Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Politika (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=21)
-   -   Marx’ın hayaletleri ve Türkiye (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=6403)

meaculpa 07-06-2008 03:23

Marx’ın hayaletleri ve Türkiye
 
Marx’ın hayaletleri kadar siyasal liberal ilkelere de gereksinimimiz var ve bu iki siyasi söylem ve kuram birbirleriyle eklemlenebilir

Ünlü Fransız düşünür Jacques Derrida, Marx’ın Hayaletleri (Specters of Marx, Routledge, 2006) adlı çalışmasında, Marx’ın kapitalizm ve modern toplum çözümlemesinin bugünün dünyasını ve sorunlarını hem anlamamız hem de değiştirmemiz için çok önemli bir kaynak olduğunu önerir. Bugünün dünyasını anlama ve değiştirme üzerine yaptığımız çözümlemelerin ve tartışmaların içinde her zaman Marx’ın hayaletleriyle karşılaşırız. Marx’ın hayaletleri bize bugünü eleştirme ve yeniden yapılama olanağını veren ikazları sunar. Marx’ın hayaletleri bu ikazlarıyla da bize Marx’a olan borcumuzu sürekli hatırlatır. Bu ikazlar çok katmanlıdır; (a) dünyaya bakışımızı belirleyen temel felsefi ilkenin “doğruyu bulma” değil, aksine “adaletli olanı yaratma” çabası olması (b) tarihin gelişimine salt “ilerleme temelinde” değil, aynı zamanda “emek-üretim-özgürlük ve insani kalkınma temelinde” de bakmak, ve (c) “eşitsizlik, yoksulluk ve yoksunluk yaratıcı ve farklı kimlikleri dışlayıcı yönetim mekanizmaları”na karşı mücadele etmek. Bu çokkatmanlı ikazları birbirleriyle bağlayan ortak paydaysa, yöntemsel düzeyde, eleştirel ve tarihsel bir bakış açısıyla dünyayı sadece anlama değil, eşzamanlı olarak değiştirme çabasıdır. Ve böylece “başka bir dünya olanaklıdır” isteği ve düşüncesini gerçekliğe dönüştürme girişimidir.


Demokratik/özgürlükçü sol



Benim, gerek akademik, gerek kamusal entelektüel, gerekse de politik düzeylerde hem dünyaya hem de Türkiye’ye bakışımı içeren çalışmalarım içinde, her zaman Marx’a olan borcumu ödeme çabam vardır. Tarihsel ve eleştirel yöntemle Türkiye’yi anlamak ve değiştirmek ve “başka, adaletli ve demokratik bir Türkiye olanaklıdır” düşüncesini yaşama geçirmek, akademik çalışmalarımın, kamusal yazılarımın, söyleşilerimin ve düşüncelerinin ortak paydası oldu.
Sungur Savran’a, Radikal İki’de yayımlanan (11 Mayıs 2008) ve Türkiye’de Marksizm tartışmasını yeniden canlandırma girişimi olarak okuduğum eleştirel yazısı için teşekkür ederim. Her ne kadar Savran’ın yazısına egemen olan, “biz Marksitler” dilinin ve “ben doğruyum-siz yanlışsınız” anlayışının ve aynı zamanda da, 2007 genel seçimlerinde ortaya çıkan ve benim de desteklediğim sol bağımsız adaylar girişimi içinde aldığı “oylar az olsun ama benim olsun” temelindeki siyasi tercihinin, Marx’ın hayaletlerinden etkilenme derecesi üzerinde ciddi kuşkularım olsa da, kendisinin Marksizm eksenli tartışma çağrısını anlamlı buluyorum. O nedenle de, ortaya konan, liberal-sol, AKP ve AB konularındaki soruları ve eleştirileri, bir “özeleştiri” ya da “ben haklıyım” gibi niyetler içermeden yanıtlamaya çalışacağım.
Türkiye’yi anlamak ve değiştirmek, şüphesiz ki, ne serbest pazar (liberal) ve sosyal adalet (sol) eklemlenmesiyle ne de bu eklemlemeyi simgeleyen liberal-sol anlayışla gerçeklik kazanabilir. Ama bu noktada durup “liberalizm” tartışması yapmamız gerekir. Liberalizm acaba sadece serbest pazar+birey eşitliği midir? Bir dereceye kadar evet, ama sadece bir tür liberalizm için. Benim akademik çalışmalarımı ve siyasal konumumu geliştirmemde Marx’a borcum çoktur. Ama, kendisinden çok öğrendiğim ve bir o kadar da etkilendiğim siyasal bir kuram da siyasal liberalizm oldu. Siyasal liberalizm, Immanuel Kant ve onun öğretisinde bugünün modern toplumları üzerine çok önemli çalışmalar üretmiş Jurgen Habermas, John Rawls, Ronald Dworkin ve Seyla Benhabib gibi neo-Kantian felsefecilerin ortaya koyduğu bir toplumu anlama ve demokratik temelde yönetme anlayışıdır. Diğer bir deyişle, “başka bir dünya ve Türkiye olanaklıdır” önermesinin içini dolduran önemli bir referans da siyasal liberalizm ve bu siyasal kuramın ürettiği, “insan hakları ve özgürlükleri”, “demokratik hukuk devleti”, “sürekli barış ve insani güvenlik”, “hakkaniyet olarak adalet” ve “katılımcı ve müzakereci demokrasinin bir rejim ve kültür olarak devlet-toplum/birey ilişkilerinde derinleşmesi ve yerleşikleşmesi” vb. ilkelerdir. Bu nedenle, demokratik, adaletçi ve özgürlükçü bir sol anlayışın siyasal liberalizmden öğreneceği çok şey vardır. Böyle bir anlayış, siyasal liberalizmin ilklerinden beslenir, emekten, sosyal adaletten ve örgütlü toplumdan yana tavır alırken, kendi içine siyasal liberalizmin ilklerini kattığı ölçüde de güçlenir.
Türkiye’nin, Marx’ın hayaletleri kadar siyasal liberal ilkelere de gereksinimi vardır ve bu iki siyasi söylem, kuram ve konum birbirleriyle eklemlenebilir ve bu eklemlenme Türkiye’nin iyi, adaletli ve demokratik yönetiminin normatif ve kuramsal temelini oluşturabilir. Ben bu eklemlenmeyi, “demokratik, özgürlükçü sol” olarak adlandırıyorum. Liberal-sol ancak bu temelde anlaşıldığı zaman anlamlı olabilir. Savran’ın liberal-sol tanımlaması da, bu anlamda, serbest pazar-adalet temelinde bir tanımlama olduğu için, benim akademik ve siyasal görüşümü nitelemede geçersiz bir tanımlamadır (yazılarını okumam temelinde, Ahmet İnsel ve Baskın Oran için de bu tanımlamanın geçersiz olduğunu düşünüyorum).

Türkiye’nin turunculaşması


Marx’ın hayaletlerinin gezindiği çok önemli bir alan da, Türkiye’nin 1980’lerden, ama özellikle 1990’lardan bugüne yaşadığı dönüşüm süreci ve bu sürece damgasını vuran gelişimlerin ve aktörlerin başında gelen “İslami kimliğin siyasallaşması ve AKP”dir. 1994’te Refah Partisi’nin İstanbul ve Ankara gibi büyük metropoller dahil yerel seçimleri kazanmasıyla başlayan, 2002’de AKP’nin çoğunluk hükümeti kurmasıyla önemli bir hamle yapan ve bu hamlesini 2004 yerel seçimlerinde ve 2007 genel seçimlerinde oylarını yükselterek devam ettiren İslami kimliğin siyasallaşma süreci, içerdiği ekonomik ve kültürel boyutlarıyla Türkiye’nin dönüşüm olgusuna damgasını vurdu. Bu süreç içinde hem İslami kimlik kendi içinde dönüştü hem de Türkiye’nin dönüşümünün çok önemli bir kurucu boyutunu oluşturdu. Ve bu süreç içinde de, Türkiye giderek turunculaştı. İster AKP kapatılsın, ister devam etsin, bu süreç devam edecek ve Türkiye yaşayacağı yerel ve genel seçimler içinde giderek daha da turunculaşacaktır. Tarihsel ve eleştirel bir yöntemle, bu süreci ve AKP olgusunu hem anlamalıyız hem de değişimi iteleyerek başka, adaletli ve demokrat bir Türkiye vizyonunu yaşama geçirmeye çalışmalıyız.

Modernleşmenin yeniden inşası

Tam da bu noktada, Marx’tan öğreneceğimiz çok önemli bir ders var: İslami kimliğin siyasallaşma süreci ve AKP, Türkiye modernleşmesinin muhafazakâr değerler içinde hegemonik bir yeniden inşası girişimidir. Bu hegemonya, 1990’ların ikinci yarısından itibaren, İslami kimliğin siyasallaşması sürecinin, küreselleşmeye açık ve serbest pazar değerleriyle dinsel/geleneksel değerlerin eklemlenmesini simgeleyen Güney Asya ekonomik büyüme modelinden öğrenerek değişimiyle başladı, AKP’nin yaratılmasıyla ivme kazandı ve bugüne kadar “muhafazakâr-liberal sentez” olarak devam etti. Bu hegemonyanın kurulmasında, hem Türkiye-AB ilişkileri hem de Türkiye’nin 11 Eylül sonrası dünyada giderek artan önemi, “etkili dış politika çapaları” olarak işlev gördü. Bu hegemonyanın yumuşak karınları ise, “emek, kadın, çevre ve araçsallaştırılmış demokrasi anlayışı” oldu. AKP’nin bugün yaşadığı sorunlar da, bu eksende oluşmuş sorunlardır.

Demokrasinin derinleşmesi


Bu nedenle de, tarihsel ve eleştirel bir yöntemle AKP’yi anlamak girişimi, İslami kimliğin siyasallaşma sürecinin ürettiği “muhafazakâr modernleşme-temelli hegemonik Türkiye vizyonu”na alternatif olacak bir “adaletli, laik ve demokratik Türkiye vizyonu” kurmanın önkoşuludur. Demokratik özgürlükçü sol yaklaşım kendisine “üretim-kimlik-çevre ilişkisini” öncül alarak ve bu ilişkiyi “sürdürülebilir ekonomik kalkınma- demokrasinin derinleşmesi ve insani güvenlik eksenine” yerleştirerek, bu vizyonu kurabilir ve bunu yaparken de, Marx’tan ve siyasal liberal ilkelerden öğrenir. Bu konuda çok yazdığım için kısaca söyleyeyim, Türkiye-AB ilişkileri de, bu girişimin başarıya ulaşmasının belirleyici unsuru değil, ama “önemli ve etkili bir çapası”dır.
Evet, dünyada ve Avrupa’da olduğu gibi, Türkiye’de Marx’ın hayaletleri geziniyor ve bize Türkiye’nin turunculaşmasına alternatif siyasi vizyonun demokratik, özgürlükçü bir sol anlayışla olanak kazanabileceğini söylüyor. Başka bir Türkiye olanaklı. Bu olanağın Savran’ın Marksizm anlayışı ve seçim stratejileriyle gerçekleşmesi çok şüpheli. Ama bu olanağın başarıyla yaşama geçirilmesinin Marx’a ve siyasal liberal ilkelere çok şey borçlu olacağıysa şüphe götürmez.

E. FUAT KEYMAN: Koç Üniversitesi

Akp ve mevcud iktidari ile Marx nasıl aynı zeminde sentezlenecek. Akp anlamak nasıl mümkün olacak da bu sentez içinde yönlendirici etki saglanacak...

KızıL 07-06-2008 03:53

akp ye bırakırsak marx a sarık takar....
akp liberalizmin en güçlü temsilcisi...
marx ın yakınından geçemezler...

aydoe 07-06-2008 06:27

''Türkiye’de Marx’ın hayaletleri geziniyor ve bize Türkiye’nin turunculaşmasına alternatif siyasi vizyonun demokratik, özgürlükçü bir sol anlayışla olanak kazanabileceğini söylüyor. Başka bir Türkiye olanaklı.'' Keyman

Akp ile mümkün değil,
Marx 'ın hayaletleri Liberal Sol anlayışa götürüyormuş Keyman'ı
Keyman ne yardan geçerim ne serden düzleminde
Marx'ın hayaleti zannettiği ,kötü ruh şeytanın ayetleri olmasın?

serüvenci 07-06-2008 07:02

akp nedir?
akp büyük burjuvanın politikalarının bir aracıdır.

bu araç neye yönelik kullanılmıştır?
vahşi kapitalizme (emperyalizme) geçiş için kullanılmıştır. geçiş ortamının temel özelliği ve amacı ülkelerin ufaltılarak güçsüzleştirilmesiyle sömürü düzeyinin arttırılması ve sömürü düzeyi algınlandığı halde müdahale imkanın olmadığı bir ortam hazırlamak. milliyetçiliğin yerel birimlerin genişletilmesi açısından önemli bir görevi vardır. tek düzeliğ sağlamak.

akp nin görev süresi ne zaman dolacak?
az kaldı.

amaca yönelik belirlenen ikinci aşama (politika) nedir?
milliyetçilik temelli yeni pradigmaların oluşturulmasıyla birlikte ülkelere savaş ilan etmenin yolu olarak radikal grupların kendi belirledikleri sınırlar içerisinde gelişiminin sağlanması.

sargon 07-06-2008 08:52

Ah ah. Su 60'larda yasanan tartismalar sonunda isler sosyalist hareketin (!) devlet burokrasisinin kuyruguna takilmasi ve felaket uzerine felaket yasamasi ile sonuclanmasaydi, belki de algilarimiz bambaska olurdu. Liberalizm ile sosyalizmi baska bir gozle degerlendirirdik belki. Ama oyle carpik bir politik angajman yasadik ki, alti kaval ustu sishane misali, Asya gemilerinde Avrupa sloganlariyla yolculuga ciktik ve geldigimiz noktada herseyi karmakarisik hale gelmis durumda buluverdik.

Bir temel tespit ile baslayayim. Turkiye'deki ekonomik ve toplumsal gelisme Avrupa'da yasanandan oldukca farklidir. Turkiye'nin gecmisinde Avrupa'da oldugu gibi feodal parcalanma olmamistir. Buyuk bir devlet ve onun guclu burokrasisi vardir. Osmanli burokrasisi savas sonunda yenilip parcalanan imparatorlugun kalan kismini kurtarmis ve monarsik sistemi dagitip yerine yeni bir burokratik diktatorluk sistemi kurmustur. Bu sistem meclisli bir tur burokratik diktatortur. Secimler gostermelik, kurumlar gostermelik, kanunlar ve kuvvetler ayriligi ilkeleri gostermeliktir. Tum kontrol burokrasinin elindedir.

1950'den baslayarak burokrasinin bu diktatorlugune karsi cikislar yapmaya calisan burjuvazinin devreye girmeye calistigini goruyoruz. Bilindigi gibi burujuvazinin tercihi liberalizmdir. Peki bu tercihini neye yaslanarak kazanabilirdi? Ta Lale devrinden beri devletin cokusunu durdurmak icin yenilikler yapmaya calistigini iddia eden burokrasinin, hep karsisinda buldugu muhafazakar yeniceri-ulema-esnaf isbirligine. Iste bu toplumsal kesim bastan beri burokratik diktatorluge tepki vermis, Lale devrindeki Patrona Halil isyanindan bu yana kimi zaman isyanlara girismis, her seferinde burokrasi tarafindan imhaya ugramis ama bu tepki bir turlu dinmek bilmemistir. Boylesine derinden surup giden bir tepkiye dayanmayacakti da hangi guce dayanacakti burjuvazi. Burjuvazinin tercihi dogrudur. Yanlis tercihi kendisini sosyalist sananlar yapmistir. Sosyalist hareket bu halk hareketi damarini burokrasinin agziyla gericilik, yobazlik, cahiller surusu diye ele almis, bu guce tepeden bakmistir. Halbuki burokrasi biraz izin verdiginde bu guc adeta yatagindan fiskirir gibi patlamistir. 1925, 1932, 1950 bunlarin ornekleridir. AP, ANAP, AKP yeni donem ornekleridir. Sosyalist hareket yaptigi buyuk degerlendirme hatasi nedeniyle Turkiye'deki gercek halk hareketinin uzaginda kalmistir ne yazik ki. Sag-liberal-muhafazakar olarak tanimladigi hareketler bu gucun ustune oturmaya calismistir.

Idris Kucukomer bu durumu 1960'larda dogru bir sekilde tespit etmis ve gercekte yanlis yapilan sag-sol gruplamasini asagidaki gibi cizmisti.

SOL YAN:


Yeniceri-esnaf-ulema birliginden gelen dogucu-islamci halk cephesine dayanan


JON TURKLERIN PRENS SABAHATTIN KANADI
HURRIYET VE ITILAF
IKINCI GRUP (Birinci Buyuk Millet Meclis'indeki Mudafaai Hukuk Cemiyeti'nde)
TERAKKIPERVER FIRKA
SERBEST FIRKA
DEMOKRAT PARTI
ADALET PARTISI
?

SAG YAN:


Batici-laik burokratik gelenegi temsil eden:


JONTURKLERIN TERAKKI VE ITTIHAT KANADI
ITTIHAT VE TERAKKI (Once Cemiyet sonra Firka)
BIRINCI GRUP (Birinci Buyuk Millet Meclisi'nde Mudafaai Hukuk Cemiyeti'nde)
C.H.FIRKASI(PARTISI)
CHP-MBK (Milli Birlik Komitesi)
CHP (Ortanin Solu)

Bu gruplandirmada dikkat edilmesi gereken nokta sol yanin "dayanan" sag yanin ise "temsil edilen" olmasidir. Bu onemli bir farktir. Bu iki ana akim Anadolu'nun son 100-120 yilinin oykusudur. Avrupa'da kralci-aristokrasi yanlisi sag tarafin bizdeki karsiligi burokratik gelenektir. Turkiye burjuvazisi ise sol yani desteklemistir. Karsisinda da burokratik devleti bulmustur. Peki sosyalist hareketin nasil konumlanmasi gerekiyordu. Sosyalist hareket 60'larda acikca sag yani desteklemis, sonralari, ondan ayrildigi noktada ise onunla ayni soylemi kullanmaya, ayni mantiksal duzlemde kalmaya devam etmistir. (Bu noktada Dogan Avcioglu'nun oynadigi buyuk rolu anmak gerek) Osmanli burokrasisinden gelmis pasalari kucuk burjuva aydin-asker grubu falan sayip ilericilikler atfetmistir. Halbuki onlar devletti. :)

Bugun burjuvazi karsimiza liberal programlar istedigini belirterek ortaya cikiyor. Bunu yaparken nuhafazakar-islamci kesimlere yaslanmaya calisiyor. Gerici burokrasiye yaslanamayacagini biliyor. Gerici burokrasinin karsisinda burjuvazi ilerici bir konumdadir. Elbette sosyalist hareket kendi farkliligini korumali, ancak ulkenin tepesindeki asil gerici guc olan burokrasiye karsi burjuvazi ile ortak hareket etmesini de ogrenmelidir. Bu yuzden liberalizm ile sol hareketin bulusmasi onem tasiyor. Eger egemenligin kimler tarafindan nasil tutuldugu bilince cikarilirsa liberalizme ve burokratizme karsi tutum da daha netlesecektir.

aydoe 07-06-2008 10:48

''Bugun burjuvazi karsimiza liberal programlar istedigini belirterek ortaya cikiyor. Bunu yaparken nuhafazakar-islamci kesimlere yaslanmaya calisiyor. Gerici burokrasiye yaslanamayacagini biliyor. Gerici burokrasinin karsisinda burjuvazi ilerici bir konumdadir. Elbette sosyalist hareket kendi farkliligini korumali, ancak ulkenin tepesindeki asil gerici guc olan burokrasiye karsi burjuvazi ile ortak hareket etmesini de ogrenmelidir. Bu yuzden liberalizm ile sol hareketin bulusmasi onem tasiyor. Eger egemenligin kimler tarafindan nasil tutuldugu bilince cikarilirsa liberalizme ve burokratizme karsi tutum da daha netlesecektir.'' Sargon

Sosyalist hareket burjuvazi ile ortak nasıl bir hareket yapacak?
Akp gerici değil mi?
Muhafazakar-islamcılar Abd ve Ab ve İmf nin sözünden çıkmayınca liberal mi oluyor.
Liberalizm ile sol hareket nerde buluşsun?
Egemenlik kimde?
Egemenliği kime verelim?

dilaver 07-06-2008 11:04

Devleti sınıflarüstü görmenin , sınıflardan ayrıştırmanın varacagı sonuç ister istemez sınıf işbirligi olacaktır. Gerçi bu tartışmanın üzerinden zaman geçti ama haka şu bürokrasi konusunu iyice irdelememiz gerektigini düşünüyorum. Sınıf kavramından bagımsız bir tabaka olmadıgını ve olamayacagını düşünüyorum.

Burjuvazi ile bürokrasiye karşı işbirligi. İlginç. Yahı bürokrasi diye yeni bir sınıf mı icat edildi. Sargon bu konuya ya senin başlıkta ya da Pante nin başlıgında devam edecegiz, ama bu aralar ciddi bir tembellik var üstümde. :)

Her şeyden Akp 12 eylül ün bir ürünüdür, 28 Şubatın bir ürünüdür ve bizzat onların destegiyle kurulmuştur. Aynen sizin bürokrasi diye adlandırdıgınız kesimin İslama yol vermesi gibi.

12 Eylülden evvel ne vardı, ciddi bir sınıf mücadelesi ve devrimci duruma yakın bir durum. Kime karşı, hem devlete hem de egemen sınıflara. Egemen olan sınıfların tercihi ne oldu. Bugün yaşıyoruz. Tüsiad da bugün zaman zaman bürokrasiyi eleştiriyor, o halde Tüsiad üyeleri de mi liberal . Peki gerici burjuvazi kim o zaman.

Bunlar ve bu tahliller düzeni yaşanabilir kılma tahlilleridir ve esas olarak egemenler arasındaki çelişikiler tarafından belirlenir.

Bürokrasiyi sınıf temelinden ayıramaz ve burjuvaziye ilericilik vehmedemezsiniz. İlericilik üretici güçlerin gelişmesinden yana olmaktır. Kimdir üretici güçler ve kim onları geliştirmeye çalışıyor. Akp ya da liberal denilen kesim bugün Kürt meselesinde bir açılım yapabiliyorlar mı, ya da seçim barajları konusunda.

Seçim barajlarını kaldırmamakta tüm kesimler ve parlamento ittifakta, amaç işçi ve ezilenlerin temsilinin engellenmesi.

Sevgili Sargon

Şu gerici sınıflarüstü bürokrasinin karşısında ilerici olan burjuvazinin ilericiliginden bir kaç örnek verir misin. Benim hatırladıgım bir ilericilik türban var.

saygılarımla

frodo 07-06-2008 11:47

Sevgili sargon "halkçılık" kavramında epey bir karışıklık var gibi. Popülizm ile halktan (emekten) yana olma aynı şey değildir. İdris Küçükömer'in sence doğru olan değerlendirmesi bana ilginç olma çabası gibi geldi.

Osmanlı ve daha geniş tanımıyla doğuda feodal parçalanma yerine güçlü merkezi devlet yapılanmaları olduğu gerçeğinden hareketle ulaşılan sonuçlar örtüşmüyor. Öncelikle "sol" kavramı halkın,yerleşik kültürün, toplumsal alışkanlıkların kutsanması ve bu kutsanma temelinde siyaset yapılması değildir. Aksine yerleşik, köhnemiş, eşitsizliğin ve adaletsizliğin
ürünü ve yeniden üreticisi ideolojilerin parçalanması dönüştürülmesi iradesidir.

Basit bir halkçılık, halka dayanma (halkın yüzyıllardır soyulmasına dayanak olan tüm yapılar kast ediliyor herhalde) söylemi ile H.İtilaf fırkasından başlayıp AKP de süren siyasal yelpazeyi sol ilan etmek solu hiç anlamamak demektir.

Liberalizm ve sol liberalizm üzerine bir başlık açarak bu konuyu enine boyuna tartışmak uzun zamandır düşündüğüm bir şeydi. Sanırım önümüzdeki hafta geçince yazmak konusunda rahatlayacağım.

Şöyle ağız tadıyla bir tartışalım.

Selamlar.

KızıL 07-06-2008 12:10

her zaman derim akp hükümetinin şeriattan din devletinden çok daha önemli bir görevi! hedefi vardır oda kapitalizme tam uyum! asıl hedef emperyalizmin gelişmesi dışa tam bağımlılık elde kalan bazı şeyleri ulusal sermayeye vermek! uyerli yabancı farketmeden sermaye yanlılığı! bu konumda da islami duruşu korumak yoksa islami duruşada bakarsak pek uygun değiller tüm dini kanatlar akp yi eleştirmekte emine erdoğan pırlanta yüzükler takmakta...
solun artık bu ülkede gerçekten bir temsiliyet kimliği taşıması gerekmekte ve sol artık halka kendisinin bir alternatif olduğunu bir sistem alternatifi olduğunu göstermeli!!
ancak bu ne a.b den fonlar alarak yerli sermaye yi destekliyerek ılımlı ortayolculuğu seçerek olmaz kurtuluş liberal solda olmıyacak....
saygılar...

sargon 07-06-2008 21:13

Sorulara tek tek cevap vermeye calisacagim. Ancak once yapmak istedigim bir alinti var. Sevket Sureyya Aydemir 5 Mart 1969 yilinda Cumhuriyet gazetesinde Serbest Firka'nin kurulusuna iliskin bir yazi yazar. Anlatilan olay son derece carpicidir. 1925 yilinda Seyh Sait isyani dolayisiyla cikarilan Takrir-i Sukun kanunu ile Istiklal Mahkemeleri kurulur ve henuz alti aylik bir kurulus olan Terakkiperver Parti gericilik yaptigi gerekcesiyle kapatilir. Burokrasi'nin klasik bahanesi budur. Kendisi ilericidir, digerleri hep gericidir. 5 yil sonra M.Kemal yeni bir denemeye girmek ister. Bir parti daha kurulmasini ister. Lideri Fethi Okyar olacaktir. Genel Sekreter Nuri Conker, diger kuruculari Ahmet Agaoglu ve sair Mehmet Emin Yurdakul. M.Kemal'in amaci burokrasiye karsi tepkinin duzeyini gormek ve gizli yurutuldugunu dusundugu birtakim faaliyetleri de aciga cikarmaktir. Daha sonralari Fethi Okyar, Kadro'cu Y.K.Karaosmanogluna soyle bir itirafta bulunacaktir: "Itiraf ederim ki, ben bu iste gafil avlandim; bir tuzaga dusuruldum."

Simdi Sevket Sureyya'nin yazdiklarina gecelim:

"Serbest Firka, nihayet, birtakim temaslar, karsilikli taahhutler, hulasa bir bakista kardesce kombinezonlar icinde kurulmustur. Ama kabul etmek dogru olur ki, bu tecrubede hem Ismet Pasa, hem Fethi Bey gonulsuzdurler. Ne ise is yurur. Muhalif firkanin azalarini bile Mustafa Kemal tayin eder. Mustafa Kemal'e gore, hersey kardesce cereyan edecektir. Ve arada bir anlasmazlik cikarsa, "Iste gene bu sofrada, boylece, karsi karsiya oturacaklar" ve Mustafa Kemal onlara:

- Sen ne dedin?
- O ne dedi?

diye soracak, butun anlasmazliklar cozulecektir. Serbest Firka siyasi mucadele sahnesine, iste bu hava icinde salinir..

Ama ne var ki, Mustafa Kemal'in de duzenleyebilecegi ve duzenleyemeyecegi seyler vardir:

Fethi Bey arkadaslari ile parti teskilati icin seyahate cikar. Ve daha ilk merhalede, hersey allak bullak olur. Mesela ilk merhale olan Izmir'de, "Fethi Bey geliyor" diye yer yerinden oynar. Daha sekiz yil once basta Mustafa Kemal'in kumandasinda dusmandan kurtarilan Izmir'de halk dalga dalga Fethi Bey'in, neredeyse ayaklarina kapanir, haykirirlar;

-Kurtar bizi, kurtar!

Hatta bu karisiklikta bir polis kursunu ule vurulan bir yavruyu kucagina alana yasli baba, bu kurbani getirir, Fethi Bey'in ayaklarina serer:

-Bu ilk kurbanimiz, ama daha kurbanlar lazimsa verecegiz; fakat bizi kurtar! diye inler. Meydanda gozyasi selleri caglar. Her tarafta birtakim resimler yirtilir, parcalanir..

Halbuki Fethi Bey, halk icin bilinmeyen bir adamdir. Ve sonra, kim, kimi, kimden kurtaracakti? Bu Izmir, daha sekiz yil evvel, dusman isgalinden kurtarilmadi mi? Ve bu sehri kurtaranlar, simdi bu halkin:

-Bizi onlardan kurtar, dedikleri degiller mi? O halde sekiz sene icinde ne oldu? Bu gozyaslari, bu kurbanlar nicin?

Hulasa yeni parti baskani ve arkadaslari, daha ilk adimda yilarlar ve bu iste, ya bir yanlislik, ya da abir ugursuzluk vardir."

sargon 07-06-2008 22:31

Once aydoe'nin sorularini cevaplandirayim. Kisa kisa sorular oldugu icin ben de kisa kisa cevaplar verecegim. Gercek bir tartisma niyetine davet edici olabilir belki. Frodo ve dilaverin sorulari ise daha kapsamli ve tartisma niyetiyle dolular. Onlari sonraya sakliyorum.

Sosyalist hareket burjuvazi ile ortak nasıl bir hareket yapacak?

-Ortak hareket ortak amaclar cevresinde olabilir elbette. Batida burjuva devrimlerinde bu olmustur. Aristokrasiye karsi ortak mucadele edilmis, sonra burjuvazi iktidari ele gecirince yuzunu donmustur. Bu tecrubeler sahibiz artik ve Turkiye'deki burjuvazinin ne kadar urkek oldugunu da biliyoruz. Yine de sosyalistlerin, gerici burokratik sinifin yozlasmis egemenlik sistemine karsi burjuvazinin ilerici tutumlarini desteklemesi gerekir. TUSIAD'in demokratiklesme raporlarini sahtecilik saymak gibi basitliklerden uzak durmak gerekir.

Akp gerici değil mi?

Gerici-ilerici kavramlarinin hangi temellere dayandirildigi ile ilgili bir sey bu. Bana gore Osmanli'dan beri suregelen, ulkenin tepesine yerlesmis asalak bir sinif olan burokrasi gericidir. Bu gerici sinifi temsil eden CHP -kismen de MHP- en gerici partilerdir. AKP sinifsal duzlemde CHP ile kiyaslanirsa ilericidir. CHP laik-batici degerler sistemi ile kendisini ilerici iddia etmektedir, halbuki demokrasiden tamamen uzak, diktatorluk ozlemi icinde olan bir partidir. AKP ise laik-batici degerlere daha uzak, demokrat degerlere daha yakindir. Ancak AKP'yi ne tam anlamiyla demokrat ne tam olarak laik-batici sekilde tanimlamak mumkun degil.

Muhafazakar-islamcılar Abd ve Ab ve İmf nin sözünden çıkmayınca liberal mi oluyor.

Bunun tartisma konusuyla ilgisi yok. 2001 yilindan beri uygulanan ekonomik program Kemal Dervis'in olusturdugu programdir. AKP ayni programi devam ettirmistir. Disa bagimlilik konusunda tartismasiz sekilde ulkeye en buyuk zarari veren burokrasi olmustur. Turkiye burokrasinin darbeleri vb. ile 30-40 yil once benzer durumda oldugu Yunanistan, Portekiz gibi ulkelerden cok daha geride kalmistir.

Liberalizm ile sol hareket nerde buluşsun?

Yukarda aciklandi. Burokratik diktatorluge karsi eylemde.

Egemenlik kimde?

Burokrasinin avuclarinda. Basta ordu, onun yaninda hukuksal kimligini tamamen yitirmis bir yargi, ozellikle askeri istihbarat teskilatlari ve bir dizi kamu kurumunda ust duzey yonetimlerde yer alan asalak bir burokratik sinifin elinde. Bu burokrasi icinde cumhurbaskanliginin onemli bir yeri vardi, bu yuzden bir suru gurultu koparildi. Tartisma kesinlikle gericilik-ilericilik tartismasi degildir. Asalak bir burokrasinin egemenligini kaptirmama kavgasidir.

Egemenliği kime verelim?

Kimse kimseye birsey veremez. Bu bir mucadele surecidir. Sirtindan burokrasinin kamburunu atan kapitalist bir ulkede devlet genellikle burjuvazini kontrolunde olur, cunku onun olanaklari cok daha fazladir. Ancak burokratik diktatorluklerdeki gibi tum kanallar kapatilmadigi icin alt siniflarin seslerini duyurma ve orgutlenme imkanlari daha fazla olur ve devlet kararlari alinirken ilkel ve vahsi liberalizm uygulamasi yerine sosyal ogelerin agirlik tasidigi duzenlemeler yapilmak zorundadir.

dilaver 07-06-2008 23:12

Sevgili Sargon

1939 yılında Tanzimat'ın 100. yılı için yayaınlanmak üzere hazırlanan Mehmet Zeki Pakalın tarafından Osmanlı'nın kuruluş günlerinden itibaren başta Maliye teşkilatı olmak üzere bürokrasiyi inceleyen ve tanıtan 4 ciltlik bir yapıtı var. İsmi Maliye Teşkilatı Tarihi. Bu kitaptan alıntıyı Küçük'ün Türkiye üzerine Tezler cilt1 sf 414 den aktarıyorum :

Osmanlı'nın başından itibaren, okullarda büyük bilgin olarak okutulanların çogu da dahil, defterdar ve büyük bürokratların büyük bir bölümü tüccar. Üstelik de uluslararası ticaretle ugraşan büyük tüccarlar. Başta dil ve cografyayı iyi bilmeleri de buradan geliyor.

Halil İnalcık da 19 yy Osmanlısı üzerine yaptıgı araştırmalarda bu gelenegin çok yakın zamana kadar sürdügünü söylüyor.

Bu sözler senin için bir anlam taşıyor mu. Tüm bu bürokratların tüccar olmasının sence sınıfsal bir anlamı var mı.

saygılarımla

sargon 07-06-2008 23:24

Alıntı:

dilaver´isimli üyeden Alıntı
Her şeyden Akp 12 eylül ün bir ürünüdür, 28 Şubatın bir ürünüdür ve bizzat onların destegiyle kurulmuştur. Aynen sizin bürokrasi diye adlandırdıgınız kesimin İslama yol vermesi gibi.

Bu dogru. AKP 28 Subat'in dolayli bir urunudur. Istenerek uretilmis bir urun degil pek. Burokrasi 28 Subat ile RP-FP'ye vurdu ve ortaya AKP cikti. Simdi Ali Osmani SP ile yeniden nisanlandi, pek siki fikilar. Milli Gorus ile CHP ayni cizgide at oynatiyor. Burokrasi islamcilari da milliyetcileri de sosyalistleri de kullanmaya calisiyor elbette. Ustelik ozellikle de en fanatik kesimleri kullaniyor, cunku bu kesimler provokasyona pek bir tesnedir. 12 Eylul oncesinde ulkucu kuruluslari kullanip, isleri bitince de bicen burokrasi idi. Kurt hareketine karsi Hizbullah'in orgutlenmesini saglayan yine bu burokrasi idi. Isi bitince kivirip koseye atti. Darbelere zemin hazirlamak icin sayisiz aydin cinayetini, ki bunlardan biri de Turan Dursun'dur, tezgahlayan yine ayni Ali Osmani idi. Maras, Corum, Sivas katliamlari da bunlarin eseridir.

Bu tezgahlardaki amac acik degil midir? Ozellikle en fanatik kesimler tahrik edilir ve sonra da istikrari saglayacak olan burokratik gucler yeniden devlete bicim verir. Boylece egemenlik ellerinden hicbir zaman kaymamis olur. Son yillarda Malatya, Papaz Cinayeti, Hrant Dink cinayeti, Danistay suikasti gibi tezgahlara ragmen istenilen kargasa ortami yaratilamayinca burokrasinin klasik oyunu olan orduyu sahneye surmek gerceklesmedi, bundan sonra ikinci kurum olan politiklesmis yargi oranlari sahneyesurulecek gorunuyor.

Alıntı:

Bürokrasiyi sınıf temelinden ayıramaz ve burjuvaziye ilericilik vehmedemezsiniz. İlericilik üretici güçlerin gelişmesinden yana olmaktır. Kimdir üretici güçler ve kim onları geliştirmeye çalışıyor. Akp ya da liberal denilen kesim bugün Kürt meselesinde bir açılım yapabiliyorlar mı, ya da seçim barajları konusunda.
Burokrasinin sinifsal iliskileri uzerine daha once tartismistik. Burda dogu toplumlarina ozgu bir durum vardir. Batida burokrasi yada devlet siniflardan sadece goreli bir bagimsizlik tasiyor. Doguda ise kendi basina bir sinif olarak hareket ediyor. Devlet ile siniflar arasindaki iliski batidaki kadar sermaye gucunun yuksek olmadigi ulkelerde daha gevsek oluyor.

Uretici guclerin gelismesinin onundeki en buyuk guc devlet burokrasi oldu. Cunku Osmanli'dan beri yenilik hareketleri, toplum acisindan, uretim guclerinde kapitalist bir gelismeye bagli olarak buyuyen bir ic sinif olmaksizin getirilmisti. Yenilikler hep tepeden, bir sinifa dayanmaksizin, acikca zor yoluyla yapildi. Ornegin yeniceriligin kaldirilmasini ele alalim. Yenicerilik sistemi Osmanli'da bozulmustu. Yeniceriler arasinda Turkler de yer aliyordu, esnaflik yapan bircok yeniceri olusmustu. Istanbul ve Selanik gibi sehirlerde nufusun buyuk kisminin yenicerilerden olustugu soyleniyor. Yenilikci padisahlar yeniceriligi kaldirirken bunu bir sinifsal gelismeye dayanarak saglamadilar. Yenicerilik sayesinde ayakta kalan esnaf ve bunlara akil hocaligi yapan ulemanin sinif cikarlari zarar goruyordu bundan. Bu kesim zor yoluyla dagitildi ve dogal olarak burokrasinin karsisina gecen bir guc oldu. Baska bir ornek yerel guc odaklarinin gelismesine karsi Osmanli burokrasisinin tutumudur. Kavalali Mehmet Ali olayi onemli bir ornek. Avrupada feodalizm doneminde bircok farkli guc odaklari varken Osmanli'da bu odaklara izin verilmek istenmemis, hatta devlet ilk borclanmasini Misir olayi yuzunden yapmistir. Eger yerel guclenmelere izin verilmis olsaydi, belki daha farkli gelismeler yasanirdi. Cumhuriyet sonrasinda da darbelerle burokrasinin uretim guclerindeki gelismelerin nasil onune gectigini defalarca gorduk.

Burjuvazinin programinin AKP'ninki ile birebir ayni olmadigi acik. Bu parti burjuvazinin kendi programini uygulatabilecegi bir parti degil belki, ama simdiye kadar ki parti kurma denemelerinin basarisiz oldugunu gorduk. (Boyner ornegi gibi) Dolayisiyla programini uygulatma sansi en fazla olan partiyi desteklemesi anlasilir birsey.

TUSIAD buyuk burjuvazinin en onemli temsilcisidir. Sosyalistler TUSIAD'i soylediklerinden yola cikarak degil, soylemediklerinden yola cikarak elestiriyorlaer. Halbuki TUSIAD bugune kadar demokratiklesme adina bir cok acilim yapmaya calisti. Bulent Tanor'e hazirlatilan "Turkiye'de Demokratiklesme Perspektifleri" calismasi iyi bir ornek. Burdan Kurt sorununa iliskin bir alinti yapayim ornegin. Bir sonraki postta bu bolumu tumden aktarmak iyi olacak sanirim.

sargon 07-06-2008 23:35

Tusiad raporunu aktarmaya calistim ama Turkce karakterlerde sorun yasaniyor. Adresini veriyorum.

Tusiad'in demokratiklesme raporu

Burda ozellikle 148-150. sayfalar arasindaki Ana dil ve Dusunce Ozgurlugu ile ilgili bolumlerin okunmasini oneririm. Burda "devletin bolunmezligi aleyhine propaganda yasagi"nin dusuncenin ifade edilmesinin onunde bir engel oldugu soyleniyor. "Ayrilikci fikirlerin" de birer fikir oldugu, bunun engellenmesinin hicbir demokraside dusunulemeyecegi soyleniyor. Bu ornegin yeterli olmasi gerektigini dusunuyorum.

sargon 07-06-2008 23:57

Sevgili Dilaver,

Turkiye'nin politikasina yon veren burokratlar genellikle asker yada yargictir. Zaten burokratik sinifin en onemli bilesenleri bu ikisi olmustur hep. Yargiclar arasinda ilginc olan da sudur. Sivil yargiclar askeri yargiclardan daha serttir. Maliye'deki burokrasinin ne kadar yonlendirici olabildigini acikcasi bilemiyorum. Ama bir baska onemli kurum da DPT olmus.

Burokrasinin temsilcilerinin burjuva olmasindan daha da cok burokrasinin mali gucunu artirmasina yonelik kurumlara da bakilabilir. Ornegin OYAK neyi ifade eder? Boyle epey ornek bulunabilir. Ancak bu ornekler burokrasinin burjuvazinin kontrolunde oldugunu gostermeye yetmiyor. Turkiye'nin yasadigi 80 yillik surec burjuvazinin burokrasiyi kontrol ettigini degil, tersine burokrasinin burjuvaziyi kontrol ettigini gosteriyor.

Edit: Bunlara icisleri ve disisleri burokrasisini de eklemek gerekiyor sanirim. Bu kesimler de politik yonelimlerde onemli oluyorlar. Ornegin Turkiye'nin dis politikasi hukumetler degistikce degismez. Hangi parti iktidara gelirse gelsin disislerinin bir gelenegi vardir. Bu gelenek devlet burokrasisi tarafindan olusturulmustur. Buyukelciler ve disisleri gorevlileri buna gore egitilmislerdir. Iktidara gelen partiler de, eger daha once iktidarda yer almamislar ise bu burokratlar tarafindan yonlendirilirler. Icisleri icin de benzer bir gelenekden bahsedilebilir. Vali ve Kaymakamlar hukumetler tarafindan her seferinde degistirilseler de bunlar hep bir havuzda bekleyen burokrat grubundan secilmek zorundadir. Bir hukumer geldiginde kendisine daha yakin gibi gordugu valileri atar. Bir kismini merkeze alir. Kizaga cekilmis bu valilere merkez valileri denir. Baska bir hukumet geldiginde bu sefer aktif valilerin bir kismi kizaga cekilir, merkezdeki valiler illere gider. Bu mulkiye gelenegi de koklu bir gecmise sahiptir. CHP'nin tek parti doneminde CHP ile devlet mekanizmasi tam olarak icice gecmis idi. CHP il baskanlari ayni zamanda vali idiler.

Amerikan filmlerinde vali ve yargic secimleri yapildigini goruruz. Boyle bir mekanizma Turkiye'de yoktur. Halk burokrasisini secemez. Valiler ve yargiclar merkezi burokrasi tarafindan atanirlar. Eger bir parti uzun yillar iktidarda kalirsa merkez burokrasisinin bir kismini degistirmeye muktedir olabilir. Bu degisiklikler merkezi burokrasi icin tehlikeli olacak boyuta gelecek olursa ya darbe yapilir yada baska oyunlarla iktidar partileri degistirilir. Burokrasi egemenligini karmasik bir mekanizma kullanarak surdurmeyi basarir.

dilaver 08-06-2008 02:19

Sevgili Sargon

Sen devleti tarif ediyorsun ve bunun ismine de bürokrasi diyorsun. Devlet görevlilerini ise en ön safhaya oturtuyorsun. Devletin görevlileri yani bürokrasisi olmazsa olmazlarıdır. Sen aslında devlet ile bürokrasiyi özdeşleştiriyorsun; e bürokrasisiz devlet zaten olmaz.

Meselenin özü bu devlet kimin çıkarınadır, kimin çıkarını kollamaktadır. Tartıştıgımız sorunun özü bu. Bürokrasi diye ayrı bir sınıf olmadıgına göre devlet bir tarafta yer almak ve bir tarafın çıkarını kollamak zorundadır. Burada da iki temel sınıf vardır. Ezenler ile ezilenler.

Öncelikli soru devlet ezenlerden yana mıdır, ya da senin deyiminle bürokrasi, yoksa ezilenlerden mi. İkisi arasında nötr dersen ki böyle bir şey diyecegini zannetmiyorum; ezenler demen gerekiyor.

O halde şimdi soruyu daha da geliştirecegiz. Bu ezenler içinde kimin temsilcisidir. Kimin çıkarlarının savucusudur. Burada büyük burjuvazi ( buna komprador demek daha dogru ), milli burjuvazi, küçük burjuvazi, toprak sahipleri ve agaları katmanlarını sayabiliriz. Şimdi senin burada verecegin cevap devletin sınıf temelini oluşturacak, ve de devlet görevlilerinin kime hizmet ettigini gösterecek.

Bana kalırsa büyük burjuvazi ile toprak agaları dır. Şimdi buraya kadar geldikten sonra, emperyalizmle içselleşmiş, kompradorlaşmış sermayenin, degişik emperyal ve sermaye gruplarıyla baglantılı oldugu temelde aralarında çıkar çatışması olması dogaldır. Bu çıkar çatışmaları da devlete ve içindeki bürokrasiye yansıyacaktır.

Devlet görevlileri de bu hizmetleri babalarının hayrına yapmıyorlar, onlar da sınıf çıkarları geregi ve sömürüden pay alarak nemalanmak için yapıyorlar. Bulundukları konumların onların kaymaktan pay almakla ilgisi vardır. Dolayısıyla onların da bazı degişikliklere direnmeleri gayet de dogaldır. Al sana bir çelişki daha.

Elbette ordu ve diger bürokrasi katmanları da bu savaşta pay sahibidirler, ancak hepsinin hizmet ettigi tek sınıf egemen burjuvazidir. Yalnız seçmenlere karşı orta oyunu sergilemek ve arada sırada çıkışlar yapmak zorunlulugu da vardır. Ancak egemenlerin sınıf çıkarlarına aykırı bir karar alınamaz, aldırmazlar. İşte devletin sınıfsal temeli , devletin durumu burada belli olur.

Ecevit madenleri kamulaştırmak, kuyumcuları kayıt altına almak istemişti. Ancak hükümetin alaşagı ediliş yöntemi devlet içerisinde kimin etkin oldugunu ve devletin kimin denetiminde oldugunun çok açık bir göstergesi idi. 12 eylül yönetimi bile silah gücüne karşın vergi reformu yapamamış ve servet bildirimi uygulamasını gerçekleştirememişti.

Tek parti yönetiminden çok parti yönetimine geçiş devlet yönetiminden bir kopuşu degil aksine bir devamlılıgı simgeler.1950 deki iktidar degişikligi ne devlet içerisindeki iktidar blogu içerisinde ne de bu blok ile kitleler arasındaki sınıf güçlerinin dengesinde bir degişiklik içermiyordu. Nitekim tüm degişiklik söylemlerine karşın cumhuriyetin kuruluşundan bu yana var olan otoriter devlet yapısı bugün bile aynen devam etmektedir. DP nin çıkışı burjuvazinin devlet yönetimindeki etkinligi olarak degerlendirilmiştir. Halbuki bu girişim burjuvazinin farklı bir alternatif yaratmasından başka bir şey degildir.Bu olgu yeni bir tarihsel blok oluşturma girişiminden başka bir şey degildir.Böylece burjuvazinin oluşmasının ancak devletle ve devletin içerisinde olabilecegi ve bunun da devletle çatışma anlamına gelmedigi anlaşılabilir. Nitekim menderes her mahalleye bir milyoner yaratma söylemiyle gelmiştir.

Burjuvazi degişiklikleri kendi sınıf çıkarı adına yapar. Nitekim 61 anayasası ve getirdikleri türkiyede ilk defa bir demokratik özlemin filizlendigi yıllar oldu. Burjuvazi böylece pazzarın açılabilip genişleyebilecegini umuyordu, ancak görülen sınıf mücadelesinin derinleşmesi ve yükselmesi oldu. 80 ile de bu anayasa rafa kalktı ve sistem gene gericileşti.

274 ve 275 sayılı iş kanunun çıkmasından evvel TİSK kurulmuştu, bunu diger işveren örgütleri izledi.

Burjuvazi hiç bir dönemde işçi sınıfının demokratik anlamda gelişimine taraf olmadı. Her zaman kısıtlayıcı oldu. 61 anayasasında yer alan grev hakkı bile daha sonra sınıf mücadelesi yoluyla alındı. Ancak kabul edilen 274-275 sayılı iş yasalarında örgütlenmeyi zorlaştıran ve işçi haklarını kısıtlayan pek çok made vardı. Örnegin o zamanki kanunda yer alan bir madde ile fuzuli sebeplerden iş akdi fesh edilebiliyor ve kıdem ve ihbar tazminatları verilmeyebiliyordu.

Şimdi burjuva olmayan bu kerameti menkul sınıf olan bürokrasi her ne hikmetse kuruluştan bu yana sürekli işçi haklarını kısıtlayıcı , onları yok sayıcı bir eylem içerisinde görülüyor. Ne hikmetse işçi sınıfına karşı tüm burjuvazinin sınıfsal tavırların gösteriyor ama biz bunları burjuva olarak tanımlayamıyoruz. Neden çünkü 30 lı yıllarda bu işin yanılsama ideolojisi ortaya atılırken ( fasizm diye okuyun ) şu söylendi :

Biz sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz. Sınıf yoktur, sınıflar yoktur yalnız ve yalnız Türk halkı vardır.

Sınıflar ve sınıf mücadelesi reddedilince de devleti sınıfsal tabana oturtmak imkansızlaşır. Olay sadece kişiler ya da bürokrasi kurumları arasındaki çıkar çatışmaları olarak açıklanır.

Şimdi devletin burjuvazinin çıkarını temsil etmesi ne demektir. Üreticileri sömürmek, onları daha çok çalıştırmak, sosyal haklarını elinden geldigince kısıtlamak ve kar üzerine kar koymak, bu şekilde sermayenin genişlemesini saglamak demektir. Buna uygun yasaların çıkarılarak pazarın önünün açılması demektir. Kredi demek, finans demektir.

Çizgiler bunlardır, bunun dışında olan bitenler kayıkçı kavgasıdır. Ama AB yanlısı büyük sermaye Kürt meselesinde daha farklı açılımlarda bulunabilir, demokratik haklarda da AB ye uygunluk yasası savunabilir. Onların tek amacı vardır. Karlarını bu şekilde maksimize etmek.

Şimdi Tuzla tersanesinde işçi ölümleri oluyor, buna karşın protesto eylemlerinde bulunan işçiler polis tarafından joplanıyor. Tersaneler kimin, burjuvazinin. Bürokrasi kimi jopluyor, işçileri; dolayısıyla kimin çıkarını koruyor ?

Bir kere bu sınırlar çizildikten sonra geri kalanı orta oyunudur ya da trajedidir demiştim. Mesele sınıf mücadelesinin engellenmesidir. Yani başlıga uygun olarak Marks'ın hayaletinin gezinmemesidir. Temel yönelim budur, devletin işlevi budur. Bunun için hiç bitmeyen bir Kürt meselesi çözüme ulaştırılmaz, engellenir. Bir turban sorunu tetiklenir. Toplum, ya da çalışanlar, halk, Türk/Kürt, Alevi/Sünni, Laik/Müslüman gibi suni ayrımlara tabii tutulur ve birbirine düşman edilir. Neden sınıf mücadelesi gerçegini herbiri de yoksul ve emekçi insanlardan başka bir şey olmayan insanlar görmesin diye. Bu suni ayrımlar olmasa toplum ne ile ilgilenecekti bir düşünsenize.

Her akşam TV lerde enflasyon, pahalılık ve pazar fiyatları ile ilgili haberler veriliyor,eleştiriliyor ve sonuçta halk şu sözleri söylüyor. Allah fakir fıkaraya yardım etsin. Şimdi bu ayrımlar omasa, bu suni çatışmalar olmasa, ben ezilen kitlelerin Allahın yardımına umut baglamayacagını biliyorum Egemen burjuvazi de biliyor.

İşte devlet budur, işlevi de yaptıgı da budur. Kuruldugundan beri de oynadıgı rol budur. Peki şimdi bu rol kimin çıkarınadır.

Komünistlerin ise bu oyunda paylarına her zaman için işkence ve ölüm düşmüştür. Sınıf bilinçli işçilerin bir tek hasmı vardır. Onları ezen sermaye. Onların bir tek şiarı vardır: Mülksüzleştirenleri mülksüzleştirmek. Onlar ittifakı bu temelde ararlar. İttifak emek saflarında olur, emegi sömürenlerle degil. Sömürülen kim varsa, ezilen kim varsa emegin ittifakları dahilindedir, ama emek güçleri hiç bir zaman mülk sahipleri ile düzene karşı ittifak yapacak bir strateji içinde olamazlar. Taktiksel anlamda bazı yan yana görülmeler ise bu kaideyi bozmaz.

İşçi sınıfı enternasyonaldir ve bu enternasyonalizmi ise öncelikle kendi ulusal burjuvazisini devirerek gerçekleştirecektir.

saygılarımla

meaculpa 08-06-2008 03:26

Alıntı:

sargon´isimli üyeden Alıntı (Mesaj 112145)
Burjuvazinin programinin AKP'ninki ile birebir ayni olmadigi acik. Bu parti burjuvazinin kendi programini uygulatabilecegi bir parti degil belki, ama simdiye kadar ki parti kurma denemelerinin basarisiz oldugunu gorduk. (Boyner ornegi gibi) Dolayisiyla programini uygulatma sansi en fazla olan partiyi desteklemesi anlasilir birsey.

Sevgili Sargon;

Alıntıladıgım bu parağraf ile konunun tamamına dair yöneltilen, Akp-Marx sentezinin nasıl olacagı sorusu yanıt bulmuş durumda. Yada ben bu açıklamalrdan hareketle anlamaya çalışacağım.

Tüm gücün bürokrasisin elinde olduğu tespitin ile , burjuvazinin nasıl yaratıldıgını sormak istiyorum. Bürokrasi burjuvaziyi hangi planlar dahilinde var ediyor?

Ve hemen akabinde burjuvazinin liberal tutumlara olan istidadı , bürokrasinin de çıkarları ile uyuşacak ise Marx bu noktada nasıl bir yere konulacaktır?

Sol ideolojiyi yaşanılır kılmak için diktatör bürokrasinin yerle bir edilmesi gerekmezmi? Aksi halde mevcut sistemlerle sentez yapmak demek bütünüyle bir hezimete işaret etmezmi. Nitekim yalanı söküp atmadan, gerçeğin tutabilmesi mümkün değildir.

sargon 08-06-2008 03:57

sevgili meaculpa,

soylemek istedigim bu degildi. Ben burjuvazi ile burokrasinin bir catisma yasadigini ve sorunun da bundan kaynaklandigini iddia ediyorum. Devlet burokrasisi egemenligini birakmak istemiyor. Bunu saglamak icin de gericilik, seriat tehlikesi, bolunme tehlikesi vb. senaryolar uzerinden kitleleri kendine baglamaya calisiyor. Burjuvazi ise daha liberal bir program istiyor. Ben diyorum ki burokrasinin egemenligi yok olmadan demokratik bir donusum olanaksizdir.

Burjuvazinin denetiminde burjuvazinin nasil gelistirildigini daha once Caglar Keyder'in "Devlet ve Siniflar" adli calismasini ozetleyerek gostermeye calismistim. Biraz uzun bir yazi oldu ama eger o basligi okursan Caglar Keyder'in bu sureci cok guzel anlattigini goreceksin.

http://www.turandursun.com/forumlar/...ead.php?t=5916

Sol ideolojiyi, daha da otesi ulkeyi yasanir kilabilmek icin elbette burokratik diktatorlugun yerle bir edilmesi gerekir. Diyorum ki, burjuvazinin boyle bir niyeti var gibi gorunuyor. Bu cercevede yapilacak her tur demokratiklesme cabasina sosyalistler de destek vermelidir.

Bunlarin disinda liberalizm'den sosyalistlerin ogrenmeleri gereken bazi seyler olduguna da inaniyorum. Sosyalistler liberallere sosyal esitlik konusunda bazi seyler ogretmeyi basardilar. Simdi de sosyalistlerin demokrasi ve ozgurlukler konusunda bazi seyleri liberallerden ogrenmeleri gerekiyor. Bu konuda sosyalist hareket ne yazik ki iyi bir sicile sahip degil. Sosyalist partilerin 1991 sonrasinda bu acidan mesafe almis olduklarini dusunuyorum. Ancak hala da genis bir sosyalist kesim ozgurlukler ve haklar konusunda burokratik bir despotizmin izlerini tasiyor.

Frodo'nun sorusuna zaman kalmadi. Ona da sonra cevap verecegim.

aydoe 08-06-2008 06:35

Bürokrasi nedir?
Bürokrasi devlet aygıtının yönetiminde görev alan devlet memurlarından oluşur.
Kimdir bunlar?
Ben,Sargon'un babası,Danıştay baskınında öldürülen Mustafa Yücel Özbilgindir,yaralanan hakimlerdir.Subaylardır,hakimlerdir,savcılardır,sa ğlık çalışanları,milli eğitim çalışanları,bakanlıklara bağlı çalışan devlet memurları,valiler,kaymakamlar,emniyet görevlileri polisler falan felan...
Bunların çoğu siyasilerin tercihiyle görev almaktadır,sınıfsal birliktelikleri yoktur.
Değişik toplum katmanlarından gelerek bu görevlerde bulunabilmektedir.
Siyasi ,ideolojik ve sınıfsal birliktelikleri yoktur.
Nasıl oluyorda bu bürokrasi burjuvaziye ve siyasi iktidara rağmen egemen olacakta bürokratik diktatörlük kuracak?
Bürokratik diktatörlük olduğu ve bu diktatörlüğün yıkılması gerektiği söyleminin arkasında Mustafa Kemal'in kurmuş olduğu T.C 'nin tasfiyesi amaçlanmaktadır.
Asıl kurulmak istenen küresel sermayenin hakimiyeti altında dinci oligarşidir.
Dinci oligarşi bürokrasiye de egemen olmuş ,bir tek ordu ve yargıya tam anlamıyla hakim olamamıştır.
Milli eğitim,Sağlık,Emniyet ve İçişleri Bakanlığı'na bağlı Valiler ;Kaymakamlar hepsi Akp tasarrufundadır.
Abd ve Ab 'nin Akp' ye koşulsuz ve tam destek vermesi,AB sözcülerinin Akp ve türban savunucusu olmaları düşündürücüdür.
Sol söylemle yola çıkanların Abd politikalarını liberal demokrasi adına desteklemeleride aymazlıktır.

schonozatzsche 08-06-2008 06:43

Türkiyede bir hayalet geziyor
akepeizmin hayalet:D

mutluluk35 08-06-2008 11:49

Burjuva üretimlerinin farklı biçimlerini birarada tutan karmaşık toplumsal ilişkiler ağı birbirinden bağımsız düşünüldüğü anda,üretici güçlerin gelişimini ve dolayısıyla toplumsal kurumların köken ve gelişimlerini anlamakta güçlük çekebiliriz.

Bürokrasi elbette kendi savunma mekanizmalarını oluşturacak iç dinamiklere sahiptir ki,bu durum içinde bulunulan kazanılmış durumlardan vazgeçilmemesi,mevcut toplumsal biçimlerin korunma çabasıdır.Üretici güçlerin gelişimi geleneksel toplum biçimlerinin dönüşümüne yol açar,eski üretim biçiminin meyvelerini yiyenler statükocu olur,yeni üreticiler devrimci..Tabi ki bu sadece şekilsel bir benzerliktir.Halbuki eski uygar toplumun,yeni uygar topluma doğru evrilmesine yönelik bu işleyiş biçimi,bizzat aynı üretici güçlerin kendi gelişmeleri için de kaçınılmaz olan; çelişkilerle ilerleme yasasıdır.Marx’ın deyimiyle rekabet ve tekelin birbirlerini yokeder nitelikte olması gibi(ki kapitalizmin işleyişi açısından ikisi de gereklidir ama ne var ki birbirlerini yadsımaları da gerekir ),burjuvazinin ve onun dayattığı toplumsal ilişki biçiminin dışsal görünümü olan bürokrasinin birbiriyle çatışır gibi görünen çıkarları,kapitalist ilişki biçiminin olmazsa olmazıdır.Burjuvazi büro-krasi yaratır,bürokrasi de burjuvazi...

12 Eylül partilerinin bürokratik geleneğin ürünü olması,bürokrasinin ise liberallere yol vermesinin temel mantığı bence buradadır.Aralarındaki çelişkinin yapısı ise kapitalizmin kendine özgü doğasından kaynaklanmakta,aynı Tanrının birbiriyle çelişen kutsal kitaplar göndermesi gibi,kapitalizmin ‘ kutsallarının’ birbirleriyle çatışıyor olmalarına rağmen,bizzat kendisini varetmek için birbiriyle çelişen kutsallara ihtiyaç duymaya devam etmektedir.

İşçi sınıfı açısından ise bürokrasi veya burjuvaziyle hareket etmenin,uzun vadede kendi fırsat maliyetini değiştireceğini söylemek son derece güçtür.AB uyum paketlerinden çıkan reformlar,1 Mayısta işçilerin joblanmasına engel olamamıştır.Siyasal liberalizm söylemleri,Marxizm ile bağdaşmaz.Sınıfların elde ettiği uzlaşılar,işbirliğinin değil çatışmanın uzlaşılarıdır ve hiçbir ekonomik sınıf diğerlerine özgürlük veremez,çünkü özgürlük savaşarak elde edilir.

sargon 08-06-2008 13:25

Frodo'nun soyledikleri ile ilgili bazi seyler soyleyerek tartismayi gelistirmeye calisayim simdi de. Halkcilik kavrami aslinda iki kavrama birden karsilik geliyor. Birisi populizm. DP'den bu yana bu kavram bircok parti icin kullaniliyor. Daha once verdigim Serbest Firka deneyi ile ilgili Sevket Sureyya'nin yazisi aslinda kurulacak herhangi bir parti icin populizme ne kadar uygun bir zemin oldugunu gosteriyor.

Populizm, siyasi iktidarin yada devletin elit bir kesimin elinde bulundugunu ilan ederek, devlet organlarinin bu kesimin elinden cikarilmasi gerektigini soyleyen akimlar icin kullaniliyor. Turkiye'deki durum, hele de 30'lu yillarda bu duruma tipatip uymakta oldugu icin populizmin gelismesi esyanin tabiatina tamamen uygundu. Bu durum aslinda simdi de AKP nezdinde surmekte. Burokratik diktatorlukler sekline donusmus olan sosyalist ulkelerde de bu tur akimlarin cikmis olmasi gayet dogal. Dunyada sag ve sol akimlar icinde populizm yaygin olarak gelismistir. Guclu bir burokratik gelenegi olan ulkelerde bu akimlar gayet dogal iken, sorun daha cok bu akimlarin asiri milliyetci, irkci, koktendinci renkler alabilmesidir. Bu tur marjinal akimlarin populizm ile guclenebilmesi mumkundur. Bunun nedeni de acikca anlasilacagi gibi karsilarinda gercekten de bir elitizmin/burokratizmin bulunmasidir.

Halkcilik kavrami bir ikinci kavram icin daha kullaniliyor. Bu da korporatizm. Korporatizm sinifsal farkliliklarin olmadigini ve butun toplumsal ve sinifsal farkliliklari ortak bir cikar icin harekete gecirme cabasidir. Toplumu insan vucudunun parcalari gibi dusunur ve her parca bir digeri icin calismak zorundadir. Fasizmin Italya ve Almanya orneklerinde isveren ve isciler bu kavram cercevesinde tek bir cati altina toplanmistir. Ayni sekilde 1930-46 arasinda Turkiye'de uygulanan halkcilik sistemi de acik bir korporatizmdir. Bu donemde tum toplum "imtiyazsiz, sinifsiz, kaynasmis bir kitle" olmustur.

Idris Kucukomer'in yaptigi sey onemlid bir sey. Batililasma sureci ile baslayan gelisme surecinde ortaya cikan ana politik akimlarin cercevesini cizmeyi basrmistir. Burda herseyden once iki ana akim tespiti konusunda anlasabiliriz sanirim. Birisi batici-laik burokratik gelenek, digeri ise dogucu-islamci gelenek. Idris Kucukomer "Duzenin Yabancilasmasi" adli kitabinda ikinci kesimin nasil olustugunu ve hangi kesimlerin katilimiyla gelistigini anlatiyor. Bu kesimin batici-laik burokrasiye karsi tepkisini populizm araciligi ile kullanmaya calisan partiler oldugunu kabul etmek gerekiyor. Zaten bu yuzden de Kucukomer "Yeniceri-esnaf-ulema birliginden gelen dogucu-islamci halk cephesine dayanan" diye ifade ediyor. Bu "dayanma"yi da bu acidan israrla vurguluyor. Burokrasinin siyasi partisi onun temsilcisi iken, genis bir halk cephesi olarak gelisen tepkiye "dayanan" partiler cikiyor.

Sol-sag tartismalari ise goruldugu gibi tamamen subjektif. Neye gore sol, neye gore sag? Biraz once baska bir topik actim. Orda bir liberalin bakisi var. Ona gore CHP sag degil sol. Ama dikkat edilirse sag yada sol kavramlarini referans noktalarina gore kabul edip, reddediyor. Ben Idris Kucukomer'in burokratik akim icin yaptigi sag tanimini Osmanli'nin yenilikci burokrasisinin Cumhuriyet doneminde bir devami oldugu dusuncesi temelinde kabul edilir buluyorum. Cumhuriyet burokrasisinin iddialarinin aksine Osmanli ile tam bir sureklilik soz konusudur. Bu yuzden de geleneksel yonetim erki degismemis, surmektedir.

frodo 09-06-2008 06:51

Sevgili sargon;

Öncelikle sağ-sol kavramında kendimizi bir yere koymaz isek havanda su dövmekten ileriye geçemeyiz. Anlaşacağımız kavram olarak ben "sağdan" daha önce yazdığım gibi halkın yerleşmiş gelenekleri, dinsel anlayışları, ve bunların
temelinde oluşmuş ideolojileri savunmayı anlıyorum.

Sol ise kopuşu, yenilikçiliği ve devrimciliği içerir dahası bunlar ile tanımlanır. Şimdi, CHP'nin sol olup olmamasına değil CHP'ye göre muhaliflerin sol olarak tanımlanmasına takıldığımı söyleyeyim. Yani İttihat Ve terakki-Hürriyet Ve İtilaf
ana ayrılığı ile başlayan ve türkiyenin siyasal geçmişini belirleyen ikilikte İtilafçı kanadın "sol" olarak belirlenmesine itiraz ediyorum. Çünkü bu bakış aslında sol-liberallerin kendi konumlanışlarını aklama çabasından öteye gitmez ve tarihsel
gerçeklikle de asla örtüşmez.

Baştan yapılan kurgu ve bu kurgunun öncülleri yanlış olunca doğal olarak bugün yanlış okunmaktadır. Marx'ın asyatik üretim tarzı tanımını alıp Ortaçağda askeri-feodal bir imparatorluk olan Osmanlıya uyarlayınca sorunu çözemiyor aksine çatallaştırıyoruz.

Dahası Kemalist hareketin Osmanlıdan kopuşu temsil ettiğini görmezden gelerek onun devamı olarak algılanması ikinci yanlışı içeriyor. Osmanlının son dönemlerinde kapitalizmin İmparatorlukta aldığı yolu ve onun merkezi biçimini
nasıl aşındırdığını unutuyoruz. İttihad Ve Terakki hareketi doğrudan osmanlı içerisinde onun bürokrat kadrolarında örgütlenerek İmparatorluğu kurtarma hevesinde iken Kemalist öncülük tam aksine "ulus devleti" inşa etme çabasıyla
İttihad Ve Terakkiden de kopuşu temsil eder.

Çok kabaca Osmanlıda devlet herşeydi Cumhuriyet'de de öyle o halde ikisi aynı şeydir ve ikincisi birincinin devamıdır, bu durumda ona muhalefet edenler solcudur gibi ilginç sonuçlara ulaşıyoruz gibime geliyor. Oysa benzetme oldukça eğreti ve yanlıştır. Öncelikle mülkiyet biçimindeki ciddi farklılaşmayı gözardı etmektedir.

Yine en büyük yanılgılardan birisi burjuvaziye ilericilik rolü vermekte yatıyor. Burjuvazi bu özelliğini iktidar olduğu andan itibaren kaybetti. Şimdilerde kutsanan hatta tapılan "özgürlükler" kavramının Marx'cı "eşitliği" içermeden bir anlamı olmayacağını herkesin kavramış olması gerekir. Eşitlikçi olmayan bir özgürlük anlayışı ABD ve AB'nin örneğin Irak Afganistan gibi ülkeler götürdüğü "demokrasi" gibi bir şeydir. Ve yutturulmaya çalışılan da tam olarak budur.

dilaver 09-06-2008 07:08

Şimdi Osmanlı da solculuktan bahsedeksek şayet, bunun emek eksenli olup olmamasını degerlendirmek zorundayız. O halde ittihada, itilafa gelene kadar Osmanlı içerisinde olup Paris komününde çatışan Türkler vardır. Yanlış hatırlamıyorsam bunlar 3 kişi idi.

Gene Osmanlı döneminde emek ve sosyalizm eksenli teşkilatlar var. Ermeni devrimciler var. Sol dan bahsedecek isek kıstas bunlar olmalı. Yoksa düzen içerisindeki çatışmaların tarafı olan partileri sol olarak addedemeyiz.

Şimdi sol liberal diye adlandırılanlar bizi düzen içerisine hapsetmeye çalışıyorlar ve önerileri burjuvazinin kabul edecegi düzen içi reformlardır. Biz soldan bahsedecek isek şayet bu ikilem arasında kalamayız ve solun emek eksenli olacagının altını çizeriz.

saygılarımla


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 18:54 .