Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   İslam, Nurculuk ve Said Nursi (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=6253)

pante 27-05-2008 08:41

İslam, Nurculuk ve Said Nursi
 
Said-i Nursi Kimdir?

Asıl adı Said-i Kürdi olan Said-i Nursi 1873 yılında Bitlis'in Nurs köyünde doğmuştur. Kısa bir süre, Molla Mehmet Emin adında bir hocada okumuş ve bu adamdan aldığı yanm yamalak bilgilerle kendini erişilmez bir "âlim" saymıştır. Sonradan yazdığı risalelerinden de anlaşıldığı gibi, edindiği yetersiz bilgilerin büyük bir değer taşıdığını sanarak büyüklük taslamaya başlamış, şuna buna rastgele sorular sorup mahçup etme çabalarına girişmiştir. Gösterişe ve riyaya çok düşkün olması yanında, hayalci de olan Said-i Nursi, kurmaya çalıştığı "Medrese-tüz-Zehra" adlı medreseye yardım toplamak için İstanbul'a gitmiş ve burada birtakım siyasi işlere girişmiştir. "İttihad-ı Muhammed-î" fırkasının kurucuları arasında yer alan Nursi, bir ara Abdülhamit'in emriyle Akıl Hastanesine de yatırılmıştır.

31 Mart sanıklarından biri olarak da yargılanan Said-i Nursi, her ileri adımın karşısına çıkmış, İttihat-Terakki'ye, Jön Türklere ve Batı'ya yönelenlere düşman olanların safına katılmış, Volkancılann safında türlü fesatlıklar yapmaya çalışmıştır. 31 Mart'a temel olan görüşlerini, "Divan-ı Harp" önünde de tekrarlayan Nursi, bu görüşlerini 1957'lerde de yaymaya çabalamıştır.
Kurtuluş Savaşı'nda, bu savaşın amacının Halifeliği yaşatmak olduğunu sanarak savaşı desteklemiş, Dürrizade Fetvasına karşı Anadolu hareketine katılanları savunmuştur. Ama Ankara'ya gidip de Mustafa Kemal'le görüşünce, savaşın gerçek amacını anlamış, karanlık emelleri için bu savaştan bir yarar sağlayamayacağını düşünerek harekete karşı çıkmıştır. Ankara'dan ayrılarak Van'a gitmiş ve orada Risale-i Nur adı altında saçmalıklarla dolu kitapçıkları yazmaya başlamıştır. Şeyh Sait isyanı sırasında Barla'ya sürgün edilen Nursi, daha sonra Kastamonu'ya ve Emir-dağı'na sürülmüştür. Saçmalıklar yüklü kitapçıklarını buralarda da yazmaya devam eden, üstelik bazı saf Müslümanlar gözünde bir Müslüman kahramanı olarak tanıtmayı başaran Said-i Nursi, birbirinin tekrarı olan 130 parça risale yazmıştır. Kitapçıklarının Kur'an-ı Kerim derecesinde olduğunu, hatta bazı risalelerinin birçok surelerden daha veciz ve daha anlamlı bulunduğunu iddia etmekten çekinmeyen Said-i Nursi, 1960 yılında Urfa'da ölmüştür.

pante 27-05-2008 08:44

Said-i Nursi, çarpık görüşlerini İslam'a mal etmek için durmadan çaba harcamış ve bu yolda özellikle iki zümreden yararlanmıştır. Bunlardan biri; saf ve Müslümanlığı gerçek anlamıyla bilmeyen imanlı zümre; öteki de, az çok her şeyi kavrayan, bilen fakat, menfaatlerini dinin de imanın da üstünde tutanlardan meydana gelen zümredir. Nurculuk akımı, işte bu iki zümre arasında yayılmış ve İslam'ın da, milletin de başına bela olan bir durum almıştır. Said-i Nursi, Nurculuğu bu iki zümrenin omuzları üstüne kurmuş ve ölünceye kadar, hiçbir din ve iman kaygısı taşımadan geliştirme çabasını göstermiştir. Bugün bazı saf Müslümanlar, Said-i Nursi'nin gerçek yüzünü bilmedikleri, bilemedikleri için, onun Müslümanlığa taban tabana ters düşen görüşlerinin yayılmasında, farkında olmayarak rol almış bulunuyorlar. Oysa Said-i Nursi'nin gerçek yüzünü, nasıl bir riyakâr olduğunu ve aşağılık emellerini gerçekleştirmek için İslamı nasıl kendine alet ettiğini bilseler, onun yaydığı karanlık akıma yardımcı olmaz, tersine karşı çıkarlardı.

Said-i Nursi'yi kısaca anlatmak gerekirse şöyle denebilir: Said-i Nursi, karanlık emellerini gerçekleştirmek için dini alet eden, gerçekte dinin temel ilkelerine bile inandığı şüpheli olan, riyakâr bir insan olarak yaşamış ve hayatının sonuna kadar bu tutumunu sürdürmüştür.

pante 27-05-2008 08:50

SAİD-İ NURSİ'NİN, KUR'AN AYETLERİNDEN KENDİSİ VE RİSALE-İ NUR İÇİN ÇIKARDIĞI MÂNALAR VE RİSALE-İ NUR HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ:

a) Kur'an Ayetlerinden Kendisi İçin Çıkardığı Mânalar:

Nûr Suresi'nin 35. ayeti şöyle demektedir:
"Onun nuru içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır, bu, ne yalnız Doğu'da ve ne de Batı'da bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile neredeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nûr üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara örnekler verir, o her şeyi bilir."

Said-i Nursi, anlamı yukarıda yazılı ayeti bakın nasıl yorumluyor:

"Hem işaret eder ki: Risale-i Nurları müellifi (Said-i Nursi) de Ateşsiz yanar, Tahsil için külfet ve ders alma zorluğuna katlanmadan nûrlanır âlim olur."

"Evet âyetteki bu cümlenin bu mucizeli işareti elektrik Risale-i Nurlar hakkında doğru olduğu gibi müellifi (Said-i Nursi) hakkında da tamamiyle doğrudur... Said-i Nursi) medrese usulünce 15 yıl ders alınarak ancak okunabilen kitapları, yalnızca 3 ayda okuyup öğrenmiştir."

(Said-i Nursi'nin kendi ifadeleri çok dolaşık ve ağdalı olduğundan ifadeler genellikle anlaşılır biçime sokularak yazılmıştır.)

Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s.60, sat. 14-17.

Bu ifadelerle Said-i Nursi demek ister ki: "Allah Nur'undan söz ederken elektriği Risale-i Nur'u ve beni anlatmak istemiştir. Bu âyette benden ve eserimden özellikle söz edilmek istenmiştir. Benim özelliğimde bir başka kimse, kitabımın özelliğinde de bir başka kitap bulunmadığı için Allah'ın Nuruyla ancak ben ve kitabım anlatılmış olabilir. Kitabım da bir nurdur ben de bir nurum. Çünkü ben herkesin ancak 15 yılda okuyabildiği kitapları, sadece 3 ayda okuyup öğrendim..."

Bir insan nasıl kendinden böyle söz edebilir, kendisini nasıl elektriğe benzetebilir ve nasıl Allah'ın Nuru diye tanıtabilir?

Sonra; "herkesin ancak 15 yılda okuyabildiği kitapları, ben sadece 3 ayda okuyup öğrendim", anlamındaki sözler hangi tevazu anlayışına sığabilir?

benun 27-05-2008 09:13

maşallah yine kendi karanlık fikirlerinizden ona veya buna saldırarak birşey elde edeceğinizi sanıyorsunuz ama yanılıyorsunuz:) gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar:) hak dava ediyorsanız hak ile dava edin! onu bunu kötülemekle elinize bişey geçmez kimseyi de kandıramazsınız. safsatadan ibaret dediğiniz risalei nur külliyatı meydandadır.okuyanlar bilir, kıymetini anlar okumaktan geri durmaz.Gerçekten samimiyseniz iddianızda -ki asla buna inanmıyorum:)- aşağıda ki pasajlardan yalan veya iftirayı bulunuz aşağıda bulunan konudaki yalanları çıkarınız..


Üstad Bediüzzümanın kimliği gerçek manada ancak eserlerinin tamamında kendini gösterir. “Ben imanın cereyanındayım, karşımda imansızlık cereyanı var” diyen bu büyük insan, bütün ömrü boyunca aynı çizgide bir manevi cihat yapmış ve milyonların imanının kurtuluşuna vesile olmuştu. Onun hayatı hakkında bilgi edinmekte en temel kaynak Tarihçe-i Hayat isimli eserdir. Bizzat kendisinin tashihinden geçmiş olan bu eser sorunuza güzel bir cevaptır.

Bununla birlikte Üstadın hayatının bir özetini aşağıda takdim ediyoruz:
Bediüzzaman Said Nursî, 1876'da Bitlis vilayetine bağlı Hizan ilçesi Nurs köyünde dünyaya geldi. Çocukluğunda çevresindeki medreselerde eğitim gördü. Kendisinde görülen harikulade zeka ve hafıza sebebiyle önceleri Molla Said-i Meşhur diye tanındı. Daha sonra "Zamanın Harikası" anlamında "Bediüzzaman" ünvanıyla şöhret buldu.

Talebelik yıllarında temel İslamî ilimlerle ilgili 90 kitabı ezberledi. Her gece bunlardan birini tekrar ediyordu. Bu tekrarlar O'nu, Kur'an ayetlerini derinlemesine anlamasına birer basamak oldu ve her bir Kur'an ayetinin bütün kâinatı ihata ettiğini gördü.

1900'lü yılların başında doğuda Medresetü-z Zehra adında, din ve fen ilimlerinin birlikte okutulduğu bir İslam Üniversitesi kurmak fikriyle hilafet merkezi olan İstanbul'a geldi ve hayatı boyunca bu fikrini gerçekleştirmek için gayret gösterdi. Doğrudan istediği şekilde bir üniversite kuramamakla birlikte memleketin her tarafında şubeleri bulunan yaygın bir medrese sistemi tesis etti.

1. Dünya Savaşı yıllarında doğu cephesinde gönüllü alay komutanı olarak hizmet etti. Savaş esnasında yaralanıp 2,5 yıl Rusya'da esir kaldı. 1917'deki Bolşevik İhtilali esnasındaki kargaşadan yararlanıp esaretten kurtuldu. Dönüşte, Genelkurmay'ın kontenjanından Osmanlı'nın en üst düzey dinî danışma merkezi olan Dar-ül Hikmet-il İslamiyye'de görev yaptı. İngilizlerin İstanbul'u işgali yıllarında onların aleyhinde Hutuvat-ı Sitte adıyla bir risale neşretti.

Anadolu'da başlatılan İstiklal mücadelesine destek verdi.
1925 yılında Van'da eğitim faaliyetlerinde bulunurken, o sırada meydana gelen Şeyh Said hareketi sebebiyle, bu harekete karşı çıktığı halde tedbir olarak önce Burdur'a, ardından Isparta ve Barla'ya gönderildi. Burada 8 yıl kaldı. Risale-i Nur isimli Kur'an tefsirinin çoğu bölümlerini burada yazdı. Eserleri ve fikirleri sebebiyle Eskişehir Mahkemesine sevk edildi.

Sürgüne gönderildiği Kastamonu'da eserlerini yazmaya devam etti. 1943'te Denizli Mahkemesi'ne, 1948'de Afyon Mahkemesi'ne sevk edildi. Mahkemeler beraatla neticelendi.

1950'de çok partili hayata geçildiğinde dini hak ve hürriyetler genişledi. Bediüzzaman, bu dönemde eserlerini matbaalarda bastırdı.
Bediüzzaman Said Nursi, 23 Mart 1960'ta Hakk'ın rahmetine kavuştu.

atheist87 27-05-2008 09:21

onu peygamber sananlar var hala islamın kutsal kitabı sayılan kuran'ın tefsiri yazmış Risale-i Nur isminde bir kitapla bazı yazıları var dır ki kendini peygamber ilan etmek için epey uğraşmıştır kuranda son peygamber muhammed yazmasaydı sa it şu an peygamber olmuştu buna emin olun bu muhammedin yaptığı tek faydalı iş ben sonuncu peygamberim demesi olmuştu bununda mantıklı açıklaması düşünürsek kendi gibi kendileri peygamber ilan edecek ve rekabet oluşturmalarına karşı bir önlemdir.

benun 27-05-2008 09:28

Alıntı:

pante´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 110198)
Said-i Nursi Kimdir?

Asıl adı Said-i Kürdi olan Said-i Nursi 1873(1876 yılında tevellüd etmiştir.iddianız baştan sakat!) yılında Bitlis'in Nurs köyünde doğmuştur. Kısa bir süre, Molla Mehmet Emin adında bir hocada okumuş ve bu adamdan aldığı yanm yamalak bilgilerle kendini erişilmez bir "âlim" saymıştır(bediüzzaman kendini hiç bir zaman alim saymamıştır.o zamanda alim olanlara giydirilen cübbeyi bediüzzaman asla kabul edip giymemiştir..). Sonradan yazdığı risalelerinden de anlaşıldığı gibi, edindiği yetersiz bilgilerin(dünya okuyor okumaya doyamıyor sen yetersiz diyorsun:) ya herkes akılsız ya da sen:)) büyük bir değer taşıdığını sanarak büyüklük taslamaya başlamış, şuna buna rastgele sorular sorup mahçup etme çabalarına girişmiştir(bediüzzaman tarihçe i hayatını okuyanlar bilirler ki hiçbir zaman büyüklük taslamamıştır ve istanbulda otelinin kapısına astığı:''her suale cevap vardır ancak sual sorulamaz'' delili iftiranızı çürütmeye yeter de artar bile..). Gösterişe ve riyaya(gösterişe ve riyaya düşkün olsaydı vefat ettiği zaman malı mülkü olurdu'vefatından sonra geriye kalan bir sepet eşya!!) çok düşkün olması yanında, hayalci de olan Said-i Nursi, kurmaya çalıştığı "Medrese-tüz-Zehra" adlı medreseye yardım toplamak için İstanbul'a gitmiş ve burada birtakım siyasi işlere girişmiştir. "İttihad-ı Muhammed-î" fırkasının kurucuları arasında yer alan Nursi, bir ara Abdülhamit'in emriyle Akıl Hastanesine de yatırılmıştır.(akıl hastanesine yatırılış sebebi: padişahın bediüzzaman doğuda kurmak istediği üniversiteden vazgeçmesini istemesi buna mukabil bir kese altın vermesi üstadın bu altını istememesi reddetmesi üerine bu delidir diye tımarhaneye kapatılmasıdır. teşhis için gelen doktor: bediüzzaman deli ise dünyada akıllı yoktur raporu üzerine çıkarılmıştır.)

31 Mart sanıklarından biri olarak da yargılanan Said-i Nursi, her ileri adımın karşısına çıkmış, İttihat-Terakki'ye, Jön Türklere ve Batı'ya yönelenlere düşman olanların safına katılmış, Volkancılann safında türlü fesatlıklar yapmaya çalışmıştır.(binlerçe kişinin ayaklanmasını önlemiş olan bir zata böyle iftirayı rahman bile kaldırmaz azabınız pek şedid olacaktır:)) 31 Mart'a temel olan görüşlerini, "Divan-ı Harp" önünde de tekrarlayan Nursi, bu görüşlerini 1957'lerde de yaymaya çabalamıştır.
Kurtuluş Savaşı'nda, bu savaşın amacının Halifeliği yaşatmak olduğunu sanarak savaşı desteklemiş,(eğer sebeb bu olsaydı öncelikle şeyh said isyanına katılırdı doğudaki ayaklanmaların asıl çıkış sebebi din içindir ama bediüzzaman bunlara katılşmadığı gibi talebelerini de geri çekmiştir..) Dürrizade Fetvasına karşı Anadolu hareketine katılanları savunmuştur. Ama Ankara'ya gidip de Mustafa Kemal'le görüşünce, savaşın gerçek amacını anlamış, karanlık emelleri için bu savaştan bir yarar sağlayamayacağını düşünerek harekete karşı çıkmıştır. Ankara'dan ayrılarak Van'a gitmiş ve orada Risale-i Nur adı altında saçmalıklarla dolu kitapçıkları yazmaya başlamıştır.(zerre kadar aklı olsaydı saçmalık demezdin belli ki okumamışsın sallıyorsun.iddianda samimi isen bir tane saçmalık göster yoksa sus!) Şeyh Sait isyanı sırasında Barla'ya sürgün edilen Nursi, daha sonra Kastamonu'ya ve Emir-dağı'na sürülmüştür. Saçmalıklar yüklü kitapçıklarını buralarda da yazmaya devam eden, üstelik bazı saf Müslümanlar gözünde bir Müslüman kahramanı olarak tanıtmayı başaran Said-i Nursi, birbirinin tekrarı olan 130 parça risale yazmıştır.(tekraradaki amaç yazılmıştır risaleye havale ediyorum istenirse neden tekrar yazıldığını yazabilirim) Kitapçıklarının Kur'an-ı Kerim derecesinde olduğunu, hatta bazı risalelerinin birçok surelerden daha veciz ve daha anlamlı bulunduğunu iddia etmekten çekinmeyen(ispatla bakalım nerde bu cümleler) Said-i Nursi, 1960 yılında Urfa'da ölmüştür.

yine iftira yine ordan burdan düşünmeden yazılan kendi hayalinizle uydurduğunuz yazıları buraya kopyalamışsınız.buyrun yalanlarınızı ıspatladım:)

benun 27-05-2008 09:31

Alıntı:

atheist87´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 110210)
onu peygamber sananlar var hala islamın kutsal kitabı sayılan kuran'ın tefsiri yazmış Risale-i Nur isminde bir kitapla bazı yazıları var dır ki kendini peygamber ilan etmek için epey uğraşmıştır kuranda son peygamber muhammed yazmasaydı sa it şu an peygamber olmuştu buna emin olun bu muhammedin yaptığı tek faydalı iş ben sonuncu peygamberim demesi olmuştu bununda mantıklı açıklaması düşünürsek kendi gibi kendileri peygamber ilan edecek ve rekabet oluşturmalarına karşı bir önlemdir.

onu peygamber sananlar varsa suç bediüzzamanda mı?:)
eğer birşey diyorsan arkasında durmalısın bana risalei nurun neresinde bediüzzamanın kendini peygamber ilan ettiğini gösterirmisin? aksi halde iftiracı olacaksın?

BenDeniz 27-05-2008 09:38

Sn.benun;

Müslüman olduğunuzu zannederek,Burada İslamın temel kaynağı Kur'andan anlatımlar yapmanızı öneririm.Risale-i Nur'u temel kitap yapma gayreti içine düşen Nurcu akım, gerçekten çok can sıkıcı olmaktadır.

Said-i Kürdi'nin M.Kemal Paşa'dan Doğu topraklarının bir kısmını isteme cesareti gösterdiğinide ben eklemiş olayım.Bir Kürt Devleti arzu etmiştir,Onun devamı olan malüm kişilerde buna sıcak bakmaktadırlar.

Nurcu akım sadece Din'i yaygınlaştırma hedefine değil, topraklarımızı ve Devletimizide ilgilendiren önemli husularda planlara sahiptir.

atheist87 27-05-2008 09:40

1-Kur'an'da Hz.Muhammed'e açıklanmadığı halde Said Nursi'ye açıklanmış gizli gerçekler var mıdır? Risalei Nur; Kur'an'nın gizli gerçeklerinin arştan inen kesin delili midir?



Şualar, Birinci Şua,'da geçen;

"Kur'an'ın gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!! Tenzil'ül-Kitab cümlesinin sarih bir manası asrı saadette vahiy suretiyle Kitab-ı Mübîn'in nüzulü olduğu gibi, manayı işarîsiyle de, her asırda o Kitabı Mübin'in mertebe-i arşiyesinden ve mu'cize-i maneviyesinden feyz ve ilham tarîkıyla onun gizli hakikatları ve hakikatlarının bürhanları iniyor, nüzul ediyor..."



Kastamonu Lâhikası, Yirmiyedinci Mektubda geçen;

"Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakâik-ı Kur'aniyenin muammalarını keşfetmiştir ki; her bir tılsımın bilinmemesinden çok insanlar şübehata ve şükûke düşüp, tereddüdlerden kurtulmayıp, bazan îmanını kaybederdi. Şimdi, bütün denizler toplansalar, o tılsımların keşfinden sonra galebe edemezler."



Dinin, imanın, ayet ve hadislerin müşkülü olabilir, ama bunlar gizli, sırlı değildir. Dinimiz, Kitabımız apaçıktır, esrar perdesiyle örtülü değildir. Esrarengiz bir dinle Allah'a nasıl kulluk edilebilir? Kur'an'ın bir ismi de "Beyan"dır.

Allah (c.c) Ali İmran 138'de "Bu, insanlar için bir beyandır (apaçıktır)." buyurmaktadır.



Bu sözlerle Risalelerin kutsallığına, yeni bir peygambere ve dine zemin hazırlanmaktadır. Hedef; Said Nursi yeni bir peygamber, Risaleler yeni bir ilahi kitap, Kur'an ise sırlarla dolu, açıklanmamış gizli bir kitap, Hz.Muhammed ise Kur'an'ın sırlarından habersiz veya haberi varsa bunları ümmetten saklamış bir peygamber. Böyle bir iddia küfürdür, çünkü Allah, Bakara 79'da "Vay o kimselere ki, kendi elleriyle kitap yazarlar, sonra "bu Allah katındandır" derler. Hedefleri, onun karşılığında bir şeyler almaktır. Vay o ellerinin yazdığından dolayı onlara! Vay o kazandıklarından dolayı onlara!." buyurmaktadır.

atheist87 27-05-2008 09:40

2-Said Nursi Peygamberlik iddiasında bulunmuş mudur?



Allahü Teala şöyle buyurur:

Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir; ancak o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir. (33/40)



Bediüzzaman Said Nursî, Afyon Hayatı'nda geçen şu cümleye bir bakın;

" o zat (Said Nursî), hizmet-i îmâniye noktasında Risâletin bir mir'at-ı mücellâsı ve şecere-i Risâletin bir son meyve-i münevveri ve lisan-ı Risaletin irsiyet noktasında son dehan-ı hakikati ve şem'-i İlâhînin hizmet-i îmaniye cihetinde bir son hâmil-i zîsaadeti olduğuna şüphe yoktur.



[Benim hissemi haddimden yüz derece ziyade vermeleriyle beraber, bu imza sahiplerinin hatırlarını kırmağa cesaret edemedim. Sükût ederek, o medhi, Risale-i Nur Şakirdlerinin şahs-ı mânevîsi namına kabul ettim.] Said Nursî"



Said Nursî kendisine "imana hizmet yönünde peygamberliğin bir cilâlı aynası, peygamberlik ağacının nurlandırılmış son meyvesi, peygamberlik lisanının vârislik noktasında son gerçek ağzı, ilâhî ışığın imana hizmet yönünde son mutlu taşıyıcısı" gibi sıfatların hepsini tevazu maskesiyle, "istemem, yan cebime koy" kabilinden kabul ettiğini söylemektedir.



Said Nursî'nin, bu sıfatların "son sahibi" olduğu vurgulanmaktadır. Aslında, bu sıfatların gerçek ve son sahibi -hâşâ- Said Nursî değil, Hz. Muhammed'dir. Yani anlayacağınız Said-i Nursi; Hz. Muhammed (s)'i maske yapıp Peygamberlik iddia etmektedir.



Bu adamın sözlerine inanan safdillere birkaç hakikati gösterelim:



"Muhammed, (...) Allah'ın Elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. (...)" (Ahzâb,40)

Hz. Peygamberin (s.a.v.) risaleti bir ağaca değil de, bir eve benzetmiştir. Bunun hikmeti ise çünkü ağaç meyve vermeye devam eder, ama ev sağlam bir biçimde tamamlandığından yeni tuğlaya ihtiyaç hissetmez. Fakat Said Nursi risaleti güya ağaca benzeterek kendine pay çıkarmaktadır.



Efendiler, mimar evi tamamlamış, tuğlalardan birini söküp yeni bir tuğla koymayacak! O evden ne bir tuğla sökebilir ne de ona tuğla bildiğiniz bir şeyi yamayabilirsiniz!... O ev, çıkıntı kabul etmez. Bu yüzden Peygamberlik makamı son bulmuştur ve Said-i Nursi gibilerinin yalanlarına kanmamak gerekir.



Ama ne yazık ki şakirtleri Said Nursî'ye öylesine iman etmişlerdir ki, sarf ettikleri sözler aralarındaki ilişkinin "peygamber-yakın ashabı" ilişkisi olduğunu Siracü'n-Nûr'da Hasan Feyzi açıkça ortaya koymaktadır:

"(...) Demek göç ve sefer muhakkak mı Üstadım. Demek Hazret-i İmam-ı Ali'yi ağlatıp, Ömer'i şaşırtan, Ehl-i Beyt'i inletip, Medine-i Münevvere'yi karartan o hâl-i pür-melalin bir nümunesi, âkıbet bizim bu garip başlarımıza da mı çöküyor. Pek vakitsiz, pek erken değil mi Üstadım."



Tılsımlar Mecmuası'nda inanılmaz bir zorlamayla, Said Nursî kendisini Hz. Muhammed'in aynası olarak göstermiştir:

"Binâenaleyh bu Zât (Said Nursî), cismaniyet noktasında mir'at-ı Peygamberî'dir."



Hâşâ ve kellâ... Said Nursî, ne cismaniyet ne de ruhaniyet noktasında Hz. Muhammed'in aynası olabilir.



"Üstelik ancak iki Muhammed, bir Bediüzzaman ediyor." Şöyleki;

"Muhammed (92) (Ebcede göre Muhammed adının sayı değeri 92'dir.) Âyine karşısına koyarak Muhammed (92), Bedîüzzaman (184)'dır.

(Ebcede göre Bedîüzzaman adının sayı değeri 184'dür.)



Peki, sizin bu ahmakça çıkarsamanızı esaslı bir şey zanneden muzırın biri çıksa da dese ki:



" Kur'an'da Tebbet suresinde adı geçen Ebu Leheb'in cifri değeri 46'dır. Ebu Leheb'in sağına, soluna, önüne, arkasına ayna koysak ( Yani 46 x 4= 184) kim görünür acaba?"

Bu münasebetsize ne cevap vereceksiniz? Hadi biz verelim cevabı: Bediüzzaman Said Nursî görünür. Çünkü: Ebu Leheb (46) x 4 = Bediüzzaman (184) eder.



Bir diğeri ise çıkıp Ebced ile şöyle bir yorum yapsa;



"Bakara 220'. ayette "(...) Allah, müfsidi muslihten ayırt etmesini bilir. (...)" buyurulmaktadır. "Müfsid" (Ara bozucu, karıştırıcı) kelimesinin "Bediüzzaman"a tam tamına tevafuk etmesi cihetiyle (Çünkü Müfsid'in cifri değeri 184 iken Bediüzzaman'ın cifri değeri de 184'tür.) ayet, Bediüzzaman'ın fesâd-ü ifsadına ima, belki remz ediyor. Hatta bunu delâlet, belki sarahat derecesine çıkarıyor. Nitekim, Said-i Nursi'nin cümleleri de bunu hem lâfzen hem de mealen tasdik edercesine diyor ki:



Hiçbir müfsid ben müfsidim demez, daima suret-i haktan görünür. Yahud bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız..." dese ne yaparsınız?



Şuâlar, Birinci Şua'da Said-i Nursi kendi konumundan şöyle bahseder;

"(...) benim gibi yarım ümmi ve kimsesiz (...) bulunan bir adam, (...) Risale-i Nur'a sahip değildir; ve o eser, onun hüneri olamaz, onunla iftihar edemez. Belki doğrudan doğruya Kur'an-ı Hakîmin bu zamanda bir nevi mu'cize-i mâneviyyesi olarak, rahmet-i İlâhiyye tarafından ihsan edilmiştir. O adam, binler arkadaşiyle beraber, o hediye-i Kur'aniyeye el atmışlar. Her nasılsa birinci tercümanlık vazifesi, ona düşmüş. Onun fikri ve ilmi ve zekâsının eseri olmadığına delil (...)"

Peygamberimiz Kur'an'ın tercümanıdır, mübelliğidir; Said Nursî de Nur Risaleleri'nin tercümanıdır, mübelliğidir. Hz. Peygamber ümmîdir; Said Nursî ise yarım ümmî bir zattır. Nasıl ki, Kur'an-ı Kerim Hz. Muhammed'in (s.a.v.) değil, Allah'ın kelâmıdır; o sadece tercümandır, mübelliğdir. İşte, Risale-i Nur da Said Nursî'nin eseri değildir; o da Nur Risaleleri'nin tercümanıdır, mübelliğidir. Peygamberimizin Kur'an'ı tebliğ görevi vardır; Said Nursî'nin de Nur Risaleleri'ni "tebliğ" (Barla Lâhikası, 21) görevi vardır.



Şuâlar, Beşinci Şua'da şöyle geçiyor;

"Hattâ "Tevrat" ve "İncil" ve "Zebur"da Peygamberimiz hakkında gelen müjdeler ve haberler dahi, bir derece perdeli ve kapalı gelmiş ki; o kitapların bir kısım tâbileri te'vil edip îman etmediler."



Barla Lâhikası, Yirmi Yedinci Mektupta müridi Hâfız Ali ise şöyle der;

(...) Nur Risalelerini, değil Hazret-i Şeyh (K.S.) altıncı asırdan ondördüncü asırda görmesi, (Kütüb-ü sâbıkada remzen ve Hazret-i Kur'an'da sarahaten göstermeleri, o kitab-ı mübarekin şe'nindendir) diyebileceğim."



Kur'an'dan önceki ilâhî kitapların Peygamberimiz ve Kur'an hakkında verdikleri haberler, "bir kısım tâbilerinin tevil edip iman etmediği bir derece perdeli ve kapalı" haberler iken; Said Nursî ve Nur Risaleleri hakkındaki haberleri "remzi"dir.



Ayrıca, kütüb-ü sabıkanın Hz. Muhammed'den "bir derece perdeli ve kapalı" haber vermesine karşın; Kur'an'ın Said Nursî'den, onunla ilgili tarihlerden, risalelerinin isimlerinden verdiği haberler "sarahaten"dir. "Sarahaten", yani açık ve sarih olarak, açıktan açığa... Nur Risaleleri'ndeki bu ifadalerden açıkça anlaşılmaktadır ki, kütüb-ü sabıkayı ve Kur'an'ı indiren yüce Allah, Hz. Muhammed'in bir derece perdeli ve kapalı haberlerle bildirilmesini, fakat Said Nursî'nin ise açık ve sarih haberlerle bildirilmesini irade etmiştir!... Yuh artık! Yazıklar olsun sizlere!

atheist87 27-05-2008 09:41

Kastamonu Lâhikası, Yirmiyedinci Mektubda ise;

"Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ebu Bekir (r.a.), Mekke'den Medine'ye hicret ederlerken, Bir güvercinle bir örümceğin, müşriklerin tüm çabalarını boşa çıkardığı gibi; Risalet-ün-Nur'un intişarına karşı gelen düşman ve casuslara mukabil bir tek fare çıktı, planlarını zîr ü zeber etti."



Said Nursî'nin peygamberlik taslaması artık Hz. Muhammed'le mücadeleye dönüşmüştür. Yalnız, bir derece altta kalınmaya özen gösterilmektedir. Bunun sebebi ise şudur: Ortada Kur'an-ı Kerim gibi bir mucize, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) son peygamberliği gibi bir hakikat varken, Said Nursî bunları görmezden gelemez, bunlara rağmen peygamberliğini açıkça iddiada edemez, kendisine verilen kitabın da Risale-i Nur olduğunu alenen söyleyemezdi.



Said-i Nursi'nin yaptığı bu kurnazlığı yapmayan İskender Evrenesoğlu'nun, açıkca Allah'ın elçisi, peygamberi (!) olduğunu söylemesi Said-i Nursi ile arasındaki tek fark olmuştur. Hâlbuki İskender ile Said-i Nursi aynı şeyleri iddia etmektedirler. İskender aptallık yapıp peygamber olduğunu söyleyince sahte peygamber olarak algılanmış; Said-i Nursi ise kurnazlık yapıp peygamberliğini dolaylı, mecazla ve kelime oyunlarıyla söyleyince ne yazık ki en büyük, eşsiz âlim olarak algılanmıştır.



Şuâlar, 141, 523, 535, 545, 590'da geçen;

"Ey Risale-i Nur! Senin, hakkın dili, hakkın ilhamı olup O'nun izni ile yazıldığına şüphe yok. "Ben, kimsenin malı değilim. Ben hiçbir kitabdan alınmadım, hiçbir eserden çalınmadım. Ben Rabbânî ve Kur'ânîyim. Bir lâyemut'un eserinden fışkıran kerametli bir Nûr'um."



Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, de geçen;

"(...) Hem mütedeyyin bir kadın, yine hâdiseden sonra görüyor ki: Semâvattan mübarek kâğıtlar yağıyor. Soruyorlar: "Bu nedir?" Rü'yada demişler: "Risale-i Nur'un sahifeleridir." Yâni, tâbirce Risale-i Nur, Kur'anın tefsiri olduğu cihetle, vahy-i semavî olan Kur'anın semavî ve ilhamî bir tefsiridir."



Bu cümlelerde Said Nursî, Nur Risaleleri'nin kendi eseri olmadığını öylesine vurgulamaktadır ki; bu vurgu, eserin kendisine nisbetini imkânsız kılmaktadır. Ee, Said Nursî Nur Risaleleri ile bu kadar da bağlantısız olamayacağından, bu bağ onun tercümanlığı vasıtasıyla sağlanmıştır:



Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, de ise;

"Hem Risale-i Nur zâhiren benim eserim olmak haysiyetiyle senâ etmiyorum. Belki yalnız Kur'anın bir tefsiri ve Kur'andan mülhem bir tercüman-ı hakikisi ve imanın hüccetleri ve dellâlı olmak haysiyetiyle meziyetlerini beyan ediyorum. Hattâ, bir kısım Risaleleri ihtiyarım hâricinde yazdığım gibi, Risale-i Nur'un ehemmiyetini zikretmekte ihtiyarsız hükmündeyim."



Nur Risaleleri, Said Nursî'nin eseri değildir(?), onun ihtiyarıyla yazılmamış, bilâkis Cenab-ı Hakk'ın lisanıyla yazdırılmıştır. Semavîdir(!), arşîdir(!). Said Nursî, Nur Risaleleri'nin ancak tercümanıdır.



Kur'an'da kitapların "indirildiği, inzal edildiği" belirtilmektedir. İşte Nur Risaleleri de Kur'an'ın semasından, ayetlerin yıldızlarından inmektedir(!). Kur'an, kendinden önceki kitapları, Tevrat'ı, İncil'i tasdik etmek için indirildiğine göre; Nur Risaleleri de sanki Kur'an'ı tasdik etmek için indirilmiştir. Nitekim bu, Nur Risaleleri'nde birçok kez tekrar edilmiştir.



Yine bilindiği gibi; Allah Tealâ, peygamberlerine davalarını ispat etmek üzere, insanları âciz bırakan mucizeler vermiştir. Kur'an-ı Kerim, en büyük mucizedir; Nur Risaleleri de mucize-i Kur'âniyedir(!).



Mucizeler, diğer insanlar boyun eğip itaat etsinler için peygamberliğin delili olarak ancak peygamberlere verilir; Nur Risaleleri de Said Nursî'nin mucizesidir, kalplerin ve akılların zaptedilerek ona itaat ettirilmesi istenmiştir!:



"Yâ Rabbî (...) Hazret-i Mûsa Aleyhisselâm'a denizi ve Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm'a ateşi ve Hazret-i Dâvud Aleyhisselâm'a dağı, demiri ve Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm'a cinni ve insi ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'a şems ve kameri teshir ettiğin gibi, Risale-i Nur'a, kalbleri ve akılları musahhar kıl!" (Bediüzzaman Said Nursi)



Hz. Peygamberin ayın yarılması mucizesi vardır; Said Nursî'nin de en inatçıyı dahi tasdike mecbur eden zelzele mucizesi (Kastamonu Lâhikası) vardır.



Said Nursî'nin tâbileri, kıyamette İslam ümmetinden ayrı bağımsız bir ümmet olarak Said Nursî'yle beraber (Nede olsa peygamberleri ya..) diriltilmekten de razı olduklarını Tılsımlar Mecmûasında şöyle dile getirirler;



"Ve onun (Said Nursî'nin), etbaıyla beraber kıyamette bir ümmet-i müstakile olarak ba's buyurulacağını bildirmektedir."



Ee, Hz. Peygamberin veda haccı olur da Said Nursî'nin olmaz mı? Müridi olan Hasan Feyzi Siracü'n-Nûrda bakın ne diyor;



"(...) Şimdi biz Hacce't-ül Veda'sız böyle bir ölüme nasıl inanalım.((...) Son sözlerini Hind'den, Yemen'den, Irak'dan ve Afgan'dan ve dünyanın her yerinden o mahall-i mübarek ve mukaddeste toplanan bütün müslümanlara, bütün âşıklara ve bütün hicranlı gönüllere söyle, bize "elâ hel bellağtu" (Dikkat edin! tebliğ ettim mi?) tekrarlayıp, "felyubelliğu'ş-şâhidu minkumu'l-gāibe" derken, âlem-i gayb ve ervaha işte oradan pervaz et."



Said Nursî, bu ifadelerden hiç de rahatsızlık duymaz, bu cümlelerdeki peygamberliğinin ihsasını, dile getirilmesini reddetmez. Bilakis Siracü'n-Nûr'da şöyle der;



"Hasan Feyzi'nin Denizli ve hapsinin ve civarının has talebelerini temsil ederek, onların namına üstadının vasiyetnamesi ve zehirlenmeden şiddetli hasta olması münasebetiyle yazdığı bir mersiyedir. Vefat haberini almış gibi kalemi ağlamış. Lahikaya geçirilsin."



Her peygamber, doğru yolun temsilcisidir ve kendisine inanıp tâbi olanlara "cennet"i müjdeler. Said Nursî de, müritleri için "iman ile kabre girmeyi, cenneti gitmeyi" garantiler. Nur Risaleleri, bunlarla yetinmez. İmanlılarına cenneti garantileme babında sorgu meleklerine Risale-i Nur ile cevap verileceğini de ileri sürer. Tabiî ki o zaman şakirtler, başka kitapları değil Nur Risaleleri'ni tekrar tekrar okumak zorunda kalmaktadırlar!



Âsâ-yı Mûsa, Onbirinci Mesele'de konuyla ilgili olarak;

(...) kabre gelecek olan Münker-Nekir isminde Melâikeleri ehl-i hak ve hakikat yolunda gidenler için birer munis arkadaş yapan ve Risale-i Nur'un Şâkirdlerini talebe-i ulûm sınıfına dâhil edip Münker-Nekir suallerine Risale-i Nur ile cevap verdiklerini merhum kahraman Hâfız Ali'nin vefatıyla keşfeden ve hayatta bulunanlarımızın da yine Risale-i Nur ile cevap vermemizi rahmet-i İlâhiyyeden dua ve niyâz eden (...)"



Her peygamber, kendisine tâbi olmayanları Allah'a havale eder ve onlara Allah'ın vaîdini belirtir. Said Nursî'ye ve Nur Risaleleri'ne karşı çıkanların başlarına neler geldiği/geleceği Risalelerin birçok yerinde aktarılır.



Said Nursî, resullük değil nebilik iddiasında olduğundan, bu tebşiratı; Ebced gibi hurafelere dayanarak Kur'an ayetlerine, Hz. Ali'ye, Şeyh Geylânî'ye yaptırmıştır. Sonuç olarakta; Nurculuk yeni bir din, Risale-i Nur bu dinin kutsal kitabı, Said-i Nursi ise haşa peygamberleridir.(!)



3-Said-i Nursi; Risale-i Nur ile yeni bir din mi getirmiştir?



Zülfikar Mecmuasında Said-i Nursi'nin müritlerinden Hasan Feyzi derki;

"İslâmiyet güneşinin doğuşundan tam öndört asır sonra, senin gibi ulvî ve İlâhî ve arşî bir nurun tekrar ve yeniden, bahusus bu son asırda, hem Türk elinde ve hem de Türk dilinde doğması, acaba kimin hatır ve hayalinden geçerdi? Bu ne büyük bir ni'met bizlere ve bu asır halkı için ne bahtiyarlık Yârabbi!.



Türkçemiz seninle iftihar edip dolmakta, kabarıp şişmekte ve her lisan üstüne bağdaş kurup oturmaktadır. Ey Risale-i Nur! Fakat o kadar fasih ve beliğ ve edâlı ve sadâlı ve nağmeli yazılmış ve bütün harflerin birbirine dayanarak kelime ve kelâmların siyak ve sibak, intizam ve insicam ile dizilmiş ve bunlar birbirine o kadar kuvvet ve kudret ve metanet vermiş ki: Mensur ve Türkî ibâreli olduğun halde, yine mislin getirilemez. Senin gibi parlak bir eser, bir daha kimseye nasib olmaz."



Allahü Teala şöyle buyurur:



"Senin kavmin, O (Kur'an) hak iken onu yalanladı. De ki: "Ben, üzerinize bir vekil değilim." (6/66)



"Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım." (10/15)

benun 27-05-2008 09:54

Alıntı:

pante´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 110201)
SAİD-İ NURSİ'NİN, KUR'AN AYETLERİNDEN KENDİSİ VE RİSALE-İ NUR İÇİN ÇIKARDIĞI MÂNALAR VE RİSALE-İ NUR HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ:

a) Kur'an Ayetlerinden Kendisi İçin Çıkardığı Mânalar:

Nûr Suresi'nin 35. ayeti şöyle demektedir:
"Onun nuru içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır, bu, ne yalnız Doğu'da ve ne de Batı'da bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile neredeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nûr üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara örnekler verir, o her şeyi bilir."

Said-i Nursi, anlamı yukarıda yazılı ayeti bakın nasıl yorumluyor:

"Hem işaret eder ki: Risale-i Nurları müellifi (Said-i Nursi) de Ateşsiz yanar, Tahsil için külfet ve ders alma zorluğuna katlanmadan nûrlanır âlim olur."(burda demek istenen ayetin cifir hesabının bediüzzamanın risalei nuru yazmaya başladığı zamana denek gelmesiyle işaret etmesidir.yoksa ayetin manası budur demiyor böyle bir yorumda yapmıyor! yerinden okuyun bektaşi gibi ortadan baştan kesmeyin!)

"Evet âyetteki bu cümlenin bu mucizeli işareti elektrik Risale-i Nurlar hakkında doğru olduğu gibi müellifi (Said-i Nursi) hakkında da tamamiyle doğrudur... Said-i Nursi) medrese usulünce 15 yıl ders alınarak ancak okunabilen kitapları, yalnızca 3 ayda okuyup öğrenmiştir."(yalan mı yani tarih yalan söylemez...)

(Said-i Nursi'nin kendi ifadeleri çok dolaşık ve ağdalı olduğundan ifadeler genellikle anlaşılır biçime sokularak yazılmıştır.)(dolaşık ve ağdalı değil hakikati yazdığından demeliydin)

Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s.60, sat. 14-17.

Bu ifadelerle Said-i Nursi demek ister ki: "Allah Nur'undan söz ederken elektriği Risale-i Nur'u ve beni anlatmak istemiştir. Bu âyette benden ve eserimden özellikle söz edilmek istenmiştir. Benim özelliğimde bir başka kimse, kitabımın özelliğinde de bir başka kitap bulunmadığı için Allah'ın Nuruyla ancak ben ve kitabım anlatılmış olabilir. Kitabım da bir nurdur ben de bir nurum. Çünkü ben herkesin ancak 15 yılda okuyabildiği kitapları, sadece 3 ayda okuyup öğrendim..."(bunu said nursi demek istemiyor küfür kokan düşünceleriniz söylüyor:))

Bir insan nasıl kendinden böyle söz edebilir, kendisini nasıl elektriğe benzetebilir ve nasıl Allah'ın Nuru diye tanıtabilir?(böyle bir benzetme yok)

Sonra; "herkesin ancak 15 yılda okuyabildiği kitapları, ben sadece 3 ayda okuyup öğrendim", anlamındaki sözler hangi tevazu anlayışına sığabilir?


İkinci Sual: Şiddetle ve âmirane denildi ki: "Sen Risâle-i Nur'un makbuliyetine dair Hazret-i Ali (R.A.) ve Gavs-ı Azam (R.A.) gibi zâtların kasidelerinden şahidler gösteriyorsun. Halbuki, asıl söz sahibi Kur'andır. Risâle-i Nur, Kur'anın hakikî bir tefsiri ve hakikatının bir tercümanı ve mes'elelerinin bürhanıdır. Kur'an ise, sair kelâmlar gibi kışırlı, kemikli ve şuuru hususî ve cüz'î değildir. Belki Kur'an, umum işaratıyla ve eczasıyla ayn-ı şuurdur, kışırsızdır; fuzulî, lüzumsuz maddeleri yoktur. Âlem-i gaybın tercümanıdır. Sözler hakkında söz onundur, görelim o ne diyor?"

Elcevap: Risâle-i Nur doğrudan doğruya Kur'an'ın bâhir bir bürhanı ve kuvvetli bir tefsiri ve parlak bir lem'a-i i'caz-ı manevîsi ve o bahrin bir reşhası ve o güneşin bir şuaı ve o maden-i ilm-i hakikattan mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i maneviyesi olduğundan onun kıymetini ve ehemmiyetini beyan etmek Kur'an'ın şerefine ve hesabına ve senasına geçtiğinden, elbette Risâle-i Nur'un meziyetini beyan etmekliği, hak iktiza eder ve hakikat ister, Kur'an izin verir. Benim gibi bir tercümanın hissesi yalnız şükürdür. Hiçbir cihetle fahre, temeddühe, gurura hakkı yoktur ve olamaz. Gelecek âyetlerin işaratına bu nokta-i nazarla bakmak gerektir. Yoksa beni hodbinlik ile ittiham edenlere hakkımı helâl etmem. Bu çok ehemmiyetli suale karşı iki-üç saat zarfında birden Kur'an'ın âyât-ı meşhuresinden "Sözler" adedince otuzüç âyetin hem manasıyla, hem cifr ile Risâle-i Nur'a işaretleri uzaktan uzağa icmalen görüldü. Ayrı ayrı tarzlarda otuzüç âyet müttefikan Risâle-i Nur'u remizleriyle gösterdiği hayal meyal görüldü.

benun 27-05-2008 09:56

Alıntı:

pante´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 110201)
SAİD-İ NURSİ'NİN, KUR'AN AYETLERİNDEN KENDİSİ VE RİSALE-İ NUR İÇİN ÇIKARDIĞI MÂNALAR VE RİSALE-İ NUR HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ:

a) Kur'an Ayetlerinden Kendisi İçin Çıkardığı Mânalar:

Nûr Suresi'nin 35. ayeti şöyle demektedir:
"Onun nuru içinde ışık bulunan bir kandil yuvasına benzer. O ışık bir cam içindedir, cam ise, sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır, bu, ne yalnız Doğu'da ve ne de Batı'da bulunan bereketli zeytin ağacından yakılır. Ateş değmese bile neredeyse yağın kendisi aydınlatacak! Nûr üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna kavuşturur. Allah insanlara örnekler verir, o her şeyi bilir."

Said-i Nursi, anlamı yukarıda yazılı ayeti bakın nasıl yorumluyor:

"Hem işaret eder ki: Risale-i Nurları müellifi (Said-i Nursi) de Ateşsiz yanar, Tahsil için külfet ve ders alma zorluğuna katlanmadan nûrlanır âlim olur."(burda demek istenen ayetin cifir hesabının bediüzzamanın risalei nuru yazmaya başladığı zamana denek gelmesiyle işaret etmesidir.yoksa ayetin manası budur demiyor böyle bir yorumda yapmıyor! yerinden okuyun bektaşi gibi ortadan baştan kesmeyin!)

"Evet âyetteki bu cümlenin bu mucizeli işareti elektrik Risale-i Nurlar hakkında doğru olduğu gibi müellifi (Said-i Nursi) hakkında da tamamiyle doğrudur... Said-i Nursi) medrese usulünce 15 yıl ders alınarak ancak okunabilen kitapları, yalnızca 3 ayda okuyup öğrenmiştir."(yalan mı yani tarih yalan söylemez...)

(Said-i Nursi'nin kendi ifadeleri çok dolaşık ve ağdalı olduğundan ifadeler genellikle anlaşılır biçime sokularak yazılmıştır.)(dolaşık ve ağdalı değil hakikati yazdığından demeliydin)

Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s.60, sat. 14-17.

Bu ifadelerle Said-i Nursi demek ister ki: "Allah Nur'undan söz ederken elektriği Risale-i Nur'u ve beni anlatmak istemiştir. Bu âyette benden ve eserimden özellikle söz edilmek istenmiştir. Benim özelliğimde bir başka kimse, kitabımın özelliğinde de bir başka kitap bulunmadığı için Allah'ın Nuruyla ancak ben ve kitabım anlatılmış olabilir. Kitabım da bir nurdur ben de bir nurum. Çünkü ben herkesin ancak 15 yılda okuyabildiği kitapları, sadece 3 ayda okuyup öğrendim..."(bunu said nursi demek istemiyor küfür kokan düşünceleriniz söylüyor:))

Bir insan nasıl kendinden böyle söz edebilir, kendisini nasıl elektriğe benzetebilir ve nasıl Allah'ın Nuru diye tanıtabilir?(böyle bir benzetme yok)

Sonra; "herkesin ancak 15 yılda okuyabildiği kitapları, ben sadece 3 ayda okuyup öğrendim", anlamındaki sözler hangi tevazu anlayışına sığabilir?


İkinci Sual: Şiddetle ve âmirane denildi ki: "Sen Risâle-i Nur'un makbuliyetine dair Hazret-i Ali (R.A.) ve Gavs-ı Azam (R.A.) gibi zâtların kasidelerinden şahidler gösteriyorsun. Halbuki, asıl söz sahibi Kur'andır. Risâle-i Nur, Kur'anın hakikî bir tefsiri ve hakikatının bir tercümanı ve mes'elelerinin bürhanıdır. Kur'an ise, sair kelâmlar gibi kışırlı, kemikli ve şuuru hususî ve cüz'î değildir. Belki Kur'an, umum işaratıyla ve eczasıyla ayn-ı şuurdur, kışırsızdır; fuzulî, lüzumsuz maddeleri yoktur. Âlem-i gaybın tercümanıdır. Sözler hakkında söz onundur, görelim o ne diyor?"

Elcevap: Risâle-i Nur doğrudan doğruya Kur'an'ın bâhir bir bürhanı ve kuvvetli bir tefsiri ve parlak bir lem'a-i i'caz-ı manevîsi ve o bahrin bir reşhası ve o güneşin bir şuaı ve o maden-i ilm-i hakikattan mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i maneviyesi olduğundan onun kıymetini ve ehemmiyetini beyan etmek Kur'an'ın şerefine ve hesabına ve senasına geçtiğinden, elbette Risâle-i Nur'un meziyetini beyan etmekliği, hak iktiza eder ve hakikat ister, Kur'an izin verir. Benim gibi bir tercümanın hissesi yalnız şükürdür. Hiçbir cihetle fahre, temeddühe, gurura hakkı yoktur ve olamaz. Gelecek âyetlerin işaratına bu nokta-i nazarla bakmak gerektir. Yoksa beni hodbinlik ile ittiham edenlere hakkımı helâl etmem. Bu çok ehemmiyetli suale karşı iki-üç saat zarfında birden Kur'an'ın âyât-ı meşhuresinden "Sözler" adedince otuzüç âyetin hem manasıyla, hem cifr ile Risâle-i Nur'a işaretleri uzaktan uzağa icmalen görüldü. Ayrı ayrı tarzlarda otuzüç âyet müttefikan Risâle-i Nur'u remizleriyle gösterdiği hayal meyal görüldü.

benun 27-05-2008 10:03

Alıntı:

BenDeniz´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 110227)
Sn.benun;

Müslüman olduğunuzu zannederek,Burada İslamın temel kaynağı Kur'andan anlatımlar yapmanızı öneririm.Risale-i Nur'u temel kitap yapma gayreti içine düşen Nurcu akım, gerçekten çok can sıkıcı olmaktadır.

Said-i Kürdi'nin M.Kemal Paşa'dan Doğu topraklarının bir kısmını isteme cesareti gösterdiğinide ben eklemiş olayım.Bir Kürt Devleti arzu etmiştir,Onun devamı olan malüm kişilerde buna sıcak bakmaktadırlar.

Nurcu akım sadece Din'i yaygınlaştırma hedefine değil, topraklarımızı ve Devletimizide ilgilendiren önemli husularda planlara sahiptir.

burada konu islamiyet değildir bendeniz!islamiyet hakkında açılan konularda yazılarımızı paylaşıyoruz!burada şuan sorun bir islam alimine yapılan çirkin iftiralara yanıt vermetir. müslüman olduğunuzu zannederek kelimeniz islamiyet adına yapmış olduğunuz zararın göstergesidir.said nursinin doğu toprağı gibi bi derdi yoktur olsaydı vandayken ona gelen isyan ihtilal hareketlerine öncülüğü geri çevirmezdi!ihtilallere bizatihi katılırdı.nurcu akımdan kasdiniz ne olursa olsun bütün nurcuları kapsamaz!!

benun 27-05-2008 10:14

Alıntı:

atheist87´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 110229)
1-Kur'an'da Hz.Muhammed'e açıklanmadığı halde Said Nursi'ye açıklanmış gizli gerçekler var mıdır? Risalei Nur; Kur'an'nın gizli gerçeklerinin arştan inen kesin delili midir?



Şualar, Birinci Şua,'da geçen;

"Kur'an'ın gizli hakikatleri Risale-i Nur ile birlikte bize iniyor!! Tenzil'ül-Kitab cümlesinin sarih bir manası asrı saadette vahiy suretiyle Kitab-ı Mübîn'in nüzulü olduğu gibi, manayı işarîsiyle de, her asırda o Kitabı Mübin'in mertebe-i arşiyesinden ve mu'cize-i maneviyesinden feyz ve ilham tarîkıyla onun gizli hakikatları ve hakikatlarının bürhanları iniyor, nüzul ediyor..."(dikkat edersen işari bir mana diyor hak mana demiyor önce bunu bilmenizi isterim.ve üstad bediüzzaman her asırda diyor benim asrım demiyor!arşın kendisi değil arş mertebesinde onun kıymeti gibi..manevi mucizesi diyor kendisi mucize demiyor.feyz ve ilham diyor vahiy diye birşey geçmiyor.hayvanlara bile ilmah geldiği malumdur.gizli hakikatten kasıt anlaşılmayan açıklanmayan veya bu zamana işaret eden kısımları kasdediliyor.)



Kastamonu Lâhikası, Yirmiyedinci Mektubda geçen;

"Risale-i Nur, yüze yakın din tılsımlarını ve hakâik-ı Kur'aniyenin muammalarını keşfetmiştir ki; her bir tılsımın bilinmemesinden çok insanlar şübehata ve şükûke düşüp, tereddüdlerden kurtulmayıp, bazan îmanını kaybederdi. Şimdi, bütün denizler toplansalar, o tılsımların keşfinden sonra galebe edemezler''


Dinin, imanın, ayet ve hadislerin müşkülü olabilir, ama bunlar gizli, sırlı değildir. Dinimiz, Kitabımız apaçıktır, esrar perdesiyle örtülü değildir. Esrarengiz bir dinle Allah'a nasıl kulluk edilebilir? Kur'an'ın bir ismi de "Beyan"dır.(burayı anlayamıyorsunuz işte.evet esrar perdesiyle örtülü değildir ama bizim gibi insanlar buraları anlayamayınca şüpheye düşmektedirler.bu gibi ayetlerin açık olduğunu bizlere ispat etmek için bediüzzaman bu tefsiri yazmıştır..)

Allah (c.c) Ali İmran 138'de "Bu, insanlar için bir beyandır (apaçıktır)." buyurmaktadır.



Bu sözlerle Risalelerin kutsallığına, yeni bir peygambere ve dine zemin hazırlanmaktadır. Hedef; Said Nursi yeni bir peygamber, Risaleler yeni bir ilahi kitap, Kur'an ise sırlarla dolu, açıklanmamış gizli bir kitap, Hz.Muhammed ise Kur'an'ın sırlarından habersiz veya haberi varsa bunları ümmetten saklamış bir peygamber. Böyle bir iddia küfürdür, çünkü Allah, Bakara 79'da "Vay o kimselere ki, kendi elleriyle kitap yazarlar, sonra "bu Allah katındandır" derler. Hedefleri, onun karşılığında bir şeyler almaktır. Vay o ellerinin yazdığından dolayı onlara! Vay o kazandıklarından dolayı onlara!." buyurmaktadır.

bu isnadlar tamamen iftiradır..iftira olduğu bellidir zaten fazla uğraşmanın manası yoktur.yukarıda açıklama yaptım. açıklamanın zıddını getirmenizi rica ederim. bununla beraber siz bir ateist olarak kendi fikirlerinizle çürütmenizi tavsiye ederim. kabul etmediğiniz bir dinin savlarıyla yorumlarıyla neden aynı davayı ispat eden başka bir islami düşünce ile diğerini yalanlamaya çalışıyorsunuz? çürük kabul ettiğiniz bir delille başka bir delili yok edemezsiniz çünkü kabul ettiğin delili kendin çürük görüyorsun!

benun 27-05-2008 10:23

Alıntı:

atheist87´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 110231)
Kastamonu Lâhikası, Yirmiyedinci Mektubda ise;

"Hz. Muhammed (s.a.v.) ve Ebu Bekir (r.a.), Mekke'den Medine'ye hicret ederlerken, Bir güvercinle bir örümceğin, müşriklerin tüm çabalarını boşa çıkardığı gibi; Risalet-ün-Nur'un intişarına karşı gelen düşman ve casuslara mukabil bir tek fare çıktı, planlarını zîr ü zeber etti."



Said Nursî'nin peygamberlik taslaması artık Hz. Muhammed'le mücadeleye dönüşmüştür. Yalnız, bir derece altta kalınmaya özen gösterilmektedir. Bunun sebebi ise şudur: Ortada Kur'an-ı Kerim gibi bir mucize, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) son peygamberliği gibi bir hakikat varken, Said Nursî bunları görmezden gelemez, bunlara rağmen peygamberliğini açıkça iddiada edemez, kendisine verilen kitabın da Risale-i Nur olduğunu alenen söyleyemezdi.



Said-i Nursi'nin yaptığı bu kurnazlığı yapmayan İskender Evrenesoğlu'nun, açıkca Allah'ın elçisi, peygamberi (!) olduğunu söylemesi Said-i Nursi ile arasındaki tek fark olmuştur. Hâlbuki İskender ile Said-i Nursi aynı şeyleri iddia etmektedirler. İskender aptallık yapıp peygamber olduğunu söyleyince sahte peygamber olarak algılanmış; Said-i Nursi ise kurnazlık yapıp peygamberliğini dolaylı, mecazla ve kelime oyunlarıyla söyleyince ne yazık ki en büyük, eşsiz âlim olarak algılanmıştır.



Şuâlar, 141, 523, 535, 545, 590'da geçen;

"Ey Risale-i Nur! Senin, hakkın dili, hakkın ilhamı olup O'nun izni ile yazıldığına şüphe yok. "Ben, kimsenin malı değilim. Ben hiçbir kitabdan alınmadım, hiçbir eserden çalınmadım. Ben Rabbânî ve Kur'ânîyim. Bir lâyemut'un eserinden fışkıran kerametli bir Nûr'um."



Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, de geçen;

"(...) Hem mütedeyyin bir kadın, yine hâdiseden sonra görüyor ki: Semâvattan mübarek kâğıtlar yağıyor. Soruyorlar: "Bu nedir?" Rü'yada demişler: "Risale-i Nur'un sahifeleridir." Yâni, tâbirce Risale-i Nur, Kur'anın tefsiri olduğu cihetle, vahy-i semavî olan Kur'anın semavî ve ilhamî bir tefsiridir."



Bu cümlelerde Said Nursî, Nur Risaleleri'nin kendi eseri olmadığını öylesine vurgulamaktadır ki; bu vurgu, eserin kendisine nisbetini imkânsız kılmaktadır. Ee, Said Nursî Nur Risaleleri ile bu kadar da bağlantısız olamayacağından, bu bağ onun tercümanlığı vasıtasıyla sağlanmıştır:



Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, de ise;

"Hem Risale-i Nur zâhiren benim eserim olmak haysiyetiyle senâ etmiyorum. Belki yalnız Kur'anın bir tefsiri ve Kur'andan mülhem bir tercüman-ı hakikisi ve imanın hüccetleri ve dellâlı olmak haysiyetiyle meziyetlerini beyan ediyorum. Hattâ, bir kısım Risaleleri ihtiyarım hâricinde yazdığım gibi, Risale-i Nur'un ehemmiyetini zikretmekte ihtiyarsız hükmündeyim."



Nur Risaleleri, Said Nursî'nin eseri değildir(?), onun ihtiyarıyla yazılmamış, bilâkis Cenab-ı Hakk'ın lisanıyla yazdırılmıştır. Semavîdir(!), arşîdir(!). Said Nursî, Nur Risaleleri'nin ancak tercümanıdır.



Kur'an'da kitapların "indirildiği, inzal edildiği" belirtilmektedir. İşte Nur Risaleleri de Kur'an'ın semasından, ayetlerin yıldızlarından inmektedir(!). Kur'an, kendinden önceki kitapları, Tevrat'ı, İncil'i tasdik etmek için indirildiğine göre; Nur Risaleleri de sanki Kur'an'ı tasdik etmek için indirilmiştir. Nitekim bu, Nur Risaleleri'nde birçok kez tekrar edilmiştir.



Yine bilindiği gibi; Allah Tealâ, peygamberlerine davalarını ispat etmek üzere, insanları âciz bırakan mucizeler vermiştir. Kur'an-ı Kerim, en büyük mucizedir; Nur Risaleleri de mucize-i Kur'âniyedir(!).



Mucizeler, diğer insanlar boyun eğip itaat etsinler için peygamberliğin delili olarak ancak peygamberlere verilir; Nur Risaleleri de Said Nursî'nin mucizesidir, kalplerin ve akılların zaptedilerek ona itaat ettirilmesi istenmiştir!:



"Yâ Rabbî (...) Hazret-i Mûsa Aleyhisselâm'a denizi ve Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm'a ateşi ve Hazret-i Dâvud Aleyhisselâm'a dağı, demiri ve Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm'a cinni ve insi ve Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'a şems ve kameri teshir ettiğin gibi, Risale-i Nur'a, kalbleri ve akılları musahhar kıl!" (Bediüzzaman Said Nursi)



Hz. Peygamberin ayın yarılması mucizesi vardır; Said Nursî'nin de en inatçıyı dahi tasdike mecbur eden zelzele mucizesi (Kastamonu Lâhikası) vardır.



Said Nursî'nin tâbileri, kıyamette İslam ümmetinden ayrı bağımsız bir ümmet olarak Said Nursî'yle beraber (Nede olsa peygamberleri ya..) diriltilmekten de razı olduklarını Tılsımlar Mecmûasında şöyle dile getirirler;



"Ve onun (Said Nursî'nin), etbaıyla beraber kıyamette bir ümmet-i müstakile olarak ba's buyurulacağını bildirmektedir."



Ee, Hz. Peygamberin veda haccı olur da Said Nursî'nin olmaz mı? Müridi olan Hasan Feyzi Siracü'n-Nûrda bakın ne diyor;



"(...) Şimdi biz Hacce't-ül Veda'sız böyle bir ölüme nasıl inanalım.((...) Son sözlerini Hind'den, Yemen'den, Irak'dan ve Afgan'dan ve dünyanın her yerinden o mahall-i mübarek ve mukaddeste toplanan bütün müslümanlara, bütün âşıklara ve bütün hicranlı gönüllere söyle, bize "elâ hel bellağtu" (Dikkat edin! tebliğ ettim mi?) tekrarlayıp, "felyubelliğu'ş-şâhidu minkumu'l-gāibe" derken, âlem-i gayb ve ervaha işte oradan pervaz et."



Said Nursî, bu ifadelerden hiç de rahatsızlık duymaz, bu cümlelerdeki peygamberliğinin ihsasını, dile getirilmesini reddetmez. Bilakis Siracü'n-Nûr'da şöyle der;



"Hasan Feyzi'nin Denizli ve hapsinin ve civarının has talebelerini temsil ederek, onların namına üstadının vasiyetnamesi ve zehirlenmeden şiddetli hasta olması münasebetiyle yazdığı bir mersiyedir. Vefat haberini almış gibi kalemi ağlamış. Lahikaya geçirilsin."



Her peygamber, doğru yolun temsilcisidir ve kendisine inanıp tâbi olanlara "cennet"i müjdeler. Said Nursî de, müritleri için "iman ile kabre girmeyi, cenneti gitmeyi" garantiler. Nur Risaleleri, bunlarla yetinmez. İmanlılarına cenneti garantileme babında sorgu meleklerine Risale-i Nur ile cevap verileceğini de ileri sürer. Tabiî ki o zaman şakirtler, başka kitapları değil Nur Risaleleri'ni tekrar tekrar okumak zorunda kalmaktadırlar!



Âsâ-yı Mûsa, Onbirinci Mesele'de konuyla ilgili olarak;

(...) kabre gelecek olan Münker-Nekir isminde Melâikeleri ehl-i hak ve hakikat yolunda gidenler için birer munis arkadaş yapan ve Risale-i Nur'un Şâkirdlerini talebe-i ulûm sınıfına dâhil edip Münker-Nekir suallerine Risale-i Nur ile cevap verdiklerini merhum kahraman Hâfız Ali'nin vefatıyla keşfeden ve hayatta bulunanlarımızın da yine Risale-i Nur ile cevap vermemizi rahmet-i İlâhiyyeden dua ve niyâz eden (...)"



Her peygamber, kendisine tâbi olmayanları Allah'a havale eder ve onlara Allah'ın vaîdini belirtir. Said Nursî'ye ve Nur Risaleleri'ne karşı çıkanların başlarına neler geldiği/geleceği Risalelerin birçok yerinde aktarılır.



Said Nursî, resullük değil nebilik iddiasında olduğundan, bu tebşiratı; Ebced gibi hurafelere dayanarak Kur'an ayetlerine, Hz. Ali'ye, Şeyh Geylânî'ye yaptırmıştır. Sonuç olarakta; Nurculuk yeni bir din, Risale-i Nur bu dinin kutsal kitabı, Said-i Nursi ise haşa peygamberleridir.(!)



3-Said-i Nursi; Risale-i Nur ile yeni bir din mi getirmiştir?



Zülfikar Mecmuasında Said-i Nursi'nin müritlerinden Hasan Feyzi derki;

"İslâmiyet güneşinin doğuşundan tam öndört asır sonra, senin gibi ulvî ve İlâhî ve arşî bir nurun tekrar ve yeniden, bahusus bu son asırda, hem Türk elinde ve hem de Türk dilinde doğması, acaba kimin hatır ve hayalinden geçerdi? Bu ne büyük bir ni'met bizlere ve bu asır halkı için ne bahtiyarlık Yârabbi!.



Türkçemiz seninle iftihar edip dolmakta, kabarıp şişmekte ve her lisan üstüne bağdaş kurup oturmaktadır. Ey Risale-i Nur! Fakat o kadar fasih ve beliğ ve edâlı ve sadâlı ve nağmeli yazılmış ve bütün harflerin birbirine dayanarak kelime ve kelâmların siyak ve sibak, intizam ve insicam ile dizilmiş ve bunlar birbirine o kadar kuvvet ve kudret ve metanet vermiş ki: Mensur ve Türkî ibâreli olduğun halde, yine mislin getirilemez. Senin gibi parlak bir eser, bir daha kimseye nasib olmaz."



Allahü Teala şöyle buyurur:



"Senin kavmin, O (Kur'an) hak iken onu yalanladı. De ki: "Ben, üzerinize bir vekil değilim." (6/66)



"Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda, bizimle karşılaşmayı ummayanlar, derler ki: "Bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." De ki: "Benim onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime isyan edersem, gerçekten ben, büyük günün azabından korkarım." (10/15)

yine kabul etmediğin bir dini savunmaya çalışıyorsun senind erdin dinsizliği yaymak değil müslümanlar arasına fesat sokmaktır!zira yukarıda delil olarak sunduğun ve altına yazdığın görüşlerin birbiriyle alakası yok. yukarıda açıkça tefsir olduğunu ilhami bir eser olduğunu vurguluyor üstad. ama sen altında vahiyden peygamberden bahsediyorsun. alakaya limon sıkıyorsun:)
basit bir şair bile ben şiirlerimi ilham eseri olarak yadım diyebilirken kuranın böyle hakikatli bir tefsirini yazan zat neden bunu diyemesin!
binkere maşallah barekallah çok güzel bir tefsir ve hakikaten sizin batıl düşüncelerinizi ziru zeber eden hakikat asa bir tefsir yazılmış elhamdulillah.bol bol okuyor istifade ediyoruz elhamdulillah. okuyan istifade edenler de kuranaın nekadar ali bir hakikat olduğunu anlıyor elhamdulillah. çalışmalarınız beyhudedir boşuna uğraşmayın derim.

yazdığım cevaplar size yeter heralde.senin maksadin alim vs olmamalı sen islamiyetin yaldızlarla yazılı ayetlerinin kenidi sönük aklına göre çürütmeye çalışmaya bak!
vesselam

ozgur_beyin 27-05-2008 10:56

sevgili benun kaç yaşındasın bilmiyorum ama, beyninin nurcular tarafından iyi yıkandığı belli oluyor. sizi o kadar etkilyip inandırmışlarki, hasan sabbah'ın fedailerine dönmüşsünüz.
sizin uluhiyet addettiğiniz insanı uçurmuşsunuz. yalan ve uydurulmuş ''kerametler'' gözünüzü kör etmiş. sorgulamalı aklınızı kaybedip, tek merkezden emir alan robota dönmüşsünüz.

şu linklere bakmanızı öneririm.


http://www.turandursun.com/forumlar/...ead.php?t=3086

http://www.turandursun.com/forumlar/...ead.php?t=3438

http://www.turandursun.com/forumlar/...ead.php?t=5983


siz farkında olmadan amerika ve vatikan destekli ''ibrahimi dinler'' projesine, daha doğrusu BOP projesine hizmet etmektesiniz.

saidi nursiyi kabbala kökenli ''gizemli sayılar'' fenomenindeki uyduruk CİFİR saçmalıklarıyla yeni bir sömürü ve din oluşturma (islamı kullanarak) çabasına payanda olmuşsunuz.
üç otuz paraya ışık evlerinde verilen ulufeleri büyük insanlık olarak addederek kandırılmışsınız.
düşünün anne ve babanızın veya akrabalarınız vermediği veya veremediği maddiyatı ,size sadece islam için mi verdiler, sanıyorsunuz.
size verdikleri yardımları sizi mankurt haline çevirerek binlerce defa ödüyorsunuz.
ve kafa yapısında kaldığınız sürece ödeyecek ve bu ideolojiye herşeyinizi vereceksiniz.
tıpkı bugün iktidardaki bir partinin üç adet makarna ,beş paket kömür uğruna kendini
sadaka ekonomisine kendini verdikleri gibi.
islam eşittir saidi nursidir diyorsanız siz hiç saidi tanımıyorsunuz demektir.
siz yaşamınız boyunca ''saidi nursi reklamları'' izelmişsiniz demektir.
bu düşüncelerinizi devam ettirdiğiniz sürece de mankurt olmaya devam edeceksiniz demektir.
hiç düşünmüyormusunuz ''emekil maaşımdan başka gelirim yok'' diyen ulu! bir zat nasıl oluyorda iki milyon dolarlık bir villada (amerika) nasıl oturuyor?
bu değirmenin suyu nerden geliyor.
yeni bir hegomonik bir imparatorluk tezgahlanıyor. sizde bu tezgahın gladyatörüsünüz.
bu yaptığınız gladyatörlükte hiç bir zaman özgürlüğünüzü kazanmayacak aksine daha bir sıkı ve fedakar köle olarak kalacaksınız. heyhat

BenDeniz 27-05-2008 11:07

Alıntı:

ozgur_beyin´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 110260)
sevgili benun kaç yaşındasın bilmiyorum ama, beyninin nurcular tarafından iyi yıkandığı belli oluyor. sizi o kadar etkilyip inandırmışlarki, hasan sabbah'ın fedailerine dönmüşsünüz.
sizin uluhiyet addettiğiniz insanı uçurmuşsunuz. yalan ve uydurulmuş ''kerametler'' gözünüzü kör etmiş. sorgulamalı aklınızı kaybedip, tek merkezden emir alan robota dönmüşsünüz.

şu linklere bakmanızı öneririm.


http://www.turandursun.com/forumlar/...ead.php?t=3086

http://www.turandursun.com/forumlar/...ead.php?t=3438

http://www.turandursun.com/forumlar/...ead.php?t=5983


siz farkında olmadan amerika ve vatikan destekli ''ibrahimi dinler'' projesine, daha doğrusu BOP projesine hizmet etmektesiniz.

saidi nursiyi kabbala kökenli ''gizemli sayılar'' fenomenindeki uyduruk CİFİR saçmalıklarıyla yeni bir sömürü ve din oluşturma (islamı kullanarak) çabasına payanda olmuşsunuz.
üç otuz paraya ışık evlerinde verilen ulufeleri büyük insanlık olarak addederek kandırılmışsınız.
düşünün anne ve babanızın veya akrabalarınız vermediği veya veremediği maddiyatı ,size sadece islam için mi verdiler, sanıyorsunuz.
size verdikleri yardımları sizi mankurt haline çevirerek binlerce defa ödüyorsunuz.
ve kafa yapısında kaldığınız sürece ödeyecek ve bu ideolojiye herşeyinizi vereceksiniz.
tıpkı bugün iktidardaki bir partinin üç adet makarna ,beş paket kömür uğruna kendini
sadaka ekonomisine kendini verdikleri gibi.
islam eşittir saidi nursidir diyorsanız siz hiç saidi tanımıyorsunuz demektir.
siz yaşamınız boyunca ''saidi nursi reklamları'' izelmişsiniz demektir.
bu düşüncelerinizi devam ettirdiğiniz sürece de mankurt olmaya devam edeceksiniz demektir.
hiç düşünmüyormusunuz ''emekil maaşımdan başka gelirim yok'' diyen ulu! bir zat nasıl oluyorda iki milyon dolarlık bir villada (amerika) nasıl oturuyor?
bu değirmenin suyu nerden geliyor.
yeni bir hegomonik bir imparatorluk tezgahlanıyor. sizde bu tezgahın gladyatörüsünüz.
bu yaptığınız gladyatörlükte hiç bir zaman özgürlüğünüzü kazanmayacak aksine daha bir sıkı ve fedakar köle olarak kalacaksınız. heyhat

Hay Ceddine Rahmet!:) Çok doğru tesbitler.Kutlarım!

benun 27-05-2008 11:18

Alıntı:

ozgur_beyin´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 110260)
sevgili benun kaç yaşındasın bilmiyorum ama, beyninin nurcular tarafından iyi yıkandığı belli oluyor. sizi o kadar etkilyip inandırmışlarki, hasan sabbah'ın fedailerine dönmüşsünüz.
sizin uluhiyet addettiğiniz insanı uçurmuşsunuz. yalan ve uydurulmuş ''kerametler'' gözünüzü kör etmiş. sorgulamalı aklınızı kaybedip, tek merkezden emir alan robota dönmüşsünüz.

şu linklere bakmanızı öneririm.


http://www.turandursun.com/forumlar/...ead.php?t=3086

http://www.turandursun.com/forumlar/...ead.php?t=3438

http://www.turandursun.com/forumlar/...ead.php?t=5983


siz farkında olmadan amerika ve vatikan destekli ''ibrahimi dinler'' projesine, daha doğrusu BOP projesine hizmet etmektesiniz.

saidi nursiyi kabbala kökenli ''gizemli sayılar'' fenomenindeki uyduruk CİFİR saçmalıklarıyla yeni bir sömürü ve din oluşturma (islamı kullanarak) çabasına payanda olmuşsunuz.
üç otuz paraya ışık evlerinde verilen ulufeleri büyük insanlık olarak addederek kandırılmışsınız.
düşünün anne ve babanızın veya akrabalarınız vermediği veya veremediği maddiyatı ,size sadece islam için mi verdiler, sanıyorsunuz.
size verdikleri yardımları sizi mankurt haline çevirerek binlerce defa ödüyorsunuz.
ve kafa yapısında kaldığınız sürece ödeyecek ve bu ideolojiye herşeyinizi vereceksiniz.
tıpkı bugün iktidardaki bir partinin üç adet makarna ,beş paket kömür uğruna kendini
sadaka ekonomisine kendini verdikleri gibi.
islam eşittir saidi nursidir diyorsanız siz hiç saidi tanımıyorsunuz demektir.
siz yaşamınız boyunca ''saidi nursi reklamları'' izelmişsiniz demektir.
bu düşüncelerinizi devam ettirdiğiniz sürece de mankurt olmaya devam edeceksiniz demektir.
hiç düşünmüyormusunuz ''emekil maaşımdan başka gelirim yok'' diyen ulu! bir zat nasıl oluyorda iki milyon dolarlık bir villada (amerika) nasıl oturuyor?
bu değirmenin suyu nerden geliyor.
yeni bir hegomonik bir imparatorluk tezgahlanıyor. sizde bu tezgahın gladyatörüsünüz.
bu yaptığınız gladyatörlükte hiç bir zaman özgürlüğünüzü kazanmayacak aksine daha bir sıkı ve fedakar köle olarak kalacaksınız. heyhat


öncelikle hoca efendi cemaatini kasdettiğini biliyorum! ancak maalesef benim o cemaatle alakam olmadığını sizler anlayamadınız ve onlardan sandınız:) ön yargılı olmayın efendim.beynini özgür bırak özgür_beyin.özgür_beyin dediğin özgür olmalı kalıpğlaşmış kelimeleri cümelelri kullanmamalı. beni ilgilendirmez kim ne yapıyor. sadece burda fikirlerimi ifade ediyorum.okadar.
gelelim benDeniz'e: islamiyet senin gibi ne dediğini bilmeyen hizmet ediyorum diye köstek vuran insanların yüzünden tartışmalara girmektedir.müslüman kardeşin varken fikirleriniz hemen hemen her noktada bir iken aduv-vu dine taraftar olarak maalesef kendine ve fikirlerine zarar veriyorsun! ama olsun sorun değil umrumda bile değil.



yukarda delil olarak sunduklarınıza cevap yazdım ama hiçbirine cevap gelmedi. zaten bunu bekliyordum çünkü sizin düşünceleriniz özgür değil sadece belirli bir zamana kadar sefih isteklerinizi yerine getirme çabasında kendinizi kandırmadır!

benun 27-05-2008 11:21

ha bu arada turan dursun-un yazılarını okudum sadece ordan burdan kendi düşüncelerini yazmış. cevap vermeye bile değmeyecek şeyler var. siz sadece nefsine uyan insanları kandırabilirsiniz.
kominizm ateizm daha diğer izmler yurt dışında kabul edilemzken bizim safdil müslümanlarımız burda kabullenmeye çalışıyor:) yahu daha 100 sene olmadı rusya kominizm yüzünden alt üst oldu tutturamadılar onu da mı göremiyorsunuz. bırakın şu uygulanmadı hakkı verilmedi kelimelerini.

BenDeniz 27-05-2008 11:26

Alıntı:

benun´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 110274)
öncelikle hoca efendi cemaatini kasdettiğini biliyorum! ancak maalesef benim o cemaatle alakam olmadığını sizler anlayamadınız ve onlardan sandınız:) ön yargılı olmayın efendim.beynini özgür bırak özgür_beyin.özgür_beyin dediğin özgür olmalı kalıpğlaşmış kelimeleri cümelelri kullanmamalı. beni ilgilendirmez kim ne yapıyor. sadece burda fikirlerimi ifade ediyorum.okadar.
gelelim benDeniz'e: islamiyet senin gibi ne dediğini bilmeyen hizmet ediyorum diye köstek vuran insanların yüzünden tartışmalara girmektedir.müslüman kardeşin varken fikirleriniz hemen hemen her noktada bir iken aduv-vu dine taraftar olarak maalesef kendine ve fikirlerine zarar veriyorsun! ama olsun sorun değil umrumda bile değil.



yukarda delil olarak sunduklarınıza cevap yazdım ama hiçbirine cevap gelmedi. zaten bunu bekliyordum çünkü sizin düşünceleriniz özgür değil sadece belirli bir zamana kadar sefih isteklerinizi yerine getirme çabasında kendinizi kandırmadır!

Son derece bozuk bir türkçeyle hakkımda yazdıklarınızı okudum.Hakkımda hiçbir fikriniz olmamasına rağmen,bu denli kesin tesbitler yapışınız talihsizliktir.Gayet kaba,saygı ve edeb ölçülerine uymayan,bana hitap etmeyen bir uslup ve tavrınız var.

Böyle olduğunu ilk ietinizde sezmiş ve sizi muhatap alıcı yazılar yazmamıştım.Sizde yazmayınız,çünkü cevap alamayacaksınız.

''Delil''olarak sundularınıza cevap verilmeyişin sebebi,sadece cevap vermeye değer bulunmayışından kaynaklanmaktadır.

Esen kalın

benun 27-05-2008 11:36

Alıntı:

BenDeniz´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 110267)
Hay Ceddine Rahmet!:) Çok doğru tesbitler.Kutlarım!


Bu asrın acip bir hassasıdır.Bu asırdaki ehl-i İslâmın fevkalâde safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâbâne affetmesi; ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işleyen ve binler mânevî ve maddî hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nevi taraftar çıkmasıdır. Bu suretle, ekall-i kalîl olan ehl-i dalâlet ve tuğyan, safdil taraftarla ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatâsına terettüp eden musibet-i âmmenin devamına ve idamesine, belki teşdidine kader-i İlâhiyeye fetva verirler; "Biz buna müstehakız" derler.
Evet, elması bildiği (âhiret ve iman gibi) halde, yalnız zaruret-i kat'iye suretinde şişeyi (dünya ve mal gibi) ona tercih etmek ruhsat-ı şer'iye var. Yoksa, küçük bir ihtiyaçla veya hevesle veya tamâh ve hafif bir korkuyla tercih edilse, eblehâne bir cehalet ve hasârettir, tokata müstehak eder.
Hem âlicenâbâne affetmek ise, yalnız kendine karşı cinayetini affedebilir. Kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa başkalarının hukukunu çiğneyen cânilere afüvkârâne bakmaya hakkı yoktur, zulme şerik olur.




Evet, ben kendim gördüm: Lüzumsuz bir merakla mütedeyyin iken âmi bir adam, biri de ilme mensubiyeti varken, eskiden beri İslâm düşmanı olan bir kâfirin mağlûbiyetiyle ağlamak derecesinde bir mahzuniyet ve Âl-i Beytten seyyidler cemaatinin bir kâfire karşı mağlûbiyetinden mesruriyetini gördüm. Böyle âmi bir adamın alâkası, bir geniş daire-i siyaset hâtırı için böyle kâfir bir düşmanı, mücahit bir seyyide tercih etmek, acaba divaneliğin ve aklı dağıtmaklığın en acip bir misali değil midir?

benun 27-05-2008 11:39

Alıntı:

BenDeniz´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 110278)
Son derece bozuk bir türkçeyle hakkımda yazdıklarınızı okudum.Hakkımda hiçbir fikriniz olmamasına rağmen,bu denli kesin tesbitler yapışınız talihsizliktir.Gayet kaba,saygı ve edeb ölçülerine uymayan,bana hitap etmeyen bir uslup ve tavrınız var.

Böyle olduğunu ilk ietinizde sezmiş ve sizi muhatap alıcı yazılar yazmamıştım.Sizde yazmayınız,çünkü cevap alamayacaksınız.

''Delil''olarak sundularınıza cevap verilmeyişin sebebi,sadece cevap vermeye değer bulunmayışından kaynaklanmaktadır.

Esen kalın

çok naziksiniz.teşekkür etmemi beklemiyorsunuz heralde. öyle bir kelime kullandınız ki sizinle aynı safta olmaktan utandım. ancak o şekilde cevap verilir size. size cevap yazmamın sebebi aduvv-u dinlerle taraftar olmanızdır. bu noktadan cevap yazdım yoksa sizi asla haklı veya haksız görmemden değildir gereken cevabı yıkarda aldınız sizinle olan munasebetimi bu son mesajımla noktalıyorum. vesselam...

qw19 27-05-2008 11:55

Sayın Benun;

TD sitesinde yazım dili türkçedir. Lütfen yazılarınız anlaşılır olsun.

Selamlar.

atheist87 28-05-2008 03:51

Alıntı:

benun´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 110248)
yine kabul etmediğin bir dini savunmaya çalışıyorsun senind erdin dinsizliği yaymak değil müslümanlar arasına fesat sokmaktır!zira yukarıda delil olarak sunduğun ve altına yazdığın görüşlerin birbiriyle alakası yok. yukarıda açıkça tefsir olduğunu ilhami bir eser olduğunu vurguluyor üstad. ama sen altında vahiyden peygamberden bahsediyorsun. alakaya limon sıkıyorsun:)
basit bir şair bile ben şiirlerimi ilham eseri olarak yadım diyebilirken kuranın böyle hakikatli bir tefsirini yazan zat neden bunu diyemesin!
binkere maşallah barekallah çok güzel bir tefsir ve hakikaten sizin batıl düşüncelerinizi ziru zeber eden hakikat asa bir tefsir yazılmış elhamdulillah.bol bol okuyor istifade ediyoruz elhamdulillah. okuyan istifade edenler de kuranaın nekadar ali bir hakikat olduğunu anlıyor elhamdulillah. çalışmalarınız beyhudedir boşuna uğraşmayın derim.

yazdığım cevaplar size yeter heralde.senin maksadin alim vs olmamalı sen islamiyetin yaldızlarla yazılı ayetlerinin kenidi sönük aklına göre çürütmeye çalışmaya bak!
vesselam

Öncedende Söylemiştim Muhammed son peygamberim demeseydi Said Nurside Şu an peygamberdi. Bu bence muhammedin yaptığı en büyük iyilik sen bile o kadar inanmışsın ki ayrıntılardaki hataları gündeme getirip eleştiri yaptığımız zaman celalleniyorsun. O zatta karşı çok büyük bir hayranlık ve sevgi duyduğun belli empati kurarak eleştiri yapmaya çalışıyorum. benim düşüncem peygamber olma taktikleri hemen hemen aynı musevi tarikatından olan isa musanın kitabının tefisirini yazdı daha sonra ismini değiştirdi İncil dedi.İncilde tevratı baz alınarak yazılmıştır.ondada tevratın tasdik edicisi türünden yazılar içerir. Muhammed Kuranı yazarken Bakara Suresinin bir ayetinde'' tevratın tasdik edicisi (açıklayıcısı) ''yazan bir ayette mevcuttur bu ifade ile tevrattın tefsiri kuran olduğunu belli edilmiştir. Said Nurside aynı taktiği uygulamıştır Risale-i Nuru yazarken onun şanssızlığı muhammedin son noktayı koymuş olmasıdır.

pante 28-05-2008 05:03

Benun, daha ilk itirazında yanlışa düşmüşsün. Hem de "iddianız baştan sakat diyerek. Said Nursi'nin doğum tarihini bir de nurculardan teyid edelim:

http://www.risale-inur.org/resimlerlebediuzzaman.html

Diğerlerine de arkadaşlar fazlasıyla yanıt vermişler zaten.


Turan Dursun'un müslüman olduğu yıllarda yazdığı kitabından notlarla devam edelim:

Hûd Suresi'nin 112. ayetine, "Ey Muhammed emrolunduğun gibi doğru hareket et", anlamındaki bir cümleyle başlanır. Said-i Nursi Tann'dan doğrudan doğruya emir aldığını anlatmak ve kendisine bir peygamber süsü vermek için, bu ayetle kendisine hitap edildiğini ileri sürüyor.
Aynı surenin 105. ayetinde, "...İçlerinde bedbaht olanlar da, Said olanlar da vardır", anlamında bir cümle bulunmaktadır. Said-i Nursi bu cümlede mutlu anlamına gelen Said sözüyle de kendisinin kastedildiğini iddia ediyor. Ve amacına ulaşmak için cifir oyunlarına baş-vurarak iddiasını şöyle ispatlamaya çalışıyor:
".. 'İçlerinde bedbaht olanlar da, Said olanlar da vardır', anlamındaki âyetin cifır yönünden sayı değeri 1303 eder. Hûd sûresinde 'Emrolunduğun gibi hareket et', anlamında bir âyet olduğu gibi şûra sûresinin 2. âyetinde de aynı anlamda bir âyet vardır. 'Vav'la başlayan Şûra süresindeki âyetin cifır yönünden sayı değeri de 1309 eder. Bu tarihte bütün muhataplar içinde özellikle birine Kur'an adına iltifat ediliyor, doğru olmak yolunda buyruk veriliyor. Birinci tarih (1303) de ise, Risale-i Nurlar müellifi (Said-i Nursi) nin ilim tahsiline başladığı tarihtir. İkinci âyetin tarihi ise O müellif (Said-i Nursi) nin Hârika bir şekilde pek az bir zamanda ilimce en son noktaya ulaştığı, tahsili bitirdikten sonra ders vermeye başladığı ve 3 ayda, bir kış içinde, 15 senede ancak okunabilen 100'den çok kitap okuduğu ve o zamanın o muhitte en ünlü âlimlerinin yanında o 3 ayın mahsulü fakat 15 yılın mahsulü kadar olan ilimleri kazandığı, ne kadar büyük bir âlim olduğunu; hangi ilimden olursa olsun sorulan her soruya en doğru cevap vermekle ispat ettiği tarihe rastlar."

pante 28-05-2008 05:23

Said-i Nursi'ye göre Said-i Nursi, bakın ne büyük bir âlimmiş...
Said-i Nursi, kendisini şöyle tanıtıyor:

"İngiltere'nin en yüksek bilim kurulu, Şeyhûlislâmlık'a 6 soru sorup cevabını istediği zaman; o 6 soruya, 6 kelimeyle son derece beğenilen bir cevap veren;
"Yabancıların en çok önem verdikleri ve bilginlerinin en esaslı düstur saydıkları ilkelerine, gerçek ilim ve marifetle karşılık verip, üstün çıkan;
"... Gerek Avrupa Filozoflarına, gerek Üleması'na ve gerek okullarda yetişmiş olanlara meydan okuyan, kendisi hiç soru sormadan sorulan soruları eksiksiz cevaplandıran;
"Bütün ömrünü bu milletin mutlu olması için harcayan;
"100'den çok kitap yazarak ve Türkçe yayınlayarak bu milleti aydınlatan... bir marifet ehli olan kişi..."
Bu sözler başkası tarafından söylenmiyor, Said-i Nursi'nin kendisi tarafından yazılıp kitabına konuluyor (!) yani; Said-i Nursi kendisinde böyle meziyetler bulunduğunu kitaplarında anlatıyor.
Said-i Nursi demek ister ki: "Ne Şeyhülislâmlıkla ne de okuldan yetişmiş olanlar arasında benden daha büyük bir âlim bulunmadığı için İngiltere'den gelen Bilim Kurulu'nun bütün sorularına ben cevap verdim. Ve ben bütün bilim adamlarına meydan okudum. Hangi ilimden olursa olsun sorulan, bana yöneltilen soruların hepsine cevap verdiğim için yapılan ilmi tartışmada herkese karşı üstün çıktım, ne Avrupa Filozofları ne İstanbul uleması bana yetişebildi, ben işte böyle bir âlim böyle bir marifet ehliyim."
Evet, Said-i Nursi, açık açık böyle diyor, bunu anlatmaya çalışıyor. En'âm Suresi'nin 161. ayetinde Peygambere şöyle hitap edilir:
"De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola iletmiştir."
Said-i Nursi bu ayetle de kendisine hitap edildiğini iddia ediyor. Ve şöyle ispatlamaya çalışıyor:
"Bu âyetin sayı değeri 1316 eder ki; Risale-i Nur yazarı (Said-i Nursi) nin Nurları hazırladığı tarihi gösterir."

pante 28-05-2008 05:33

b) Din Büyüklerinin Kitaplarından, Kendisi İçin Çıkardığı Mânalar:

Said-i Nursi, Kur'an-ı Kerim ayetlerinden başka, ulu kişilerin sözlerinde de kendisinin ve Risale-i Nur'un konu edildiğini ileri sürer. Yani geçmişteki ulu kişiler'de Said-i Nursi ve kitabını haber vermişlerdir gelecek nesillere! Bununla ilgili de birkaç örnek vermeyi uygun görüyorum:

Halife Ali, Kaside-i Cel Celûüye 'sinde bakın neler söylemiş, Said-i Nursi'ye seslenerek (!):
"Ey Değeri Yüce Olan İsm-i A'zam'mı Taşıyan kişi!
"Dövüş korma! Savaş; çekinme!"

Said-i Nursi, bu sözlerle kendisine seslenildiğini nereden mi biliyor? Bunu Said-i Nursi şöyle açıklıyor:

"Kaside-i Cel Celûtiye'de okumadığım birkaç sayfa vardı. Kitabı açarken o sayfaları atlıyor, okuduklarımı ilâveten iki sayfa daha okuyordum.
"Ne var ki; kitabı her açışımda, okumak istemediğim sayfalar arasında bulunduğu halde; bu kasideyle başlayan sayfa açılıyordu kendiliğinden.
Ama ben yine de okumuyor; atlıyordum. Bu durum, 70 kez hatta belki 100 kez böyle oldu. Yani: -Ey Değeri Yüce Olan İsm-i A'zam-ı Taşıyan kişi! seslenişiyle karşılaştım. İşte o zaman hayret içinde hayret ettim.

"Bir aralık; acaba bu sayfa neden açılıyor onu da okursam ne olur diye düşündüm. Baktım ki Kaside-i Cel Celûtiye-yi okumaktaki asıl amacı bu sayfa gösteriyormuş. Bunun üzerine daha önce o sayfayı okumamakla ne kadar hata ettiğimi anladım. Ondan sonra okumaya başladım.
"Bu sayfa yine kendiliğinden açıldı birçok kez. Ve ben durumu arkadaşlara anlattım. Onlar da hayret içinde hayrette kaldılar.
Dedim ki bu durum Cel Celûtiye'nin bir kerametidir. (Yani sayfa, benimle ilgili olduğunu, bir keramet olarak bildiği için, kendiliğinden açılıyor ben seninle ilgiliyim demek istiyordu.)
"Sayfanın kendiliğinden açılması, "beni yaz, kaleme al!" demekti. Bir işaret içindi inanmıyanlara, inandırmak için yazdırmak istiyordu kendisini. Şükürdü bu, benim davama da büyük bir delil durumundaydı. .. Tam zamanında imdadımıza yetişmişti.. Davam için delilsiz kaldığım bir zamanda, açılan sayfadaki hitaplanyla elimden tutmuştu. Hazreti Ali: 'Ey değeri yüce olan İsm-i A'zam'ı taşıyan kişi! Dövüş korkma! savaş; çekinme!' diye seslenmişti bana.
"Birinci mısra ile başlayan 3-4 satırda 3-4 tane kuvvetli delil ve belirti vardır ki, -Ey Değeri Yüce Olan... İsm-i A'zam'ı Taşıyan! şeklindeki genel hitabıyla özellikle Bana sesleniyor!.."

Said-i Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî (Arap harfleriyle teksir), s. 119-120.

Said-i Nursi bu açıklamasından sonra; o 3-4 delili (!) de Cifır yoluyla belirtmeye çalışıyor. Yani kelimelere sayı değeri vererek yorumlar yapıyor kendine göre.

Said-i Nursi, Delil adını verdiği saçma sapan şeyleri sayıp dökerken;
"...1353 yılında İsm-i A'zam-ı taşıyan kişinin kendisi olduğunu ve taşıdığı İsm-i A'zam'la kendisini nasıl korunduğunu ve Ey Yüce İsm-i A'zam-ı taşıyan kişi hitabındaki harflerin sayı değerlerinin, bu tarihi nasıl tutuğunu, hattâ aynı sayı değerleriyle; Molla Kürt, Molla Said, Bedi gibi Said-i Nursi'nin lakaplarının birbirine nasıl uygun düştüğünü..." anlatmaya çabalar.
Yine Ali, Kaside-i Ercuze'sinde geleceğin bazı olaylarından haber vermiş. Sonra özellikle Said-i Nursi'ye seslenerek (!) şöyle demiş:
"-Ey Molla Said; Ey Said-i Kürdi; Ey Bediüz-Zaman! O zamana yetiştiğinde, o zamanın belalarından kurtulman için sana ders verdiğim İsm-i A'zam'la dua et! Biz, Peygamberin Ailesi olarak, sıkıntılı zamanlarda yardımcı çıkarıp imdada koşuyoruz!"
Said-i Nursi, Lem'alar, Sinan Matbaası, İstanbul, 1958, s.417-418.
Halife Ali, böyle söylemiyor ama; Said-i Nursi, böyle yorumluyor. Çünkü işine öyle geliyor.

hayko 28-05-2008 05:42

mustafa sungur abi vardır bizim nurcular bilir...
bediüzzamanın en yakın talebelerinden biri
ciplerle dünyayı geziyor
geldiği yerde paşalar gibi karşılanıyor
ne için?
nur..

pante 28-05-2008 05:57

c) Risale-i Nurların Kerameti:

Said Nursi, Risale-i Nurların hayvanları etkilediğini ve kendisine önem vermeyenleri de tokatladığını anlatır.
Risale-i Nur, yalnızca insanlarda değil, hayvanlarda, kuşlarda bile kerametini göstermiştir (!) "Risale-i Nur'un, birtakım olaylara karşı yararlı olduğunu, kuşların da anlayıp anlamadığını ve nasıl anlayabileceklerini" soran Nurculara Said-i Nursi, şu karşılığı veriyor:

"Elcevap: Bütün hayvanların bir çobanı, bir bakanı olduğu gibi, kuş'lann da bir çobanı vardır. Onlar bilmeseler bile, onların çobanlan, Tann'nın buyruğuyla kendilerini sevk eder. Kuşlar bu şekilde yürürler. Kuşlann bu tutumlan, onlara gelen İlham'a dayanır...
"Diğer yaratıklar nasıl Risale-i Nur'la ilgileniyorsa, kuşlar da, ilgilenirler elbette onunla... Kuşlar Risale-i Nur'u, başarılarından dolayı tebrik edip alkışlarlar.."
"Risale-i Nur'u sadece kuş'lar değil; gökte ve uzayda bulunan her şey de alkışlıyor. Bu kitabın kerameti, yalnızca insanlarda, hayvanlarda, uçan kuşlarda değil; cansız cisimlerde bile kendini gösteriyor. Bu keramet karşı koyuyorsa, yağmur yağmıyor. Aylarca kuraklık oluyor. Gerekli kılıyorsa yağmur yağıyor. Yağmur ve şimşek meleği, Risale-i Nur'u alkışlıyor. Ona saygısızlık gösteril-diği, aleyhine bir iş yapıldığı zaman yeryüzü, itiraz ediyor. Bu yüzden deprem oluyor. Kâinat, Risale-i Nur'un serbest bırakılmasına sevinirken, onun mahkûm edilmesi, toplattırılması karşısında hiddet ve şiddetini gösteriyor; öfkeleniyor."


"Aziz ve Candan Kardeşlerim!
"Size Risale-i Nur'un kerameti'ni gösteren çok anlamlı hayret verici bir olay anlatacağım:
"Dünya ehli, Risale-i Nur talebelerine, Risale-i Nur'a ve onun 'Âyet-ül Kübra' adlı bölümüne ilişmek, zarar vermek amacını güttükleri için; karşımda: Eskiden Belediyenin bulunduğu Hükümet binasının dairelerinden biri, hiç görmediğimiz şaşıp kaldığımız biçimde birden parladı... Tam bitişiğinde Risale-i Nur'un çalışkanlanndan bir talebesi, iki kardeşinin ve masum Ceylan'ın sermayesinin bulunduğu büyük mağazalan, yangının çok yakınında olduğu ve dehşetli yangın bütün şiddetiyle mağazalara doğru ilerlediği için; biçare Ceylan'la birlikte bana geldiler: 'Biz yanı-yoruz, mahvoluyoruz!' dediler.

"Yangının hücum ettiği mağazada; Risale-i Nur külliyatından Âyet-ül-Kübra vardı. Ben, yangından iki gün önce, bu kitabın bana getirilmesini söylemiştim de getirilmemişti. Yangın zamanında anlaşıldı ki, kitap orada; yangını söndürmek için kalmış. Ben de Risale-i Nur-u ve Âyet-ül-Kübra adlı o Risale'yi şafaatçı kılıp:
"'-Ya Rabbi kurtar!' dedim. 3 saat o dehşetli yangın hücumunda devam etti.
"Bütün o büyük dâireyi, altında ve bitişiğindeki dükkânların hepsini yaktı. Ama, Risale-i Nur-un ve Âyet-ül-Kübra adlı bölümünün koruyuculuğu'nda olan mağazaya, hiç mi hiç ilişmedi. Ve altındaki Risale-i Nur talebesinin dükkânına da dokunmadı. Bu dükkân da sağlam kaldı... Bu, Risale-i Nur'un bir kerameti'dir. Kastamonu'da meydana gelen yangında da aynı durum görülmüştür.


:eek:

soro 28-05-2008 07:34

sevgili pante,
daha bıkmadın mı bu konulardan.yoksa diğer konular müşteri çekmiyor mu artık?

bu yazdıkların sanırım hep aynı kaynaklardan alıntılanılarak 50 defa yazıldı bu sitede ve vakti olan,azcık olaydan haberi olan kişiler de cevapladı.

senden kendi sahip olduğun(u sandığın),güzellikleri,fikirleri,veya inanışları sergilemen beklenirken hala bu tarz yalanlarla bezenmiş kaynaklardan alıntılara saldırı cinsi yazılar senin klasmanını negativize ediyor.

iddiaları aldığın yerlerde yazanlar, kasdettikleri manalar itibariyle tamamen yalandır ve yanlıştır.tek tek yazacak halim yok.eski yazılara bakılabilir.

ama iyi niyet sahibi bir kişi,kendi "dur bi bakayım hakketen olay ne imiş" der de okumaya başlarsa risale-i nuru ,ve de aklına ters gelen,veya anlamakta ve yorumlamakta zorlandığı yerler olursa belki daha fazla cevap yazmak isteyen üyelerimiz çıkar.

ben emekli oldum.sadece teessüflerimi bildirmek istedim sana.bırak bu doğruluğu teyit edilmemiş yerlere itimad edip de onların yalan yanlış iddialarını buraya taşımayı.bu işi daha değişik klasmandakiler yaptılar ve yaparlar.ama sen olmamalısın bu.

sevgiler ve saygılar (şahsına-fikirsel kazanımlarına ve bunu ifade etme şekline değil.)
soro.

gozeneli 28-05-2008 07:41

Bunların hepsi peygamber nursi de feto da

dilaver 28-05-2008 08:14

sevgili pante,
daha bıkmadın mı bu konulardan.yoksa diğer konular müşteri çekmiyor mu artık?

her zaman diyorum, soro yu piyasaya çıkarmak istiyorsanız nurculuktan ve said den bahsedin. 24 saat içerisinde soro gün ışıgına çıkacaktır.:D

saygılarımla

pante 28-05-2008 08:33

Alıntı:

Sevgili pante,
daha bıkmadın mı bu konulardan.yoksa diğer konular müşteri çekmiyor mu artık?

bu yazdıkların sanırım hep aynı kaynaklardan alıntılanılarak 50 defa yazıldı bu sitede ve vakti olan,azcık olaydan haberi olan kişiler de cevapladı.

senden kendi sahip olduğun(u sandığın),güzellikleri,fikirleri,veya inanışları sergilemen beklenirken hala bu tarz yalanlarla bezenmiş kaynaklardan alıntılara saldırı cinsi yazılar senin klasmanını negativize ediyor.

iddiaları aldığın yerlerde yazanlar, kasdettikleri manalar itibariyle tamamen yalandır ve yanlıştır.tek tek yazacak halim yok.eski yazılara bakılabilir.

ama iyi niyet sahibi bir kişi,kendi "dur bi bakayım hakketen olay ne imiş" der de okumaya başlarsa risale-i nuru ,ve de aklına ters gelen,veya anlamakta ve yorumlamakta zorlandığı yerler olursa belki daha fazla cevap yazmak isteyen üyelerimiz çıkar.

ben emekli oldum.sadece teessüflerimi bildirmek istedim sana.bırak bu doğruluğu teyit edilmemiş yerlere itimad edip de onların yalan yanlış iddialarını buraya taşımayı.bu işi daha değişik klasmandakiler yaptılar ve yaparlar.ama sen olmamalısın bu.

sevgiler ve saygılar (şahsına-fikirsel kazanımlarına ve bunu ifade etme şekline değil.)
soro.
Sevgili soro;
Geçenlerde yanıt verirsin belki diye birşeyler yazmıştım, "Soro, bu sözler üzerine damlar artık" dedim. Baktım ses yok.
Ben de Risale-i Nur'dan medet umdum.
Nitekim kerametini gösterdi ve aylar sonra sesini duyabildik. :)

"ben emekli oldum.sadece teessüflerimi bildirmek istedim sana" / Soro

Buna üzüldüm işte.
Hiç olmazsa konularına abone ol da, bu vesileyle ara sıra da olsa sitenin en kıdemli müslümanı olarak şereflendir.

Esen kal.

Bu başlığın, önceden işlenmiş olan Said Nursi ve Nurculuk konularından önemli bir farkı var.
Turan Dursun'un 1971'de müslümanlığı sırasında yazmış olduğu kitap.
Kitabın önsözünden bir bölüm:

Kur'an-ı Kerimin insanları yönelttiği belirtilen "en gerekli, en doğru olan yol" birçok ayetlerde belirtilen "Sırat-ı Müstakim" doğru yoldur. İnsanlar bu yola çağrılır.
Acaba bu yol "Sırat-ı Müstakim" hangi yoldur?
Çeşitli ayetlerin ışığı altında hemen söyleyebiliriz ki, bu yol bilim (akıl ve nakil) yoludur. Çünkü Kur'an-ı Kerim her şeyden önce akla ve nakle önem verir. Her ikisinin gayesi de insanın saadetini, selametini, mutluluğunu temindir.
Din, insan mutluluğunu, ruhi kuvvetleri geliştirerek, manevi kıymetlere dayanan bir ahlak nizamını cemiyete yerleştirmekle sağlar. İslam düşünürleri dini tarif ederlerken "Aklı olanları kendi istekleriyle en iyiye, en doğruya, en güzele doğrudan doğruya ileten bir ilahi kurumdur" diyerek dinin temelinde aklın olduğunu, yani gerçek din anlayışının akıl temeline dayanması gerektiğini belirtmişlerdir.
Bu durumda şunu belirtmek isterim ki; akıl, görünürler, duyulurlar âleminin sınırlarını aşacak bir kudrete sahip olmadığı için onun gücü maddi âlemde kendini gösterir. Bu bakımdan Allah'a ve Ruh'a ait meselelerde iman ile işbirliği yapmadığı zaman, ilahi kontrolden uzaklaşmış ve gerçekten sapmıştır. Ruhlara ilahi kanunlar akılla beraber yerleştiği zaman insanlar mutlu olmuşlardır. Fakat aklın faydacılığı ve materyalist çıkarcılığı rehberlik ettiği müddetçe insanlar birbirlerini canavarlar gibi boğazlama yoluna sapmışlardır.
Din yolu ve din anlayışı, paranın iki yüzü gibi ele alınması gerekirken esas çığnndan saptırıldığı zaman insanlara yararlı olmaktan çıkmış, zararlı olmaya başlamışür. Bugün vitrinlerimizi dolduran, perde ve sah-nelerimizde temsil edilen yüzlerce eserin ne kadarı gerçeklere uygun, İslam ve Türk ananelerine bağlı gerçek tarih sahnelerini dile getirmektedir?
İslam dininin inançlarını, emirlerini ve yasaklarını dile getiren binlerce eser kaleme alınmıştır. Hatta bunların çoğu yabancı dillere tercüme edilmiştir. Buna karşılık
bozuk düşünceli, kendisini hurafenin girdabından kurtaramamış, birtakım sahte ve sapık fikirleri ile peygamberlik iddiasında bulunacak kadar ileri giden fikir yoksunları da çıkmıştır.
İşte akıl yolundaki ışık ve dengeyi saptıranlar, bilerek veya bilmeyerek dine en büyük darbeyi indirmeye çalışmışlardır. Kendi çıkarları uğruna koskoca bir din müessesesine leke sürmekten çekinmemişlerdir. Nitekim Said-i Nursi de bunlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Dikkat ve rikkatle incelendiği zaman birbirinin tekrarından başka bir şey olmayan; haddi zatında hiçbir şey anlaşılmayan ağır ağdalı gramer hataları ile dolu eserlerinde bunu görmek her zaman mümkündür.
Elinizdeki bu kitabı bir bütün olarak okuyup incelediğiniz zaman göreceksiniz ki, Said-i Nursi'nin kitaplarında yer alan düşünceleri, İslam dininin en başta yer verdiği akıl temelinden tamamıyla uzaktır. Risale-i Nur ve Nurculuk hiçbir zaman gerçek din anlayışı ile bağdaşmamıştır, bağdaşamaz da.
Kur'an-ı Kerim ayetleriyle bol bol karşılaştırma imkânı bulacağınız bu kitapta yukarıda zikredilen hususları açıkça müşahede edeceksiniz. Allah ve Onun Resulünün söylemiş olduğu hususları Said-i Nursi kendi çıkarına nasıl tevil etmiş; bu imkânı bu eserde görmeniz mümkün olacaktır.
Velhasıl bu kitabı okurken, bir yandan Said-i Nursi'nin nasıl bir emel peşinde koştuğunu görecek, bir yandan da Risale-i Malarda yazılı olanları ayetlerle karşılaştırma imkânı bulacaksınız.
Nurcuların kendisi hakkında yazdıklarını nasıl tasvip etmiş, kendi kendini nasıl göklere çıkarmış; bu hususları bitaraf olarak izah etmeye çalıştık.
Bu kitap özellikle saf Müslümanların uyarılmasına yararsa ne mutlu bize. Çalışma bizden başarı Allah'tan.


Kitabından alıntıları burada sonlandıracağımdan okumak isteyenler için e-kitap olarak adresini vereyim:

http://dinsizekitap.di.funpic.org/?p=53

benun 03-06-2008 09:23

Bir defacık olsun bu kitapları okumadan ne güzel eleştiriyorsunuz.Gerçi eleştiren sizler değilsiniz aklınızı, kalbinizi, ruhunuzu almış olan insanlardır. Siz Bediüzzaman aklınızı hapsetmiş diyorsunuz ama maalesef sizin aklınızı başkaları almış ve aklınız muhakeme bile edemiyor. Bediüzzaman Said Nursi, hiçbir zaman hiçbir yerde kendini öne çıkarmamıştır.Bunu anlamak için onun bunun (din düşmanının) kitaplarını, eleştirilerini okumaya gerek yok. Az çok okumaktan anlayan insanın, bir yazarı veya bir eseri okumadan önce, onun bunun eleştirisini okuyup, sonra kitabı okumaya kalkmaz! Önce kitapı okuyacaksın ondan sonra eleştirileri okuyacaksın ki bu zamana kadar hiçbir müslüman Risale-i nuru okuduktan sonra bu kitap işe yaramaz dememiştir, diyememiştir.Zaten Risale-i Nuru eleştirecek kapasitenin herhangi bir kimsede olduğunu tahmin etmiyorum.Bediüzzaman hazretleri herzaman ikinci safta durmuş hiç bir zaman benliğini ön pilana atmamıştır,eğer bunu yapsaydı tarihler yazardı! Senelerce mahkemelerde süründürülmüş ama hiç bir mahkeme hakkıyla ceza verememiştir ki verilen cezalarda bahaneler tarzında verilmiştir.Eğer amacınız Bediüzzaman'ı çürütmekse onunla uğraşmayın, zaten kendisi vefat etmiş bu dünyadan göçmüştür;elinizden geliyorsa Risale-i nuru ilmi olarak eleştirin ki bizlerde okuduğumuz bu eserlerin haşa yalan, yalnış olduğunu bilelim görelim!Hey hat kimin haddine! Şimdiye kadar ilmi olarak bir eleştirme gelmemiş, sadece insanların aklını beynini sulandırmak için-Turan Dursun gibi-ilkokul çocuklarının bile inanmayacağı bir tarzda eleştiriler gelmiş bu eleştirileri de zaten kimse takmamış ilk paragraftan okumayı terketmişlerdir.Yapılan eleştirileri okudum ama maalesef yine aciz, zavallı mahlukların yaptığı gibi baştan sondan, öznel cümlelerle, cevap bile yazmaya değmeyecek eleştiriler var.Bu yüzden herbirerinize ayrı ayrı cevaplar yazmaya tevessül etmiyorum.Bu kadarı size kafi diye düşünüyorum.Eğer eleştiriler içinde hakikaten ilmi mantıki bir eleştiri görürsem ozaman birşeyler yazarım,yoksa yok Peygamber, yok Kuran'dan üstün, kendini beğenmiş, nefsini öne almış gibi eleştirilerin cevabını yazmanın hiç bir akli ve mantiki yolu yoktur.Bu ve buna benzer eleştirileri okuyunca sadece gülüyorum; çünkü Bediüzzamanın hayatı, eserleri ortada. Ancak ahmak çocuklar inanır böyle şeylere..
Oyalanmaya devam edin.Belki bir iki saf insanı daha kandırabilirsiniz.

benun 03-06-2008 09:27

Bahsini edeceğimiz seksen yıllık eski bir gazetecimiz olan Asaf bey ikinci meşrutiyetin karışık günlerinde Bediüzzaman Said nursi`nin çalışmalarının bir görgü şahidiydi.Evi sarıyerde olan Asaf bey hayatını sonlarına doğru Ayasofya camiinin yakınlarındaki bir eski medrese binasında yaşamaya başlamıştır.Bu zat ikinci Abdulhamit devrinde yazdı.Meşrutiyet devrinde yazdı.İşgal günlerinde yazdı.Kendisi çok terbiyeli bir İstanbul efendisidir.

Asaf konsolitçi hal tercümesinde şunları kaydediyordu: 1908 meşrutiyetinin ilanından sonra yemenden sürgünden gelen mevlanzade Rıfat beyle tanıştım, dost oldum.Onun çıkardığı serbesti gazetesinin yazarlarından oldum.Otuzbir mart hadisesinden sonra mevlanzade Avrupaya kaçtı.Ben burada kalmayı tercih ettim.Asaf bey Bekirberk ve Sinan omur ağabeye üstadla ilgili şunları anlatıyor: bir gün divan yolundaki matbaamızda otururken odaya bir adam girdi.Kıyafeti tuhaf idi,başında külaha benzer birşey vardı.Mevlanzade hemen ayağa kalktı ve beni göstererek efendim baş muharririmiz konsolitçi Asaf diye bana hitab ederek oğlum, bu zat en büyük din alimlerimizden Bediüzzaman Said efendidir.Diye tanıştırdı.Sık sık görüşüyorduk.

Almanya ve müttefikleri büyük hezimete uğrayınca memleket parçalanmış vatanın her parçasında yeni hükumetler türemeye başlamıştı.Ermenistanda bunlardan birisidir.Mevlanzade Rıfat bey bir gün bana dediki:

oğlum Ermenistan hükumeti kuruluyor.İmparotorluk dağıldığına göre bizde kürdistan kuralım.Ben hayretle yüzüne bakınca o bana dediki:

Ben vatan haini değilim,koca Osmanlı devletini parçalatanda ben değilim onu yıkanların Allah belasını versin.Birer hırsız gibi kaçtılar.Fil hakika bir kuvvayı milliye var,ama ümit pek zayıf.Mucize devrinde değiliz.Ben bu işi Bediüzzaman Said efendiye yazacağım.Çünkü onun nüfuzu çok kuvvetlidir,hatırı çok sayılır.Onun için bu zata bir mektup yazıp göndereceğim ve ondan teşriki mesai istiyeceğim.

Onbeş gün sonra bir postacı Bediüzzaman`ın cevabi mektubunu bıraktı.Said nursi`nin cevabı şöyleydi: şark vilayetlerimize hiçbir ermeninin bir adım dahi atmasına müslüman kardeşlerimizin müsade etmiyeceğini çok iyi biliriz.Bu uğurda hiçbir ikaz ve teşvike ihtiyaçları olmadan canlarını dişlerine can siperane vatanlarını hertürlü istiladan koruyacaklarınada eminim.Beşyüz seneden beri dünyanın dört bucağında islamın nurunu parlatan koca imparotorluğu parçalamak isteyen düşmanlara karşı mücadelenin farz olduğuna yinede fetva veririm.Elimden gelen yardımı yaparım.

Mektubunuzdan, öyle anlıyorum ki Osmanlı imparotorluğunun parçalandığı bahanesiyle şarkta müstakil bir kürdistan kurmak gibi korkunç bir emeliniz olsa gerek.Örfen, dinen,ilmen aynı kavmin fertleri olan, beşyüz seneden beri aynı bir devlet çatısı altında yaşayan şarkın fedakar,temiz evlatlarını türk camiasından ayırmak maazallah felaketlerin en büyüğü olur.Kaş yapayım derken göz çıkarırsınız.

Müstakil bir devlet kurmanın ne kadar güç ve başarılması imkansız olduğunu sizlere hatırlatırım.Dediğiniz gibi azim bir kuvvet toplayabilirseniz,bu kuvvetle Osmanlıyı bir bütün olarak kurtarmak için çalışmak,selametin ve kurtuluşun en güzel yoludur.Neticesi çok vahim ve korkunç işlere teşşebbüs etmemenizi bilhassa tavsiye ederim.

benun 03-06-2008 09:31

Alıntı:

hayko´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 110436)
mustafa sungur abi vardır bizim nurcular bilir...
bediüzzamanın en yakın talebelerinden biri
ciplerle dünyayı geziyor
geldiği yerde paşalar gibi karşılanıyor
ne için?
nur..

Bu yazıyı okuyunca gülesim geldi:) Çok komik bir eleştiri oldu. Yahu daha Mustafa Sungurun arabası bile yok:) O jip falan dediğin şeye binmemiştir heralde.Bindiği arabalara da misafireten binmiştir yani kendisinin değildir.İstanbul'dan Van'a,Hakkari'ye at arabasıyla gidecek hali yok heralde.
Eleştirirken komik duruma düşmeyin size tavsiyem bu olsun.

dilaver 03-06-2008 09:38

Sayın Benun

Said Efendinin Kürt Teali Cemiyeti azası oldugundan haberiniz var mı acaba.

saygılarımla

benun 03-06-2008 10:19

Alıntı:

dilaver´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 111542)
Sayın Benun

Said Efendinin Kürt Teali Cemiyeti azası oldugundan haberiniz var mı acaba.

saygılarımla

Bediüzzaman Said Nursi2nin kürtçülükle alakası olduğunu düşünenlerin bu sayfayı dikkatlice okumalarını tavsiye ederim..

Kurtuluş savaşı sürecinde onlarca cemiyet kurulmuştur. Bu cemiyetler, kuruluş amaçları açısından; doğrudan zararlı, dolaylı olarak zararlı ve faydalı cemiyetler olmak üzere üç kategoride değerlendirilmiştir.

Resmi tarihin yaptığı bu tasnifte; Kürt teali cemiyeti, teali İslam cemiyeti ve İngiliz muhipler cemiyeti dolaylı zararlı cemiyetler olarak tespit edilmiştir. Ancak Teali İslam cemiyeti ile Kürt teali cemiyeti kuruluş amacı noktasında tamamen iyi niyetlerle kurulmuş, ancak sonradan art niyetliler tarafından istismar edilmiştir.

Yararlı cemiyetlarden olan Trabzon muhafaz-’i hukuk cemiyeti; Trabzon ve çevresini, Rumeli müdafa-i hukuk cemiyeti; İstanbul ve çevresini, Milli cemiyet ise bütün ülkeyi muhafaza ve müdafaayı gaye edindikleri gibi, Kürt Teali cemiyeti; Kürdistan ve çevresini, Teali İslam cemiyeti de; bütün Müslümanları muhafaza ve müdafaayı gaye edinmişlerdir.

Şu varki bu iki cemiyetten biri unsuriyet diğeri dini duygulara hitap ettiği ve siyasi entrikalar karıştığı için zamanla asıl gayelerinden saptırılmıştır. Şarkta doğup büyümüş ve içinde bulunduğu toplumun itimad ve güvenini kazanmış olan üstad Bediüzzamanın, bu vatanın ölüm kalım meslesinde bigane kalması elbetteki düşünülemezdi.

Yeri geldiğinde kitabı, kalemi, medreseyi bırakıp talebeleriyle cepheye koştuğu gibi ve yine yeri geldiğinde din ve vatan yararına olan her türlü siyasal ve sosyal oluşumun içinde bulunmaktan da kaçınmamıştır. Çok yakın tarihimizde de şahit olduğumuz üzere bir çok cemiyet ve dernek zamanla siyasi ve şahsi çıkar kirleriyle lekelenmiş ve amaçlarından saptırılmıştır. Ameller niyetlere göredir.




Dr., Başbakanlık Devlet Arşivleri.
Dinî inançlar, tarih boyunca birey üzerindeki etkisini hiç bir zaman kaybetmemiş, insan ve cemiyet hayatının devamlı surette müdahili olmuştur. Medeniyetlerin oluşumu ve gelişmesinde bu inançların önemli etkileri görülmüştür. Tarih içinde vücut bulup günümüze değin ulaşabilen büyük eserlerin önemli bir kısmı da yine dinî motiflere sahip olan cami ve kilise gibi binalardır. Tarihin şahit olduğu büyük savaşlar ve fetihlerin bir çoğunda dinî etkilerin görülmesi bir rastlantı değildir. İnsanların yaşantılarına yön vermek için ortaya koydukları yazılı ya da yazısız kanunların bir çoğunda da dinî kaidelerin büyük rol oynadığı bilinmektedir. Bu kriterden hareketle dinin, insan için bir ihtiyaç olma özelliğini hiç bir zaman yitirmediği söylenebilir.
Herhangi bir dine mensup olan insanlar arasında o dini iyi bilip gereği gibi yorum yapabilme özelliğinden dolayı toplum tarafından kabul gören saygın şahsiyetler her zaman var olmuştur. Onlar, bu özellikleri sayesinde halkı etkilemişler, iyi ve doğru bildiklerini öğretip kötü ve yanlış davranışlardan vazgeçirmeye gayret etmişlerdir. Bu özelliklerinden dolayı da tarih boyunca din adamları tüm toplumlarda halkın doğal liderleri olarak kabul görmüşlerdir.
Osmanlı Devleti’nde ulema mensuplarının belirli bir mevkii vardı. Ulema sultana bağlı olmakla birlikte, dinin tatbikçisi ve hâmisi olarak padişahın yanında hatta üzerinde bir statüye sahipti. Çünkü ulema hem padişahın emir ve fermanlarını hem de devlet tarafından yürütülen bütün işlerin dine uygun olup olmadığını gözetmekle yükümlü idi.
Ulemâ bu fonksiyonunu Devlet-i Aliyye’nin nihayetine kadar kaybetmemiştir. Osmanlı Devleti’nin sonunu hazırlayan I. Dünya Savaşı’na gelindiğinde yine ulemayı en önde ve en ileride görmekteyiz. Bilhassa çok kanlı geçen Çanakkale savaşlarında ulema yine ön saflarda halkı düşmanla savaşmaya teşvik etmiştir.
Memleketin işgali üzerine halkın düşmana karşı bilinçlendirilmesi ve teşkilatlı bir biçimde yönlendirilmesi hareketi de yine ilk önce ulema tarafından başlatılmıştır.
Millî Mücadele davası için büyük hizmetleri görülen gönüllü irşatçılardan biri de kuşkusuz Bediüzzaman Said Nursi’dir.(1) Bir asra yakın ömrünün önemli bir kısmını inandığı davanın mücadelesine adayan Bediüzzaman’ın kimliği ve taşıdığı misyon dikkate alındığında, Millî Mücadele’deki belirleyici rolü ve bu hareketin seyrine olan etkisi açık bir şekilde ortaya çıkacaktır.
Bediüzzaman da diğer ulema gibi, devrinin olaylarıyla yakından ilgilenmiştir. İttihad ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleriyle görüşmüştür. Hürriyet taraftarlığı konusunda onlarla mutabık kalmıştır. II. Meşrutiyet ilân edildiği zaman Selanik Hürriyet Meydanı’nda “Hürriyete Hitap” adıyla bilinen konuşmasını yapmıştır. İstibdadı kötülemiş, buna mukabil Meşrutiyet’i savunmuştur. 1909’da kurulan İttihad-ı Muhammedî Fırkası’nın kurucuları arasında yer almıştır. Volkan gazetesinde ateşli yazılar yazmıştır. Bu yazılarından dolayı 31 Mart Hadisesi’nin tahrikçilerinden olduğu gerekçesiyle Divan-ı Harb-i Örfî’de mahkeme edilmiştir. Olayla ilgisi görülmeyerek beraat etmiştir. 1911 yılında Şam’a giderek Emeviye Camii’nde İslâm dünyasının meselelerine değinen ünlü hutbesini okumuştur.
Bediüzzaman Said Nursî’nin vatan müdafaasında cepheye fiilen silahlı katılması I. Dünya Harbi’ne rastlamaktadır. I. Dünya Savaşı sırasında Van ve Muş’ta talebeleri ile birlikte gönüllü milis alayları teşkil ederek cephede savaşmıştır. Muş’un Ruslarca istilası üzerine orada kalan 8 topu kurtarıp Bitlis Muharebesi’ne iştirak etmiştir. Burada yaralanarak Ruslar’a esir düşmüştür. Tiflis’te esir bulunduğu bir sırada kendisine Dahiliye Nâzırı Talat Paşa tarafından 60 lira (mukabili 1254 mark) gönderilmiştir.(2) İki yıldan fazla bir zaman Kosturma’da, sürgünde kalmıştır. Sonra firar edip kurtularak İstanbul’a dönmüştür.(3)
İstanbul’da bulunduğu bir sırada, Bitlis vilayetinin bazı bölgelerinin etnoğrafik haritalarının düzenlenmesi hususunda Dahiliye Nezâreti’nin talebi üzerine kendisinden bilgi alınıp yardımlarından istifade edilmek istenmiştir.(4)
Said Nursi, bu yıllarda Said-i Kürdî olarak bilinip tanınmakta idi. O, henüz birkaç yıl öncesine kadar bir milletler topluluğu görünümündeki Osmanlı Devleti’nin, devletine sâdık kalan iki halkından biri olan Kürt ırkına mensup bir şahsiyetti. Ne var ki aynı yıllarda Türklerle “et-tırnak” şeklinde birbirine kaynaşmış olan Kürt toplumu üzerinde bir takım oyunlar oynanıyor ve bu birlikteliğin parçalanması için bütün imkânlar kullanılıyordu. Bu ayrılığı körükleyen milletlerin başında ise İngilizler geliyordu. İstanbul’daki İngiliz elçisinin İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği bir telgrafta bu gerçek şu şekilde dile getiriliyordu:
“Hükümetimizin niyeti, Türkleri ne olursa olsun zayıf düşürmek ise de, Kürtleri onlardan ayırmak hiç de fena değildir ve bu mümkündür. Ancak bu çok dikkatli bir şekilde icra edilmelidir.” (5)
İngilizler bu düşüncelerini hayata geçirmek için boş durmuyor, bölgeye gönderdikleri özel ajan ve heyetlerle amaçlarına ulaşma gayreti içinde bulunuyorlardı. Rahib Frew ve Binbaşı Noel bu alanda en fazla ün yapmış şahsiyetlerdi. Diğer taraftan merkezi İstanbul’da olmak üzere kurulmuş bulunan Kürt Teali Cemiyeti de bu işin gönüllü üstlenicisi idi.(6)
Kürt Teali Cemiyeti amacı doğrultusunda her türlü etkinlikte bulunuyor ve etki alanını daha da güçlendirmek için bir takım Kürt aydınları ile diyaloga geçiyordu. Cemiyetin bu amaçla temas kurduğu aydınlardan biri de Said Nursi idi. Kürt Teali Cemiyeti üyelerinden Gazeteci Mevlânzâde Rıfat, Bediüzzaman’a bağımsız bir Kürt Devleti kurulması fikrini bir mektupla bildirmiş, ancak gayet sert bir tepki ile karşılaşmıştır. Said Nursi cevabî mektubunda, Devlet-i Aliyye’yi yeniden diriltmek için yapılacak her türlü hareketin içinde yer almaya hazır olduğunu, ancak Kürt Devleti tahayyülünün sadece İslâm düşmanlarının işine yarayacağını ifade etmişti.(7 )
Bu dönemde Said Nursi’nin en fazla sıkıntısını çektiği konu, Şerif Paşa’nın Ermeni Nubar Paşa ile Paris’te imzaladığı itilafname olmuştur. Ona göre bu itilafname gerçekten tehlikeli ve etkisiz hale getirilmesi gerekli bir yayındı. Bediüzzaman bu konuda da anında tepki göstermiş ve Şerif Paşa gibi beş-on şahsın Kürt milletini temsil etme yetkisinin olmadığını bildirerek Kürt milletinin hakiki temsilcilerinin Meclis-i Mebusân’daki mebuslar olduğunu söylemiştir.(8 )
Said Nursi gazete ve mecmualarda yayınlanan bu tür yazılarının yanı sıra bazı Kürt aydınlarını da harekete geçirerek bir protesto hazırlanıp gazetelerde yayınlanmasına öncülük etmiştir. Söz konusu protesto metninde şöyle deniyordu:
“...Vahdet-i İslâmiyye’nin fedakâr ve cesur, hâdim ve taraftarları olarak yaşamış olan Kürtler, henüz beş yüz bine yakın şühedâsının kanı kurumadan şişlere geçirilen yetimlerin, gözleri oyulan ihtiyarların hatıralarını teessürle anarken, İslâmiyet’in zararına olarak tarihî ve hayatî düşmanlarıyla itilaf akdetmek suretiyle salâbet-i diniyyeleri hilafına iftirak-cûyâne âmâli takib edemezler. Binâenaleyh Kürt vicdan-ı milliyesinin bu tarz tahassüsüne mugayir hareket eden zevâtı da tanımazlar.” (9)
Şerif Paşa, gördüğü bu tepki üzerine bir süre sonra emelinden vazgeçmek ve hilafet yanlısı politika izlemek zorunda kalmıştır. Ayrıca Paris Konferansı’ndaki Kürt temsilciliğinden de istifa etmiştir.(10) Şerif Paşa’nın bu düşüncesinden vazgeçmesinde Said Nursi’nin şiddetli tepkisinin büyük etkisi olmalıdır. Sadece İstanbul değil, Doğudaki ulema ve eşraf üzerinde de büyük bir etkinliği bulunan Bediüzzaman, bu gücünü sonuna kadar bu cereyanın aleyhinde kullanmıştır. Nitekim gazetelere gönderilen protesto yazılarından onun bir çok Kürt muteberânı tarafından desteklendiği anlaşılmaktadır.(11 )
Bediüzzaman’ın bu dönemde Kürtçülük cereyanının akim kalması gayretlerinin yanı sıra, diğer bir hizmeti de işgallere karşı bayrak açan Anadolu hareketine destek vermesi olmuştur. Bu doğrultuda yazdığı “küçük” bir risale olan Hutuvât-ı Sitte ile “büyük” ses getirmiştir. Risale, halka moral ve heyecan vermiştir.(12 )İngilizlerin bir takım entrikalarla Şeyhülislâm ve diğer bazı ulemayı lehlerine çevirmek maksadı ile Anglikan Kilisesi’ne hazırlattıkları bir bölüm soruya karşılık olmak üzere kaleme alınan bu eser, İngilizler’i çaresiz bırakmıştır. Eser sebebiyle Said Nursi, idam kararına çarptırılmış, ancak onun idamının bütün Kürtler’in sonsuza kadar İngilizler’e düşmanlık göstermesine sebep olacağı ve aşiretlerin de bu sebeple isyan edeceği göz önünde bulundurularak bu karardan vazgeçilmiştir.(13 )
Hutuvât-ı Sitte’de çürütülen İngiliz propagandası şu maddelerden meydana geliyordu:
-Kadere boyun eğerek işgalcilerin her türlü muamelesine rıza gösterilmesi,
-Daha önce Almanlarla dost olunduğu gibi İtilaf Devletleri’yle de iyi geçinmekte dinen bir sakınca olmadığı,
-Geçmiş idarecilerden herkesin şikayetçi olması sebebiyle duruma rıza gösterilmesi gerektiği,
-Anadolu’daki sergerdelerin niyetlerinin din ve İslâmiyet olmadığı,
-Hilafet’in söz konusu sergerdelerin aleyhinde olduğu.
Bediüzzaman yukarıda ifade edilen bu hususlara bir mantık silsilesi içinde cesaret ve şecaatle cevap vermiştir. Bu cevaplarda düşman işgali altındaki halka moral verici ifadeler kullanılmış ve her fırsatta halka mesaj ulaştırılmaya çalışarak İngilizlerin psikolojik savaş taktiklerine yine psikolojik mukâvemetle karşılıkta bulunulmuştur.(14 )
Said Nursi’nin millî harekete bir diğer hizmeti de, İstanbul Hükümeti’nin fetvasının tutarsızlığını ve Millî Mücadele hareketinin meşruiyetini ilan etmek olmuştur. Fetva için, iki tarafı dinlemenin zaruretine işaret edilerek Anadolu tarafının da dinlenmesi gerekliliğini öne sürmüş ve sonuçta yapılanın zulme adalet, cihada isyan, esarete hürriyet demek olduğunu göstererek İstanbul’da Hükümet’in (hatta İngilizler’in) etkisinde verilen fetvayı çürütmüştür.(15 )
Millî hareketi desteklemekteki gayretleri ve eserleri Ankara Hükümeti’nce takdirle karşılanan Bediüzzaman, şifre ile Ankara’ya davet edilmiştir. Mustafa Kemal, Bediüzzaman’ı: “Bu kahraman Hoca bize lazımdır.” sözleriyle taltif etmiştir. O ise bu davete verdiği cevapta şöyle demiştir:
“Ben tehlikeli yerde mücadele etmek isterim. Siper arkasında mücahede hoşuma gitmiyor. Burasını daha tehlikeli görüyorum. Buradaki vazifem henüz tamam olmamıştır. Tehlikeyi bertaraf edince inşaallah oraya geleceğim.”
Bir süre sonra İstanbul’daki vazifesini bitirdiğine inanan Bediüzzaman, Ankara’ya gitme hazırlıklarına başlamıştır. Bu esnada Mustafa Kemal’in direktifiyle ve Bediüzzaman’ın yakın dostlarından Van Eski Valisi Mebus Tahsin Bey tarafından tekrar davet edilen Bediüzzaman, 19 Kasım 1922’de yeğeni Abdurrahman ile birlikte trenle Ankara’ya gelmiştir. Kendisi burada resmî bir törenle karşılanmıştır.(16 )
Ancak Bediüzzaman Ankara’ya gelir gelmez mebuslardan bir çoğunun namaza karşı kayıtsız olduğunu ve inançları gereği yaşamadıklarını görünce mebuslarla ilgilenmeyi daha isabetli bulmuştur. Mebuslara neşrettiği 10 maddelik bir bildiri ile maneviyatın önemi üzerinde durmuştur. Bu ilgi mebusların bir çoğu üzerinde etkili olmakla birlikte bir takım rahatsızlıkları da beraberinde getirmiştir. Hatta bir defasında Mustafa Kemal ile sert bir tartışmaya girmeleri sonucunda Paşa’nın, makul bulduğu cevaplara karşı sözlerini geri aldığı vuku bulmuştur.(17 )
Bediüzzaman, te’lif ve yayın çalışmalarını Ankara’da da sürdürmüştür. Ankara’da kalmanın bir yarar sağlamayacağını gören ve mebusların arasına tefrika soktuğu ithamı karşısında bulunan Said Nursi, Van’a dönmüştür. Mustafa Kemal kendisini ikna edip istifade etmek niyetiyle teklif edilen Şark Vilayetleri Umum Vaizliği’ni reddetmiştir.
Bediüzzaman Said Nursi’nin, gelecek hakkında bir çok endişesi olmasına rağmen, Millî Mücadele hareketini desteklemesi onun ihtilaftan yana değil ittifaktan, tavizden yana değil mücadeleden yana olduğunu göstermektedir. O, hayatı boyunca olduğu gibi, Millî Mücadele sırasında da hep millî birlik ve beraberlikten yana olmuş ve bu alanda atılan her adımı desteklemiştir.
Bediüzzaman Said Nursi’nin Milli Mücadele’deki faaliyet ve çalışmaları şüphesiz ki bunlardan ibaret değildir. Burada söylenenler söz konusu mücadelenin belki çok az bir kısmını meydana getirmektedir. Buna sebep ise ülkemizde hâlâ süregelmekte olan “yasakçı anlayış”tır.
Bu yaklaşım biçimi, Millî Mücadele döneminde etkin olan şahısların resmî veya kişisel faaliyetlerini hâlâ karanlıkta tutmaktadır. Bilimsel çevrelerce de benimsenmesi mümkün olmayan bu durumun değişebilmesi için dönemin askerî, istihbarî, mülkî vb. belgelerinin bir an önce herhangi bir “ayırım” yapmadan araştırmaya açılması gerekmektedir. Diğer bir sıkıntı da bu gibi şahısların hatıralarının tam anlamıyla yayınlanmamış olmasından kaynaklanmaktadır.
Yakın tarihimizin diğer konuları gibi bu konu da derinlemesine araştırmalar yapılması ve tarafsız araştırıcıların bu hususa eğilmeleri beklenmektedir.


EK: I18
Harbiye Nezâreti, Tahrirat Dairesi, Şifre Kalemi Musul Valisi Memduh Beyefendi Hazretlerine Şifre
—Mahrem ve Müsta’celdir—
Bitlisli Bediüzzaman Said-i Kürdî Bey taraf-ı âlîlerince Bitlis gönüllü kumandanlığı vazîfesiyle tavzîf olunduğu ve Muş’un sükûtunda orada kalan on iki topu kurtararak Bitlis Muhârebesi’ne iştirâk ile orada mecrûhen esîr düşdüğü ve bu defa tahlîs-i nefs ile Dersaâdet’e geldiğini beyân ediyorsa da buna dair buraca bir gûnâ ma’lûmât mevcûd olmadığından bu bâbdaki ma’lûmât ve mütâla’anın inbâsı mütemennâdır.
Muamelât: 5593
Harbiye Nâzırı nâmına Kâzım
Aslına Mutâbıktır
21 Temmuz sene [13]34
(mühür)

ozgur_beyin 03-06-2008 10:28

benun ,sende saidin en iyi kuran tefsircisi olduğuna inanıyormusun?


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:50 .