Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   ''İSLAMDA KADININ YERİ-KOCA ÜZERİNDE HAKLARI'' (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=681)

Mutezile 16-08-2005 21:25

''İSLAMDA KADININ YERİ-KOCA ÜZERİNDE HAKLARI''
 
KADININ KOCA ÜZERİNDEKİ HAKKI-HADİSLERDEN

3276 - Ebu Hüreyre (R.a) anlatıyor: "Resulullah (S.a.v) buyurdular ki: "Kadınlara hayırhah olun, zira kadın bir eyeği kemiğinden yaratılmıştır. Eyeği kemiğinin en eğri yeri yukarı kısmıdır. Onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın. Kendi haline bırakırsan eğri halde kalır. Öyleyse kadınlara hayırhah olun."

Buhari, Nikah 79, Enbiya 1, Edeb 31, 85, Rikak 23; Müslim, Rada 65, (1468); Tirmizi, Talak 12, (1188).

3277 - Amr İbnu'I-Ahvas (R.a) anlatıyor: "Resulullah (S.a.v) buyurdular ki: "Kadınlara karşı hayırhah olun. Çünkü onlar sizin yanınızda esirler gibidirler. Onlara iyi davranmaktan başka bir hakkınız yok, yeter ki onlar açık bir çirkinlik işlemesinler. Eğer işlerlerse yatakta yalnız bırakın ve şiddetli olmayacak şekilde dövün. Size itaat ederlerse haklarında aşırı gitmeye bahane aramayın. Bilesiniz, kadınlarınız üzerinde hakkınız var, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakkı var. Onlar üzerindeki hakkınız, yatağınızı istemediklerinize çiğnetmemeleridir. İstemediklerinizi evlerinize almamalarıdır. Bilesiniz onların sizin üzerinizdeki hakları, onlara giyecek ve yiyeceklerinde iyi davranmanızdır.''

Tirmizi, Tefsir Tevbe, (3087).
3278 - Hakim İbnu Mu'âviye babası Mu'âviye (R.a)'den anlatıyor: "Ey Allah'ın Resülü! dedim, bizden her biri üzerinde, zevcesinin hakkı nedir?''

"Kendin yiyince ona da yedirmen, giydiğin zaman ona da giydirmen, yüzüne vurmaman, takbîh etmemen, evin içi hariç onu terketmemen."

(Ebu Dâvud, Nikâh 42, (2142, 2143, 2144).

KOCANIN KADIN ÜSTÜNDEKİ HAKKI

6529 - Hz. Aişe (R.a) anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim ve eğer bir erkek karısına kırmızı bir dağdan siyah bir dağa ve siyah bir dağdan kırmızı bir dağa taş taşımayı emretseydi, uygun olan, kadının bu emri yerine getirmesidir."

6530 - Abdullah İbnu Ebi Evfa (S.a.v) anlatıyor: "Hz. Muaz Şam'dan dönünce Resulullah aleyhissalatu vesselam'a secde etmişti. Aleyhissalatu vesselam hayretle : "Ey Muaz! Bu da ne?" dedi. O açıkladı: "Şam'a gitmiştim, onların reislerine ve patriklerine secde ettiklerine rastladım. İçimden, aynı şeyi size yapmak arzusu geçti." Aleyhissalatu vesselam, bunun üzerine: "Bunu yapmayın! Zira, şayet ben, bir kimseye, Allah'tan başkasına secde etmeyi emretseydim, kadına kocasına secde etmesini emrederdim. Muhammed'in nefsi elinde olan Zat-ı Zülcelal'e yemin ederim ki, bir kadın, kocasının hakkını eda etmedikçe Rabbinin hakkını da eda edemez. Kadın (deve sırtındaki) semere binmiş iken kocası nefsini talep edecek olsa, kadın bu isteğe mani olamaz."
(KAYNAK Kütub-u Sitte)

'KURANDAN KADINI YÜCELTEN(?) AYETLER'
''Erkeklere kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır''. Nisa 32. (Yeryüzünün en doğal gerçeğini- bir ayetle Kurana sokma gayretkeşliği)
''Kadın, erkek inanmış olarak kim iyi iş işlerse, onu temiz bir hayatla ihya eder ve yaşatırız'' Nahl 97. (Yani kadınları cennetden mahrum etmeyiz. Ama o kadının cennete alınması için son söz kocaya aittir. 'Kocasının rızasını almayan kadın cennete ASLA giremez')
''Allah mümin erkek ve kadınlara.. Adn cennetlerinde hoş meskenler vadetmiştir'' Tevbe suresi 72 (Tek problem -kadınlar açısından- bize Rahman 50-57 ile Vakıa 11-40 'ta bildirilen diğer durumdur:'' Cennetlerde erkekler yakut gözlü kızlarla ve ceylan gözlü bakirelerle ve bakışlarını erkekler çevirmiş daha önce ne insan ne cinlerin dokunmuş olduğu eşlerle ve kara gözlü hurilerle olacaklardır'' Bu cennet ortamında kocasıyla buluşmayı hayal eden kadın doğaldırki büyük bir sükut-u hayale uğrayacaktır.
''Kadınları boşadığınızda..onları..güzellikle bırakın'' Bakara, 231. (Erkeklerinizi boşadığınızda ... diye bir ayet yoktur. Boşanma hakkı yalnız erkeklere münhasırdır. Talak sistemi vakıası ile yaşamak zorunda olan kadındır.Taadütül zevcat ile de kadın yaşamak zorundadır.)
Epey bir kaynak taramama rağmen kadınların haklarını koruyan-teslim eden ayetlere ulaşmakta çok zorluk çektim. Hizbul-tahrir'den Caferilere kadar; tefsirlerden meallere kadar çok kaynak taradım ama bulabildikle- rim bu kadar. İnternet mekanizmalarını daha iyi kullanarak bu ayetlerin sayısı arttırılabiliyor mu? Kadınlar için daha güzel, hakkaniyet, eşitlik, ada-
let dolu bir dünya vaadeden, kadınlık onurunu yücelten ayetler tezahür ediyor mu? Kadını 'doğur-emzir-namusunu koru' üçgeninin ötesinde özgür bir birey olarak görmek; Onunda şehvet ve cinselliğe EN AZ erkek kadar hakkı olduğu gerçeğini teslim etmek- İslamda caiz bir yaklaşım değil
ne yazık ki. Erkeğin de nefsine güvenemediğinden kadını namahreme göstermemeyi marifet saymış, İslam. 'El zinası-göz zinası-ses zinası' Muhammedin bizzat sünnetidir. Kendine saygısı olan bir kadın bu zulme zaten katlanmaz.Ancak kadına ayetlerde 'Nac'e' koyun diye selenen bir tanrı zaten onun Onurunu düşünecek olsaydı; erkeklerin onun üzerinde hakim olduğunu (Nisa 34); erkeklerin üstündereceleri olduğunu (Bakara 228); Erkeğin payının 2 dişinin payı kadar olduğunu (Nisa 11 ve 176);İki kadının tanıklığının bir erkeğin tanıklığına bedel olduğunu (Bakara 282) İtaatsizlik, hırçınlık (İFFETSİZLİK DEĞİL /saptırarak çeviren dostlar var) etmelerinden ENDİŞELENDİĞİNİZ (daha hırçınlık ya da itaatsizlik etmemiş bile) kadınları dövün) Nisa 34 vb ayetleri Kurana allah kelamı diye koy-
mazdı.
Burada fikir teatisi yaparken arkadaşlar ne yazık ki ''Müminin El Kitabı'';
''Çocuklara dini Masallar''; ''Diyanet'in Sesi'' düzeyinde tevatür ve rivayete dayalı laflar yerine: ADAMAKILLI s a h i h & mütevatır hadis vb kaynakları göstererek kelam ederlerse onlara kulak verirken site sakinleride -benim gibi- sıkılmazlar diye düşünüyorum. Zira şimdiye kadar
kaynak gösteren tek arkadaş sevgili 'Alüminyum'du; onun kaynağı iyi ya da kötü : Mahmut Ebu Reye idi.
Bu kadar hassasiyet ve itina gösterilmesi gereken konularda biraz emek ve gayret göstererek, görüşlerinizi kaynaklarla desteklemeniz gerekir. Aksi takdirde bir İmam Buhari, bir Fahruddin Razi ya da bir Gazali ayarında ulema olmalısınız ki; ''Görüşlerim bunlar'' diye ortaya koyduklarınıza kulak verirken gülümsemeyelim.

teo 17-08-2005 01:44

Kadını doğrultmaya kalkma kendi halindede bırakma(ipini gevşek tut)
Onu hafifçe dövebilirsiniz..(yumruk atmayın..tokat kafidir)
onların hakkı giyecek ve yiyeceklerinde iyi davranmanız(yemeğide verdik daha ne istiyolar:)
Evin içi hariç onu terketme(ne yapsın kadıncağız sende 4 kadın var o ise sana muhtaç)
2 kadının tanıklığı 1 erkeğin tanıklığına bedel(güvenilmez yarım zekalılar!!!)

islamın kadına bakış açısını tokat gibi ayet ve hadislerle anlatan arkadaşımızı kendi adıma tebrik ederim...

zaman 17-08-2005 08:24

Araştırdım yazdım AHA cevaplada göreyim tarzındaki uslubun hoşuma gitti
şimdi bir müslüman atlar diye düşünüyorsun galiba
Allah'a inanmıyorsan ve benide Allah'ın olmadığına inandırmak istiyorsan,
daha gerçekçi olmalısın.
başka dinlere saldırarak sadece kin kazanırsın.

Kod:

''Kadın, erkek inanmış olarak kim iyi iş işlerse, onu temiz bir hayatla ihya eder ve yaşatırız'' Nahl 97. (Yani kadınları cennetden mahrum etmeyiz. Ama o kadının cennete alınması için son söz kocaya aittir. 'Kocasının rızasını almayan kadın cennete ASLA giremez')
burdan nasıl böyle bir anlam çıkardın? açıkça içindeki karşı konulmaz islam düşmanlığını neden vurguluyorsun?

bide Şu sitenin üstünde :D şeklinde sırıtan amcanın resmini kaldırırsanız sitenizin tasarımına + puan kazandıracağını düşünüyorum.

Mutezile 17-08-2005 08:30

İslam ve hümanizm
 
İslamın kadına bakış açısı son derece önemli bir konudur. Ayetlerde kimi yerde Nac'e (dişi koyun) olarak adlandırılan kadının; islamiyet öncesi araplardaki hak ve hukukunu islam ile birlikte tamamen yitirdiği söylenebilir. 'Akıl ve mantık dini', 'Tüm insanlığa gönderilmiştir', vb taltiflerle yüceltilen islamın dehşetengiz h o ş g ö r ü s ü z l ü ğ ü'nü betimleyen en iyi örnek lerden biri muhammedin kendi ebeveynlerine reva gördüğü yaklaşımdır: Ne Kuranda adları geçer Amine ve Abdullah'ın;
ne de allahtan onlara mağfiret dileme izni gelir. islamdan önceki Araplarda Kadının toplum içindeki hukuku ve itibari çok önemlidir. O denli önemlidir ki, tapındıkları ilahları dişi olarak görürler ve onlara dişi isimleri vermişlerdir: Lat, Uzza, Menatris gibi. kadın hakları konusunda islam öncesi araplarda kadının toplumdaki yerini anlatan bir kaç kaynak:
1)Muhammed El Bagdadi:
islamdan önce arap kadının sosyal ve ekonomik haklara sahip olduğunu, evleneceği erkeği seçmekte ya da dileyeceği işi görmekte özgür bulunduğunu kanıtlayan örnekler verir. (=Eyyamü'l Arab).
2)Farazdak ve Gaip Şa'şa:
Cahiliyye devri arap kadınlarının özgürlüğünü ve en az erkekler kadar haklara sahip olduklarını şiir ve metinlerde dile getirirler.
Ama Muhammedin ilk karısı Hatice şüphesiz en ilginç örnektir:
3) (İbni İshak ve İbni Hişam, Kitabu'-l-magazi'de Muhammedin ilk karısı hatice hakkında en temel kaynak olarak bilinegelmiştir)
Kureyş kadınları arasında itibarlı, şeref ve servet bakımından üstün bir kadın olan Hatice ticaretle uğraşır. Dul kaldığı andan itibaren her erkek onunla evlenmek için can atar. Muhammede kervanlarını emanet eden ve ona kar payı veren hatice, bir süre sonra ona evlenme teklifi eder. Muhammed amcası Abdülmuttalibi göndererek haticeyi istetir ve evlenirler. Buna vakıaya ayrıca bir şey eklemeye gerek yok sanırım.
İslam öncesi Arapların zamanını Muhammed 'Cahiliyye devri' diye kötülerken, o günleri hayırla anılmasını ve o günlere geri dönülmesi arzusu
nun önünü baştan kesmek niyetindedir. Ve tüm islam aleminin de o devre Cahiliye devri diye bakmasını sağlamıştır gerçekten.

Mutezile 27-08-2005 21:33

''Sırıtan amca''
 
''Bide Şu sitenin üstünde :) şeklinde sırıtan amcanın resmini kaldırırsanız sitenizin tasarımına + puan kazandıracağını düşünüyorum.''
O 'sırıtan amca' bir özgürlük ve aydınlanma şehididir; ve büyük olasılıkla
''Devrim İhracı'' obsesyonuyla yaşayan İran'ın beslemesi Hizbullah'ın Tür-
kiye kolu tarafından kalleşçe katledilmiştir. Senin için 'Bedr'in Aslanları' ne ifade ediyorsa; benim içinde Uğur Mumcu, Muammer Aksoy;Hablemitoğlu,
Turan Dursun, Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Abdi İpekçi vb aydınlanma şehitleri de ONU ifade ediyor. Densizliğe düşmek hafifliğini göstermeden kelam edebilen bir Mü'mine daha rastlamadım.. Mevlanadan, Yunus Emre
den, HİÇ mi bir şey bulaşmadı size?.

bager99 28-08-2005 06:22

mrb
 
sevgili mutezile kadın hakları bakımından ilkel dönemi bile mumla aratan kadını, erkeğin hayatını koforlu bir şekilde devam etmesi için kullanılacak bir mal konumuna düşüren müslüman erkekleri bile potansiyel tecavüzcü rolüne bürüyen islam saçmalığını açık ve net bir şekilde anlattığın için kalleşce kurşunlanan aydınlanma savaşçılarını yüreğinde ve hayatında yaşatan bütün herkes adına sana ve bu sitede emeği geçen herkese (verdikleri cevaplarla beni güldüren müslümanlar dahil) çok teşekkür ediyorum .

Mutezile 29-08-2005 13:24

Sayın Bager99
 
Dikkat ettiysen bu ve diğer site forumlarında ki İslam Mücahitleri rolüne soyunan arkadaşların üsluplarının seviyesizliği ,kullandıkları dildeki hakaret dozajı şaşırtıcı boyutlarda. Bu tahammülsüzlüğün ve hoşgörü fukaralığının altında ben 'KUL' ve ''TEBA' zihniyetinin yattığını düşünüyorum
Hümanizmadan nasibini almamış, insan sevgisinin yerine din kardeşliği nosyonunu koyan bu camia boşuna mezheblere bölünüp birbirini kılıçtan
geçirmemiştir. Cemel Olayı-ki 1)Muhammedin ölümünden hemen sonra cereyan etmesi 2) Ehlibeyti, sahabileri, vahiy katiplerini, Hz Ali'yi,Ayşe'yi,
yaşarken cennetle müjdelenmiş bütün kadroyu birbirine düşüren, birbirle-rini kılıçla doğratan iktidar hırsı, saldırganlık, tahammülsüzlük, şiddet alış-
kanlığı-Cemel olayı bir çok yönden İslamcıları anlamak açısından didaktik
bir vakıadır. 15 000 civarında müslüman birbirini kılıçla doğramıştır. Hicret
in 36. yılında Basra'da yaşanan bu katliam hakkında İslamcılar pek konuşmayı sevmezler..Sebebi ortada değil mi?
Bu arada-Takdirin için teşekkürler Bager99

Mutezile 05-09-2005 12:29

Fussilet 9-12
 
9.De ki: “Siz mi yeri iki günde (iki evrede) yaratanı inkâr ediyor ve O’na ortaklar koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir.”

10. O, dört gün içinde (dört evrede), yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti.

11. Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, “İsteyerek veya istemeyerek gelin” dedi. İkisi de, “İsteyerek geldik” dediler.

12. Böylece onları, iki günde (iki evrede) yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah’ın takdiridir.
(Fussilet suresi ayetler 9-12) www.kurandara.com'dan-
Analatılanları ciddi olarak okumak, BURADA ne anlatılıyor NASIL BİR DİLLE anlatılıyor diye düşünmek lazım , çok düşünmük lazım hemde...

mehmet 05-09-2005 12:39

selamlar sevgili mutezile kadını payı 2 ye bir dir.fakat burda eksik birşey var.kadın doğal olarak evlenir ve başka bir eve yerleşir.anasına babasına bakmakta zorlanır.islam burda anaya babaya bakma zorunluluğunu erkeğe vermiştir.kanımca 2 ye 1 in sebeblerinden biri budur.
kadının şahitliği konusu ise kadının islam toplumundaki konumuyla ilgilidir.her konuda 2 kadın şahit olacak diye bir şey yoktur.

Aliminyum 05-09-2005 12:55

Mutezile evet hocam. Bahsettiğin ayetlerde anlatılanları ciddi okumak, anlatılanların üzerinde çooook düşünmek gerekiyor. Ama en az iki tane tefsir usulü kitabı okumadan düşünmek de usulsüz düşünmeye yol açıyor. Yani herkes kendi kafasına göre düşünceler ürettikçe ortada oluşan BİLGİ KİRLİLİĞİ içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Asıl tehlikelisi de burası zannımca. Yani düşünmenin bizatihi kendisini düşünmeden herhangi bir olgu hakkında düşünmek... Henüz apalama çağında mama yemesi gereken çocuğun ağzına zeytinyağlı dolmaları, Adana kebapları, etli pideleri tıkıştırmaya çalışmak gibi birşey olmaz mı sence bu?

Mutezile 05-09-2005 13:16

Sevgili alümünyum ve mehmet dostlar
 
Mehmet'in Fıkha dair fetva mahiyetindeki uyarısı için teşekkür ediyorum.
Her zamanki gibi Usül-ü Fıkıh'tan bilinen KAYNAKLARINI vermekten imtina etmesi ve şeyhülislam tarzı yorumları ile bizi okuduğumuz temel kaynakla
ra şüphe ile bakmamızı sağlama teşebbüslerini takdirle karşılıyorum. Bir
YOLA ancak bu kadar baş konulur. Bu müteddeyin arkadaşın tarzı ve ken
dini ifade üslubu kesinlikle nev-i şahsına münhasırdır, ve değiştirme emare
leri gözükmemektedir.
Sevgili Alümünyum dostumuzdan da hayırlısı ile TEFEKKÜR TEKDİRİ almış
bulunmaktayım. Herhalde benim Ayetleri Elmalılı, Ömer nasuhi ve diyanet
versiyonlarıyla karşılaştırmalı OKUDUĞUMU belirttiğim yazı gözünden kaç-
mış olacak. Son aylarda buna internetteki kuran sitelerinin meallerini de
ekledim.. Ve ayetlerin nasıl başı gözü kırılarak tahrif edildiğini üzülerek gördüm.. Onlarca örnek verilebilir, ama uğraşmaya değmez. İsteyen müf
fessirleri, mealleri yanyana koysun ve nete girsin baksın. Ayetler nasıl
bir ''Evrime'' tabii tutulmuş..üzücü tabii. Emekleme çağındaki çocuk meta-
foru eğer beni İMLİYORSA bu eleştiriye saygım var. İlim irfan yönünden
hakikatten durumum budur. Fakat bilgi kirliliğine de BENİM yol açtığımı
iddia ediyorsa bunu örneklemesini beklerim. Zira bunu redddiyorum

River 05-09-2005 16:20

İslâmiyet, kadın hakları üzerinde titizlikle durmuş ve kadını, hiçbir nizâm ve sistemin veremediği müstesna bir makama sahip kılmıştır. Nitekim Cenâb-ı Hakk Kur’ân-ı Kerîm’inde:"Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır." buyurmuştur. Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz de erkekleri, kadınların hak ve hukûkunu gözetmeye dâvet etmekte ve bu konuda: "Kadınların haklarını yerine getirme hususunda Allah’tan korkunuz! Zîra siz onları Allah’ın bir emaneti olarak aldınız." buyurmaktadır.

Başka bir hadîs-i şerîflerinde de: "Sizin en hayırlınız, ehline (eşine ve çocuklarına) en hayırlı olanınızdır. Ve ben de ehline karşı en hayırlı olanınızım." buyurur.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, erkeklere, kadınlara daima iyi davranmalarını tavsiye ederek:"Mü’minlerin iman bakımından en olgunu ve en hayırlısı, hanımına karşı en hayırlı olanıdır." buyurmaktadır. Veda Haccı’ndaki meşhur hutbesinde Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Ey insanlar! Kadınlar hakkında Allah’dan korkunuz! Sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır. Kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır." buyurarak daha yedinci yüzyılda yüzyirmi dört bin müslüman hacı namzedine karşı, kadınların haklarını ilk olarak açıklamışlardır.

Başka bir hadîs-i şeriflerinde:"Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin, onlara çirkin demeyin, fena söz söylemeyin!" buyurmuşlardır. Kadınlarla iyi geçinmek Kur’ân-ı Kerîm’in emridir: "Kadınlarınızla iyi geçinin; eğer onlardan hoşlanmadı iseniz bile!.. Olabilir ki bir şey, sizin hoşunuza gitmez de, Allâh onda bir çok hayır takdîr etmiş bulunur."

Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz bu konuda: "Kadınlar hakkında birbirinize hayır tavsiye ediniz!" buyurmaktadır. Kadınlara karşı daima hoşgörülü olmalıdır. Nitekim bir hadîs-i şerîfte: "Mü’min bir erkek, mü’min bir kadına kızıp darılmasın! Eğer onun bir huyundan hoşlanmazsa, öbüründen memnun olabilir." buyurulur.

Bir insanın her işi ve her huyu hoşumuza gitmeyebilir. Fakat iyi niyetli ve ülfet edilir insan, kendi hanımında hoşuna gidecek nice meziyetler bulabilir.
Onlarla kendisini memnûn ve mes’ud edebilir. Bunun için ayıp aramaya değil, meziyet aramaya bakmalıdır. Zira mârifet iltifata tabidir. İltifatsız marifet zayidir.

"Cennet annelerin ayağı altındadır. " diyen dinimiz kadına hak etmiş olduğu değeri vermiştir. İslamiyet’in ilk şehidi bir kadındır. İlk Müslüman bir kadındır. Peygamberimizin soyu kızından devam eder. Hz. Ebubekir’in kitap haline getirdiği dünyadaki tek Kur’an-ı Kerim Hz.Ebubekir, Ömer, Osman dönemlerinde onlarca yıl bir kadının yanında kalmıştır. O dönemde ise Hıristiyanlar şunu tartışıyordu bir kadın İncil’e dokunabilir mi dokunamaz mı. Kur’an-ı Kerim’de Nisa (Kadınlar), Müntehine (imtihan edilen kadın), mücadele (mücadele eden kadın), Meryem (Hz. İsa’nın annesi )... gibi sure isimleri vardır. Fakat mesela, rical (erkekler) süresi yoktur.

Eşitlik Konusu

Allah kadınla erkeği eşit yaratmamıştır. Her ikisini de insan olma yönünden, akıl, bilgi, kültür yönünden eşit olsa da, kadın erkekten daha duygusal daha hissidir. Erkek ise daha katı, olaylara daha sert, duygusal yoğunluğu az olan bir açıdan bakar. Bu psikolojik yönden farklılıktır. Biyolojik yönden, erkekte kas daha fazla iken kadında yağ daha fazladır.

Bu durum erkeğin kadından üstün olduğunu göstermez. Kadın daha duygusal erkek daha az duygusal, kadın daha çok acır, sevgi hayatında daha önemli bir yer kapsar, erkekte ise daha az. Erkek daha güçlü-kaslıdır, kadın daha az güçlü ve kaslı...

Her iki cinsinde üstün - eksik yönleri vardır. (Akılda, düşüncede ... her iki cinside eşittir ve birbirlerini geçebilirler.)

Bu durum erkeğin üstünlüğünü veya kadının zayıflığını göstermez. Aksine bu durum her iki cinsin ayrı yaratılış özelliklerinin doğal sonucudur. Bunu kabul etmeliyiz ve yaşam tarzımızı buna göre ayarlamalıyız.

İslam, kadın - erkek eşitliğini değil kadın erkek adaletini savunur. Eşitlik adalet demek değildir. Eşitlikte mesela, kadına da erkeğe de 100 kg yükte 50 şer kilo her iki cinse vermek vardır. Adalette daha kaslı olan erkeğe daha fazla daha az kaslı kadına daha az yük vermek vardır. Yaratılış özelliğini kabul bunu gerektirir.

İngiliz kraliyet ordusunda , kadın erkek tüm askerlere “ aynı eğitim programının “ uygulanması , kraliyet ordusu fizikçilerinden Yarbay Ian Gemmel ‘i : Fırsat eşitliği adı altında kadın askerler eziliyor , diye isyan ettirir.

Erkek askerlerin eğitimi sırasında yaralanma oranı yüzde 1.5 iken , kadınlarda bu oran yüzde 11.1 ‘lere kadar çıkmaktadır. Yarbay Gemmel’e göre bunun nedeni ;

Kadın kas ve kemik yapısı erkeklere göre daha zayıf. Aynı eğitim kadın bedeninde erkeklere oranla % 39 daha fazla baskı oluşturuyor.

Belirli kas olgunluğuna ulaşmak için erkek askerlerin 3 ay çalışması yeterli iken, kadınların 6 ay çalışması gerekir.

Bu kadın askerlerden 40 tanesi ordu'yu " bize fazla yükleniliyor "
diyerek mahkemeye başvururlar ( The Sunday Times :10.03.2002)

Boşanma Konusu:

Görüldüğü üzere bazı çevreler, İslam’da kadının boşanma hakkı yoktur. Erkek kadına üç kere «boş ol » dese boşanma vuku bulur, iddasındadırlar.

Dilin kemiği yok, atış serbest tabi... Ama cevap hakkımız saklı ve kullanmaya Allah'ın izni ile sonuna kadar kararlıyız

Öncelikle İslam’da kadınında boşanma hakkı vardır. Evlenirken «benim de boşanma hakkım var kabul ediyor musun ?» sorusuna evet diyen ve bunu yazılı belge haline getiren bir erkekle evlenen her kadın kocasını boşayabilir.

Ayrıca İslam’da «bir saniyede üç cümle ile boşanma gibi yani boş ol » ile boşanma yoktur. Boşanma süreci en az 3 ay sürer.

1. Ay: Kadın erkek, kadıya (hakime) gider. Boşanmak istetiklerini söylerler. Kadı onlara bir ay mühlet verir ve barışmalarını tavsiye eder.

2.Ay : Eşler yine gelirlerse kadı (hakim) onları yine gönderir. Ailelerinin çağırıp onlara tavsiyede bulunmalarını söyler. Bir ayda büyüklerinin nasihatları ile geçer.

3. Ay : Vazgeçmemişlerse kadı onlara; son bir ay, yine gelirseniz kesin boşanma kararı verilir der.

İslami yaşam ve batı tarzı yaşam, hangi yaşam tarzı insanı mutlu kılar, hangisinde boşanma aza indirgenir. Cevabı batılı bir araştırmacıdan geliyor;

Bakalım Gibbon ne demiş:

300 senelik Osmanlı dönemi İstanbul arşivini inceleyen Gibbons, 300 senede İstanbul’da toplam 10 boşanma davasının olduğunu araştırmaları sonucu bulmuştur. Acaba günümüzde 3 saatte sadece İstanbul ‘un bir mahkemesinde kaç boşanma davası görülmektedir ?

Hangi toplum huzur içinde yaşamaktadır ? ...

Not: Seçme ve seçilme hakkı kadınlara Hz. Muhammed döneminde verilmişti.Hz. muhammed "Akabe biatlarında" kadınlardanda biat (kabul oyu) almıştı fakat ilerki yıllarda iktidarı elinde bulunduran bazı çevreler erkeklerden olduğu gibi kadınlardan da seçme ve seçilme hakkını almışlardır... Dolayısı ile çağımız, müslümanların (.....) hatasını yine islama mal ederek, islmda kadının seçme ve seçilme hakkının olmadığı, gibi yanlış bir sonuca varmışlardır.
----------------
Kadınla ilgili bazı uydurma-mevzu hadisler:

" Kadınlara okuma- yazma öğretmeyin: " İbn-i Cevzi, İbn-i Hıbban, İbn-i Adıyy hadisi kabul etmez, uydurmadır derler. (Kitabul Mevzuat 2/268)

" Kadınlarla istişare edin, onlara tanışın ve onların söylediklerinin zıttını yapın": Sehavi ve İbn-i Arrak hadisi merfu görmezler. Ebu Hatim, İbn-i Adıyy , İbn-i Cevzi, İbn-i Hıbban hadisin uydurma olduğu görüşündedirler. ( El- Makasıdul Hasene: 248 , Tezkiretul mevzuat :128, Tenzihuş Şeria : 2-204, Silsiletul Ehadis: 432 ) .Ayrıca, Hz. Resul Ümmü Seleme ile istişarede de bulunmuştur (Makasıdul Ha-sene: 585, Silsile: 436, Keşful Hafa :2-3)

" Kadınlara iteat pişmanlıktır." : Sehavi, Ukayli hadisi uydurma kabul ederler. ( Tezkiratul Mevzuat : 128, Kitabul Mevzuat : 2, 272)

" Kadınlar olmasaydı Allah'a hakkıyla ibadet edilirdi". Suyuti, Buhari, İbn-i Adıyy, Ebu Hatim, İbn-i Cevzi, Muhammed Nasuriddin, İbn-i Hıbban hadisi mevzu kabul ederler. ( Silsiletul Ehadisuzzaif : 74, Tenzihuşşeria : 1/62, El-leali : 2/59)

" Kadınlar olmasaydı, erkekler cennete girerdi." : İbn-i Arrak, Es- sakafi hadisi kabul etmezler. ( Camiussağir: 2/113)

"Güzele bakmak sevaptır veya ibadettir, gözü kuvvetlendirir.." : Ebu Nuaym, Durekutni, İbn-i Cevzi, Sehavi, İbn-i Hacer, Iraki, Zehebi, İbn-i Kayyim, Muhammed İbn-i Arrak, Nasıruddin... hadisi uydurma kabul ederler. ( El- Maka- sıd: 129, Silsiletul Ehadissuzaif : 164, Kitabul Mevzuat: 1/63, Mevzuati Aliyyul Kari: 124, Keşful Hafa: 2/317, Tenzihuşşeria: 201...)

"Uğursuzluk kadın, at ve evdedir." : Peygamber Efendimiz Hz. Mö ammed 'in eşleri, Hz. Aişe bu sözü duyunca: Kur'an-ı indirene yemin ederim ki, bunu rivayet eden, Ebul Kasım'a (Hz. Muhammed'e) iftira etmiştir. Resulullah sadece, "Cahiliye insanları, uğursuzluk, kadın, ev ve hayvandır" dediklerini söylerler.

Hz. Muhammed (s.a.v)bu sözü cahiliye dönemi (İslam öncesi dönem) insanlarının bir sözü olarak nakleder. İslam, cahiliye görüş ve adaletlerini tümden reddettiği gibi, uğursuzluk kavramını da kabul etmemekte, reddetmektedir.

" Kadınların akılları ferclerindedir :" : Sehavi, Aliyyul Kari, Acluni sözün uydurma olduğunu kabul ederler. ( El-Makasıd:292, El esrarul Merfua : 246, Keşful Hafa: 2/62))

" Döl getiren siyah bir kadın, döl getirmeyen beyaz bir kadınla hayırlıdır". Iraki, hadis uydurmadır der. ( Mevzuatı Aliyyul Kari : 73). İslâm'da hayırlı olmanın ölçüsü takva (Sevgi ile karışık korku)'dur. Ayrıca Kur'an çocuk sahibi olmanın veya olmamanın Allah'tan gelen bir imtihan vesilesi olduğunu da bildirir . (Şura Suresi : 49-50)

Karı ve kocayı birbirinin dostu ilan eden (Tevbe Suresi : 71), eşlerin ikisinin de birbirine ısınıp aralarında muhabbet ve merhamet oluşturan (Rum Suresi : 21). Allah'ü Teala'nın yüce Resül'ü "Sizler (Kız-erkek) çocuklarınızı seviniz, kız çocukları kendi kendilerini sevdirirler" buyururlar, Hz. Ömer:" Cahiliye döneminde kadınları, hiç bir şey saymazdık. Taki İslam geldi, Allah'u Teala onlardan bahsedince, o zaman kadınların üzerimizde bir takım hakları olduğunu gördük" derken, iyi amel işleyen kadın veya erkeğin cennete gideceğini bildiren (Nisa Suresi:124) dinimizin ve onun yüce ilahının kulları arasında ayırım yapacağını kabul etmek imkansızdır. O, rahman ve rahimdir.

Allah (CC) bizleri şeytanın ve ona biat edenlerin şerrinden muhafaza eylesin.
AMİN!

Mutezile 05-09-2005 19:11

copy_paste konusunda
 
Copy-paste, copy paste olarak kaldığı sürece site sakinleri tarafından okun
madığı, yanıt almadığı bu siteyi kuranlar tarafından daha önce söylenmişti
En azından copy-paste yaptığın metne kendinden bir kaç paragraf katar-
san okuma müşkülüne girmeğe değer bir eser ortaya çıkmış olur. Ben de
çok copy-paste yapıyorum.. Ayet, hadis vb. konuyla ilgili uzman görüşleri
ni, uzun metinleri yazmak zor geliyor. Ama kullandığım kaynaklar (Turan
Dursun'un tüm eserleri-hatta Kulleteyn adlı çok şeker romanı da buna da-
hildir-Din Bu serisi ve diğer; Prof. Arsel 'Şeriat ve Kadın;Aydın ve ''Aydın'' başta olmak üzere; Kütub-u Sitte(enfal.de), Kongar, Sinanoğlu, Somçağ vb yazarların siteleri vs....) yazılı iktibasa kaynak vermek suretiyle izin verdiklerinden problem yok. Aldığın metinleri kendi yorumlarınla zenginleş
tirirsen ben kendi adıma zevkle okurum. Yoksa senin ulaştığın metinlere,
sitelere (aynı şekilde benimde ulaştığım metinlere ve siteler) ulaşıp oku-
mak artık herkes için çok kolay biliyorsun. Yalnız minik bir hatırlatma:
Harun Yahya namlı Adnan Oktar'ın yediği herzeler Türk ulusunun malum-udur. Kurduğu; kendine münhasıran çalışan genelevde şiddet ve tehditle manken bayanlara yaptıklarından dolayı yargılanmıştır. Mahkum olmuştur.Tehdit ve silahla kurduğu tarikatı nasıl büyüttüğü mahkeme savcı ve yargıçları tarafından ispat edilmiştir. Site ve kitaplarındaki zırvaların tamamı hıristiyan misyoner ve müsteşrikler tarafından kaleme alındığı bilinmektedir. Uzun süre bandrol ödememek için kitaplarını Kendi korsan tezgahlarında sattıran biridir. Eminönü, Laleli'ye yolu düşenler beyni yıkanmış zavallılar tarafından açılan bu korsan tezgahları görebilirler-3-5 ay öncesine dek oradalardı-. Harun yahya takma adıyla sitesinde yazılar sergileyen Adnan Oktar denen tarikat-böceğinin copy-
paste'leriyle İslama hizmet etmiş olacağından şüphe ederim. Hatta o Zatın
sitelerini hiç ziyaret etmemeni temenni ederim. Gerçek inananlar zaten
onun Şirk'in ve Küfr'ün başı olduğu gerçeğini teslim ediyorlar netteki İs-
lami Sitelerde.. Ama ondan alıntı yaparak birşeyler kanıtlamaya çalışan bir
çok zavallıya da rastlıyorum

mehmet 05-09-2005 22:57

sevgili mutezile daha evvelde söyledim ben int cafeden nete giriyorum yani elimin altında sürekli belgeler falan yok ama söylediklerime herzaman kaynak gösterebilirim.bunları yazan birisi olarak karşı cevaplarıda araştırmış ve bunlardan haberli olman gerekir bence.ayrıca benim fetve vermek gibi bir niyetim yok bu konuda ehil de değilim zaten.cemel vakaası çok ilgini çekiyor galiba. evet bu olay müslümanlar açısından ibret verici bir olaydır.her iki taraftada cennetle müjdelene sahabiler vardı.kimin haklı kimin haksız olduğu konusuna girmeyeceğim.fakat bu olayların olmasında yahudi parmağı olduğu kesinleşmitir.olay yatışmak üzereyken adını şimdi hatırlayamadığım bu yahudi ve yandaşları taraflardan birilerine saldırdı ve bir anda ortalık karıştı.olay bundan ibaret ve bizim açımızdan çok üzücü ve düşündürücüdür.

Mutezile 05-09-2005 23:50

CEMEL OLAYI
 
Meraklısı olmayanlara uyarı:Cemel olayı hakkındaki için bu son derece sıkıcı yazıyı atlayın gitsin!!
''fakat bu olayların olmasında yahudi parmağı olduğu kesinleşmitir.olay yatışmak üzereyken adını şimdi hatırlayamadığım bu yahudi ve yandaşları taraflardan birilerine saldırdı ve bir anda ortalık karıştı.'' (mehmet)

CEMEL OLAYI
1-)Osman’ın öldürülmesi sırasında toplum oldukça bozulmuş, huzur kalmamıştır. Ali, kendisine ısrarla önerilen halifeliği üstlenmekten tereddütler geçirmişse de, devletin merkezinden ve ilk kuruculardan olmanın verdiği sorumlulukla bu görevi en kötü döneminde üstlenmiştir. Beş günlük tereddütten sonra halifeliği kabul eder ve 24. haziran 656 günü Medine’de peygamber mescidinde kendisine bağlılık yemininde (biat) bulunulur. Bu tören için minbere ilk çıkan halife Ali olur. Medine’den ayrılır ve bir daha da dönmez.
Hz. Ali dönemi tümüyle iç karışıklıklarla geçer. Ayşe, Talha ve Zübeyr onun halifeliğini kabul etmemiş ve Basra’ya çekilmişleridir. Bu nedenle Ali bunlar için Basra üzerine yürür. “Cemel Olayı” bu kentin önünde 4. ekim 656 tarihinde yapılır. Ali savaşı kazanır. Ali’yi oldukça üzen bu olay sonucunda Talha ile Zübeyr ölür, Ayşe ise Peygamber’in eşi olması nedeniyle duyulan saygıdan dolayı gözetim altına alınarak, Medine’ye gönderilir.(www.alewiten.com)

2-)Cemel Vakası(Olayı): Bu olay ilk kez tarihte müslümanların birbirleriyle çarpışma sahnesine dönüşmüştü. Hz. Ali(ra)'ye şartlı biât eden Medine halkı onun hala Hz. Osman(ra)'ın katillerini bulmadığından, Medine halkının önde gelenlerinden Hz. Aişe Talha ve Zübeyir Ali(ra)'ye karşı cephe alıp savaştılar. Bu olaya Cemel Vakası denmesinin sebebi Hz. Ali(ra)'nin deve ile katılmasındandır. Cemel Vakası’ndan sonra diğer İslâm vilayetlerinden Irak, Faris, Horasan, Yemâme, Yemen, Hicaz ve Mısır Hz. Ali'ye biat ettiklerine dair haber gönderdiler. Ancak Şam valisi Muâviye, onun hilâfetini tanımadı.(www.mihenk.gr)
3-) Hz. Âise, hac farizasini ifâ etmek üzere Medine'den Mekke'ye gitmis, hac ibadetini ifâ ederek Medine'ye dönerken, Hz. Osman'in sehit edildigi haberini almisti. Bunun üzerine Medine'ye gidecegi yerde Mekke'ye geri döndü. Çünkü Medine'de facianin dogurdugu karisikliklar, bocalamalar devam ediyordu. Mekkeliler, Hz. Âise'ye durumu sorduklari zaman, Hz. Âise, Hz. Osman'in mazlum olarak öldürüldügünü, Medine'de fesat ocaginin bütün ufku karartacak sekilde tüttügünü, mazlum ve sehit Osman'in kaninin heder olmamasi gerektigini, katillerin mutlaka cezaya çarptirilmalari ve ser'i hüküm ve kisas emirlerinin uygulanmasinin icap ettigini söylemisti.

Hz. Talha ile Hz. Zübeyr de Mekke'ye gelmisler, Medine'deki durumu Hz. Âise'ye anlatmislardi. Bu olaylar Hz. Âise'nin fikir ve kanaatini kuvvetlendirmis, o da mazlum ve sehid Hz. Osman'in intikamini almak için herkesi toplanmaya ve bir araya gelmeye çagirmisti.

Hz. Ali, muhaliflerinin Mekke'deki hazirliklarindan haberdar olunca, onlardan evvel Irak'a varmak, Irak'a hâkim olmak, Beytû'l-Mal'in muhalifler eline düsmesini engellemek istedi. Ensâr, Hz. Ali'nin Medine'den ayrilmasini uygun görmüyordu. Hz. Ali, muhâlifler kendisinden önce Irak'a girecek olurlarsa yeni yeni problemlerin ortaya çikmasindan endise ettigini, Irak'in nüfuzca kesif ve beytü'l-mâl'inin zengin olmasindan ötürü bir müddet orada bulunmanin daha iyi olacagini söylemisti.
Hz. Ali, ordusunu bu sekilde takviye ettikten sonra Zukar mevkiinden Basra'ya dogru hareket etti. Hz. Ali, maiyetinde olan el-Ka'ka' b. Amr'i çagirarak Basra'ya gönderdi. Ona iki taraf arasinda mücadele ve çatismanin meydana gelmesine engel olacak çareyi bulmasini tavsiye etti. el-Ka'ka' b. Amr, Hz. Âise, Talha ve Zübeyr ile görüsmüs, onlari ümmetin birligini bozmama konusunda ikna etmisti. Hz. Âise ile Hz. Talha ve Hz. Zübeyr, el-Ka'ka'in önerilerini kabul ettiler. Hz. Ali de bu fikirdeyse, bu isin baris ile neticelenecegini söylediler.
Hz. Ali'nin Basra'ya gelisi, barisin tahakkukuna yönelik bir hareket olarak telakki olunmus, herkes son derece huzurlu bir sekilde uyumustu. ibn Sebe ile yandaslari, herkes uyuduktan sonra Hz. Âise'nin tarafina hücum etti. iki taraf ta kendilerini karsi hücumuna ugramis gibi görmüslerdi. Hz. Ali, her tarafa memurlar gönderdi. Ne oldugunu anlamak istiyordu. Diger taraftan Kâab b. Sûr Hz. Âise'yi uyandirmis, Hz. Âise, devesine binerek çarpismalarin basladigi yere gelmisti. Hz. Ali kendi tarafini savasmaktan alikoyuyor, Hz. Âise kendi tarafini teskin etmeye çalisiyordu. Fakat bir kere ok yaydan firlamis bulunuyordu. Vurusmanin en hararetli aninda Hz. Ali atini sürerek savas meydaninin ortasina geldi. Hz. Zübeyr'i çagirip, ona Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'in: Bir gün Ali ile Zübeyr arasinda bir ihtilafin meydana gelecegini ve bu ihtilafta Zübeyr'in haksiz olacagini" söyledigini hatirlatmisti. Bunun üzerine Hz. Zübeyr geri çekildi. Hz. Talha da Zübeyr'in bu davranisi üzerine çatisma meydanindan çekilmek istemisti. Onun savas alanindan uzaklasmasi üzerine kendisine zehirli bir ok atilmis ve bu ok Hz. Talha'nin ölümüne neden olmustu.(www.enfal.de / Samil islam ansiklopedisinden yazan Ahmet Ağırakça)
(EVET;Abdulah b. Sebe'nin yahudi dönmesi olduğu ve Cemel savaşının kış
kırtıcılarından olduğu Mehmet'in iddiasını bu Kaynak doğruluyor))
4-)Hz. ALİ DEVRİ (656 - 661)
* Halifeliğini tanımayan peygamberin eşi Ayşe ile yapılan savaşı kazandı Bu olaya Deve olayı veya Cemel Vakası denir.
* Halifeliğini tanımayan Muaviye ile yapılan Sıffin Savaşı sonuçsuz kaldı. Halifeyi belirlemek için başvurulan Hakem Olayı sonucunda is1am dünyasında ilk ayrılıklar ortaya çıktı.
Buna göre;
a- Ali taraftarları Şiiler
b- Muaviye taraftarları Emeviler
c- ikisine de karşı çıkan Hariciler
olmak üzere İslam dünyası üçe ayrıldı
* Devir iç mücadeleler içinde geçtiğinden dış savaşlar yapılmadı. Dört Halife Devri Hz. Ali'nin Hariciler tarafından öldürülmesiyle sona erdi.
(www.tarih.5u.com.islamtarihi)
5-)Dine ait olanla siyasete olanın ayrıştığı yer: Cemel Vak’ası. Dinen sevip saydığımız kişileri, bu çatışmadaki rollerinden ötürü yargılamasak bile “anlamaya” mecburuz, zira anlamak insânî bir şeydir; inanmak ise imanla ilgili. Bugün Cemel Vakası’ndan bahsedeceğiz;

bu hadisede göreceğimiz örnekler, “kutsal” olan ile “siyasi olan”ı birbirinden tefrik etmemiz için son derece önemli ibretlerdir. Cemel Vakası diye bilinen hadise, Hicret’in 36. yılında cereyan etti. Hazreti Ali hilâfet makamını henüz devralmıştı ve Şam Valisi Muaviye’nin muhalefeti yüzünden devlette iç sıkıntılar had safhadaydı. Ne var ki Hazreti Ali’ye muhalefet edenler arasında Hazreti Aişe de bulunmaktaydı ve hac farizasını ifa için gittiği Mekke’de Hazreti Ali’nin hilâfete geçtiğini duyunca, “Aşere—i Mübeşşere”den yani sağlığında Efendimiz’in cennetle müjdelediği on sahâbeden Talha ve Zübeyr ile ittifak ederek büyük miktarda ordu ve mühimmat toplamaya başladılar. Ciddi kaynaklar Hazreti Aişe’nin muhalefetine sebep olarak Hazreti Osman’ın kanını dava etmesini gösteriyorlar (İbnü’l Esir, El Kâmil, 3. C., s. 210 vd.; İslâm Ans. “Aişe maddesi, C.1).

Hadise Basra civarlarında oldu. Cevdet Paşa, “Kısas—ı Enbiyâ”sında Hazreti Ali’nin çatışmadan önce Talha ve Zübeyr’le görüşerek, “Mukateleye hazır olmuşsunuz amma huzur—ı Bâri’de bir özür ve sebep hazır ettiniz mi? Ben sizin din kardeşiniz değil miyim?” diye sorduktan sonra Talha’ya hitaben, “Kendi haremini hanesinde terk ile Resûllah’ın (s.a.v) haremini buraya getirip de onunla birlikte mukatele mi edeceksin?” demesi üzerine Talha’nın bu sözleri makul görerek nedâmet getirdiği kaydediliyor. Zübeyr’e de aynı şekilde hitab eden Hazreti Ali, neticede bu iki mühim şahsiyeti ikna etmişse de Cevdet Paşa’ya göre oğulları cenk üzerinde ısrar etmişlerdir.
Paşa bu noktada ilginç bir tahlil yapıyor; aynen okuyalım:
“Pederler barışmak istiyor, oğulları râzı olmuyor. Doğrusu bu ki, insana mal ve evlâdı büyük fitnedir. Eshab—ı kiram, kendilerini haklı zannederek mukatele ettiklerinden ictihatlarında hata etseler bile ma’zûr olurlar. Amma dünya için cenk eden sair nâs, zâlim oldukları halde maktul olurlar.”(Kısas—ı Enbiyâ, Bedir neşriyatı, C.1, s. 516)

Harp yerinde toplam 50 bin civarında savaşçı karşı karşıya geldi; her iki tarafta da o güne kadar İslâm’a gayret ve hamiyetleriyle gönül ve baş koymuş insanlar vardı ve gariptir ki iki ordu karşı karşıya gelmesine rağmen barış için müzakereler devam ediyor ve kimse savaşa pek ihtimâl vermiyordu. Cevdet Paşa ve İbnü’l Esir çatışmanın başlamasını aynı sebebe, yani “İbni Sebe” isimli, İslâm tarihinde münafıklığı ile şöhret bulan bir adama bağlıyorlar. Yani her iki tarafa da sızan Sebe taraftarları, birbiriyle savaşmaya pek de istekli görünmeyen askerleri kışkırtarak kıvılcımı çaktırmışlar ve ardından harb kızışmıştı.
Bu izah tarzı, hadisenin garipliğine akıl yoranları tatmin edecek bir bahâne ortaya koyuyorsa da tarihi açıdan hayli su götürür tarafları vardır. Bu noktada bana göre en mükemmel kritiği yapmış olan Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi’nin “Tarih—i İslâm” isimli eserine müracaat edeceğiz (Bu eser Ziya Nur Aksun Beyefendi’nin kıymetli zeyilleri ile Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanmıştır; 2. baskı, 1984). Filibeli aynen şöyle yazıyor:
“Bu garip halet—i ruhiyenin sebebi neydi? İslâm tarihçilerinden yaşlı olanlar, bu gibi mühim bahislerde hiçbir tenkid dermeyân etmeyip ‘ihtilâf—içtihad’ terkibiyle kanaat ediyorlar. Müfrit Şiilerle müfrit Hâricîler ise ‘tekfir ve tel’in’ gibi ilim ve fenle kabil—i te’lif olmayan kabalıklarla işin içinden çıkıyorlar. Şu halde tarih yazılmış olmuyor (...) Dermeyân edeceğimiz muhakemelere ‘itikadi bir kıymet’ verilmemesini ihtar ederiz. Aşere—i Mübeşşere’den olan zâtların Peygamber’e ve dine olan samimi büyük hizmetleri ve Peygamber’in rızâsı sebebiyle Allah indinde mağfur ve makbul olmaları başka şey, hareketlerinin ve sebep oldukları vak’aların tarihi düsturlar mucibince muhakemesi yine başka şeydir. Cemel muharebesini meydana getirenlerin ortaya attıkları sebep, hiçbir vakit kabul edilemez. Onlar muharebeyi şu sebepten biriyle yapmışlardı: Ya Osman’ın katledilmesi keyfiyetinde Ali’yi methaldar gördükleri için, veyahut da şahsi garazları (s.254).”
Sair ayrıntılara girmeden haber vermeliyiz ki Cevdet Paşa’ya göre bu harpte her iki taraftan onbin civarında “maktul” vardır. İbnü’l Esir de aynı rakamı tekrar ediyor. Mübalağalı bile olsa bu rakam müthiştir; zira çatışmanın galibi Hazreti Ali, her iki tarafın maktullerini de namazlarını kıldırmak suretiyle defn ettirmiştir.
Bu hadisede Müslümanlardan başka kimse ölmemişti.
Bu trajik çatışmanın sebepleri arasında bir tane olsun itikadi ve imânî bir mesele yoktur; mesele tamamen siyasidir ve öylece anlaşılması gerekir. Hazreti Osman dahi tamamen siyasi bir ihtilaf neticesinde katledilmişti; Sıffin Harbi de öyledir. Ne var ki sözü edilen hadiseler, aynı zamanda İslâm devletinde ilk siyasi muhalefet hareketlerinin ortaya çıkmasına ve fırkalaşmasına da zemin hazırlamıştır. Siyasi olanla dini olanın iyi tefrik edilmemesi neticesinde, bu dönemde başlayan tefrikalaşma, sonraki yıllarda itikadi ayrılışların da sebebi olmuştu. (www.aksiyon.com/Ahmet Turan Alkan 05.07. 2004)

Cemel olayını en tafsilatlı ve bilimsel inceleyen kaynakların başında bu sonuncusu geliyor. Mehmet arkadaşın bahsettiği ''kıvılcımı atan yahudi''
repliği bu makalede yanıt buluyor.Tekrarlayacak olursak:
''Cevdet Paşa ve İbnü’l Esir çatışmanın başlamasını aynı sebebe, yani “İbni Sebe” isimli, İslâm tarihinde münafıklığı ile şöhret bulan bir adama bağlıyorlar. Yani her iki tarafa da sızan Sebe taraftarları, birbiriyle savaşmaya pek de istekli görünmeyen askerleri kışkırtarak kıvılcımı çaktırmışlar ve ardından harb kızışmıştı.
Bu izah tarzı, hadisenin garipliğine akıl yoranları tatmin edecek bir bahâne ortaya koyuyorsa da tarihi açıdan hayli su götürür tarafları vardır.''
Meraklısı olmayanlara uyarı:Cemel olayı hakkındaki için bu son derece sıkıcı yazıyı atlayın gitsin.

River 06-09-2005 16:07

"Copy-paste, copy paste olarak kaldığı sürece site sakinleri tarafından okunmadığı, yanıt almadığı bu siteyi kuranlar tarafından daha önce söylenmişti.En azından copy-paste yaptığın metne kendinden bir kaç paragraf katarsan okuma müşkülüne girmeğe değer bir eser ortaya çıkmış olur. Ben de çok copy-paste yapıyorum.. Ayet, hadis vb. konuyla......"
---
Bu sözlerle başlayan hitabın bana ise şunu söylemem gerekiyor Mutezile. Harun Yahya ile hiç ilgisi yok. Geneli Ünv. Öğrencisi olan bir grubun hazırladığı yazılardan alınmıştır. Ayrıca o gruba dahil olan biri olmadığımı nereden biliyorsun? Açıkçası benim amacım görüşlerini çürütmek. Bunu yapmak içinse copy-paste gerekiyorsa onu da yapmaktan çekinmem. Meseleyi farklı yönlere çekme lütfen. Sen kendi kaynaklarınla iddia ediyorsun, bende kendi kaynaklarımla cevap veriyorum. Hepsi bu.
Saygılar...

Mutezile 06-09-2005 17:42

''Açıkçası benim amacım görüşlerini çürütmek'' (River)
 
İnsanların başaltından kuyruk sokumuna kadar inen ve belkemiği olarak
adlandırılan bir Omurga'sı vardır. Homo Erectus'la birlikte çok anlam kazanmış, ve Homo sapiens'e bugünkü 'Duruş'unu vermiştir.
'Omurga' aynı zamanda bize bir insanın karakteri, etik anlayışı, hayata bakışı hakkında ipuçları veren bir sıfat olarak da kullanılmaktadır ki bu tesadüfi değildir...
Hayata, olaylara karşı belli bir 'Duruşu' imlemektedir.Omurgasız dediğimiz zaman, bahsettiğimiz insanın:Güvenilmez, içten pazarlıklı, tutarsız, ahlaki
olarak zayıf olduğunu kastederiz. Yani 'Delikanlı' değildir. Omurgalı dediğimiz zaman da:O kişinin tutarlı, mert, karakterli, ahlak anlayışı sağ-
lam biri olduğunu biliriz. Eğer 'omurga'nın yanısıra bir de güzel kalbi varsa
zaten bu da çoğumuzun DOST diye bağrına bastığı kişilerden müteşekkil
ama azınlıkta bir gruptur. Ben kendi adıma insanların milliyeti, dini, dili,
ırkı ve mukkadeslerinden çok; mert yiğit, delikanlı, tutarlı, sözünün eri,
hümanist=kısaca 'OMURGALI' olanına bakarım, yeğ turtarım.
İnsanın kendi ve çevresi ile olan ilişkilerinde, vicdan muhasebesinde, olaylar karşısında aldığı tavırda OMURGA'lı olmasını,onun İNSAN yapan hasletlerin en TEMELİ sayarım. Dini, milliyeti, mukkadesleri, eğitimi, titri vs vs ondan sonra gelir. Hani 'sen asla adam olamazsın diyen' babasına adam olduğunu göstermek için onu makamına, AYAĞINA çağıran densiz- de olduğu gibi. Adam olmak, insan olmak çok çok önemli bir haslettir. Bir de güzel bir kalbe sahipse, zaten o benim dostumdur. Sevgili River:
''Açıkçası benim amacım görüşlerini çürütmek. Bunu yapmak içinse copy-paste gerekiyorsa onu da yapmaktan çekinmem. '' (River). Bu sözleri
söyleyen River dostumun da mert, müteddeyin, Allaha teslim noktasında
örnek ( O kabul etmese de), tutarlı bir arkadaş olduğunu biliyorum.
Zaten niyetini bu kadar açık söylemesi de benim onun hakkındaki düşünce
lerimi sadece TEYİT eder niteliktedir.
Gel gör ki, senin 'Sözde Aydınlar' ve 'Kim Bu Yazar' adlı yazılarıında izledi ğin tutum, senin gibi hasletlere sahip bir arkadaşa yakışmıyor.
Yakışmadığı gibi site ahalisinide bu çirkin harekete ortak etmek amacıyla
''Bu arada malum yazarların yazdıkalrını yorumlamamışsın, herkes es geçti nedense.. Ne oldu, bilemediğimiz bir müşkül mü var yoksa ?''(River)
diyerek nifak yaratmak gibi bir Küfr'e düşüyorsun..Yani senin adını soyadı
nı, kitabını, Eserini, ZİKRETMEKTEN ISRARLA kaçındığın bir meçhul yazar-
dan alıntıladığını öne sürdüğün paragraflardan yola çıkarak metininceleme
si yapılacak; adı sanı meçhul yazar hakkında racon kesilecek, olay sonun-
da gerçekten ortaköy kahve dedikodu seviyelerine düşecek. Eminim senin de amacın bu değildir.
İnsanları ve eserlerini eleştirmek gayet doğal bir şeydir. Zaten ortaya bir eser koyan da peşinen eleştiriyi göze almış demektir. Zaten eleştirmenlik
başlı başına bir meslek dalı iken; senin yabancılarındeyişiyle ''İNCOGNİTO
'' -biz buna anonim diyoruz sanırım- bir Zat-ı Muhterem'i aslanların önüne
hadi parçalayın diye atmanı sana yakıştıramıyorum.

kaos85 06-09-2005 18:29

Yani şu siteyi buldum bulalı hiç bir forumu okurken bu kadar büüyük zulmet (karanlık) hissetmemiştim. Adam alt alta öyle bir sıralamış ki gören de herşeyi detaylı bir şekilde araştırmış da ondan sonra bu yazıyı yazmış zannedecek.

Gerçeği kasıtlı olarak gizlemeler, çarpıtmalar, yanlış bilgiler, siyaha beyaz beyaza siyah demeler, kafasına göre yorum yapmalar (İslami hükümlerle ilgili kafanıza göre yorum yapamayacağınızı kaç kere söyledim bilmem. Ben Müslüman olduğum halde kafama göre yorum yapamıyorum, adam ateist ama yorum yapıyor.) farkettirmeden iftira atmalar vs. vs. ne istersen var. Ondan sonra da cahil -ama Müslüman- birisi okuyacak ve "bu İslam kadını ne kadar da aşağılıyor" diyecek ve dininden dönecek. Adamın bu amaçla yazdığı açık seçik belli...

Burada şöyle bir genelleme de yapayım: İslam'ın kadınlarla ilgili emir ve yasaklarını çarpıtarak, yanlış yorumlayarak enjekte etmeye çalışmak kadınları İslam'dan soğutma çalışmasıdır. Aynı yöntem diğer insan gruplarında da geçerlidir. Örneğin Türkleri İslam'dan soğutmak için Türklerle ilgili hadis uydurarak sunmak (başka ülkelerde de o ülke ırkıyla ilgili ne hadisler uyduruluyor, Allah bilir).

Neyse ki beni -daha doğrusu Müslümanları- her zaman sakinleştirecek bir inancımız var: "Az kaldı(*). Öldüğünüz zaman, daha doğrusu ölümünüz yaklaştığı zaman anlayacaksınız neyin doğru neyin yanlış olduğunu." T.D. ve Müslüman olmadığı halde ölenlerin hepsi anladılar emin olun ve ebediyen anlayarak yaşayacaklar. Anlayacaklar, anlayacaklar, ebediyen anlayacaklar. Ne kadar da zevk verici!

*: Burayı okuyarak "bu bizi tehdit ediyor" falan demeyin haaa! Ben sizin neyin nesi kimin fesi olduğunuzu bilmiyorum ki nasıl tehdit edeyim?
1 dakika ömrünüz kalsa da 100 yıl ömrünüz kalsa da ölümünüz yakındır ve ölümünüze az kalmıştır. Şu ana kadar yaşamanız çok mu zor ve geç oldu. Şu an hemen geliverdi ve şu anda şu anı yaşıyorsunuz.

Mutezile 06-09-2005 18:53

Sevgili kaos85
 
İslami sitelerin diğerlerinde de zaman zaman yazıyorum. Aynı Mutezile
nicki ile. Demek oralarda pek yoksun ki beni sadece buradan tanıyorsun.
Oradaki ilginç tartışmaları buraya aktardığımda oluyor arada. Keşke bu siteyi BULMADAN ÖNCE kendi cemaatin sitelerini bulsaydın. Orda da-
muhtemeldirki- karşılaşırdık..ve yazılanları okuyunca bu kadar hayrete
düşmezdin.
Kaynak eleştirisi yapmamanı anlıyorum. Çünkü yapamazsın.
Tahrif ve kafasına göre yorum yapmakla beni suçluyorsun. Örneklemedi-
ğin takdirde ve SENCE doğrusunu yazmadığın sürece seni ciddiye almam
çok zor. ''(İslami hükümlerle ilgili kafanıza göre yorum yapamayacağınızı kaç kere söyledim bilmem. Ben Müslüman olduğum halde kafama göre yorum yapamıyorum, adam ateist ama yorum yapıyor.)'' (kaos85)..
Müslümanlık seni bir mertebe yukarı götürmüyor; ya da benden daha mu-
teber bir insan da olmuyorsun; ki senin kendi dinin hakkında konuşamaya
cak kadar bir okuma özürlüsü olduğunu düşünüyorum. Emin ol, bir İFTİRA
geldiğinde misyonerlerden ya da müsteşriklerden ben İslamı senden daha
cansiperane savunurum.
Tehdit konusuna gelince; seni ciddiye almamı bu kadar zorlaştırma ister-
sen. Ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın. Bak diğer arkadaşların ZOR
olanı deniyorlar ve bu sitede yazanlarla elden geldiğince medeni ve mert bir tartışma götürüyorlar. Bu tartışmaya girmek için biraz zahmete girmen
Kütub-u Sitteden, Fıkıh hükümlerine, Kuran Tefsir ve meallerine biraz de-
rinlemesine dalman lazım. Biraz mesai harcaman lazım. Yoksa bu şekil
''Kafirlerin ağzının payını nasıl verdim ama'' minvalinde REDDİYE'lere biz
çok alışığız ve güler geçeriz. Hadi kal sağlıcakla benim 'Kaotik' dostum


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:28 .