Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Kur'an'da Mucize Yoktur (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=16)
-   -   Kuran Mucizeleri (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=560)

Cihadery 27-06-2005 14:10

Kuran Mucizeleri
 
KURAN'IN BİLİMSEL MUCİZELERİ


EVRENİN VAROLUŞU


20. yüzyılın ortalarına dek hakim olan görüş, evrenin sonsuz boyutlara sahip olduğu, sonsuzdan beri var olduğu ve sonsuza kadar da var olacağı şeklindeydi. "Statik (durağan) evren modeli" adı verilen bu anlayışa göre, evren için herhangi bir başlangıç veya son söz konusu değildi.

Materyalist felsefenin de temelini oluşturan bu görüş, evreni sabit, durağan ve değişmez bir maddeler bütünü olarak kabul ederken, bir Yaratıcının varlığını da reddediyordu. Oysa 20. yüzyılda gelişen bilim ve teknoloji, materyalistlere zemin sağlayan durağan evren modeli gibi ilkel anlayışları kökünden yıkmıştır.

21. yüzyılın başlarında olduğumuz şu dönemde, evrenin bir başlangıcı olduğu, yok iken bir anda büyük bir patlamayla var olduğu modern fizik tarafından pek çok deney, gözlem ve hesapla ispatlanmış durumdadır. Ayrıca, evrenin, materyalistlerin iddia ettikleri gibi sabit ve durağan olmadığı, tam tersine sürekli bir hareket ve değişim içinde olduğu, genişlediği de saptanmıştır. Bugün bu gerçekler bütün bilim dünyası tarafından kabul edilmektedir.

Kuran-ı Kerim'de evrenin ortaya çıkışı şöyle açıklanır:

O gökleri ve yeri yoktan var edendir... (Enam Suresi, 101)

Kuran'da verilen bu bilgi, çağdaş bilimin bulgularıyla tam bir uyum içindedir. Başta da belirttiğimiz gibi astrofiziğin ulaştığı kesin sonuç, tüm evrenin madde ve zaman boyutlarıyla birlikte, bir sıfır anında, büyük bir patlamayla var olduğudur. "Büyük Patlama", orijinal adıyla "Big Bang" teorisi, tüm evrenin yaklaşık 15 milyar yıl önce tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini kanıtlamıştır.

Big Bang'den önce madde diye bir şey yoktur. Maddenin, enerjinin, hatta zamanın dahi bulunmadığı, tamamen metafizik olarak tanımlanabilecek bir yokluk ortamında, madde, enerji ve zaman bir anda yaratılmıştır. Modern fiziğin ortaya koyduğu bu büyük gerçek, Kuran'da bize 1400 yıl önceden haber verilmektedir.


NASA'nın 1992'de gönderdiği Cobe uydusunun hassas tarayıcıları Big Bang'den sonra tüm evrene yayıldığı varsayılan radyasyonun kalıntılarını buldu. Bu buluş evrenin yoktan var edildiği gerçeğinin bilimsel bir açıklaması olan Big Bang teorisinin ispatı oldu.

EVRENİN GENİŞLEMESİ



Edwin Hubble, dev teleskobuyla.

Astronomi biliminin henüz gelişmemiş olduğu bir dönemde, 14 asır önce indirilen Kuran-ı Kerim'de evrenin genişlediğinden şöyle bahsedilir:

Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)

Yukarıdaki ayette geçen "sema (gök)" kelimesi Kuran'ın pek çok yerinde uzay ve evren anlamında kullanılır. Nitekim burada da bu anlamda kullanılmıştır ve evrenin genişleyici olduğu bildirilmiştir. Türkçeye "Şüphesiz Biz genişleticiyiz (genişleteniz/genişletmekte olanız)" olarak çevrilen Arapça "inna le musiune" ifadesindeki "musi'une" kelimesi, "genişletmek" anlamına gelen "evsea" fiilinden türemiştir. "Le" ön-eki de takip ettiği isim ya da sıfata vurgu ekleyerek "çok fazla" anlamı katmaktadır. Dolayısıyla bu ifade "Biz göğü veya evreni çok fazla genişletiyoruz" anlamı taşımaktadır. Bilimin bugün varmış olduğu sonuç da Kuran'da bize bildirilenle aynıdır.1


Georges Lemaitre


20. yüzyılın başlarına dek bilim dünyasında hakim olan tek görüş, "evrenin durağan bir yapıya sahip olduğu ve sonsuzdan beri süregeldiği" şeklindeydi. Ancak, günümüz teknolojisi sayesinde gerçekleştirilen araştırma, gözlem ve hesaplamalar evrenin bir başlangıcı olduğunu ve sürekli olarak "genişlediğini" ortaya koydu.

Rus fizikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı evren bilimci Georges Lemaitre, 20. yüzyılın başlarında evrenin sürekli hareket halinde olduğunu ve genişlediğini teorik olarak hesapladılar.

Bu gerçek, 1929 yılında gözlemsel olarak da ispatlandı. Amerikalı astronom Edwin Hubble kullandığı dev teleskopla gökyüzünü incelerken, yıldızların ve galaksilerin sürekli olarak birbirlerinden uzaklaştıklarını keşfetti. Bu buluş astronomi tarihinin en büyük keşiflerinden biri sayılmaktadır. Hubble bu incelemeler sırasında yıldızların, uzaklıklarına bağlı olarak kızıl renge doğru yaklaşan bir ışık yaydıklarını saptadı.


Evren ilk patlamadan bu yana her an büyük bir süratle genişlemektedir. Bilim adamları genişleyen evreni şişen bir balonun yüzeyine benzetmektedirler.
Çünkü bilinen fizik kurallarına göre, gözlemin yapıldığı noktaya doğru hareket eden ışıkların tayfı mor yöne doğru, gözlemin yapıldığı noktadan uzaklaşan ışıkların tayfı da kızıl yöne doğru kayar. Hubble'ın gözlemleri sırasında ise yıldızların ışıklarında kızıla doğru bir kayma fark edilmişti. Kısacası yıldızlar sürekli olarak uzaklaşmaktaydılar. Yıldızlar ve galaksiler sadece bizden değil, birbirlerinden de uzaklaşıyorlardı. Herşeyin sürekli olarak birbirinden uzaklaştığı bir evren ise, sürekli "genişleyen" bir evren anlamına gelmekteydi. Evrenin genişlemekte olduğu, ilerleyen yıllardaki gözlemlerle de kesinlik kazandı.

Konuyu daha iyi anlamak için, evreni şişirilen bir balonun yüzeyi gibi düşünmek mümkündür. Balonun yüzeyindeki noktaların balon şiştikçe birbirlerinden uzaklaşmaları gibi, evrendeki cisimler de evren genişledikçe birbirlerinden uzaklaşmaktadırlar. Aslında bu gerçek 20. yüzyılın en büyük bilim adamlarından biri sayılan Albert Einstein tarafından da teorik olarak keşfedilmişti. Fakat Einstein, o devrin genel kabul gören "durağan evren modeli" ile ters düşmemek için, bu buluşunu bir kenara bırakmıştı. Einstein bu davranışını daha sonra, "hayatının en büyük hatası" olarak adlandıracaktı.2

Bu bilimsel gerçek, henüz hiçbir insan tarafından bilinmezken, Kuran'da asırlar önce açıklanmıştır. Çünkü Kuran, tüm evrenin yaratıcısı ve hakimi olan Allah'ın sözüdür.

EVRENİN SONU VE BIG CRUNCH


Big Crunch teorisi, Big Bang'le başlayarak genişlemekte olan evrenin, gittikçe hızlanarak içine çökeceğini öne süren bir teoridir. Teoriye göre evrendeki bu çöküş, evren tüm kütlesini kaybedip sonsuz yoğunluktaki bir noktaya dönüşene dek sürecektir.


Evrenin yaratılışı, önceki konuda da belirttiğimiz gibi Big Bang denilen büyük bir patlama ile başlamıştır ve o zamandan beri evren genişlemektedir. Bilim adamları evrenin kütlesi yeterli miktara ulaştığında, çekim kuvvetleri nedeni ile bu genişlemenin duracağını ve bunun evrenin kendi içine çökmeye, büzülmeye başlamasına sebep olacağını bildirmektedirler.3

Büzülen evrenin de, sonunda "Big Crunch" (Büyük Çöküş) denilen çok yüksek bir ısı ve sıkışma ile sonuçlanacağını ifade etmektedirler. Bu ise, bildiğimiz tüm yaşam şekillerinin yok olması anlamına gelmektedir. Stanford Üniversitesi'nde fizik profesörü olan Renata Kallosh ve Andrei Linde'nin bu konu ile ilgili yaptığı açıklamalar ise şöyledir:

Evrenin akıbeti küçülmeye ve yok olmaya doğru gidiyor. Gördüğümüz ve daha uzaklardaki göremediğimiz herşey bir protondan bile küçük bir nokta şeklinde küçülecek. Sanki kara delik içindeymişsiniz gibi.... Kara enerjinin en iyi tarifinin şu açıklama olduğunu bulduk: Aşama aşama negatif hale gelen bu kara enerji, evrenin dengesinin değişmesine sebep olacak ve büzülüp çökecek... Fizikçiler kara enerjinin, negatif enerjiye dönüşeceğini ve evrenin yakın bir gelecekte büzüleceğini biliyorlar... Fakat bugün görüyoruz ki, biz bu olayın başlangıcında değiliz, ama evrenimizin hayat sirkülasyonunun ortasında olabiliriz.4

Big Crunch olarak ifade edilen bu bilimsel varsayıma, Kuran'da şöyle işaret edilmektedir:

Bizim, göğü kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacağımız gün, ilk yaratmaya başladığımız gibi, yine onu (eski durumuna) iade edeceğiz. Bu, Bizim üzerimizde bir vaiddir. Elbette, Biz yapıcılarız. (Enbiya Suresi, 104)

Bir başka ayette ise göklerin bu durumu şöyle tarif edilmektedir:

Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir. (Zümer Suresi, 67)

Big Crunch teorisine göre başlangıçta olduğu gibi önce yavaşça, fakat gittikçe hız kazanarak evren çökmeye başlayacaktır. Tüm bunların devamında ise, evren sonsuz yoğunluk ve sonsuz ısıda, sonsuz küçüklükte bir nokta haline gelecektir. Tarif edilen bu bilimsel teori, Kuran ayetleri ile paralellik içindedir. (En doğrusunu Allah bilir)

SICAK DUMANDAN YARATILIŞ

Bugün bilim adamları yıldızların dumandan -sıcak bir gaz bulutundan- oluşumunu gözlemleyebilmektedirler. Sıcak gaz kütlesinden oluşum, aynı zamanda evrenin yaratılışı için de geçerlidir. Kuran'da da evrenin yaratılışı, bu bilimsel bulguları tasdik edecek şekilde tarif edilmiştir:

Orda (yerde) onun üstünde sarsılmaz dağlar var etti, onda bereketler yarattı ve isteyip-arayanlar için eşit olmak üzere ordaki rızıkları dört günde takdir etti. Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: "İsteyerek veya istemeyerek gelin." İkisi de: "İsteyerek (İtaat ederek) geldik" dediler. (Fussilet Suresi, 10-11)
Yukarıdaki ayette geçen "duman" ifadesi, Arapçada "duhanun" kelimesidir. Ve bu kelime söz konusu kozmik ve sıcak bir dumanı tarif etmektedir. Katı maddelere bağlı uçan parçacıklar içeren, sıcak gaz halinde bir kütle olan bu duman şekli, ayette geçen kelimeyle tam olarak tarif edilmektedir. Görüldüğü gibi Kuran'da evrenin bu aşamadaki görünümünü tarif eden en uygun kelime kullanılmıştır. Bilim adamları ise evrenin, duman halindeki sıcak bir gaz kütlesinden oluştuğunu 20. yüzyılda keşfetmişlerdir.5

Evrenin yaratılışı ile ilgili böyle bir bilginin Kuran'da bildirilmiş olması, kuşkusuz Kuran"ın bilimsel alandaki bir mucizesidir.

"GÖKLERLE YER"İN BİRBİRİNDEN AYRILMASI


Temsili Big Bang resmi. Allah'ın evreni yoktan var ettiğini bir kez daha ortaya koyan Big Bang, bilimsel delillerle ispatlanan bir teoridir. Bazı bilim adamları Big Bang'e alternatifler üretmeye çalışmışlarsa da, elde edilen deliller Big Bang'in bilim dünyasında kesin bir kabul görmesiyle sonuçlanmıştır.


Kuran'da göklerin yaratılışı hakkında bilgi verilen bir başka ayet ise şöyledir:

O inkar edenler görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, Biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30)


Ayetin "birbiriyle bitişik" olarak tercüme edilen "ratk" kelimesi, Arapça sözlüklerde "birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumda, kaynaşmış" anlamlarına gelir. Yani tam bir bütün oluşturan iki maddeyi tanımlamak için bu kelime kullanılır. Ayette geçen "ayırdık" ifadesi ise Arapça "fatk" fiilidir ki, bu fiil bitişik durumdaki bir nesneyi yarıp, parçalayıp dışarı çıkması anlamına gelir. Örneğin tohumun filizlenerek topraktan dışarı çıkması Arapçada bu fiille ifade edilir.

Şimdi ayete tekrar bakalım. Ayette göklerle yerin birbiriyle bitişik, yani "ratk" durumunda olduğu bir durumdan bahsediliyor. Ardından bu ikisi "fatk" fiili ile ayrılıyorlar. Yani biri diğerini yararak dışarı çıkıyor. Gerçekten de Big Bang'in ilk anını düşündüğümüzde, evrenin tüm maddesinin tek bir noktada toplandığını görürüz. Diğer bir deyişle herşey, hatta henüz yaratılmamış olan "gökler ve yer" bile bu noktanın içinde, birbiriyle iç içe, ayrılmaz durumdadırlar. Ardından bu nokta şiddetli bir patlamayla yarılıp ayrılmaktadır.


GÖKLERLE YER ARASINDAKİLERİN YARATILIŞI


Kuran'da, göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların yaratılışı ile ilgili pek çok ayet bulunmaktadır:

Biz, gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakilerini hakkın dışında (herhangi bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak-gelmektedir; öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran. (Hicr Suresi, 85)

Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve nemli toprağın altında olanların tümü O'nundur. (Taha Suresi, 6)

Biz, bir 'oyun ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları yaratmadık. (Enbiya Suresi, 16)

Bilim adamları başlangıçta sıcak bir gaz kütlesinin yoğunlaştığını, daha sonra bu kütlenin parçalara ayrılarak galaktik maddeleri, daha sonra yıldızları ve gezegenleri oluşturduklarını ifade etmektedirler. Diğer bir deyişle Dünya ve aynı zamanda bütün yıldızlar, birleşik bir gaz kütlesinden ayrılan parçalardır. Bu parçalardan bir kısmı güneşleri, gezegenleri meydana getirmiş, böylece pek çok Güneş Sistemleri ve galaksiler ortaya çıkmıştır. Daha önceki bölümlerde de açıkladığımız gibi evren "ratk" (Füzyon: Birbirine yapışık, birleşik) halindeyken, "fatk" (parçalara ayrılmıştır) olmuştur. Kuran'da evrenin oluşumu, bilimsel açıklamaları tasdikleyen, en uygun kelimelerle anlatılmaktadır.6

Her bölünme, ayrılma olduğunda ise, uzayda yeni oluşan temel cisimlerin dışında birkaç parça dışarıda kalmıştır. Bu fazla parçaların bilimsel adı, "yıldızlar arası galaktik madde"dir. Yıldızlararası madde %60 Hidrojen, %38 Helyum ve %2 de diğer elementlerden oluşmaktadır. Yıldızlararası maddenin %99'u gaz, %1'i de ağır elementlerin 0,0001-0,001 çaplı toz zerrelerinden oluşmaktadır.7

Bilim adamları bu maddeleri, astrofizikteki ölçümler açısından çok önemli görmektedirler. Bu maddeler toz, duman ya da gaz olarak değerlendirilebilecek kadar incedirler. Ancak bu maddelerin tamamı düşünüldüğünde, uzaydaki galaksilerin toplamından daha fazla bir kütle söz konusu olmaktadır. Yıldızlar arası bu galaktik maddelerin varlığı ilk kez 1920'de keşfedilmesine rağmen, yukarıdaki ayetlerde "ikisinin arasındakiler, ikisinin arasındaki şeyler" olarak çevrilen "ma beynehuma" ifadesi ile, Kuran'da bu parçaların varlığına yüzyıllar öncesinden dikkat çekilmiştir.



EVRENDEKİ MÜKEMMEL DENGE

O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman'ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)


Evrendeki milyarlarca yıldız ve galaksi mükemmel bir uyum içinde kendileri için tespit edilmiş yörüngelerinde hareket ederler. Yıldızlar, gezegenler ve uydular hem kendi etraflarında, hem de bağlı oldukları sistemlerle birlikte dönerler. Hatta bazen içinde 200-300 milyar yıldız bulunan galaksiler birbirlerinin içinden geçip giderler. Bu geçişte, evrendeki büyük düzeni bozacak herhangi bir çarpışma olmaz.

Evrende hız kavramı, Dünya ölçüleriyle karşılaştırıldığında kavranması güç boyutlardadır. Milyarlarca, trilyonlarca ton ağırlığındaki yıldızlar, gezegenler ve sayısal değerleri ancak matematikçilerin anlayabileceği büyüklükteki galaksiler ve galaksi kümeleri uzay içinde olağanüstü bir süratle hareket ederler.

Örneğin, Dünya saatte 1.670 km hızla kendi ekseni çevresinde döner. Bugün en hızlı merminin saatte ortalama 1.800 km'lik bir sürate sahip olduğu düşünülürse, Dünya'nın dev boyutlarına rağmen süratinin ne denli büyük olduğu anlaşılır.

Dünya'nın Güneş etrafındaki hızı ise merminin yaklaşık 60 katıdır: Saatte 108.000 km. (Böylesine büyük bir süratle yol alabilen bir araç yapılabilseydi, Dünya'nın çevresini 22 dakikada dolaşacaktı.) Verdiğimiz bu sayılar sadece Dünya içindir. Güneş Sistemi ise daha da ilginçtir. Bu sistemin sürati mantık sınırlarını zorlayacak derecede yüksektir. Evrende sistemler büyüdükçe sürat artar. Güneş Sistemi'nin galaksi merkezi etrafındaki dönüş sürati, saatte tam 720.000 km'dir. Yaklaşık 200 milyar yıldızı bünyesinde bulunduran "Samanyolu Galaksisi"nin uzay içindeki hızı ise saatte 950.000 km'dir.

Kuşkusuz ki böylesine karmaşık ve hızlı bir sistem içinde dev kazaların oluşma ihtimali son derece yüksektir. Ancak böyle bir durum olmaz ve biz yaşamımızı güven içinde sürdürürüz. Çünkü evrendeki herşey Allah'ın koyduğu kusursuz dengeye göre işlemektedir. İşte bu sebeple ayette bildirildiği gibi tüm bu sistem içinde hiçbir "çelişki ve uygunsuzluk" yoktur.

EVRENDEKİ İNCE AYAR

O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir 'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan) umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)

"Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştırı" (Nuh Suresi, 15)

Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (Furkan Suresi, 2)

Materyalist felsefe, evrendeki ve doğadaki tüm sistemlerin kendi kendine işleyen birer makine gibi olduğu ve bunlardaki kusursuz düzen ve dengenin yaratıcısının rastlantılar olduğu iddiasıyla ortaya çıktı. Ancak günümüzde, materyalizmin ve onun sözde bilimsel dayanağı olan Darwinizm'in geçersizliği, bilimsel olarak ortaya konmuş durumdadır. (Bkz. Harun Yahya, Evrim Aldatmacası, Araştırma Yayıncılık; Harun Yahya, Hayatın Gerçek Kökeni, Araştırma Yayıncılık)

20. yüzyılda birbiri ardına gelen bilimsel bulgular, hem astrofizik hem de biyoloji alanlarında, evrenin ve canlıların yaratıldığını ispatladı. Bir yandan Darwinizm'in tezleri bir bir çökerken, diğer yandan da evrenin yoktan yaratıldığını gösteren Big Bang teorisi ve maddesel dünyada büyük bir tasarım ve "hassas ayar" (fine tuning) bulunduğunu gösteren bulgular, materyalizm iddialarının asılsızlığını bir kez daha gösterdi.

Canlılığın oluşması için gerekli olan koşullara baktığımızda, bir tek Dünya'nın böylesine özel bir ortama sahip olduğunu görürüz. Yaşam için elverişli olan bu ortamı sağlamak içinse saymakla bitiremeyeceğimiz kadar koşul aynı anda, kesintisiz olarak gerçekleşmektedir. Evrende yaklaşık olarak 100 milyar galaksi ve her birinde ortalama 100 milyar yıldız ve bir o kadar da gezegen olduğu düşünülürse, Dünya'da böylesine istisnai bir ortamın oluşmasındaki önem daha iyi anlaşılacaktır.8

Big Bang'in patlama hızından atomların fiziksel dengelerine, dört temel kuvvetin oranlarından yıldızların simya işlemlerine, Güneş'in yaydığı ışığın cinsinden suyun akışkanlık değerine, Ay'ın Dünya'ya olan uzaklığından atmosferdeki gazların oranına, Dünya'nın Güneş'e olan uzaklığından ekseninin yörüngesine olan eğimine, Dünya'nın kendi etrafındaki dönüş hızından Dünya üzerindeki okyanusların, dağların fonksiyonlarına kadar her detay bizim yaşamımız için olağanüstü derecede uygundur. Bugün bilim dünyası evrenin bu özelliklerini, "İnsani İlke" (Anthropic Principle) ve "İnce Ayar" (Fine Tuning) kavramlarıyla ifade etmektedir. Bu kavramlar, evrenin, amaçsız, başıboş, tesadüfi bir madde yığını olmadığını, aksine insan yaşamını gözeten bir amaca göre, hassas bir biçimde tasarlandığını özetlemektedir.


Yukarıdaki ayetlerde Allah'ın yaratmasındaki ölçü ve uyuma dikkat çekilmektedir. Furkan Suresi'nin 2. ayetinde "ölçüp biçmek, ayarlamak, ölçüyle yapmak" anlamlarına gelen "takdiyren" kelimesi, Mülk Suresi'nin 3. ayeti ile Nuh Suresi'nin 15. ayetinde ise "uyum içinde olan" anlamına gelen "tibaka" kelimesi kullanılmaktadır. Ayrıca Allah Mülk Suresi'nde "ihtilaf, aykırılık, uygunsuzluk, düzensizlik, zıtlık" anlamlarına gelen "tefavutin" kelimesi ile uyumsuzluk arayanın bunda başarılı olamayacağını bildirmektedir.

20. yüzyılın sonlarına doğru kullanılmaya başlanan "hassas ayar" (fine tuning) ifadesi de, bu ayetlerde bildirilen gerçeği tasdik etmektedir. Son 20-30 yıl içinde pek çok bilim adamı veya bilim yazarı, evrenin bir rastlantılar yığını olmadığını, aksine her detayda insan yaşamını gözeten olağanüstü bir tasarım ve ayar bulunduğunu gösterdiler. (Bkz. Harun Yahya, Evrenin Yaratılışı, Araştırma Yayıncılık; Harun Yahya, Mucizeler Zinciri, Araştırma Yayıncılık) Evrendeki birçok özellik, evrenin yaşam için özel olarak tasarlandığını açıkça göstermektedir. Fizikçi Dr. Karl Giberson, bu gerçeği şöyle ifade etmektedir:

Son 40 yıldır, fizik ve kozmolojideki gelişmeler bilim sözlüğüne "tasarım" kelimesini geri getirdi. 1960'ların başında fizikçiler, insan hayatı için açıkça "ince ayar" yapılmış bir evrenin örtüsünü açtılar. Evrende hayatın var olmasının, kesinlikle olanaksız ve kusursuz bir dengedeki fiziksel faktörlere bağlı olduğunu keşfettiler.9

İngiliz astrofizikçi Prof. George F. Ellis, bu ince ayardan şöyle söz etmektedir:

(Evrendeki) bu kompleksliği mümkün kılan kanunlarda hayret verici bir ince ayar görünüyor. Evrende var olan bu kompleksliğin gerçekleşmesi, "mucize" kelimesini kullanmamayı çok güçleştiriyor.10

Big Bang'in patlama hızı:

Evrenin oluşum anı olan Big Bang'de kurulan dengeler, evrenin tesadüfen oluşamayacağının göstergelerinden biridir. Avustralya'daki Adelaide Üniversitesi'nden ünlü, matematiksel fizik profesörü Paul Davies'e göre, Big Bang'in ardından gerçekleşen genişleme hızı eğer milyar kere milyarda bir oranda (1/10 18) bile farklı olsaydı, evren ortaya çıkamazdı.11 Stephen Hawking de, Zamanın Kısa Tarihi isimli eserinde evrenin genişleme hızındaki bu olağanüstü dengeyi şöyle kabul eder:

Evrenin genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki, Big Bang'ten sonraki birinci saniyede bu oran eğer yüz bin milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı evren şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi.12

Dört kuvvet:

Bugün modern fiziğin kabul ettiği "dört temel kuvvet"in -yerçekimi kuvveti, elektromanyetik kuvvet, güçlü nükleer kuvvet ve zayıf nükleer kuvvet- iletişimi ve dengesi sayesinde, evrendeki tüm fiziksel hareketler ve yapılar meydana gelir. Bu kuvvetler, birbirlerinden olağanüstü derecede farklı değerlere sahiptirler. Ünlü moleküler biyolog Michael Denton, bu kuvvetler arasındaki hassas dengeyi şöyle açıklamaktadır:

Eğer yerçekimi kuvveti bir trilyon kat daha güçlü olsaydı, o zaman evren çok daha küçük bir yer olurdu ve ömrü de çok daha kısa sürerdi. Ortalama bir yıldızın kütlesi, şu anki Güneşimiz'den bir trilyon kat daha küçük olurdu ve yaşama süresi de bir yıl kadar olabilirdi. Öte yandan, eğer yerçekimi kuvveti birazcık bile daha güçsüz olsaydı, hiçbir yıldız ya da galaksi asla oluşamazdı. Diğer kuvvetler arasındaki dengeler de son derece hassastır. Eğer güçlü nükleer kuvvet birazcık bile daha zayıf olsaydı, o zaman evrendeki tek kararlı element hidrojen olurdu. Başka hiçbir atom olamazdı. Eğer güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvete göre birazcık bile daha güçlü olsaydı, o zaman da evrendeki tek kararlı element, çekirdeğinde iki proton bulunduran bir atom olurdu. Bu durumda evrende hiç hidrojen olmayacak ve yıldızlar ve galaksiler, eğer oluşsalar bile, şu anki yapılarından çok farklı olacaklardı. Açıkçası, eğer bu temel güçler ve değişkenler şu anda sahip oldukları değerlere tam tamına sahip olmasalar, hiçbir yıldız, süpernova, gezegen ve atom olmayacaktı. Hayat da olmayacaktı.13

Gök cisimleri arasındaki mesafeler:

Gök cisimlerinin uzaydaki dağılımı ve aralarındaki devasa boşluklar Dünya'da canlı hayatının var olabilmesi için zorunludur. Gök cisimleri arasındaki mesafeler Dünya'daki yaşamı destekleyecek biçimde pek çok evrensel güçle uyumlu bir hesap içinde düzenlenmiştir. Michael Denton, Nature's Destiny (Doğanın Kaderi) isimli kitabında süpernovalar ve yıldızlar arasındaki mesafedeki dengeleri şöyle açıklamaktadır:

Süpernovalar ve aslında bütün yıldızlar arasındaki mesafeler çok kritik bir konudur. Galaksimizde yıldızların birbirlerine ortalama uzaklıkları 30 milyon mildir. Eğer bu mesafe biraz daha az olsaydı, gezegenlerin yörüngeleri istikrarsız hale gelirdi. Eğer biraz daha fazla olsaydı, bir süpernova tarafından dağıtılan madde o kadar dağınık hale gelecekti ki, bizimkine benzer gezegen sistemleri büyük olasılıkla asla oluşamayacaktı. Eğer evren yaşam için uygun bir mekan olacaksa, süpernova patlamaları çok belirli bir oranda gerçekleşmeli ve bu patlamalar ile diğer tüm yıldızlar arasındaki uzaklık, çok belirli bir uzaklık olmalıdır. Bu uzaklık, şu an zaten var olan uzaklıktır.14

Yerçekimi:

- Eğer daha güçlü olsaydı: Dünya atmosferi çok fazla amonyak ve metan biriktirir, bu da yaşam için çok olumsuz olurdu.

- Eğer daha zayıf olsaydı: Dünya atmosferi çok fazla su kaybeder, canlılık mümkün olmazdı.

Güneş'e uzaklık:

- Eğer daha fazla olsaydı: Gezegen çok soğur, atmosferdeki su döngüsü olumsuz etkilenir, gezegen buzul çağına girerdi.

- Eğer daha yakın olsaydı: Gezegen kavrulur, atmosferdeki su döngüsü olumsuz etkilenir, yaşam imkansızlaşırdı.

Yerkabuğunun kalınlığı:


- Eğer daha kalın olsaydı: Atmosferden yerkabuğuna çok fazla miktarda oksijen transfer edilirdi.

- Eğer daha ince olsaydı: Hayatı imkansız kılacak kadar fazla sayıda volkanik hareket olurdu.

Dünya'nın kendi çevresindeki dönme hızı:

- Eğer daha yavaş olsaydı: Gece gündüz arası ısı farkları çok yüksek olurdu.

- Eğer daha hızlı olsaydı: Atmosfer rüzgarları çok çok büyük hızlara ulaşır, kasırgalar ve tufanlar hayatı imkansızlaştırırdı.

Dünya'nın manyetik alanı:

- Eğer daha güçlü olsaydı: Çok sert elektromanyetik fırtınalar olurdu.

- Eğer daha zayıf olsaydı: Güneş rüzgarı denilen ve Güneş'ten fırlatılan zararlı partiküllere karşı Dünya'nın koruması kalkardı. Her iki durumda da yaşam imkansız olurdu.

Albedo etkisi: (Yeryüzünden yansıyan güneş ışığının, yeryüzüne ulaşan güneş ışığına oranı)

- Eğer daha fazla olsaydı: Hızla buzul çağına girilirdi.

- Eğer daha az olsaydı: Sera etkisi aşırı ısınmaya neden olur, Dünya önce buzdağlarının erimesiyle sular altında kalır daha sonra kavrulurdu.

Atmosferdeki oksijen ve azot oranı:

- Eğer daha fazla olsaydı: Yaşamsal fonksiyonlar olumsuz şekilde hızlanırdı.

- Eğer daha az olsaydı: Yaşamsal fonksiyonlar olumsuz şekilde yavaşlardı.

Atmosferdeki karbondioksit ve su oranı:

- Eğer daha fazla olsaydı: Atmosfer çok fazla ısınırdı.

- Eğer daha az olsaydı: Atmosfer ısısı düşerdi.

Ozon tabakasının kalınlığı:

- Eğer daha fazla olsaydı: Yeryüzü ısısı çok düşerdi.

- Eğer daha az olsaydı: Yeryüzü aşırı ısınır, Güneş'ten gelen zararlı ultraviole ışınlarına karşı bir koruma kalmazdı.

Sismik (deprem) hareketleri:

- Eğer daha fazla olsaydı: Canlılar için sürekli bir yıkım olurdu.

- Eğer daha az olsaydı: Okyanus zeminindeki besinler suya karışmaz, okyanus ve deniz yaşamı dolayısıyla bütün Dünya canlıları olumsuz etkilenirdi.

Dünya'nın ekseninin eğikliği:

Dünyanın ekseni yörüngesine 23 derecelik bir açıyla eğim yapar. Mevsimler bu eğim sayesinde oluşur. Bu eğim şimdiki değerinden daha fazla ya da daha az olsaydı, mevsimler arasındaki sıcaklık farkı aşırı boyutlara ulaşacağından yeryüzü üzerinde dayanılmaz sıcaklıkta yazlar ve aşırı soğuk kışlar yaşanırdı.

Güneş'in büyüklüğü:

Güneş'in yerinde daha küçük bir yıldızın var olması, Dünya'nın aşırı derecede soğumasına, büyük bir yıldızın var olması ise Dünya'nın sıcaktan kavrulmasına neden olurdu.

Ay ile Dünya arasındaki çekim etkisi:

- Eğer daha fazla olsaydı: Ay'ın şiddetli çekiminin, atmosfer şartları, Dünya'nın kendi eksenindeki dönüş hızı ve okyanuslardaki gelgitler üzerinde çok sert etkileri olurdu.

- Eğer daha az olsaydı: Şiddetli iklim değişikliklerine neden olurdu.

Ay ile Dünya arasındaki mesafe:

- Eğer biraz daha yakın olsaydı, Ay Dünya'ya çarpardı.

- Eğer biraz daha uzak olsaydı Ay uzayda kaybolur giderdi.

- Eğer biraz daha az yakın olsaydı, Ay'ın Dünya üzerinde meydana getirdiği gel-gitler tehlikeli boyutlarda büyürdü. Okyanus dalgaları, kıtaların alçak yerlerini kaplardı. Bunun sonucunda ortaya çıkan sürtünme okyanusların ısısını artırır ve Dünya'da yaşam için gerekli olan hassas ısı dengesi yok olurdu.

- Eğer biraz daha az uzakta olsaydı, gelgit olayları azalırdı ve bu da okyanusların daha hareketsiz olmasına neden olurdu. Durgun su denizdeki hayatı tehlikeye sokar, bununla birlikte soluduğumuz havadaki oksijen oranı tehlikeye girerdi.15

Dünya'nın ısısı ve karbon temelli yaşam:

Yaşamın temeli olan karbon elementinin varlığı belli sınırlarda kalan sıcaklığa bağlıdır. Karbon, aminoasit, nükleik asit ve proteinler gibi yaşamı oluşturan temel organik moleküller için gereken bir maddedir. Dolayısıyla hayat, ancak karbon temelli olarak var olabilir ve bunun için de mevcut sıcaklığın en az -20 0C en çok +120 0C olması gerekmektedir. Nitekim Dünya'nın ısısı tam bu aralıktadır.

Burada sayılanlar Dünya'da yaşamın oluşabilmesi ve canlılığın devam edebilmesi için gereken, son derece hassas dengelerden sadece birkaçıdır. Yalnızca burada sayılanlar bile evrenin ve Dünya'nın tesadüfler sonucunda, rastgele olayların ardı ardına gelmesiyle oluşamayacağını kesin olarak ortaya koymak için yeterlidir. 20. yüzyılda kullanılmaya başlayan "ince ayar", "insani ilke" kavramları, Kuran'da yüzyıllar evvelinden bildirilen "uyum ve ölçü ile yaratılış"ı tasdik etmektedir.


GÜNEŞ, AY VE YILDIZLARIN YAPILARINDAKİ FARKLILIK

Sizin üstünüze sapasağlam yedi-gök bina ettik. Parıldadıkça parıldayan bir kandil (Güneş) kıldık. (Nebe Suresi, 12-13)


Bilindiği gibi Güneş, Güneş Sistemi'ndeki tek ışık kaynağıdır. Teknolojik imkanların gelişmesiyle birlikte, astronomlar Ay'ın bir ışık kaynağı olmadığını, sadece Güneş'ten gelen ışığı yansıttığını keşfetmişlerdir. Yukarıdaki ayette geçen "kandil" ifadesi de, Arapçada ısı ve ışık kaynağı olan Güneş'i en mükemmel şekilde tarif eden "sirac" kelimesidir.

Allah Kuran'da Ay, Güneş ve yıldızlar gibi gök cisimlerinden bahsederken farklı kelimeler kullanmaktadır. Bunlardan Güneş ve Ay'ın yapıları arasındaki farklılık Kuran'da şöyle ifade edilmiştir:

Ve Ay'ı bunlar içinde bir nur kılmış, Güneş'i de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. (Nuh Suresi, 16)

Yukarıdaki ayette Ay için ışık (Arapça "nur"), Güneş için kandil (Arapça "sirac") kelimeleri kullanılmıştır. Bu kelimelerden Ay için kullanılan, ışığı yansıtan, parlak, hareketsiz bir kitleyi ifade eder. Güneş için kullanılan kelime ise, sürekli yanma halinde olan, ısı ve ışık kaynağı, gökteki bir oluşum anlamına gelmektedir.


Diğer taraftan "yıldız" kelimesi Arapçada "beliren, ortaya çıkan, görünen" anlamlarına gelen "neceme" kökünden türemiştir. Ayrıca yıldız aşağıdaki ayetteki gibi, ışığıyla karanlıkları delen, parıldayan, kendi kendini tüketen ve yanan anlamlarına işaret eden "sakib" kelimesiyle de nitelendirilmiştir:

(Karanlığı) Delen yıldızdır. (Tarık Suresi, 3)

Günümüzde Ay'ın kendi ışığını yaymadığı, Güneş'ten gelen ışığı yansıttığı bilinmektedir. Güneş ve yıldızların ise kendi ışıklarını yaydıklarını biliyoruz. Kuran'da bu gerçekler insanların gök cisimleri ile ilgili bilgilerin çok kısıtlı olduğu bir dönemde yani bundan 14 asır evvel bildirilmiştir.

YÖRÜNGELER VE DÖNEN EVREN

Evrendeki büyük dengenin en önemli nedenlerinden biri, kuşkusuz gök cisimlerinin belirli yörüngeler izliyor olmasıdır. Yıldızlar, gezegenler ve uydular hem kendi etraflarında, hem de bağlı bulundukları sistemle birlikte dönmekte, evren tıpkı bir fabrikanın dişlileri gibi ince bir düzen içinde çalışmaktadır.


Evrenin görebildiğimiz kısmında 100 milyardan fazla galaksi mevcuttur ve küçük galaksilerde yaklaşık bir milyar, büyük galaksilerde ise bir trilyondan fazla yıldız bulunur.16 Bu yıldızların pek çoğunun gezegenleri, bu gezegenlerin de uyduları vardır. Tüm bu gök cisimleri çok ince hesaplarla saptanmış yörüngelere sahiptir. Ve milyonlarca yıldır her biri kendi yörüngesinde diğerleriyle kusursuz bir uyum ve düzen içinde akıp gitmektedir. Bunların dışında pek çok kuyruklu yıldız da kendisi için tespit edilmiş olan yörüngede yüzüp gider.

Evrendeki yörüngeler sadece bazı gök cisimlerine ait değildir. Güneş Sistemimiz hatta diğer galaksiler, başka merkezler etrafında büyük bir hareketlilik gösterirler. Dünya ve onunla birlikte Güneş Sistemi her yıl, bir önceki yerinden 500 milyon km uzakta bulunur. Gök cisimlerinin yörüngelerinden en ufak bir sapmanın bile sistemi altüst edecek kadar önemli sonuçlar doğurabileceği hesaplanmıştır. Örneğin Dünya yörüngesinde, normalden fazla veya eksik 3 mm'lik bir sapmanın yol açabilecekleri, bir kaynakta şöyle tarif edilmektedir:

Dünya, Güneş çevresinde dönerken öyle bir yörünge çizer ki, her 18 milde doğru bir çizgiden ancak 2,8 mm ayrılır. Dünya'nın çizdiği bu yörünge kıl payı şaşmaz; çünkü yörüngeden 3 mm'lik bir sapma bile büyük felaketler doğururdu: Sapma 2,8 yerine 2,5 mm olsaydı, yörünge çok geniş olurdu ve hepimiz donardık; sapma 3,1 mm olsaydı, hepimiz kavrularak ölürdük.17

Gök cisimlerinin bir başka özelliği de, yörüngelerinin dışında bir de kendi etraflarında dönmeleridir. Kuran'da "Dönüşlü olan göğe andolsun." (Tarık Suresi, 11) ayeti ise tam da bu gerçeğe işaret eder. Elbette, Kuran'ın indirildiği dönemde insanlık, günümüzdeki gibi uzayı milyonlarca kilometre uzaklara dek gözlemleyecek teleskoplara, gelişmiş gözlem teknolojilerine, modern fizik ve astronomi bilgilerine sahip değildi. Dolayısıyla uzayın, ayette bildirildiği gibi, "özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış" (Zariyat Suresi, 7) olduğunu, o dönemde bilimsel olarak tespit edebilmek imkansızdı. Ancak o çağda indirilmiş olan Kuran-ı Kerim'de bu gerçek bizlere açıkça haber verilmiştir; çünkü Kuran, Allah'ın sözüdür.


Evrendeki pek çok kuyruklu yıldız gibi soldaki resimde görülen Halley kuyruklu yıldızı da planlı bir harekete sahiptir. Kendisine ait belirli bir yörüngesi vardır ve diğer gök cisimleriyle birlikte, kusursuz bir uyum ve düzen içinde bu yörüngede hareket etmektedir. Evrendeki tüm gök cisimlerinin, gezegenlerin, bu gezegenlerin uydularının, yıldızların, hatta galaksilerin bile çok ince hesaplarla saptanmış yörüngeleri vardır. İşte bu kusursuz düzeni kuran ve devamlılığını sağlayan, tüm evreni yaratmış olan Allah'tır.




GÜNEŞ'İN GİDİŞ İSTİKAMETİ

Kuran'da Güneş ve Ay'dan bahsedilirken her birinin belli bir yörüngesi olduğu vurgulanır:

Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor. (Enbiya Suresi, 33)

Yukarıdaki ayette geçen "yüzme" kelimesi Arapçada "sabaha" olarak ifade edilir ve Güneş'in uzaydaki hareketini anlatmak üzere kullanılmaktadır. Bu kelime Güneş'in uzayda hareket ederken kontrolsüz olmadığı, ekseni üzerinde döndüğü ve dönerken bir rota izlediği manasındadır. Güneş'in sabit olmadığı belli bir yörüngede yol almakta olduğu, bir başka ayette de şöyle bildirilmektedir:

Güneş de, kendisi için (tespit edilmiş) olan bir karar yerine doğru akıp gitmektedir. Bu üstün ve güçlü olan, bilenin takdiridir. (Yasin Suresi, 38)

Kuran'da bildirilen bu gerçekler, ancak çağımızdaki astronomik gözlemlerle anlaşılmıştır. Astronomi uzmanlarının hesaplarına göre Güneş, Solar Apex adı verilen bir yörünge boyunca Vega Yıldızı doğrultusunda saatte 720.000 km'lik muazzam bir hızla hareket etmektedir. Bu, kabaca bir hesapla, Güneş'in günde 17 milyon 280 bin km yol katettiğini gösterir. Güneş'le birlikte onun çekim sistemi içindeki tüm gezegenler ve uyduları da aynı mesafeyi katederler.

AY'IN YÖRÜNGESİ

Ay'a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner). Ne Güneş'in Ay'a erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedir (Yasin Suresi, 39-40 )


Ay, Dünya'yla birlikte Güneş'in etrafında da döndüğünden, uzayda sürekli "S" harfi benzeri bir yörünge çizer. Bu yörüngenin görünümü, Kuran'da bildirildiği gibi kuru hurma dalınının eğriliğine benzemektedir.



Ay'ın yörüngesi diğer gezegenlerin uyduları gibi düzgün bir yörüngede ilerlemez. Ay, yörüngesinde seyrederken Dünya'nın bazen önüne bazen arkasına geçer. Aynı zamanda Dünya'yla birlikte Güneş'in etrafında da döndüğünden, uzayda sürekli "S" harfi benzeri bir yörünge çizer. Ay'ın uzaydaki bu yörüngesinin şekli, Kuran'da "eski bir hurma dalı gibi döndü (döner)" ifadesiyle tarif edildiği gibi, kurumuş hurma ağacı dalının eğriliğine oldukça benzemektedir. Nitekim ayette geçen "urcun" kelimesinin anlamı, kuruyup incelmiş, bükülmüş hurma dalıdır ve hurma ağacının meyveleri toplandıktan sonra, salkımdan geriye kalan kısmı ifade etmek için kullanılır. Ayrıca bu salkım dalının "eski" ifadesiyle tasvir edilmesi de son derece hikmetlidir, çünkü hurma dalının eskisi daha ince ve daha eğridir.

Kuşkusuz ki 1400 sene evvel Ay'ın yörüngesi hakkında bilgi sahibi olmak mümkün değildi. Günümüz teknolojisi ve bilgi birikimi ile tespit edilebilen bu şeklin, Kuran'da böylesine kusursuz bir benzetme ile bildirilmesi, Kuran'ın bir başka bilimsel mucizesidir.

AY YILININ HESAPLANMASI

Güneş'i bir aydınlık, Ay'ı bir nur kılan ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için ona duraklar tespit eden O'dur. Allah, bunları ancak hak ile yaratmıştır. O, bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklamaktadır. (Yunus Suresi, 5)

Ay'a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner). (Yasin Suresi, 39)



Yukarıdaki ilk ayette Allah, Ay'ın insanlar için yıl hesabının yapılmasında bir ölçü olacağını açıkça bildirmiştir. Ayrıca bu hesapların, Ay'ın yörüngesinde dönüşü sırasında alacağı konumlara göre yapılacağına da dikkat çekilmiştir. Dünya-Ay ve Dünya-Güneş doğrultuları arasındaki açı sürekli olarak değiştiğinden, biz Ay'ı çeşitli zamanlarda değişik şekillerde görürüz. Ayrıca Ay'ı görebilmemiz, Ay'ın Güneş'ten aldığı ışığı yansıtması ile mümkün olduğundan, Ay'ın Güneş tarafından aydınlatılan yüzü, Dünya'daki gözlemciye göre sürekli şekil değiştirir. İşte bu değişimler göz önünde bulundurularak birtakım hesaplamalar yapılır ki, bu da insanlar için yıl hesabını mümkün kılar.

Eskiden 1 ay, insanlar tarafından iki dolunay arasındaki zaman veya Ay'ın Dünya etrafında döndüğü zaman olarak hesaplanırdı. Buna göre 1 ay, 29 gün 12 saat ve 44 dakikaya eşitti. Buna "Kameri ay" denir. 12 Kameri ay ise Rumi takvime göre 1 yıl eder. Ancak Dünya'nın Güneş etrafındaki dönüşünü tamamlamasını 1 yıl olarak kabul ettiğimiz Miladi takvim ile Rumi takvim arasında her yıl 11 günlük bir fark oluşur. Nitekim Kehf Suresi'nin 25. ayetinde de bu farka şöyle dikkat çekilmiştir:

Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar. (Kehf Suresi, 25)

Ayette geçen zamanı şöyle açıklamak mümkündür: 300 yıl x 11 gün (her yıl için oluşan fark) = 3.300 gündür. 1 Güneş yılının 365 gün 5 saat 48 dakika ve 45.5 saniyeden oluştuğu dikkate alınırsa, 3.300 gün/365.24 gün = 9 yıl'dır. Diğer bir deyişle Miladi takvime göre 300 yıl, Rumi takvime göre 300+9 yıldır. Görüldüğü gibi ayette ince hesaplara dayanan bu 9 yıllık farka dikkat çekilmiştir. (En doğrusunu Allah bilir) Kuşkusuz Kuran'da böyle bir bilgiye dikkat çekilmesi Kuran'ın bilimsel mucizelerinden biridir.



ÇEKİM GÜCÜ VE YÖRÜNGESEL HAREKETLER

Artık hayır; yemin ederim sinip dönen (gezegen)lere, bir akış içinde yerini alanlara; (Tekvir Suresi, 15-16)


Tekvir Suresi'nin 15. ayetinde geçen "hunnes" kelimesi, büzülüp sinen, gerileyen, geri dönen gibi anlamlara gelmektedir. 16. ayette "yerini alanlara" olarak çevrilmiş Arapça deyim ise "kunnes"tir. "Kanis" kelimesinin çoğulu olan "kunnes" ifadesi, belli güzergah, yuvaya girme, hareket halindeki cismin yuvası, yuvasına girip saklananlar anlamlarına gelir. Yine 16. ayette geçen "akış" kelimesi ise cereyan kökünden türeyen ve akıp giden anlamına gelen "cariye" kelimesinin çoğulu “elcevari”dir. Bu kelimelerin anlamları dikkate alındığında, gezegenlerin çekim güçleri ve yörünge etrafındaki hareketlerine işaret edildiği düşünülebilir.

Yukarıdaki ayetlerde geçen bu kelimeler, çekim kuvvetlerinden kaynaklanan yörüngesel hareketleri tam olarak tarif etmektedir. Bunlardan "hunnes" kelimesi ile, gezegenlerin gerek kendi çekirdeklerine doğru, gerekse Güneş Sistemi'nin merkezi olan Güneş'e doğru çekimlerine dikkat çekilmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.) Çekim gücü evrende zaten var olan bir kuvvettir, ancak bu çekim gücünün matematiksel formüllerle ortaya konması, 17-18. yüzyıllarda yaşamış olan Isaac Newton tarafından mümkün olmuştur. Bir sonraki ayette geçen "elcevari" kelimesi de bu çekime karşı koyan merkezkaç kuvvetinden kaynaklanan yörüngesel hareketleri vurgulamaktadır. Kuşkusuz akıp gidenler anlamına gelen "elcevari" kelimesinin "hunnes" (merkeze doğru çekilme, büzülme, sinme) ve "kunnes" (güzergah, yuvaya girme, hareket halindeki cismin yuvası) kelimeleri ile kullanılması, 1400 sene evvel bilinmesi mümkün olmayan önemli bir bilimsel gerçeğe dikkat çekmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.) Ayrıca Kuran'da yemin edilen konulardan biri olan bu ayetler, konunun önemine dikkat çeken bir başka işarettir.


DÜNYANIN YUVARLAKLIĞI


Gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Geceyi gündüzün üstüne sarıp-örtüyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıp örtüyor... (Zümer Suresi, 5)

Kuran'ın evreni tanıtan ayetlerinde kullanılan ifadeler oldukça dikkat çekicidir. Üstteki ayette "sarıp örtmek" olarak tercüme edilen Arapça kelime "tekvir"dir. Bu kelimenin Türkçe karşılığı, "yuvarlak bir şeyin üzerine bir cisim sarmak"tır. (Örneğin Arapça sözlüklerde "başa sarık sarma" gibi yuvarlak cisimleri içeren fiiller için bu kelime kullanılır.) Ayette, gecenin ve gündüzün birbirlerinin üzerlerini sarıp-örtmeleri (tekvir etmeleri) konusunda verilen bilgi, aynı zamanda Dünya'nın biçimi konusunda kesin bir bilgi içermektedir. Ancak ve ancak Dünya'nın yuvarlak olması durumunda bu ayette ifade edilen fiil gerçekleşebilir. Yani 7. yüzyılda indirilen Kuran'da Dünya'nın yuvarlak olduğuna işaret edilmiştir.

Unutmamak gerekir ki, o dönemdeki astronomi anlayışında Dünya daha farklı algılanıyordu. O dönemde Dünya'nın düz bir satıh olduğu düşünülüyordu ve tüm bilimsel hesap ve açıklamalar da buna göre yapılıyordu. Ancak Kuran Allah'ın sözü olduğu için, evreni tarif ederken olabilecek en tanımlayıcı kelimeler kullanılmıştır. Kuran ayetlerinde ise bize henüz yakın yüzyılda öğrendiğimiz bu bilgileri 1400 sene öncesinden haber verilmektedir.

DÜNYANIN DÖNÜŞ YÖNÜ

Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allah'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır. (Neml Suresi, 88)


Neml Suresi'ndeki ayette Dünya'nın sadece döndüğü değil, dönüş yönü de vurgulanmaktadır. 3.500-4.000 metre yükseklikteki ana bulut kümelerinin hareket yönü daima batıdan doğuya doğrudur. Hava durumu tahminleri için çoğunlukla batıdaki duruma bakılmasının sebebi de budur. 18

Bulut kümelerinin batıdan doğuya doğru sürüklenmesinin asıl sebebi Dünya’nın dönüş yönüdür. Günümüzde bilindiği gibi, Dünyamız da batıdan doğuya doğru dönmektedir. Bilimin yakın tarihlerde tespit ettiği bu bilimsel gerçek, Kuran’da yüzyıllar öncesinden -Dünya’nın bir düzlem olduğu, bir öküzün başının üstünde sabit durduğu sanılan 14. yüzyılda- haber verilmiştir.


.


DÜNYA'NIN GEOİT ŞEKLİ


Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi. (Naziat Suresi, 30)

Yukarıdaki ayette "serip döşedi" olarak çevrilen "deha" kelimesi, yaymak anlamına gelen "dahv" kelime kökündendir. Dahv kelimesi, döşemek, düzeltmek anlamlarına gelse de, taşıdığı anlam bakımından basit bir döşeme fiili değildir. Çünkü bu kelimede, yuvarlak olarak düzeltmek, döşemek fiillerini tarif etmek için kullanılmaktadır.

Dahv kelimesinden türeyen diğer kelimelerde de yuvarlaklık anlamı mevcuttur. Örneğin çocukların topu yerdeki bir çukura düşürmeleri, taş atıp çukura düşürme yarışları, cevizle oynanan oyun hepsi dahv kelimesiyle ifade edilmektedir. Devekuşunun yuva yapmasına, yatacağı yerdeki taşları temizlemesine, yumurtladığı yere ve yumurtasına da bu köklerden türemiş kelimeler kullanılır.

Nitekim Dünya’nın şekli de bir yumurtayı andırır şekilde yuvarlaktır. Dünya’nın kutuplardan basık küresel şekli, geoit olarak ifade edilmektedir. Bu bakımdan ayette “deha” kelimesinin kullanılması, Allah’ın Dünya hakkında verdiği önemli bir bilgiyi içermektedir. İnsanların yüzlerce sene Dünya’nın şeklinin düz olduğunu düşünmeleri ve gerçek şeklinin ancak teknolojik imkanlar neticesinde anlaşılması, Kuran’ın Allah’ın vahyi olduğunun önemli delillerinden biridir.


DÜNYA'NIN VE UZAYIN ÇAPLARI

Ey cin ve ins toplulukları, eğer göklerin ve yerin bucaklarından aşıp-geçmeye güç yetirebilirseniz, hemen aşın; ancak 'üstün bir güç (sultan)' olmaksızın aşamazsınız. (Rahman Suresi, 33)


Yukarıdaki ayette bucakları olarak çevrilen kelimenin Arapçası “aktar”dır. “Aktar”, Arapça’da çap anlamına gelen “kutur” kelimesinin çoğuludur ve göklerin ve yeryüzünün birçok çapı olduğunu ifade etmektedir. Arapça'da kelimenin kullanım şeklinden tekil mi, çoğul mu (ikiden fazla mı) ya da ikili formda mı kullanıldığını anlamak mümkündür. Dolayısıyla kelimenin buradaki kullanım şekliyle -ikiden fazla olduğunu ifade eden çoğul kullanımıyla- bir başka mucizevi bilgi haber verilmektedir.

Bilindiği üzere, üç boyutlu bir cisim ancak düzgün bir küresel şekle sahipse tek bir çaptan bahsedilir. Çaplar ifadesi ise ancak düzgün olmayan bir küresel şekle ait olabilir. Nitekim ayette seçilen bu kelime -çaplar- Dünya'nın geoit yapısına işaret etmesi bakımından önemlidir. Ayette ikinci olarak dikkat edilecek konu ise, çaplardan bahsedilirken yeryüzü ve göklerden ayrı ayrı söz edilmesidir.

Albert Einstein'ın Genel Görecelik Teorisi madde, uzay, zaman ve yerçekimi arasındaki ilişkiyi açıklamakta ve modern uzay biliminin evren hakkındaki bakış açısını ortaya koymaktadır. Fakat Einstein bu teorisini, evrenin yapısına uygulamaya başladığında bunun, genişleyen bir evrene işaret ettiğini gördü. Bu o dönemde geçerli olan statik evren modeli ile uyuşmadığı için denklemlerine, hesaplarını statik evren modeli ile tutarlı hale getirecek kozmolojik bir sabit ekledi ve daha sonra bunu "hayatının en büyük gafı" olarak adlandırdı.


Edwin Hubble
1929 yılında ise Edwin Hubble, galaksilerin gerçekten yeryüzünden uzaklaştığını ispat etti ve bu keşif, uzay biliminin gidişatını değiştirdi. Hubble'ın ve sonraki ölçümlerin hepsi, tüm galaksilerin Samanyolu ve komşu galaksilerden uzaklaştığını göstermektedir. Genel Görecelik kuralına göre, evren genişlemektedir; fakat bu, galaksilerin ve diğer kozmik cisimlerin uzayda etrafa dağıldığı anlamına gelmez. Bu, uzayın genişlediği ve bu sırada galaksiler arasındaki mesafenin açıldığı anlamına gelir.

En klasik örnek, evreni, üzerine noktalar çizilmiş bir balona benzetmektir. Balonun esnek kısmı uzayı temsil eder ve noktalar da galaksilerdir. Balon şişirildikçe uzay genişler ve noktalar, yani galaksiler arasındaki mesafe artar. Herhangi bir nokta üzerinde yer alan gözlemci, bizim uzaktaki galaksilerin bizden daha da uzaklaştığını görmemiz gibi diğer noktaların kendisinden uzaklaştığını tespit edecektir.

Rahman Suresi'nin 33. ayetinde geçen, "göklerin çapları" tanımlaması da uzayın küremsi yapısına işaret etmektedir. (En doğrusunu Allah bilir.) Uzayın değişik yerlerinden uzayın çapları farklı çıkacağı gibi, sürekli genişleyen uzayın çapları da sürekli değişim gösterecektir. Bu bakımdan ayette çap kelimesinin çoğul biçimiyle kullanılması son derece hikmetlidir ve Kuran’ın herşeyin ilmine sahip Rabbimiz’in vahyi olduğunun göstergelerinden biridir.


ATMOSFERİN KATMANLARI

Kuran ayetlerinde evren hakkında verilen bilgilerden biri, gökyüzünün yedi kat olarak düzenlendiğidir:

Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe istiva edip de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. (Bakara Suresi, 29)

Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi... Böylece onları iki gün içinde yedi gök olarak tamamladı ve her bir göğe emrini vahyetti... (Fussilet Suresi, 11-12)


Dünya, yaşam için gerekli olan özelliklerin tümüne sahiptir. Bunlardan bir tanesi de canlıları koruyan özel bir kalkan görevini yerine getiren atmosferdir. Bugün Dünya atmosferinin üst üste dizilmiş farklı katmanlardan meydana geldiği bilinmektedir. Atmosfer aynen ayette bildirildiği gibi, tam yedi temel katmandan oluşmaktadır. Bu, elbette ki Kuran'ın mucizelerinden biridir.


Kuran'da pek çok ayette kullanılan gök kelimesi tüm evreni ifade etmek için kullanıldığı gibi, Dünya göğünü ifade etmek için de kullanılır. Kelimenin bu anlamı düşünüldüğünde, Dünya göğünün, bir başka deyişle atmosferin, 7 katmandan oluştuğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

Nitekim bugün Dünya atmosferinin üst üste dizilmiş farklı katmanlardan meydana geldiği bilinmektedir.19 Kimyasal içerik veya hava sıcaklığı ölçü alınarak yapılan tanımlamalarda, Dünya'nın atmosferi 7 katman olarak belirlenmiştir.20 Bugün halen 48 saatlik hava durumu tahminlerinde kullanılan ve "Limited Fine Mesh Model" (LFMII) olarak adlandırılan atmosfer modeline göre de atmosfer 7 katmandır. Modern jeolojik tanımlamalara göre atmosferin 7 katmanı şu şekilde sıralanmaktadır:


1- Troposfer
2- Stratosfer
3- Mezosfer
4- Termosfer
5- Ekzosfer
6- İyonosfer
7- Manyetosfer

Bu konuyla ilgili bir diğer mucizevi yön ise Fussilet Suresi'nin 12. ayetinde geçen "Her bir göğe emrini vahyetti" ifadesinde yer almaktadır. Yani ayette Allah’ın her tabakayı belli bir görevle görevlendirdiği belirtilmektedir. İleriki bölümlerde daha detaylı inceleyeceğimiz gibi, yukarıda saydığımız tabakaların her birinin insanların ve yeryüzündeki tüm canlıların yararı açısından çok hayati görevleri vardır. Yağmurların oluşmasından zararlı ışınların engellenmesine, radyo dalgalarının yansıtılmasından göktaşlarının zararsız hale getirilmesine kadar her tabakanın kendine özgü bir işlevi bulunmaktadır.

Aşağıdaki ayetler ise bize atmosferin 7 katmanının görünümü ile ilgili bilgi vermektedir:

"Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?" (Nuh Suresi, 15)

O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde yedi gök yaratmış olandır... (Mülk Suresi, 3)

Bu ayetlerde Türkçeye "uyum" olarak çevrilen Arapça "tibakan" kelimesi, aynı zamanda "tabaka, bir şeyin uygun olan kapağı ve örtüsü" anlamlarına da gelir ki, üst katın alt kata uygunluğunu vurgular. Kelimenin çoğul kullanımında ise "tabaka tabaka" anlamı kazanmaktadır. Ayette tarif edilen tabaka tabaka halindeki gök, kuşkusuz atmosferi en mükemmel şekilde ifade eden açıklamalardır.

20. yüzyıl teknolojisi olmadan tespit edilmesi hiçbir şekilde mümkün olmayan bu bilgilerin, 1400 yüzyıl önce indirilmiş olan Kuran-ı Kerim'de açıkça bildirilmesi ise elbette ki çok büyük bir mucizedir.


KORUNMUŞ TAVAN

Kuran'da Allah, gökyüzünün son derece önemli bir özelliğine şöyle dikkat çeker:

Gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık; onlar ise bunun ayetlerinden yüz çeviriyorlar. (Enbiya Suresi, 32)

Ayette belirtilen gökyüzünün bu özelliği, 20. yüzyıldaki bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır.

Dünya'yı çepeçevre kuşatan atmosfer, canlılığın devamı için son derece hayati işlevleri yerine getirir. Dünya'ya doğru yaklaşan irili ufaklı pek çok gök taşını eriterek yok eder ve bunların yeryüzüne düşerek canlılara büyük zararlar vermesini engeller.

Atmosfer, bunun yanı sıra, uzaydan gelen ve canlılar için zararlı olan ışınları da filtre eder. Atmosferin bu özelliğinin en çarpıcı yönü, atmosferin sadece zararsız orandaki ışınları, yani görünür ışık, kızıl ötesi ışınlar ve radyo dalgalarını geçirmesidir. Bunların tümü yaşam için gerekli ışınlardır. Örneğin atmosfer tarafından belirli oranda geçmesine izin verilen ultraviyole ışınları, bitkilerin fotosentez yapmaları ve dolayısıyla tüm canlıların hayatta kalmaları açısından büyük önem taşır. Güneş tarafından yayılan şiddetli ultraviyole ışınlarının büyük bölümü, atmosferin ozon tabakasında süzülür ve Dünya yüzeyine yaşam için gerekli olan az bir kısmı ulaşır.

Atmosferin koruyucu özelliği bunlarla da kalmaz. Dünya, uzayın ortalama eksi 270 C derecelik dondurucu soğuğundan yine atmosfer sayesinde korunur.

Dünya'yı zararlı etkilerden koruyan, yalnızca atmosfer değildir. Atmosferin yanı sıra "Van Allen Kuşakları" denilen ve Dünya'nın manyetik alanından kaynaklanan bir tabaka da, gezegenimize gelen zararlı ışınlara karşı bir kalkan görevi görür. Güneş'ten ve diğer yıldızlardan sürekli olarak yayılan bu ışınlar, insanlar için öldürücü etkiye sahiptir. Özellikle Güneş'te sık sık meydana gelen ve "parlama" adı verilen enerji patlamaları, Van Allen Kuşakları olmasa, Dünya'daki tüm yaşamı yok edebilecek güçtedir.


Dünya'nın manyetik alanının oluşturduğu manyetosfer tabakası, yeryüzünü gök taşlarından, zararlı kozmik ışın ve parçacıklardan koruyan bir kalkan gibidir. Yandaki resimde Van Allen Kuşakları adı da verilen bu manyetosfer tabakası görülmektedir. Dünya'nın on binlerce kilometre uzağındaki bu kuşaklar, yeryüzündeki canlıları uzaydan gelebilecek öldürücü enerjiden korumaktadır.
Tüm bu bilimsel bulgular, Dünya'nın özel bir şekilde korunduğunu kanıtlamaktadır. Önemli olan, bu korunmanın "gökyüzünü korunmuş bir tavan kıldık" ayetiyle 1400 sene önce Kuran'da haber verilmiş olmasıdır.


Van Allen Kuşakları'nın yaşamımız açısından önemini Dr. Hugh Ross şöyle anlatmaktadır:

Dünya, Güneş Sistemi'ndeki gezegenler arasında en yüksek yoğunluğa sahiptir. Bu geniş nikel-demir çekirdeği büyük bir manyetik alandan sorumludur. Bu manyetik alan Van Allen radyasyon koruyucu tabakasını meydana getirir. Bu tabaka yeryüzünü radyasyon bombardımanından korur. Eğer bu koruyucu tabaka olmasaydı, Dünya'da hayat mümkün olmazdı. Manyetik alanı olan ve kayalık bölgelerden oluşan diğer tek gezegen Merkür'dür. Fakat bu manyetik alanın gücü Dünya'nınkinden 100 kat daha azdır. Van-Allen radyasyon koruyucu tabakası Dünya'ya özeldir.21

Geçtiğimiz yıllarda tespit edilen bir parlamada açığa çıkan enerjinin, Hiroşima'ya atılanın benzeri 100 milyar atom bombasına eş değer olduğu hesaplanmıştır. Parlamadan 58 saat sonra pusulaların ibrelerinde aşırı hareketler gözlenmiş, Dünya atmosferinin 250 km üstünde sıcaklık sıçrama yapıp 2.500 0C'ye yükselmiştir.

Kısacası, Dünya'nın üzerinde, kendisini sarıp kuşatan ve dış tehlikelere karşı koruyan mükemmel bir sistem işler. İşte Dünya'yı çevreleyen gökyüzünün bu koruyucu kalkan özelliğini, Allah bizlere yüzyıllar öncesinden Kuran'da bildirmiştir.


Gökyüzünü seyreden insanların çoğunun aklına atmosferin koruyucu yapısı gelmez. Bu yapı olmasa Dünya'nın nasıl bir yer olacağını da insanlar çoğu zaman düşünmezler. Yukarıdaki resimde Dünya'ya düşen bir gök taşının ABD Arizona'da açtığı dev çukur görülmektedir. Eğer atmosfer olmasaydı bu gök taşlarının milyonlarcası Dünya yüzeyine düşer ve gezegen yaşanılmaz bir hale gelirdi. Ancak atmosferin koruyucu özelliği sayesindedir ki, Dünya'daki canlılar güven içinde yaşamlarını sürdürürler. Bu, elbette Allah'ın insanlar üzerindeki bir korumasıdır ve Kuran'da haber verilmiş bir mucizedir.

GÖKYÜZÜNÜN BİNA KILINMASI

O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın. (Bakara Suresi, 22)

Yukarıdaki ayette gökyüzü için Arapça "essemae binaen" kelimesi kullanılmaktadır. Bu kelime kubbe, tavan anlamlarıyla beraber, Arap Bedevileri tarafından kullanılan çadır benzeri bir kaplamayı da tarif eder.22 Ve söz konusu çadırımsı yapı ile vurgulanan; dış öğelere karşı bir çeşit koruma sağlanmasıdır.


Geminid meteor yağmuru her sene Aralık ayının ikinci haftasında en yoğun şekilde gözlemlenir. Yandaki fotoğrafta görülen kısa çizgiler yıldızlara ait izlerdir; uzun olanlar ise meteorlara aittir. Resimde görülen meteor yağmurunda gök taşları saatte 58 taneye varan yoğunlukta düşmüştür.

Biz çoğunlukla farkında olmasak da, diğer gezegenlerde olduğu gibi Dünya'ya da çok sayıda gök taşı düşmektedir. Diğer gezegenlere düştüklerinde dev kraterler açan bu gök taşlarının Dünya'ya zarar vermemelerinin nedeni, Dünya'yı saran atmosferin düşmekte olan gök taşlarına karşı büyük bir direnç göstermesidir. Gök taşı bu dirence fazla dayanamaz ve sürtünmeden dolayı yanarak büyük bir kütle kaybına uğrar. Böylece, büyük felaketlere yol açabilecek bu tehlike, atmosfer sayesinde engellenmiş olur. Allah yukarıda bahsettiğimiz atmosferin koruyucu özelliği ile ilgili ayetlerin yanı sıra, aşağıdaki ayette de bu özel yaratılışa dikkat çekmektedir:

Görmedin mi, Allah, yerdekileri ve denizde onun emriyle akıp giden gemileri, sizin yararınıza verdi. Ve izni olmadıkça, göğü yerin üstüne düşmekten alıkoyar. Şüphesiz Allah, insanlara karşı şefkatlidir, çok merhametlidir. (Hac Suresi, 65)

Nitekim bir önceki bölümde de bahsettiğimiz atmosferin koruyucu özelliği, Dünya'yı uzaydan yani dış öğelerden korumaktadır. Yukarıda yer verilen ayetlerde gökyüzü için kullanılan bina kelimesi ile de tam olarak gökyüzünün, Peygamberimiz (sav) döneminde bilinmesi mümkün olmayan bu yönüne dikkat çekilmektedir.




GERİ DÖNDÜREN GÖK

Kuran-ı Kerim'de, Tarık Suresi'nin 11. ayetinde gökyüzünün "geri döndürücü" özelliğinden şöyle bahsedilir:

Dönüşlü olan göğe andolsun. (Tarık Suresi, 11)

Kuran meallerinde "dönüşlü" olarak tercüme edilen "rec'i" kelimesi, "geri çeviren" ya da "geri döndüren" anlamlarına gelmektedir. Bilindiği gibi Dünya'yı çevreleyen atmosfer pek çok katmandan oluşur. Her katmanın, canlılığın yararına yönelik önemli bir görevi vardır. İncelendiği zaman her tabakanın kendisine ulaşan madde ya da ışınları uzaya ya da yeryüzüne geri döndürme özelliklerinin olduğu anlaşılmıştır. Burada atmosfer katmanlarının geri döndürme özelliğini birkaç örnekle inceleyelim. Örneğin 13 ile 15 km yükseklikteki Troposfer tabakası, yeryüzünden yükselen su buharının yoğunlaşıp yağış olarak yere geri dönmesini sağlar.

25 km yükseklikteki Stratosferin alt tabakası olan Ozonosfer, uzaydan gelen radyasyon ve zararlı ultraviyole ışınlarını yansıtarak, yeryüzüne ulaşamadan uzaya geri dönmelerini sağlar.

İyonosfer tabakası da yeryüzünden yayınlanan radyo dalgalarını bir uydu gibi yeryüzünün farklı bölgelerine geri yansıtarak, telsiz konuşmalarının, radyo ve televizyon yayınlarının uzak mesafelerden izlenebilmesini sağlar.

Manyetosfer tabakası ise, Güneş'ten ve diğer yıldızlardan yayılan zararlı radyoaktif parçacıkları, yeryüzüne ulaşmadan uzaya geri döndürür.

Gökyüzü tabakalarının henüz yakın bir geçmişte keşfedilen bu özelliğinin yüzyıllar öncesinden Kuran'da belirtilmesi, Kuran'ın Allah'ın sözü olduğunu bir kez daha tasdik etmektedir.


YERYÜZÜNÜN KATMANLARI


Kuran'da yeryüzü ile ilgili verilen bilgilerden biri, yeryüzünün, yedi kat olan gökyüzüne benzerliğidir:
Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)

Yukarıdaki ayette dikkat çekilen bu bilgiye bilimsel kaynaklarda da yer verilmekte ve yeryüzünün yedi katmandan oluştuğu açıklanmaktadır. Bilim adamlarının sıraladığı bu katmanlar şöyledir:


1. Kat: Litosfer (su)
2. Kat: Litosfer (kara)
3. Kat: Astenosfer
4. Kat: Üst manto
5. Kat: Alt manto
6. Kat: Dış çekirdek
7. Kat: İç çekirdek


Litosfer, Yunanca kaya anlamına gelen lithos kelimesinden gelmektedir ve Dünya'nın en üst katmanını oluşturan katı kaya tabakadır. Diğer katmanlarla kıyaslandığında oldukça incedir. Litosfer, okyanusların altında ve volkanik açıdan aktif olan bölgelerde daha da incedir. Yeryüzünde bu katmanın ortalama kalınlığı 80 km'dir. Diğer katmanlara göre daha soğuk ve daha katıdır; bu bakımdan yeryüzünde kabuk görevi görür.

Litosferin altında Yunanca zayıf kelimesi Asthenes'ten gelen Astenosfer katmanı bulunur. Bu katman Litosferle kıyaslandığında daha incedir ve hareketli bir tabakadır. Bu katman jeolojik zamanla yüksek ısı ve basınca maruz kaldığında yumuşayıp eriyebilen, sıcak, yarı-katı maddelerden oluşmuştur. Katı Litosfer tabakasının, yavaşça hareket eden Astenosfer tabakası üzerinde yüzdüğü ya da hareket ettiği düşünülmektedir.23 Bu katmanların altında yüksek sıcaklıkta, yarı-katı kayalardan oluşan yaklaşık

27-06-2005 16:48

Bu iş copy-paste yapmakla olmaz. Fazla kişide bu kadar uzun yazıları okumaz. Kendinden birşeyler katman lazım.
Evrenin oluşumunu aktarmışsın başlarda. Peki Kuranda 6 günde yarattım diyor allah evreni, bu nasıl iş? Hani "ol" demekle oluyordu herşey.

melih 27-06-2005 17:45

YERİ DÖŞEK GİBİ YAYDIK DEMEK NE DEMEKTİR YUVARLAK NESNE NE ZAMANDAN BERİ YAYILIYOR.

YILDIZLARI, YOLUNUZU BULASINIZ DİYE YARATTIM NE DEMEK OLUYOR

DEPREM OLMASIN DİYE YERYÜZÜNE DAĞLARI YERLEŞTİRMEK DE NE DEMEK OLUYOR

BUNLAR MI MUCİZE

EVRENİN GENİŞLEMESİ RİVAYETİ HİNDUİSTLER M.Ö. 400 YILINDA ZATEN SÖYLÜYORLARDI BU GENİŞLEMENİN BRAHMA GECESİ VE BRAHMA GÜNÜNDE DURACAĞINA İNANIYORLAR.

BİNG BANG TEORİSİ EVRENİN OLUŞMASI TEORİSİ DEĞİLDİR.GÜNEŞ SİSTEMİMİZİN OLUŞMASI TEORİSİDİR.EVREN ZATEN HEP VAR VE AYRICA BİNG-BANG OLSA BİLE ÖYLE KURANDA DENİLDİĞİ GİBİ 6 GÜNDE OLMAZ.

SÜMERLER KİL TABLETLERİNDE 7 GÖK 7 YERDEN ZATEN HEP BAHSEDİYORLAR.

M.Ö. ARİSTONUNDA YERYÜZÜ KATMANLARI HAKKINDA ARAŞTIRMALARI VAR GERÇİ O 9 KATMAN DEMİŞTİ AMA YİNE O ZAMAN İÇİN DÜŞÜNEREK BİR YERYÜZÜ KATMANI OLABİLECEĞİ DÜŞÜNCESİNİ ORTAYA KOYABİLMESİ BİLE YETER

AY TAKVİMİNİ SÜMERLER BULMUŞTUR.BU DA SÜMERLERİN AY'IN HAREKETLERİNİ DE ÇÖZMÜŞ OLDUĞUNU GÖSTERİR ZATEN İSLAM ÖNCESİ ARAPLARDA AY TAKVİMİNİ KULLANIYORLARDI

YAZILARININ TAMAMINI OKUYAMADIM İŞİN GERÇEĞİ ÜŞENDİM ZATEN SEN SAĞDAN SOLDAN KOPYALAMIŞSIN SEN YAZMAK İÇİN EMEK VERMEMİŞSİN BEN NİYE OKUMAK İÇİN EMEK SARFEDEYİM

Yenerick 28-06-2005 03:04

ya lamı cimi bırakında deist görüşü benimsemek üzere olan biri olarak kafamda bir soru var bu kuran mucilerinden iki denizin birbirine karışmaması gibi bu gün bulundu ama o zaman nasıl biliyordu peygamber böle başka şeylerde varmış buyrun ...


Saygılarımla...

melih 28-06-2005 10:02

din ve bilim
 
chıdery denen vatandaş yazısını tam okumadım fakat tatlı su tuzlu su islamiyetten çok önceleri zaten vardı. örneğin Plunin bir doğa coğrafyası üzerine araştırma yapmış bir romalı bilim adamıdır.Natıonel Hıstorius adlı kitabında tatlı su ile tuzlu suyun ayrılmadığını açık açık yazıyor bana inanmayın gidin kitabı okuyun.Bu gibi kuran mucizelerinden hiç bahsetmek dahi işstemiyorum hatta emek sarfetmeden kopyalama yapan hazırcılarla hiç uğrşmak istemiyorum.Diyanet olsun diğer islam bilimdir diyen aydın kesim ler olsun hepsi çevresinde ki insanları kandırıp duruyorlar.Efendim islamdan önce hiç bilim yokmuş muş muş muş ulan muhammedin zamanında araplar ağaçların altına sıçarken muhammetten 4.000 rakam yalnış değil dörtbin sene önce sümerler kanalizasyon sistemi kurmuşlar.muhammedin köleleri kuyudan su çekerken sümerler içme suyu şebekesi kurmuş.ay'ın hareketini,bileşik faiz formülünü sümerler bulmuş.Hadi sümerleri geç hititler ne oluyor adamlar bileşik faiz formülünü yalnış hesaplıyorlar diye adamlar ekonomisi çöküyor ta muhametten 2400 rakam yalnış değil ikibindörtyüz sene önce muhammedin zamanında ekonomi kavramı mı varmış.
muhammetten önce aristolar,sokratesler,demokritoslar,platonlar,arci himendsler,geodinoslar,
dyojenler gabeller var daha niceleri var.düşünsenize İmhotep M.Ö.3000 rakam yalnış değil üçbin yılında kafatası ameliyatı yapıyor.Kuranda embriyo hareketleri yazıyor neymiş kuran mucizesi nerde adamlar kurandan ikibin sene önce hiyeroglif yazılarında ambriyo hareketlerini resimli bir şekilde yazmış dahası gabel history and medicine adlı kitabında M.S.7'inci yılda 7.yüzyıl değil 7.yıl embriyo hareketlerini resimlerle kullandığı aletlerle açık açık yazmış.neyse ben fazla yazmak ayrıntılara girmek istemiyorum onlarada artık siz girin siz araştırmalar yapın ezberci olmayıp siz biraz kafa şişirin.Son olarak Bilim Adamları der ki Eğer İskenderiye Kütüphanesi yakılmasa idi bilim şu anda üçyüz yıl ileride idi.iskenderiye kütüphanesine çok millettten saldırı oldu nihai olarak kökünü kurutan müslüman araplar olmuştur.Hz.Ömer İskenderiye kütüphanesi adına aynen şöyle demiş"Kuran'a aykırı kitaplar var ise derhal yakın;kuran'a aykırı olmayan kitaplar var ise yine yakın çünkü onlar zaten kuran da var" işte islamiyetin bilime verdiği değer son camiinin son tuğlası son imamın kafasına düştüğü gün dünya karanlıktan kurtulup aydınlık bir dünyaya kavuşacak mücadelemiz hep bu yönde olacak gerçekler üzerine din insanları hep birbirinden ayırdı gerçekler ise insanları birbiriyle birleştirdi.

Cihadery 28-06-2005 11:47

Melih bey!

Yazdığım diğer bölümlerde de yazının harunyahya ya ait olduğunu yazdım..yani emeğe saygısızlık değil..

Eğer bunları bile aptalca kuramlarla çürütmeye çalışıyorsanız size diyecek birşeyim yok..Yazılanların hepsi bilimsel olarak kanıtlanmış olan kuran mucizeleri ama sizlerin kalbi ..gerçekten mühürlenmiş..bunları anlamak işinize gelmiyor...

"Bu söylenenler, onların Allah'a ve Resûlüne karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse, bilsin ki Allah, azabı şiddetli olandır"


Sizleri Allah a havale ediyorum..Şüphesiz allah herşeyi en iyi bilendir..

melih 28-06-2005 17:46

SAYIN CİHAD SEVER HARUN YAHYA O KİTAPLARI YAZARKEN EMEK Mİ VERMİŞ HARUN YAHYA SENDEN BETER KOPYACI O KİTAPLARI AVRUPA DA AMERİKADA KİLİSE TAKIMINDAN MAAŞ ALAN HIRİSTİYANCI BİLİM ADAMLARININ KİTABINDAN ALMIŞ.HARUN YAHYA ADAMLARINA TERCÜME ETTİRMİŞ ADAMLARINA BASTIRIP ÇOĞALTMIŞ ONUN HİÇ BİR EMEĞİ YOK O SADECE LÜKS MALİKANELERDE MANKEN MOTORCULARLA SİKİŞMESİNİ BİLİR

pegasus 29-06-2005 03:34

Kuranın en büyük mucizesi akraba evliliğine izin vermesidir...bundan iyi mucize mi olur...

29-06-2005 10:49

Pegasus'a bir ilave de benden: İlk indiği söylenen Alak Suresi, mantıken Kuranın ilk suresi olması gereken 96. suresidir!!!!! Alın size sayısal mucize!

Russell 12-07-2005 18:18

Mucize Türkleri lanetleyen bir adamın uydurduğu dinin Türkler tarafından yüceltilmesidir.

melih 01-08-2005 10:22

sayın chadery o senin kuranda yazan evrenin genişleme olayları m.ö. 400
yılında hinduizm dini zaten söylüyor evren genişliyor evrenin genişlemesi brahma günü ve brahma gecesinde duracak ve evren tekrar aynı konumuna gelecek bunlar ilk çağ filozoflarından gelen kaynaklar filozofların söyledikleri nedense sizin hep aynı olan dinlerinize kaynak oluyor.Örneğin aristo dünyayı koruyan etrafını çevreleyen katmanlar var diyor ta m.ö.400 yılında sizde 1000 yıl sonra kuranda dünyada 7 katmanın dünyayı koruduğunu yazan ayetler var deyip bunu ilk kuran yazdı deyip milleti uyutuyorsunuz.siz zannediyorsunuz ki m.s.600 yılından önce bilim yoktu bebeğin anne karnında ki geçirdiği evreleri ilk kuran yazıyor diyorsunuz değilmi gene yanılıyorsunuz m.ö. 3000 yalnış değil yazıyla yazayım istiyorsan milattan önce üçbin yılında mısırlılar zaten bunu dev lahitlerine zaten yazmışlar siz hayatınızda discovery chanell izlediniz mi yoksa siz hala hülya avşar'ın o yaşta bikini giymesi yalnış mı doğru mu diyen kanallara mı takılıyorsunuz

Pisagor 01-08-2005 16:14

kuran mucizesi :

kuran-ı kerim in ilk "k" sayfasi koparılıp , elde edilen "k" adet kagıt parcası surekli ikiye bolundugunde , n yineleme sayısı olmak uzere k*2^n denklemi elde edilir ki , bu da kuran-ı kerimin uslu sayılardan haberdar oldugunu gostermez mi ha gostermez mi ulan !! :)

n0thing 01-08-2005 16:48

Diyanet İşleri Başkanlığı

Dr. Lütfi Doğan

Kuran Meali`nin Basım Tarihi ve Yeri ===> Ankara 1973

Zariyat Suresi 47. Ayet ===> Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz Biz geniş kudret sahibiyiz.


Şimdi günümüz Diyanet mealine bakalım:

Yıl 2005 ve Zariyat suresi 47. ayetin çevirisi ====> Gögü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genisleticiyiz

Bunu dinlerde özgürlük bölümünde yazmıştım önceden.Birçok arkadaş da bu konu hakkında yığınla şey yazdı ancak okumayanlar için bir kez daha buraya ekliyorum.

fatih 02-08-2005 02:23

Japonyada bilim adamları artık kuranı referans olarak kullanıyorlarmış
Ne zaman bir şey bulmak isteseler kurana bakıyorlarmış ve yeni bir buluş yapıyorlarmış.

Bilim kitaplarının yanında kuran baş köşede bulunuyormuş

Nomore__lie 18-08-2005 09:33

Alıntı:

fatih´isimli üyeden Alıntı
Japonyada bilim adamları artık kuranı referans olarak kullanıyorlarmış
Ne zaman bir şey bulmak isteseler kurana bakıyorlarmış ve yeni bir buluş yapıyorlarmış.

Bilim kitaplarının yanında kuran baş köşede bulunuyormuş

tabi biliyorum sony -jvc- suziki -hond bla bla hep kurandan yapmışlar... orda varmış tarifi....valla ... .. aqma tek mucuze tanırım kuranı yırtan kız.....kukreyen aslan 2 nci...

ensareo 18-08-2005 16:46

Fatih kaç yaşındasın bilmiyorum ki kusura bakma ama bilmediğin bir konuda konuşmuşsun..Zırvalamışsın..Bak arkadaşım Kur'an bir Coğrafya,Tarih,Kimya,Astronomi,Matematik kitabı değildir..

İçinde mucizeler yer alıyorsa,buda insanların Kur'an'ın Allah(c.c) tarafından indirildiğinin bilinmesi,inanılması içindir.Çünkü onu yerin ve göğün sırlarını bilen indirmiştir.İyice okumanı ve düşünmeni tavsiye ederim..

Nomore ise ifritleşmiş bir insan..Şeytandan duyacağın vesveseleri ondanda duyabilirsin..Kafasının içinde de beyin yerine "saman" olduğunu ancak öldükten sonra otopside anlayabileceğiz..

Nomore__lie 21-08-2005 17:46

Alıntı:

ensareo´isimli üyeden Alıntı
Fatih kaç yaşındasın bilmiyorum ki kusura bakma ama bilmediğin bir konuda konuşmuşsun..Zırvalamışsın..Bak arkadaşım Kur'an bir Coğrafya,Tarih,Kimya,Astronomi,Matematik kitabı değildir..

İçinde mucizeler yer alıyorsa,buda insanların Kur'an'ın Allah(c.c) tarafından indirildiğinin bilinmesi,inanılması içindir.Çünkü onu yerin ve göğün sırlarını bilen indirmiştir.İyice okumanı ve düşünmeni tavsiye ederim..

Nomore ise ifritleşmiş bir insan..Şeytandan duyacağın vesveseleri ondanda duyabilirsin..Kafasının içinde de beyin yerine "saman" olduğunu ancak öldükten sonra otopside anlayabileceğiz..







hepiniz fatih in yasindasiniz ki........

ensareo 21-08-2005 18:54

nomorelie sen önce nickini değiştir.Bundan sonra senin nickin morelie olsun...Burada heva ve hevesinden söylediğin yalanların haddi hesabı yok hatta senin için söylediğin doğrumudur,yalanmıdır onunda önemi yok...Senin için sadece inekler yemeden yapılacak otopsi sonucunu bekliyoruz..

Nomore__lie 21-08-2005 21:01

Alıntı:

ensareo´isimli üyeden Alıntı
nomorelie sen önce nickini değiştir.Bundan sonra senin nickin morelie olsun...Burada heva ve hevesinden söylediğin yalanların haddi hesabı yok hatta senin için söylediğin doğrumudur,yalanmıdır onunda önemi yok...Senin için sadece inekler yemeden yapılacak otopsi sonucunu bekliyoruz..

sinavda basiarilar size......

niye vakit olduruyosun ki burda ..... ..sinava hazirlan sana burdan bonus cikmaz..

1= aslan kiz
2= kukreyen aslan

ensareo 21-08-2005 23:09

more_lie aklını kullan,inadı bırak ,düşün bu sınavın bir tekrarı yoktur bütünlemeyede giremezsin.Amacımız bonus kazanmak değil,sizin millete tabelalrı değiştirip yanlış yolu göstermenizi engellemek...Akıbet muttekilerindir...

Cengaver 24-08-2005 15:39

Alıntı:

Pisagor´isimli üyeden Alıntı
kuran mucizesi :

kuran-ı kerim in ilk "k" sayfasi koparılıp , elde edilen "k" adet kagıt parcası surekli ikiye bolundugunde , n yineleme sayısı olmak uzere k*2^n denklemi elde edilir ki , bu da kuran-ı kerimin uslu sayılardan haberdar oldugunu gostermez mi ha gostermez mi ulan !! :)


Senin Yazdığın Bu Cevap Cahilliğinide Göstermezmi
Alıntı:

Pisagor´isimli üyeden Alıntı
Ulan


Arafat 18-10-2005 18:15

KURAN MUCİZELERİ
 
Bunlar kuranın bilinçi bir zekanın ürünü olduğunun kanıtıdır. bizim kitabımızda ne bir fazla ne bir eksik kelime söz konuus değildir. kelimelerin adedi bile hesaplanmıştır. işte günümüzde dikkat çeken bazı gerçekler.



BİR GÜN
--------------------------------------------------------

------------------------

Kuran’da tekil olarak “bir gün (yevm)” kelimesi 365 defa

geçer. 365 sayısı sadece takvimin gün sayısı olarak

düşünülmemelidir. 365, aynı zamanda Dünya ile Güneş

arasındaki astronomik ilişkiyi ifade eden bir sayıdır.

Dünya, Güneş etrafında bir kez dönüşünü tamamladığında,

kendi etrafında 365 kez dönmüş olur. Yani Dünya, Güneş

etrafında bir kez döndüğünde, Dünya’da 365 tane gün

oluşmuştur. “Gün” kelimesinin tekil kullanımının 365’i

vermesi de önemlidir. Çünkü, Dünya’nın Güneş

çevresindeki dönüşünde 365 tekil gün oluşur. Kuran’da bu

kelimenin 200, 300 veya 400, 500... olarak değil tam 365

olarak geçmesi sizce tesadüf mü? Gerçekten de “bir gün

(yevm)” kelimesinin kullanımı; anlaşılması kolay,

taklidi imkansız Kuran mucizelerine bir örnektir. Bu

örnek tek başına bile Kuran’da bilinçli bir

mate-matiksel düzen olduğunu ortaya koyabilir. Bu

bölümdeki 50 örnek ve daha sonra 19’larla ilgili bölüm

incelenirse, Kuran’daki matematiksel mucizenin boyutu

daha iyi anlaşılacaktır.



GÜNLER
--------------------------------------------------------

------------------------

Kuran’da “gün” kelimesinin birçok kullanım tarzı

mucizevidir. “Gün” kelimesinin tekil kullanımları 365

kez geçerken, gün kelimesinin çoğul kullanımları (eyyam,

yevmeyn) ise 30 defa geçmektedir. Böylece bir ayın gün

sayısını ifade eden 30 sayısı verilir. Bir senede birden

fazla ayın olmasından dolayı bu günlerden farklı aylar

oluşur. Oysa 365 gün, bir tane yılı oluşturur. Böylece

“gün” kelimesinin tekilinin (yevm) 365 defa geçmesi

gibi, çoğulunun da (eyyam, yevmeyn) 30 defa geçmesi

anlamlıdır.

Güneş takvimi 30 ve 31 günlük aylardan oluşurken, Ay’a

bağlı takvim 29 ve 30 günlük periyodlardan oluşur.

Böylece 30 her iki takvimin kesişim kümesidir. Kuran’ın

indiği toplumda Ay takvimi kullanıldığını gözönüne

alırsak 30 sayısının kullanılması yine anlamlıdır. Ay’ın

(gökteki gezegen) bir ayı (yılın kısmı olan) oluşturma

süresi 29.53 gündür. Bunun yuvarlatılmışı ise 30’dur. Bu

tarz matematiksel mucizelerde Kuran’ın matematiksel

işlem olan yuvarlamayı tam doğru yaptığına tanık

olmaktayız. Nitekim Dünya, Güneş’in çevresinde 365.25

günde dönüşünü tamamlar. Bunun yuvarlatılmışı 365’tir.





GÜN KELİMESİNİN TÜREVLERİ
--------------------------------------------------------

------------------------

“Gün (yevm)” kelimesinin Kuran’da tekil olarak 365 kez,

çoğul olarak 30 kez geçtiğini gördük. “Gün” kelimesinin

bütün türevleriyle kullanımı ise 475 kezdir. Yani “gün”

kelimesinin tekil, çoğul ve diğer türevlerinin toplamı

475’tir. 475 sayısı 19x25’e eşittir. Kuran’daki

matematiksel mucizeyi incelediğimiz bu

Kelime-Uyumlarındaki-Matematiksel-Mucize kısmından sonra

19 Mucizesi’ni inceleyeceğiz. O bölümü okuduğunuzda

19’un neyi ifade ettiğini daha iyi anlayacaksınız.

Kuran’daki Kelime-Uyumlarının-Mucizesi ile Kuran’daki 19

sistemi bu örnekte olduğu gibi içiçe geçebilmektedir.

“Gün” kelimesinin Kuran’daki kullanımı, 19 mucizesinden

bağımsız olarak da mucizevi özellikte olduğu için, biz

“gün” kelimesi ile ilgili bulguları

Kelime-Uyumlarında-Matematik (KUM) açısından inceledik.

“Gün” kelimesinin türevlerindeki 19 çarpanı gibi 25

çarpanı da özel bir sayıyı ifade eder. Daha önce

belirttiğimiz gibi gün kavramı Dünya’nın Güneş ile

ilişkisi sonucunda oluşmaktadır. Dünya Güneş’in

çevresindeki bir dönüşünü gerçekleştirirken 365 kez

kendi çevresinde döner. Oysa bu arada Güneş de kendi

çevresinde aynı şekilde dönmektedir. Peki, Dünya kendi

çevresinde 365 kez döndüğü zaman Güneş kendi çevresinde

kaç kez döner? Sıkı durun, tam 25 kere... Anlaşılması

kolay, taklidi imkansız bu mucizenin belirttiği sayı,

Kuran’ın indiği dönemde, indiği bölgede bilinmiyordu.

Kuran’ın anlamlı tekrar sayılarında, o sayıların

belirttiği oluşumlara işaret etmesi mucize olduğu gibi,

bu sayıların o dönemde bilinmeyenleri ifade etmesi de

mucize oluşturmaktadır.

Ayrıca 25’in katsayısı olan 19’un Güneş-Dünya-Gün

kavramları bağlamında önemi vardır. Çünkü Dünya’nın,

Güneş’in ve Ay’ın aynı hizaya geldiği Meton devri; 19

Dünya yılında bir oluşur. Yani Güneş bir Meton devrinde

19x25= 475 defa kendi etrafında dönmüş olur. (Bir

sonraki bölüm KUM-4’ü okuyun). Evet, tam 475 kez. Bu

sayı tamı tamına gün kelimesinin tüm türevleriyle

Kuran’daki geçiş sayısına eşittir.




SENE
--------------------------------------------------------

------------------------

Kuran’da “sene” kelimesinin tüm türevleri (sinet, sinin)

19 defa geçer. Güneş’e bağlı ilerleyen takvimin ve Ay’a

bağlı takvimin süreleri, artık yıllarından dolayı

düzeltilmeye muhtaçtır. Dünya, Güneş’in etrafında 365

kez dönünce; Ay, Dünya’nın ve kendisinin etrafında 12

defa döner. Bu bir yıldır. Fakat Dünya bu dönüşünü

tamamlayıp başlama noktasına geldiğinde Ay bu noktaya

gelmez. Dünya ile Ay’ın aynı başlama noktasına gelişleri

19 senede bir gerçekleşir. 19 seneden oluşan bu dönem

Meton devri olarak anılır. 19 senede bir düzeltilen Ay

takviminin bu sürede 7 yılı artık (355 gün), 12 yılı ise

tamdır (354 gündür). “Sene” kelimesinin 7’si tekil

(sinet) 12’si çoğul (sinin) geçerek bu iki veriyle de

uyumunun oluşması ayrı bir özelliktir. “Sene”

kelimesinin tüm türevleri 19’u vererek Meton devrine

işaret eder.



Ay(uydu)------------------------------------------------

----------------

Gökteki gezegen olarak “Ay (Kamer)” kelimesi, tüm

türevleriyle Kuran’da tam 27 defa geçmektedir. Bu sayı,

Ay’ın Dünya etrafındaki eliptik turuna eşittir.

(Kitabımızın bilimsel mucizeleri anlatan ilk kısmının

15. ve 16. bölümlerinde Ay’la ilgili Kuran’ın

anlatımlarına değindik.) Kuran’da Güneş ve Ay’ın bir

hesaba tabi olduğuna dikkat çekilir. (Bakınız 55- Rahman

Suresi 5) Kuran’ın işaret ettiği gibi matematiksel

hesaplandırmayla ifade edilebilen Güneş’in ve Ay’ın,

Kuran’daki tekrar adetlerinde de matematiksel mucize

sergilenmesi çok anlamlıdır.



AY (Senenin bölümleri)
--------------------------------------------------------

------------------------

Kuran’da gökteki Ay, “Kamer” olarak farklı kelimeyle,

senenin kısımları olan ay ise “şehr” olarak farklı

kelimeyle ifade edilir. Birçok dilde bu böyledir.

Örneğin İngilizce’de gökteki Ay, “Moon”dur, senenin

bölümleri olan ay ise ayrı bir kelime “month”dır.

Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüşünde 365 tekil gün

oluşurken; Ay, Dünya’nın etrafında 12 defa dönerek, 12

ay oluşturur. Kuran ayların sayısının 12 olduğunu

söyler. 1 yıl 12 tane aydan oluşur ve Kuran’da 12 defa

olarak bir ay (şehr) kelimesi geçer. Ayların sayısının

12 olduğu Kuran’ın şu ayetinde belirtilir:

... Allah’ın katında ayların sayısı onikidir...
9- Tevbe

Suresi 36


--------------------------------------------------------

------------------------
AY’A GİDİLİŞ TARİHİ
--------------------------------------------------------

------------------------

Kitabımızın ilk kısmının 16. bölümünde Ay’a gidileceğine

dair Kuran’da geçen ifadeleri inceledik. Bu ifadelerin

en önemlilerinden biri Kamer (Ay) Suresi’nin 1.

ayetidir. İşte bu ayetten Kuran’ın sonuna kadar 1389

ayet vardır. Hicri takvime göre 1389 yılı, miladi 1969

yılına karşılık gelmektedir ve bu tarih Ay’a insanların

ilk ayak bastığı tarihtir. (1389 sayısı ayrıca bu

surenin veya Kuran’ın vahyedilmesinden yaklaşık 1389 yıl

sonra Ay’a gidileceğine işret olarak da düşünülebilir.

Çünkü hicri takvim Kuran’ın vahyinin devam ettiği bir

tarihte başlamaktadır.)

Yaklaştı saat ve yarıldı Ay
54- Kamer Suresi 1





DENİZ-KARA ORANI
--------------------------------------------------------

------------------------

“Deniz (bahr)” kelimesi Kuran’da 32 defa geçer. Kuran’da

geçen “bahr” kelimesi deniz-ler gibi, göl, ırmak tipi

büyük suları da ifade eder. “Kara (berr, yabas)” ifadesi

ise Kuran’da 13 defa geçer. Eğer 32’nin 45’e oranını

alırsak karşımıza %71,111 çıkar.

Elinize hangi ansiklopediyi alırsanız alın denizlerin

Dünya’nın %71’ini, karaların %29’unu oluşturduklarını

göreceksiniz. Dünya’daki kara-deniz oranıyla Kuran’daki

kara ve deniz ifadelerinin oranının uyumlu olması çok

ilginç bir mucizedir. Peygamber’in yaşadığı dönemde

bilinmeyen bu bilgi Kuran’da kelimelerin uyumlu

kullanımıyla kodlanmıştır. İnatçılık engelinden kurtulan

insanlar, Kuran’ın anlaşılması kolay, taklidi imkansız

bu mucizelerini takdir edeceklerdir.




DEMİRİN İZOTOPLARI
--------------------------------------------------------

------------------------

Demirin atom numarası (proton sayısı), Kuran’da demirden

bahseden Demir (Hadid) Suresi’nin 25. ayetinde kodlu

olduğu gibi, bu surede demirin izotoplarına da işaret

vardır.

1. Belirli bir demir anlamına gelen (el-Hadid)’in

matematiksel değeri 57’dir. İngilizce’deki “the” gibi

Arapça’da belirlilik takısı “el”dir. Türkçe’de bunun

karşılığı yoktur. Bu belirlilik takısıyla ortaya çıkan

57 sayısı demirin izotoplarından biridir.

Elif = 1
Lam = 30
Ha = 8
Da = 4
Ye = 10
Da = 4
Toplam = 57

2- Hadid (Demir) Suresi, Kuran’ın 57. suresidir. 57

demirin izotoplarından biridir.

3. Hadid (Demir) Suresi, Kuran’ın sondan 58. suresidir.

Bu da demirin diğer bir izotopudur.

4. Bu surenin numaralı ayetlerinin sayısı 29’dur.

Numarasız Besmele hesaba katılırsa bu sayı 30 olur. Bu

iki sayı demirin dört izotopundan ikisinin nötron

sayısına eşittir. Allah isminin tüm suredeki geçiş adedi

ise diğer bir izotopun nötron sayısını vermektedir.

Kelime Bu kelimenin matematiksel değeri
Belirli bir demir (el-Hadid) 57



Demirin izotoplarından biri 57



Demirin (Hadid) Suresi kaçıncı suredir? 57





YARATILIŞIN AŞAMALARI VE İNSAN
--------------------------------------------------------

------------------------

Kuran’da 40-Mümin Suresi 67. ayette ve 23-Müminun Suresi

14. ayette insanın yaratılışında geçirdiği aşamalar

anlatılır. İnsanın doğuma kadar geçirdiği aşamaları

şöylece 6 maddede toplayabiliriz: 1- Toprak, 2- Damlacık

(Sperm) 3- Asılıp tutunan (Rahim duvarına asılma

safhası) 4- Bir çiğnemlik et, 5- Kemikler, 6- Et (48. ve

54. bölümlerin arasında Kuran’ın insanın yaratılış

aşamalarını mucizevi anlatımını inceledik). Bu

kelimelerden 1- Toprak (turab) kelimesi 17 kez, 2-

Damlacık (Nutfe) kelimesi 12 kez, 3- Asılıp tutunan

(Alak) kelimesi 6 kez, 4- Bir çiğnemlik et (mudğa)

kelimesi 3 kez, 5- Kemikler (izame) kelimesi 15 kez, 6-

Et (Lahm) kelimesi 12 kez geçmektedir. İnsanın doğuma

kadar geçirdiği bu aşamalar 65 kez geçmektedir. “İnsan”

kelimesi de aynen 65 kez tekrarlanır. Ne dersiniz, bu da

tesadüf olabilir mi? İnsanın yaratılış aşamalarından

bahseden iki ayet şöyledir:

O’dur ki sizi (1) topraktan (turab), (2) sonra bir

damlacıktan (nutfe), sonra (3) asılıp tutunandan (alak)

yarattı, sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta...




40-Mümin Suresi 67

Sonra o (2) damlacığı (nutfe) (3) asılıp tutunana (alak)

dönüştürdük, sonra o (3) asılıp tutunanı (alak) (4) bir

çiğnemlik et (mudğa) haline getirdik, daha sonra o (4)

çiğnemlik eti (mudğa) (5) kemik (ızame) olarak yarattık,

sonra (5) kemiğe (ızame) (6) et (lahm) giydirdik ve

sonra bir başka yaratılışla onu yeniden inşa ettik. En

güzel yaratıcı olan Allah çok yücedir.


23-

Müminun Suresi 14

Kelime Kuran'da geçiş adedi
Toprak 17
Bir Damla Su 12
Asılıp Tutunan 6
Bir Çiğnemlik Et 3
Kemikler 15
Et 12
Toplam = 65
İNSAN 65






SABIRLA OKUDUĞUNUZ İÇİN ALLAH RAZI OLSUN.

Materyalist 18-10-2005 18:58

Daha çok mucize
 
Arafat kardeş, sen az yazmışsın. Daha bir sürü mucize var. İstersen bu konuda birazda ben bilgi vereyim. Kuran 5 harfli bir kelimedir. 5, tek rakamlı sayıların tam ortasıdır. Ve şu anda 2005 yılındayız. Yılın son rakamıda 5. Ayrıca bizim de 5 kardeş olmamız mucizeyi daha da arttırıyor. Kuranda 6666 ayet vardır ki, buda 66.66'nın 100 ile çarpımından elde edilir. Biliyorsun yüz 3 basamaklı sayıların ilkidir. Şu mucizedeki ulviyete bak. Birde 6.666 sayısının 1000 ile çarpımı da 6666'yı verir ki, işte esas mucize budur. Çünkü 1000 mükemmel bir sayıdır. Çünkü 4 basamaklı sayıların ilkidir. Biliyorsun bir senede mevsim var. Ayrıca kuranın yüzüncü sayfası da önemlidir. Çünkü 100'den allaha atfedilen teklik unsurunu yani 1'i çıkarırsan 99 sayısına ulaşırsınki, bu da sana allahın isimlerinin sayısını verir. Daha bir çok mucize var. Ama hangi birini yazsam bilemiyorum. Kuranı kerim derken 11 harf söylemiş oluyoruz ki, bu benim yeğenimin yaşına delalet eder. Çok mucizevi bir olay.
Zaten sizin gibi insanlar yüzünden, gerilikten bir türlü kurtulamıyoruz. Zamanını bunlara harcayacağına, biraz bilimsel bir şeyler okusan daha iyi olmaz mı be? İyice örümcek kafalı olmaya başlamışsınız.

Arafat 18-10-2005 22:57

Sen istersinde ben yapmazmıyım. peki biraz daha bilimsel olalım.

Rüzgarları aşılayıcılar olarak gönderdik…

15Hicr Suresi 22

Gerek Dünya'mızın içindeki fiziksel oluşumlar üzerine yapılan araştırmalar, gerek bitkiler üzerine yapılan araştırmalar, bize rüzgarların aşılayıcı özelliğinin önemini gösterdi. Rüzgarlar bitkilerin üremesinde, bitki tozlarını taşıyarak rol oynamaktadır. Aynı zamanda rüzgarlar, yağmur yağabilmesi için yağmur bulutlarını da aşılamaktadır. Böylece rüzgarlar aşılayıcı foksiyonlarıyla Dünya'daki yaşam için olmazsa olmazlar listesindedir. Diğer olmazsa olmazlar gibi rüzgarların da olmaması, bizim de, Dünya'daki tüm canlılığın da olmaması anlamına gelmektedir.

Denizlerin ve diğer suların üzerinde köpüklenme nedeniyle "Aerosol" adlı hava kabarcıkları oluşmaktadır. Bunlar rüzgarların karadan sürüklediği tozlarla karışarak Atmosfer'in üst katmanlarına doğru havalanır. Rüzgarların yükselttiği bu parçacıklar su buharı ile birleşir, su buharı bu parçacıkların etrafında yoğunlaşır. Bu parçacıklar olmasa, yüzde yüz su buharı, bulutu oluşturamaz. Bulutların oluşması, rüzgarların bu şekilde havada serbest şekilde bulunan su buharını, taşıdıkları parçacıklarla aşılamaları ile olmaktadır. Rüzgarlar bu görevlerini yerine getirmeseydi, yağmur yağdıran bulutlar oluşmayacaktı. Dolayısıyla yağmur, yağmur olmayınca ise yaşam mümkün olmayacaktı. Rüzgarın görevi burada bitmez, Atmosfer'de tonlarca ağırlığa sahip bulutların sürüklenmesi, hava ile sürtünen bulutlarda negatif ve pozitif elektrik yükleriyle aşılamanın olması da bulutlar sayesindedir. Rüzgarlar olmasaydı bulutlar oluşmazdı; fakat oluştuklarını kabul etsek bile, o zaman da bulutlar buharlaştıkları okyanusların, denizlerin üstüne

AŞILAYICI RüZGARLAR

yağacaklar ve yeryüzündeki bitkilerin, hayvanların, dolayısıyla insanın var olması mümkün olmayacaktı. Rüzgarlar bulutların oluşumundan, yağmurların boşalmasından, yağmurun karalara da yağmasına kadar birçok ayrı fonksiyonu yerine getirmektedir. Rüzgarların bu fonksiyonlarının her biri yaşamın devamı için kesinlikle gereklidir. Yaratıcımız her şeyi olduğu gibi bunu da mükemmel bir şekilde planlamıştır.

RüZGARLARIN HARİKA SİSTEMİ

Yaşamımız için olmazsa olmaz şart olan rüzgarlara Kuran'da dikkat çekilmiş, rüzgarların aşılayıcı özelliği vurgulanmıştır. Rüzgarların yaratılışındaki incelikleri incelediğimizde Dünya'mızdaki mükemmel yaratılışların bir örneğine daha tanık olmaktayız. Dünya'nın dönüşünden Dünya'mızdaki yerşekillerine, alçak ve yüksek basınç alanlarına kadar birçok etken rüzgarların oluşumunda etkilidir. Eğer Dünya'mızın 23,5 derecelik eğikliği olmasaydı, güney ve kuzey kutuplarındaki soğuma ve Güneş'in etkisi her gün için farklı olmazdı. Ekvatorla kutuplar arasındaki ısı farkı azaltılarak rüzgarların ılımlı esmesi sağlanmıştır. Eğer böyle olmasaydı, yerşekilleri böyle ayarlanmasaydı kutuplardan ekvatora, ekvatordan kutuplara doğru esen rüzgarlar yaşamı mahvedecek fırtınalara sebep olabilirdi.

Ayrıca kutuplarda ve ekvatorda Atmosfer'in kalınlığının farklı oluşundan dolayı havanın üst kısmında ayrı, alt kısmında ayrı akımlar oluşmaktadır. Böylece rüzgarların çeşitli yönlerden esmesi sağlanır. Dünya'nın tüm yerleşim bölgelerine çeşitli rüzgarların gelebilmesi için dağlardan, ovalardan, yaylalardan öyle motifler işlenmiştir ki her yerleşim bölgesi çevresinde sıcak ve soğuk cephe sistemleri dönüşümlü olarak doğar. Görüldüğü gibi rüzgarlardan yağmura, dağlardan ovalara, Dünya'nın dönüşünden ısı ayarlamalarına kadar her şey birbiriyle bağlantılıdır. Bu oluşumlardan birini yaratan kim ise, hepsini yaratan da O'dur. Bu oluşumlardan her biri diğerleriyle bağlantılı olduğu için, bunun aksini düşünmek imkansızdır. Dünya'mızdaki oluşumlardaki bu birlik Yaratıcının birliğini ortaya koymaktadır. Bu oluşumlardaki incelikler, mükemmellikler, detaylar ise onun kudretinin, sanatının, bilgisinin, gücünün sınırsızlığını anlamak isteyenlere anlatmaktadır.

Sıcaktan bunaldığımızda bir rüzgar esince duyduğumuz hoş hislerin yanında, bu rüzgarların Yaratıcısının yarattığı incelikleri de hatırlayalım. Rüzgar hem matematiktir, hem sanattır, hem kudrettir, hem ilimdir. Bu oluşumlar yaşadığımız Evren'deki tüm oluşumların nasıl mükemmel şekilde planlandıklarını, aralarından hiçbirinin başıboş olmadığını, dolayısıyla tüm bu oluşumlarla alakalı olan ve bu oluşumların birer parçası olan bizim de başıboş olmadığımızı haykırmaktadır. Rüzgar ister meltem, ister poyraz, ister lodos olsun; her şekliyle Yaratıcımızın planladığı, fiziksel kurallara bağladığı, yaşamımızı onsuz imkansız kıldığı bir tabiat olayıdır.

...Rüzgarların yönlendirilmesinde de aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.

45Casiye Suresi 5


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

KAZIK ŞEKLİNDE DAĞLAR

6 Yeryüzünü bir döşek yapmadık mı?

7 Dağları da birer kazık?

78 Nebe Suresi 67

Kuran'da bir çok ayette dağlardan bahsedilir. İncelediğimiz ayet, bu ayetlerden biridir ve dağları kazıklara benzetmektedir. Bu benzetmenin mucizevi yönünü ancak son yüzyıldaki jeolojik bulgulara dayanarak anlayabiliyoruz. Dağların yeryüzünde görünen kısmından çok daha büyük olan kökleri, yerin altında görünmez bir durumdadır. Dağların yerin altındaki kökleri, dağın görünen kısmının 1015 katına kadar çıkabilmektedir. örneğin Dünya'nın en yüksek noktası olan Everest Tepesi, yerin 9 km kadar üstündedir, oysa bu noktanın yerin altındaki kökü 125 km civarındadır. Bir kazığın fonksiyonlarını yerine getirmesi için kazığın yerin altına saplanan kökü nasıl çok önemliyse, aynı şekilde dağ için de yerin altındaki kökü çok önemlidir.

Kıtaların üzerindeki dağların kökü olduğu gibi, denizlerde de dağlar vardır ve bunların da kökü vardır. Dağların volkanik kayalardan veya tortulardan oluşması gibi farklılıklar vardır, fakat dağların kökünün olduğu gerçeği hep aynıdır. Dağların kökü Arşimet kanunları çerçevesinde dağların görünür kısmına destek olmaktadır. Değil Peygamberimiz'in döneminde, bundan birkaç yüzyıl önce bile dağların bir kökü olduğunu bilmenin imkanı yoktu. Bu yüzden Kuran'ın dağları kazıklara benzeterek yaptığı benzetme çok yerinde, çok isabetli, mucizevi bir benzetmedir.

DAĞLARIN FONKSİYONU

Jeoloji biliminin yeni bulgulara göre kendini yenilemeyen kitaplarında dağların köküne veya dağların yerkabuğunu sabitlemekteki fonksiyonuna rastlayamayabilirsiniz. Fakat bu bilgilere rastlayabileceğiniz kitaplar da mevcuttur. "The Earth" (Yeryüzü) bunlardan biridir. Kitabın yazarı Frank Press, Bilimler Akademisi başkanıdır ve Amerika'nın eski başkanlarından Jimmy Carter'ın bilimsel konulardaki danışmanıdır. O, dağları, kökünün çoğu toprağın derinliklerinde olan çiviye (wedge like shape) benzetir. Dr. Press dağların fonksiyonlarını uzun uzadıya anlatır ve onların yerkabuğunu stabilize etmekteki önemli rollerine dikkat çeker. Bu bilgi Kuran'ın 14 asır önce verdiği bilgilerle tamamen aynıdır.

Onları sarsmasın diye yeryüzüne dağları yerleştirdik...

21Enbiya Suresi 31

Yerkabuğu aslında sıvı bir ortamın üzerinde yüzer durumdadır. Yerkabuğunun kalınlığı çoğunlukla 5 km civarındadır. Oysa dağların altındaki kalınlık 35 km gibi değerlere ulaşmaktadır. Bunun sebebi dağların kazıklar gibi yerin altında bir köke sahip olmalarıdır. Kazıklar nasıl bir çadırı toprağa sabitliyorsa, dağlar da kazıkların bu görevini yerkabuğunun sabitlenmesinde yerine getirmektedirler.

Dağlar yerkabuğunu meydana getiren tabakaların çarpışmaları, bir tabakanın diğer tabakanın altına girmesi sonucu oluşmuştur. üstte kalan tabaka kıvrılıp dağları oluşturmuştur. Alttaki tabaka da derine doğru uzanan dağın kökünün oluşmasını sağlamıştır. Böylece dağlar yeraltına doğru uzanan kökleri ile yerkabuğu tabakalarının birbirlerine kaynaşmasını sağlar.

Dağların yerkabuğunun genel dengesini sağlamadaki etkisi izoztesi (isostasi) diye tanımlanır. Webster's New Twentieth Century Dictionary'de (Webster'ın Yeni 20. yüzyıl sözlüğü) bu terim şöyle açıklanır: "Jeoloji'de dağların Dünya yüzeyinin altında oluşturdukları yerçekimsel kuvvet sayesinde yerkabuğunun genel dengesinin sağlanması."

Dağların sıradan bir yeryüzü çıkıntısı olarak algılandığı dönemde, dağların yeryüzündeki dengeyi sağlayıcı özelliğine ve gözle görülmeyen köküne işaret eden Kuran, her konuda olduğu gibi bu konuda da bizi kendine hayran bırakmaktadır
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------
BİTKİLERDE ERKEKLİK VE DİŞİLİK

Gökten su indirdi, nitekim onunla çeşit çeşit bitkilerden eşler çıkardık.

20 Taha Suresi 53

...Bütün meyvalardan ikişer eş yaratmıştır.

13 Rad Suresi 3

Kitabımızın 11. bölümünde Allah'ın Evren'i çiftler halinde yarattığını ve bunu açıklayan Kuran ayetlerini inceledik. Bitkilerdeki eşler halinde yaratılma ise Kuran'da özel olarak vurgulanmaktadır. Ayetlerde geçen "zevc (çoğulu zevce)" kelimesi eski Türkçe'mizde eşleri belirtmek için kullanılmaktaydı, hanımlar beylerine "zevcim", beyler hanımlarına "zevcem" demekteydiler. Arapça'dan dilimize geçen bu kelime bitkilerin eşlerini belirmekte de kullanılan "zevc" kelimesidir.

Bitkiler üzerine yapılan incelemelerde bitkilerde de erkekliğin ve dişiliğin olduğu, bu farklı organlar sayesinde bitkilerde üremenin gerçekleştiği anlaşıldı. Peygamberimiz döneminde biyoloji gelişmiş bir bilim değildi. Bitkilerin üremesi, bu üremedeki dişi ve erkek unsurların rolü bilinmiyordu. Bu yüzden 1400 yıl önceden Kuran'da bitkilerdeki eşler halinde yaratılışa dikkat çekilmesi çok anlamlıdır.

Tohumlu ve çiçekli bitkilerde erkek ve dişi üreme hücreleri vardır. Bu hücreleri her ikisi de çiçeğin ortasında bulunan erkek organ ile dişi organ üretir. Dişi organın yumurtalık denen şişkince bölümünde küçük ve yuvarlak tohum taslakları, bunların içinde de dişi üreme hücreleri bulunur. Erkek üreme hücreleri ise erkek organın başçık bölümünün ürettiği çiçek tozlarının içinde saklıdır. çok hafif olan çiçek tozları rüzgarla ya da çeşitli hayvanlar aracılığıyla çiçekten çiçeğe taşınırken, içlerinden bir bölümü dişi organın tepeciğine yapışıp kalır. Daha sonra bu çiçek tozu taneciği boyuncuktan aşağıya doğru inerek, yumurtalıklardaki tohum taslaklarına ince bir borudan uzanır. Erkek üreme hücresi de bu borudan geçer ve tohum taslağının içindeki dişi üreme hücresiyle birleşir. Erkek ve dişi üreme hücrelerinin birleşmesine döllenme denir. Döllenmiş tohum taslaklarından tohumlar, bunlardan da yeni bitkiler gelişir.

BİTKİLERDEKİ MÜTHİŞ UYUM

Bitkilerin yüz binlerce değişik türü vardır. çok küçük boyutlu bitkilerden, California'nın kıyı sekoyaları gibi 90 metre boyundaki dev bitkilere değin sayamayacağımız kadar çok çeşit vardır. Eşeyli üreme yapan tüm bitkilerde dişi organ ve erkek organ birbirinden farklı özelliklerde yaratılmışlardır ve mikro seviyede de tüm bu organlar çok kompleks ve çok mükemmel yaratılışa sahiptir. Yüzbinlerce türdeki yüzbinlerce dişi ve yüzbinlerce erkek organ birbirlerine uygun şekilde yaratılmıştır. Bu uyum, bir kasayı açacak şifrenin o kasaya uyması gibi, çok ince bir uyumdur. Bitkilerin her birinin içinde bu uyum yaratılmasaydı, bu bitkilerin hiçbiri var olamazdı. Bir bitkinin yaşamının devamı bu dişi ve erkek organlarına bağlıdır. Bu organların tekinin eksikliği veya bu organlar arasındaki en ufak uyumsuzluk, o bitki türünün yok olmasına sebep olur. Bu yüzden bu organlar aynı zaman dilimi içinde, aynı bitki türünün üzerinde, eksiksiz ve mükemmel olarak var olmak zorundadır. Bu da Yaratıcımızın her şeyi ne kadar mükemmel planladığının, hiçbir şeyde en ufacık bir tesadüfün, rastgeleliğin yer alamayacağının delilidir. çok kompleks bir şifre yüzbinlerce kere verilse ve yüzbinlerce ayrı kasa her seferinde açılsa; bu bir tesadüfün, rastgeleliğin sonucunda olabilir mi? Bitkilerdeki dişi ve erkek organlar ve bu organların birleşmesi için gerekenler Dünya'daki en kompleks kasa için gereken şifreden çok daha komplekstir. üstelik bitkilerdeki dişilik, erkeklik ve buna bağlı üreme, bitkilerin yaratılışının sadece bir yüzüdür. Her bitki kendi harika yaratılışıyla Dünya'mızın bir süsü, ekolojik sistemimizin bir parçası ve yaratılışın bir mucizesidir.

TİTREŞEREK, KABARARAK CANLANAN TOPRAK

Su ve hava olmadan yaşanamayacağını ufacık çocuklar bile bilir. Peki, toprak olmadan yaşayamayacağımızın acaba yeterince bilincinde miyiz? Toprak sürekli gelişim halindedir. Binlerce yıl içerisinde, özellikle suyun etkisiyle, yavaş yavaş aşağıdan yukarıya doğru ana kayanın (Litosfer) tahrip olmasıyla oluşur. Bu süreç en sert kayalarda yılda 0.01 milimetre olduğu için toprağın gelişim hareketi gözümüzden kaçar. (Bu oran yeryüzünün sıcak bölgelerinde yılda 20 milimetreye kadar çıkar.) Bu bağlamda toprak cansız olan mineral dünyadan canlı bir dünyaya geçiş aşamasıdır. Bir metreküp verimli toprakta 30 milyon kadar bakteri vardır. Gözle algılayamadığımız bu bakteriler toprağın her santimetrekaresinin canlı olması anlamına gelir. Bu canlılığın en önemli maddesi hem bu bakterileri, hem de bitkileri harekete geçirip canlandıran sudur.

...Yeryüzünü kupkuru ölü gibi görürsün, ancak üzerine su yağdırdığımız zaman titreşir, kabarır ve her güzel çiftten bir şeyler bitirir.

22 Hac Suresi 5

Bu ayette kupkuru toprağın üzerine suyun düşmesiyle oluşan aşamalar anlatılır. Kuran'ın ifadelerinde anlatılan titreşmenin ve kabarmanın önce sadece edebi ifadeler olduğu sanıldı. Fakat "Brown Titremesi"nin anlaşılmasıyla Kuran'ın bu noktada da bir mucize gösterdiği anlaşıldı. Ayette toprağa suyun düşmesiyle oluşan 3 aşamaya dikkat çekilir:

1 Toprağın titreşmesi

2 Toprağın kabarması

3 Toprağın çiftler halinde ürünler vermesi



1 Birinci aşamada topraktaki parçacıklar suyun üzerlerine düşmesiyle hareket eder. Toprağın üzerine düşen su damlacıkları bir hedef olmaksızın birçok yönde hareket eder. Böylece birçok taraftan suyla çarpışan toprak parçacıkları titreşir gibi hareket ederler. Suyun toprağa düşmesiyle topraktaki farklı moleküller arasında elektrik akımı oluşur. Toprağın parçacıkları iyonlaşır. Elektrik akımının düşüşüyle pozitif iyona, yükselişiyle negatif iyona dönüşüm olur. Suyun toprağa gelişiyle iyonik moleküller titreşir. Botanikçi Robert Brown 1828 yılında toprağın partiküllerinin bu hareketini tespit etti ve adını Brown Movement (Brown Titremesi) koydu. Bu hareket, suyun toprağın üzerine düşmesiyle oluşan bir süreçte gerçekleşir.

2 İkinci aşamada dikkat çekilen olay, suyu emen toprak parçacıklarının hacimce büyümesi, böylece kabarmanın gerçekleşmesidir. Parçacıklar suya doyunca suyun mineral depoları olurlar. Bitkiler ihtiyaçlarını bu depolardan karşılar. Toprağın suyu tutan mükemmel yapısı sayesinde yağmur suları toprağın derinliklerinde kaybolmaz. Böylece bitkilerin, dolayısıyla tüm canlıların yaşaması mümkün olur.

3 üçüncü aşamada bitkilerin filizlenmesine dikkat çekilir. Ayetin işaret ettiği gibi zevci ve zevcesiyle yani dişiliği ve erkekliğiyle bitkiler yaratılmaya başlanır. Başlangıçta ölü olan toprak suyun toprağın üzerine düşmesiyle başlayan bir sürecin sonunda canlı bitkiyi bağrından çıkarmaktadır.

Kuran'da bitkilerin yaratılışına birçok defa dikkat çekilir, hatta bitkilerin yaratılışıyla insanların yaratılışı ve diriltilmesi arasında benzerlik kurulur. Bitkilerin filiz verdiği dönem insanın gençliğine benzer, daha sonra insanın olgunluk dönemi gibi bitkinin de olgunluk dönemi vardır. İnsan yaşlandığında nasıl buruşuyor, güçten düşüyorsa bitki de yaşlanınca buruşur, kurur ve eski gücünü, cazibesini kaybeder. Bitki de ölünce insan gibi çerçöp olur ve toprağa karışır. Bitkiler her mevsimde soldukları yerde yeniden canlanarak insanın öldükten sonra yeniden yaratılışına delildirler. Canlı olan bitkiyi her sene öldüren sonra yeniden aynı yerde dirilten Allah, tüm insanlığın gözü önünde yeniden yaratmanın kendisi için ne kadar kolay olduğunun delillerini göstermektedir. Böylelikle insanoğlu, bitkilerin yeniden canlandırıldığı her mevsimde, ölümü yaratan Allah için, yeniden canlandırmanın da ne kadar kolay olduğuna tanık olmaktadır.

ölü toprak onlar için bir delildir. Onu diriltiriz, ondan taneler çıkartırız da ondan yerler.

36 Yasin Suresi 33
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

YUVAYI DİŞİ ARI YAPAR

Efendin dişi bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda, insanların kurdukları kovanlarda evler edin.

16 Nahl Suresi 68

Kuran, arının yaptıklarını anlatırken, fiilin dişi formunu kullanmaktadır. Arapça'da fiiller dişiye ve erkeğe göre farklı çekilirler (Başka birçok dünya dilinde de bu böyledir). Arının yaptıkları anlatılırken fiilin dişi formunun kullanılması Kuran'ın saydığı eylemleri dişi bal arısının yaptığını göstermektedir. Bu yüzden ayeti "dişi bal arısı" diye çevirmek daha doğrudur. Dişi bal arısının yaptıkları Kuran'da şöyle tarif edilmektedir: (Arapça'da arının erkeği ve dişisi aynı şekilde yazılır, bu kelimenin ayrıca dişisi yoktur.)

--------------------------------------------------------------------------------------------------------SOLUNUM VE FOTOSENTEZ
--------------------------------------------------------------------------------

Ve nefes almaya başladığı zaman sabaha.

81 Tekvir Suresi 18

Nefes alıp verme süreci, yani solunum, en basit şekliyle bir canlının oksijen alıp karbondioksit vermesi şeklinde tanımlanabilir. Peki, nefes almayla sabahın ne bağlantısı vardır acaba? Neden bu iki kavram ayette bir araya getirilmiştir? Sabahleyin geceden farklı birşey mi olmaktadır?

Bitkilerdeki fotosentezin bilinmediği dönemlerde bu soruları sorsaydınız, sorularınız cevapsız kalırdı. Bitkiler topraktan aldıkları suyu, havadan aldıkları karbondioksit ile birleştirerek, şeker ve nişasta benzeri karbonhidratlara ve oksijene dönüştürür. Fotosentez denen bu süreçte oluşan yüksek enerjili besinler dokularda depolanırken, oksijen dışarı atılır. Kısacası fotosentez, solunum ile tam ters yönde oluşan bir metabolizma olayıdır. Solunumda karbonhidratlar oksijen ile birleşerek, su ve karbondiokside parçalanır. Demek ki solunum tepkimelerinin son ürünleri, fotosentezin ilk maddeleridir.

Ama bu olay yalnız ve yalnız gündüzleri gerçekleşmektedir. Fotosentez ışık enerjisine bağlıdır ve karanlıkta gerçekleşemez. Yani ayetin ifade ettiği "sabah" vaktinde ışıklar ortaya çıkınca, "nefes almanın" şartı olan oksijen, bitkiler tarafından dışarı verilmeye başlar. Böylece ayetin ifade ettiği "nefes alma" ve "sabah vakti" arasındaki bağlantının mucizeviliği ortaya çıkmaktadır
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------ÜÇ KARANLIKTA YARATILIŞ

Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlıkta bir yaratılışdan diğer yaratılışa geçirerek yaratmaktadır.

39 Zümer Suresi 6

Anne karnındaki cenin çok hassas bir varlıktır. Cenin eğer özel bir korunmaya sahip olmasaydı; sıcak, soğuk, ısı değişimleri, darbeler, annenin ani hareketleri cenine ya büyük bir zarar verecek, ya da cenini öldüreceklerdi. Annenin karnındaki 3 bölge cenini tüm bu dış tehlikelere karşı korur. Bu bölgeler şunlardır:

1 Karın duvarı

2 Rahim duvarı

3 Amniyon kesesi

Kuran'ın indiği 7. asırda insanların amnion kesesinden haberleri yoktu. Peki o zaman Kuran'ın anne karnındaki üç karanlığa işaret etmesi nasıl açıklanabilir? Hiç şüphesiz bu ifadeyi Kuran'ın indiği dönemin bilgi seviyesiyle açıklamaya olanak yoktur. Cenin bu üç tabakanın koruyuculuğu altında kapkaranlık bir mekanda yavaş yavaş gelişimini sürdürür.


----------------------------------------------------------------------------------------------------------------ROMALILAR'IN GALİBİYETİ VE EN ALÇAK YER

2 Romalılar yenilgiye uğradılar.

3 Dünyanın en alçak yerinde. Ama onlar yenilgilerinin ardından yeneceklerdir.

4 üç ile dokuz yıl içinde. Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. O gün inananlar sevineceklerdir.

30 Rum Suresi 24

Kuran ayetlerinin indiği dönemde, Romalılar (Rumlar) Hıristiyan, Persler (İranlılar) ise ortak koşan (ateşetapan) topluluklardı. Romalılar'la Persler'in arasında geçen savaşta Persler'in savaşı kazanması, Hıristiyanlar gibi tek Allah'a inanan Müslümanlar'ı üzmüştü. Ortak koşan bir toplumun, Allah'a inanan bir topluluğa karşı galibiyeti moralleri bozmuştu. Bu durumun üzerine Kuran, Romalılar'ın (Bizans'ın) yakında galip geleceğini ve inananların bu olay üzerine sevineceğini müjdelemiştir. Dördüncü ayette geçen "bıdı sinin" ifadesi üç ile dokuz arası sayıları ifade eder. Arapça'da tekil için ayrı, iki adet için ayrı, ondan fazla sayıları belirtmek için ayrı ifadeler vardır.

Hz. Muhammed dini ilk yaymaya başladığı günden itibaren kendisine inanan insanlar hep var olmuş, gittikçe bu sayı artmıştır. Eğer Kuran'ın bu ifadesi yanlış çıksaydı hiç şüphesiz Kuran'a ve Hz. Muhammed'e karşı güven sarsılacak ve birçok kişi dine inanmaktan vazgeçecekti. Yani Kuran'ın, Allah'ın vahyi olmadığını zanneden bir insan için, Kuran'da geleceğe yönelik böyle bir haberin verilmesi, bütün bir sistemin tehlikeye atılmasıdır. Peygamberin, haberin yanlış çıkması halinde kaybedecekleri, haberin doğru çıkması halinde kazanacaklarından çok daha fazladır. Fakat bu dinin sahibi Allah'tır, bu müjdeyi veren de Allah'tır. Bu yüzden hiçbir tehlike yoktu ve hiçbir sorun da olmamıştır. O küçük topluluğun Kuran'a duyduğu güven hiç sarsılmamış ve kısa zamanda tüm bölge inananlarla dolmuştur.

BU NE CESARET

Bu ne cesaret, bu ne kendine güven, bu ne tereddütsüz bir haber vermedir! Böyle bir cesaret ya üstün bir bilginin cesaretidir, ya da cahil cesur olur misali cahil cesaretidir. (Sonuçlar hangi şıkkın doğru olduğunu ispatlıyor.) Bu haberin Allah'ın vahyi olduğunu bilmeyenler, bu haberin tüm bir sistemin tehlikeye atılması olduğunu zannederler. üstelik bu haber, olması zor olanın müjdelenmesidir. çünkü savaşı kaybetmiş olan bir devletin, yakında kaybettiği topluluğa karşı savaşı kazanacağı söylenmektedir. Bir de "bıdı sinin" ifadesinden üç ile dokuz sene arasında bu olayın gerçekleşeceği anlaşılmaktadır.

Bu haber yalan çıksa, hem inananların inancı sarsılacak, hem ortak koşanların dine karşı bir delilleri olacaktır. Oysa tarih şahittir ki; ortak koşanlar Peygamberimize deli, büyücü, menfaatçi gibi suçlamalar yapmalarına karşın, hiçbiri Peygamberin şu söylediği yanlış çıktı, Kuran'ın bu vaadi gerçekleşmedi dememişler, daha doğrusu diyememişlerdir. Oysa bu tarz delile o ortak koşanlar çok muhtaçtılar. Peygamber'e ve inananlara karşı kılıçlarla savaşıp onları öldürmeye çalışmak zor bir yoldu. Eğer ortak koşanların, dine karşı bu tarzda deliller ortaya çıkarmaları mümkün olsaydı, savaşmak gibi zor bir yol yerine, bunu denerlerdi. Zor yolu seçmeleri böyle bir koza sahip olmadıklarını göstermektedir. Kuran'ın tüm dedikleri çıkmış ve bu noktada ortak koşanlar bile bir itirazda bulunamamışlardır. Nasıl günümüzde Kuran'ın birçok mucizesine rağmen ve Kuran'a alternatif hiçbir kitabın, hiçbir sistemin gösterilememesine rağmen hâlâ inanmayanlar varsa ve de olacaksa, o dönemde de böyle olmuştur, her türlü delili görmelerine rağmen inanmayanlar olmuştur. Fakat tüm bu inanmayanlar, daha Peygamberimiz hayattayken yaşadığı bölgeye Kuran'ın hakim olmasını engelleyememişlerdir.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

ve daha bir sürü delil. ama inanmak isteyen inanır. rabbin onun kabine yumuşatır. ama sizin gibi inanmaktan korkan ezik insanlar hiç bir zaman inanmayacaklardır.

18-10-2005 23:04

Arafat arkadaş,

Bu iş copy-pastelerle olmaz. Ben, İlahiyat Fakültesi mezunu bir müslüman arkadaşımdan rica etim ve bilgisayarıma oturttum onu. Kuran programında bu kelimeleri o Arapça yazdı sonra da arattık. Yukarıdaki istatistiklerin çoğu tutmadı.

Örneğin "Gün" kelimesi yani "yevm" 365 tane çıkmadı. Hem Arapça aramada hem de Türkçe aramada bu sayıdan çok farklı sayılar çıktı. Kuranda "gün" kelimesinin 365 kez geçtiği yalandır. Biz bunu test ettik. Hodri meydan! 365 kez geçtiğini ispatlamaya davet ediyorum seni.

18-10-2005 23:26

Bilimsel buluşlar Kuran'da varsa bulunmadan önce niye söylenmiyor?

Kur'anın asıl görevi insanların kendi çabası ile öğrenemeyeceği yaratılış gayelerini, iman ve ibadet esaslarını insanlara bildirmesidir. Yoksa insanların maddi çalışması ile elde edebileceği şeyleri insanlara çalışmadan buradan öğrenebilirsiniz diye kısa yoldan bildirmek değildir.

** bu yazının devamını islamicevap sitesinden okuyabilirsiniz, ben iki şeye değinecem
1. kuranı bilenlerin de kabul ettiği gibi bilimsel buluşlardan hiç biri önceden kuranda bildirilmemiştir, önce birşeyler bulunmuş sonra bunlar kurana uydurulmaya çalışılmıştır
2. Neden bu referans olarak verilen şeyler hep müslüman olmayanların bulduğu şeyler?
cavur bulsun müslüman kurana referans etsin, ohh ne ala

Materyalist 18-10-2005 23:42

Arafat yazın çok uzun olduğu için okumadım. Kusura bakma. bir daha böyle uzun uzadıya yazarsan yine okumam. Sadece bazı yerlere bakıp geçtim. CEM, sana verilecek cevapların en güzelini vermiş zaten. Ve tezini yada mucize dediğin şeyin yalan olduğunu ortaya koymuş. Benim söyleyecek bir şeyim kalmadı. Ayrıca CEM'e de yaptığı bu araştırmadan dolayı teşekkür ederim.
Biraz bilimsel takıl istersen.

Arafat 19-10-2005 00:19

yalan olduğunu sen kendine ispatla önce
Cem kardeşim. neden sadece birgün(yevm) kelimesini yalanladın. diğerlerinin doğruluğunu kabul ediyosun demekki.

şimdi iyibir yalan sallamışsın. ilahiyat fakültesi falan. aklınca beni yalanlıyosun. diğerlerinide yalanlada tam olsun be güzelim. hadi. diğer bulgularında yalan olduğunu söyle. kuranda yevm(birgün) kelimesi 365 defa geçmektedir. bunları sadece orjinal arapça kuranda tesbit edebilirsin. türkçe kuranda bunu sayııs 500 de olabilir. biraz daha destekli at. ben yalan konuşmadım. yazdıklarım doğrudur. kelimenin başına veya sonuna getirdiğin bir ek o kelimenin kaç kere geçtiğini bulamamana sebeb olur. lütfen itina ile bir kez daha arat. yalan konuşmuyorum. hodri meydan. al eline kuranı teker teker say kardeşim. öyle klavyeyle yazıp aratmaya benzemez bu. arpça okuyamıyorsan latin alfabesi ile yazılmış bir kuran al. ordan say. ne sayacağını bilyorsun dimi. tekil olarak bir gün(yevm) sayacaksın. türevlerini değil. ne diyim. inanmak istemeyen inanamaz.


bir gün arakdaşıma dedimki. "yer kabuğunun aşırı derecede hareket etmesini dağlar biraz engeliyomuş. bu da dağların boyunun 7-8 katı kadar daha uzun olan köklerinden kaynaklanıyomuş.

onları sarsmasın diye yeryüzüne dağları yerleştirdik...
21Enbiya Suresi 31.


ne dese beğenirsin. bu bilimsel gerçeğe rağmen cevap şuydu. "benim annem babam jeolog. dağların kökü falan yoktur. kandırmışlar seni" tıpkı senin yaptığın gibi cem. gerçeği bildiği halde sırf beni döt etmek için o anda herkezin içinde bunu söyledi. ve bende güldüm tabiki. çünkü dağların kökünün olduğu bilimsel bir gerçektir. biz bilime karşı değiliz.

19-10-2005 00:29

Yazdığım yazıyı iyi okumuyor musun Arafat?

Yukarıda ne yazmışım: "Hem Arapçasını hem de Türkçesini aratıp saydırttık bilgisayarda". Zaten sırf Türkçe veya latin hafleri ile saydırtsaydım, İlahiyatçı arkadaşımı ne diye çağırayım demi?

Yaklaşık 8-10 kelime tekrarı mucizesi iddiasını bu arkadaşımla araştırdık Arapça olarak. 2-3 tanesi doğru çıktı kalanı yanlış daha doğrusu yalan demek gerekir buna.

Tekrar söylüyorum "yevm" kelimesinin arapçası 365 kez değil bundan çok farklı sayıda geçmektedir Kuranda. Sen de benim gibi zaman ve emek harca, bir şekilde araştır derim. Körü körüne her yazılana inanma.

Arafat 19-10-2005 00:29

mataryelist sende okumaz isen cevap da yazma. bilmediğin ve okumadığın bir konu hakkın nedne cevap yazıyosun. amacın belli. ne pahasına olursa olsun gerçekelri yalanlamak. illa hakikati görüncemi inanacaksınız. peki siz nasıl isterseniz. ben burda ispatlanmış kelime uyumlarından söz ediyorum. herif ordan yalan diyo. yuh artıkç. ohaaaaa y6ani. çüş. hepsini yalanlıyamadın dimi. yemedi. çünkü ispatlanması en zor olan 365 tane kelimenin varlığıdır. diğerlerini eminim tesbit edip bulmuşsundur. hahahha. çok çakalsın cem çoook. akıllı olo biraz. nyargıyı bi kenara bırak yaw. bu adamlar ne diyor diey hele bi düşün.

Arafat 19-10-2005 00:39

cem hala nasıl bu kadar iddia ediyosun ya. kabul et artık. diğerleri doğru çıktı dedin. şimdi bidaha ayzıyorum. sanırım anlamadın tam olarak.

tekil olarak (gün)
Gün, günler ve ay kelimeleri
Kuran’da tekil olarak gün ( yevm) kelimesi tam 365 sefer geçer. Dünya güneş etrafındaki bir turu olan bir yıl yani 365 gündür. Gün kelimesinin çoğul kullanımı olan (eyyam, yevmeyn) kelimeleri ise tam 30 değer geçer. Kuran’da ay (senenin ayı anlamında) tam 12 sefer geçer. Bilindiği gibi bir sene 12 ay vardır.

günler falan değil. mesela yevm diye aratırsan. yevmeyn kelimesinide bulursun. ama yevm kelimesindne sorna boşluk bırakırsan yine 365 defa bulamassın. sanırım şimdi anlatabildim.

19-10-2005 00:57

Hiç şüphen olmasın Arafat, kelimeleri aratırken iki şekilde de arattık yani:

1) Kelimeyi yalın (eksiz) olarak yazıp arattık
2) Kelimeye ek gelmiş şekilleriyle arattık

Her iki türlü aramamızda da 365 sayısından çok farklı sayılar elde ettik.
Hemen belirteyim ki bu araştırmamızda Türkiyenin ve dünyanın en iyi İslami softwaresi kabul edilen Mürşit 4.0'ı kullandık. Önceden dediğim gibi iddiaların yarıdan fazlası yanlış çıktı.

İlahiyatçı arkadaşım sonuçların böyle çıkmasına bozulmadı çünkü o evelinden de Kuran'da mucizeler olduğuna inanmıyordu. "Kuran'ın önemini mucizelerde değil, kitapda yazılanların anlamında aramak gerekir" düşüncesinde olan birisi. İlahiyatçılarımız arasında bu görüş yaygın. Hatta ATV de birkaç ay evvel sanırım, Ömer Çelakıl ile bir İlahiyat profesörünün tartışmasını izleyenler hatırlar ki bu tefsirci profesör mucize iddialarına yüz vermiyor, önemsemiyordu. Arafatın bahsettiği iddialar arkadaşımın aramasında tutmayınca İlahiyatçı arkadaşım bana "Bak ben sana dememiş miydim bunlar uydurma diye?" dedi.

Tekrar söylüyorum her iddiaya körü körüne inanmayın. Düşünün, test edin, araştırın, kendinizin bilemediği alanlarda güvendiklerinizden yardım isteyin. Harun Yahya şarlatanına da kanmayın.

Arafat 19-10-2005 01:19

SAnırım dediğimi anlamamışsın. bak kardşeim. yevm kelimesini sağında ve solunda boşluklar olarak aratırsan. 365 çıkmaz. yevm kelimesini sağında ve solunda boşluklar olmadan aratırsan 365 çıkmaz. boşluk bırakmadan aratım. yevmeyn olanları saymayıp. yevm kelimesi geçen ayetleri istersen türkçesinden okuyup tekil mânada 365 defa geçtiğine sahit olıcaksın.

ömer çelakılın bulduğu birşey vardı. kara ve deniz oranı. bu da doğrudurç ama süleyman ateş bu konuda şöyle bir yorum yapmıştı.

laz bakkal çırağıan bişey dediği zaman auz veznini kulllanır. peki laz bakkal auz veznini kullandığını bilirmi. :D işte siizn ciddiye aldığınz profösörler bunlar. adamalr allahı bakkalla kıyas etmekten çekinmiyorlar. sırf ömer çel akıl döt olsun diye herife cephe alıyolar. yazdığım bütün kuran dedlilleri doğrudur. 365 olayının hesaplanması bira güç olduğu için sen ona kafayı takmışsın. diğerlerini yalanlıyamıyosun ama. çünkü diğerlerini ispatlamak daha kolayıma gider. ama 365 tane ayeti yazmam baya bi zaman alır dimi. çok çakalsın. yemezler güzelim. m
rşit programını biliyorum. siz nasıl artıcağınızı bilemeişsiniz. ısrarla söylüyorum nasıl aratacağın. şimdi dediğim gibi yap. ama yapmassın. çünkü korkuyorsun. bir gerçekle daha yüzyüze olmaktan. en basidinden yevmeyn ve eyyam kelimesi ikisi birden 30 defa geçer. yada kamer (ay)kelimesi 27 defa geçer. bunların ispatlamam kolay olacağı için bunları öne sürmemisin. aferim iyi taktik. zaten yukarda yazdım yazacağımı. hala neyi yalanlıyosun ya. bu işi yapanlar senin benim gibi bi çok bilmeyen insanlar değil. kendini kandırırsın ancak.

mokartes 19-10-2005 01:58

CEM'MİSİN NESİN SENİN O İLAHİYATÇI ARKADAŞININ MATEMATİKLE ARASI PEK İYİ DEĞİL GALİBA GELSİNDE GÖZÜNE SOKAYIM 365 ADET TEKİL YEVM KELİMESİNİ Kİ SENİNLE MUHATAP OLAN İLAHİAYTÇIDA NASIL Bİ ADAMDIR TARTIŞILIR. BAKSANA KÜFRÜNDE SANA YARDIMA KOŞUYOR.SİZ İSTEDİĞİNİZ KADAR HAFKIRIN KURAN HEM LAFZEN HEM MANEN HEM EDEBEN HEM MECAZEN HERRR YÖNÜ İLE MUCİZ BİR KİTAP KENDİNDEN ÖNCEKİ VE SONRAKİ MESELELERİ BİLDİRİR.SİZİN KURANIN RAKİBİ FURKAN DİYE BAHS ETTİĞİNİZ NİCE ZIRVALARI TARİHİN DERİNLİKLERİNE GÖMMÜŞTÜR.SİZ BU İŞİ PARA KARŞILIĞI YAPAN SATILMIŞLARSINIZ KİMSE BATIL BİR İŞ İÇİN BU KADAR ÇABA HARCAYIP EMEK SARF ETMEZ KİMBİLİR KİMLERDEN NE KADAR ALIYORSUNUZ BU SALYALARINIZI BURAYA SAÇMAK İÇİN. SİZ DEĞİL SİZİN EN ÜSTAZINIZDA GELSE ÇUVALLAMAYA MAHKUM ÇÜNKÜ KURANDA EN UFAK Bİ ŞÜPHEYE MAHAL BIRAKACAK BİR CÜMLE YOK SİZ ANCAK CAHİL CUHELAYI YALANLARINIZLA ALDATIRSINIZKİ KURANIN K'SINDAN HABERSİZ ZAVALLI, MÜSLÜMANIM DİYE GEZİNİYOR PİYASADA SİZDEN DUYDUĞUNADA KAPILIYOR ACABA DEYİP ARAŞTIRMAK ZAHMETİNDE BİLE BULUNMUYOR.ŞİMDİ ARAFAT KARDEŞ SEN BU ADAMLARI CEHENNEME SOKUP ÇIKARSAN YİNEDE İNKAR EDECEKLER BUNLARIN HALİ MALUM ONUN İÇİN SEN YAZACAKLARINI YAZ ONLARLA TARTIŞMAYA GİRME.ALACAK OLAN ALIR O YAZILARDAN ALACAĞINI ARTIK HALA KÜFÜRDE ISRAR EDİYORSA OKUYAN CANI CEHENNEME BİZ NE YAPALIM.BİRDE BU HERİFLERE KARDEŞİM DİYE HİTAP ETME (ANCAK İNANANLAR KARDEŞTİR)AYETİNİ HATIRLA BİZİDE DUA'DA UNUTMA.

aspartam 19-10-2005 09:28

Arkadaşlar 1.618 size neyi anımsatıyor?

Aciz_bir_kul 19-10-2005 20:07

Bunlara bende inanmamıştım ilk önce, ama araştırınca hakikaten hepsi doğru. inkar etmenin bir anlamı yok. bana da saçma geliyodu ama araştırmak lazım. tabiki her denilene inanmamalıyız ama iddia edilenide araştırmalıyız. bencede o ilahiyat mezunu arkadaşının gerçekten ilahiyat mezunu olup olmadığı tartışılır. :)

Tuzbaykucbars 19-10-2005 22:16

Re: KURAN MUCİZELERİ
 
Alıntı:

Arafat´isimli üyeden Alıntı
Bunlar kuranın bilinçi bir zekanın ürünü olduğunun kanıtıdır. bizim kitabımızda ne bir fazla ne bir eksik kelime söz konuus değildir. kelimelerin adedi bile hesaplanmıştır. işte günümüzde dikkat çeken bazı gerçekler.



BİR GÜN
--------------------------------------------------------

------------------------

Kuran’da tekil olarak “bir gün (yevm)” kelimesi 365 defa

geçer. 365 sayısı sadece takvimin gün sayısı olarak

düşünülmemelidir. 365, aynı zamanda Dünya ile Güneş

arasındaki astronomik ilişkiyi ifade eden bir sayıdır.

Dünya, Güneş etrafında bir kez dönüşünü tamamladığında,

kendi etrafında 365 kez dönmüş olur. Yani Dünya, Güneş

etrafında bir kez döndüğünde, Dünya’da 365 tane gün

oluşmuştur. “Gün” kelimesinin tekil kullanımının 365’i

vermesi de önemlidir. Çünkü, Dünya’nın Güneş

çevresindeki dönüşünde 365 tekil gün oluşur. Kuran’da bu

kelimenin 200, 300 veya 400, 500... olarak değil tam 365

olarak geçmesi sizce tesadüf mü? Gerçekten de “bir gün

(yevm)” kelimesinin kullanımı; anlaşılması kolay,

taklidi imkansız Kuran mucizelerine bir örnektir. Bu

örnek tek başına bile Kuran’da bilinçli bir

mate-matiksel düzen olduğunu ortaya koyabilir. Bu

bölümdeki 50 örnek ve daha sonra 19’larla ilgili bölüm

incelenirse, Kuran’daki matematiksel mucizenin boyutu

daha iyi anlaşılacaktır.



GÜNLER
--------------------------------------------------------

------------------------

Kuran’da “gün” kelimesinin birçok kullanım tarzı

mucizevidir. “Gün” kelimesinin tekil kullanımları 365

kez geçerken, gün kelimesinin çoğul kullanımları (eyyam,

yevmeyn) ise 30 defa geçmektedir. Böylece bir ayın gün

sayısını ifade eden 30 sayısı verilir. Bir senede birden

fazla ayın olmasından dolayı bu günlerden farklı aylar

oluşur. Oysa 365 gün, bir tane yılı oluşturur. Böylece

“gün” kelimesinin tekilinin (yevm) 365 defa geçmesi

gibi, çoğulunun da (eyyam, yevmeyn) 30 defa geçmesi

anlamlıdır.

Güneş takvimi 30 ve 31 günlük aylardan oluşurken, Ay’a

bağlı takvim 29 ve 30 günlük periyodlardan oluşur.

Böylece 30 her iki takvimin kesişim kümesidir. Kuran’ın

indiği toplumda Ay takvimi kullanıldığını gözönüne

alırsak 30 sayısının kullanılması yine anlamlıdır. Ay’ın

(gökteki gezegen) bir ayı (yılın kısmı olan) oluşturma

süresi 29.53 gündür. Bunun yuvarlatılmışı ise 30’dur. Bu

tarz matematiksel mucizelerde Kuran’ın matematiksel

işlem olan yuvarlamayı tam doğru yaptığına tanık

olmaktayız. Nitekim Dünya, Güneş’in çevresinde 365.25

günde dönüşünü tamamlar. Bunun yuvarlatılmışı 365’tir.





GÜN KELİMESİNİN TÜREVLERİ
--------------------------------------------------------

------------------------

“Gün (yevm)” kelimesinin Kuran’da tekil olarak 365 kez,

çoğul olarak 30 kez geçtiğini gördük. “Gün” kelimesinin

bütün türevleriyle kullanımı ise 475 kezdir. Yani “gün”

kelimesinin tekil, çoğul ve diğer türevlerinin toplamı

475’tir. 475 sayısı 19x25’e eşittir. Kuran’daki

matematiksel mucizeyi incelediğimiz bu

Kelime-Uyumlarındaki-Matematiksel-Mucize kısmından sonra

19 Mucizesi’ni inceleyeceğiz. O bölümü okuduğunuzda

19’un neyi ifade ettiğini daha iyi anlayacaksınız.

Kuran’daki Kelime-Uyumlarının-Mucizesi ile Kuran’daki 19

sistemi bu örnekte olduğu gibi içiçe geçebilmektedir.

“Gün” kelimesinin Kuran’daki kullanımı, 19 mucizesinden

bağımsız olarak da mucizevi özellikte olduğu için, biz

“gün” kelimesi ile ilgili bulguları

Kelime-Uyumlarında-Matematik (KUM) açısından inceledik.

“Gün” kelimesinin türevlerindeki 19 çarpanı gibi 25

çarpanı da özel bir sayıyı ifade eder. Daha önce

belirttiğimiz gibi gün kavramı Dünya’nın Güneş ile

ilişkisi sonucunda oluşmaktadır. Dünya Güneş’in

çevresindeki bir dönüşünü gerçekleştirirken 365 kez

kendi çevresinde döner. Oysa bu arada Güneş de kendi

çevresinde aynı şekilde dönmektedir. Peki, Dünya kendi

çevresinde 365 kez döndüğü zaman Güneş kendi çevresinde

kaç kez döner? Sıkı durun, tam 25 kere... Anlaşılması

kolay, taklidi imkansız bu mucizenin belirttiği sayı,

Kuran’ın indiği dönemde, indiği bölgede bilinmiyordu.

Kuran’ın anlamlı tekrar sayılarında, o sayıların

belirttiği oluşumlara işaret etmesi mucize olduğu gibi,

bu sayıların o dönemde bilinmeyenleri ifade etmesi de

mucize oluşturmaktadır.

Ayrıca 25’in katsayısı olan 19’un Güneş-Dünya-Gün

kavramları bağlamında önemi vardır. Çünkü Dünya’nın,

Güneş’in ve Ay’ın aynı hizaya geldiği Meton devri; 19

Dünya yılında bir oluşur. Yani Güneş bir Meton devrinde

19x25= 475 defa kendi etrafında dönmüş olur. (Bir

sonraki bölüm KUM-4’ü okuyun). Evet, tam 475 kez. Bu

sayı tamı tamına gün kelimesinin tüm türevleriyle

Kuran’daki geçiş sayısına eşittir.




SENE
--------------------------------------------------------

------------------------

Kuran’da “sene” kelimesinin tüm türevleri (sinet, sinin)

19 defa geçer. Güneş’e bağlı ilerleyen takvimin ve Ay’a

bağlı takvimin süreleri, artık yıllarından dolayı

düzeltilmeye muhtaçtır. Dünya, Güneş’in etrafında 365

kez dönünce; Ay, Dünya’nın ve kendisinin etrafında 12

defa döner. Bu bir yıldır. Fakat Dünya bu dönüşünü

tamamlayıp başlama noktasına geldiğinde Ay bu noktaya

gelmez. Dünya ile Ay’ın aynı başlama noktasına gelişleri

19 senede bir gerçekleşir. 19 seneden oluşan bu dönem

Meton devri olarak anılır. 19 senede bir düzeltilen Ay

takviminin bu sürede 7 yılı artık (355 gün), 12 yılı ise

tamdır (354 gündür). “Sene” kelimesinin 7’si tekil

(sinet) 12’si çoğul (sinin) geçerek bu iki veriyle de

uyumunun oluşması ayrı bir özelliktir. “Sene”

kelimesinin tüm türevleri 19’u vererek Meton devrine

işaret eder.



Ay(uydu)------------------------------------------------

----------------

Gökteki gezegen olarak “Ay (Kamer)” kelimesi, tüm

türevleriyle Kuran’da tam 27 defa geçmektedir. Bu sayı,

Ay’ın Dünya etrafındaki eliptik turuna eşittir.

(Kitabımızın bilimsel mucizeleri anlatan ilk kısmının

15. ve 16. bölümlerinde Ay’la ilgili Kuran’ın

anlatımlarına değindik.) Kuran’da Güneş ve Ay’ın bir

hesaba tabi olduğuna dikkat çekilir. (Bakınız 55- Rahman

Suresi 5) Kuran’ın işaret ettiği gibi matematiksel

hesaplandırmayla ifade edilebilen Güneş’in ve Ay’ın,

Kuran’daki tekrar adetlerinde de matematiksel mucize

sergilenmesi çok anlamlıdır.



AY (Senenin bölümleri)
--------------------------------------------------------

------------------------

Kuran’da gökteki Ay, “Kamer” olarak farklı kelimeyle,

senenin kısımları olan ay ise “şehr” olarak farklı

kelimeyle ifade edilir. Birçok dilde bu böyledir.

Örneğin İngilizce’de gökteki Ay, “Moon”dur, senenin

bölümleri olan ay ise ayrı bir kelime “month”dır.

Dünya’nın Güneş etrafındaki dönüşünde 365 tekil gün

oluşurken; Ay, Dünya’nın etrafında 12 defa dönerek, 12

ay oluşturur. Kuran ayların sayısının 12 olduğunu

söyler. 1 yıl 12 tane aydan oluşur ve Kuran’da 12 defa

olarak bir ay (şehr) kelimesi geçer. Ayların sayısının

12 olduğu Kuran’ın şu ayetinde belirtilir:

... Allah’ın katında ayların sayısı onikidir...
9- Tevbe

Suresi 36


--------------------------------------------------------

------------------------
AY’A GİDİLİŞ TARİHİ
--------------------------------------------------------

------------------------

Kitabımızın ilk kısmının 16. bölümünde Ay’a gidileceğine

dair Kuran’da geçen ifadeleri inceledik. Bu ifadelerin

en önemlilerinden biri Kamer (Ay) Suresi’nin 1.

ayetidir. İşte bu ayetten Kuran’ın sonuna kadar 1389

ayet vardır. Hicri takvime göre 1389 yılı, miladi 1969

yılına karşılık gelmektedir ve bu tarih Ay’a insanların

ilk ayak bastığı tarihtir. (1389 sayısı ayrıca bu

surenin veya Kuran’ın vahyedilmesinden yaklaşık 1389 yıl

sonra Ay’a gidileceğine işret olarak da düşünülebilir.

Çünkü hicri takvim Kuran’ın vahyinin devam ettiği bir

tarihte başlamaktadır.)

Yaklaştı saat ve yarıldı Ay
54- Kamer Suresi 1





DENİZ-KARA ORANI
--------------------------------------------------------

------------------------

“Deniz (bahr)” kelimesi Kuran’da 32 defa geçer. Kuran’da

geçen “bahr” kelimesi deniz-ler gibi, göl, ırmak tipi

büyük suları da ifade eder. “Kara (berr, yabas)” ifadesi

ise Kuran’da 13 defa geçer. Eğer 32’nin 45’e oranını

alırsak karşımıza %71,111 çıkar.

Elinize hangi ansiklopediyi alırsanız alın denizlerin

Dünya’nın %71’ini, karaların %29’unu oluşturduklarını

göreceksiniz. Dünya’daki kara-deniz oranıyla Kuran’daki

kara ve deniz ifadelerinin oranının uyumlu olması çok

ilginç bir mucizedir. Peygamber’in yaşadığı dönemde

bilinmeyen bu bilgi Kuran’da kelimelerin uyumlu

kullanımıyla kodlanmıştır. İnatçılık engelinden kurtulan

insanlar, Kuran’ın anlaşılması kolay, taklidi imkansız

bu mucizelerini takdir edeceklerdir.




DEMİRİN İZOTOPLARI
--------------------------------------------------------

------------------------

Demirin atom numarası (proton sayısı), Kuran’da demirden

bahseden Demir (Hadid) Suresi’nin 25. ayetinde kodlu

olduğu gibi, bu surede demirin izotoplarına da işaret

vardır.

1. Belirli bir demir anlamına gelen (el-Hadid)’in

matematiksel değeri 57’dir. İngilizce’deki “the” gibi

Arapça’da belirlilik takısı “el”dir. Türkçe’de bunun

karşılığı yoktur. Bu belirlilik takısıyla ortaya çıkan

57 sayısı demirin izotoplarından biridir.

Elif = 1
Lam = 30
Ha = 8
Da = 4
Ye = 10
Da = 4
Toplam = 57

2- Hadid (Demir) Suresi, Kuran’ın 57. suresidir. 57

demirin izotoplarından biridir.

3. Hadid (Demir) Suresi, Kuran’ın sondan 58. suresidir.

Bu da demirin diğer bir izotopudur.

4. Bu surenin numaralı ayetlerinin sayısı 29’dur.

Numarasız Besmele hesaba katılırsa bu sayı 30 olur. Bu

iki sayı demirin dört izotopundan ikisinin nötron

sayısına eşittir. Allah isminin tüm suredeki geçiş adedi

ise diğer bir izotopun nötron sayısını vermektedir.

Kelime Bu kelimenin matematiksel değeri
Belirli bir demir (el-Hadid) 57



Demirin izotoplarından biri 57



Demirin (Hadid) Suresi kaçıncı suredir? 57





YARATILIŞIN AŞAMALARI VE İNSAN
--------------------------------------------------------

------------------------

Kuran’da 40-Mümin Suresi 67. ayette ve 23-Müminun Suresi

14. ayette insanın yaratılışında geçirdiği aşamalar

anlatılır. İnsanın doğuma kadar geçirdiği aşamaları

şöylece 6 maddede toplayabiliriz: 1- Toprak, 2- Damlacık

(Sperm) 3- Asılıp tutunan (Rahim duvarına asılma

safhası) 4- Bir çiğnemlik et, 5- Kemikler, 6- Et (48. ve

54. bölümlerin arasında Kuran’ın insanın yaratılış

aşamalarını mucizevi anlatımını inceledik). Bu

kelimelerden 1- Toprak (turab) kelimesi 17 kez, 2-

Damlacık (Nutfe) kelimesi 12 kez, 3- Asılıp tutunan

(Alak) kelimesi 6 kez, 4- Bir çiğnemlik et (mudğa)

kelimesi 3 kez, 5- Kemikler (izame) kelimesi 15 kez, 6-

Et (Lahm) kelimesi 12 kez geçmektedir. İnsanın doğuma

kadar geçirdiği bu aşamalar 65 kez geçmektedir. “İnsan”

kelimesi de aynen 65 kez tekrarlanır. Ne dersiniz, bu da

tesadüf olabilir mi? İnsanın yaratılış aşamalarından

bahseden iki ayet şöyledir:

O’dur ki sizi (1) topraktan (turab), (2) sonra bir

damlacıktan (nutfe), sonra (3) asılıp tutunandan (alak)

yarattı, sonra sizi bir bebek olarak çıkarmakta...




40-Mümin Suresi 67

Sonra o (2) damlacığı (nutfe) (3) asılıp tutunana (alak)

dönüştürdük, sonra o (3) asılıp tutunanı (alak) (4) bir

çiğnemlik et (mudğa) haline getirdik, daha sonra o (4)

çiğnemlik eti (mudğa) (5) kemik (ızame) olarak yarattık,

sonra (5) kemiğe (ızame) (6) et (lahm) giydirdik ve

sonra bir başka yaratılışla onu yeniden inşa ettik. En

güzel yaratıcı olan Allah çok yücedir.


23-

Müminun Suresi 14

Kelime Kuran'da geçiş adedi
Toprak 17
Bir Damla Su 12
Asılıp Tutunan 6
Bir Çiğnemlik Et 3
Kemikler 15
Et 12
Toplam = 65
İNSAN 65






SABIRLA OKUDUĞUNUZ İÇİN ALLAH RAZI OLSUN.

Bu konu üzerine Edip Yükselin Kitabini bir ara okumustum ne yazikki bu yazilari cürütmek icin hic bir arastirma yapilmamis, demekki kimse ilgi duymuyor inananlardan haric kimse yutmuyor saten.
Saygilar.

mokartes 20-10-2005 01:27

sevgili tuzsuz d...bekir.inkar ısbat değildir varsa delilin çık konuş yoksa sus susuturmıyayım ben. sen çok çömezsin çocuklar çay içmez sen paşa çayı iç yavrucum emi.amcaların lafını bölme bakiim hadi parka.siz doğru olduğunu görsenizde inanmayacaksınız.İSTER İNANIIIIN İSTER İNANMAYIN PAŞA GÖNLÜNÜZ BİLİR İŞTE HALP İŞTE ARŞIN GELDİNİZ BU DÜNYAYA KİMSE SİZE SORMADI TEŞRİF BUYURURMUYDUNUZ DİYE GÖTÜRÜRKENDE SORAN OLMIYACAK(SONRA BİZE DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ!!!)ÇAYLAR AÇIKMI OLSUN DEMLİMİ ŞİMDİ...?

Arafat 20-10-2005 01:33

tuzbaykucbars demişki;

"Bu konu üzerine Edip Yükselin Kitabini bir ara okumustum ne yazikki bu yazilari cürütmek icin hic bir arastirma yapilmamis, demekki kimse ilgi duymuyor inananlardan haric kimse yutmuyor saten.
Saygilar"

Bu konuda yeterince araştırma yapılmıştır. bende yaptım. kimsenin araştırmadığı bir şeyi yazmadım. bizzat kendim denedim ve ikna oldum. bunlar ispatlanmış şeyler. misal veriyim. ispatlanması kolay olan şeylerden örnek veriyim. kuranda 27 defa kamer (ay) kelimesi geçer. Bu sayı, Ay’ın Dünya etrafındaki eliptik turuna eşittir.

kuranda 27 defa eyyam 3 defa yevmeyn kelimesi geçer. buda (günler) demektir. yevm kelimesinin çoğulu.

kuranda kara ve deniz oranınada dikat çekilmiştir. 39 defa bahr kelimesi geçer. ama 32 defa (deniz) anlamında kullanılmıştır.
15 defa berr kelimesi kullanılmıştır. ama 13 defa (kara) anlamında kullanılmıştır. berr ile başlayan diğer kelimeler ve bahr ile başlayan diğer kelimeler kara ve deniz anlamında değildir. bunları bir birine olan oranı %71'e %29'dur. bu oranda deniz ve kara oranına birebir işaret etmektedir.


şimdi dieyceksinizki. rabiniz neden böyle şifreler koymuş olsun. cevabı çok basit. ahir zamanda herkez kurana dil uzattığıdna kuranın allahın sözü olduğuna işaret etsin diye.


en basit ispatlayabileceğim bunlar. hodri meydan. bunların yalan olduğunu iddia eden varsa. ayetleri ile birlikte gözüne sokabilirim. islamda yalan yoktur. eğer yalan söyleyen varsa o müslüman değil din taciridir.

mokartes 20-10-2005 01:47

ALLAH RAZI OLSUN ARAFAT KARDEŞİM ANLAT ANLAT.EMİN OL BU MESAJLAR YERİNE ULAŞIYOR VE BUNLARIN ÇABA VE GAYRETLERİ BOŞA ÇIKIYOR BEN ÇEVREMDEN BİZZAT İŞİTİYORUM.ALOOOO KİMSE SİZE İNANMIYOR DUYUYONUZMU BENİ ATEİZMİN YETİM VEDE ÖKSÜZ EVLATLARII...


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:19 .