![]() |
Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Ali İmran/ 7. *Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar. * *
Kimi ayetlerinde apaçık bir kitap olduğu yazılsa da yukarıdaki ayet Kur'an'da her yazılanın olduğu gibi anlaşılmaması gerektiğini, bazılarının farklı anlamlar taşıdığını belirtir. Buradan anlıyoruz ki Kur'an'da da edebi eserlerde olduğu gibi mecaz-teşbih sanatına yer verilmiştir. İslam alimleri içinde bunu savunanlar olduğu gibi, Kur'an'ın kesinlikle bir edebi eser gibi özelliğe sahip olmadığını, insanlara bir uyarı ve öğüt kitabı olduğu için herşeyin açık ve anlaşılır şekilde sunulduğunu iddia edenler de olmuştur. Bu başlıkta mecazi anlamlar içeren, müteşabih özellikte olan ayetleri ele alıp tartışacağız. Bu konuya ilgi duyan her inançtan arkadaşın yapacağı katkının, örnekleyeceği ayetin faydası büyük olacaktır. Çünkü bu konuyla ilgili pek fazla kaynak bulunmamaktadır. Edebi eser sözü geçmişken ben Rahman suresinden bir örnekle konuya girmek istiyorum. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Allah insanı, pişmiş bir çamura benzeyen bir balçıktan yarattı. Cinleri de hâlis ateşten yarattı. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? O iki doğunun ve iki batının Rabbidir. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Acı ve tatlı iki denizi salıverdi birbirine kavuşuyorlar. Fakat aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? İkisinden de inci ve mercan çıkar. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Denizde koca dağlar gibi yükselen gemiler de onundur. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Yer üzerinde bulunan her şey fânidir. Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Göklerde ve yerde bulunanlar, O'ndan isterler. O, her gün yeni bir iştedir. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Ey insan ve cin! sizin de hesabınızı ele alacağız. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresinden geçmeye gücünüz yeterse geçin gidin. Allah'ın verdiği bir güç olmadan geçemezsiniz. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir, kendinizi savunamazsınız. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz Gök yarılıp da, erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman... Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? İşte o gün, ne insana ne de cinne günahından sorulmaz. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Suçlular simalarından tanınır, alınlarından ve ayaklarından tutulur. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? İşte bu, suçluların yalanladığı cehennemdir. Onunla kaynar su arasında dolaşırlar. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? İkisinin de çeşitli ağaçları, meyvaları vardır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? İkisinde de her türlü meyvadan çift çift vardır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Astarları atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Gözleri yalnız eşlerinde olan öyle dilberler var ki, onlara ne insan ne de cin dokunmuştur. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Sanki onlar yâkut ve mercandırlar. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir? Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? (Bu cennetler) yemyeşildirler. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? İkisinde de fışkıran iki kaynak vardır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? İkisinde de her türlü meyva, hurma ve nar vardır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Çadırlar içerisinde gözlerini yalnız kocalarına çevirmiş hûriler vardır. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Yeşil yastıklara ve hârikulâde güzel işlemeli döşeklere yaslanırlar. Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir! *[/ |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Nur 35 : Allahü nurus semavati vel ard meselü nurihı ke mişkatin fıha mısbah elmisbahu fı zücaceh ezzücacetü ke enneha kevkebün dürriyyüy yukadü min şeceratim mübaraketin zeytunetil la şerkıyyetiv ve la ğarbiyyetiy yekadü zeytüha yüdıy'ü ve lev lem temseshü nar nurun ala nur yehdillahü li nurihı mey yeşa' ve yadribüllahül emsale lin nas vallahü bi külli şey'in alım
Nur 35 : Allah Teâlâ, göklerin ve yerin nûrudur. Nûrunun meseli, içinde latif bir çırağ bulunan bir mişkât gibidir. O çırağ ise bir kandil içindedir. O kandil ise sanki bir incimsi yıldızdır, şarkı ve garbı olmayan mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulmaktadır. Onun yağı bir halde ki, kendisine ateş dokunmasa bile hemen hemen ziya verecektir. Nûr üstüne nûrdur. Ve Allah nûruna dilediğini kavuşturur. Ve Allah Teâlâ nâsa misaller irâd eder ve Allah Teâlâ her şeyi hakkıyla bilicidir. Edit: Mişkat İbn-i Kesir'e göre o dönemlerde evlerde kandilin konulduğu bacasız oyuklara verilen isimmiş. Belli bir yaşta ve köylerde büyüyen üyelerimiz hatırlar belki kerpiç duvarlarda lambanın konacağı nişler vardır. |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Sevgili Frodo, Kur'an'ın en meşhur müteşabih ayetini örnek olarak vermiş.
Dolayısıyla konuya da ilk örnekle doğru bir başlangıç yapmış oluyoruz. Herhalde tartışmasız olarak bu ayeti herkes müteşabih olarak kabul edecektir. Bakın Taberi tefsirinde Nur-35 nasıl açıklanmış: Allah Teala bu âyet-i kerimede, nurunun herşeyi kuşattığını beyan edi*yor ve biz müminlerin kendisine boyun eğmemizi istiyor. Ancak bu âyeıi keri*meyi gerçek anlamıyla kavramak pek kolay değildir. Bununla beraber müfessir*ler bu âyet-i kerimenin çeşitli bölümlerini çeşitli şekillerde izaha çalışmışlardır. Bunları şu şekilde özetlemek mümkündür: "Allah, göklerin ve yerin nurudur." Abdullah b.Abbas ve´Enes b.Mâlik´ten nakledilen bir görüşe göre, âyetin bu bölümünün mânâsı şöyledir: "Allah, göklerde ve yerde bulunan doğru yola iletendir. Oralarda bulunanlar, Allah´ın nuruyla doğru yolu bulmuş olurlar. Ta-beri bu görüşü tercih etmiştir. Mücahidden nakledilen bir görüşe göre ise bu âyetin mânâsı şöyledir: "Allah, gökleri e yeri sevk ve idare edendir. Üvey b. Kâ´b dan nakledilen bir gö*rüşe göre ise âyetin manası şöyledir. "Allah, göklerin ve yerin nurudur. Yani, onları aydınlatandır. Buradaki aydınlatan nurdan maksat, gerek maddi, gerekse manevî her türlü ışıktır. Yani, her türlü karanlığın zıddıdır. Kişlerin vicdanların*da ve basiretlerinde ve çevrelerinde hissettikleri aydınlığın tamamıdır. "Onun nuru, içinde kandil bulunan bir kandil yuvası gibidir." Ayetin bu bölümü birkaç şekilde izah edilmiştir. Bazı müfessirlere göre, âyetin mânâsı şöyledir: "Kalbinde iman ve Kur´an bulunan müminin nuru, için*de lamba bulunan, arkası kapalı bir pencere gibidir." Bu izah şekline göre Allah Teala, önce kendi nurunun bütün kâinatı maddeten ve manen aydınlattığını be*yan etmiş daha sonra müminin kalbindeki nuru, çevresini aydınlatan bir kandile benzetmiştir. Übey b.Kâ´b, Said b.Cübeyr ve Dehhak, âyetin bu kısmını bu şekilde izah etmişlerdir. Kâ´bul Ahbar ise âyetin bu bölümünü şu şekilde izah etmiştir. "Allah´ın nuru olan Muhammed, içinde kandil bulunan bir kandil yuvasına benzer. Çevre*sini aydınlatır." Hasan-i Basrî, Abdurrahman b.Zeyd, Zeyd b. Eşlem ve İbn-i Abbas´tan nakledilen bir görüşe göre ise âyetin bu bölümünün mânâsı şöyledir: "Allah´ın nuru olan Kur´an, içinde kandil bulunan bir kandil yuvası gibidir." Abdullah b.Abbas´tan nakledilen başka bir görüşe göre ise âyetin bu bö*lümünün mânâsı şöyledir: "Allah´ın nuru olan itaat, içinde kandil bulunan bir kandil yuvası gibidir. Ayet-i kerimede geçen ve "Kandil yuvası" diye tercüme edilen "Mişkât" kelimesi, müfessirler tarafından çeşitli şekillerde izah edilmiştir. Bazılarına göre "Mişkâf´tan maksat, arkası kapalı olan kör bir penceredir, bazılarına göre ise bu kelimenin mânâsı "Kandil"dir. Diğer bazılarına göre, kandilin takılı olduğu kan*cadır, Allah teala´mn bu misalden neyi kastettiğine gelince, bazılarına göre bu*rada anlatılan, Hz. Muhammed´dir. Resulullah bir kandil yuvasına, kalbi bir kandile, göğsü de parlayan bir yıldıza benzetilmiştir. Yine Resulullah (s.a.v.) ne doğuda ne de batıda olan mübarek bir ağaca benzedtilmiştir. Öyle ki o ağacın meyvesinden çıkan yağ, neredeyse ateş değmeden bile tutuşacak ve çevreyi aydınlatacaktır. Resulullah, bütün vücuduyla hakkı temsil ettiği için hiç konuşmasa dahi onun Peygamber okluğu anlaşılır. "Ateş değmese bile tutuşup ışık verecektir." ifadesi bunu beyan etmektedir. Ve Resulullah (s.a.v.) nur üstüne nurdur. Diğer bir kısım âlimlere göre ise burada "Kandil yuvası"ndan maksat, müminin göğsü, "Orada yanan kandü"den maksat "Kur´anı Kerim ve müminin İmanı." Kandilin "içinde bulunduğu canTdan maksat ise "Müminin kalbidir." Müminin kalbi, çevreyi aydınlatan bir yıldıza benzer. Bu kalb, aydınlığını, mü*barek bir ağaç durumunda olan kelime-i Tevhidden, Allah´a ihlasla kulluk yap*maktan ve ona ortak koşmamaktan almaktadır. Mümin, nur üstüne nurdur. Zira onun özü de, işi de, gidişi de, gelişi de, önü de, sonu da nurdur. Bazılarına göre ise "Allah´ın nurundan" maksat, Kur´an-ı Kerim´dir. mü*min, arkası kapalı bir pencereye, onun kalbinde olan Kur´an-ı Kerim kandile, göğsü de kandilin içine konduğu bir cam´a benetilmiş, ayrıca müminin, Kur´an´la aydınlatılmış göğsü, parlak bir yıldıza benzetilmiştir. Kandilin, ışığını, ne doğuda ne de batıda mübarek bir ağacın yağından al*dığı ifade edilmektedir. Bundan maksat ise, Kur´an´ın, Allah Katından olduğu*nun beyanıdır. Yine o mübarek ağacın yağına ateş dokunmasa dahi tutuşup aydınlatacak gibi olduğu ifade edilmektedir. Bundan maksat ise, Kur´an´ın nurunun, âlemde düşünen ve düşünmeyen herşeyi aydınlatmasıdır. Mübarek ağacın yağının, nur üstüne nur olduğu beyan edilmektedir. Bun*dan maksat, Kur´an´m, Allah´ın varlığına delalet eden diğer bütün kâinata ilave*ten bir nur olduğudur. |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
İlk yazıda edebi esere örneklediğimiz Rahman suresi içindeki 19-22 ayetlerinde geçen "iki denizin birbirine kavuşturulması ama aralarında bir engel olduğu" konusundaki mecaziliğe mucize başlığında değinmiştik. Burada da kısaca tekrarlayalım:
Aynı konu Furkan-53'de şöyle geçer: Birinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır. Ayeti mecazi anlamda ele almayıp okuduğumuz şekliyle yorumladığımızda; Bir nehirin bir denize kavuşmasından söz edilir. Örneğin Nil'in Akdeniz'e dökülmesi gibi. Çünkü biri içilebilecek tatlılıkta, diğeri ise tuzlu ve acıdır. O halde bunun Kaptan Cousto'nun Cebelitarık'da Akdeniz ile Atlas Okyanus'unun birbirine karışmaması konusuyla ilgisi olamaz. Rahman/ 22. İkisinden de inci ve mercan çıkar. Eğer ayet mecazi yanıyla ele alınmadığı takdirde mucizeye değil çelişkiye ulaşılır. Çünkü inci ve mercan tuzlu su ürünleridir. Tatlı suda yetişmez, yaşamazlar. Ayetlerin mecazi anlamı konusunda ise farklı birkaç görüş vardır. Bunlar; Göklerle yerlerin iç içeliği, Maddi varlıklarla ruhani varlıkların deniz olarak benzetilmesi, İmanlı insanların tatlı deniz, imansızların tuzlu-acı deniz olarak teşbihi. Her ikisinde de inci-mercan gibi değerler, cevherler vardır ama imanlılarda hararetini giderir, yüreğini serinletirsin anlamında. |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Kalem/ 43. *Baldırların açılacağı ve kâfirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlardı.
Bu ayetle ilgili olarak şu hadis meşhurdur: "Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir. Müslim İman 302, Buhari 97/24,10/29, Hanbel 3/1 Benzer bir hadisde ise şöyle anlatılır: "Ebu Said (ra) anlatıyor. Resulullah (aleyhisselatu vesselam)'ı dinledim, [Baldırların açılacağı, kendilerinin sevdeye davet edileceği gün...(Kalem 42) mealindeki ayetle ilgili olarak> Şöyle diyordu: "Rabbimiz baldırını açar, her mümin erkek ve her mümin kadın O'na secde eder. Dünyada iken kendisine riya ve gösteriş olarak secde edenler geri kalırlar. Onlarda secde etmeye kalkarlar, ancak sırtları bükülmeyen yekpare bir tabakaya dönüşür (ve secde edemezler.)" [Buhari, Tefisr, Nun vel Kalem 2, Tefsir, Nisa 8, Tevhid 24; Müslim, İman 302. (183.> Hadisten yola çıkarak ayeti "Allah'ın baldırlarını göstermesi olarak aldığımızda saçma bir sonuca varırız. Allah'ın insan şeklinde bir varlık olduğu başta olmak üzere, baldırlarını gösteren bir Tanrı tasviri ne derece mantıklıdır? Ayette mecazi bir anlam olduğu ve teşbih sanatının işlendiği kesindir. Araplarda "baldırların açılması" nın, Türklerdeki "Şapka düştü kel göründü" deyimine benzer şekilde gerçeklerin çırılçıplak ortaya serilmesi anlamı taşıdığı şeklinde açıklanır. Dolayısıyla ayette, kıyamet günü insanların hiçbir gizliliklerinin kalmayacağı, tüm yapılanların ortaya döküleceği ifade edilmek istenmiştir. |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Ali *İmran/ *7. * Sana *Kitab'ı *indiren *O'dur. *Onun *(Kur'an'ın) *bazı *ayetleri *muhkemdir *ki, *bunlar *Kitab'ın *esasıdır. *Diğerleri *de *müteşabihtir. *Kalplerinde *eğrilik *olanlar, *fitne *çıkarmak *ve *onu *tevil *etmek *için *ondaki *müteşabih *ayetlerin *peşine *düşerler. *Halbuki *Onun *tevilini *ancak *Allah *bilir. İlimde *yüksek *payeye *erişenler *ise: *Ona *inandık; *hepsi *Rabbimiz *tarafındandır, *derler. *(Bu *inceliği) *ancak *aklıselim *sahipleri *düşünüp *anlar.
Ali İmran suresinin ilk 80 küsur ayetinin Medine'de Hz.Muhammed Necran'dan gelen hıristiyan din adamları heyeti ile özellikle İsa-Meryem olmak üzere dini konuları tartışırken indiği rivayet edilir. Bu ayetten benim anladığım şudur: Hz.Muhammed, her ne kadar başlangıçta ciddi bir eğitimden geçmiş olsa da dini konularda Necranlı din adamları heyeti kadar bilgili değildir, zira bu heyet yüzyılların bilgi birikimi ile karşısına gelmişlerdir, haliyle kendisini sıkıştırırlar. Yukarıdaki ayet böyle bir sıkışma durumunda söylenmiş olmalıdır, zira bu ayette Hz.Muhammed Kur'an'daki birtakım ayetlerin anlamını kendisinin de bilmediğini itiraf etmekte, bunların tevilini Allaha havale etmektedir. O zaman şöyle bir soru ortaya çıkmaktadır, Allah anlamını ya da yorumunu sadece kendisinin bildiği ayetleri kullarına ders alsınlar diye neden göndermektedir? Nitekim Necranlı heyet sonuçta tatmin olmamış ve müslüman olmayı kabul etmemişler, ama müslümanların gücünün farkına vardıkları için cizye ödemeyi kabul ederek Yemen'e geri dönmüşleridr. |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Konuyu bölmek istemezdim ama tam yeri olduğu için soruyorum.
Yorum yapmak bilgi ile direkt alakalı bir durumdur. *Müteşabih bir ayet konusunda bilgisi dahilinde yorum yapan bir müslümanın durumu nasıl izah edilebilir ? Yani baldırı baldır olarak anlamış olan birisi, yorumu yapmış ise kararı vermiş demektir. Siz deseniz ki bu baldır o baldır değil *ve adam dese ki "ben dedelerimden böyle öğrendim. Baldırı baldır olarak kabul etmemem gerektiğini dellillendir o zaman?" Bu durumda, bu zamanda bu kişinin konumu ne olur ? Bu sorunun tabiki cevabı peygamber döneminde çok kolaydır. Ama ya bugün? Müteşabih örneğin durumu net olarak anlatması *ve o örneğin aynı zamanda daha farklı düşünceler ile durumu tahayyül ettirmesi için kullanılmış olamaz mı? Yani baldır gerçekten baldır iken, bu Tanrıyamı ait yoksa başka birşeye mi ait olduğu bilinmez olarak ele alınamaz mı? Yorumları alalım :) *:) Sevgiler. |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Ben "baldır"ın müteşabih olduğunu düşünmüyorum.
İslam'da (ve diğer dinlerde) zaten insanları kendi suretinde yaratmış bir Tanrı inancı var. İnsanda olan baldır da Tanrıda olan baldırdan farklı değildir şu durumda. Kaldı ki hadislerde bunun müteşabih olduğu izah edilebililecekken insandaki baldırdan farklı bir izah da verilmemiştir, ayetteki "baldır" anlayışı neyse hadisteki de aynıdır ve bildiğimiz bacağın bir bölümüdür. |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Alıntı:
Tevrat'ta insanın Tanrı'nın suretinde yaratılmış olduğunun belirtilmesi ve Hristiyanlıkta da insan tasvirinde bir Tanrıya inanışın da etkisiyle olsa gerek İslam'ın ilk dönemlerinde Allah'ın eli, yüzü, gözü, baldırı vb. sözlerde müteşabihlik görülmemiş, direk anlamlarıyla algılanmıştır. Yani K.C.'nin anladığı şekliyle İslam'da da kabul görmüştür. Hadislerde bunun aksini kanıtlayacak bir bilgi yoktur. Sizden birisi mümin kardeşiyle kavga ederse, onun yüzüne vurmaktan sakınsın. Çünkü Allah, Adem'i kendi suretinde yaratmıştır. Müslim El-Birr ve's sılâ 115 İnsanlığın bilgi, kültür düzeyinin arttığı, bilim ve teknolojinin hızla yükseldiği yakın dönemde ise Allah'ın insan şeklinde algılanmasından uzaklaşılmış, Allah'ın eli, yüzü, gözü, baldırı gibi ayet sözleri müteşabih kabul edilmiştir. Bu konuda müteşabihliği savunanlar, Kur'an'da Allah'ın Adem'i kendi suretinde yarattığına dair bir ayetin olmamasını öne sürerler. Tabi bu noktada akla gelen sorular; Eğer Allah insanı kendi suretinde yaratmadıysa, önceki kitaplardaki bu bilgiyi Kur'an'da neden düzeltmemiştir? Eşsiz, benzersiz nitelemeleri insan biçiminde bir Tanrı için de yapılamaz mı? |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Bakara/ 7. *Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.
Kalplerde ve kulaklarda mühür, gözlerde perde olması da mecazi bir ifadedir. Maddi anlamda bir mühür, bir perde kastedilmez. İnsanın gerçekleri anlayamayacak, duyamıyacak, göremeyecek yapıda olmasıdır. Görse, duysa, anlatılsa dahi o yapıdaki insan gördüklerinin, duyduklarının arkasında başka sebep arar, inanmaz. Önceki inançları, tabuları, ön yargıları, aşırı şüpheciliği, bağnazlığı doğruları görmesine ve kabullenmesine engel olur. Bu sadece İslam için değil, her din veya ideoloji için geçerlidir. İslam, müslüman olmayanı gerçeği göremekle suçladığı gibi, Hristiyanlık da Hristiyan olmayanı benzer şekilde suçlar. Ya da solcu sağcıyı, sağcı solcuyu.. Ancak kur'an'da kalpleri sonradan mühürlenen imanlılardan da bahseder. Münafikun/ 3. *Bu, onların önce iman edip sonra inkar etmeleri, bu yüzden de kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar. Demek ki yapısı doğruyu anlamaya, görmeye uygun olanlar da daha sonra yanlış yolda olduklarını düşünüyor ya da başka sebeplerle inançlarını terkedebiliyorlar. Bu tavırlarından sonra kalpleri mühürleniyor. Artık yeniden iman etmeleri Allah'ın iznine bağlı. Bu konuda bir de hadis örneği verelim: "Cuma namazlarını önemsemeyerek üç hafta cuma namazı kılmayan kimsenin kalbini Allah Teâlâ mühürler" (Ebû Dâvûd, Salât 204; Tirmizî, Cum`a 4; Nesâî, Cum`a 2; İbni Mâce, İkâmet 93). Bu hadiste inancını terketmek değil de, ibadetini ihmal etmenin cezası olarak kalbin mühürleneceği ifade ediliyor. Bu da inançlıyken inancını kaybetmesi ya da inancının elinden alınması anlamına geliyor. Acaba namazdan uzak duranın, 3 cuma kılmayanın inancının zayıflayacağı ve sonuçta imanını kaybedeceği mi kastediliyor? İman, bu kadar pamuk ipliği ile bağlıymış gibi zayıf mı? Bu mühür ayet ve hadisleri biraz siyaset kokuyor gibi.. Sanki taraftar toplama, taraftarını kaybetmeme, tarafına katılmayanları suçlama gibi anlaşılıyor. |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Sevgili Pante,
3 cuma namazi kilinmayinca boyle olacagini nereden biliyorlar ? Iman'in kaybedilmesinin Islam da sucu buyuk, bunu biliyoruz . O zaman Kuran'da yazmasi gerekmiyor mu : aman ha 2 kez kacirirsaniniz mutlaka 3uncusunde kilin yoksa imaniniz zayiflar sonrada cehennemde yanarsiniz diye. *Ya da bunu ima eden bir ayet varmi ? Yada Cuma namazinin onemini belirten ? Sorumu genel olarak sorayim: Kuran'da olmayan fakat peygamberden aktarilan ( hadisler) islam , ibadet ve inanc uzerine onemli hususlar varmi ? varsa niye bu onemli hususlar Kuran'da yok ? Eger Kuran'da olmayan ve hadislerde olan bu onemli hususlar varsa bunu aktaran *hadis yazarlarinin Allah'a sirk kosma olasiliklari az midir cok mudur? ( 150 sene oncesindekileri aktardiklarini kabul edersek !!) Bu hadis yazarlarinin gercekten Islama inandigini varsayarsak, bu yazarlar Allah'a sirk kosmaktan , kotu yurekli bir insanin sozunu peygamberlerinin sozu diye aktarmaktan korkmadilarmi? Ne de olsa tavsanin suyunun suyuna guvenerek yaziyorlar. |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Bilinç seviyesi ve bilim ilerledikçe müteşabih ve mecazi anlamlı ayetlerde artış olacağı kesin.
Sevgili üçüncüyol, Hadislerin güvenirliğiyle ilgili Hadis derleyicilerinin (şeyh uçmaz mürid uçururvari) hikayeleri anlatılır, bilirsiniz. Kitabına alacağı her hadis için gusül abdesti alıp iki rekat namaz kılan, (ki zaman olarak kaç yıla tekabül ettiğini bile hesaplamış birileri) Derleyeceği kişinin atına hile yaptığını görüp ondan hadis almaktan vazgeçen, ince eleyip sık dokunma hikayeleri... Tüm bu hikayeler varken, ehli sünnet'in o hadislerden şüphe etmesi ve şirk koştuğunu düşünmesi herhalde mümkün değildir. |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Sevgili Üçüncüyol;
Bu 3 cuma hadisi gibi birçok hadiste Kur'an'da yer almayan ama "peygamber efendimiz demiş ki" diye uydurularak İslam'a sokulan önemli kurallar, hükümler, inançlar vardır tabi. İşin içinde peygamber olunca kimse karşı çıkamıyor tabi. "Yoksa peygamberin söylediklerine inanmıyor musun? " sorusuyla kimse ezilmek, dışlanmak istemediğinden bunlar da zaman içinde dine yerleşmiş, kabul görmüştür. Uyduranlar da sıradan insanlar değil cemaatler, mezheplerdir. Önemli bir hadis inancı kabir azabıdır. Tüm müslümanlar inanır ama kur'an'da yer almaz. Erkeklerin sünnet edilmesi de Kur'an'da yer almayanlardandır. Hadislerde kızların da sünnet edilmesi vardır ama bazı Afrika ülkelerinde uygulanır. Recm, Sırat köprüsünden geçme, Teravih namazı, bayram namazı, kandilller Kur'an'da olmayıp ta hadislerle dine dahil edilenlerden bazılarıdır. Kur'an'da bunlardan önemsiz o kadar çok şey varken ya da aynı konular defalarca tekrarlanmışken örneğin bir kabir azabı 2 ayetle konu edilemez miydi? Edilirdi tabi. Hadisleri uyduranlar Tanrıya şirk koştular ise *kitapları uyduranlar fazlasıyla şirk koşmuştur herhalde. :) Peki uyduruk hadislere inanan insanlar neden Kur'an'da olmayana inanabiliyorlar? Kimse araştırıp, inceleyip te müslüman olmuyor. Eğer Hindistan'da doğsalardı Hindu-Budist olurlardı. Kimse doğru dürüst neyin kur'an'da olup olmadığını bilmiyor. Olmadığını bilse dahi çevresi buna inanıyorsa o da inanıyor, itiraz etmiyor. Yani "millet nerde, ben orda!"nlayışından dolayı kimse sorgulamıyor. İstisnalar 1,5 milyar müslümanın yanında çok az. |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Üçüncüyol gerçekten müteşabih konusunun asıl noktasını yakalamış görünüyor.
Burada ravinin güvensizliği ispat edilirse kale düşer. Örneğin Miraç konusu ayetten daha netlikte ve müteşabihe yer olmayacak kadar keskin bir inançla anlatılırken, Müteşabih ayetlerin bilgi ile direkt alakalı olması, hangi ayetin hangi zaman diliminde müteşabih olacağının tespitini imkansız yapmaktadır. Bu nedenle islam hadislerin engellenemez gücüne teslim olmuştur. Bu gücü yıkmak yerine kullanmak ise her dönem yönetimlerin işine gelmiştir. Geçmişte olduğu gibi hadis yazıcılar yerine bugünde yazılan hadislerin akla hayale gelmeyecek teviileri ile takla attırıcıları peydah olmuştur. Aktarıcının inancının tespiti ise belki ispatlanamaz ama mantığın sarsılmaz duruşu karşısında susturulabilir diye düşünüyorum. Tanrıyı kendi şekilsel tahayyül formlarında yaşayan ve kendilerini ahkam müslümanları olarak adlandıranlar ile Tanrı'nın gücü karşısında İslam yani teslim olan mağluplar hiç bir dönemde aynı olmamıştır ve bu dönemde de aynı değildir. Tanrının yokluğunu iddia etmek için binlerce sebep ve araştırma konusu çok açık olarak varken, Varlığının şekilsel olarak açıklanabileceğini bilim olarak anlatanların peşinden gitmek için saf olmak gerekir. Bu saflık ise arınmışlığın değil, kandırılımışlığın anlatımı için cümle de kullanılmıştır. Sorgu nehrimizde akan soruların temelinde, Tanrı'nın yokluğunun ispatı değil, varlığını iddia edenlerin saygızılığının yattığını söylersem kendi adıma çokta hatalı bir söz etmiş sayılmam sanırım. Çünkü inanç müteşabihtir zaten kendi kavram olarak tek başına. *"Ya eyyüllezine amenü" denilince bugün için Tanrıya iman edenler olarak müteşabihe yer verilmeden inanılırken, bunun bir asır sonra iman ile neyin toplum tarafından algılanacağı meçhuldur. Sonuç olarak; baldırın baldır olması veya olmaması doğrunun ortaya çıktığı anda belli olacaktır. Başka insanların aktarımları ile belki zihinsel bir çalışma yapılabilir ama, bilinmezliğin cazibesi gereği bu en azından bu algı şartlarında ispatlanamaz. Bu konu hakkında isterse bin kez abdest alınsın bütün atlara yemleri verilsin, asıl mesele, sahabenin icmaına dayanarak o zaman ki bilgisinin karşısında, günümüz biliminin ne derece kabul edileceğidir. Bugün Şiilerin meşhur TUSİ'sinin bir tane kitabını bulamazsınız türkçe olarak. Arapça bilenler de köşe bucak saklar. Niye biliyormusunuz, O kadar bilginin ve tarihin ve olayın süzgec olarak aktarılması yanında tusi, "dünyanın düz olduğunu , kim yuvarlak der ise kafir olacağını " söylemiştir de ondan. Sünniyim diyenlerde durum farklımı ?hayır... Muaviyenin yaptıklarını kapatmak için ortaya koyulan söylemler akıllara durgunluk verecek kaypaklıktadır mesala. İşte birde bu yukarıda söz ettiğim gibi durumlar vardır ki, bu zamanda müteşabih bir sorun olmaktan çıkmakta aksine bir çözüm olarak gücün elinde hamur olmaktadır. Selamlar Not:yazılarıma bugün çok zor yazıyorum. site de sorunmu var yoksa sorun benim pc demi ? |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Sitede bir sorun olduğunu sanmıyorum. Ben de bugünlerde bağlantı sorunu yaşıyorum. Ekranın sağ alt köşesindeki bağlı durumu gösteren çift monitör işareti sık sık siyah yanıyor. Böyle durumlarda web sayfalarına ulaşamıyorum. Sanırım ADSL'den kaynaklanıyor.
Araf/ 166. Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara "aşağılık maymunlar olun" dedik. Maide/ 60. De ki: "Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah'ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır." Cumartesi günü çalışma yasağına uymayan ve yaptıkları havuza cumartesi giren balıkları pazar günü avlayarak sözde Allah'ı aldatmaya kalkışanların aşağılık maymuna çevirildiğini ifade eden ayetler mecazi midir acaba? Ya da lanetlenmiş bir toplumun içinden domuz ve maymunların çıkarılması bir benzetme midir? 2. ayette bir toplumun içinden gerek dış görünüm olarak gerekse karakter olarak maymuna ve domuza benzeşen insanlar çıkması anlatılıyor olabilir. İlk ayette ise aşağılık maymuna çevrilen insdanlardan söz ediliyor. Maymun doymak bilmez bir iştaha sahiptir. Acaba kazandıklarıyla yetinmeyip yasaklanmış olan cumartesi günü de kesesini doldurmak isteyenler maymuna mı benzetilmiştir? Ayette bir ceza verildiği anlamı vardır. O halde benzetmeden öte bir durum vardır. Kalplerin mühürlenmesinde olduğu gibi, bu ayette de yasağı dinlemeyip maymun iştahlılık yapanlara bir daha insani karakterlerine dönemeyecek şekilde maymun huyları mı verilmiştir? Bu tür bir açıklamada ayetlerin mecazi olduğunu söyleyebiliriz. Peki bilimselliğini bir kenara bırakacak olsak, bir toplumun içinden maymun ve domuz olarak insanlar çıkarılabilir mi? Gerçekten hayvan ya da yarı hayvan olarak doğarlarsa herhalde daha bebekken öldürülürler. Bugün dahi benzer olaylarla karşılaşabiliyoruz. http://www.berm.co.nz/cgi-bin/video/...gi?hOvRL92rGk0 |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Ahzap/ 56. *İnnellahe ve melaiketehu yüsallune alen nebiyy ya eyyühellezıne amenu sallu aleyhi ve sellimu teslım
Şüphesiz, Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin. Şüphesiz, Allah ve melekleri, Peygamber'e çok salevat getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin. Cuma namazlarına gidenler bilir. İmam mimbere çıkarken okunan ayettir bu. Yani, İslam nu ayeti çok önemser. Yukarıda 2 tür meal örneği verdik. Arapçasında "Sallu" olarak geçen kelime kimi mealcilerce salat, kimilerince de salavat olarak çevrilmiştir. Salat, namaz demektir. Kur'an'da namaz kelimesi daima salat olarak geçer. Allah ve meleklerinin peygambere salatı demek, peygambere namaz kılmaları anlamına gelir. Salavat getirmeleri ise, peygamber hakkında iyi dileklerde bulunmak, onun ve ailesinin bolluğa, zenginliğe kavuşmasını istemektir. Görüldüğü gibi her iki mealde kafaları karıştırmaktadır. *Allah ne namaz kılar ne de dilekte bulunur. İyi ya da kötü ikramda bulunur. Sonuç olarak ayet bu haliyle alındığında insanı çelişkiye düşürür. Bu durumda ayette müreşabih özellik aramak bir zorunluluktur. :) "Sallu" ne salattır ne salavat. "Sallu" bu ayette mecazi olarak takdir etme, övgüyle, saygıyla, samimi olarak selamlama, kutsama, hürmetle anma anlamına gelebilir. Ne dersiniz? Yoksa Allah ve melekleri peygambere namaz mı kılıyordur? |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Bence konu ister 'salat' olsun isterse 'salevat' (salavat), ayette dikkat edilmesi gereken ayrıntı, Allah ve Melekleri Peygambere her ne yaptıysa aynı nitelikteki eylemin müminlerden istenmesidir.
Allah ve Meleklerin vasıfları açısından değerlendirilince salat mümkün görünmemektedir. İnançsal mantık açısından da Allah'ın Peygamberi takdiri ve övgüsüyle kulların peygamberlerini takdir ve övgüleri niteliklerince farklılık gösterir. Yaratıcının dilemesi ve istemesi de mümkün olmadığından mecaziliğe sebep yine Muhammed'in hesapsızlığıdır... Sevgiler... |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Üzerinde kesin bir açıklama getiremeyeceğimiz için İslam alimlerince Kur'an'daki en önemli müteşabih ayetler kabul edilen hurufu mukatta'lara yani sure başlarındaki elif-lam-mim gibi kesik harflere değinmeyeceğiz. Bunlar Hakiki müteşabihler sınıfına girmektedir ki İslam alimleri hakiki müteşabihler hakkında kesin bir açıklamayı mümkün görmüyorlar.
Açıklanabilir olanlar izafi müteşabihler olarak sınıflandırılıyor. Bu arada cennet ve cehennem tasvirlerinin bir kısmının da müteşabih olduğu öne sürülmekte. Örneğin cehennem bitkisi olarak Kur'an'da adı geçen zakkum ağacının günahkarların yiyeceği olduğu yazılıyor. Duhan/ 43-44-45. *Doğrusu (Cehennemde) günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir. "Cehennemde bir ağaç nasıl yanmadan kalabilir de yiyecek olarak kullanılabilir?" soruları nedeniyle ayet müteşabih sınıfına alınmıştır. Zakkum: ( ağu ağacı ) :Zakkumgiller familyasından; Akdeniz sahilleri boyunca hemen hemen her yerde yetişen; yurdumuzda Batı ve Güney Anadolu\'da dere yataklarında bulunan bir bitkidir. Boyu 5 metre kadar uzar. Kış aylarında yapraklarını dökmez. Sık dallıdır. Çiçekleri pembedir. Meyveleri kapsül şeklindedir. Zehirlidir. Yapraklarında reçine, tanen, glikoz, C vitamini ve oleandrin adında bir glikozit vardır. Kabukları ve tohumlarında da etkili maddeler vardır. Ev ilaçlarında kullanılmaması gerekir.Kullanıldığı yerler: Haricen kullanıldığı takdirde adale ağrılarını giderir. Akrep ve arı sokmasında faydalıdır. Düşük dozlarda kullanılacak olursa kalbi kuvvetlendirir. Bol miktarda idrar söktürür. Vücutta biriken suyu boşaltır. Cehennemdeki zakkum, eğer yukarıda kısaca özelliklerini yazdığımız zakkum ise bunun bir sembol olduğunu, mecazi yanı olduğunu söyleyebiliriz çünkü gerçekten de direk anlamıyla çok saçma olurdu. işin kötü tarafı Kur'an'da zakkum ağacı bir anlamda lanetlenmiş, yasaklanmıştır. Cehennem bitkisi ve kafirlerin yiyeceği olarak sunulduğundan insanların bu faydalı bitkiye bakış açıları olumsuzdur. zakkumu bir sembol olarak alanlar onu cehaletle eşleştiriyorlar. Benim pek kafama yatmadı. Acaba peygamber zakkum ağacını yeterince tanıyor muydu? Ya da zakkumdan zehirlenip te acılar içinde kıvranan birini görmüş, duymuş muydu? Zakkumla ilgili 2 hadis: [Hadis No: 0658 Tanım: Resulullah (sav): "Allah'ın hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan -Rabbinin izniyle her zaman meyve veren- hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun?" (İbrahim, 24-25) ayetinde zikredilen ağaç hakkında: "O hurma ağacıdır" buyurdu. Ve müteakip ayette ifade edilen kötü ağacı da hanzale'ye (zakkum, Ebu Cehil karpuzu da denir, mercimek ağacıdır) benzetti. Ayet şöyle: "Çirkin bir söz de yerden koparılmış, hiç bir sebatı olmayan kötü bir ağaca benzer" (İbrahim, 26). Kategori: TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR/İbrahim Suresi Hadis No: 0669 Tanım: ... Sana gösterdiğimiz rüya ile ve Kur'an'da lanetlenmiş ağaçla sadece insanları denedik... (İsra, 60) mealindeki ayette geçen "rüya" için şu açıklamayı yaptı: "Bu, Resulullah (sav) Mirac gecesinde Beytu'l-Mak-dis'e götürüldüğü zaman gözüyle görmesidir. "Kur'an'da lanetlenmiş ağaç" da zakkum ağacıdır." Kategori: TEFSİR BÖLÜMÜ - ESBAB-I NÜZULE DAİR/Benu İsrail Suresi |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Alıntı:
Zakkum'un Cehennem'de yetişen ağaç olduğunu kabul ettiğimizde onun orada yanmamasının yanı sıra başka şeyler de geliyor akla. Mesela bir ağacın tutunabilmesi için Cehennem'de toprağın ve suyun/yağmurun olduğu, aynı zamanda oksijenin ve gün ışığının olduğu da... Yani bildiğimiz dünya koşulları, sıcak iklim koşulları. |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Buraya kadar verdiğimiz örnekler genelde kabul gören, üzerinde pek tartışılmayan konularla ilgilidir.
Asıl şiddetli tartışmaların yaşandığı müteşabih iddiasında bulunulan konular melekler, şeytanlar, cinler üzerinedir. Hatta cennet ve cehennemin dahi müteşabih olduğunu öne sürenler vardır. Melekler, şeytanlar, cinler farklı boyutlardaki varlıklar mıdır? Yoksa doğadaki bilinen-bilinmeyen güçler midir? Örneğin rüzgar bir çeşit meleklerin tabiat olayı mıdır? Keza bulutlar, şimşek, yıldırım, ses, ışık vs. Enerji dediğimiz madde hali yoksa meleklerin gücü müdür? Şeytan diye apayrı bir varlık olmayıp ta mecazi anlamda şeytan nefs midir? İnsana zarar verecek, kötülüğüne neden olacak, doğru yoldan çıkaracak olumsuz düşünce ve istekler midir? Görünmeyen ve izah edilemeyen varlıkların tümü için ortak isim olarak cin mi denmiştir? Mikroplar cin midir? Böyle olmadıklarını ispatlıyacak öyle çok ayet ve hadis var ki buna rağmen önemli bazı İslam alimlerinin bu düşünceler içinde olması ilginçtir. |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Sevgili pante ; Konuya tam vakıf değilim. Kur'anda bazı ayetlerde, mesela : Bakara 115 de "vechüllah" Enam 52 de * * "vecheh" Kehf 28 de * * *"vechehu" Diye geçen ve türkçeye çevrilidiğinde bildiğimiz "Yüz,surat" olduğundan "Allah'ın yüzü" olarak çevrilmesi gerekirken "Cemal" i veya "Rıza" sı diye çevrilmekte olan, Enam 31 de * * *"likaillah" Yunus 7 de * * * "likaena" Rad 2 de * * * * *"likai" Kehf 110 da * * "likae" Ankebut 23 de "likaihi" Diye geçen "Lika" yani "Mülakat" yani face to face görüşmek diye nitelenebilecek bazı ayetler de "Müteşabih" olabilir mi acaba ? |
Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
Sevgili Psiko;
Lika meselesinin Tasavvufta da önemli bir yeri vardır. Lika, Allah'a kavuşma, Allah'la buluşmadır. Yunus'un "Bana seni gerek seni" diye yakarışının nedeni de Lika isteğidir. İslam'da Lika'ya inanılır. Rablerine inanan ve dünya hayatlarını salih amellerle geçirmiş olanların Lika'yı yaşayacakları, inanmayanların, şirk içinde olanların ise bundan mahrum olacakları konusuna müteşabih olarak bakılmaz. Vech, dediğin gibi yüz, surat kelimesinin karşılığıdır. Bakara-115, Kehf-28, Enam-52 ayetlerinde allah'ın yüzünü görmek, yüzüyle karşılaşmak şeklinde çevrildiğinde ayetler anlamını yitirmektedir. Örneğin "Her nereye dönülürse dönülsün, doğuya da batıya da, Allah'ın yüzü oradadır" cümlesinde Allah'ın mekanı için bir yön, bir mevki olmadığı anlaşılmalı, yüzünün görülebileceği düşünülmemelidir. Yani bu ayetlerin müteşabih olduğunu söyleyebiliriz. |
NEDEN MÜTEŞABİH
Buna kesin bir cevap verebilmek için müteşabihliğin ölçüsünü ve alanını netleştirmek gerekir. 1.Dini kitaplar insan hayatının iki alanı için iki ayrı dil kullanmıştır. Bilindiği üzere dini kitapların amacı insanlarda “Allah bilincini yerleştirmek” ve iyi insan olmasını sağlamaktır. Bunun içinde yasal ve yasak olanları belirlemesi elbette kaçınılmaz olmaktadır. Kısacası “ahkâm” veya “hüküm bildirme” diye niteleyeceğimiz bu alanın da muhkem ve kesin bir şekilde açıklanması, insanları anlaşmazlık konusunda zorlayacak müteşabihlere yönlendirmemesi gerekir. Ancak dini metinlerin sınır koymayan ve “serbest alan” diye nitelendireceğimiz yönleri de vardır. Kıssalar, atasözleri ve söz sanatlarına başvurulan bu alanda müteşabih anlatımlar kendilerini göstermektedirler. Bu açıdan bakıldığında Kuranın gerek tarihi olaylar, gerekse fen bilimlerinin sahasına giren konulara girdiğinde, bilgi vermediğini bu alanlarda bilinçlendirmeye ağırlık verdiğini görülmektedir. Böylece doğal yasa ile işlenen konuların kuranda bilgi düzeyinde verilmemesinin sebebini anlamış bulunmaktayız. Çünkü kutsal kitaplar bilgi değil, bilinç kitaplarıdır. Müteşabih bilgi kitabında olmaz ama bilinç kitanında olur. 2.Bu serbest alanda dilin sembolik, mecaz ve yorumlanabilir(müteşabih) olması gerekir. Bilindiği üzere dil değişebilen bir olgudur. Çevremizde insanların konuşmalarının içinde aynı isim kullanıldığı halde değişik anlamların verildiği önemli oranda kelimelere rastlamaktayız. Sürekli değişebilen dili sonraki kuşaklara aktarabilmenin yolu dili güncelleştirmektir.(Kesinlikle bu kazın ayağını ters çevirmek değildir. Müslümanların henüz savunma konumuna geçmediği ilk 3 asırda bile tefsirlerin var oluşu, bunu gösterir) 3.Müteşabih alana girebilecek ve bilinçlendirmeye yönelik olarak düşünülen bu ayetlerde kesin hüküm aramak gerekmediği gibi bilimsel gerçeklikler de aramamak gerekir. Fakat bilinen bir husustur ki iyi niyete dayandığı bilinen ve son yüzyıllarda artan müteşabih kavramları “bilimleştirme” hareketleri görülmüştür. En önemli örnekler evrenin genişlemesi, insanın evrimleşmesi, tatlı ve tuzlu suların karışmamasının bulunması v.s dir. Klasik dönemde bu ifadeler muhkem olarak alınırken ve bu noktada da sorunlar vermişken modern dönemde bunlar müteşabih olarak bilinmiş ama müteşabihliğin sonradan bilinecek konular olacağı görüşü sebebiyle bunların bilimselleştirilmesi yoluna gidilmiştir. Bu hem yorumlanmaya açık olanı kesin bir yoruma katmak olduğu için hem de edebi bir dili laboratuar diline çevirmek olduğu için yanlıştır.Bir işe geç kalındığını ifade etme bağlamında “atı alan Üsküdar’ı geçti” deriz.Bunu laboratuar mantığı ile yorumlasak Üsküdarı geçen bir atlının var olduğunu kabullenmek gerekecektir. Klasik yorumcular müteşabihlerin bir kısmını muhkem olarak aldıkları için zamanla yalan söyleyen bir Kuranla bizi baş başa bıraktılar.Modern yorumcular da bunu bilimselleştirerek sonu yanlışa götüren bir Kurana doğru gidebileceğinin farkında olmalıdır.Kaldı ki güya bu bilimsel tespitlere değindiği söylenen bu ayetlerin neden hep icat ve keşiflerden sonra çıktığı da başka bir tartışma konusudur.Kladı ki bu müteşabihliği muhkemleştirdiğiniz zaman laboratuar ,bunu kesin bilgi olarak kabul etmeyecektir. 4. Konu ile ilgili 3.Sürenin 7.ayeti Neden müteşabih diye sorduğunuz zaman karşınıza çıkacak bir cevap da bunula ilgili ayetin olmasıdır. Oysa ayeti okuduğumuzda karşımıza yığınla soru çıkmaktadır. —Burada kastedilen kitap Kuran mıdır? —Eğer Kuran ise peygambere inmeden önceki durmu mu yoksa indikten sonraki durumu mudur? —İkinci anlamda kuran hali, birinci anlamda ise levhi mahfuzdaki hali olacağından Tevrat ve İncili de kapsayacağından kitap hangisinden bahsetmektedir? —Ayetin içinde bile iki defa kitap geçmektedir. Bu ikisi aynı kitap mı ayrı kitap mı? —Kuranda ayet sadece kitabın içindeki yazılı ifadeler değil,(mucize ile ilgili tespitlerde söylediğiz gibi) varlıkların sistem ve işleyişine de ayet dendiğine göre ve bu sistemin de bir kısmı gayb alanı olduğuna göre muhkem ve müteşabih olan ayetler yazılı ayetler mi yoksa varoluş sistemi anlamındaki ayetler mi? —Müteşabih ve muhkem nedir? Zıt anlamlı mıdırlar? Yoksa birbirini kısmen kapsayan kavramlar mıdır? —Hud süresi 1.ayet kitabın tüm ayetlerinin muhkem olduğunu söylerken, Zümer süresi 23.ayetse tümünün müteşabih olduğunu ifade etmektedir. O halde tamamı muhkem olan, tamamı müteşabih olan ve nihayet bir kısmı muhkem diğer kısmı müteşabih olan ayetler hangi kitapların ayetleridir. —Müteşabihleri sadece Allah mı bilir, yoksa Allah ve ilimde derinleşenler mi? —Eğer ilimde derinleşenler de biliyorlarsa sayı üzerinde bir görüş birliği varmıdır? —Eğer sayı konusunda görüş birliği yoksa kesin bilgi olduğu nasıl gerçekleşecek? —İlimde derinleşenlerden maksat kimlerdir. Din âlimleri mi, bilim insanları mı? —Kalplerinde eğrilik olanlar kimlerdir? Sadece inanmayanlar mı? —Eğer onlar da Allahın ayetleri ise yorumlamaya kalkışmak neden fitne olsun? |
KONUNUN AÇIKLANMASI
1—Burada kastedilen kitap Kuran mıdır? Diğer kitaplar mıdır? Kuran mahiyetleri itibariyle iki türlü kitaptan bahseder. Birincisi “indirilen kitaplar”, diğerleri ise “korunan kitaplar.”Ancak kitaptan bahsedilince genel anlamdan Kuran anlaşılmıştır. Hâlbuki kuran, indirilen kitaplar kategorisine girmektedir. Kuranın değiştirilemez, her şeyin içinde açıklandığı ve herkesin ulaşamadığı kastettiği kitaplar korunan kitaplardır. Kuran yorumcularının tamamına yakını burada kastedilen kitabın Kuran olduğunu söylemektedir. O halde muhkem ve müteşabihlik de Kuranda aranmalıdır. Diğer bir görüşe göre ise buradaki kitaptan maksad korunan kitap olup Tevrat ve İncil ile Zeburu da kapsamaktadır. Bu açıdan birçok örnekte olduğu gibi burada da kalplerinde eğrlikik olanlar ile kastedilenler onu yontmaya çalışan rahip ve hahamlardır. Farklı bir görüş de “kitabın anası”olarak açıklana kitabın korunan kitap iken “sana indirilen geçen kitap” ise Kurandır. Kanaatimize göre, Kuran indirilen kitaplar arasında fark görmediği için hepsine kitap demiştir.”Bu kitap” ile a Kuran, Tevrat Ve İncili beraber kastedilmesi mümkündür. Ancak hangi kitaplar kastedilirse edilsin korunanın vahiy olduğu kesindir. İsterse hala korunma halinde olsun isterse de indirildikten sonraki hali olsun fark etmez. 2-Muhkem Ayetler Ayet, Arapçada işaret, ipucu, delil, ibret gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Kuranda da ayet bu şekilde kullanılmıştır. Ancak Türkçede ayet, kutsal kitaplarda ve özellikle de Kurandaki cümleler için kullanılmıştır. Kuranda ise beş çeşit bir kullanım görebilmekteyiz. a) Evrende oluşum ve değişim halinde olan olağan olgu ve olaylar b) Evrende olağandışı sanılan olaylar, mucizeler c) İnsanın kendisindeki akılsal kanıtları d) Mukaddes kitapların cümleleri e) Korunan kitaptaki ayetler. Muhkem de Arapçada ise gem vurabilen, sağlamlaştırılmış, dayanıklı, kesinleştirilmiş gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Ayetler bağlamında düşünsek, kesinleştirilmiş ayetler anlamını vermiş olacağız. Nitekim ayette muhkem ayetlerin kitabın anası yani merkezi olduğu söylenmiş ve ve geri kalanın müteşabih olduğu ifade edilmiştir. O halde vahiyde muhkem ayetler merkez durumunda olduklarından öz anlatır ve az bulunur. 3-Müteşabih Ayetler Müteşabih, kelime olarak benzetmek ve yerine koymak gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Şüphe kelimesinden türemiştir. Bu haliyle benzeşen anlamındadır ve benzeyen ile benzetilen diye en az iki şey vardır. Ayetlerin benzeşmesinden bahsetmekle beraber benzeşen ayetlerin ne olduğu açık değildir. 4-Muhkem ve Müteşabih Ayetler İslam bilginleri muhkem ve müteşabihlerin ne olduğu konusunda çok değişik fikirler düşünmüşlerdir. 1. Birinci görüşe göre direk helal ve haram bildiren ayetler muhkem, mukatta harfleri(elif-lam-mim gibi)müteşabihtir. Bu ikisi dışında kalan büyük bölüm ne muhkem ne de müteşabihtir. 2. Muhkem ayetler hükmü kaldırılan, müteşabih ayetler ise hükmü kaldıran ayetlerdir. Bu konu başka bir kuran ilmi olan nesih olayı ile ilgilidir. Nesih kavramını da evrensellik ve tarihsellik bağlamında vereceğimiz uzun makalemizle beraber işleyeceğiz. 3. Muhkemler anlamı ister kapalı isterse de açık olsun bir delil ile bilinebilecek ayetleridir. Müteşabihler ise insanın bilgisinin almayacağı bilgilerdir. Bu görüş kuranın bir kısmının anlaşılmaz olduğunu ifade etmektedir. 4. Muhkem tek bir yorumu olan müteşabih ise birden çok yorumu olan ayetlerdir. Oysa tek bir yorumu tüm zamanlar için olabilecek bir ayetin var olabileceği kesin değildir. 5. Muhkemler detaylı anlatılan kıssalar, müteşabihler ise tekrar edilen kıssaların lafızlarındaki kapalılıklardır. 6. Muhkem anlamı hemen kavranabilen, müteşabih ise derin düşünceden sonra bilinebilen ayetlerdir. 7. Helal ve harama dair olanlar muhkem, biribirini onaylayan diğer ayetler ise müteşabihtir. Önemli tefsircilerden biri olan Mücahidin görüşü olup en isabetli yorum bu gözükmektedir. Buna göre kesin haram söylenmeden bir şeyin kötü olduğunun vurgulanması bir müteşabih anlatım biçimidir.Bu görüş şu hadisle de desteklenmektedir.Haram bellidir helal da bellidir,ikisinin arasında müteşabihler bulunur……. İster korunan ana kitap olsun isterse de indirildikten sonra özlü ve kesin ifadeler olsun muhkem ve müteşabihliğin birbiriyle eşit konumda bulunmadıkları görülmektedir. Çünkü ayette muhkemleri kitabın merkezi, geri kalanı ise müteşabihleri olarak açıklaması verilmektedir. Böylece bir konu hakkında hüküm vermeyen, sadece anlatan ve serbest alan olarak tanımlanabilecek tarihi olayları, geleceği, ilahi özellikleri ifade eden her betimleme de müteşabih olmaktadır. Bunlar amaç olan muhkemliğe götürme yolunda bir araç durumundadırlar. Hedefler konusunda ise benzeşirler. Araç sözler kesinlik taşımadığından kötü niyetliler onu isteğine göre yorumlayabilir. İşte kınanan da bu kötü niyetli insanlardır. MÜTEŞABİHLER 1.Gayb(algılanmayan) alem ile ilgili olanlar Bunu da ilahi gayb ile ilahi olmayan gayb diye ikiye ayırabiliriz. a)İlahi Sıfatlar Kuranda müteşabihliğin en yoğun olduğu konu bekleneceği gibi Tanrısal özellikleridir. Herhangi bir İslam inancı ile ilgili bir kitabı okuyanlar şu muhkem ifadelere rastlamışlardır. Allah vardır ve birdir. Varlığının başlangıcı ve sonu yoktur. Allah yaratıklardan hiç birisine benzemez. Allah’ın varlığı kendisindendir. O hiç bir şeye muhtaç değildir, bütün her şey ona muhtaçtır. Allah daima diridir. Her şeyi bilir, görür, işitir, dilediğini yapar. Allah sonsuz kudret (güç) sahibidir, yaratıcıdır, dilediğini yoktan var eder. Yukarıdaki her bir ifade Kuranda Allah’ı muhkem olarak anlatan ayetlerden alınmıştır. Ne var ki Kuranı okumaya başladığında yukarıdaki cümlelerle çelişen ifadeler bulmaktadır. Allahın kendisini değil de uygulamalarını anlatırken insanlara benzer ifadeleri kullandığını görür. Allahın yemin etmesi, öfkelenmesi, tuzak kurması, intikam alması, elinden bahsetmesi, tahtının su üzerinde olması v.s… gibi betimlemeleri görür. Oysa bu betimlemeler her şeye gücü yetmeyen ve insana benzeyen bir insanın olabilir. İşte bunlar, insanın idrak ve tecrübesinin üstünde olan bir varlığı insanın seviyesine indiren ifadelerdir. Hepsinde Allahın her şeye gücünün yettiği, yapılanların karşılıksız kalmayacağı gibi anlamlar çıkarmak mümkündür. b)İlahi Olmayan Gayb Bunu da ikinci yaratılış ve ilk yaratılış açıklarken ifade eder. İkinci Yaratılış: İnsanın ölümünden başlayıp cennet ve cehennemle son bulduğuna inanılan merhaleler de Kuranda önemli oranda betimleme bulunmaktadır. Normalde diğer âlem ile bu âlemin birbirine benzemediği bilinmektedir. Bu dünyada algılanmayan her türlü şeyin diğer dünyada algılanacaklarına inanılmaktadır. Bu bile diğer âlemin bu evren şartlarında düşünülmemesi gerektiğini gösterir. Ancak diğer âlem betimlenecekse benzer kavramları kullanmak gerekir. Bu açıdan kabir âlemi, sura üfürme, mahşer meydanı, mizan, sırat, cennet ve cehennemi dünyada benzer betimlemelerle kullanır. Nitekim Kuran cennet ve cehennemi anlatırken mesel (yani benzeri) der. İlk Yaratılış: Evrenin var oluşundan insanın oluşumuna kadar Kuran bahseder. Evrenin önce bitişik iken ayrıldığına, her canlının sıvıdan oluştuğuna, insanın tek bir özden yaratıldığına, insanın bilinçleşme aşamasında halife olduğuna işaret eden ayetler vardır. Ne var ki ilahi sıfatlar ve ikinci yaratılışın aksine bu ayetler genellikle muhkem olarak anlaşılmıştır. 2.Gayb Olmayan Konular(Var oluş Sistemi): En önemlisi imtihan kavramıdır. İnsanlığın bu âlemde ayrıştırılarak diğer âleme geçtiğine ve bunun da bir sistemle olduğuna dair anlatımlar imtihan etmek için oluşmuşuz anlamına sebep olmuştur. Yine sosyal hayat ile ilgili düzenlemelerde muhkem düşünülmeden hükme götüren araçlar üzerine yoğunlaşma olduğundan hükümleri yanlış anlaşılmıştır. Bu konu da daha çok ahkâmın değişmesi ile ilgili olan nesih konusu ile ilgilidir. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:04 . |