Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Hristiyanlık (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=82)
-   -   Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4734)

sargon 03-09-2007 22:15

Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Arkadaşlar, ana sayfaya koyulacak hıristiyanlık eleştirisinin ilk iki bölümü için birer taslak hazırladım. Sizin katkılarınızla yazılara son halini vereceğiz. Bu bir taslak çalışma olduğu için öncelikle içerik ve yapısal bütünlüğü ile ilgili eleştirilerinizi bekliyorum. Çalışmanın tamamı şimdilik üç bölümden oluşacak:

1. Hıristiyanlığın kökeni
2. Kutsal Kitap'ın iç tutarsızlıkları
3. Hıristiyanlığın iktidarı (uygulanan vahşetler)

Şu anda birinci bölümü hazırlıyoruz. Asacağım ilk iki bölüm bu bölümün alt başlıkları olacak.

Helenistik Dönemin Din Sentezleri

Hıristiyanlık ve İslamiyet’in tarihin gördüğü en ileri düzeydeki dinsel bağdaştırmacılık örnekleri olduğunu iddia etmek sanırım yanlış olmayacaktır. Bu büyük başarıda bu dinlerin kurucularının rolü kuşkusuz yadsınamaz. Ancak din kurucuları son tahlilde sadece sürecin birer ürünü olarak ortaya çıkıyorlar. O halde bu ileri dinsel bağdaştırmacılık örneklerini öncelikle tarihsel süreçleri içinde anlamamız gerekli.

Helenistik çağdan (M.Ö 4-3 yüzyıllar) önce de toplumlar birbirlerinden tamamen yalıtılmış değildi. Kültürel taşıyıcılığı göçebe kavimler, ticaret ve savaşlar üstlenmişlerdi. Pers’lerin Ön Asya’yı egemenlikleri altında birleştirmesi de bir kültürel yakınlaşma yaratmıştı ancak bütün tarihçilerin üzerinde birleştiği yargı en ileri düzeyde kaynaşmanın İskender’in seferleri sonrasında gerçekleştiğidir. Bu dönemde Yunan, Anadolu, İran, Mısır, Hint kültürleri daha önceki hiçbir dönem olmadığı kadar içiçe geçti. Bir Yunan kentinde Hint yada Pers figurlerinden oluşan vazoyu görmek yada Hindistanın göbeğinde Yunan mimarisine tanık olmak olağan birşey oldu. Bu içiçe geçme sadece mimarlık, resim, heykel gibi kültürel alanlarda değil felsefi ve dinsel düşünce biçiminde de kendisini ortaya koydu. Hatta Helenistik dönemin ve hemen ardından Roma döneminin dinsel bağdaştırıcılığı şaşırtıcı bir genişliğe ve yaratıcılığa sahip oldu.

Yunan düşüncesi site içinde uyumlu bir yaşam kurma ekseninde gelişmiş siyasal ve dinsel düşüncelerle karşımıza çıkar. Yeni gelişmeler karşısında site hem siyasal varlığıyla hem düşünsel yaratıcılığıyla yetersiz kalır ve canlılığını kaybeder. İskender artık kendi içinde boğulmuş olan sitenin düğümünü kılıcıyla çözer. İskender’in kılıcı Hindistan’a kadar gitmeyi başarır ama site-merkezli düşünce sistemleri dev imparatorlukların ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kalır. Askeri zafer batının olur ancak doğu da düşünce sistemi ile intikamını alacaktır. Helenistik çağın düşünce sistemi Yunan düşüncesi değil mistik doğu düşüncesidir.

Yunan düşünce sistemi yurttaş olarak insan ile toplum ilişkisi üzerinde şekilleniyordu. Birey ancak toplum üyesi olarak nesnelliğe, bireyliğe ve ahlaklılığa sahiptir. Klasik Yunan felsefesinde insan olmanın gerektirdikleri ve toplumsal yaşamı ayakta tutmak için gerekli olan eylemler giderek anlamını kaybeder. Site-devlet çökünce ortaya çıkan düş kırıklığı ve yılgınlığın yarattığı boşluğu doğudaki despot imparatorluklara özgü olan ve toplumsal belirleyiciliği olmayan bir birey olarak insan anlayışı öne çıkar. Bu birey bir yazgı ile kadere bağlanmış durumdadır ve tanrının/egemenin kuludur. Yunan sitesinin çöküş çağının felsefi gizemciliği ve mantık-dışıcılığı olarak tanımlanan Helenistik felsefe beden-ruh ikiciliği üzerine yapılanır. Bu anlayış en ileri örneğini ise Hıristiyanlıkta bulacaktır.

Helenistik çağın dinsel alanda egemen görünümü dinsel sentezlerdir. Bu süreçten Yahudi dini payını alır, en tutucu-milliyetçi Yahudi mezhepleri bile Helenistik sentezlerden etkilenir. İran, Mısır, Yunan ve Anadolu mistik dinlerinde de zengin bir sentez ortaya çıkar. İlk dönem Hıristiyanlığı da bu dönemin bütün özelliklerini taşır. *

Hıristiyanlığın basitçe bir başka dinin taklit edilmesi değil, Helenistik dönemde görülen sentezleme eğiliminin bir ürünü olduğunu düşünmek bize doğru geliyor. Gerçekten de Helenistik dönemin ve sonrasının tipik bir özelliği her yeni dinsel sentezin genel olarak kabul gören ritüelleri ve mitleri alıp kendine adapte etme alışkanlığıdır. Bu dönemin en önemli sentezlerini ve kökenlerini şöyle sıralayabiliriz:

Yunan: Dionysos tapımı
Mısır: İsis ve Osiris tapımı
Anadolu(Frigya): Kibele ve Attis tapımı
İran: Mithra tapımı

sargon 03-09-2007 22:19

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Erginlenme: Ölümsüz Olmak, Işığı Görmek, Tanrılaşmak

Yukardaki bütün tapımların hiç kuşkusuz en önemli ortak özellikleri erginlenme (inisiyasyon) törenleridir. Bu törenler Hıristiyan sentezinde sembolik değerlerinden çok şeyi yitirmişlerdir ancak bu törenlerin anlamını anlamadan Hıristiyan sentezlerini, özellikle de erken dönem Hıristiyanlığını kavrayabilmek oldukça güçtür.

Erginlenme törenleri (geçiş ayinleri / rite of passage), adı üstünde yeni bir evreye geçişi yada bir toplumsal gruptan diğerine geçişi ifade eder. Hemen her ilkel toplulukta görülmüştür ve üç aşamada gerçekleştirilir: Adayın toplumdan yalıtılması, bekletme ve eğitim, yeni duruma geçiş. Bütün aşamaları tamamlayan aday artık yetişkinler arasında kabul edilir ve yeni bir toplumsal statüye sahip olur.

Erginlenme töreninin amacı adayı önceki dönemin bütün statü ve davranışlar sisteminden koparmaktır. Adaya kirli bir nesne gibi davranılır ve aşağılanır. Aday da kendine işkence ederek ve adeta bir bellek kaybı yaşamış gibi davranarak eski davranış sisteminden ve statüsünden tamamen kopar. İlkel topluluklarda çoğu zaman fiziksel sınavlar biçiminde olur bu. Afrika’da sünnet veya diş sökmek, K. Amerika’da göğüs adalelerinden asılmak, Okyanusya’da parmak kesmek gibi. Erginlenme sırasında aday “eksik” hali ile ölür ve “tamamlanmış” olarak yeniden doğmuştur. Erginlenme törenlerinin bu sembolik ölüm ve yeniden doğum teması ritüelin esasını oluşturur.

Helenizm döneminin erginlenme törenlerinde de ritüel sıralaması şu şekildedir: Önce çile ve perhiz, sonra kutsal su ile yıkanıp arınma, ardından verilecek sırların saklanacağına yemin ederek mistik sırlara ulaşma. Artık sembolik ölüm ve yeniden doğum daha mistik bir anlam taşımaktadır. Bu ölümsüzleşme, tanrılaşma, tanrıyı bulma, tanrıyla birlikte yeniden doğma şeklinde ifade edilir.

Köken olarak Hint Vedalarına kadar gitsede (örneğin RigVeda’da bir erginlenme ile ilgili olarak şöyle denir: “Ölümsüz olduk, ışığı gördük, tanrıları bulduk “ (RigVeda VIII, 48,3) ) Helenistik sentezlerde ve Hıristiyanlıkta bu mistik anlam oldukça belirgindir. Mithra ve Attis sentezlerinde çile ve perhizden geçmiş olan aday önce kutsal su ile yıkanıp arındırılıyor ardından da bir çukura konuluyordu.Üzeri ızgara ile örtülmüş bu çukurun üstünde boğalar ve koçlar kurban ediliyordu. Hayvanların kanı çukurun içindeki adayın üzerine damlıyordu. Aday da üzerine bulaşan kanlarla kurban gibi simgesel olarak ölmüş oluyor ve sonra aynı ölüp dirilen tanrı gibi yeniden doğuyordu. İsis/Osiris ve Kibele/Attis tapımlarında da benzer ritüellerle ölüm ve yeniden doğum canlandırılır.

Hıristiyan sentezinde ayinlerindeki birçok öğe silinmiş ise de temeldeki anlam aynı kalmıştır. Hıristiyanlıktaki gizli mistik öğeleri en cesur biçimde ortaya seren (aslında dinin temelini de o atmıştır) Pavlus bunu açıkça ifade eder: “Baba`nın yüceliği sayesinde Mesih nasıl ölümden dirildiyse, biz de yeni bir yaşam sürmek üzere vaftiz yoluyla O`nunla birlikte ölüme gömüldük.” (Rom, 6:4) *

Erginlenme sayesinde aday tanrı katına yükselir, tanrılaşır, fanilikten sıyrılır. Bu dinlerin hepsinde ortak olan ölüm ve yeniden dirilişle sembolize edilen erginlenme ayinlerinin dinsel nedeni olarak ise hepsinin tanrılarının da ölüp sonra yeniden dirilmeleridir. Attis, Osiris, Mithra, Dionysos hepsi de ölmüş ve yeniden dirilmiştir. Helenistik mistik sentezlerin herbiri üzerinde ayrı ayrı duracağız. Ancak önce Hıristiyan sentezinin en önemli bileşeni olan Yahudi dininde gelişen yeni sentezler üzerinde durmamız gerekiyor.

thunderpoint 03-09-2007 22:26

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Sevgili sargon,

Emeğine sağlık, içeriği ve anlatımı çok beğendim. Sürekliliğin korunacağından eminim.

Benim eleştirim genelde olduğu gibi imlaya.. Bir takım basit aksaklıklar gördüm. *Dilersen bu ve bundan sonrakiler üzerine çalışabilirim...

Sevgiler...

sargon 03-09-2007 23:17

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Thunderpoint, bittikten sonra zaten senin denetiminden geçmesi şart. Ama önce içerik konusunu bir halletmemiz gerek. Eklemeler, çıkarmalar yapmamız gerekebilir.

habilis 04-09-2007 14:21

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
çok güzel , sade bir dille anlatılmış , çok güzel bir çalışma

tabi bittikten sonra mükemmel olacağına inanıyorum ..

hbls

dilaver 05-09-2007 07:03

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
kan ritüellerinde kanın kesinlikle yere dökülmemesi gerekiyor, kan hem kutsaldır, hem de yaşamın kaynagıdır. Kan ile toprak karışamaz ve mutlaka kan bir yerde toplanır.

* * tanrının göksel olması, uzaklaşması devlet kurumunun da gelişmesi ile başat gidiyor. İnsanlarla aynı özelligi taşıyan Hellen tanrıları devlet aygıtı güçlendikçe insan vasfından çıkıp uzaklaşıyorlar. Artık ulaşılamaz hale geliyorlar ve bir ruhban sınıfı yeni ritüelleri yapmak için gerekiyor. Bu ilk biçimini Yunan bilici tapımlarında , kahin organizasyonlarında ifadesini buluyor. Bilicilik şeklinde gelişen ruhbanlık gaipten, tanrıdan haber veriyor, kehanet ve fal son derece yaygın. Tanrılardan işaret bekleniyor, daha sonra bu işaretleri getirenler peygamber adını alıyorlar.

* * Erken devletler ya da arkaik devletler egemenin tanrı ile olan ahdi ile belirleniyor. Olmazsa olmaz koşullardan biri tanrısallıgı. Aynı zamanda ilk egemenlerin çevresi soyu ve akrabaları. Devlet aygıtı geliştikçe bu mekanizma egemenin çevresini saran bir profosyeneller grubu halini alıyor. Eskiden arkaik dönemde egemen ile kulu karşılıklı bir yararlılık ilkesi ile birbirine baglı ike şimdi artık egemenin zoru ile bir tabiyet ilişkisi gelişiyor. Bu süreçte artık tanrı gökselleşiyor ve uzaklaşıyor. Din artık toplumu bazı degerler etrafında birleştirebilmek ve ortak bir hüviyet kazandırabilmek için vardır. Egemen tebaasından ayrıldıkça tanrı da kullarından ayrılıyor. İlk gizem dinleri bir sırrı içinde barındırırken semavi dinlerde tanrı ana sır oluyor.


* * saygılarımla

sargon 11-09-2007 00:16

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Yahudi dininin evrimine girmeden önce Helenistik dönemin gizemci dinsel sentezlerini aktarmanın daha doğru olacağına karar verdim.

Mısır Gizemleri

M.Ö. II. Yüzyılın başında İskender’in ardıllarından Ptolemaios Soter, tanrıların yardımıyla egemenliğini güçlendirmek ister ve bunun için hem Mısır hem Yunan kültürü tarafından kabul edilebilecek bir tapım yaratılması için iki kişiyi görevlendirir. Mısır tarihi ve din üzerine çok sayıda kitabı olan Mısırlı rahip Manethon ile Yunan kültürünü çok iyi bilen Timotheos bu iş ile görevlendirilir. Bu iki bilge alim Serapis kültünü ortaya çıkarırlar. Tapım sonraki birkaç yüzyıl içinde Anadolu, Yunanistan ve Roma’ya kadar yayılır.

Osiris kültünün bu kadar güçlü olmasının ardında gerçekten de Yunan ve Mısır kültürlerinin çok iyi bir şekilde harmanlanmış olmasının etkisi vardır. Serapis tapımı oluşturulmadan çok önce zaten Osiris Mısır’da en sevilen tanrı haline gelmiştir. Osiris’in bu gücünü anlamak için öyküsünü kısaca anlatalım.

Osiris Mısır’ı uygarlaştıran tanrıdır. Dört kardeş tanrının en büyüğüdür. (Diğerleri karısı İsis, düşman kardeşi Seth ve onun karısı Neftis’tir) Osiris, kardeşi ve aynı zamanda karısı olan İsis’i yerine bırakarak dünyanın diğer bölgelerini uygarlaştırmaya gider. Erkek kardeşi olan Seth ise Osiris’i kıskanmaktadır ve yerine geçmek için kurnaz bir plan hazırlar. Büyük bir davet verir ve Osiris’i de çağırır. Seth’in planı Osiris’i yok etmektir, bunun için değerli taşlarla süslenmiş bir sandık hazırlatmıştır. Bu sandık kimin boyuna uyarsa ona verilecektir. Sandığın içine Osiris girdiği sırada hızla sandığı kapattırıp mühürletir ve Nil nehrine atar. İsis ısrarla sandığı arayıp bulur ve geri getirir. Ancak Seth bu kez de Osiris’in bedenini 14 parçaya ayırıp Mısır’ın değişik yerlerine dağıtır. İsis her bir parçayı arayıp bulur, bir balık tarafından yutulan cinsel organının da çamurdan bir kopyasını yapar, bütün parçaları bir araya getirir ve mumyalayıp büyü yoluyla yeniden canlandırır. Osiris ile birleşerek oğulları Horus’u dünyaya getirir. Horus daha sonra Seth ile savaşacaktır.

Mısır dinsel düşüncesinde Horus, Osiris’in yeniden dünyaya gelişi olarak ifade bulur. Yani Horus, aynı zamanda Osiris olmuştur. Böylece bir Osiris-Horus döngüsü başlamıştır. Her yeni firavun Horus’un yeniden dünyaya gelişidir. Önceki firavun ise artık Osiris olarak simgeleştirilir. Egemenlik süren firavunun karısı da İsis olarak yüceltilir. Mısır’lılar için ölüm bir tür yeniden doğmaktır ve bu yüzden de mumyalamanın önemi çok büyüktür.

Osiris gizem kültünde iki önemli bayram kutlanır. Bunlardan Inventio (Osiris’in bulunuşu) 29 Ekimden 1 Kasım’a kadar sürer. Üç gün süren bir perhizin, ağıtların ve öldürülüp parçalara ayırılmış Osiris’in bulunduğunun duyurulmasının ardından neşeli kutlamalar yapılır. Erginlenme törenlerinde ise inananlara yeni katılacak adayların üzerine keten gömlek giydirilerek tapınağın ücra bir köşesine götürülür. Aday burda sembolik olarak ölüler diyarına iner, gece vakti güneşi görür, tanrılarla görüşür ve ardından yeniden doğarak arınır. Apuleius bir erginlenme sırasında gördüklerini şöyle anlatır.

“Ben ölümün sınırına ulaştım; Proserpina’nın eşiğine ayak bastım, sonra elementlerin içinden geçip geri geldim. Gecenin ortasında güneşin parladığını gördüm; yeraltı ve gökyüzü tanrılarıyla yüz yüze kalıp, huşu içinde onların seyrine daldım ve yanı başlarında onlara tapındım.” (Apuleius’tan aktaran: Mircea Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, c.2, s.334)

Erginlenen aday sabah olunca oniki burcu simgeleyen oniki kat elbisesi ve başında hurma yaprakları ile Meryem Ana ikonalarına benzeyen bir İsis heykelinin önünde inanlar kalabalığının karşısına çıkar. Adayın metamorfoz yaşadığı bu gün yeniden doğuş günü kabul edilir.

Acı çeken, öldürülen ve sonra yeniden dirilen tanrı inancı Helenist dönemde halk tarafından büyük bir beğeni kazanır. Osiris mitinin bir başka önemli özelliği ise Hint mitolojisi ile Hıristiyan inancından tanıdığımız üçlü teslis düşüncesinin İsis-Osiris-Horus arasında kurulmuş olmasıdır. Mısır üçlemesi Hintlerin Brahma-Şiva-Vişna üçlemesinden daha fazla Hıristiyan teslisi ile benzerlik gösterir. Osiris-Horus arasında baba-oğul ilişkisi ve Meryem Ana’ya benzer bir İsis figürü bu açıdan ilginçtir. Osiris kültü tek tanrıcılığa geçiş açısından da önemlidir. Bir taraftan farklı kültürlerin tanrıları birleştirilmiştir. Diğer taraftan hem Osiris ile Horus içiçe geçirilmiş, hem de Bir’in Çok içinde dağılması ve sonra Çok’un tekrar biraraya gelmesi gibi temalarla tektanrıcılığa doğru bir sentez gerçekleştirilmiştir.

Bu bölümde kullandığım kaynaklar:

Mircea Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, 2. cilt
http://lidya.hacettepe.edu.tr/~b0152631/efsaneler.htm
http://astroloji.ulkeler.net/mithology/misirmit3.htm
http://www.psikiyatrist.net/tarih19.htm
http://www.mevsimsiz.com/yazi.asp?id=2518
http://www.hermetics.org/Gizem1.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Sarapis

Bu arada bu konuyla uğraşırken Martin Luther King'e ait olduğu söylenen bir yazı buldum. Bu yazıyı henüz gözden geçirmedim ama yararlı olabilir.

Martin Luther King'in yazısı

pante 11-09-2007 16:28

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Sitemizde Kur'an'ın ve Tevrat'ın eleştirisi var. Eksik olan nedir?
İncil'in Eleştirisi..
Kur'an'ın ve Tevrat'ın eleştirisi İlhan Arsel'e ait.
İkisi de benzer kalıpta yazılmış.

Bizm çalışmamız eksikliği tamamlamak doğrultusunda olacak.
Tabi ki başlığı da "İncil'in Eleştirisi" olmalı.
Ve bana göre diğerleriyle benzer kalıpta hazırlanmalı.

Hristiyanlığın kökeni çalışması güzel. Bunlara Hristiyanlıktaki ritüellerle pagan kültleri arasındaki benzerlikleri örnekleyerek ilaveler yapılabilir.
Ama kalıp bence uygun değil. İlhan Arsel benzeri kalıba dönülmeli ve bu çalışmalar kalıbın başlıkları arasında yer almalı.

12-09-2007 00:50

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Pante'nin yorumu, Tevrat ve Kuran eleştirilerine bakılınca mantıklı geliyor. Kuran eleştirileri ana hatlar sonrasında açılarak daha organize geliyor. Tevrat eleştirileri ise se doğrudan detaylarla başlıyor. Yani bu iki eleştiri doğrudan kitapların eleştirisi olmuş.

Ancak sargon'un çalışmasında daha çok Hıristiyanlığa baz olan önceki devirlerin anlatımı yer alıyor. Yani bu durumda şimdiye kadar yazılanlar, bir giriş kapsamında olup geliştirilecek şekilde bir tarz arz ediyor. Eğer Pante'nin yorumundan gidersek bu metinler, eleştiri yanına konulabilecek başvuru konuları gibi oluyor.

Lütfen sanmayınki ben bu işi basit gördüm de kolaylıkla eleştiriyorum. Bu duruma yardımcı olabilmek için google'da "İncil'in eleştirisi" olarak tarama yapınca karşıma doğru dürüst bir şey gelmedi. Değişik sözcüklerle giriş yapıp taramayı ve yardımcı olmayı elbette sürdüreceğim. Ancak biliyorum ki aslında sargon ve habilis'in elinde hali hazırda çalışılmış bir sürü konu ve hazır metin var. Dolayısıyla Pante'nin önerdiği kalıplarla gitme yöntemini uygulayarak bir taslak (dizin) hazırlayıp, ona göre gerisini getirirsek *uygun olur kanısındayım. Bu ve çeşitli hususlarda sargon benden belli bir beklenti içinde. Ancak benim böyle bir uzmanlığım yok. Ama eksik olan konularda internetten falan araştırma yapıp yardımcı olabilirim.

Bu eleştiri başlığı için okuyucu profilini, hangi dinden veya dinlerden özgür gruptan olursa olsun, sonuçta Türkçe okuma niteliği oluşturur kanısındayım. Yani hem Türkçe kaynak bularak, hem de Türkçeye çeviri yaparak derleme yapılması gerekiyor. Şu anda Sargon'un ve Habilis'in elindeki veriler dışında benim kısmen astığım ve çevirmekte olduğum metin ve ucuncuyol'un başladığı bir eleştiri metni var. Asıl ilgiyi yine İncil'deki çelişkiler çeker sanıyorum. Esasen çevirileri asmaktaki amacımız da bu hususta üyelerimizin eleştirilerin oluşturulmasına katkıda bulunmalarıdır. *

İşin tabii bir ileri safhası var. O da bu üç dinin ortak ve çelişkili noktalarının belirlenmesi, ve bunların daha eski (şu anda önceki iletilerdeki gibi) inanç tarz ve düşünceleri ile ilgilendirilmesidir. Yeterli kaynak kesinlıkle bulunur ama bunların bir yöntem olarak belirlenip görev dağılımı yapılması gerekir. İşin çok zor olduğunu sanmıyorum. Çünkü sonuçta, taslak belirince yavaş yavaş eklemeler ve editler yoluyla bu iş iddiasız bir şekilde tamalanacak bir süreçtir. Aceleye de gerek yok, bilinçle üzerine gidilmelidir diye düşünüyorum. (Tabii laf etmesi her zaman daha kolay - bunu biliyorum). Tercüme grubumuz gayet zayıftır. Ancak 3-4 yeterli ve aktif üyemiz var. Ama sonuçta bu da gelir sürenin uzamasına dayanır. Aslolan bütün dinlerden özgürlük üyelerinin bu çalışmaları benimsemesidir.

3.yol 12-09-2007 04:59

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Sargon,
Konunun ortasindan baliklama atliyorum ama kucuklugumden beri merak ederim muslumanlarin "amin" hiristiyanlarin "amen" Yahudilerin de ( sanirim) "amen" unleminin nereden kaynaklandigini. Internette bakdigim zaman celiskili fikirler var : Bir fikir "Amen" kelimesinin Berber lisanindan geldigi , diger bir tez de Misir tanrisi "Amun" dan geldigi. *Bu konuda bir seylere rastladinmi arastirmalarin sirasinda ?

sargon 12-09-2007 11:09

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Aslinda bu tartismayi daha once de birkac defa actim ama hala anlasabilmis degiliz. Hiristiyanlik elestirisi konusu ilk gundeme geldiginden beri surekli ustunde durdugum bir konu bu.

Evet sitede Tevrat ve Kuran elestirisi var. Dogal olarak bunlarin arasina bir de Incil elestirisi konularak isin bitirilebilecegi dusunuluyor hemen. Halbuki metinlerin icine girdiginizde bunun boyle olamayacagini goruyorsunuz. Tevrat ve Kuran benzer kitaplar, her ikisi de bir seriat ongoruyor. Bunlari cikarip tek tek teshir edebilirsiniz kolayca. Halbuki Incil bir seriat kitabi degil, tersine sembolik ve alegorik anlatimlarla dolu. Bu anlatimlarin neresini elestireceksiniz? Ya da apokalips tarzindaki son kitabi nasil elestireceksiniz? Geriye kaliyor mektuplar. Mektuplardan cikarilacak birkac seyin de yeterli olacagini hic dusunmuyorum.

Ilhan Arsel'in tarzi Kuran ve Tevrat icin uygun olabilir ama Incil icin bir anlam ifade etmeyecektir. Bu yuzden de bu tarz metinler arayanlar birsey bulamiyorlar. Elestiri calismasinin ikinci bolumu olarak koyulmasini onerdigim ve Burlap'in cevirisini yaptigi kisim da aslinda Ilhan Arsel'in tarzina gore yapilmis bir calisma degil. 1. argumanin curutulmesi ele alalim ornegin. Burda hiristiyanlarin temel iddialarindan biri curutuluyor. Deniyor ki, Isa'nin Eski Ahit'te bahsedilen Mesih oldugunu soyluyorsunuz ama bu dogru olamaz, cunku su 7 madde buna uymuyor. Goruldugu gibi burda Ilhan Arsel'in tarzindan farkli bir yontem izleniyor.

Son olarak Kuran'i curuterek Islamiyet'i yikabilirsiniz. Cunku buna dayandigini beyan ediyor. Ama Incil'de bunu yapamazsiniz. Hiristiyanlik icin Incil'lerin onemi buyuk ama dayanaklari daha farkli ve genistir. Dolayisiyla elestirinin kapsami da farkli olmak zorunda.

Simdiye kadar bunlari aciklamaya calistim ama hala anlasamadigimiza gore onerim su olacak. Ben planladigim seyi bitireyim. Sonra yonetim kullanip kullanmayacagina karar verir.

Sevgili ucuncuyol,

ben de simdiye kadar "amun" olarak dusundum hep. Ama bir yerde karsima boyle birsey ciktigi icin degil, nedense aklimda oyle kalmis.

anthemoessa 12-09-2007 23:30

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Alıntı:

kucuklugumden beri merak ederim muslumanlarin "amin" hiristiyanlarin "amen" Yahudilerin de ( sanirim) "amen" unleminin nereden kaynaklandigini.
"Amin", İbranice "Amen"den geliyor. Kaynağı Mısır dini.. Amen, bildiğim kadarıyla "Adonai Melekh Na'amon" yani "Hükümdarımız olan Tanrı, vefalıdır" manasına geliyor, bu kelime kısalmış yahudilere "amen" oradan da islama "amin" olarak geçmiş.

sargon 12-09-2007 23:43

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Fırat, hoşgeldin. Çalışmamız hakkında senin düşünceni almak isterim. Bir süredir görünmüyordun, blogunu da kapatmışsın. Birşey mi oldu diye düşünüyordum ben de. Tekrar döndüğüne göre umarım bir sorun yoktur.

anthemoessa 13-09-2007 00:33

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Merhaba sevgili Sargon, blogumu teknik bir problemden dolayı kapatmıştım, ancak içeriği elimde, şablon dahi aynen duruyor, yakında daha geniş ve gelişmiş bir şekilde yeniden açacağım :)

Blogumda burada ve birkaç forumda daha yazdığım "hristiyanlığın mistik pagan kökenleri" serisinin üçüncü kısmını hazırlamaya çalışıyorum ben de... Bu arada ilk 2 bölümün içeriğini güçlendirip, mümkün olduğunca yeni bilgiler eklemeye ve kaynak bakımından da güçlendirmeye uğraşıyorum.

Yukarıdaki yazılarını okudum ve çok beğendim, üslup bakımından da tarz bakımından da, bilgi derinliği bakımından da bence gayet uygun yazılar... Yalnızca tek bir bölüme takıldım diyebilirim, gerçi ufak bir ayrıntı sayılır:

Alıntı:

Osiris mitinin bir başka önemli özelliği ise Hint mitolojisi ile Hıristiyan inancından tanıdığımız üçlü teslis düşüncesinin İsis-Osiris-Horus arasında kurulmuş olmasıdır. Mısır üçlemesi Hintlerin Brahma-Şiva-Vişna üçlemesinden daha fazla Hıristiyan teslisi ile benzerlik gösterir. Osiris-Horus arasında baba-oğul ilişkisi ve Meryem Ana’ya benzer bir İsis figürü bu açıdan ilginçtir. Osiris kültü tek tanrıcılığa geçiş açısından da önemlidir. Bir taraftan farklı kültürlerin tanrıları birleştirilmiştir. Diğer taraftan hem Osiris ile Horus içiçe geçirilmiş, hem de Bir’in Çok içinde dağılması ve sonra Çok’un tekrar biraraya gelmesi gibi temalarla tektanrıcılığa doğru bir sentez gerçekleştirilmiştir.
Bildiğim kadarıyla, her ne kadar İsis-Osiris-Horus bir nevi "üçü bir şekilde birleştirme" olarak yorumlanabilirse de, hala triteism yani "üç tanrıcılık" kapsamına giriyor (ki triteism çoğu kültürde var zaten) ve bu üçünün aslında "bir" olduğu henüz yeteri kadar vurgulanmıyor, en azından Hindu teslisi trimurti kadar...
Yani ben, hristiyan teslisine en yakın olan ve hristiyan teslisinin doğrudan ya da dolaylı olarak kaynağı olan teslis biçiminin Hindu teslisi Trimurti olduğunu düşünüyorum hatta hristiyanlığın trinity için kullandıkları şekli ben aynen yeni bir şekil çizerek Hindu teslisi için de kullanmıştım yeri gelmişken daha önceki yazımı buraya tekrar yazayım:




"Ortodoks hristiyanlığın en önemli inançlarından biri de teslis inancı.

Teslis inancının kökenine baktığımızda, bu inancın semitik kökenli olmadığını görürüz, hristiyanlıktan ve yahudilikten çok daha önce pek çok toplumun üçleme inançları vardı, ancak bunlar gerçekten de 3 Tanrı'yı simgeliyordu.

Hristiyanlara göre üçlübirlik, kendini Baba, oğul ve Kutsal Ruh BENLİKLERİNDE açıklayan tek Tanrı'dır, hristiyanlara göre, Tanrı kendini 3 farklı bilinç merkezinde açıklar, bunlar Tanrı'nın parçaları asla değildir çünkü Tanrı parçalara bölünemez ancak bunlar Tanrı'nın "kişilik"leridir, "bilinç merkezleri"dir, "Baba", enerjideki güce, oğul enerjinin ışığa dönüşmüş haline, Kutsal ruh da yayılan ısıya benzetilir.


Teslis genellikle şu şekil ile açıklanır:

http://img355.imageshack.us/img355/1266/teslisdg2.jpg

Üçgenin ortasında Tanrı, üstünde baba iki yanında ise oğul ve Kutsal Ruh.Kutsal Ruh ortadaki Tanrı’dır, Oğul ortadaki Tanrı’dır, Baba ortadaki Tanrı’dır ancak baba oğul değildir oğul Kutsal Ruh değildir, ortadaki yere “Madde” yazalım yanlara ve üst kısma da “katı, sıvı, gaz” yazalım, katı maddedir, sıvı maddedir, gaz maddedir ancak katı, sıvı; sıvı da gaz ile “aynı şey” değildir.

Sonuçta anlatılmak istenen üç ayrı tanrı değil de tek Tanrı'ya inandıkları ama bu Tanrı'nın 3 farklı biçimde var olup kendini açıkladığı felsefesidir.(Trinity) Böylece pek çok kültürde görülen (Osiris-Isıs-Horus, Amen-Mut-Khonsu, Khnum-Satis-Anukis..vs gibi) “triteism” inancına yani 3 ayrı Tanrı’ya değil de 3 biçimli tek Tanrı’ya inandıklarını söylerler. Ayrıca, Muhammed’in üçlü birlik ile ilgili bilgileri kulaktan dolma olduğu için ne anlatılmak istendiğini anlamamış, Kur’an’a “Allah üçün üçüncüsüdür diyen kafirdir”, “Sen, beni ve annemi de Tanrılar olarak mı kabul edin dedin?” şeklinde ayetler koymuştur, Muhammed’in hristiyan üçlü birliği hakkındaki bilgi eksikliğini bir kenara bırakırsak, konsept olarak pagan üçlemeleri ile hristiyan “üçlemesi” aynı olsa da, gerçekten de hristiyan üçlemesi diğer pek çok kültürün üçlemesinden, en azından felsefi olarak, ayrılmaktadır.

Fakat bir kültürün teslisi hristiyanlık teslisiyle nerdeyse aynıdır: TRİMURTİ (Hindu teslisi)

Trimurti üçlü birliği Brahma, Şiva ve Vişnu’dan oluşur, Brahma, Vişnu ve Şiva, ayrı Tanrılar DEĞİL, tek Tanrı’nın farklı VAROLUŞ HALLERİDİR! Brahma yaratılışı, Vişnu koruyuculuğu Şiva ise yok edilişi simgeler, Tek bir Tanrı vardır ancak bu Tanrı 3 farklı halde “işler”.Bu haliyle Trimurti, hristiyan Trinity’sinin (üçlü birliğinin) neredeyse aynısıdır! Bazı hristiyan apologistler (Apologist: “hristiyanlık savunucusu”) bunun farkına varmış ve Trimurti’nin gerçekten de hristiyan üçlü birliğine çok benzediğini kabul etmişlerdir ancak şöyle derler “En eski Trimurti simgesi, hristiyanlıktan sonra 4. ya da 5. yüzyıla aittir” Bu ifade kısmen doğrudur gerçekten de en eski Trimurti (üç başlı gösterim) kalıntıları hristiyanlığın doğuşundan sonradır ancak bu, Trimurti inancının hristiyanlıktan çok daha eski olduğu gerçeğini değiştirmez çünkü hristiyanlıktan en az 400 yıl öncesine tarihlenen Hindu kutsal metinleri Trimurti anlayışından bahsetmektedir!

Örneğin daha “geç dönem” upanişadlarından olsa da, hristiyanlıktan en az 400 yıl öncesine tarihlenen Maitri (Maitrayani) Upanişad’ı, Brahma, Vişnu ve Şiva’nın; Brahman’ın farklı HALLERİ, GÖRÜNTÜLERİ (aspect) olduğunu söylemektedir! (Maitrayani upanişad, 4:5)

http://img214.imageshack.us/img214/8176/trimurtiph9.jpg

Bugün bazı mezhepler, yanlış anlaşılacağı gerekçesiyle Trimurti’nin üzerinde durmaz hatta Trimurti’yi öğretmez ancak Trimurti inancı, Hindu kutsal metinlerinde bulunmaktadır, hristiyanlıktan çok daha eskidir ve hristiyan teslisinin neredeyse aynısıdır. Tarihten biliyoruz ki hristiyanlıkta teslis inancı, kademeli olarak oluşan bir inançtır Yunan, Doğu ve Pers felsefelerinin senteziyle oluşmuştur ve tamamen Pagan kaynaklıdır."




Hristiyan felsefesinin Hindu felsefesiyle yakın ilişkileri var, bu sadece teslisten ibaret değil. Örneğin Hindu Tanrısı Krişna aynı İsa gibi "Tanrı'nın bedenlenmesi"dir, Bhagavad Gita'daki bazı deyişler ile İncil'dekiler şaşırtıcı oranda birbirine benzer örneğin Gita'da *Krişna "Tüm canlıların başlangıcı ortası ve sonu benim" derken İsa İncil'de "Başlangıç ve son benim" demiştir bununla ilgili bir yazı hazırlıyorum. Hatta o kadar ki çeşitli Hindular, İsa ile Krişna'yı aynı varlık sayıp, İsa'yı "Krişna'nın bedenlenmesi" olarak görür:

http://img507.imageshack.us/img507/9...achristua4.jpg

Dolayısıyla çeşitli hristiyan düşüncelerinin Hindu kaynaklı olması, teslisin kaynağının da Hindu teslisi yani Trimurti olma ihtimalini güçlendiriyor.

Bu ufak ayrınıtıyı atlarsak, yazılar bence çok güzel olmuş, eline sağlık.

sargon 13-09-2007 01:21

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Fırat, çalışmaya başlarken hıristiyanlık eleştirisiyle ilgili diğer foruma astığın bütün yazıları ayrı ayrı Word dosyalarına kopyaladım ve her bölümü yazarken ilgili yazılardan yararlanıyorum. Gerçekten çok yararı oldu. Senin yaptığın tarzda birebir benzerlikleri gösteren bölümler eklemek gerekip gerekmediği konusuna da karar veremedim. Aslında senin tarzın daha çarpıcı görünüyor. Belki öyle bölümler de eklenebilir.

Hinduizmle ilgili takıldığın kısımda haklı olabilirsin. O bölümdeki iddia aşırı olabilir. Aslında bu konuyu daha sonra tartışmaya açmayı düşünüyorum. Belki o zaman daha uzun tartışırız. Bu arada Server Tanilli'nin Yüzyılların Gerçeği ve Mirası adlı kitabının üçüncü cildinde Hinduizm'le ilgili mükemmel bir bölüm var. Bir ara zamanım olunca buraya asmayı da düşünüyorum. Bulursan okumanı öneririm.

13-09-2007 01:43

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Sargon,

Ben de Fırat'ı bulduğuna sevindim. Onun sana bayağı katkısı olduğu ve olacağı kesin. Yukarıda ilk astığın iletiyi okuyunca sana hak verdim. Ayrıca internette kısa bir araştırma yaptım ve konunun gerçekten çok geniş olduğunu gördüm. Derinliği olmayabilir ama o kadar yaygın ki, eleştiriyi hepsini kapsayacak şekilde yapmak çok zor. Dolayısıyla benim elimden gelen yerleştirmelerine başlaman içiin çevirileri kısa sürede yapmak olacak

sargon 15-09-2007 23:19

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Yunan Gizemleri (Orpheizm ve Dionysos)

Yunan kökenli Helenistik gizem dinlerini sıralamak bile Hıristiyanlık öncesi Helen dünyasının nasıl mistik bir karmaşa içinde olduğunu göstemeye yeterlidir: Orpheus gizemleri , Eleusis gizemleri, Dionysos gizemleri ve ayrıca birer felsefe biçiminde de olsalar Platonculuk ve Pisagorculuk. Bu karmaşanın içinden çıkmak bugünün dünyasından bakıldığında oldukça güçtür. Ancak hepsi de benzer mistik öğelere sahiptir ve Hıristiyanlığın dinsel öğretilerine etkilerde bulunmuştur.

Orpheizm, adını efsanevi ozan Orpheus’tan alıyor. Hikayesi Dionysos’unki ile benzerlik gösterir ve zamanla Orpheus ve Dionysos tapımları içiçe geçmiştir. Orpheus tapımının bazı yanları konumuz açımızdan önem taşıyor. Helen dünyasına ruh göçü anlayışı ilk olarak Orpheus ile birlikte girmiştir. Hinduizmdekine benzer bir ruhgöçü anlayışı oluşturulmuştur. Buna göre ruh ölümsüzdür. Bedende hapsolan ruh, ölümle bundan kurtulacak ve tanrılarca yargılanacaktır; büyük mutluluğa ise, bedenden bedene göçerek yaşayacağı birçok yaşamlar süresince erişecektir. Bazı din tarihçileri cehennem düşüncesini ilk yaratanın da Orpheus olduğunu ileri sürerler. Aynı Hindu dinlerine benzer biçimde çilecilik de kurumlaştırılmıştır. Acı çeken insan yığınları, bu sayede, çektikleri acıya ilerki hayatta sağlayacakları mutluluğu hayal ederek katlanabilmişlerdir.

Yunan mitolojisi ile Orpheizm birebir zıt kutupları ifade ediyordu aslında. Mitoloji aristokrasinin dinsel anlayışı idi. Mitolojide ölümden sonra yaşam aynı dünyadaki gibi bedenli olarak ve dünyadaki statülerle devam ediyordu. Orpheizm’de ise beden yok oluyor ama ruh varlığını sürdürüyor ve dünyadaki statüler eşitlenerek ruhsal düzeyde eşitlik sağlanıyordu. Kısacası Orpheizm bir “halk dini” idi.

Dionysos ise Yunan mitolojisine zorlaya zorlaya sokulmuştu. Homeros Dionysos’u panteona yakıştırmaz. İlk olarak Hesiodos ile panteona sokulur. Dionysos'la ilgili asıl bilgiler ise, MÖ 5.yy'da yaşayan ünlü yazar Euripides'in "Bakkha'lar" adlı tragedyasından edinilmektedir. Bu bağ, şarap ve vecd tanrısının pek *kabul edilmek istenmeyen bir tanrı olduğu anlaşılmaktadır. Trakya, Mısır yada daha doğudan gelmiş olduğu düşünülmektedir. Diğer Helenistik gizemler ve hıristiyanlıkta olduğu gibi annesi bir ölümlü, babası ise Tanrı’dır. Zeus, istemeden annesi Semele’yi öldürünce erken doğumla dünyaya gelen Dionysos’u baldırında büyütüp doğurmuştur. Hem Zeus’un kendi doğurduğu tek çocuktur hem de iki defa doğmuştur. Daha sonra o da aynı Orpeus gibi zulme uğrar, acı çeker ve Titanlar yada kadınlar tarafından parçalanır. Parçalayanlar onun tanrı olduğunu geç anlarlar.

Atina’da Dionysos onuruna yılda dört bayram kutlanırdı. Bunlar kamuya açık tapımlardı, Dionysos’un insanlara sağladığı şarap bolca içilip, yarışmalar düzenlenirdi. Diğer Yunan yazarlarının metinlerinden ve Euripides’in anlatımlarından taşkın ve vahşi gece ritüelleri yapıldığını da öğreniyoruz. Tabii bu ritüeller gizli yapılıyordu. Dionysos’un parçalanmasına benzer şekilde bir hayvan kurban edilip, etinin çiğ olarak yenmesi ile Dionysos (diğer adıyla Bacchus) ile ruhsal birleşme gerçekleşiyordu. Tanrının etinin yenmesi, kanının içilmesi gibi öğeler daha sonra Hıristiyan kutsal metinlerinde de sembolik ifadelerle çokça kullanılmıştır. Buna göre ayinlerde yenen ekmek İsa’nın etini, içilen şarap da kanını sembolize eder.

Helenistik dönem ve Roma döneminde halka açık Dionysos tapımından esrime bölümleri kaldırıldı ve tinselleştirildi, bu sayede en popüler Yunan tanrısı haline geldi. Gizem kültleri Helenistik dönemde adeta bir *patlama yaşamıştır. Öyle ki M.Ö. 73’de büyük bir köle ayaklanmasına liderlik eden Spartakus, karısı tarafından Dionysos’un yeniden bedenlenmiş hali olarak ilan edilmiştir. Dionysos’un halk içinde kazandığı bu sempati daha sonra hıristiyanlığın yayılmasını da kolaylaştırmıştır.

Helenistik dönem Dionysos erginlenme ayinleri konusunda ise Euripides’in trajedyası dışında çok az bilgi vardır. Temel olarak diğer gizem dinlerinde olduğu gibi ölüp yeniden dirilme ve tanrılaşma teması olduğu bilinse de bu işlemin birçok ayrıntısı bilinmemektedir.

Bu bölümde yararlandığım kaynaklar:

Mircea Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, 1. ve 2. cilt
Server Tanilli, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası, 1. cilt
http://www.tebe.org/tr/dosyalar/mitoloji/dionysos.htm
http://en.wikipedia.org/wiki/Dionysian_Mysteries
http://sargon.blogcu.com/Hiristiyanligin_Dogusu_2/
http://www.hayyam.com/basin/notlar/dionysos.php
http://www.geocities.com/arkeoloji2000/dionys.htm

sargon 16-09-2007 16:03

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Anadolu Gizemleri

İnsanlık tarihinin belki de en eski dinsel inancı Ulu Ana (Magna Mater) yada Toprak Ana (Terra Mater) inancıdır. Erkeklerin çocuk doğurmada bir etkisinin olmadığına ve çocuğun tanrısal bir biçimde annenin rahmine konulduğuna inanıldığı en ilkel dönemlerde bile kadınların rahim ağzında birkaç gün süren kanama insanların dikkatini çekmiştir. Kadınlarda dönemsel olarak görülen bu kan , ölüm ve doğumla direk ilgilidir, çünkü kan görülmezse birkaç ay sonra çocuk doğuyordu. Dünyanın her bölgesinde çok eski Ulu Ana tapımları tespit edilmiştir. Anadolu’da tarih öncesi dönemlerden beri birçok Ana Tanrıça tapımı olduğu tespit edilmiştir. Tarihi çok daha eski olsa da Kybele asıl olarak Hitit’lerden sonra Anadoluda egemen olan Frig’ler aracılığı ile tanınmıştır.

Tapımın erginlenme törenleri ve Hıristiyan inanışına katkılarını anlamak için önce Kybele ile hem oğlu hem sevgilisi sayılan Attis’in öyküsünü aktaralım. Öykü birçok versiyonlar halinde günümüze taşınmıştır. Kybele’nin Attis’e aşık olması ve aralarında yaşanan birtakım sorunlardan sonra Attis’in cinsel organlarını keserek kendini hadım etmesi ve ölmesi bütün versiyonların ortak noktalarıdır. Bir versiyona göre Attis, Kybele’ye sadık kalacağına söz vermesine karşın gidip Sakarya nehrinin kızı Nana’yla evlenir. Kybele bunu duyunca Nana’yı öldürür, buna üzülen Attis de cinsel organını kesip kendini öldürür ve bir çam ağacının altında ölür. Kimi öykülerde Attis çam ağacına dönüşür. Kybele ise hep bir kara taş ile sembolize edilmiştir. Tanrıça araplarda da önemli yer tutar: karşılığı Kıble yada Hubel’dir. Aynı öykü Fenike-Suriye versiyonu Adonis- Afrodit inancında da karşımıza çıkar. Bunların hepsi sonradan Roma tanrıları olarak kabul edilirler. Roma’lılar birçok kültürü bir arada tutmanın yolu olarak onların tanrılarını panteona almaya görmüşlerdir.

Bizim için önemli olan ise Helenistik dönemde Kybele gizemlerinin özellikleridir. M.Ö. 205-204’de Roma, Kartaca ordularının tehdidinden kurtulunca Kybele tapımı Roma’ya sokuldu. Asıl olarak Cladius döneminden sonra ön plana çıktı. Anadolu, Yunanistan ve sonra da İtalya üzerinden Avrupa’ya yayılan Kybele tapımlarındaki birçok öğe Hıristiyanlık tarafından yeniden yorumlanarak özümsenmiştir. Bu öğelerin başında kuşkusuz Meryem anaya atfedilen kutsallık gelir. Hıristiyanlar sonradan pagan dinlerindeki kutsal rahibe ile birleşme ayinlerini “tapınak fahişeliği” olarak yorumlasa da, bu eylem bugün anlaşılması zor bir anlam taşıyordu. Hem ana, hem sevgili, hem bakire olabilen kadın kutsallığının bir yansımasıydı. Kybele’nin Attis’in hem annesi hem sevgilisi olmasına benzer şekilde İsa’nın annesi Meryem ile sevgilisi Maria Magdalena’ya aynı ismin verilmiş olmasının arkasında bu eski inanç yatmaktadır.

Kybele tapımında bayramlar 15-23 Mart arasında kutlanıyordu. Yedinci günde ağaç taşıyıcı rahipler ormandan kesilmiş bir çam ağacı getiriyordu. Bugün bu törenle ağaç taşıma işi hala bazı ülkelerde yapılır, ancak artık kortejin başında hıristiyan rahipler vardır. Ağacın gövdesi ceset gibi şeritlerle sarılıp ortasına haça gerilmiş İsa’ya benzetebileceğimiz bir Attis tasviri bağlanıyordu. 24 Mart’ta Gallus adı verilen rahipler flüt, zil ve tef eşliğinde dansa başlıyorlar, sırtlarını kanatıncaya kadar kırbaçlıyor, bıçaklarla vücutlarını kesiyorlardı. Bu tören aynı zamanda bir erginlenme ayini idi ve çılgınlığın doruk noktasına ulaşıldığında bazı adaylar erkeklik organlarını kesip tanrıya sunuyorlardı. Tanrının yada bir dinsel büyüğün çektiği acı ve işkenceleri anma biçimindeki bu ritüeller bütün mistik dinlerde ortak bir temadır ve sadece Hıristiyanlığa değil kimi İslam mezheplerine de geçmiştir. (İsa’nın çarmıh işkencesi, Hasan ve Hüseyin’in Kerbela’da çektikleri gibi). Mart ayında kutlanan bu bayramlar daha sonra Meryem’in hamile kalması (25 Aralık’tan 9 ay önce Mart ayına rast geliyor) ile ilişkilendirilmiştir.

24 Mart’ı 25 Mart’a bağlayan gece tanrının dirilmiş olduğu haberi duyurulur ve ölüm ağıtları yerini bir neşe patlamasına bırakırdı. O gün neşe günü olarak kutlanır, birkaç gün sonra da erginlenme adayları kesilen bir boğa yada koçun kanıyla takdis edilirdi. Bu kanlı takdis daha öne de belirttiğimiz gibi adayın ölüp yeniden doğmasını sembolize diyordu. Ritüel yemeği ise aynı Hıristiyanlardaki gibi ekmek ve şaraptan oluşuyordu. M.S. 4. yüzyılda yaşamış olan Romalı hıristiyan yazar Firmicus Maternus bu ayini hıristiyanların son yemek inancının şeytani ve uğursuz bir karşılığı olarak yorumlar.

Son olarak Gallus rahiplerinin özellikleri de dikkat çekici şekilde Hıristiyan rahiplerine benzer. Gallus rahipleri önceleri kendilerini hadım edip cinsel organlarını tanrıya armağan ederken, bu gelenek bir hayvan kurban edip onun cinsel organlarını sunma biçimine dönüşmüştür. Hıristiyan kilise teşkilatı içindeki rahiplerin hala bekar kalmaya devam etmeleri ile Kybele rahiplerinin hadım edilmesi arasındaki ilişki tesadüfi değildir. Bu, kadınlardan uzak durma ve kendini tamamen tanrıya adama biçiminde anlaşılabilir, öne çıkan görüş her iki dinsel inançta da aynıdır. Ancak daha derininde Kybele gibi bir erdişisel varlığa benzeme, bu yolla bir tür *tanrılaşma gibi öğeler bulunduğunu düşünmek gerekir. Bu öğenin ise mistik erginlenme törenlerinin temelini oluşturduğunu biliyoruz.

Bu bölümde yararlandığım kaynaklar:

Mircea Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi, 2. cilt
http://www.anadoluaydinlanma.org/yazioku.asp?id=14
http://f28.parsimony.net/forum68217/messages/1392.htm
http://www.felsefeekibi.com/mitoloji/adonis.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Annunciation
http://www.angelfire.com/al2/arkeoloji/gizemdinleri.htm
http://de.wikipedia.org/wiki/Ostern

dilaver 16-09-2007 20:09

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
bir önerim ya da düşüncem olacak.

* * Hiristiyanlıgın en temel argümanı, yaratılış ve insanın düşüşü. Tüm sorun bu düşüşten kaynaklanıyor, İsa ise bu ilk günahın kefaretini ödemek için Tanrının buldugu bir çözüm, kendi oglunu feda ediyor. Bunu eleştirisini yapmayı düşünüyor muyuz.

* * *Buna baglı olarak gene temel kavramlardan biri şeytan. Şetan meselesi pek çok İsevi tartışma ve ayrışmaların da merkezinde yer alıyor. Şeytana deginmeden olmaz diye düşünüyorum. Hiristiyanlıkta şeytan başlangıçtan bu yana degişimler de gösteriyor. Simgesel olarak bu edebiyata da yansıyor. İblisten başlıyor, lucifer, mephisto gibi ismler de alıyor fakat bunların hepsi Hiristiyan düşüncesinin gelişimi ile paralele gidiyor. Buraya deginmeyi düşünüyor muyuz.

* * *saygılarımla

sargon 16-09-2007 21:07

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Dilaver, bundan sonraki kısımlar için düşündüğüm şey şu:

- İran gizemleri (Mithraism)
- Yahudi dininde Helenist etkiler (peygamber kitapları dönemi)
- Yahudi mezhepleri ve Esseniler
- Pavlus'un yazılarında helenist mistisizm

Buraya kadar olan kısım genel olarak kafamda hazır diyebilirim. Bunlara ek olarak İsa'nın öyküsüyle ilgili bir metin daha olabilir. Bundan sonraki bölümlerde ise ayrı ayrı hıristiyanlık kavramlarını ele almayı düşünüyorum. Zzaten bunların bir kısmı önceki yazılarda dağınık şekilde duruyor.

- İsa'nın ölümü ve yeniden dirilişi
- Mesih beklentisi
- Vaftiz
- Meryem Ana
- Ekmek ve Şarap
- Ulusal dinden evrensel dine geçiş yada Yahudilikten kopuş

Son bölümdeki yazılar konusunda henüz kafam netleşmiş değil. Yani bu bölümdeki yazıların sayısı değişebilir. Şeytan Yahudi dininde ilk olarak Eyüp kitabında devreye giriyor. Ama asıl İncil'le birlikte önem kazanıyor. Bu konuyu biraz araştırmam lazım. Daha önce şeytan konusunda birşeyler yazmıştım ama hıristiyanlıktaki yeri ile ilgili değildi.

İlk günah ve insanın düşüşü Yahudi dininin bir özelliği. Hıristiyanlık mistik dinlerden aldığı ölüp, yeniden dirilme temasını bununla birleştiriyor. Pavlus bölümünde bu konuya girmeyi düşünüyorum.

3.yol 28-09-2007 21:20

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Arkadaslar internette Hiristiyanlik ustune arastirma yaparken su sayfaya rastladim, ilginc geldi :

http://www.skepticsannotatedbible.com/int/long.html

Ayetleri listelerken verdigi ayetin asli linkine gidince ayetlerin icinde bazi bolumler renklendirilmis. Yan tarafta ise sacmalik , celiski , kadinla ilgili vesaire isaretlenme yapilmis :

http://www.skepticsannotatedbible.com/gen/28.html#1

Benim hosuma gitti, calismalariniza yardimci olur mu bilmem ama paylasmak istedim.

sargon 28-01-2008 00:21

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
İran Gizemleri (Mithraizm)

Helenistik dönemin din sentezleri içinde yer almasa da Mithraizmi hıristiyanlığı etkileyen sentezlerden biri olarak ele almak mümkün. Gerçi etkileşim tek taraflı değil, karşılıklı olmuştur, ancak hem hıristiyanlığın oluştuğu dönemin atmosferini etkileyen çok önemli bir din olduğu için hem de en azından 4. yüzyıla kadar hıristiyanlığın önemli bir rakibi olduğu için Mithraizmin büyük bir önemi vardır.

Mithraizm çok eski dönemlere dayanan bir dindir. *Medleri devirip ardından bilinen ilk devasa imparatorluğu kuran Ahamenidler (Persler) döneminde kraliyet tapımı çerçevesinde bu dine ait törenlerin yapıldığını biliyoruz. Adıyamana gidip Nemrut’a çıkanlar Kommagene kralının tanrı Mithra ile el sıkıştığı taş kabartmayı da mutlaka görmüşlerdir.

Ancak bizim için asıl önemli olan Pers Mithrası değil, Roma Mithra’sı. Plutarkos’a göre Kilikya korsanları arasında yaygındı. Kaynaklar bu dinin hıristiyanlığın asıl babası Pavlus’un da memleketi olan Tarsus’tan çıkıp bütün Roma diyarına yayıldığını yazıyor. Yunanların geleneksel düşmanları olan Perslere ait bu dine duyduğu tepkiye karşın Mitraizm bütün Anadolu ve Avrupa’da hızla yayılıp *4. yüzyılda dönemin en güçlü dinlerden biri olmayı başardı. Pers ve Roma Mithra’sında bazı farklılıklar olsa da temel yapı aynıydı.

Hıristiyan ritüelleriyle Roma Mithraizminin ritüelleri arasındaki benzerlik o kadar fazladır ki, birçok çalışmaya kaynaklık etmiştir. Ritüel benzerliklerine karşın hıristiyan mitolojisi ile önemli farklılıklar da vardır. Bunlara kısaca değinelim:

Mithra bir kayadan doğmuştur ve bu yüzden mağara Mithrazimde çok önemli bir yere sahiptir. Mithrazim’de aynı İsa’nın Beytüllahim mağarasında doğumu gibi bir izlekle karşılaşırız. El Biruni’ye göre, Parth kralları tahta çıkmadan bir gün önce mağaraya çekiliyor ve daha sonra uyrukları ona yeni doğmuş bir bebekmiş gibi daha doğrusu doğaüstü kökenli bir çocukmuş gibi yaklaşıyorlarmış.

Mithra dinindeki en önemli mitolojik bölüm, Mithra’nın boğayı öldürme bölümüdür. Mithra bir eliyle boğayı burun deliklerinden yakalar, diğer eliyle bıçağı saplar. Boğanın iliğinden ekmeği veren buğday ve kanından mistik dinlerin kutsal içkisi şarabı veren bağlar yeşerir. Erginlenme ritüeli benzeri Mithra törenlerinde kutsal ekmek ve şarap yenmesi, hıristiyan dininin savunucuları tarafından korkuyla ve şiddetle eleştirilmiştir. Bu rakip dinin ritüellerini kendi ritüellerinin şeytani bir taklidi olarak görüyorlardı. Üstelik Mithra dininde de meşhur “son yemek” benzeri bir şölen vardı. Mithra boğayı öldürdükten sonra şeytani bir şekilde “son yemek” yeniyordu.

Hıristiyanları kızdıran bir başka ritüel ise kendi vaftiz törenlerinin bir benzerinin Mithracılar tarafından yapılıyor olmasıydı. Erginlenme adayına törenin bir aşamasında bir taç uzatılır ve aday kendisine uzatılan tacı “kendisinin tek tacının” Mithra olduğunu söyleyerek reddederdi. Daha sonra alnı kızgın demirle dağlanır veya yanan bir meşaleyle arındırılırdı. Alnı kızgın demirle dağlama ilk hıristiyanların insanların alınlarına yada başlarına ellerini koyarak onlara kutsal ruh vermesine, yana meşaleyle arındırma ise buhur kullanılmasına benzer bir ritüeldi.

Hıristiyanlar açısından rahatsız edici bir başka benzerlik de yine her iki dinin tanrılarının 25 Aralık’ta doğmuş olmasıydı. Aslında bunlara rahip sınıfların ortak özellikleri, erginlenme aşamaları (Katolik kilisesinin Din ve Ahlak İlkeleri içinde Vaftiz sırrı, Güçlendirme sırrı, Efkaristiya sırrı, Günah Çıkarma sırrı, Hastalara Yağ Sürme sırrı, Ruhbanlık sırrı ve Evlilik sırrı olmak üzere yedi sır sayılıyor. Bazı farklılıklarla, benzer bir yapı birçok mistik dinde olduğu gibi Mitraizmde de vardı.), diğer İran dinlerinde de olan kıyamet ve ölülerin dirilişi gibi öğeleri de eklemek mümkün.

Hıristiyanlıkla farklı yanlarından da sözetmek gerekli. Mithraizm İran kökenli olmasına rağmen gerçek bir sentezdi. Din adamları, diğer doğu kökenli dinler gibi yabancı değil Romalı idiler ve törenlerde Latince kullanılıyordu. Bir başka önemli yanı ise bu dinin adeta bir asker dini olmasıydı. Zaten tanrısı bir tür asker kahramanıydı ve *kadınlara tamamen kapalıydı. Ernest Renan’ın "Eğer büyüme aşamasındaki Hıristiyanlığın yolu, herhangi bir ölümcül hastalık tarafından kesilseydi, dünya herhalde Mithracı olurdu" sözü dinin bir zamanlar ulaştığı gücü gösterse de kadınları dışta bırakması dolayısıyla, en azından bu haliyle, *hıristiyanlığın ulaştığı evrenselliğe ulaşması düşünülemezdi. Mithra’nın diğer mistik dinlerden en önemli farkı tanrısının ölme ve dirilme sürecini yaşamamış olmasıydı. Dionysos, Orpheus, Osiris, Attis vb. gibi ölüp yeniden dirilmiş olmasa da, bu, erginlenme ritüellerindeki ölüm ve yeniden doğum içeriğini değiştirmemiştir.

Mitraizm gizli ayinleri olmasına karşın dönem dönem Romalı imparatorlar tarafından resmen kabul edildi. Hatta tarihçi Lampridius, imparator Commodius’un bir adayı erginlerken yalnızca sembolik olarak yerine getirmesi gereken cinayeti gerçekten işleyerek dini kirletiğini yazar. Hıristiyanlıkla sürekli rekabet içinde olan din Konstantinus’un açıkça hıristiyanlıktan yan tavır almasıyla gücünü kaybetti, en son olarak da Gratianus'un 382’deki kararnamesiyle resmi desteğini tamamen kaybetti ve kovuşturmalara uğradı.

Kaynaklar:

http://www.hermetics.org/Mitra.html
http://www.tarihsayfam.com/tarihi-gi...un-esrari.html
http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=45714
http://www.aygazete.com/?21659
http://www.islamacevap.net/index.php...d=47&Itemid=66
http://sargon.blogcu.com/2212579/
http://sargon.blogcu.com/2212589/

28-01-2008 07:47

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
helal olsun

sargon 28-01-2008 15:00

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Helenizmin Yahudi Dinine Etkileri

İbranilerde milli siyaset geleneksel olarak dinsel bir hareket demekti. Bu yüzden dinin dış etkilerden korunması özel önem taşıyordu. Yahuda valisi Neremya’nın ve dini lider Ezra’nın yaptığı milliyetçi reformlar dinin bu özelliğini ortaya koyar. Bu reformlar tamamen milliyetçi reformlardı, örneğin yabancı bir kadınla evli olan din adamlarının görevi sona erdiriliyordu. Aslında daha bu dönemlerde Yahudilerde “evrenselciler” ve “ulusalcılar” şeklinde bir ayrım gelişmeye başlamıştı.

İskender seferlerinden sonra doğu ve batı kültürlerinin birbirine karışması Yahudi ulusal yalıtılmışlığını kırmaya başladı. İsrail aristokrasisi ve zengin kesimleri Helen aydınlanmasından etkileniyorlar ve bazı düşünce ve kurumları ülkeye sokmaya çalışıyorlardı. *Bu etkiler daha Eyüp kitabında ortaya çıkar. Eyüp, tanrının yanındaki bir melek olan şeytanın kendine yaptığı kötülüklerden yılgınlığa düşer ve isyan eder. Son bölümde Tanrı’nın yaptığı zayıf savunmaya karşın ikna olur. Ancak İsrail halkının sürekli acılar çekmeye devam etmesi ve İsrail’i kurtaracak olan kıyametin ve Davut soyundan geleceği vaadedilmiş kurtarıcı mesihin bir türlü gelmemesi etkisini diğer kitaplarda da göstermeye başlar.

M.Ö. 175’de Mısır’da tahta çıkan IV. Antiokhus döneminde Helenizmle çatışma en uç noktaya ulaşır. Bir süredir İbraniler iki hizipe bölünmüş durumdadır. Honiler (milliyetçiler) kutsal yasalara bağlılığı ve Tanrının hikmetinin sadece İsrail’e yapılan bir bağış olduğunu savunuyordu. Tobiyalar (evrenselciler) ise daha aydınlanmacı ve kozmopolit bir tutum alıyor, Tanrı hikmetinin evrenselliğini ileri sürüyordu. Honilerin M.Ö. 167’deki başarısız bir isyan girişiminden sonra Tobiyalar Antiokhus’dan bir krallık fermanıyla Tora’yı kısaltmasını ve bazı reformlar yapmasını önerdiler. Çıkarılan fermana göre Şabat ve bayram günlerine uyulması, sünnet ve Tora kitaplarını bulundurmak yasaklanıyordu. Bunlara uymayanlar idamla cezalandırılacaktı. Tapınak bir Zeus tapınağına dönüştürülüyor ve Yahve, Zeus’a benzetilmeye çalışılıyordu. Zeus birçok Yahudi için sıradan bir tanrıydı.

Tahmin edileceği gibi hemen isyan başladı. Mattathias’ın başlattığı isyanı, o ölünce oğlu Makkabi sürdürdü. İsyanı destekleyen akım ise hasidim (sofular) adı verilen dinsel bir gruptu. Hasidim grubunun dinsel etkisi çok büyük oldu. Daniel kitabı ve Kutsal Kitap içinden daha sonra çıkartılan I. Hanok kitabı bu çevrede ortaya çıktı. Bu dönemdeki Yahudi dininin iç gerilimleri, onun evrimleşmesini ve hıristiyanlığın düşünsel bazda nasıl ortaya çıktığını bize gösterdiği için önemlidir.

Bu kitaplarda esrimeler önemli bir yer tutar. Ancak asıl önemi Yahudi dinine yeni katkılra yapmış olmalarıdır. Bilgiye esrimeler aracılığıyla ulaşan peygamberler gelecekten görümler aktarırlar. Aslında yaşanmış olayları daha yaşanmadan önce görmüş gibi sunarlar. Bu anlatım tarzı etkisini İncil metinlerinde de sürdürür. Kıyamet kitaplarında sadece sayısız ve korkunç felaketler ve kıyametin gelişi anlatılmakla kalınmaz, İran geleneğinde olduğu gibi bu sürecin sonunda evrensel bir yargı verilecek, o zaman ölüler de dirilecektir. Tanrı, Daniel’e felaketlerini sıralayıp “günlerin sonunda, ödülünü almak için uyanacaksın” der. (Daniel, 12:13) Öyle ki bu temaları Sadukiler dışında bütün Yahudi mezhepleri kabul ederler.

Helen askeri ve kültürel baskısı karşısındaki bu direniş başka kavramların da yeniden şekillenmesine yol açacaktır. “Musa’nın kitapları”nda, “Tarihler”de ve “Krallar”da olmayan şeytan kavramı Eyüp kitabında ve Zekeriya’da ilk kez ortaya çıkar. Şeytan Yahve’nin sarayında bir melektir ve insanlara düşmandır. *I. Hanok kitabında bu kavram değişmeye başlar. Kötülük, insanların itaatsizliğinden ve gökten kovulan meleklerin isyanından doğmaktadır. Kötülük güçleri, yani şeytan ve onun iblisleri tarihe egemen olmaya başlarlar. Böylece şeytan Yahve’nin sarayında oturan bir melek olmaktan çıkıp, Tanrının rakibi haline dönüşmeye başlar. Şeytan kavramının revizyonu ile iyilerin sürekli kötülük görmesi gibi Yahudi teolojisinin uğraşıp durduğu açıklanamaz ve isyan ettirici sorunlara açıklamalar getirilmektedir.

Hasidim’in (sofular) Yahudi dinine ve dolaylı olarak dinler tarihine bir diğer katkısı da iki çağ yada iki saltanat düşüncesinin ortaya çıkmasıdır: “Bu saltanat” ve “öteki saltanat”.. Yine kutsal metinlerden çıkarılan IV. Ezra’da “Yücelerin yücesi, bir tek çağ değil, iki çağ yarattı” der. Bu çağda zaferi “Şeytan’ın krallığı” kazanacaktır. Hıristiyan teolojisinde bu iki çağ düşüncesi çok önemli bir yer tutacaktır. Aziz Pavlus da şeytanı bu çağın tanrısı olarak niteler. “Bu çağın ilahı onların zihinlerini kör etmiştir” (2. Korint., 4:4) (İslam tanrısı da inanmayanların kalplerini mühürler, ancak Pavlus’taki gibi şeytanın değil direk Allah’ın işidir bu.)

Hasidimlerin kültürel direnişlerinin bir başka özelliği ise Yunan ilminden daha değişik bir yolu kullanarak başarıya ulaşmaları idi. Esrime yoluyla sadece bilgiye değil kıyametin sırlarına da eriyorlar ve Yunanlılardan daha üstün ilim sahibi olmuş oluyorlardı. Ancak “zamanın ruhu” olan Helenizmin gücünden etkilenmeleri kendine özgü bir biçim almış oldu. Hasidimlerin içinden iki önemli grup çıkacaktır. Esseniler ve Ferisiler. *

Aslında Yahudi dininin evrensel bir din ahline gelme potansiyeli fazlasıyla vardı ve eğer Antiokhus’un saldırısı olmasaydı bu süreç daha önce yaşanabilirdi. M.Ö. II. Yüzyılda geniş bir Yahudi diasporası oluşmuş ve bu diasporanın dini yayma çabaları sayesinde Yahudilik evrensel bir din haline gelmek üzerydi. *Antiokhus’un saldırısı Yahudilerin içine kapanmalarına neden oldu ve süreci yavaşlattı. Ancak yukarda bazılarına değindiğimiz yeni teolojik açılımların da gelişmesini sağlamış oldu.

habilis 28-01-2008 16:05

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
http://www.islamacevap.net/index.php...d=47&Itemid=66

şu sayfayı tartışabilirmiyiz ne dersiniz :)

habilis 28-01-2008 16:07

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
çalışmalar içinde teşekkür ediyorum ,emeğinize sağlık

sargon 28-01-2008 17:44

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Tabii Habilis, tartışalım. Ben zaten kullandığım kaynaklar arasında bu sayfayı bilerek verdim. Ancak önce sana uyguladığım yöntemi söyleyeyim. Değişik kaynakları taradıktan sonra bulabilirsem bu konuda hıristiyanların verdiği cevaplara da bakmaya çalışıyorum. Ve tartışmalı olan konular olduğunda ya Eliade'nin kitabını baz alıyorum yada bu iddilara yer vermiyorum. Mitraizm'le ilgili konuda bazı hatalı eleştiriler var. Bu yazıda da hıristiyanlar bunları hemen yakalamışlar.

1. Mitraizm hıristiyanlıktan önce Roma imparatorluğunun resmi dini değildi. Değişik dinler dönem dönem resmi din sayılmış, hatta bazı İmparatorlar bu dine resmen girmişlerdir ama burda bir süreklilik yoktur.

2. Mitraizm'in evrim geçirdiği ve farklı kültürlerde farklı biçimler aldığı doğrudur. Bu her din için, hıristiyanlık için de geçerlidir.

3. Mitraizm'in sadece hıristiyanlığı etkilemediği, aynı zamanda ondan etkilendiği de doğrudur. Buna benim yazımda da yer verdim.

İddialar bölümü:

İddia1:"Mitra bir bakireden 25 Aralık ta bir mağarada doğmuştur doğduğunda yanında kuzular da vardır..."
Her iki dinin tanrısı da 25 Aralık'ta doğmuştur. Bu zaten yazıda da kabul edilmiş. Diğer kısımlar yani bakire ve kuzu kısmından yüklenilmiş. Mitra'nın bir bakireden doğduğu iddiası yukarda verdiğim milliyet blogunda ve Fırat'ın yazısında vardı. *Kayadan doğduğu doğrudur ancak bakire kısmı Eliade'de de geçmez. Bu yüzden bu iddiaya ben yazımda yer vermedim. Yanında kuzular olduğu iddiasının nerde olduğunu bilmiyorum. Fırat'ın yazısında bu konu yer alıyor ama daha farklı bir bağlamda kullanılmış. Kuzu'nun hıristiyanlıkta önemli bir simge olduğu üzerinden bağlantı kuruyor sadece. Ben bu kısmı da kullanmadım. Kaldı ki benim temel aldığım simgesel benzerlikler değil.

İddia2:"Mitra nın da İsa Mesih gibi 12 tane 'arkadaş' ı vardı"

Hiçbir kaynakda bu iddiayı bulamadım. Kimin yazdığını bilmiyorum. Mithra'nın arkadaşlarından hiç haberim yok. :)

iddia3:"Mitra dünya barışı için kendini kurban etti"

Mithra'nın boğayı öldürdükten sonra göğe yükselmesi vardır ama kendisini kurban etmesi şeklinde bir olay yoktur. Bu iddianın da nerde olduğunu bilmiyorum. Okuduğum hiçbir eleştiride böyle bir iddia görmedim.

İddia4:"Mitra bir mezarda ölmüş yanmış ve üçüncü gün dirilmiştir"

İddia 2 ve 3 için olanın aynı. Kim böyle bir benzerlik olduğunu iddia etmiş bilmiyorum. Mitra bir mezarda ne yanmış ne de ölmüştür. Dirilmesi diye birşey zaten yoktur. Yazımda da tekrar dirilmeyen tek mistik tanrı demiştim. Orpheus, Attis, Dionysos, Osiris hep ölüp dirilirken Mithra böyle bir şey yaşamaz.

iddia5:"Mitra 'iyi çoban' diye çağrılmıştır"
İddia6:"'Gerçek yaşam, Mesih' diye çağrılmıştır"

Bu iddialar da diğerleri gibi. Anlaşılan yazıda ya bizim bilmediğimiz bir kaynağa cevap verilmiş yada yazının yazarı fantezi kurup, kendisine yapılmayan eleştiriler yaratmış.

sargon 28-01-2008 17:53

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Habilis, yukardaki iddiaların bazıları senin son yazında var galiba. Yazında 12 arkadaş ve iyi çoban diye çağrılma kısmını farkettim. "İyi çoban"ı bilmiyorum ama 12 arkadaş olayı kesinlikle doğru değil.

sargon 28-01-2008 18:21

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Bu arada Yahudi dinine Helenist etkiler bölümünü araştırırken ilginç bazı noktalarla karşılaştım. Bilindiği gibi Kuran'da ısrarla Tevrat ve İncil'in değiştirildiğinden bahsedilir. Ancak bu iddia ne müslümanlar tarafından ne de bunu kabul etmeyenler tarafından yeterince açıklanabilmiş değil. Şimdiye kadar benim eğilimim de Kuran'ın kendi dinini kabul ettirebilmek için diğerlerine bu şekilde yüklendiği idi. Gerçi Tevrat ve İncil'in değişmediğini hiçbir zaman kabul etmedim ama bu müslümanların anladığı biçimde bir değiştirme değildi.

Bu araştırmayı yaparken, Kuran'ın bu iddiasının Kutsal Kitap derlemelerinden çıkarılan ve kabul görmeyen bazı kitaplar olduğunu düşünmeye başladım. Özellikle son dönemde yazılmış olan apokrif metinler bu iddianın konusu olabilir. Ben yazımda I. Hanok ve IV. Ezra'dan bahsettim. Kaynak olarak Eliade'nin kitabını aldım.

http://www.hakikat.net/ekumenik_cikt...p_hakkinda.php

Yukardaki linkte birçok başka kitapdan daha bahsediliyor. I. Ezra, II. Ezra, III. Makabeliler ve Manessa'nın Duası vb. gibi. *Bilindiği gibi bu kitaplar şu anki 39 kitaplık Kitabı Mukaddes içinde yok. Linkini verdiğim ve 2003 yılında yapılmış çeviride Abdülhamit zamanında Osmanlıcaya çevrilmiş kanonik kitap baz alınmış. Eski Ahit'te 39 yerine 55 kitap yer alıyor.

Burdan şöyle bir sonuç çıkabilir mi? Muhammed'in ısrarla değindiği değişiklikler, çıkarılan bu kitaplarla ilgili olabilir. Bu kitaplarda ise tahmin ediyorum Kuran'ın çokça üzerinde durduğu kıyamet teması ağırlık taşıyor. I. Hanok ve IV. Ezra ile ilgili Eliade'nin verdiği bilgilerden bunu çıkarıyorum. *Aslında bu kitaplar Yahudilikten hıristiyanlığa evrim sürecini, hatta aynı zamanda yahudilikten islamiyete evrim sürecini anlamamızda önemli olabilir. Evrim teorisindeki geçiş formları gibi yani.

İlginç değil mi?..

ozgur_beyin 28-01-2008 18:40

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
sevgili sargon verdiğin linkleri dolaşırken bir yazıdaki bir cümle çok ilgimi çekti.
paylaşmak istedim. bu cümlede bana göre bir zihniyetin anatomisi yatıyor.
normalde cümlede bir acayiplik yok acayiplik ünlem işaretinde
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX

Hıristiyan kardeşlerimiz(!) yine din adına, iyilik adına değişmemiş/değişmez dedikleri Kutsal Kitaplarının gerekli gördükleri yerlerine düzeltmeler yapmaktalar.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXX


bu devirde ,adam, kendine *benzemeyen inançları olan, *insan veya insanları ''düşman'' veya ona benzer bir gözle bakıyor. yaşasın ''hak din'' gerisi safsata ve yanlış :oops:

sargon 28-01-2008 19:57

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Dilaverin Z harfi yazmıyordu, Özgürün de X harfi takılı kalmış. *:D

Anlaşılmadı, tamam. Click.

pante 28-01-2008 19:58

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Alıntı:

Burdan şöyle bir sonuç çıkabilir mi? Muhammed'in ısrarla değindiği değişiklikler, çıkarılan bu kitaplarla ilgili olabilir. Bu kitaplarda ise tahmin ediyorum Kuran'ın çokça üzerinde durduğu kıyamet teması ağırlık taşıyor. I. Hanok ve IV. Ezra ile ilgili Eliade'nin verdiği bilgilerden bunu çıkarıyorum. *Aslında bu kitaplar Yahudilikten hıristiyanlığa evrim sürecini, hatta aynı zamanda yahudilikten islamiyete evrim sürecini anlamamızda önemli olabilir. Evrim teorisindeki geçiş formları gibi yani.

İlginç değil mi?..
Burdan böyle bir sonuç çıkmaz Sargon.
Hele Muhammed'in "İncil'de yazıyor" dediği sözler hiç çıkmaz.
Bırak öyle bir sözü, imasında dahi fırtınalar koparırdı İslamcılar.

Ben bu ek kitaplara önem vermiyorum. Asıl kitaplar kanonik İncillerdir.
Bunlar sadece senin de yazdığın gibi Hristiyanlığın gelişmesiyle ilgili bize ışık tutabilirler.
Bunların Kitab-ı Mukaddes'e konulmamış olmaları ya da çıkarılmış olmaları gayet normal.
Tevrat, zebur ve kanonik İncillerin dışındaki kitapların tamamı bence gereksiz yere eklenmiş.
Hatta Kanonik İnciller içinden örneğin snoptiklerden biri seçilebilir, sadece o İncil olarak kabul edilir, diğerleri bir kıyas kitabı olarak ayrı tutulabilirdi. Böyle daha saçma duruyor.

Alıntı:

Hıristiyan kardeşlerimiz(!) yine din adına, iyilik adına değişmemiş/değişmez dedikleri Kutsal Kitaplarının gerekli gördükleri yerlerine düzeltmeler yapmaktalar.
Cümledeki ünlem işaretini anlamadım ama yazılan doğru Özgür_Beyin.
Çevirilerde bilinçli olarak tahrifat yapıyorlar. YHV'yi, Elohim'i belirtmiyor, bunların geçtiği yerleri Tanrı-Rab olarak çeviriyorlar. Böylece kimi çelişkileri kamufle ediyorlar. Ayrıca Hristiyanlığın sevgi diniymiş gibi propagandası için örneğin iyilik-merhamet sözcüğünü sevgi olarak değiştiriyorlar.

vartor 28-01-2008 20:25

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Bircok insanin kolay gecim sagladigi din sanayisinin, kendini duzeltme ve daha cekici gorunmeleri icin degisiklikler yapmasinda ben bir anormallik gormuyorum. Dunya rekabet dunyasi, ne kadar musteri, o kadar para. Hristiyanlar bu isi daha iyi kavramis gorunuyor, Vatikan'in zenginligi ortada. darisi Mekke'nin basina....

sargon 29-01-2008 19:16

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Yahudi Mezhepleri ve Esseniler

Hristiyanlığa ait günümüze kalmış ilk metinler MS. 2. ve 3. yüzyıla aitler. Başlangıçta sözlü bir gelenek olarak gelişen anlayışın yazıya dökülmüş ilk metinlerinin hangileri olduklarını ve ne zaman yazıldıklarını tespit etmek de oldukça güç. Ancak kabaca MS. 70-90 yılları diyebiliriz. Yeni Ahit'in ilk dört kitabı Matta, Markos, Luka ve Yuhanna'nın yazılış tarihleri belki de son kitap olan Yuhanna'nın Vahiy'inden daha yakın bir tarih olabilir.

Hıristiyanlığın gelişimine dair en güzel açıklamaları da yine bizzat Yeni Ahit'te bulabiliriz. Havarilerin İşleri kitabı kilisenin kuruluş sürecini açıklar. Ancak Yeni Ahit gelişim sürecinin sadece belli evrelerini verdiği ve tek yanlı açıklamalar içerdiği için süreçler arasında bağlantı kurmamızı engelleyen birçok öğe vardır. Bu yüzden dönemin Yahudi mezheplerine bir gözatmamız gerekiyor.

Antiochus’un saldırısının ile Roma ordularının Kudüs tapınağını yıkması arasındaki dönemde oluşan dört temel akım sayabiliyoruz.

Ferisiler: Sadukilerle birlikte iki büyük gruptan biri. Ferisiler gelenekçi Yahudilerdi. Eski Ahit'e sıkı sıkıya ve aynı zamanda biçimsel olarak da bağlılardı. Kıyamete, yeniden doğuşa, meleklerin ve cinlerin varlığına inanıyorlardı. Yeni Ahit metinlerinde İsa ve havarilerinin çatıştığı mezhep olarak adları sık sık geçer. Hıristiyanlığın en önemli ismi Pavlus bu gruptan gelmeydi.

Sadukiler: Ferisilerin gelenekçi bağlılıklarına tepki olarak gelişmiş, biçimsel kabulleri reddeden ancak buna karşın toplumsal huzursuzluk yaratabilecek herşeyi reddeden bir akım. Kıyamete ve yeniden doğuşa inanmaz, doğaüstü melek, cin gibi varlıkarı kabul etmezlerdi. Bu özelliğiyle egemen Yahudi sınıflarına uyuyordu.

Zelotlar: Bunlar en radikal ve Yahudi milliyetçisi Mesih'çi gruptu. İsyanlarda öne çıkmışlar ve çok sayıda Roma yanlısını öldürmüşlerdi. Ferisiler gibi gelenekçilerdi. İsa'nın havarileri arasında Partizan Simon bu gruptan gelmeydi.

Esseniler: Bu grup hakkında bilgiler son yıllarda bulunan Kumran metinlerine kadar oldukça azdı. Bunun en önemli nedeni de gizemli bir yapıları olmasıydı. Ancak Kumran metinleri ile birlikte bu mezhebin hıristiyanlara olan büyük benzerlikleri ortaya çıktı. Öyle ki kimileri İsa'nın bir Esseni olduğunu ve Essenilerin de daha sonra tamamen hıristiyan olduğunu ileri sürüyorlar. Gerçekten de Esseniler gizemli bir biçimde ortadan kaybolurlar.

Esseniler ve Hıristiyanlık

Essenilerin ilk hıristiyanlar olduğu yada ilk hıristiyanların bu mezhebin içinden çıkmış olduğu düşüncesini destekleyen birçok bulgu vardır. Her ikisinde de bir Mesih beklentisinin olması, Essenilerin kurucusu “Adalet Öğretmeni”ne yüklenen bazı özellikler, kitaplarda kullanılan ortak dil ve ortak yorumlama yöntemleri, hıristiyanlıktaki Kutsal Ruh figürünün karşılığı olan bir Işık Prensi, vaftiz ve efkaristiya (ekmeğin bölünmesi) törenlerinin benzerliği gibi birçok öğe araştırmacıları bu yoruma götürmüştür.

Essenilerin metinleri Yeni Ahit'te kullanılan bazı deyimleri anlamamızı sağlamıştır. Ancak yine de birerbir bir benzerlik sözkonusu değildir. Esseniler katı bir manastır yaşamı sürerken hıristiyanlar halkın içinde yaşıyorlar ve bir misyoner cemaati oluşturuyorlardı. Her ikisi de Mesihçi ve kıyametçiydi, ancak Esseniler iki Mesih bekliyorlardı. Biri onları kutsayacak kahin-Mesih, diğeri savaşın başına geçip zafer kazanacak kral-Mesih.

Ruhbandan olmayanlar aynı hıristiyanlardaki gibi maddi kaynakları bulmakla sorumluydu. Yönetici gruba rabbim deniyordu, ki Yeni Ahit'teki sözcüğün anlamı Kumran metinleriyle açıklık kazanmıştır. Ruhban'dan olan 12 kişi ve 3 rahip ise iç halkayı oluşturuyordu. En yüksek makam "müfettiş"lik yada "çoban"lıktı.

Gruba yeni katılanlar için cemaatle bütünleşmek için erginleyici vaftizi ve yılda bir kez yapılan suyla arınma ritüeli vardı. Aynı hıristiyanlarda olduğu gibi "ekmeğin bölünmesi" ve birlikte yenilen Mesih'in şölen sofrası vardı. Cemaat üyeleri evlenemezdi, çünkü kutsal savaşın neferleriydiler. Hıristiyanların ilk iki yüzyıllık sürecinde apokalipsçi ve batıni gelenekler korunmuştu.

Bir çok ortak özellik olmasına karşın Essenilerde İran etkileri hıristiyanlığın sonraki metinlerine göre daha belirgindir. Bu özellikler daha sonra Gnostiklerde belirgin şekilde korunmuştur.

frodo 29-01-2008 19:19

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
sevgili sargon esseniler konusunda Kumran belgelerinde tartışılan ve bana oldukça mantıklı gelen
yeni açılımlar var. Şu başlığa bir göz at.

http://www.turandursun.com/modules.p...ewtopic&t=7698

sargon 29-01-2008 20:28

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Bu yazıyı görmemiştim. Hermetics.org'da daha önce Essenilerle ilgili üç yazı okudum ama burdaki iddialar farklı.

Kumran metinlerinin Essenilere ait olduğu bildiğim kadarıyla sadece bir yorum. Gerçi benim elimde Kumran metinlerinin çevirisi de yok, ama bildiğim kadarıyla bumetinlerin kimlere ait olduğuna dair bir açıklama bu metinlerde, en azından yayınlanan kısımlarında yok. Metinler gerçekten de Zelot'lara ait olabilir. Zaten Essenilerle ilgili bilgiler çok azdı ve sadece Romalı tarihçilerden kalma bilgilerdi. Bu durumda birçok şey değişecektir. Ama bazı sorunlar da ortaya çıkacaktır. Bunlar nasıl açıklanır henüz bilemiyorum. Elimizde yeterli bilgi yok. Ama yine de yüksek sesle düşünebiliriz.

Yeni Ahit'te Essenilerden hiç bahsedilmemiş olması ve Essenilerle ilgili tarihçilerin aktarımları ile Kumran metinlerindeki ifadelerin bunlarla uyuşması birçok yorumcuyu Kumran metinlerinin Essenilere ait olduğu düşüncesine götürmüştü. Şöyle birşey de olabilir tabii. Gerçekte Esseniler adından söz etmeye değmeyecek bir gruptu ve o yüzden hiç bahsedilmedi. Ama tarihçilerin sözetmesi ilginç. Halbuki Zelotlardan birisi Partizan Simon havarilerin arasında. Bunun dışında bir başka sorun daha çıkıyor ortaya. Zelotları oldukça militan, milliyetçi ve yasaya tamamen bağlı bir grup olarak biliyoruz. Hıristiyanlarda ise yasaya bağlılık oldukça gevşek ve sürekli tartışmalar yaşanıyor bu konuda. Hatta iki grup Kudüs yahudileri (İbraniler) ile diaspora yahudileri (Helenistler) arasında gerilimler yaşanıyor. Sonrasında Pavlus'un reformlarını da düşünürsek, belki şöyle bir yorum yapılabilir. İlk hıristiyanlık, Zelotların reformasyonu ile oluştu. Aklıma gelen en iyi örnek RP içinden çıkan AKP.

Kafama şu soru da takılıyor. Eğer ilk şehit Stefanos sembolik bir isim, aslen James (Yakup) ise neden bunu gizleme ihtiyacı duymuşlar. Yakup İncil'de ne Zelot olarak ne de Zelot lideri olarak geçmiyor, havarilerden biri olarak geçiyor. Birkaç tane Yakup olduğu için birbirine karıştıra da biliriz. İncil'de İsa'nın bir sürü kardeşinden bahsediliyor: Yakup, Yusuf, Simon, Yahuda. Kız kardeşleri de var. (Matta, 13: 53-58)

Kumranlılar Zelotlar ise ilk hıristiyanların Essenilerden değil, Zelotlardan geldiğini söyleyebiliriz. Yine de bu konu daha epey tartışılacak gibi görünüyor bana.

frodo 29-01-2008 20:41

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Robert Eisenman'ın ölü deniz tomarları ile ilgili bazı kitapları var. Ama sanırım hiç biri türkçeye
çevrilmemiş. Dolaylı yoldan anladığım kadarıyla *Eisenman hıristiyanlığın yasaya bağlı Yahudi
Milliyetçisi zelotların bir liderinin *Pavlus tarafından tanrılaştırılması olarak görüyor. Kumran belgelerinde bahsedilen yalancının da Pavlus olduğunu ileri sürüyor. Ölü deniz belgelerinin
yazarlarının da esseniler değil Zelot'lar olduğunu söylüyor. Kanıt olarak da Massada savunmasını
yapanlarla ölü deniz yazarlarının aynı tarikatsal özellikler göstermesini, essenilerde evlenme yasağının belgelerde görünmemesini, tarikatsal metinlerde savaş taktiklerine yer verilmesini v.benzeri bulguları ileri sürüyor.

Bu durumda Pavlus (Paul) yasaya bağlıların arasına sonradan katılmış ve yasa emirlerine rağmen yalanları yayan bir sapmış olarak ortaya çıkıyor. Anadolu'da başladığı serüvende "öğretmeni" yerel pagan inançlarla sarılı bir peygambere dönüştürüyor.

habilis 29-01-2008 21:21

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
bu arada sargon kardeşim, yazın için teşekkür ediyorum ve geç yazdığım içinde özür dilerim,

benim yazdığım 12 arkadaş konusu ve mesihin bazı ünvanlarının mithra da da bulunması konusunda baz aldığım sayfa şuydu :

http://www.near-death.com/experiences/origen048.html

bu ve bir kaç yerde görmüştüm..


ikincisi ise fıratın yazısından bahsediyorsun ,, evet kardeşim bu ele aldığımız islama cevap sayfası fırat'ın kendisine aittir !

http://www.islamacevap.net/index.php...d=47&Itemid=66

ilginç :) hristiyanlığın eleştirisinde güzel katkıları olmuştu kardeşimizin ancak böyle bir çalışmaya girişmesi beni düşündürdü biraz...

sevgiler

pante 29-01-2008 22:05

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Alıntı:

lginç Smile hristiyanlığın eleştirisinde güzel katkıları olmuştu kardeşimizin ancak böyle bir çalışmaya girişmesi beni düşündürdü biraz...
Fırat'ın eski yazıları bizi yanıltmasın Habilis.
Bildiğim kadarıyla hala onun eski yazılarından Hristiyan savunması yapılıyor..

sargon 30-01-2008 01:11

Re: Hıristiyanlık Eleştirisi İçin Taslak
 
Mesih ve Yeniden Dirilme Sorunu

Mesih inancının zaten Yahudi geleneklerinde olduğunu ve son dönem Yahudi mezheplerinin bir kıyamet ve onun habercisi olacak bir Mesih beklediğini biliyoruz. İsrail halkının kurtuluşu anlamına gelecek olan bu Mesih’ten daha peygamber İşaya döneminde bahsedilmekteydi. Ancak orda bahsedilen Mesih bir kraldı ve Davut’un soyundan gelecek ve İsrail’i kurtaracaktı. İsrail halkı için yaşanacak felaket geldiğinde bu kurtarıcı gelecek ve yeniden Tanrı’nın krallığını kuracaktı.

İncil anlatımlarında İsa bir tür otacı, hekim yada büyücü gibi çizilir. Çok sayıda mucize gerçekleştirir. Halk onun bekledikleri kurtarıcı olduğunu düşünmeye başladığında ise beklenen kral-mesih olmadığını söyleyerek kaçar. 5000 kişiyi Taberiye gölünün kıyısında balık ekmekle doyurmasından sonra halk İsa’yı bekledikleri kral olarak alıp götümek ister. Bunun üzerine halkı dağıtır ve kendisine sadık kalanlarla dağa çekilir. (Yuhanna 6:15) Ancak daha sonra Kudüs’e beklenen mesih edasıyla girer. (Yuhanna 12: 12-19) Halkın “İsrail’in kralına övgüler olsun” diye bağırmalarını engellemeyi düşünmez, tersine *Yeşaya ve Zekeriya peygamberlerin kral-mesihi olarak kabul edilmeyi ister gibi davranır.

Bu çelişkiyi anlayabilmemiz için helenistik sentezin daha çok içine girmemiz gerekiyor. Helen dünyasında Yahudilerdeki gibi bir mesih beklentisi yoktu. Ancak şimdiye kadar anlattığımız mistik Helen tanrıları hep ölüp yeniden dirilmişlerdi. İsa’ya bu özelliğin verilmesi “zamanın ruhu”nun yeni din sentezcilerinin üzerine çökmesi gibidir. Yahudilerin beklediği mesih ile helen dünyasının ölüp tekrar dirilen tanrıları bir senteze sokularak Helen dünyasının kabul edebileceği bir form üretildi. Bu İsa’nın hem tanrı hem insan olmasının da açıklanmasını sağlar.

Bu yeni formülasyon yine de tek başına güçlü değildir. Bu senteze can veren Pavlus olmuştur. İsa’nın çarmıhta ölüp yeniden dirilmesini Helen mistisizmindeki erginlenmelerin içeriğine benzer biçimde yeniden yorumlamıştır. Erginlenen sadece bir insan, yani İsa değildir. Erginlenme tanrılarının öykülerine uygun bir kadim derinlik taşınır bu ölüme. Pavlus bunu “İşte, tek bir suçun bütün insanların mahkûmiyetine yol açtığı gibi, bir doğruluk eylemi de bütün insanlara yaşam veren aklanmayı sağladı.” (Romalılar, 5:18 ) diye açıklar. Bu açıklama tamamen Helen mistisizmine uygundur. Erginlenme ayinine katılan kişiler tanrıları gibi sembolik olarak ölüp yeniden dirilmekteydi. Pavlus, İsa’nın ölüp dirilmesini de aynı biçimde açıklar. Böylece İsa’ya inanmak sayesinde aynı Helen mistisizminde olduğu gibi tanrıyla birleşmek gerçekleşmektedir.

Pavlus ölüm ve yaşam kavramlarına verdiği içerikle bizi Platonculuğa geri götürür. Buna göre erginlenmemiş yada bilince varmamış bir insan aslında yaşamıyor demekti, ölüydü. Gerçekten yaşayabilmesi için erginlenmesi, yani inanması ve tanrıya bağlanıp onla bütünleşmesi gerekiyordu. Bütün mistik dinlerde bu yeni yada gerçek yaşama ancak erginlenme ile ulaşılıyordu. Pavlus mistisizmin bu belirgin öğesini öğretisine taşır. Yaşama ve ölüme yeni anlamlar yükler. “Bir zamanlar, Yasa`nın bilincinde değilken diriydim. Ama buyruğun bilincine vardığımda günah dirildi, bense öldüm. Buyruk da bana yaşam getireceğine, ölüm getirdi.” (Romalılar, 7:9-10) Yada “Eğer Mesih içinizdeyse, bedeniniz günah yüzünden ölü olmakla birlikte, aklanmış olduğunuz için ruhunuz diridir.” (Romalılar, 8:10)

Görüldüğü gibi Pavlus’a göre “yaşam” ancak İsa’ya inanmakla mümkündür. Pavlus inanmadığı dönemler kendisini ölü sayar. Bu anlayışın geleneksel Yahudi çevreler için anlamsız geleceği açıktır. Ancak Grek dünyası için son derece kolay anlaşılır birşeydir. Aslında Pavlus, Grek dünyasına yazdığı mektuplarda Yahudi kıyametinden pek fazla bahsetmez. *Grek dünyasına daha yakın gelecek sözcükler ve ilk hıristiyanlığa yabancı bazı kavramlar kullanır. Yukarda örneklediğimize benzer şekilde “nefsani insan” ve “ruhani insan” gibi bir ayrıma yönelir. Yada “şeytanın krallığı” ile “tanrının krallığı” gibi geç dönem hıristiyanlığın kesinlikle kabul edemeyeceği dualist ifadeler kullanır.

Kısacası Pavlus mesihçiliği ölüm ve diriliş temasına yerleştirerek yeni bir sentez gerçekleştirmiştir. Bu sentez ile İsa’ya önce kral-mesih olmayı reddetmesi, sonra kabul etmesi daha anlaşılır hale getirilmiştir. Bu çelişkili durumu anlayabilmemiz ancak Helen mistisizmi yardımıyla mümkündür.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:16 .