİL)' -"Bölgede yapılacak adil bir düzenleme Irak'taki üç Sünni ağırlıklı bölgeyi budanmış bir devlet haline getirecektir ve bu bölgeler zaman içerisinde Akdeniz'e yönelmiş bir Büyük Lübnan'a kıyılarını kaybetmiş olan Suriye ile birleşmeye karar verebilir ki bu durumda Fenike yeniden doğmuş olur. ‘SUUDİ DEVLETİ PARÇALANMALI' -"Eski Irak'ın Şii güneyi, Basra Körfezinin çoğunu çevreleyecek bir Arap Şii Devletinin temelini oluşturur. Ürdün mevcut bölgesini koruyacak ve güneye doğru Suudi'lerden alacağı bir bölge ile genişleyecektir. Doğal olmayan Suudi devleti Pakistan kadar büyük bir parçalanma görecektir". ‘ARAPLAR'IN EN KÖTÜ RÜYASI SUUDİLER' -"Müslüman dünyasındaki geniş tıkanıklığın temel sebeplerinden biri Suudi Kraliyet Ailesinin Mekke ve Medine'ye kendi hükümranlıkları gibi muamele etmeleridir. İslam'ın en kutsal ibadet yerlerinin dünyanın en yobaz ve baskıcı rejimlerinden birinin – hak edilmemiş muazzam petrol zenginliğini yöneten bir rejim- polis-devlet kontrolü altında olması sayesinde Suudiler, disiplinci ve toleranssız inançlarına ait Vahabi vizyonlarını kendi sınırlarından çok ötesine yansıtma imkanını bulmuşlardır. -"Suudilerin zenginliğe ve bu sayede nüfuza sahip olmaları peygamberin zamanından bu yana Müslüman dünyasının, ve Osmanlı işgalinden (Moğol işgali değil idiyse) bu yana Arapların başına gelen en kötü şey olmuştur". ‘MEKKE MEDİNE VATİKAN GİBİ OLMALI, DÖNÜŞÜMLÜ KONSEY YÖNETMELİ' -"İslam'ın kutsal şehirlerinin yönetiminde bir değişikliğe gidilmesine Müslüman olmayanların bir etkisi olamayacak olmasına rağmen, Mekke ve Medine'nin İslami Kutsal bir Devlet – Müslüman Vatikan'ı gibi bir oluşum- içinde dünyanın en önemli Müslüman okulları ve hareketlerinin temsilcilerinden oluşan dönüşümlü bir konsey tarafından yönetiliyor olması ve bu sayede muazzam bir inancın geleceği hakkında fetva verilmesi değil tartışılabilmesine imkan tanındığını hayal edin". ‘SUUDİ DEVLETİ PARÇALANMALI' -"Gerçek adalet -ki hoşumuza gitmeyebilir- Suudi Arabistan'ın kıyısal petrol sahalarını bu bölgede nüfusu yoğunluğu bulunan Şii Araplara ve güney doğu çeyreğini ise Yemen'e verir. Riyad çevresindeki bakiye Suudi Bağımsız bölgesine sıkışan Suudiler, İslam'a ve dünyaya çok daha az zarar verebilme imkanına sahip olacaktır". ‘İRAN PARÇALANMALI' -"Ele avuca sığmayan sınırları ile İran, topraklarının büyük bir bölümünü Birleşmiş Azerbaycan, Özgür Kürdistan, Arap Şii Devleti ve Özgür Belucistan'a kaybedecek, ancak günümüz Afganistan'ında bulunan Herat bölgesini kazanacaktır, bu bölge tarihsel ve dilbilimsel açıdan Pers İmparatorluğuna eğilimlidir. -"İran aslında tekrar etnik bir Pers devleti haline gelecektir ve cevaplanması gereken en zor soru Bandar Abbas limanını tutması mı yoksa Arap Şii Devleti'ne mi terk etmesi gerektiği olacaktır". X X X ‘AFGANİSTAN PAKİSTAN PARÇALANMALI' -"Afganistan' Batı'da Pers'e kaybedeceği bölgeyi Pakistan'ın kuzey batı cephesindeki kabilelerin Afgan kardeşleri ile birleşmesi neticesinde (yaptığımız bu egzersizin amacı olmasını istediğimiz şekilde harita çizmek değil, yerel halkın tercihleri doğrultusunda harita bölgesini Özgür Belucistan'a kaybedecektir. Geriye kalan "doğal" Pakistan, Karaçi yakınlarında batıya doğru bir bölge haricinde tamamiyle İndüs'un doğusunda kalacaktır". ‘KUVEYT KALSIN BAE PARÇALANMALI' -"Birleşik Arap Emirlikleri'nin şehir devletlerinin karışık bir kaderi olacaktır-gerçekte de muhtemelen olacağı gibi. Bir kısmı Arap Şii Devletine katılarak Basra Körfezinin çoğunu çevreleyebilir (Pers İran'ına müttefikten ziyade karşı denge olarak gelişmesi ihtimali olan bir devlet). -"Tüm katı kuralcı kültürler ikiyüzlü olduğu için, Dubai'nin de ihtiyaçtan zengin ahlaksızlar için oyun bahçesi statüsü korunacaktır. Kuveyt mevcut sınırları içerisinde kalacaktır, Umman gibi". ‘DİNSEL, ETNİK VE MEZHEPSEL PARÇALANMA' –"Her durumda yapılan bu sınırların teorik olarak yeniden çizilişi, etnik yakınlık veya dini eyaletçiliği yansıtır- bazı durumlarda ikisini birden yansıtır. Tabi ki eğer sihirli bir değnek sallayarak konuştuğumuz sınırları değiştirebilecek olsak, bu değişikliği seçici ve titiz olarak yapmayı arzu ederiz. -"Ancak, değiştirilmiş haritayı incelediğimiz ve bugünkü sınırları gösteren harita ile karşılaştırdığımızda, 20nci. yüzyılda İngiliz ve Fransızlar'ın çizdiği sınırların,19ncu yüzyıldaki büyük utanç ve yenilgilerden çıkmaya çalışan bölgede sebep olduğu büyük yanlışlıklar hakkında bir fikir sahibi olmamız mümkündür". ‘ANKARA-KARAÇİ HATTI TERÖRİSTLER İÇİN UYGUN ZEMİN' -"İnsanların isteklerini yansıtan bir şekilde sınırların düzeltilmesi imkansız olabilir. Şimdilik. Ancak zamanla – ve kaçınılmaz sonucu olarak kan döküldüğünde- yeni ve doğal sınırlar ortaya çıkacaktır. Babil birçok kere düşmüştür. Bu esnada üniforma giyen erkek ve kadınlarımız terörizme karşı güvenliğimiz, demokrasi umudu ve kendiyle savaşması kaderi olan bir bölgedeki petrol kaynaklarına erişim için savaşmaya devam edecekler. -"Ankara ve Karaçi arasındaki bölgedeki mevcut insani bölünmeler ve zoraki ittifaklar, bölgenin kendine verdiği acılar ile birleştiğinde aşırı dincilik, suçlama kültürü ve teröristlerin istihdamı için mümkün olabilecek en uygun zemini sunmaktadır. Erkekler ve kadınlar sınırlarına pişmanlık ile baktıkça, düşmanlar için de hevesli bir şekilde bakarlar". ‘ULUSALCILIĞIN EN KÖTÜ ÖRNEKLERİ BURADA' -"Dünyanın ihtiyaç fazlası teröristleri ve kısıtlı enerji kaynakları ile Orta Doğu'nun mevcut deformasyonları, düzelecek değil aksine kötüleşecek bir durum vaat etmektedir. -"Ulusalcılığın sadece en kötü yönlerinin tutunduğu ve dinin en bayağı yönlerinin, hayal kırıklığına uğramış bir inanca hükmetmekle tehdit ettiği bir bölgede, Amerika Birleşik Devletleri, müttefikleri ve hepsinden önemlisi, silahlı kuvvetlerimiz sonu gelmeyen krizleri bekleyebilirler. -"Irak, ümit ile ilgili karşıt bir örnek teşkil ediyor olsa bile – eğer gereğinden önce topraklarını terk etmez isek- bu büyük bölgenin geri kalan kısımları hemen hemen her cephede daha kötüye giden problemler sunmaktadır". ‘SINIRLAR DEĞİŞTİRİLMEZ İSE BİZİM KANIMIZ DÖKÜLÜR' -"Eğer büyük Orta Doğu'nun sınırları, kan bağı ve inanç bağının doğal bağlantılarını yansıtacak şekilde değiştirilemez ise, bölgede dökülen kanın bir bölümünün bizim kanımız olmaya devam edeceği hususunu dini bir inanç hususu gibi kabul etmemiz gerekecektir". ‘KİM KAZANIR – KİM KAYBEDER‘ –Kazananlar: Afganistan, Arap Şii Devleti, Ermenistan, Azerbaycan, Özgür Belucistan, Özgür Kürdistan, İran, İslami Kutsal Devlet, Ürdün, Lübnan, Yemen –Kaybedenler: Afganistan, İran, Irak, Kuveyt, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan, Suriye, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, Batı Şeria " X X X İşte çerçeve yasanın nedeni ve kökeni budur. |
Sevgili bilgivehis,
Turkiye'yi islamcilardan kurtarip Amerikan anayasasi ile yonetmemiz gerekiyor. Oncelikle ABD eliyle demokrasi getirilmeli ve bir an once eyaletlere bolunmek uzere federal bir yapi kurmak gerekir. Ileriki 50 yilda belki islamin etkisi kirilirsa bunun halka yarari olur. Bu sayede hem din hem de Türk milliyetciligi gibi tabular kirilmis olur. Tabii bu dediklerim buyuk ihtimalle gerceklesmeyecek fakat olsaydi herkes icin daha iyi olurdu. ---ideal olanı söylüyorum yani--- Bu tabloda pkk'ye de ihtiyac yok. Inanılmaz Savas ve bilim ve teknik gelişmeler sonrası , daglarda gezerek bu teknolojiyle pkk zaten savaşamazdı. Bu belli ki, Ingiltere, Israil ve Amerikan cikarina da hizmet etmiyor, daha niye devam etsin? gerçekçi olmak lazım. Oyle vatandi, bayraktı, topraktı, Sakarya'ydi, dusmandi, milliyetçilikti, efendim bilmem neydi...bunlarin hepsi hikaye. Bunlar 100 yıl önceki kavramlar. Tum bu kavramlar unutulmalı ve yeni kavramlar benimsenmeli; insan hakları gibi, özgürlük gibi, demokrasi gibi, federalizm gibi... Vatan millet Sakarya miladi dolmuş kavramlardır. Bakiniz, bu bir evrimdir; kültürel, politik ve ekonomik bir evrimdir. illa eskiye ve eskiye dair kavramlara yapisip kalmanın bir anlamı yok. Yine sol'du, sosyalizmdi...bunlar da sscb ile çökmüş, gitmiş kavramlar. Eskimis kavramlar. Şimdiki kavramlarımız efendim aile, pozitif iliskiler, insan hak ve özgürlükleri, kapitalizm, demokrasi, federalizm. |
Alıntı:
Hatta aşırı milliyetçilik.! Tüm Avrupa ülkeleri sınırlarını korumak adına inanılmaz çaba göstermeye başlamadı mı? Ulus/bağımsız devlet anlayışının ne kadar önemli olduğu tekrar ortaya çıkmadı mı? Son yıllarda askerlikle ilgili gelişmeler, bu dediklerini yanlışlamıyor mu? Bazı ülkelerin zorunlu askerliği geri getirmesi veya bazı ülkelerin de askerlik süresini uzatması. Demek ki sen mesela İspanya başbakanı Pedro Sánchez olsaydın, ülkelerini işgal eden Faslıları iade etmeyecektin. ''Milliyetçilik, toprak gibi şeyler geride kaldı, buyrun İspanya sizin olsun'' diyecektin herhalde.! |
Sanirim ben biraz yanlis anlasildim. Biraz daha acarsam ne demek istedigimi daha iyi anlatabilirim. O zaman en azindan anlasilma adina sorun kalmaz.
Bak Nolan, once temel aldigim ilkeden, prensipten bahsedeyim, sonra senin verdigin ornekler uzerinden gideyim. Ben vatan, millet, bayrak, din, Sakarya, toprak, milli dava, milli degerler, beka meselesi vesaire gibi kavramlar uzerinden siyaset yapilmasina karsiyim. Yani siyasi arenada surekli bu sembollerin one cikarilip insanlarin bunlar uzerinden harekete gecirilmesini dogru bulmuyorum. Cunku bunlarin hepsi siyasilerin toplumdaki farkli aidiyetleri kasimak, o aidiyetleri gidiklamak, insanlari mobilize ve hipnotize etmek ve boyle yaparak kendi siyasi guclerini, kralliklarini, padisahliklarini devam ettirmek icin kullandiklari arac gerecler. Devletler, siyasi partiler, liderler bunu dunyanin her yerinde farkli sekillerde yapiyor. Kimine Ataturkculuk gazi verirsin, kimine milliyetcilik gazi verirsin, kimine din uzerinden gaz verirsin, kimine isci-emekci, sinif ve esitsizlik uzerinden gaz verirsin, kimine milli davamiz, beka meselesi, vatan elden gidiyor dersin, kimine baska bir sey soylersin. Insanlarin hangi aidiyeti kuvvetliyse oradan yakalarsin. Sonra toplum Turkcu, Kurtcu, Islamci, Ataturkcu, sagci, solcu, sosyalist, milliyetci diye parcalara ayrilir ve herkes kendi kutsalinin pesinden gider. Siyasetci de bunun ekmegini yer. Benim karsi ciktigim temel olarak bu. Bence siyaset ve parlamento bu tur semboller, kutsallar ve tabular uzerinden degil, insanin gunluk hayatina gercekten dokunan seyler uzerinden yurumeli. Insan haklari ve ozgurlukleri ne durumda, hukuk calisiyor mu, demokrasi var mi, egitim bilimsel mi, universiteler ozgur mu, ekonomi duzgun mu, insanlar iyi egitim alabiliyor mu, liyakat var mi, devlet vatandasina adil davraniyor mu, insanlar dusuncesini korkmadan soyleyebiliyor mu, cocuklar iyi yetisiyor mu, insanlarin yasam kalitesi nasil; yani ve yani siyaset bunlari konusmali ve çözüm bulmalı.... Siyasetcinin gorevi benim milli veya dini duygularimi kabartmak degil, bana mumkun olan en ozgur, en guvenli ve en iyi yasam kosullarini hazirlamak. Onun gorevi bu. Benim bahsetmeye calistigim temel prensip bu. Yoksa ben devlet diye bir sey olmasin, sinirlar kaldirilsin, ordu dagitilsin, guvenlik onemsenmesin, isteyen istedigi ulkeye girsin, hatta gelsin ulkeni isgal etsin demiyorum. Bunlar tamamen baska meseleler. Devlet elbette kendi guvenligini saglayacak, elbette sinirini kontrol edecek, elbette vatandasini koruyacak. Zaten devletin isi bu. Fakat bunu yapmak icin milliyetcilige ihtiyacin yok. Bir devlet kendisini gayet hukuki, toplumsal, ekonomik, guvenlik kaygilariyla koruyabilir. Mesela senin verdigin ornekten gidelim. Bak cok acikca soyleyecegim. Ben Ispanya Basbakani olsaydim tamam mi, ulkeye gelen insana ilk olarak Fasli mi, Cezayirli mi, Misirli mi diye bakmazdim. Adam sari mi, siyah mi, beyaz mi, yesil mi ona da bakmazdim. Benim icin mesele adamin hangi milletten oldugu degil, o ulkeye niye geldigi onemli. Bir de geldiginde nasil bir vatandas olacak, nasil bir insan olacak. Mesela suc gecmisi var mi, teror baglantisi var mi, guvenlik acisindan okay mi, ulkenin hukukuna, kanunlarina saygili mi, dil ogrenmeye istekli mi----sahsen bazi Meksikali arkadaslarim var, 20 yildir buradalar, tek kelime Ingilizce bilmiyorlar ve bilmek de istemiyorlar, adapte de olmak istemiyorlar, google translate kullaniyorum onlarla konusurken----, calisacak mi, egitim duzeyi nedir, meslegi nedir, ben sahsen tamam mi bunlara bakardim. Daha baska kriterler de koyarsin, uzatabilirsin..... Ama adam Fas'ta dogmus diye otomatikman onu tehdit, Norvec'te dogmus diye de gozum kapali degerli gormezdim yani. Dedigim olaylara bakardim. Yani uzatmadan soyleyecek olursam, insan olarak davranisi ve icerisinde yasayacagi topluma karsi tutumu ne, bunlar onemli. Kriterlere uymuyor mu, gerekirse almazsin, gerekiyorsa hukuk icerisinde sinir disi edersin. Bunun milliyetcilikle ne alakasi var? Burada yaptigin sey bir etnik kimligi veya bayragi kutsamak degil, ulkede yasayan insanlarin guvenligini korumak. Ben zaten insani merkeze koyuyorum. Dolayisiyla siniri da insan icin korursun, devleti de insan icin yasatirsin, ekonomiyi de insan icin yonetirsin. Benim "vatan millet Sakarya devri gecmeli" derken anlatmaya calistigim sey de asagi yukari bu. Bu kavramlar artik eskimis kavramlar...Bu kavramlar milleti uyutmak icin kullanilan eski ve miladi dolmus kavramlar. |
Yukarida detayli anlattiklarimi Turk devleti kendi yapabiliyorsa yapmali—ki yapamiyor o yuzden bayatlamis kavramlarla ulkeyi yonetiyor— o halde alsin Amerikan anayasasini uygulasin yada daha iyisi direkt Amerikan mandasina girsin. Bati'nin iyi seylerini alalim, kotu seylerini birakalim diye bir sey olmaz; alacaksan herseyini alacaksin. Yada yonetimi vereceksin onlara. Benim cozum onerim bu…
Yoksa Turk bayragi, toprak, cengel biyik…bunlar bos isler; toplumu hipnotize etmek icin kullanilan ucuz numaralar. |
Alıntı:
Ama sen ayrımcılığa, kamplaştırmaya programlı olduğun için, sürece karşı çıkılmasını istiyorsun, senin sorunun bu. Sosyal adalet, hak, hukuk, sosyal demokrasi, sosyal adalet ve sosyal devlet v.b. istiyorum, bunun AKP ile de, sözde süreciyle de ilgisi yok ve elbette sen+AKP+MHP+İYİP+Özdil v.b. zübük medya mafyaları bu isteğime karşı çıkacaksınız(NASIL DA ORTAKLAŞIYORSUNUZ değil mi), çünkü ırkçı bir taban ve köhne dönemlerde kalmış ırkçı devlet modelinden ve hatta aslında birebir Osmanlı devlet modelinden besleniyorsun.. Neden? işte onu da kendi gerici, ırkçı veya dinci(bir farkı yok) modeline sormalısın, burada sayfalarca anlatamam ki! Son 15 yıl zaten yeterince açık özetledi, ha dinci, ha ırkçı çağ dışı, insanı, sosyal hayatı, toplumu önemsemeyen, siyasal dinci veya siyasal ırkçı sembolleri insandan, insan hayatından, bilimden, akıl, mantıktan her şeyden üstün tutan(koyunlaştırma) köhne model, fark etmiyor... Altı üstü homo-sapiensleriz... Kısaca ben AKP ve kleptokraik faşist rejimi çeşitli menfaat veya entrikaları adına sözde barış süreci veya "terörsüz türkiye" diyor diye, GÖRÜŞÜMDEN VAZ geçemem ki? Sosyal adalet, eşitlik, hak, hukuk istiyorsam bu benim kişilerden, partilerden v.b. bağımsız temel görüşüm, düsturumdur... İkincisi daha öncede izah ettim, şu an AKP+MHP ile ortak platformda buluştuğun şeyler nereden baksam %80'dir, benim ise %30 bile olmaz... 2+2=4 diyorsa, sen de diyorsan e? Böyle sürekli safsata üretiyorsun, uyarıyorum yine devam ediyorsun, yahu hadi milyonlarca sürüyü, koyunu geçtim sen neden sürü aldatma taktikleri, yöntemlerine bu denli giriyorsun? Derdin ne? Kısaca GENEL GEÇER şeyler üzerinden stratejik v.b. ortaklık kurulmaz... Ben 2+2=4 diyorsam, yarın herhangi bir parti de 2+2=4 derse, bu benim o parti ya da kurumlarla ortak olduğum ve şu ya da bu politikalarını desteklediğim anlamına gelmez, ama sırf onlar da 2+2=4 dedi diye kalkıp 2+2=5 de diyemem, bunu anlayamayacak kadar kör olmamalıyız :)... Sorun açık, 21. yüzyıldasın hala daha pespaye dincilik, ırkçılıkla aldatılma, sürüleştirilme ve parçalanıp, ayrıştırılıp, KAMPLAŞTIRILIP, sömürülüp, köleleşme, kullanılma, hülooğlaştırılma derdindesiniz... Bak sorun bu, gerisi, sorundan faydalananların ürettiği sorunlar v.s. Sineklerle uğraşarak bir yere varamayız, bataklığı görmek gerekir, SEN ÖNCE SORUNU GÖR, DİLERSEN "AKP DÖNEMİNDE olmaz bu iş" de! Ama sorunu görmüyor aksine SORUNU ÜRETİYOR VE BU SORUNU ÜRETMEYİ SAVUNMAK adına türlü kılıf uyduruyorsunuz, AKP'ye itiraz ederken de yanlış olanı, bu sorunu doğuran sebepleri yüceltmiş olmamalısınız(anlaşamadığımız kısım burası, AKP ne olduğu belli, ama sizin duruşunuz çok daha kamplaştırıcı, faşist ve geri, sorunu üreten bir kulvarda! o kadar ki geriye düşüyorsunuz). Sorun şu ki o kılıfların benim görüşümle, baktığım zeminle zerre ilgisi yok... Sürekli aynı yanlış şeyi tekrar edip durursan bir yere varamayız... İnsan, toplum, hak ve hukuk, sosyal adalet, ekonomi-politik adalet demeyi kabullenmediğin sürece, sana ne söylense anlamı yok, işte asıl diğer sorunumuz bu... Önce NE oldu, oluyor, peki ne OLMALI? Bunu ortaya koy, sonra olana bak... Basit, her sorun, o sorunu üreten kaynakla çözülür, gerisi ahmahlık ve ahmağı bol ülkelerde, sömüren bir azınlık da daima olacaktır ve bu azınlığın menfaatleri uğruna binbir çeşit sorun üretilecek.... |
Abdullah Öcalan'ın kayınpederi Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bünyesinde görev yapmış bir memur/ajan olan Ali Yıldırım'dır.
Konunun detayları ve bilinen gerçekler şu şekildedir: Kayınpederi Hakkındaki Gerçekler Kimliği: Abdullah Öcalan'ın eski eşi Kesire Yıldırım'ın babası Ali Yıldırım'dır. MİT İlişkisi: Ali Yıldırım, MİT içinde en üst düzey makam olan "Müsteşarlık" görevini hiçbir zaman yürütmemiştir. Ancak dönemin haber kaynaklarında ve T24 ile NTV Haber gibi mecralarda yer alan bilgilere göre, kurum içinde uzun yıllar memur, takip personeli veya ajan olarak görev yaptığı ortaya çıkmıştır. Sabah; Alintidir. Yukarida goruldugu gibi 1975 ve 1976 donemlerinde Mit icinde gorevli AJan ve bilinmiyen misyonlarin sahibi olan Ali Yildirim. Aptal bir konumu olan piyon APO, kolay elde edilecek birey olmasindan dolayi. BOL, PARCALA VE YONET politikasini asirlarca yuruten Osmanli ve onun devami olan Irkci, Milliyetci ve Gerici Fasist Kemalist mantigin bir urunudur. PKK kurulusunda buyuk rol oyniyan, APO denilen Devlet Ajanin Damadi Ajanlik gorevini ustlenmis, Devletin emir ve drektifleri ile hareket eden bir piyondur. ozellikle 68 Kusagin yaktigi kizil mesaleyi bolup parcaliyarak sondurme cabasidir. Parti icinde one cikmis kadrolarini tek tek yok etmeye calisan. Kesintisiz Tek Tarafli Ates Kes Ilan Eden. Parti MK icinde gorevli ve kararli insanlarin katledilmesinde veya yakalanmasinda buyuk rol oyniyan. Ulkeden ulkeye gonderilerek T.C ile isbirligi icinde kendisini Kenya`da yakalatan. BENIMDE ANNEM TURKTUR sozlerinin akabinde BENDE SIZDENIM, GOREVLI BIR AJANIM Dememesi gelinen asamada gerekenlerin oyun ve uyutma politikasindan baska bir sey degildir. PKK , Hizbullah, Aleviligi ortaya cikarip ve buna benzer farkli yontemelere bas vuran Fasist duzen ve onun kafatasci Emperyalsit yapilanmalardir. Politika sudur. BOL, PARCALA VE YONET. BOLMEZSEN, PARCALAMAZSAN YONETEMEZSIN. ZAYIF DUSERSEN, SALTANATIN BITER POLITIKASIDIR..... |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:12 . |