Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Bilim Yobazlığı! (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5689)

Averroes 06-03-2008 22:33

Bilim Yobazlığı!
 
Türkiye kadar “bilim” kavramı üzerinde bu denli kutsayıcı bir tutum geliştiren bir başka ülke var mıdır bilmiyorum ama şurası bir gerçektir ki ülkemizde adına bir tür “bilim dini” denilen bir olgunun varlığına iyice ikna olmuş durumdayım. Bu öyle bir bilim algılaması ki daha teori aşamasında olan bazı öngörüleri (i.e. Charles Darwin ve teorisi) sanki bunlar suyun kaldırma kuvveti gibi nesnellik arz eden bir durummuş gibi, sanki toplumun tüm katmanlarınca destekleniyormuşçasına bir aymazlıkla, salt kendi ateist-materyalist-pozitivist ideolojilerine dayanak olması bakımından kutsamaktadırlar.

Gün geçmiyor ki, adına bilim denilen bu fenomenin egemen ve her bakımdan “kraldan çok kralcı” olan Türk medyasında, salt dini hedef almak motivasyonuyla bir haberi çıkmamış olsun. Bu “bilim yobazlığı” adeta kendi belirlediği çizginin dışında başka hiçbir tez, kuram, nazariye –adına ne derseniz deyin- kabul etmez bir konuma gelmiştir. Oysa inandığım ve bence de olması gereken “bilim”, sınır çizmez ve sınırları belirlenmiş bir doğrular bütünü üzerinden bir “onay haritası” çizmez. Açayım…

Karşı tezlerle kendisini geliştirmesi beklenen bilim, sanılanın aksine sınırları çizilmiş, karşı-tez-kabul-etmez, kendisini kutsayan, içe kapanıkçı bir yöntemler zinciriyle bağlanamaz. Bilimsel yöntemin herkesin üzerinde uzlaşabileceği genel-geçer bir metodu yoktur. Aksini iddia etmek, bilimselim diyenlerin “bilimselliğine” ters düşer. Bilim eleştiriye açık olmalıdır, aksi takdirde ondan adım atması beklenmemelidir. Bilim, biraz amiyane bir tabirle “kimsenin babasının malı değildir.” Sınırları çizilmiş bir bilimsel yöntem olmadığı için, “benim bilim anlayışım budur, buna uymayan yobazdır, bilim düşmanıdır, örümcek kafalıdır vs” tarzında ithamlarda bulunmak kimsenin haddi değildir.

Zaten bilim dediğimiz şeyin kendisi “insani bir çaba”nın sonunda şekillenmiyor mu? İçinde insanın bulunduğu her şey gibi bilimde “potansiyel bir defo” sahibidir, olmalıdır da. Bazen yürüyerek, bazen, koşarak, bazen, sendeleyerek, bazen de sürünerek gidecek. Dikkat edin “gidecek” diyorum, zira bizim bilim yobazlarımızın iddia ettiği gibi bilim statik bir durum değildir. “Darwin evrim teorisini “ispatladı” da ne demek oluyor? Kopernik astronomiyi halletmiştir, daha öğrenilecek bir şey kalmamıştır diyebilir miyiz? İzafiyet “teorisi” Einstein’le birlikte ölmek zorunda mı? Auguste Comte maddeyi çözmüş ve Tanrı’nın olanaksızlığını ortaya koymuştur diyebilir miyiz?

Kainatın anlaşılmasının yegane yolu bilim değildir. Bilim dediğimiz şey de aslında gidilebilecek yolardan sadece birisidir. Öyle, “bilim yoksa ben de yokum arkadaş” tarzı bir yaklaşım bizim kainat algımızda ciddi sıkıtılara yol açar ve at gözlüklerinin hediye edildiği yer de burasıdır. Platon neden mağara örneğini versindi ki o zaman her şey bilimin açıklayacağı kdar basit olsaydı? John Locke, “tabula rasa” (boş levha) örneğinde insanın zihninin dünyaya ilk geldiğinde boş bir levha gibi olduğunu iddia eder. Ona göre deneyimlerimizle “bu levhayı” biz doldururuz. Kant ve Descartes ise bu fikre sıcak bakmaz. İşin içine bir de filo”loji”yi eklersek, Noam Chomsky, insanın dünyaya kafasının içinde bir takım dil edinim mekanizmalarıyla (language acquisiton devices) gönderildiğinden bahseder. *O halde hangisi daha bilimsel? Hepsi de birer tez olan bu iddialardan hangisini daha bilimsel kabul edeceğiz?

Nietzsche de, Kierkegaard da, Schopenhauer de varoluşçudur. Hepsi de varoluşçuluğun kilometre taşlarından sayılırlar. Ancak gelin görünki Nietzsche’ye göre Tanrı getirdiği yasalarla beraber “ölmüştür.” Dünyadaki bütün ahlak yasaları reddedilmelidir. Tanrı yoksa getirdiği bir yasa da olamaz (kafanızı salladığınızı görür gibi oluyorum). Soren Kierkegaard, dini bütün bir Hıristiyan’dır. Çektiği büyük acılarına rağmen mütevekkildir. Schopenhauer ise “irade ve tasarım” tezi üzerinde durur. Ona göre dünya bilinçli bir tasarımın ürünüdür ve dünyaya hükmeden, Schopenhauer’in adına “istenç” ya da “irade” dediği bir denetim mekanizması vardır. Ona göre dünya acılarla dolu bir yerdir, acı kaçınılmazdır ve her yerdedir. O'na göre; anlamsız, boş, acı-dolu, kötü bu hayattan kaçınmanın tek yolu vardı; o da istencimizi öldürmek. Bu onu Hinduizm, Budizm gibi dünyevi bir yaşamdan el çekmeyi ve bir keşiş gibi yaşamayı, başkalarına yardım etmeyi, mutluluğumuzu olabildiğince arttırmayı değil, acılarımızı olabildiğince azaltmayı öneren bir yaşam şeklini önermeye yöneltti.

Görüldüğü gibi herkesin yaşamı anlama ve yorumlama yöntemi değişik, bilim de bir tür “yaşamı yorumlama” demek olduğundan neden tek bir yönteme mahkum edelim ki kendimizi?




Hakimler lehine hüküm verseler de sen gerçek hükmü vicdanından iste *HZ Muhammed

imhotep 06-03-2008 23:18

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Bu kadar bilimsel (!) olmayın sayın schopenhauer, küfre neyin düşersiniz sonra.

İşin şakası bir yana sayın schopenhauer'in yazısında vahim bir hata görüyorum. O da bilim ile felsefeyi birbiri yerine kullanabilmiş olması. Evet, bilim felsefeden doğmuş olabilir, antikçağ bilimadamlarının aynı zamanda filozof olduğu doğrudur, ancak bu iki kavram birbirinden ayrılalı yüzlerce yıl geçti.

Filozofların vardıkları yargıların bilimsel olduğunu söylemek abesle iştigaldir demek istiyorum özetle.

Bilim yobazlığı kavram olarak yanlıştır. Bilim bağnazlığı denebilir belki, ki bilimsel düşüncenin nasıl bir bağnazlık doğuracağını da açıkçası anlayabilmiş değilim. Bunun söylenme sebebi, hayatın salt bilimsel yöntemlerle açıklanmaya çalışılması mıdır ? Öyleyse, başka bir yol var mıdır ki ? Sadece bilimsel olarak hayatı açıklamayı çalışan zihniyeti eleştirmek nasıl bir akıl yürütmenin ürünüdür ?

Bilim, belki bize hayattaki gerçekliklerin milyonda birini dahi sunamadı. Ancak şunu bilmekte fayda var ki, tüm bildiğimiz de bundan ibarettir.

thunderpoint 07-03-2008 00:13

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Alıntı:

schopenhauer";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 111954)
Kainatın anlaşılmasının yegane yolu bilim değildir.

Kuran'dır... :D

thunderpoint 07-03-2008 00:21

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Şimdi aklıma geldi schopen..

"Bilim sizin dininiz" yargısının doğruluğunu sınamak için İslamcı bir sitede 'İslam Yobazlığı' şeklinde bir başlık aç!

vgm.1 07-03-2008 01:17

Re: Bilim Yobazlığı!
 
"Türkiye kadar “bilim” kavramı üzerinde bu denli kutsayıcı bir tutum geliştiren bir başka ülke var mıdır bilmiyorum ama şurası bir gerçektir ki ülkemizde adına bir tür “bilim dini” denilen bir olgunun varlığına iyice ikna olmuş durumdayım." schopen

Evet Türkiyenin %99 u ateist bu nedenle işin çok zor. Sadece dr., prof. sıfatına sahip olmanın bilim adamı olarak yeter koşul olduğu ülkemizden bu kadar yakınman için öncelikle ateist olman gerek schopen. Hangi ileri düşünce, hangi dünya ülkesinde toplumun tüm katmanlarınca desteklenir, kösteklenir, saldırıya uğrar, ama her gerici, şovenist, dinci düşünce ve eylem rağbet görür alkışlanır.

Dinler doğanın hangi problemini çözmüştür de dinlerden medet umacağız, aksine problem çıkarmıştır, bilimle savaşmıştır aslında kaybedeceği bir savaşada girmiştir, bu bir süreçtir, her geçen gün dinin kaleleri birer birer düşerken geriye gitmeyi hüner sayan tarafta olmak da marifet değildir. Ki bu taraf yalandır, zorbalıktır, insani değildir, geridir, tutarsızdır, yanlıştır.

Selamlar.

frodo 07-03-2008 02:20

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Sevgili schopenhauer bize bilim dışında bir faaliyetle elde edilmiş ve insanın doğa ile ilişkisinde sınanmış bir "bilgi" verebilir misiniz ? Çünkü diyorsunuz ki :

"Kainatın anlaşılmasının yegane yolu bilim değildir. Bilim dediğimiz şey de aslında gidilebilecek yolardan sadece birisidir. Öyle, “bilim yoksa ben de yokum arkadaş” tarzı bir yaklaşım bizim kainat algımızda ciddi sıkıtılara yol açar ve at gözlüklerinin hediye edildiği yer de burasıdır. "

İşte tam bu noktada bize bir "bilgi", kainatın anlaşılmasında işe yarayan bir bilgi örneği verebilirsen,
bilime "yobazlık" yakıştırmanın edebi bir sitemden daha fazla bir şey olduğuna ikna olabiliriz.

Tabi bilgiden neyi kast ettiğimi anlıyorsundur. Platon'un spekülasyonlarından öte bir şey...

gercekisim 07-03-2008 10:51

Re: Bilim Yobazlığı!
 
"Türkiye kadar “bilim” kavramı üzerinde bu denli kutsayıcı bir tutum geliştiren bir başka ülke var mıdır bilmiyorum ama şurası bir gerçektir ki ülkemizde adına bir tür “bilim dini” denilen bir olgunun varlığına iyice ikna olmuş durumdayım. Bu öyle bir bilim algılaması ki daha teori aşamasında olan bazı öngörüleri (i.e. Charles Darwin ve teorisi) sanki bunlar suyun kaldırma kuvveti gibi nesnellik arz eden bir durummuş gibi, sanki toplumun tüm katmanlarınca destekleniyormuşçasına bir aymazlıkla, salt kendi ateist-materyalist-pozitivist ideolojilerine dayanak olması bakımından kutsamaktadırlar. "

Teori aşamasına gelmiş bir bilgi toplumun bütün katmanlarının desteğiyle o aşamaya geliyor değil ve böyle bir desteğe ihtiyacı da yok! Bilim toplum desteği varsa da yoksa da vardır ve gerçektir.Sizin bahsettiğiniz o toplum desteğine dinler ihtiyaç duyarlar.Ayrıca "salt kendi ateist-materyalist-pozitivist ideolojilerine dayanak olması bakımından kutsamaktadırlar." dediğiniz duruma gelince;
Bunun için bilimsel teorileri kutsamaya kimsenin ihtiyacı yok,örneğin ben dinlerden istifa etmeden önce ve hemen sonrasında evrim teorisi hakkında pek bilgi sahibi değildim ve bu konuyla ilgilenmezdim bile ama bu durum benim dinden istifama engel olmadı,her tarafı çelişkilerle dolu,o gün kendisine Tanrı elçisi diyen birilerinin günlük ihtiyaçlarına binaen yazdıkları ya da yazdırdıkları kitaplar bu durum için yetti de arttı bile.Evrim teorisi olsa ne olurdu olmasa ne....


Gün geçmiyor ki, adına bilim denilen bu fenomenin egemen ve her bakımdan “kraldan çok kralcı” olan Türk medyasında, salt dini hedef almak motivasyonuyla bir haberi çıkmamış olsun. Bu “bilim yobazlığı” adeta kendi belirlediği çizginin dışında başka hiçbir tez, kuram, nazariye –adına ne derseniz deyin- kabul etmez bir konuma gelmiştir. Oysa inandığım ve bence de olması gereken “bilim”, sınır çizmez ve sınırları belirlenmiş bir doğrular bütünü üzerinden bir “onay haritası” çizmez. Açayım…


Dinin bahsettiği konularada gerçekleri söylemek,çoğunlukla dine saldırı olarak algılanacaktır,çünkü pek çok gerçek dinle çelişir,bu bakımdan bunları saldırı olarak görmenizi imanın mühürlediği bir akıl(dikkat edin mühürlü olan kalp değil,akıl) durumuyla yazmanızdan dolayı normal karşılıyorum.

Bilim söylediğiniz gibi sınır çizmez,sınırları yoktur..bu sınırı olsa olsa H.Y. gibilerin Kuran'daki mucizeler diyerek,bilimsel gibi göstererk öne sürdükleri iddialarda görebilirsiniz.Bir bilimsel gerçek ortaya çıkar ve bu tür kişiler hemen ortaya atılıp,zaten Kuran böyle söylemişti deyiverir ama daha sonra bu bilimsel gerçeğin değişebileceğini hesaba katmaz ve o gerçek artık o kişi için sabitlenmiştir,sınıra gelmiştir.Siz bence eleştirecekseniz Kuran'da mucize arayanları eleştirin.


Karşı tezlerle kendisini geliştirmesi beklenen bilim, sanılanın aksine sınırları çizilmiş, karşı-tez-kabul-etmez, kendisini kutsayan, içe kapanıkçı bir yöntemler zinciriyle bağlanamaz. Bilimsel yöntemin herkesin üzerinde uzlaşabileceği genel-geçer bir metodu yoktur. Aksini iddia etmek, bilimselim diyenlerin “bilimselliğine” ters düşer. Bilim eleştiriye açık olmalıdır, aksi takdirde ondan adım atması beklenmemelidir. Bilim, biraz amiyane bir tabirle “kimsenin babasının malı değildir.” Sınırları çizilmiş bir bilimsel yöntem olmadığı için, “benim bilim anlayışım budur, buna uymayan yobazdır, bilim düşmanıdır, örümcek kafalıdır vs” tarzında ithamlarda bulunmak kimsenin haddi değildir.

Bilim anlayışı kişiden kişiye değişmez..Diğer söylediklerinize katılıyorum,elbette karşı teziniz varsa ortaya koymakta serbestsiniz,serbestim.Ama bu durum evrim teorisi karşısına,çamurdan yaratılış hikayesiyle çıkmak olamaz.Çamurdan yaratılışı bir teori haline getirebiliyorsanız bu mümkün olabilir ama bugüne dek böyle bir teori duymadım bile.


"Kainatın anlaşılmasının yegane yolu bilim değildir. Bilim dediğimiz şey de aslında gidilebilecek yolardan sadece birisidir. Öyle, “bilim yoksa ben de yokum arkadaş” tarzı bir yaklaşım bizim kainat algımızda ciddi sıkıtılara yol açar ve at gözlüklerinin hediye edildiği yer de burasıdır. Platon neden mağara örneğini versindi ki o zaman her şey bilimin açıklayacağı kdar basit olsaydı? John Locke, “tabula rasa” (boş levha) örneğinde insanın zihninin dünyaya ilk geldiğinde boş bir levha gibi olduğunu iddia eder. Ona göre deneyimlerimizle “bu levhayı” biz doldururuz. Kant ve Descartes ise bu fikre sıcak bakmaz. İşin içine bir de filo”loji”yi eklersek, Noam Chomsky, insanın dünyaya kafasının içinde bir takım dil edinim mekanizmalarıyla (language acquisiton devices) gönderildiğinden bahseder. *O halde hangisi daha bilimsel? Hepsi de birer tez olan bu iddialardan hangisini daha bilimsel kabul edeceğiz? "


Peki diğer yollar nedir size göre?Açıklayınız lütfen.Boş levha örneğinde birisi insanın zihninin dünyaya ilk geldiğinde boş bir levha gibi olduğunu iddia ediyor diğeri ise insanın dünyaya kafasının içinde bir takım dil edinim mekanizmalarıyla (language acquisiton devices) gönderildiğinden bahsediyor. Bana göre ikisi de bilimsel olabilir ancak bunların birbiriyle çelişen yanı yok.Şöyle düşünün yeni bir harddisk üretiliyor ve içerisinde hiç bir bilgi yok bu ilk örnek ,bir harddisk düşünün onda da hiçbir bilgi yok ama tek farkı biçimlendirilmiş ve yazıma hazır... İkisi de boş mu? evet boş peki farkı ne? birisinin durumu" biçimlendirilmiş" yani yazıma hazır.İkinci örnek,birincinin daha ilerisinde bir tez olmakla beraber çelişkileri yok.


"Nietzsche de, Kierkegaard da, Schopenhauer de varoluşçudur. Hepsi de varoluşçuluğun kilometre taşlarından sayılırlar. Ancak gelin görünki Nietzsche’ye göre Tanrı getirdiği yasalarla beraber “ölmüştür.” Dünyadaki bütün ahlak yasaları reddedilmelidir. Tanrı yoksa getirdiği bir yasa da olamaz (kafanızı salladığınızı görür gibi oluyorum). Soren Kierkegaard, dini bütün bir Hıristiyan’dır. Çektiği büyük acılarına rağmen mütevekkildir. Schopenhauer ise “irade ve tasarım” tezi üzerinde durur. Ona göre dünya bilinçli bir tasarımın ürünüdür ve dünyaya hükmeden, Schopenhauer’in adına “istenç” ya da “irade” dediği bir denetim mekanizması vardır. Ona göre dünya acılarla dolu bir yerdir, acı kaçınılmazdır ve her yerdedir. O'na göre; anlamsız, boş, acı-dolu, kötü bu hayattan kaçınmanın tek yolu vardı; o da istencimizi öldürmek. Bu onu Hinduizm, Budizm gibi dünyevi bir yaşamdan el çekmeyi ve bir keşiş gibi yaşamayı, başkalarına yardım etmeyi, mutluluğumuzu olabildiğince arttırmayı değil, acılarımızı olabildiğince azaltmayı öneren bir yaşam şeklini önermeye yöneltti.

Görüldüğü gibi herkesin yaşamı anlama ve yorumlama yöntemi değişik, bilim de bir tür “yaşamı yorumlama” demek olduğundan neden tek bir yönteme mahkum edelim ki kendimizi?




Hakimler lehine hüküm verseler de sen gerçek hükmü vicdanından iste *HZ Muhammed *"


Nietzsche'den bahsettiğinizde ben kafamı sallamadım.. :) ve Dünyadaki bütün ahlak yasaları reddedilmelidir demiyorum.Bilim gerçekleri anlamanın tek yoludur ama bilimsel yöntem tek değildir.

Son olarak imzanızdaki söz güzel..ama bu sözü söyledi diye söz sahibi olduğunu belirttiğiniz kişiyi iyi görmüyorum elbet.. :) her insanın yaptığı iyi işler olduğu gibi kötü işler de olabilir,onu algılamamız genel olarak bize karşı olan fayda ya da zararına göredir.

vgm.1 07-03-2008 12:35

Re: Bilim Yobazlığı!
 
"Şimdi aklıma geldi schopen..

"Bilim sizin dininiz" yargısının doğruluğunu sınamak için İslamcı bir sitede 'İslam Yobazlığı' şeklinde bir başlık aç!" thunderpoint

Bu fikri çok tuttum. *:) *:)

Selamlar.

metalheart 07-03-2008 12:47

Re: Bilim Yobazlığı!
 
ilahiyat fakültelerinde teolojiyi irdeleme bilim midir ?

ilahiyat profesörleri,doçentler bilimadamı mıdır ?

Averroes 07-03-2008 16:44

Israr ediyorum,
 
Sevgili Dostlar! (İmhotep, frodo, thunder, gercekisim, metal ve peker)

Öncelikle "yobaz" sıfatının spesifik olarak bu sitedeki karşıt görüşlü arkadaşları hedeflemediğini belirtmek isterim.

Yazıma çok değerli yorumlar okudum ve itiraf etmek gerekirse bu "fikirler mücadelesinde" beni bu denli hazza boğduğunuz için hepinize teşekkür etmek isterim. Hayatımda ilk defa bu derece seviyeli ve bilinçli bir tartışmanın içindeyim. Yazıma gelen eleştirileri cevaplamak gerekirse...

20. yüzyılın dahi bilim felsefecisi Karl Popper, Comtecu pozitivist şablonlanmaya ölümcül darbeyi vurana dek gözlem ve deneye dayanan bir bilimsel tümevarım yaklaşımı hüküm sürmekteydi. Bu, bilimde veri olarak sadece gözlem ve deneyi esas tutup, felsefi spekülasyonlara kulağını tıkamasıyla meşhurdu. Popper'ın bilimin sınırlandırılmasına duyduğu öfke, onu, bilimin çevresini aşılamaz çitlerle çevrelemeye çalışan COmte'a ve "pozitivist bilim ayetlerine" savaş açmasına neden oldu.

Salt deney ve gözleme dayanan ve umarsızca genellenebilen bu bilim verileri, bilimin de olmazsa olmazlarından olan "genel-geçerlik" ilkesine uygun düşmüyordu. Zira, bilimin "tüm kargalar siyahtır" şeklindeki sınırlandırılmamış genellemesi belki günümüz için bir veri olabilir ancak bundan sonra gelecek bütün kargaların siyah olabileceğinden asla emin olamayacağımız için ve de "bunları gözlemleyemeyeceğimiz için" potansiyel olarak ileride olması muhtemel böylesi bir farklılaşmayı bu günden gözlemleyemez. Bu günden gözlemlenemeyen şey "evrensel ve tüm-zamanlar için doğru" kabul edilemez. O halde "bilim yanılmaz" tezinin bir dayanağı yoktur. Yanılma potansiyeli olan bir şeye bütün bir kainat hiç şüphe duymamacasına emanet edilemez. Zaten bilimsel olmayan bunun ta kendisidr.

Salt deney ve gözlem sonunda elde edilmiş ve tüm zamanlara genellenmiş/genellenmek istenmiş tümel önermeler, hiçbir zaman mükemmel şekilde doğrulanamaz, ancak kolayca yerle bir edilebilir. "Tüm kargaların siyah olması" hiçbir zaman doğrulanamayacağı gibi, gösterilen bir tek beyaz karga koskoca genellemeyi yer ile yeksan eder. O yüzden, bilimde aslolan yanlışlamadır. Bir gözlemin ve deneyin binlerce kez başarısızlıkla sonuçlanması (i.e. cinlerin gözlemlenemeyeceğine olan inancınız mesela) bir diğer bininde de başarısızlıkla sonuçlanacağına veri olamaz. O yüzden “doğru bilgi nedir?" sorusu ta antik yunandan, sofistlerden günümüze kadar cevabı verilememiş bir sorudur. Bir şeyin bir zaman gözlemlenememesi hiçbir zaman gözlemlenemeyeceği genellemesini vermez, velev ki bu metafizik varlıklar bile olsa (i.e. peker, lionking ve schopenhauer metafizik tecrübeleri). Belki doğrulanamaz, ama yanlışlanamaz da. O yüzden bilim, Popper'ın tabiriyle "bir teoriler yığınıdır." Ve potansiyel olarak yanlışlanabilirdir. Ta 20.yüzyıla kadar Newton Fiziği şaşmaz doğru kabul ediliyor, Newton fizikte ilahlaştırılıyordu. Ne var ki 1900 yılında Max Planck kuantum teorisini, 1905’de Albert Einstein özel görelilik teorisini ortaya attığında durumun hiçte böyle olmadığı anlaşılmıştı. Newton Fiziği’ne göre hız için belli bir sınır yoktu ve zaman da mutlaktı. Oysa, Einstein ışık hızından büyük hızın olmadığını, ışık hızına yakın hızlarda zamanın kısaldığını belirtmiş ve bu 1920’den sonra deneylerle ortaya konmuştur.

Sonuç itibariyle, burada bir yanlış anlamayı da (eğer varsa) düzeltmek isterim. Ben bilim düşmanı değilim. Sadece bilimin hükümlerinin ideolojilerin aç gözlülüklerine kurban edilmesine taraftar değilim. Hiçbir ateist bu yüzden de, “bilim şunu ispatladı, hangi devirde yaşıyorsun sen, öyle şey olur mu, bilim düşmanı örümcek kafalı vs.” türünden hakaretleri yöneltemez. Çünkü bilimin çok gelişmiş olması “en şaşmaz doğruyu” ortaya koyduğu şeklinde yorumlanamaz. Çünkü ölümünden sonra fiziğin idolü ilan edilen Newton yerçekimini keşfederken işe sadece bir “elmayla” başlamıştır. Elma’nın ne zaman kafadaki jetonu düşüreceği belli değildir. O halde zamanın ne getireceği belli değildir, ve bu dünya uzun yıllar hala pek çok konuda bilinmezliğini korumaktadır. İnsanlar ise bütün ihtiyaçların üstünde olan “bilme” ihtiyacına cevap aramaktadır. Bilimin Latince isimlendirmeleri benim için tatmin edici cevaplar değildir. Ben direk “neden” sorusuyla ilgiliyim, isimlerle değil. Bilim olanı açıklar, süreci açıklar, mesela herhangi ek bir yakıt desteği almadan güneşin milyonlarca yıldır nasıl oluyorda yakıtını kaybetmeden yanabildiğini açıklayamıyor. Gezegenlerin, galaksilerin neleri içerdiklerini anlatıyor ama nasıl oluyor da bunların birbirine çarpmayıp kozmik bir felakete neden olmadıklarını açıklayamıyor. İnsanın oluşumunu anlatıyor, ama bir sperm hücresinin salt bölünme yoluyla mükemmel bir insan ortaya koyabildiğini açıklayamıyor. Bebeğin doğmasıyla birlikte, annenin memesinde süt oluştuğunu söylüyor, ama neden olmak zorunda olduğunu söyleyemiyor. Çünkü cevabı yok. Görmenin nasıl gerçekleştiğini Latince isimler serpiştirerek anlatıyor (Latince isimleri duyunca gardımız düşüyor hemen, sanıyoruz ki bu bilim de ne çok şey biliyor) ama görmenin beynin küçük ve karanlık bir kısmında nasıl gerçekleşe”bildiğini” açıklayamıyor. İneğin yeşil otları yiyip nasıl beyaz süt verdiği konusu hakkında hiçbir verisi yok. Arının daha doğumunun ilk gününde polenlerden bal için “neden” malzeme devşirmesi gerektiğini ve bunu nasıl yapabildiğini, arıların farklı yerlerden başladıkları halde nasıl oluyor da mükemmel altıgenler oluşturabildiklerini ve milyonlarca yıldır bunun devam edebildiğini, ördeğin doğumunun ilk gününde nasıl yüzebildiğini, yüzlerce kilometre uzağa bırakılan timsahın evinin yolunu nasıl bulabildiğini, kısaca bunlar hakkında söyleyebilecek hiçbir şeyi yok. Ne sizin ne de bilimin. Her şey bir ilahi kudrete dayanıyor. Latince tanımlamalar ve “klotoplotorusturus”lar içimdeki hikmet açlığını tatmin etmiyor. “İçgüdü” sözcüğü için bilim kendinden utanmalıdır. Böylesine “bilimdışı”, ve saçma ve ne idüğü belirsiz bir sözcük olamaz. İç güdüyü kim güdüyor? Ona gelelim ona!

Selamlar

frodo 07-03-2008 17:15

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Sevgili schopenhauer,

Keşke bilimin ne olup olmadığını onu mahkum etme çabasında olan filozoflardan değil de bilimin kendisinden öğrenmeyi denese idin. O zaman mesela "Gezegenlerin, galaksilerin neleri içerdiklerini anlatıyor ama nasıl oluyor da bunların birbirine çarpmayıp kozmik bir felakete neden olmadıklarını açıklayamıyor." sorusunu sormazdın. En azından andromeda- samanyolu 'kaderinden' haberdar olurdun. İlginç olan, bilime ilişkin bilgiyi, dolaylı ve çarpıtarak anlatan *felsefecilerden aldığın için bu sorunla doğrudan ilgili Einstein'ın Genel Görelilik kuramını "unutmalarını" farkedemiyorsun. Yine bir bilim düşmanı olmayan kişi olarak birazcık bilimle haşır neşir olabilseydin "yeşil ot" diye bir şeyin olmadığını ve dahi sütün "beyaz" olmadığını bilirdin.

Bilimin her şeyi bildiği ve dahi bilinebilecek şeyin kalmadığını iddia ettiği yok. Bilim kendi bulgularını yıkan yadsıyan ve onların üzerinde yükselen tek insani faaliyettir. Sen hiç bir
kutsal metnin biz yanılmışız dediğini duydun mu ? Ama bilim tarihinde bu ve benzeri cümleler
binlerce kez kurulur.

Bilim değişmeyen tek şeyin değişim olduğu evreni anlama ve bilgi edinme yöntemimizdir. Sahi
spekülasyonların dışında kainatla ilişkimizde kullandığımız ve bilim dışında elde edilmiş bir bilgi
gösterebilir misin ?

vgm.1 07-03-2008 18:25

Re: Bilim Yobazlığı!
 
"Her şey bir ilahi kudrete dayanıyor. " schopen

:D *

İşte ben buna bayılıyorum. Başka forumlarda insanları olasılıklar dahilinde düşünmedikleri için kına, gel burda hayatın anlamını çöz. Hiç bir tereddüte yer bırakmadan.

Bak şimdi Newton'un teorisi Einstein'inkine göre çok daha basittir ve etkilidir. Einstein Newton denklemlerine katkısı ışık hızına yakın hızlarda bir anlam ifade etmektedir. O nedenle sanki Newton'un papucu dama atılmış gibi anlatmazsan dudaklarda alaycı bir gülümsemede belirmez.

"mesela herhangi ek bir yakıt desteği almadan güneşin milyonlarca yıldır nasıl oluyorda yakıtını kaybetmeden yanabildiğini açıklayamıyor" schopen
:D *
Nerelerdeydin schopencim, bu seneki fizik nobeli senin hayırlara vesile olur inşae allah.

Selamlar.

mutluluk35 07-03-2008 20:06

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Elbette ki genellenmiş tümel önermeler tüm zamanlar için mükemmel olarak doğrulanamaz. Schopen bunun kolayca yerle bir edilebileceğini söylüyor ki bu da doğrudur.Fakat bu tür önermelerin yanlışlanabilmesinin tek yöntemi yine bilimselliğin kendisi olmak zorundadır.Diyalektik değişimin temel yasası değil midir,o halde şu veya bu önerme de aynı yöntemle yadsınarak zamanın ilerleyişine paralel olarak,kendisinin yadsınacağı ana kadar veri kabul edilmelidir.Örneğin elimdeki taştır önermesi değişimin mantığına aykırıdır,böyle tanımlamakla onun geçmiş ve gelecekteki olması muhtemel formlarını reddetmiş oluruz.Ama bu durum taşı gözlemleyen insanın bu cismin o an içindeki gerçekliğini kabul etmemesine neden olmamalıdır.Bu takdirde bir ağacı açıklayabilmemiz için,o ağacı oluşturan bütün unsurları,daha sonra onları da oluşturan bütün etkenleri açıklamamız gerekir ki bunun için de tanrılaşmaya ihtiyacımız var.Bilim ilerlemek istiyorsa olguları önkabulle veri almak zorundadır.100 milyon yıl sonra dünyaya çarpacak bir meteor çekim yasalarını değiştirecek diye,bugünün çekim yasalarına dayalı bilimi reddetmek saçmalık olur.Nasıl olsa birgün birisi çıkar bize beyaz karga gösterir mantığıyla ''kargalar siyahtır önermesini reddedersek beyaz kargaların yaşadığı gezegenleri keşfedecek teknolojiye hiçbirzaman sahip olamayabiliriz.herkese mutluluklar

imhotep 08-03-2008 00:18

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Peker'in tespitine katılmamaya imkan yok. Bilimin şu anda bazı kavramları açıklayamamış olmasından dolayı tüm hayatın ilahi bir varlıktan ötürü oluştuğunu iddia etmek oldukça akıl dışı. Bunu anlamak için şöyle bir tarihte yolculuk yapsanız... Mesela Ay'a ilk yolculuk yapılacağı zamana. O dönemin dindarları Ay'ın bir nur parçası olduğunu iddia ediyordu. Araştırıldı ve görüldü. Ne oldu şimdi ?

Buna benzer tarihte çok olay var. Şu anda bilimin ispatladığı ama zamanında tabu sayılan ve bu yüzden Tanrı'nın olması gerektiğini savunan. O zamanda olduğu gibi bu zamanda da bu tür iddialar saçma ve asılsız.

Bilim kendini yeniler, reddetmez. Bu bakımdan yeni ortaya çıkan her gelişme bir öncekini doğrular, yanlışlamaz. Einstein'in teorileri, Newton'unkileri geliştirmiştir. Mesela bu yüzden yerçekimi yok olmamıştır. Cisimlerin ışık hızına ulaşamayacağı gibi yeni kavramlar eklenmiştir sadece.

Bunları karşı olunmayan o bilim sayesinde bir düşünsek, eminim ki gerçekliğe bir adım daha yaklaşırız.

Saygılar

Averroes 10-03-2008 19:32

Re: Bilim Yobazlığı!
 
sevgili imhotep

Frodo'nun konuyla ilgili benzer noktalarda itirazları olmasından dolayı, verdiğim cevabın senin postuna da uygun olduğundan aynı cevabı bir kez de buraya alıyorum. gecikmeden dolayı özür dilerim.

Sevgili İmhotep,

ben bilimin yararını tümden yadsımıyorum ve bu anlamda “bilim düşmanı” değilim. Ancak benim karşı çıktığım nokta, bilimin verilerini kutsayıcı ve bütün evrende genel-geçer kılıcı yapan yanlış kanı. Bilim elbette bizim için vazgeçilmezdir ancak “her şey” de değildir. Eğer bana bilim dışında kainata uygulanmış bir veri sunmamı istersen söyleyebileceğim şey şudur: “Bilim bir tanı aracıdır, yoksa bir icat değildir.” Bilim yerçekimini insanlığın hizmetine sokmaz, yani yerçekiminin yaratıcısı bilim değildir, o sadece onu “keşfetmiştir”, “icat” etmemiştir. Benim itiraz noktam da tam olarak burası. Yani “tanıtlama” aracı biricik değildir. Ancak keşfe konu olan olayların isim hakkı bilimin elindedir o kadar. İsim vermek de dünyanın en kolay işlerinden biridir. “Mottorolloustrjdusus” derim insanlar da bir şey bildiğimi zanneder. Oysa bilim sadece “tanıtlama” yönüyle faydalıdır ve ben asla böyle bir faydanın gereksizliğinden bahsetmedim.

Benim itiraz noktam daha çok bilimi biricik kılıp, onu bütün dünyada genel-geçerleştirip, başka yorum, felsefi spekülasyon, dini açıklama, kişiye özel (bilim-dışı) durumları (i.e benim, peker’in, lionking’in ve daha birçoklarının cin tecrübesi) devre dışı bırakmasıdır.

Eğer dersen ki, bunlar sadece spekülasyon dan ibaret; bilim ise deney ve gözleme dayanır, yani “somut bilgidir.” Ben de sana derim ki, Newton fiziği de somut ve şaşmaz bir bilgiydi zamanında, ancak Quantum ve Einstein’in izafiyeti, Newton’un karizmasını çok fena çizdi. İleride Einstein’in verilerinin sarsılmayacağı ne malum. Eğer bilim dünyası Newton’u kutsasaydı, bugün Einstein olmazdı, diyorum ki Einstein’i kutsamayalım ki yenileri karşı-tezler üretebilsin. Aynı mantıkla diyorum ki, metafizik varlıkların bilim tarafından tespit edilemeyeceğine bizi inandıran nedir? Bununla ilgili denenmiş ve “olmazlığı” kanıtlanmış bir durum var mıdır? Dikkat et, bunu yapacak olan da yine bilimdir. Ben bilimden sadece alet ve edavatı anlamam. Teleskopları, mikroskopları, deney tüplerini anlamam. Hiç kimse anlamamalı… Newton’da görüldü ki gün gelir bir elma milyar dolarlık tüplerden daha değerli olur, Arşimed örneğinde görüldü ki bir hamamtası deney tüplerini geride bırakıp bilim literatüründe Arşimed’in hayatı ile anılır.

Ben bilimi illaki laboratuarda yapacağım diye bir şart yoktur. Bilim süreci “gong sesiyle” de başlamaz. Elinde görsel bir veri olan herkes (i.e. schopenhauer, Peker, lionking, youtube adresleri) bilimselliğe giriş yapmıştır, isterse insanlar buna metafizik desin. Nihayetinde bilim araçtır, amaç değil. Ben keşif yapmakla mükellefim, sırf dini görünecek diye gördüğüm ve bu sitede iki kişi dahil başkalarının gördüğü şeyleri yok mu sayayım? Eğer bilim dediğimiz şey, görmeden olmuyorsa (i.e. mantıksal pozitivizm) ben gördüm diyorum, yoksa bana yalancı mı diyorsunuz? Hadi bana dediniz, ya Peker? Ya basit bir google taramasıyla senin de rahatlıkla görebileceğin binlerce diğerleri? Hepsinin yalan söylediğini mi iddia edeceğiz? Yoksa bunları bilim daha keşfetmedi diye, yerimizde durup mantıksal pozitivistlerin bunları keşfetmelerini mi bekleyeceğiz? Görmediğimize kendimizi mi kandıracağız? Eğer ben ve kendilerini hiç tanımadığım halde binlerce insan aynı şeyden bahsediyorsa, ben mi ilerdeyim, pozitivist bilim mi? Suçum elimde deney tüpümün olmaması mı? Üstümdeki beyaz gömlek eksikliğimi? Yoksa bilimsel jargon eksikliği mi? Yoksa top sakalsızlık mı? Bilimin literatüründe “cin” diye bir kavram yoksa, bu benim suçum mu yoksa onu salt dini olmak noktasından kaale bile almayan bilim mi? Eğer bilim görmek demekse, gördüm diyorum ve gördüklerini söyleyen insanlar var. Bugün “cin” fenomenini ciddiye almayan aynı bilim, yine görünmeyen bir unsur olan “düşünceyi” ve “düşüncenin nesneler üzerindeki yansımalarını” inceliyor iyi mi? Bilim, belirlediği sınırlardan çıktı o zaman.

Sevgili İmhotep, düşüncelerimin iyi okunmasını istirham ediyorum. Bilim düşmanı değilim, “Bilimin biricikleştirilmesinin” düşmanıyım.


SElamlar

ozgur_beyin 10-03-2008 19:52

Re: Bilim Yobazlığı!
 
sevgili şopen ben yazdıklarındn şunu anlıyorum yanlışım varsa ,lütfen düzelt
'' bugün dünyada insanoğlunun *''icad ettiği'' ,zaten allahın kainatı yarattığından beri var. bu yüzden ''icat'' değilde ortaya çıkarma olarak tarif edebiliriz. bu açıdan bakıldığında ,allahtaki yaratma kudretini reddedip,
sanki ,insan çok büyük r şeyler yapmış gibi addetmemeliyiz. zaten, bugüne kadar icat edilmiş ve icat edilecekler allahın ''alim'' sıfatında gizlidir. bu yüzden ,bilimin yaptıklarıyla öğünüp tanrıyı reddetmek akılcı bir tutum değildir. bunu yapmak bilim yobazlığıdır''


sevgili şopen doğru anlamışmıyım?

Averroes 10-03-2008 20:21

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Sevgili özgür,

"Keşfetmeyi" küçümsemiyorum. elbette "keşfetmek" de çok önemli bir başarıdır. diyorum ki, keşfetmeyi, icat etmekle karıştırmayalım. Bir de en önemli itiraz noktam, bilimi tanrısallaştırmayalım ve alternatif yorumları olanları "kendini bilmez, bilim düşmanı, örümcek kafalı, bu çağda bu kafa vs türü ithamlarla yargılamayalım. Yaklaşık özetin doğrudur.

Selamlar

ozgur_beyin 10-03-2008 20:46

Re: Bilim Yobazlığı!
 
sevgili şopen, sendeki, düşünsel anlamdaki sorun şu. ''bilimin, bu kadar dini zorlamların tersine olarak, ilerlemesi.''
şuur altında bu , bir tepki olarak öne çıkıyor. *bilimdeki, akılalmaz ilerlemeleri görüyorsun ama dinlerin bu gelişme karşısında ne kadar kadük kaldığını da görüyorsun.işte bu aşamada inançlarının ''vazgeçilmezleri'' öne çıkıyor.
bir nevi kendi kendini kandırma yoluna sapıyorsun.
hiçbir bilimsel araştırma ''acaba din bu konu hakkında ne düşünür'' diye başlamaz. bu bir, öğrenme, evreni tanıma ,merak etme sonucunda gerçekleşir.
dergahta tesbih çeken yakası bitli ,onun bunun getirdiğiyle karnını doyuran dervişten bir bok olmaz.
onların ''dünyayı tanıma'' *bakış açısıyla bakılsaydı. hala dağdan dağa, ovadan ovaya birbirimize bağırarak
haberleşir, saçımıza ''kına yakmanın mübahmı yoksa kerihmi olduğunu'' tartışırdık.

ayrıca kendine has ''islam felsefesi ''diye bir şey olmadığını söylemem lazım. islam felsefesi biraz hint mistizminden birazda aristodan dır.
ayrıca ''islam felsefesi'' kuranın kuru ve deinliği olmayan metinleri , onun yanında ''o, ona ne dedi? bu buna ne dedi ?''' sığlığındaki hadislerin , biraz eğitimi yüksek insanlara bir şey vermeyince, dine eğilimli ama bu kuruluktan
kurtulmak için, tanrıyı anlamak için daha başka yollara tevessül ettiler.
işte bu aşamada antik yunan düşüncesi ve hint mistizmi devreye girdi.
ve islam felsefesi denilen karma bir felsefe oluştu.

ozgur_beyin 10-03-2008 21:01

Re: Bilim Yobazlığı!
 
ayrıca ''bilimi biricikleştirmek'' diye kendine menkul bu tabirinin bilimsel hiçbir yanı yok. ben bu sitede iki senedir varım. bilimi *''biriciklşetiren'' 8yani tanrısallaştıran) bir ateiste rastlamadım. bilim o ne dedi bune dediyle uğraşmaz. yani bir ateist için bilim bir ''tanrı'' değildir.
ayrıca eğer kuran mealini yeterince okuduysan kulu ve peygamberi dünya hakkında ne biliyorsa ''allahıda''
o kadarını biliyor. ''kuran mucizeciliği'' yapıp kuranın allahını '' bilimsel ''olarak daha yüksek payeler verip,
onu ulululaştırark hiç bir yere varılmaz tabi kendiniz ikna edip'' kandırmak hariç.

spartacus 10-03-2008 21:11

Re: Bilim Yobazlığı!
 
schopenhauer

Bilim kimin ne dediğine bakmaz, asli alanıda sorunuda zaten bu değildir. Yani neden biz "bilim"in negatifleri yönünde bir yazı yazarken, kişilerin söylediklerine bakarak eleştiri yapalım ?

Gün geçmiyor ki, adına bilim denilen bu fenomenin egemen ve her bakımdan “kraldan çok kralcı” olan Türk medyasında, salt dini hedef almak motivasyonuyla bir haberi çıkmamış olsun. Bu “bilim yobazlığı” adeta kendi belirlediği çizginin dışında başka hiçbir tez, kuram, nazariye –adına ne derseniz deyin- kabul etmez bir konuma gelmiştir.

Şimdi bu söylediklerinize bakarak ve din eleştirisi temelinde bilimsel veri ve sonuçların kullanımına bakarak nasıl bilim yobazlığı diyebiliyorsunuz ? *Burada size göre ve sözde bilim mi yobaz kullananlar mı ? Yoksa neymiş bu dinsel görüşler, inanç ötesinde bir fikir, bir örnek verebilirmisiniz ? : )

Karşı tezlerle kendisini geliştirmesi beklenen bilim, sanılanın aksine sınırları çizilmiş, karşı-tez-kabul-etmez, kendisini kutsayan, içe kapanıkçı bir yöntemler zinciriyle bağlanamaz. Bilimsel yöntemin herkesin üzerinde uzlaşabileceği genel-geçer bir metodu yoktur. Aksini iddia etmek, bilimselim diyenlerin “bilimselliğine” ters düşer.


Yanlış! Bilimin kendisi özünde bir yöntemdir ve herkesin kabul edeceği yorumlar bilimin sorunu değildir. Tez yada anti-tez ler noktasından ziyade bilim nesnel olgulara yaklaşır. Diğeri ise tamamen felsefenin içine girer. Bilimsel veriler sonrasında önermeler başlamış ise felsefe devreye girmiş demektir. Ait olduğu çağda ise tüm bilim dışı görüşler ile bilim çatışmak zorunda kalır -eşyanın en doğal tabiatıdır. Bunun yobazlıkla ilintisi olamaz-


Salt deney ve gözleme dayanan ve umarsızca genellenebilen bu bilim verileri, bilimin de olmazsa olmazlarından olan "genel-geçerlik" ilkesine uygun düşmüyordu. Zira, bilimin "tüm kargalar siyahtır" şeklindeki sınırlandırılmamış genellemesi belki günümüz için bir veri olabilir ancak bundan sonra gelecek bütün kargaların siyah olabileceğinden asla emin olamayacağımız için ve de "bunları gözlemleyemeyeceğimiz için" potansiyel olarak ileride olması muhtemel böylesi bir farklılaşmayı bu günden gözlemleyemez. Bu günden gözlemlenemeyen şey "evrensel ve tüm-zamanlar için doğru" kabul edilemez. O halde "bilim yanılmaz" tezinin bir dayanağı yoktur. Yanılma potansiyeli olan bir şeye bütün bir kainat hiç şüphe duymamacasına emanet edilemez. Zaten bilimsel olmayan bunun ta kendisidr.

Zaten bilimin metodu budur. Kesinlikle doğru yada mutlak bilgiden bahsetmek, kesinlikle ve mutlak yobazlık demektir. O halde tarihde bu iddialar nereden çıkmıştır elbette bilim değil teolojiden. Mutlak yada kesin ve tüm zamanlarda değişmeyecek bilgi yoktur, varsa bile bilgi değil, edebiyattır... Bilime dayanmak mı sorun o halde bugün sözde dayanmayan kaldı mı? Abdest suyunun alyuvarları çoğalttığı bile bakınız bu gün din kitaplarına "bilimsel" olarak girebilmiştir!!! Peki ya musluk suyu çoğaltmaz mı :)

Zaten bilim dediğimiz şeyin kendisi “insani bir çaba”nın sonunda şekillenmiyor mu?
İnsani çaba ile şekillenmeyen bilgi nedir ?


Schopenhauer ise “irade ve tasarım” tezi üzerinde durur. Ona göre dünya bilinçli bir tasarımın ürünüdür ve dünyaya hükmeden, Schopenhauer’in adına “istenç” ya da “irade” dediği bir denetim mekanizması vardır.

Schopenhauer ve bilim ? ! Felsefe yobazlığımıydı konumuz ?

Kainatın anlaşılmasının yegane yolu bilim değildir. Bilim dediğimiz şey de aslında gidilebilecek yolardan sadece birisidir.


Kainatın anlaşılmasının yegane yolu bilimdir-tabi kainattan kasıt nesnel ise-. Kainatın anlaşılması herşeyden evvel gözleme dayanır... Onu yorumlamak mı işte felsefenin alanıda burasıdır ve kişilere göre değişebilir. Tez-anti-tezler görüş düzeyinde ortaya gelebilir.

Averroes 10-03-2008 21:13

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Sözlerine itibar edebilmem için öncelikle Kur'an ve hadislerden bilimi, ilimi yasaklayıcı şeyler sunmalısın. Sanki İslam bilimi yasaklıyor gibi yazmışsın. İspatıyla mükellefsin. Aşağıya bol bol tezimi ispatlayan kaynak veriyorum, senden de anti-tez beklerim (kaynaklı tabi)

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"ilim istemek, her müslümanın üzerine farzdır."
İbn Mesûd radıyallahu anh. Taberânî.


Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim ilim tahsili için yola çıkarsa, dönünceye kadar, o Allah yolundadır."
Enes radıyallahu anh. Tirmizî.


Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Kim ilme çalışıp elde ederse, Allah ona iki kat sevap verir. Kim ilme çalışıp da elde edemezse, Allah ona sevaptan bir pay verir."
Vâsile radıyallahu anh. Taberânî.

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:
"Gerçek âlim, insanlara, Allahın rahmetinden ümit kestirmeyen, azabından emin kılmayan, Allahın haramlarına izin vermeyen kişidir. içinde ilim bulunmayan ibadette hayır yoktur. içinde kavrama bulunmayan ilimde de hayır yoktur. içinde düşünme olmayan okumada da hayır yoktur."
Ali radıyallahu anh. Dârimî.

* İlmi öğreniniz.Çünkü onun öğrenilmesi, Allaha karşı haşyettir. Talebi ibâdettir. Müzâkeresi tesbihtir. Ondan bahis ise cihaddır *

* Bir âlimin yatağına yaslanarak ilmine kitabına bir saat bakması, yetmiş saat ibâdetten hayırlıdır *

* İlmin tâlibi talebesi, Rahmanın tâlibidir. İlmin talipçisi, İslâmın rüknüdür. Onun serü mükâfatı, Peygamberlerle beraber verilir *

* İlim talep etmek, Allahın katında nâfile namaz, oruç, hacdan ve fiysebiylillah olan cihaddan efdaldir *

* İlminden menfaat görülen bir âlim, bin abidden hayırlıdır *

Kaynak :
* Rayisüz Salihin
* Tirmizi
* İbni Mace
* Ebu Davud


Ayetler,

Nisa / 162. Fakat içlerinden ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler, sana indirilene ve senden önce indirilene iman edenler, namazı kılanlar, zekâtı verenler; Allah'a ve ahiret gününe inananlar var ya; işte onlara pek yakında büyük mükâfat vereceğiz.

Biz bunu (hükmü) Süleyman'a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar biz idik. (21/79)

Al-i İmran / 7. Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşâbih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek pâyeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar.

Ve daha pekçok ayet ve hadis....

aydoe 10-03-2008 21:25

Re: Bilim Yobazlığı!
 
İlimle bilimi birbirine karıştırmayalım.

nupelda74 27-03-2008 16:14

Re: Bilim Yobazlığı!
 
schopenhauer'in görüşlerine katılıyorum. Evren'in anlaşılmasının tek yolu bilim değildir. Deney ve gözlem yapılamayan bir sahada Allah'ın varlığını ispata girişmek beyhudedir. O'nun varlığını ancak kalbin bilimi çözebilir.

o halde, bilimciler bana sevgi nedir, nefret nedir, aşk nedir, şefkat nedir açıklayabilirler mi? Bunu hangi laboratuarda ispatlamışlar? yoksa bunların varlıklarını inkar mı ediyorlar? Bunların yeri neresidir? Bana aklın varlığını ispatlayın. yeri neresidir? Beyin derseniz hikaye anlatırsınız. Elle tutulmuyor, gözle görünmüyorsa, sadece hissediliyorsa, sadece sonuçları ortaya çıkıyorsa nasıl bir şeydir? Ateistlerden cevap bekliyorum. *

Anneme babama, aile bireylerine nefret değilde sevgi besliyorum, böyle gözle görünmeyen bir hissi siz bir ateist olarak bana nasıl açıklıyorsunuz?

Bana doyurucu bir cevap verecek zeki bir adam arıyorum.

ozgur_beyin 27-03-2008 18:58

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Bana doyurucu bir cevap verecek zeki bir adam arıyorum.NUPELDA 74

nupelda, zeki birinin cevapalarını anlamak içinde '' zeki olmak'' gerekir
fenomenlere ve soyutlara cevap verebilecek ''zeki insan'' yoktur. çünkü bu tip soruları zeki insana değil bulunduğun yerde bulunan müftüye sormalısın. o senin gönlünü hoş edecek cevapalrı verir . ayrıca seninde ,müftününde, zeki olması gerekli değildir.

yani ,soyutun delili olmaz bu ''deliller'' senin inanmanla ilgilidir.

kalbe bir şey vehmetmen yanlıştır. kalbe yüklenen soyut kavramlar *orta çağda ve gerisinde kalmıştır.

''kalbin bilimi'' kilimi yoktur.

sevgili şopen verdiğin hadis ve ayetlerdeki *verdiğin ''ilim'' örnekleri , bilinen bilimle hiç bir alakası yoktur. burdaki ilim sadece islami bilgileri öğrenmekle ilgilidir. bunu ''islam ilime önem veriyor'' diye anlatmak ya cahillikle yada takiyye yapmakla alakalıdır.
.

dilaver 27-03-2008 19:39

Re: Bilim Yobazlığı!
 
o halde, bilimciler bana sevgi nedir, nefret nedir, aşk nedir, şefkat nedir açıklayabilirler mi? Bunu hangi laboratuarda ispatlamışlar? yoksa bunların varlıklarını inkar mı ediyorlar? Bunların yeri neresidir? Bana aklın varlığını ispatlayın. yeri neresidir? Beyin derseniz hikaye anlatırsınız. Elle tutulmuyor, gözle görünmüyorsa, sadece hissediliyorsa, sadece sonuçları ortaya çıkıyorsa nasıl bir şeydir? Ateistlerden cevap bekliyorum. *


* * * * Düşünceler dış dünyada bizi çevreleyen şeylerin ve olguların zihnimizde ( beynimizde ) bıraktıgı izlerdir, fikirlerdir. Bu fikirlerimizin bazıları duyumlarımızdan ve algılarımızdan gelir. Bunlar dış dünyada maddi bir şeye tekabül ederler. Masa, ev, tarla fabrika gibi. Maddi bir şeye tekabül etmeyen fikirler de vardır. Düşüncenin bizzat kendisi böyle bir fikirdir. Uzay, sonsuzluk, *tanrı gibi fikirler de maddi bir şeye tekabül etmezler. Bunların yanında bir de kavramlar vardır. Duyumlarımızın ve algılarımızın zihnimizde bıraktıgı izler , fikirler üzerine onlar aracılıgı ile ve onlar yardımıyla gelirler.

* * * * *O halde gerçek somut ile düşünülmüş somutu birbirinden ayırmak gerekir. Örnegin öküz, kagnı, karasapan, tarla, topraksız köylü toprak sahibi gibi kavramlar gerçek somutu ifade eden kavramlardır. Feodalizm ise düşünülmüş somutu ifade eden bir kavramdır. Feodalizm kavramı ile birbirinden kopuk olgular gibi gözüken, öküz, tarla, karasapan, kagnı, topraksız köylü, toprak sahibi gibi şeyler arasında ilişki kurulmaya çalışılmıştır. Böylece nesnel gerçeklik bütün iç ve dış ilişkileriyle, bütün çelişkileriyle ele alınmış , bütünleştirilmiştir. Ve bu somut düşünülerek ortaya konulmuştur.

* * * * *Kavramsal sistemlerin dogru olarak kurulabilmesi için dış dünyanın dogru olarak , yani nesnel gerçegin dogru olarak algılanması gerekmektedir. Dogru algılayamadıgınız takdirde, nesnel gerçeklge dayanmayan, nesenel gerçeklikten kopuk düşünceler üretmeye çalıştıgınızda tanrı fikrine ulaşabilmeniz de kaçınılmaz olabilir.

* * * * *Sevgi, aşk, nefret gibi kavramları ancak bir nesnellik içerisinde ve birbirleri ile ilişkisi olan maddi şeyler için tasarlayabilirsiniz. Olmayan bir şeyin sevgisi, şevkatı, aşkı olmaz. Bu kavramları maddi olarak test ederek, göZlemleyerek düşünsel olarak ifade etmişsinizdir ve canlılar arasındaki somut ilişkilere dayanırlar. Tanrı kavramı ise test edilmeyen, madi olgulara dayanmayan, asla etkisi gözlemlenmeyen boş bir kavramdır. Bu yüzden de bilimsel degildir.

* * * * *saygılarımla

asinar 06-04-2008 21:07

Re: Bilim Yobazlığı!
 
nupelda74,
"Anneme babama, aile bireylerine nefret değilde sevgi besliyorum, böyle gözle görünmeyen bir hissi siz bir ateist olarak bana nasıl açıklıyorsunuz?" demişsin. Sanırım onlara beslediğin sevgiyi kan bağına bağlıyorsun.
Varsayalım ki sen gayrımeşru bir ilişki yaşayan bir ana ve babadan doğdun, onlar da seni bir cami avlusuna bıraktılar. Seni bulup evlat edinmek isteyen bir aileye verdiler. O aile de sana kendi çocuklarıymışsın gibi baktılar, besleyip büyüttüler, okuttular ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir kişi olmanı sağladılar. Derken bir gün bir adamla bir kadın çıkagelip sana gerçeği anlattılar ve senin gerçek annen ve baban olduklarını söylediler. Onlara karşı sevgi besler misin? Yoksa onlardan nefret eder, seni besleyip büyüten çifti anne-baba olarak kabul etmeye mi devam edersin? Bu soruya vereceğin yanıt aynı zamanda senin yukarıda sorduğun sorunun yanıtı olacaktır.

evrensel-insan 06-04-2008 22:54

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Saygideger arkadaslar;

Daha oncede yazdim.Bir daha yaziyorum.

Iki turlu felsefe-dunya gorusu vardir.

NAKLI-yaratilissal,dogaustu,dunyaotesi.
AKLI-beseri,dunyevi,idraki.

Gerisi teferruat.

Secim sizin.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Chaos 10-04-2008 09:04

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Bilimi kim tanrısallaştırır? Elbette dindarlar onlar başka türlü konuşmayı bilmezler. Ayrıca dindarların hemen hemen tamamı işlerine gelince bilimi tanrıya dayandırıp "bakın işte bilim tanrıyı buldu" derler işlerine gelmeyince de "her şey de bilim değil ki canım" derler. Yani kısacası tutarlı olmak gibi bir gayeleri yoktur. Sir Karl Popper gibi sözde muhalif özde post modernist yalancı dahileri de pek severler. Bu Popper "birgün arkadaşlarla geziyoduk komünist olduk, ama sonradan iyi birşey olmadığını farkettim der" Sonra ordan çıkar "birgün hiç unutmam çok iyi matematikçi ve bilim adamı oldum ama sonra iyi birşey olmadığını gördüm" der. Sir olduğu için de adam sayılır bu geri zekalı ahmak. Nerede gericilik,marksizm eleştirisi, bilim eleştirisi varsa bu salağı referans alırlar. Çünkü o kavramlar hakkında da kimse pek bir şey öğrenmeye çalışmaz nasolsa Popper olayı 2 dk da çözmüştür. Ne de olsa Sir dür.

Gelelim asıl üçkağıtçılığa. Din asla bilimsiz yapamaz ama bilimin dine zerre ihtiyacı yoktur. Bugüne dek dua ederek icat yapana ya da ay a çıkana rastlanmamıştır. Ancak bütün dinler mevcut bilimin bulgularını kendi tanrılarının varlığının ispatı yapmaya kalkışırlar. O nedenle de hep geriden gelir en eski teoriyi destekler olabildiğince saçmalarlar. Örneğin konu big bang ise zamanı yok ayrı değerlendirip evreni mısır gibi patlatıp ondan önce Allah vardı derler. Bu noktada uzay-zamanın birleşik doğası onları ilgilendirmez. Zaman olmadan önce ne vardı diye sorabilecek sivri zekaya sahiptirler. Oysa önce diye sorabilmek için uzay-zaman varolmalıdır. İşkembeden bir varlık uydurup ne söylense ona dayandırır,kendi saçma dogmaları yerine kutsal ilk tek kavramını tutarsız bulan bilime dogmatik derler. Dogmatizmin olmayan birşeyi ille de varmış gibi değerlendirmesi onların anlamsız mantığına garip görünmez.

Bir başka üçkağıtçılıkları ne teorinin ne olduğunu ne yasa ile teori arasındaki farkları ve bunların anlamını sorgularlar. Örneğin hiç yoktan ortaya bir şey atıp varolduğunu iddia etmek fantazi olarak değerlendirilir. Kuş da kanadı görüp insana ekleyerek meleğe inanan meczuplar misali. Varsayım bile olmayan bu fantazi normaldir. Ama ispatı olduğu için adına teori denmiş bulunan evrim teorisi bu saçma yoktan var edilmiş varsayıma uymadığı için reddedilir. Ama big bang kesin doğrudur. Teori diye küçümsedikleri geniş ölçekli değişken ve dinamik yapılar teoridirler. Yani kaldırma kuvveti,yerçekimi sabiti gibi değildirler çok alanı kapsarlar. O yüzden kanun olmazlar. Ancak atom da teoridir. Atom teorisine göre atom bombası yapılıp kafalarına inmeden dindarların aklı başına gelmez. Evrim teorisinin de bu kadar net sonuçları vardır. Ama ona "nolcak ya teori işte kesin değil" der öbürüne "işte allah ın kanıtı" diye sarılır.

(Edit: thunderpoint..)

Averroes 10-04-2008 20:50

Re: Bilim Yobazlığı!
 
"Bilim yanlışlanabilendir, öyleyse neye güveneceksiniz ey ölümlüler" * Karl Popper

Değerli Chaos,

Yazınızı okurken, sanki Popper’i yakalasanız bir kaşık suda boğacaksınız gibi bir hisse kapıldım. Oysa itiraf edin sevgili dostum, kızgınlığınız onu çürütmeye yetmiyor.

Evet kendisi gerçekten çok “haşarı” bir tip. Hatta öğrencisi Lakatos’u herkesin önünde dövmüş bir adam. Darwinizm’le flört dönemleri olmuştur, doğrudur, ama bilim felsefesine armağan ettiği “falsification” (yanlışlama) kavramı bugün bile hala tazeliğini korumaktadır. Ve günümüze kadar çürütülememiştir. Neyse yazınıza dönersek,

Yazınız *Popper’ın teorisini çürütecek herhangi bir karşı-açıklama barındırmıyor. Sadece Popper’a duyuduğunuz şahsi hıncınız yazınızı duygusal ağırlıklı kılmış o kadar. Ancak şunu söyleyeyim, Popper Müslüman falan değil, hatta benden duymuş gibi olmayın (her ne kadar bazıları aksini iddia etse de) yaşadığı dönemde bir evrimciydi. Tıpkı sizin gibi.. Yani dünya görüşü olarak benden ziyade size daha yakın. Ama bilime armağan ettiği “yanlışlanabilme” ilkesi sizi çok fena kızdırmışa benziyor.

Boşverelim şimdi Popper’ı, yoksa siz bütün “kargaların siyah olacağından” emin misiniz?

Saygılar
[i]

Averroes 10-04-2008 21:09

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Sayın Asinar,

Diyorsunuz ki,

"Varsayalım ki sen gayrımeşru bir ilişki yaşayan bir ana ve babadan doğdun, onlar da seni bir cami avlusuna bıraktılar. Seni bulup evlat edinmek isteyen bir aileye verdiler. O aile de sana kendi çocuklarıymışsın gibi baktılar, besleyip büyüttüler, okuttular ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir kişi olmanı sağladılar. Derken bir gün bir adamla bir kadın çıkagelip sana gerçeği anlattılar ve senin gerçek annen ve baban olduklarını söylediler. Onlara karşı sevgi besler misin? Yoksa onlardan nefret eder, seni besleyip büyüten çifti anne-baba olarak kabul etmeye mi devam edersin? Bu soruya vereceğin yanıt aynı zamanda senin yukarıda sorduğun sorunun yanıtı olacaktır."


Nupelda77 arkadaşımızdan özür dileyerek, böylesi bir açıklamanın tutarsızlığına (nupelda'dan cevap gelmemesi üzerine) ben cevap vermek zorunda hissettim kendimi.

Sayın Asinar,

Arkadaşımız, bana kalırsa sadece "sevgi, şefkat" gibi hislerin doğasını analiz etmeye çalışıyor. Sizin kurgusunu yaptığınız "sonradan çıkan ebeveynlerin" arkadaşın sorusuyla ne alakası var? Arkadaş sadece sevgi ve şefkat gibi pozitif ve istenir duygularının kaynağını değil, "nefret" "öç alma" gibi duyguların da kökenini sorguluyor. Sizin gibi ateistlerde bu tür bir soyut algılar bütününün, *ki sizin için aslolan maddedir, ne aradığını soruyor. Bu soru aynı zamanda benim "Ateistik Çıkmaz" iletimde belirttiğim doğuştan getirdiğimiz utanma hissinin kaynağını sorgulamama benziyor. Utanma hissi, ki soyuttur, nasıl doğuştan geliyorsa, sevgi, şefkat, nefret gibi soyut hislerde doğuştan gelir. Ve yine sizin buna vereceğiniz hiçbir (bilimsel de olsa) cevabınız yoktur. Çünkü siz de bilmezsiniz. Çünkü bilim bataklığındasınız. Çünkü sizi büyüleyen Latince sözcüklerin büyüsü altındasınız. Çünkü siz beyninizle gözünüzün yerlerini değiştirmişsiniz. Her şeyi maddede arayanların beyinleri gözlerindedir, gözler ise maneviyatta kördür. Gerçek ise, *maalesef, göremediklerimizin ama "sezebildiklerimizin" içindedir.


Saygılar[i]

evrensel-insan 11-04-2008 00:11

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Saygideger schopentauer;

Benim yukarida yapmis oldugum tesbite bir cevap vermemissin, cevabini bekliyorum.

Ayrica daha once bahsetmistim, epistemoloji bilimi bugunun sinirini verir.Ozelligi ise siniri, sinirli tutmamaktir. O yuzden devamli yenilenir ve guncellesir.

Eger sen bu bilimin ortaya koyamadigi birseyi-ki bugun yarin mutlaka ortaya koyacaktir, cunku amaci budur- koyamadi diye:"Gordunuzmu,ben size dedim, bilim buna cevap veremiyor" gibi bir dusunceye sahipsen, rahat ol dunya ne kadar gelisirse gelissin boyle bir soru her zaman gundemde olacaktir.

Dedim ya; bakis acisidir onemli olan nakli mi akli mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

imhotep 11-04-2008 00:16

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Sevgili schopen,

Bilimi hiçbir şekilde güvenmememiz gerekir gibi anlatıyorsunuz. Heran, herşey değişecekmiş gibi. Ama bu yanlış. Hayat pratiklerimiz ve çoğu bilimsel denemeler çoğu şeyin değişmeyeceğini gösteriyor. Ancak geliştirilmekte olan hipotezlerin keskin şekillerde değişebileceğini görüyoruz.

Farzedelim ki bilimde herşey sürekli değişiyor. Yerçekiminin olmadığı bile bulundu. Buradan çıkaracağımız sonuç nedir ?

Bakın, bilim bile kesin değil demek ki kesin olmayan şeylerin doğru olmayacağını bilemeyiz o yüzden de Tanrı vardır mı diyeceksiniz ?

O halde, sizin inandığınız şekliyle Tanrı nasıl bu kadar kesin olabilir, bilim bile kesin değilken ?

Bilime ne kadar saldırsanız da, ona olan güveni yok etmeye çalışsanız da bu sizin Tanrınızın varlığını ispatlamaya yetmeyecektir. Ama sizi de anlayabiliyorum tabi. İnsan düşmanına saldırmadan edemiyor.

Saygılar

qw19 11-04-2008 00:59

Re: Bilim Yobazlığı!
 
"Hayat pratiklerimiz ve çoğu bilimsel denemeler çoğu şeyin değişmeyeceğini gösteriyor." imhotep

*Ben bunun tersine inanıyorum. İlerledikçe bilmediklerimiz ve yanlış bildiklerimiz artacak.
Gene de ilerleme gerçekleşecek. Kolay olanı seçip herşeyi tanrıyla açıklama gayretinde olan tembeller de artacak ateistler her zaman azınlıkta kalacak. Çünkü bilim giderek zorlaşmaktadır ve anlaşılması da güç hale gelmektedir.

*Bir tek atom düzeyinde evrenler yaratılmakta ve çökmektedir. Eğitim kalitesini artırmak da kimsenin işine gelmemektedir.

*Sanırım Platon tipi bir ayrışmaya doğru gideceğiz. Bunun önlemenin tek yolu bilimi halka açıklamaktır, kuran kursları yerine bilim kursları açmak gerekecektir :) . Aksi takdirde bilimi bilmeden felsefesini yapmaya çalışanlarla daha sık karşılaşacağız.

*Selamlar.

Chaos 11-04-2008 06:24

Re: Bilim Yobazlığı!
 
schopenhauer;

Yanlışlaabilirlik ilkesi pek umurumda olmadığı gibi pek de önemli bir şey değil. Dahası bu zoraki konmuş sözde muhalif ilke senin sandığın gibi bilime karşı değil onun lehine işler. Nasıl mı? Örneğin bilimsel bir teori belli deney ve gözlemlerle sınanırken içine yanlışlanabilir özellikte olmasını da kattığımız halde doğrulanırsa teori de ispatlanmış olur. Yerçekimi yoktur desen de ölçtüğümüzde varolduğu görülür ki bu da yerçekimi teorisini yerçekimi kanunu yapacak kadar istisnasız kılar. Demek ki neymiş? Yanlışlanabilir olan bir düşüncenin doğrulanabilmesi bilimin lehineymiş, Din in değil.

Şimdi bu yanlışlanabilirliği sıkıyorsa dini düşünceye uygulayınız. Yaratıcı yoktur. Buyrun olduğunu somut olarak gösterin. Bilim inanç olmadığından böylesi sağlama girişimlerinden hiç etkilenmez çünkü gerçektir sağlamasını tersten yapabilirsiniz. Ama kolaysa aynı şeyi Din e uygulayınız. Demek ki neymiş? Din uyduruk olduğundan yanlışlaabilir ilkesi ona uygulandığı anda yokoluyorken,bilim yanlışlanabilirliğine karşın doğrulanabildiği için gerçeğe ulaşabiliyor böylece Mars a uydu gönderebiliyormuşuz. Yani aslında uygulamada yanlışlanabilirliğin bilime kötü bir etkisi olmamış onu pekiştirmiş.

Gelelim kargaların siyah olduğuna emin olup olmamama. Kargalar siyah olduğu sürece ve çevresel faktörler değişip adaptasyonları değişmediği sürece de kargaların siyah olduğuna eminim bilimsel açıdan. Hatta bilimsel açıdann neden siyah olduklarını da anlatabilir,daha da ileri gidip siyah ın ne olduğundan ve neden siyah göründüğünden emin bir şekilde bahsedebilirim. Peki ya siz siyahın ne olduğu noktasında bilimin dışında bir anlayışa sahip misiniz? Siyah siyahtır çünkü mü? Öyle yaratılmıştır mı? Ne yani? Kargalar hakkında herhangi bir bilgiye sahip ya da emin misiniz? Yoksa belki beyaz karga da vardır diye beyaz karga duası ederek bilimin alanından daha ileri mi gitmiş olacaksınız? Oldukça komikmiş. Bilim kargaların siyah olma kanunu diye bir kanun koymamıştır. Din gibi metinde ne yazıyorsa dua gibi onu tekrarlamaz onu yaratan koşullara ve dinamizmine bakar. Emin olduğunm bir nokta da beyaz kargayı da ilkin bilim bulacaktır dua değil,kutsal kitap da değil. Hatta genetik yollarla beyaz karga da üretebilir yeter ki sen iste. Ama sen olayı karganın renk olasılığı açısından ya değişirse ye bağlyıp bilimi din,din i özgür düşünce zanneden mide vasıtasıyla sözde düşünme eylemine girişirsen bunun anlamı dogmatizmin tekrardan kutsanmasıdır başka bir şey değil. Yani dini olarak sırf öyle olmasın diye kırbaç yoluyla siyah kargaya beyaz dedirtip; "haklı çıkayım da önemli olan yalana yanlışa hak tanımak olsun anlayışını zorla empoze etmek bunun anlamı.

Bu noktada kendi kendini çürüttüğün için Popper vasıtasıyla tebrik ederim. Önemsediğim bir şahsiyet değildi oysaki. Duygusal tepki gösterdiğim de sizin kuruntunuz son derece elitist bir popülist bir aristokrat olduğundan sevmediğim biridir o kadar.

Bir de şu Popper örneği vasıtasıyla saçma bir noktayı açıklamak gerekir. Dindarlar bilim konusunda konuşunca komik olurlar siz de buna dahilsiniz schopenhauer. Yanlışlanabilirlik ilkesi bilimsel bir hipotez,teori ve sonrasında kanun olmuş bir şey değildir,sadece bir öneri ya da eleştiri olarak görülebilir yani çürütmeye lüzum yoktur. Bilim olmadığından böyle bir şey de yoktur. Kelime oyunudur, dil paradoks udur.

Yani kendi kendisi ile çelişir; eğer bunu irdelersek.
Nasıl mı?
1.Önce bir doğrulanabilirlik ilkesi atalım ortaya madem yanlışlanabilirlik oluyorsa madem.
Bir düşüncenin pratiğe uygulanabilir ve bilimsel nitelik kazanabilmesi için tekrar tekrar denenebilmesi ve aynı sonuca ulaşması yani doğrulanabilir olması gerekir. Doğrulanamayan bir fikir ne fikir olarak tanımlanabilir ne de gerçeklerle eşleşmediğinden bilim olarak nitelenebilir tamaman tesadüfi bir disiplinsizlik ve boş laf olmak zorunda kalır. Demek ki bilimden bahsedebilmek için onun doğrulanabilir olması *şarttır kesinlikle.

2.Yanlışlanabilirlik ilkesi herhangi bir olgunun doğrulanabilir oluşuna imkan tanımamaktadır. İlle de yanlışlanabilir olması gerektiğini öne sürmekte, sürekli doğrulanır olmasını reddetmekte ve hatta doğrulanabilmeyi bağnazlık olarak nitelemekte, böylece katı bir agnostisizizm lehine olmayan her sonucu reddederek kendi reddedici dogması içinde sıkışıp kalmaktadır. Dolayısıyla da bir dindar ın buna yaslanarak bilimi eleştirmesi gülünç *olmakta çünkü hem inanca uygulandığında da aynı sonucu üstelik hiç doğrulanmadan verdiği halde,bir de bilimi bilim olmaktan çıkarıp doğrulandığı için bağnaz ilan ederek iyice saçma bir kısır döngüye düşmektedir. Bu saçma anlayışı da sadece bilim karşıtları değerli kılabilir o nedenle, tabi kendi inançlarını bundan muaf tutmak şartıyla.

3. Ayrıca yanlışlanabilirlik ilkesi, kendi kendisine uygulandığında da yine kendiyle çelişir çünkü kendi kuramı açısından kendini yanlışlanamaz ilan ederek en katı bağnazlığa ve paradoksa dönüşür ki bu da onun en tutarsız ilke olmasına neden olur önermesinin ana fikri dolayısıyla. Yani yanlışlanabilirlik yanlışlanamamaktadır salt redde dayandığından ve bundan ötürü de aslında içi boş bir söylem olarak kalmaya mahkumdur bilim eleştirisi alanında.

Demek ki birazcık kafa çalıştırmak bile Popper şovenizmini çürütmeye yeter. Kendisini abartarak sunanlar genelde düşünmekten pek hoşlanmayan çevrelerden çıkar.

Averroes 12-04-2008 12:47

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Değerli Evrensel İnsan,

Diyorsun ki, Iki *turlu *felsefe-dunya *gorusu *vardir.
*
NAKLI-yaratilissal,dogaustu,dunyaotesi.
AKLI-beseri,dunyevi,idraki.
*
Gerisi *teferruat.
*
Secim *sizin..

Diyorum ki, Varoluşumuzu iki temel algı düzleminde formüle edişin, senin gibi yazılarında uzun uzun felsefi çözümlemelerini okuduğumuz biri için biraz basit kaçmadı mı? Gerisi “teferruat” demişsin, belki de senin teferreuat dediğin şeyler yüzünden ateistsiniz şimdi. Oysa teferruat analizini de görmek isterdik. Yorumumu bu şekilde daha sağlıklı bir zemine oturtabilirim.

Şimdi diğer arkadaşlar içinde genel bir cevap vermek istiyorum. Özellikle Chaos siz daha bir dikkatli okuyun.

Lafa öncelikle çok iddialı bir girişle başlıyorum. Biliyorum bu başlangıç sırada izlenmek için bekleyen filmlerimi biraz daha öteleyecek ama histerik bir ruh hali içerisinde bana yazdıklarınız arasında öyle açmazlarınız var ki… inanın bunun için kitap yazılır. Kısaca özetlemeye çalışırsam…

Eğer Allah ispatlanamazsa, evrim de ispatlanamaz. Bizi aptal mı sanıyorsunuz? Yıllardır Latince etimolojik-olarak-değersiz bilim zırvalarıyla bizi cahil yerine koymaya çalıştığınız yetti artık. Bana söz oyunu yapmayın arkadaşım, ispat getirin, hemen şimdi…

Biz Allah vardır diyoruz, kanıt diyorsunuz. Yahu bre arkadaşım senin ne kanıtın var? Evrim için kanıtlar istediğimizde bize öneriğniz 8-10 kanıt var (eğer kanıt denirse bunlara). Bu sözümona kanıtların hepsi ya evrimci biyologların kendi içinde bile tartışmalı, ya sahtekarlığı sonradan kanıtlanmış (Piltdown adamı, Java Adamı) ya da materyalist önkabulden ibaret birer faraziyelerdir. Biberli kelebeklerdeki ağaç gövdelerine konduğu yalanı doğal seçilimin kanıtıdır. Heackeal'ın sahte embriyolarında atalarımızdan kalma solungaçlarımız vardır.Ağaçtan çok çalıya benzeyen hayat ağacı, tüm boşluklarına rağmen atmasyonlarla doldurulur ve doğa tarihi müzelerinin başköşelerini süsler.Sakat meyva sinekleri yararlı mutasyonlara kanıt diye yutturulmaya çabalanır.Maymun-insan kafatası, birleştirilerek oluşturulan sahte fosiller 30 yıl bilim literatürünü süsler. Bu mu sizin kanıtınız? Bir de bilimciyim diyorsun. Bu mu senin bilim anlayışın? Önkabullerle hareket et, kilise papazlarının sömürüsünden şikayet et sonra onların cüppelerini seküler-dogmatist-natüralist-materyalist armalarla sen giy, ve insanları sözde biliminle aptal yerine koy, ve evrimci sahtekarlıklardan medet um. Yok ya! Sen bizi ne sanıyorsun? Bizden Allah’ın kanıtını iste, sonrada biz senden evrimin kanıtını istediğimizde otomatiğe bağlanmış plak gibi hala Miller deneyinden, doğal seçilimden, doğaya uyum sağlayıcı mutasyonlardan falan bahset. Bir de adına bilim adamı de.

Gerçi Dilaver kızacak ama kusura bakma dilaver yazmak zorundayım, Bakın Türkiye’nin sayılı evrimci biyologlarından Prof. Ali Demirsoy ne diyor:

"Sitokrom-C'nin belli bir aminoasit dizilimini sağlamak, bir maymunun daktiloda hiç yanlış yapmadan insanlık tarihini yazma olasılığı kadar azdır (maymunun rastgele tuşlara bastığını kabul ederek). " (Prof. Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim, Ankara: Meteksan Yayınları, 1984, s. 61.)

"Özünde bir Sitokrom-C'nin dizilimini oluşturmak için olasılık sıfır denecek kadar azdır.

”Yani canlılık eğer belirli bir dizilimi gerektiriyorsa, bu tüm evrende bir defa oluşacak kadar az olasılığa sahiptir denebilir. Ya da oluşumunda bizim tanımlayamayacağımız doğaüstü güçler görev yapmıştır.” (Prof. Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim, s. 61.)”

Şimdi bir maymun daktiloda hiç yanlış yapmadan insanlık tarihini yazabilir mi? Üstelik yazsa bu sayede olacak olan şempanzelerle insanın evrimsel akrabalığı değil, sadece sitokrom-c’nin belirli bir aminoasit diziliminin sağlanması.. Şimdi Demirsoy bilmiyor, siz biliyorsunuz öyle mi? Bu mu sizin evrim kanıtınız? Bir de biz Müslümanlara dogmatik dersiniz. Asıl sizin yaptığınız dogmatizmin daniskasıdır. Evrim için sıfır kanıtınız var. Evrimi eşeledikçe batıyorsunuz. Evrimteorisi.org’u işi bilen arkadaşlar lütfen bir incelesin. Bu site yayın hayatını nasıl sürdürebiliyor anlamak mümkün değil. Gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar. Yani tam natüralizm-materyalizm bataklığında boğulmuşlar. *

Bizim yerli bilimciler bir de atalarından, kültürlerinden utanırlar. Oysa bilmezler ki, yakın dönemlere kadar Müslüman filozof ve bilim adamı İbni sina’nın adı Tıp sözcüğüyle eş anlamlı olarak kullanılmıştır. Cabir Bin hayyan demek kimya demektir. Bugün bilim de kullandığınız bir çok sözcüğün kökenini araştırdınız mı? Amatör biyolog darwin’den ve avenelerinden fırsat mı kaldı ki? Alchemy (Kimya), Alkali (Al-Kali), Algebra (El-Cebr). Bunları bilmezsiniz tabi.
Pascal’ın olasılık hesaplamalarında kullandığı üçgen teorisini ilk olarak el-Kerhi ortaya atmıştır. *İbnul-Benna ve Kalasadi gibi Müslüman matematikçiler ilk defa bugün kullandığımız temel matematiksel ve cebirsel işaretler ve sembolleri icad etmişlerdir. Ömer Hayyamın üçüncü dereceden denklemleri çözmek için kullandığı yöntem, Descartesın geometride kullandığı yöntemin aynısıydı.
Laplace’in gezegen ölçüleri Uluğ beyin Zicinden alınmadır. Kopernik, bizzat kendisi birçok Müslüman bilim adamının eserlerinden faydalandığını itiraf etmiştir. İlk defa Biruni ve El-Sizci dünyanın döndüğünü ve yerçekimi bulunduğunu ortaya atan Müslüman bilim adamlarıdır. Faraday ve Maxvell’e ait olduğunu düşündüğümüz manyetik ekim gücü ilkolarak İbniğ Rüşd’de görülür. Einstein’in izafiyetiyle Kindi’nin görüşleri arasındaki benzerlik dikkatlerden kaçmaz.
Müzikte ilk olarak notaları Farabi, stenograf harfleri ise İbni sina kullanır. Logaritmayı Farabi’ye mal edenler mevcuttur.

Şimdi bu kadar öcüleştirdiğiniz bu din nasıl bir dindir ki, dünyanın hizmetine tahminlerin ötesinde hizmetleri olmuştur?
Bilim ve din birbirinden tamamen ayrıdır ve tamamen ayrılmazdır. Tamamen ayrıdır çünkü biri "nasıl?" ile ilgilenir. Diğeri "niçin?" ile. Bilim, bir cinayeti tabancadaki barutun sıkışıp alevlenerek mermiyi itmesi şeklinde açıklar, din ise "bu tetiği birinin çektiğini ve çekerken bir amacının bulunduğunu" söyler. Sözgelimi deprem, bilim için yeraltı tabakalarında biriken enerjinin ortaya çıkışıdır. Din, buna karşı çıkmaz. Bu bir oluş şeklidir ve sebebidir ama bunda bir amaç arar,asıl sebep, irade nerededir, nedir?. Bilim, "ben nasıl olduğuyla ilgilenirim, bunun ötesine de karışmam !" diyebilse din-bilim çatışması ortaya çıkmayacak. Ama öyle demiyor... Amaçsızdır, irade yoktur, tesadüftür, en fazla tabiattır, diyor.
Evrim teorisi işin "nasıl"ını açıklamaya çalışan bir teoridir. Akıllı tasarım teorisi de öyle. Evrim, haddini aşarak, işin "niçin"ine de cevap vermeye kalkmış, tetiğin kendi kendine çekildiğini, tesadüfen patladığını, mutasyonlar sonucu barut, silah ve merminin oluşarak cinayeti işlediklerini söylemiştir. Bu konuda akıllı tasarımın yaptığı ise silahın, merminin ve barutun hiç de basite indirgenemeyecek yapılar olduğunu göstermekten ibaret.
Bilim yağmurun nasıl oluştuğunu açıklar. Bu oluş şekli tonlarca su buharının rüzgara bindirilip muhtaç bitki ve hayvanlara sevkedilmesinde görünen merhameti ortadan kaldırmaz. O zaman her bir yağmur tanesine bir meleğin eşlik etmesindeki güzelliği anlarsınız. Ve Hz. Peygamberin yaptığı gibi bağrınızı yağmura açıp o merhamet tecellisini göğsünüzde hissedersiniz.
Nasıl ve niçin birbirinden çok ayrıdır ve aslında yapışıktır.
Bilimin kurucuları Müslümanlardır. Farabi, İbn-i Sina, Harezmi, ve yüzlerce bilim adamını araştırmaya sevkeden, indükleyen, heyecan veren dindir. Astronominin, trigonometrinin, fiziğin, tıbbın temellerini onlar attılar. Onları buna sevkeden Yaratıcıyı daha yakından tanıma tutkusuydu. Aynı Mısırlıların, Azteklerin binlerce yıl önce yaptıkları gibi. İddialı bir sloganla bitireyim:
"Din olmasaydı bilim olmazdı..."



* *
Saygılar[i]

thunderpoint 12-04-2008 15:14

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Alıntı:

schopenhauer";p=&quot´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 116093)
Bizim yerli bilimciler bir de atalarından, kültürlerinden utanırlar.

Sevgili şopen,

Koca yazının içinde alıntıdaki duyguyu yalanlayacak, boşa çıkaracak bir isim göremedim. "Yerli" sözcüğüyle Müslüman Arapları yada Moğolları kastediyorsan sözüm yok!

Söylediğin ve yazdığın şeyler üzerinde iyice bir düşünmeni tavsiye ediyorum sana...

Averroes 12-04-2008 19:09

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Sevgili Thunder,

Ben yerlilik sözkonusu olduğunda sadece ırksal benzeşimleri aramam. Irk aidiyetlerden sadece biridir. Oysa benim başka milletten birini (i.e. Araplar) yerli saymamı benim adıma mümkün kılacak dinsel, örfi, ve kültürel bağlarım var. Her ne kadar aksini iddia etsen de senin de var. Benim yok diyorsan babanın var. Hiç olmazsa aynı bölgenin insanlarıyız. Chelsea-Fenerbahçe maçında Arap spikerin Fener'in gollerinden sonra nasıl kendinden geçtiğini görmeni isterdim. Üstelik listemdekiler hepsi Arap değil. Yoksa İbn-i Sina'yı da mı Arap yaptın? Ya Biruniyi? Ya ULuğ Bey'i? Eğer hepsi Türk olsun diyorsan ona da bakarız:

Ali KUşçu, Abdulhamid İbn-i Türk, Harizmi, Sabit Bin Kurra, Ebül Vefa, Kadızade Rumi, Takiyuddin, Katip Çelebi, Akşemseddin...

Selamlar

thunderpoint 12-04-2008 20:01

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Güzel çalım! ("Kıvırma" demeye dilim varmadı *:D) Ama maç bitti, herkes duşta şopen...

imhotep 12-04-2008 23:20

Re: Bilim Yobazlığı!
 
İbn-i Sina'yı, Farabi'yi hala İslam alimi diye niteleyen zihniyete hayranım doğrusu. Adamların bir tane eserleri basılmaz ahirete ve kadere inanmadıkları için. Hatta kafirlikle suçlanırlar ama iş bilim konusuna geldi mi onlardan müslümanı yoktur.

Ah şu müminlerin faydacı bakış açıları...

qw19 13-04-2008 04:21

Re: Bilim Yobazlığı!
 
Hakket schopen imhotep doğru yazmış, bunlar Mutezile ekolünün adamları, Chaos'tan daha materyalist oldukları kesin. :D

*Yazın çok güzeldi chaos.

*Schopen önümüzdeki hafta Ali Demirsoy'a hocam siz bu sitokram-c ile ne demek istediniz diye de sorduracağım, *burayada asacağım, ne derse desin. İnşallah unutmam.

*Selamlar.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:50 .