![]() |
Büyük Patlama’ya Karşı Bildiri
Kuşku… Ama “Descartes türü” değil! Prof. Dr. Rennan PEKÜNLÜ Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü “Bilinmeyene doğru ilerlemek için kuşku şarttır. Çözülmemiş bir problemi çözmek istiyorsak, bilinmeyene, kapıyı sonuna dek açık tutmalıyız. Düşünüyorum öyleyse varım’, Rene Descartes’ın metafizik felsefesinin ilk ilkesidir. Kartezyen kuşku yönteminin temelini oluşturur. İdealist felsefenin çarpıcı bir sav-sözüdür (slogan). Bu sav söz “düşünmenin erdem olduğunu savunmaz. Varoluş bağlamında usa (akla) birinci dereceden önem biçer. Usun dışındaki nesnel dış dünyanın varlığından kuşku duyar. 22 Mayıs 2004 tarihli New Scientist Dergisinde “Bilim Dünyasına Açık Mektup” başlığıyla bir bildiri yayımlandı. Bu bildiride Richard Fevnman’a gönderi yapılarak, ‘BİLİM KUŞKU DUYMA KÜLTÜRÜDÜR’ deniyor. Feynman türü kuşkunun ne olduğuna, Feynman’ın What Do You Care What Other Poeple Think? adlı otobiyografisinden “VALUE OF SCİENCE” (Bilimin Değeri) adlı makalesinin çevirisiyle değinmeğe çalışacağım. Ancak önce, 22 Mayıs 2004 tarihli New Scientist Dergisinde yer alan, “BİLİM DÜNYASINA AÇIK MEKTUP” başlıklı bildirinin içeriğine bakalım. Bildiride Büyük Patlama modelinin giderek artan sayıda düşsel varlıklara (hypothetical entities), diğer bir deyişle asla gözlenememiş olgu ve süreçlere dayanmak zorunda kaldığı belirtiliyor. Orneğin, Uzayın enflasyonist (şişerek) genişlemesi, karanlık madde ve karanlık enerjinin (erke’nin) varlığına dayandırılıyor.. Eğer bu “hayaletler” dikkate alınmazsa. Büyük Patlama modelinin öngörüleriyle gökbilimcilerin gözlemleri arasında ölümcül bir çelişki olacağı savunuluyor. Kuram arasındaki uyuşmazlığı gidermek icin düşsel nesnelere, “hayaletlere” bu denli sık başvurma gereksiniminin, fiziğin başka hiçbir dalında onanamayacağı belirtiliyor. Böylesi yara bantları (Batlamyus epycycle’ları) BİG BANG kuramının geçerliliğine kuşku duyulmasına neden oluyor. Büyük Patlama evren modeli, bu yara bantları olmaksızın varlığını sürdüremez. Düşsel enflasyonist genişlemeyi dikkate almazsanız, bugün gözlenen mikrodalga anlatan ışınımının yönbağımsızlığını (isotropy) açıklayamazsınız. Çünkü, Hubble yaşı dediğimiz 15 milyar yıl içinde, gökyüzünün birkaç yay derecelik bölgeleri birbiriyle NEDENSELLİK İLİŞKİSİ İÇİNDE OLAMAYACAK ve aynı sıcaklığa (2.73 K) ERİŞEMEYECEKLERDİR. Büyük Patlama modeli, bir tür karanlık madde (hayaleti) olmazsa, evrendeki madde niceliğine ilişkin çelişkili öngörülerde bulunmaktadır. Evrende gözlenen lityum. dötoryum ve helyum elementlerinin “ANORMAL” BOLLUĞUNU açıklayabilmek için, enflasyon (şişme, büyüme) denen hayalete gereksinim var. Enflasyonun gereksınım duyduğu madde yoğunluğu, Büyük Patlama sırasında gerçekleştiği savunulan çekirdek birlesmelerinden (nuclear synthesis) TÜRETİLEN YOĞUNLUĞUN 20 KATIDIR! Eğer karanlık erke (enerji) denen bir diğer “hayalet” yoksa. EVRENİN YAŞI YALNIZCA 8 MİLYAR YIL OLACAKTIR. Oysa ki, diğer gökadalarda olduğu gibi bizim gökadamızda da 8 milyar yıldan milyarlarca yıl daha yaşlı yıldızlar bulunmaktadır. Dahası da var! Büyük Patlama kuramı gözlemlerle sınayabileceğimiz bir tek nicel öngörüde bulunamıyor. Bu kuramı destekleyenlerin başarı diye sundukları şey, gözlemlerden sonra, kuramın çökmemesi için UYDURULAN BİR DİZİ AYARLANABİLİR PARAMETRELERDİR. Tıpkı, Batlamyusun Yer özekli evren modelinin çökmemesi için uydurulan epicycle’lar (‘yara bandı olarak okuyunuz!) gibi. EVRENİN TARİHÇESİNİ ANLAMAK İÇİN OLUŞTURULAN TEK ÇERÇEVE BÜYÜK PATLAMA DEĞİLDİR. HEM PLAZMA EVRENBİLİMİ HEM DE DURGUN DURUM MODELİ, BAŞLANGIÇ VE SONU OLMAYAN, SÜREKLİ EVRİM GEÇİREN BİR EVREN HİPOTEZİ KULLANMAKTADIR. Bunlar ve diğer evren modelleri evrendeki temel süreçleri -hafif element bolluklarını, gökada kümeleri ve gökada süperkümeleri gibisinden büyük ölçekli yapıların oluşumunu, kozmik mikrodalga ardalan ışınımını, gökadaların kırmızıya kaymalarının uzaklıkla nasıl arttığını- açıklayabilmektedir. Bu modeller Büyük Patlamanın yapamadığını da yapmış, son zamanlarda gözlenen bazı süreçleri öngörebilmiştir. Büyük Patlama yanlıları, bu başarılı modellerin, evrenbilim bağlamında yapılan tüm gözlemlerin, açıklayamayacağını öne sürebilirler. Bu savunu hiç de şaşırtıcı olmaz. ÇÜNKÜ BÜYÜK PATLAMA DIŞINDAKİ ÇALIŞMALAR DESTEKLENMEDİKLERİ İÇİN GELİŞMELERİ SEKTEYE UĞRATILMIŞTIR. Şurası yadsınamaz ki, bu modeller ve Büyük Patlamanın eksik, aksak yanları, bugün bile tartışılamaz ve incelemeye alınamaz. Evrenbilim konferanslarında düşüncelerin açık açık tartışması yapılamıyor. Richard Feynman’ın deyişini anımsayınız:“Bilim kuşku duyma kültürüdür”. Günümüz evrenbilim topluluğunda kuşku ve karşı görüşlere hoşgörüyle bakılmıyor ve genç bilim insanları ne yazık ki, standart Büyük Patlama’ya ilişkin olumsuz bir şey söylemeyip sessiz kalmayı öğrendiler! BÜYÜK PATLAMA’YA İLİŞKİN KUŞKULARI OLANLAR, BU KUŞKULARINI DİLE GETİRDİKLERİNDE, PROJELERİNE SAĞLANAN PARASAL DESTEĞİ YİTİRMEKTEN KORKUYORLAR. Yapılan gözlemlerin yorumu da bu yanlı filtrelerden süzülüyor. GÖZLEM YORUMLARI BÜYÜK PATLAMA’YI DESTEKLER YÖNDEYSE “DOĞRU”, DEĞİLSE “YANLIŞ” OLARAK DEĞERLENDİRİLİYOR. Bu yaklaşımla, kırmızıya kaymalara, lityum ve helyum bolluklarına, gökada dağılımlarına ve diğer gözlemlere ilişkin yorumlar ya dikkate alınmıyor ya da bunlarla dalga geçiliyor. BU TAVIRLAR, ÖZGÜR BİLİMSEL ARAŞTIRMA RUHUNA YABANCI, DOGMATİK BİR USUN ORTAYA ÇIKTIĞINI GÖSTERİYOR. Bugün, evrenbilimin parasal ve deneysel gözlemsel kaynakları Büyük Patlama çalışmalarına akıtılmaktadır. Parasal desteklerin kaynağı oldukça azdır; bilimsel makaleleri değerlendiren komitelerin hepsinde Büyük Patlama yanlıları baskın konumdalar. Sonuç olarak, evrenbilim alanında Büyük Patlama kendini korumaya almış, kuramın bilimsel geçerliliğinin sorgulanmasından bağışık kalmıştır. Parasal desteklerin Büyük Patlama’nın geçerliliğini araştıran ve ona seçenek olan modellere ilişkin çalışmalara verilmesi, evrenin tarihini saptamaya yönelik bilimsel sürecin başlamasını sağlayacaktır. Evet, bu bildirinin altında bu bildiriye imza atan bilim insanlarının isim listesi var. ÇOĞU NOBEL ÖDÜLLÜ, değişik ödül almış, alanında başarılı bilim insanları. Vurgu, yine ünlü, Nobel ödüllü bir kuantum fizikçisi olan Richard Feynman’ın “Bilim kuşku duyma kültürüdür” saptaması üzerine yapılmış. Bu yazı ve takip eden yazı Bilim ve Gelecek Dergisinin Kasım 2004 sayısından alınmıştır. saygılarımla |
Şimdi Feynman’ın “VALUE OF SCİENCE” (Bilimin Değeri) başlıklı makalesini okuyalım:
http://www.akilcagi.com/wordpress/wp...rd-feynman.jpg “VALUE OF SCİENCE” (Bilimin Değeri) Bilimsel bilgiyle her türlü şeyi yapabiliriz. Kuşkusuz eğer iyi şeyler yaparsak, övgü yalnızca bilime değil, bizi iyi şeyler yapmaya iten tinsel (moral) seçimimize de düzülür. Bilimsel bilgi bizim iyi veya kötü şeyler yapabilmemizi sağlayan bir güçtür. Ancak, bu gücü nasıl kullanacağımıza ilişkin bir yol gösterici içermez! “Honolulu’ya yaptığım bir gezi sırasında, Budist tapınağında, bu dini turistlere anlatmakla görevli rehber, bize söyleyeceği bir şeyi yaşamımız boyunca unutmayacağımızı dile getirdi -ve ben de asla unutmadım!- Bu bir Budist özdeyişiydi; “TÜM İNSANLARA CENNETİN KAPISININ ANAHTARI VERİLMİŞTİR; AYNI ANAHTAR CEHENNEMİN KAPISINI DA AÇAR” “Öyleyse cennetin anahtarının ne değeri var? Eğer hangisinin cennet hangisinin cehennem olduğunu bildirecek bir el kitabımız, yol göstericimiz yoksa, o anahtar, çekinceli bir nesne olabilir. Ancak anahtarın değerli olduğu kuşku götürmez; onsuz cennete nasıl gireriz? “Anahtar yoksa, onun nasıl kullanılacağına ilişkin yol göstericinin ne yararı olabilir? Kısacası, BİLİMİN DEVASA BOYUTLARDA KORKUNÇ ŞEYLER ÜRETEBİLECEĞİ OLASILIĞINA KARŞIN, İYİ ŞEYLER DE ÜRETEBİLECEĞİNDEN, DEĞERİ VARDIR. “Bilimin bir başka değeri, ‘entelektüel keyif’ denilen bir eğlence üretmesidir. Bu keyfi kimileri okuyup, öğrenip, düşünmekten, kimileri de onun üzerine çalışmaktan alır. Bu keyif, bizi, ‘bilimin toplum üzerine olan etkisini düşünme sorumluluğuna davet’ edenlerin, üzerinde yeterince durmadığı önemli bir noktadır. Sözü edilen yalnızca kişisel bir keyif değildir. Toplumun amacını da düşünen bir sorumluluktur. Bu sorumluluk, ele alınan sorunları, insanların keyif alacağı bir düzende sunmak mıdır? Eğer öyleyse, bilimin keyfini çıkarmak, diğer herhangi bir şey denli önemlidir. “Bu arada, bilimsel çabamızın bir ürünü olan dünya görüşünün değerini de küçümsemek istemiyorum. Bu görüşler bizi, geçmişteki ozanların, düş zenginlerinin düşlediklerinden çok daha zengin ve görkemli şeyler imgelemeye yöneltti. Bilim, doğanın imgelem gücünün insanınkinden daha büyük olduğunu gösterir. “HENÜZ BİLİMSEL BİR ÇAĞI YAŞAMIYORUZ” “Örneğin, çoğumuz için uzayda milyarlarca yıl boyunca kendi ekseni çevresinde dönen bir gökcismi, dipsiz denizdeki bir kaplumbağanın sırtında duran filin üstündeki dünyadan daha kayda değerdir. Bunları yalnızken çok düşündüm; eminim ki çoğunuz da benzer düşünceler geliştirdiniz. Bizim düşüncelerimizi geçmiştekiler yaşayamazlardı, çünkü bizim bugünkü düşünce dokumuza sahip değillerdi. Günümüz evren modelinden kimse esinlenmiyor mu? Bilimin bu değerine şarkıcılarımız şarkı yazmıyor. Bir şarkı veya şiir yerine akşam konferansları dinliyoruz. Henüz bilimsel bir çağı yaşamıyoruz. Bu sessizliğin nedenlerinden biri, müziğin notalarını okumayı bilmeyişimiz olabilir. Örneğin, bilimsel bir makale, ‘Farenin cerebrumundaki radyoaktif fosfor niceliği iki hafta içinde yarıya iner’ gibi bir saptamada bulunabilir. Hadi bakalım!… Şimdi bu ne anlama geliyor? Bunun anlamı şudur: Farenin (hem de benim ve de senin) beynindeki fosfor iki hafta önceki fosfor değil. BEYİNDEKİ FOSFOR ATOMLARI SÜREKLİ YENİLENİYOR: DAHA ÖNCE ORADA OLANLAR ARTIK YOK!… GİTTİLER! ‘ÖYLEYSE US DEDİĞİMİZ ŞEY NEDİR? Bilince sahip bu atomlar neyin nesidir? Geçen hafta afiyetle yediğimiz patates mi? Bu atomlar, bir yıl önce benim beynimde neler olup bittiğini anımsayabiliyor! Öyle bir us ki yerine çoktan yenisi kondu. “BİREYSELLİĞİM DEDİĞİM ŞEY BİR TÜR DANS. Beynime gelen atomlar dans eder, sonra çeker gider. Daima yeni atomlar gelir; ancak hepsi de aynı dansı eder, dünkü dansı anımsayarak. “Bir gazete haberinde, ‘Bilim insanları bu bulgunun kanserin sağaltımı araştırmalarında önemli olabileceğini söyledi’ saptamasını okuruz. Gazete düşüncenin kullanımıyla ilgilenir, düşüncenin kendisiyle değil! Çok az kişi düşüncenin önemini kavrar. inanılır gibi değil! Çocuklardan bazıları düşünceyi yakalar. Eğer bir çocuk böylesi bir düşünceye takılırsa, elimizde bir bilim insanı var demektir. Bu çocuklar düşünceyi yakalama erdemine üniversitelerde ulaşırsa çok geç kalmışlar demektir. Bu nedenle, düşünceleri çocuklara açıklamayı denemeliyiz. ‘BİLİM KUŞKU DUYMA KÜLTÜRÜDÜR’ ‘Şimdi bilimin üçünce değerine değinelim. Bu deneme, biraz dolaylı olacak, ama çok değil! Bilim insanının, bilgisizlik, kuşku ve emin olmama durumlarına ilişkin derin deneyimleri vardır. Bu deneyim çok önemlidir. Bilim insanı bir sorunun yanıtını bilmiyorsa, o konuda bilgisizdir. Sonuca ilişkin bir kuşkusu varsa, emin değil demektir. Ve sonucun nereye ulaşacağından son derece emin olsa bile hala belli kuşkuları vardır. İlerleyebilmemiz için bilgisizliğimizin ayırdında olmanın ve kuşkuya yer bırakmanın son derece önemli olduğuna inanıyoruz. Bilimsel bilgi, değişik derecelerde kesinliğe sahip -bazıları kesin olmayan, bazıları hemen hemen kesin ama hiçbiri mutlak kesinlik göstermeyen- önermeler yumağıdır. “Biz bilim insanları bu durumlara alışığız. ‘Emin olmamak’ bizim için son derece doğaldır. Bazı şeyleri yaşıyor olmamıza karşın onlara ilişkin bilgisiz kalmak bizim için üzücü değildir. Ancak durumun böyle olduğunun herkes ayırdında mı emin değilim. KUŞKU DUYMA ÖZGÜRLÜĞÜMÜZ BİLİMİN ERKEN DÖNEMLERİNDE OTORİTEYE KARŞI VERDİĞİMİZ SAVAŞIMDAN DOĞDU. Bu oldukça derin ve çetin bir savaşımdı: Soru sormamıza, kuşku duymamıza, emin değilim dememize izin verin. Bu savaşımı unutmamamız, kazandıklarımızı yitirmememiz gerek. Topluma olan sorumluluğumuz burada yatıyor. “insanlığın devasa gizilgücünü bilip, bugüne dek yapabildiklerinin azlığı karşısında üzüntüye kapılıyoruz. Insanlar her çağda hep, ‘Daha iyisini yapabilirdik’ diye düşünüyor. Evrensel bir eğitim anlayışıyla herkesi Voltaire yapabilir miydik? İyiyi öğretebildiğimiz gibi kötüyü de etkin bir biçimde öğretebiliriz. EĞİTİM GÜÇTÜR, ANCAK BU GÜÇ İYİYE DE KÖTÜYE DE KULLANILABİLİR. “Uluslararası düzeyde kuracağımız iletişim birbirimizi daha iyi anlamamıza yardımcı olmalıdır. Düşlerimizden biri de budur. Ancak iletişim yollarımız çarpıtılabilir. ilettiğimiz şey gerçek veya gerçek dışı olabilir. İLETİŞİM DE BİR GÜÇTÜR, ANCAK O DA EĞİTİM GİBİ HEM İYİYE HEM DE KÖTÜYE KULLANILABİLİR. “Uygulamalı bilimler insanlığı en azından maddi sorunlarından kurtarmalı. Tıp ve eczacılık hastalıkları denetler. Bu alanda bugüne dek iyi kazanımlar elde ettik. Ancak bazı insanlar hala, yarınki savaşlarda kullanılacak ve büyük yaralar açacak olan zehirler üzerine ısrarla çalışıyor. “Çoğumuz savaş istemiyoruz. Hepimiz barışı düşlüyoruz. İnsan sahip olduğu devasa olanakları barış zamanında geliştirebilir. Ancak gelecek nesiller barışta da iyi ve kötü yanlar bulacaklar. Belki barışseverler sıkıntıdan kendilerini içkiye vuracaklar. O zaman belki de alkol en büyük sorunumuz olacak. “Şurası açıktır ki, barış büyük bir güçtür; bunun yanı sıra, ayıklık, maddi güç, iletişim, eğitim, dürüstlük ve ütopyalar da güçtür. Biz bugün geçmiş nesillerin elinde bulunduğu güçlerden çok daha fazlasına sahibiz ve çoğundan daha iyi durumdayız. Ancak, başarabildiklerimizle karşılaştırdığımızda yapmamız gerekenlerin boyutu da oldukça büyük.“Niçin? Niçin kendimizi aşamıyoruz? Çünkü görüyoruz ki, ELİMİZDEKİ GÜÇLER VE YETENEKLER, ONLARI NASIL KULLANACAĞIMIZA İLİŞKİN BİR YOL GÖSTERİCİ İÇERMİYOR. Bir örnek olarak, fiziksel dünyanın nasıl davrandığına ilişkin bilgi birikimimiz, bazılarını bu davranışların anlamsız olduğu yönünde ikna ediyor! “BİLİM İYİYİ VEYA KÖTÜYÜ DOLAYSIZ OLARAK ÖĞRETEMEZ. Geçmişte insanlar yaşamın anlamını bulmaya çalıştılar. Eylemlerine bir yön ve anlam verildiğinde büyük bir insan gücünün açığa çıkacağını gördüler. Böylece yaşamın anlamına ilişkin birçok yanıt bulundu. Ancak yanıtlar birbirinden farklıydı ve bir görüşün savunucuları diğer görüşe inananların eylemlerini korkuyla izlediler. Korkuyla, çünkü hemfikir olmayanlar açısından insanların devasa gizilgüçleri yanlış ve çıkmaz sokaklara kanalize edildi. “Filozoflar, insanlığın görkemli ve devasa yeteneklerinin ayırdına, ancak yanlış inançlar sonunda yarattığı çirkinlikleri gördüklerinde vardılar! Oysa ki düşlediğimiz şey, bizi tıkanıklıktan kurtaracak açık bir kanal bulmaktı. “Tüm bunlar ne anlama geliyor? Varlığımıza ilişkin gizemi dağıtmak için ne söyleyebiliriz? Eğer her şeyi, yalnızca eskilerin bildiklerini değil, bugün bizim bildiğimiz ama onların bilmediklerini de dikkate alırsak, samimi olarak onamalıyız ki, BİLMİYORUZ. Ancak bu gerçeği onamakla belki de aradığımız açık kanalı bulduk. Bu yeni bir düşünce değil; bu us çağının düşüncesi! Bu, bugün içinde yaşadığımız demokrasiyi ortaya çıkaran insanlara önderlik eden felsefedir. Bu felsefe, toplumun nasıl yönetileceğinin bilinmemesi üzerine, yeni düşüncelerin gelişmesine, denenmesine, başarılı olunamadığında bırakılmasına izin verecek bir yönetim dizgesinin nasıl oluşturulması gerektiği düşüncesinden doğdu. Deneme yanılma yöntemi. Bu yöntem 18. yüz yılın sonlarında bilimin kullanıp başarılı olduğu bir yöntemdi. Yararı, o zamanlar toplumsal sorunlarla ilgilenenlerce de görülmüştü. Olasılıklara açık olmak bir şanstı. Bilinmeyene doğru ilerlemek için kuşku şarttı. Çözülmemiş bir problemi çözmek istiyorsak, bilinmeyene, kapıyı sonuna dek açık tutmalıyız. insanlığın henüz başlangıcındayız. Sorunlarla boğuşmak usdışı bir davranış değil. Önümüzde binlerce yıl var. Bizi, elimizden geleni yapma, öğrenme, çözümleri geliştirme ve gelecek nesillere aktarma sorumluluğu bekliyor. Gelecek nesillere özgürlükler bırakmamız gerekiyor. insanlığın bu erken aşamalarında gelişmemizi uzun süre askıya alabilecek yanlışlara düşebiliriz. Eğer tartışmaları, eleştirileri engeller, ‘Arkadaşlar, işte yanıt budur! İnsanlık kurtuldu!’ dersek, insanları uzun süre yetkenin zincirlerine vururuz, onları bugünkü imgelem sınırlarımızla kısıtlarız. Bizden önce bu tür yanılgılara çok düşüldü. “Bilim insanları olarak, BÜYÜK İLERLEMELERİN BİLGİSİZLİK FELSEFESİNDEN GELDİĞİNİ, düşünce özgürlüğünün meyvesi olarak ilerlemenin doğduğunu, bu özgürlüğün değerini yüceltmeyi, kuşkudan korkulmaması gerektiğini ve gelecek nesiller adına kuşku duyma özgürlüğünün değerini bilmemiz gerekir”. KAYNAKLAR 1) Richard F. Feynman, What Do You Care What Do You People Think?, W.W. Norton NY, 1988. 2) New Scientist, 22 Mayıs 2004. |
Büyük patlama teorisiyle ilgili itiraz mahiyetinde internette bir yazı okumustum.Lawrenceville Plasma Physics başkanı Eric Lerner ,Şili’deki Avrupa Güney Gözlemevi araştırmacılarından Riccardo Scarpa ve daha birkaç bilim insanının konuya ilişkin fikirlerini belirten bir yazı.Yazının başlığını ve linki aşağıya yapıştırdım.Kanımca, Big bang tarihin tozlu raflarında yerini almaya yaklaşıyor.
Yoksa Büyük Patlama (Big Bang) Hiç Olmadı mı? http://www.ido-forum.org/uzay-astron...olmadi-mi.html |
Bigbang bilimselliği ,bilim çevrelerinde red noktasına çoktan gelmiş bir teori .Burası çok önemlidir.
Ülkemizde Hy yi evrime saldırtan güçlerle Hawkingin teorisine destek veren güçler aynı güçlerdir..Kara delik ,Solucan deliği ,Zamanda yolculuk fantezilerini içinde barındıran teori asla bilimsel olmaz .Hawkingin kendisi bile yaptığı şarlatanlığın farkında olup.Sanıyorum utancınıda yaşıyor ,lakin dünyada ikinci Einstein diye reklamının yapılması .Bilim kurgu teorilerinden kazandığı başarı ve maddiyat ,ldığı şaibeli ödüllerin sarhoşluğu çok tatlı olmalı. Biz bilim dostlarının Bigbangin iç yüzünü halkımıza göstermek boynumuzun borcu olmalı diye düşünüyorum.Hawking batının eşofman üstü mayo giyen çakma süpermenidir.Arkadaşım bu bildiriye yer verdiğin için çok teşekkür ederim.Bildiride imzası olan bilim insanlarınıda eklerseniz sevineceğim. Bu arada Aydın bilim adamlarımızdan bir ricamı söylemek istiyorum .Susmayın yazın öğrenelim .sizlerden bunu beklemek hakkımız diye düşünüyorum .Ateist kardeşlerimden ricam bu konuyu sahipsiz bırakmayın.Aydınlarımız bile büyük patlama masalını ezber edinmiş.Teizmin hayat damarı olan mistik Bigbang Ve zamanın bükülmesi palavralarının teşhiri çok önemli bir husustur Tüm aydınlık insanlara saygılarımla |
Alıntıladığım birkaç Bigbang eleştirisi
1) Statik evren modelleri, eldeki verilere genişleyen evren modellerinden daha iyi uyuyor. 2) Kozmik arkaplan radyasyonunun Big Bang'den kalma bir artık olduğu fikrinden ziyade, uzay boşluğunun yıldızların ışığı tarafından ısıtılması yoluyla oluştuğu açıklaması daha akla yatkın. 3) Elementlerin oluşumunu açıklamak için Big Bang modelinde çok fazla parametre ayarlaması yapmak gerekiyor. 4) Evrenin Big Bang teorisine göre hesaplanan yaşı (15-20 milyar yıl) evrende gözlenen büyük yapıların (galaksi grupları) ve onların arasındaki büyük boşlukların oluşmasına yetecek kadar fazla değil. 5) Kuasarların ortalama ışık şiddetinin zaman içinde tam belli bir şekilde azalması gerekiyor ki, ortalama parlaklıkları tüm kızıla kaymalarda aynı kalsın. (Ki böyle birşeyin olasılığı çok düşük). 6) Galaksi gruplarının yaşı, evrenin yaşından daha büyük gözüküyor. 7) Galaksilerin yerel hareketleri, her tarafı üniform olması gereken bir sonlu evren modeli için fazla yüksek görünüyor. 8) Big Bang teorisine göre, evreni oluşturan asıl baskın maddenin, içeriği ve varlığı belirsiz olan "kara madde" olması gerekiyor. (Kara maddenin normal maddeden çok daha fazla olması gerekiyor). 9) Gözlenen en uzak galaksiler (ki bunların en eski galaksiler olması gerekiyor) galaksilerin evrimi konusunda yeterli kanıt göstermiyor. (Yani daha yeni galaksilerle aynı gelişmişlik düzeyinde görünüyorlar, ki Big Bang teorisine göre zaman içinde galaksilerin evrim geçirmiş olmaları gerekiyor). Ve bunların bazıları en sönük kuasarlardan daha yüksek bir kızıla kayma gösteriyor. 10) Günümüzde gözlediğimiz açık evren eğer başlangıç anına döndürülseydi, evrende gözlenen maddenin gerçek yoğunluğunun kritik yoğunluğa oranının 1'den sadece 10 üzeri 59'da bir kadar farklı olması gerekirdi. Daha fazla bir fark ya çoktan kendi üzerine çökmüş, ya da çoktan dağılıp gitmiş bir evren ortaya çıkartırdı. |
Alıntı:
yine de elimden geldiğince bu terimi anlamaya çalışacağım.. saygılar.. |
sayın mahirizz siz de evrime masal diyorsunuz aynı anlam işte
|
Bilimde teoriler olguları açıklamak için kurgulamalardır .Her teori yanlışlanana kadar doğru olarak kabul edilir Bigbang evreni açıklamaya dönük bir teoridir ve bu teorinin açıklamalarının Boşlukları ortaya konmuştur.Boşlukları ortaya konulan teoriler .masaldır.Sürekli yeni çelişkileri ortaya konmuş olan teori .Ya ayakları yere basar hale getirilecek yada yerini daha tutarlı yeni teorilere bırakacaktır.
Hawking ve hocası Prof. Doger Penrose ait Big bang konusunda aynı fikirde idi .Prof. Doger Penrose şimdiden Döngüsel evren modelini savunur hale gelmiştir. Ayrıca teori bu gün ortaya çıkış anına göre oldukça farklı bir noktaya gelmiş. Kurgusal fenomenlerle yaşatılmaya çalışılmaktadır(Kara madde vs ) Yani maslal her geçen gün akılcılığını yitirmektedir http://bks9.books.google.com/books?i...r&img=1&zoom=1 |
Alıntı
Büyük Patlama “Seçeneksiz” olma ayrıcalığını nasıl kazandı? Halton C. Arp, gökada ötesi cisimlerin “büyük kırmızıya kaymalarının” bu cisimlerin “çok uzakta” veya “yüksek hızlara” sahip olduklarına veya “genişleyen evrene” değil, yalnızca “genç” olduklarını işaret ettiğini savunuyor. Samanyolu gökadasının da içinde bulunduğu yerel gökada kümesinde, sanılandan daha fazla gökada bulunuyor. Arp’ın gözlemlerinden önce, yalnız kırmızıya kayma ölçümlerinden türetilen hızları 300 km/s den küçük olanlar yerel gökada kümesinin üyeleri olarak alınıyordu. Ancak Arp’ın gözlemleriyle birlikte daha büyük kırmızıya kayma gösteren cüce gökadaların, yerel gökada grubunun bulutsusuyla etkileşen gökadaların ve ışık hızından daha hızlı deviniyormuş gibi görünen jetlere sahip, kuazar benzeri 3C 120 nin de yerel gökada grubu üyesi olduğu anlaşıldı. Bu durumda 3C 120 nin jetlerini yanlı bir varsayımla açıklamaya gerek kalmadı; bu gökada, yerel gökada kümesinin bir üyesidir ve jetlerinin hızı ışık hızından daha düşük hızlardadır. Arp, “çarpışan gökadalar” kavramının yanıltıcı olduğuna, bu kavram yerine evrimsel bir süreç olan “madde fırlatan gökada” kavramının kullanılması gerektiğine işaret ediyor. Gökadaları yutan Yam yam kara delikler de Arp’a göre Büyük Patlama fantezilerindendir. Yüksek erkelere sahip kütleler sergileyen gökadalar gözlediğimizde, yeni nesil kuazarların, gökada gruplarının ve yoldaş gökadaların doğumuna tanık oluyoruz. Yine Arp’a göre, gözlenemeyen “yitik kütle” Büyük Patlama’ya göre evrenin %99 denlisini oluşturmuyor. Arp, şimdilerde “karanlık madde” olarak tanımlanan bu hipotetik nesnelerin gerçekte varolmadığını savunuyor. Evrenin yaşının genişleyen bir evrenden tekil noktaya geri giderek hesaplanamayacağını da sözlerine ekliyor. Yüksek kırmızıya kayma gösteren kuazarların, gökadaların ve gökada kümelerinin uzaklıklarının, kütlelerinin ve ışıtmalarının kırmızıya kaymadan farklı bir işlevle yeniden hesaplanması gerektiğini vurguluyor. Arp kuazarların evrendeki en parlak gökcisimleri olmadığını, yıldızlardan daha parlak ancak gökadalardan daha sönük olduklarını savunuyor. Şekil 1. Özekteki görüntü önalanda mercek görevi gören gökadanın, çevresindeki dört görüntü de ardalandaki kuazarının çekimsel merceklemeyle oluştuğuna inanılan görüntüleri. Arp’a göre, ardalandaki kuazar veya gökadaların “çekimsel mercekleme” olayı özünde madde fırlatılmasıdır. “Einstein cross” (Şekil 1) olarak bilinen durumda bu madde fırlatma olayının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanıtlandığını savunuyor. Bir tek kuazarın 4 görüntüsünün önalandaki, daha düşük kırmızıya kayma gösteren gökadanın çevresinde yığıldığı varsayılıyor. Ancak Arp, yüksek kırmızıya kayma gösteren hidrojen köprüsünün “iki kuazar görüntü”sünü birbirine bağladığına ve önalandaki gökadanın özeğinden geçtiğine dikkat çekiyor. Bu durum, kuazar görüntüsü olarak yorumlanan görüntülerin aynı kuazara ait olduğuna işaret etmiyor; ayrıca sözü edilen kuazar da ardalanda değil! Büyük patlamanın temellerini sarsan bu görüşleri sonucunda Halton Arp’a dünyanın önde gelen teleskoplarına proje sunmama yasağı gelmiş. Arp, “Quasars, Redshifts and Controversies” adlı kitabında bu gerçeklere çarpıcı bir biçimde değiniyor. Çalışmalarını günümüzde Garching’deki Max Planck Enstitüsü’nde sürdüren Halton C. Arp “bilim” dünyasının bu yasakçı yaklaşımı nedeniyle Galileo’ya benzetiliyor. 22 Mayıs 2004 tarihli New Scientist dergisinde “Bilim Dünyasına Açık Mektup” başlıklı yazısında şu görüşleri dile getiriyor: “Bugün Büyük Patlama (BP) modeli geçerliliğini kanıtlayabilmek için çok sayıda hipotetik nesne ve süreçlere gereksinim duyuyor – bunların içinde en çok enflasyon, karanlık özdek ve karanlık erke öne çıkıyor. Bu hipotetik nesne ve süreçler olmazsa gözlemlerle BP öngörüleri ciddi çelişki içine girer. Fiziğin hiçbir dalında gözlemlerle kuramın tutarlı kalabilmesi için bu denli çok hipotetik nesne ve süreçlere başvurulmaz ve kuramın geçerliliğine kuşkuyla bakılır...Richard Feynman, ‘Bilim kuşku duyma kültürüdür’ der. Ancak bugün evrenbilimde kuşkuya ve karşı görüşlere izin verilmiyor. Genç biliminsanları standart BP modeline karşı olumsuz bir şeyler söylememeyi öğrendiler. BP modeline kuşkuyla bakanlar burslarının kesilmemesi için sessiz kalmayı yeğliyorlar”. |
Bilimsel kuramlar, nesnel olgulara dayanır. deneylenebilir, gözlemlenebilir, sınanabilir dair açıklamalardır. Kuramın kendisi, dayanağı olan olgunun yerine geçemez. örneğin Big Bang bir kuramdır, evrenin kendisi değil. Bilimsel kuramın her şeyden evvel sınanabilir(doğrulanabilir, yanlışlanabilir) verilere dayanması gerekir. Bu anlamıyla nasıl ki din ile bilim bağdaşmaz ise, bilimsel kuramlarla, teolojik kuram ya da kurgular bağdaşmazdır.
Big-Bang konusunda yapılan eleştirilerden bir tanesi de dildeki teolojik etkidir, hatda iddialarında kilise bağı üzerinden, yaratılış-akıllı tasarım etkisi gibi daha ileri gidenlerde var. Bazı kuram eleştirmenleri evrenden daha yaşlı gökadalar olduğunu söylemektedirler, bazıları da evrenin teorideki haliyle genişlemediğini belirtmektedirler... http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/gost...spx?id=-147704 "Halton Chip Arp'ın görüşleri İkincisi, kozmolojik hipoteze göre, birbirinden olabildiğince farklı kırmızıya kayma sergileyen iki gökcisminin Yer'deki gözlemciden aynı uzaklıkta bulunması olanaksızdır. Halton Chip Arp 1949 yılında Harvard College'dan mezun olur. 1953 yılında California Institute of Technology'de doktorasını tamamlar. 29 yıl süreyle Mt. Wilson ve Palomar gözlemevlerinde kadrolu çalışır. 1980-1983 yılları arasında Astronomical Society of the Pacific topluluğunun başkanlığını yapar. Yaptığı çalışmalardan dolayı, Helen B. Warner, Newcomb Cleveland ve Alexander von Humboldt ödüllerini alır. Günümüzde de etkin olan bilimsel yaşamına 1965 yılında başlar ve çoğu Astrophysical Journal, Astronomy & Astrophysics adlı birinci sınıf gökbilim dergilerinde olmak üzere birçok makalesi yayınlanır. Bulguları, evrenbilimin ana akıntısındaki görüşleri çürüttüğünden ünlü gözlemevlerindeki teleskop zamanı elinden alınmış, bilimsel makaleleri yıllarca bekletildikten sonra ya basılmamış ya da basılabilmesi için "bilimsel ödünlerde" bulunması istenmiştir! Bilimsellikten ödün vermeyen Arp kendi deyişiyle, "Bilimsel sonuçların standart bilim dergilerinde yayınlanması ve tartışılması engellenince yapacak bir tek şey kalıyor: kitap yazmak." demiştir. Bunun üzerine Halton Chip Arp, 1987 yılında Interstellar Media adlı yayıneviyle anlaşarak Quasars, Redshifts and Contraversies adlı kitabını yayınlatır. Bu kitapta Big Bang evren modelini yanlışlayan birçok gözlemsel veri yer almaktadır. Kitabın iletisi son derece açıktır: "Gözlemsel veriler kırmızıya kaymanın kuazarlar için iyi bir uzaklık ölçeği olmadığını gösteriyor. Bugün elimizdeki zengin veriler yalnızca kuazarların değil çoğu gökadaların da görünürdeki parlaklık-kırmızıya kayma bağıntısına yani Hubble bağıntısına uymadığını göstermektedir." "Evren genişliyor mu?" Bilim Ve Gelecek Sayı:34, Prof.Dr. E. Rennan Pekünlü. Bir vurgu adına bu alıntıyı ekliyorum ve önemli dediğim yerleri vurgulu hale getirdim. Komplo değildir :) |
Sevgili Spartaküs Katkın beni çok sevindirdi Büyük patlama teorisinin geçersizliğini gösteren kanıtlar o kadar çokki Bizlerin Ve hatta tüm yurtsever bilim insanlarının Gerçeğin savunulması için çok çaba sarfetmemiz gerekli hale gelmiştir
.Stefan Hawkingin bazı merkezlerle şişirilen bir balon olması onun dehasından değil kaypaklığındandır Ayrıca karanlık güçler onun sağlık durumunuda propoganda malzemesi yapmıştır.Bigbangi savunan güçlerle evrime saldıran güçler aynı güçlerdir. Sadece bu konuyla ilgili ayrı bir başlık açılmalı ve Evrim teorisi kadar önemsenmeli diye düşünüyorum . Bu konu bilimin geleceği ilede doğrudan ilgilidir |
Bu bildiriye imza atan bilim insanlarının isim listesi var.
ÇOĞU NOBEL ÖDÜLLÜ İmza : Halton Arp, Max-Planck-Enstitüsü Kürk Astrophysik (Almanya) Andre Koch Torres Assis, Campinas Devlet Üniversitesi (Brezilya) Yuri Baryshev, Astronomi Enstitüsü, St Petersburg Devlet Üniversitesi (Rusya) Ari Brynjolfsson, Uygulamalı Radyasyon Industries (ABD) Hermann Bondi, Cambridge Churchill College Üniversitesi (İngiltere) Timothy Eastman, Plazma International (ABD) Chuck Gallo, Superconix, Inc (ABD) Thomas Gold, Cornell Üniversitesi (emekli) (ABD) Amitabha Ghosh, Hindistan Teknoloji Enstitüsü, Kanpur (Hindistan) Walter J. Heikkila Dallas, Texas Üniversitesi (ABD) ..................................... ............ 10 Michael Ibison, Austin, İleri Araştırmalar Enstitüsü (ABD) Thomas Jarboe, Washington Üniversitesi (ABD) Jerry W. Jensen, ATK tahrik (ABD) Menas Kafatos, George Mason Üniversitesi (ABD) Eric J. Lerner, Lawrenceville Plazma Fiziği (ABD) Paul Marmet, Astrofizik ve Herzberg Enstitüsü (emekli) (Kanada) Paola Marziani, Istituto Nazionale di Astrofisica, Osservatorio Astronomico di Padova (İtalya) Gregory Meholic, Aerospace Corporation (ABD) Jacques Moret-Bailly, Université Dijon (emekli) (Fransa) Jayant Narlikar, IUCAA (emekli) ve College de France (Hindistan, Fransa) ........................ 20 Marcos Cesar Danhoni Neves, Maringá Devlet Üniversitesi (Brezilya) Charles D. Orth, Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı (ABD) R. David Pace, Lyon College (ABD) Georges Paturel, Observatoire de Lyon (Fransa) Jean-Claude Pecker, College de France (Fransa) Anthony L. Peratt, Los Alamos Ulusal Laboratuvarı (ABD) Bill Peter, BAE Systems İleri Teknolojiler (ABD) David Roscoe, Sheffield Üniversitesi (İngiltere) Malabika Roy, George Mason Üniversitesi (ABD) Sisir Roy, George Mason Üniversitesi (ABD) ......................................... ........................... 30 Konrad Rudnicki, Jagiellonian Üniversitesi (Polonya) Domingos SL Soares, Minas Gerais Federal Üniversitesi'nden (Brezilya) John L. West, Jet Propulsion Laboratory, California Institute of Technology (ABD) James F. Woodward, California State University, Fullerton (ABD) Yayınlanmasından bu yana açık mektup Yeni imzalayanlar Bilim adamları ve Mühendisler Jorge Marao Universidade Estadual de Londrina Brazi Martin John Baker, Loretto Okul Musselburgh, İngiltere Peter J. Carroll, psychonaut Enstitüsü, İngiltere Roger Y. Gouin, Ecole Superieure d'Electricite, Fransa John Murray, Sunyata Kompozit Ltd, İngiltere Jonathan Chambers, Sheffield, İngiltere University of .......................................... ....................... 40 Michel A. Duguay, Laval Üniversitesi, Kanada Qi Pan, Fitzwilliam College, Cambridge, İngiltere Fred Rost, NSW Üniversitesi (Emekli), Avustralya Louis Engin, Danışmanlık Jeolog, Avustralya Teknoloji Bombay, Hindistan Hetu Sheth, Yer Bilimleri, Hint Enstitüsü Lassi Hyvärinen, IBM (Ret), Fransa Max Whisson, Melbourne Üniversitesi, Avustralya RSGriffiths, CADAS, İngiltere Adolf Muenker, Brane Sanayi, ABD Emre Işık Akdeniz Üniversitesi Türkiye .................................. 50 Felipe de Oliveira Alves, Minas Gerais, Brezilya Federal Üniversitesi Jean-Marc Bonnet-Bidaud, Servis d'Astrophysique, CEA, Fransa Kim George, Curtin University of Technology, Avustralya Tom Van Flandern, Meta Araştırma, ABD Doneley Watson, IBM (Emekli), ABD Fred Alan Wolf, ABD Brains var / Will Travel Robert Wood, IEEE, Türkiye DW Harris, L-3 Communications, ABD Eugene Sittampalam, Mühendislik danışman, Sri Lanka Joseph.B. Krieger, Brooklyn College, CUNY, ABD .......................................... .................. 60 Pablo Vasquez, Teknoloji New Jersey Institute, ABD Peter F. Richiuso, NASA, KSC, ABD Roger A. Rydin, Virginia Üniversitesi (Emekli), ABD Stefan Rydstrom, Kraliyet Teknoloji Enstitüsü, İsveç Sylvan J. hotch, MITRE Corporation (Emekli), ABD Thomas R. Aşk, CSU Dominguez Hills, Amerika Birleşik Devletleri Andrew Coles, Gömülü Sistemler, ABD EIT Gaastra, sonsuz evren araştırmacı, Hollanda Franco Selleri, Università di Bari, Dipartimento di Fisica, İtalya Gerald Pease, Aerospace Corporation, ABD .......................................... .................... 70 SN Arteha, Uzay Araştırma Enstitüsü, Rusya Miroslaw Kozlowski, Varşova Üniversitesi (emekli), Polonya John Hartnett, Fizik Fakültesi, University of Western Australia, Avustralya Robert Zubrin, Pioneer Uzay, ABD Tibor Gasparik, Stony Brook, ABD SUNY Alexandre LÖSEV, Bulgaristan Bilimler Akademisi, Bulgaristan Henry Hall, Manchester, İngiltere Üniversitesi José da Silva, Universidade Federal de Minas Gerais, Brezilya Markus Rohner, Griesser AG, İsviçre William C. Mitchell, İleri Kozmolojik Çalışmaları Enstitüsü, ABD ............................. 80 Aurea Garcia-Rissmann, UFSC, Brezilya Cristian R. Ghezzi, Universidade Estadual de Campinas, Brezilya Daniel Nicolato Epitácio Pereira, Rio de Janeiro, Brezilya Federal Üniversitesi Gregory M. Salyards, ABD Deniz Deniz Sistemleri Komutanlığı (Emekli), ABD Luiz Carlos Barbosa, Unicamp, Brezilya Luiz Carlos Jafelice, Rio Grande do Norte, Brezilya Federal Üniversitesi Michael Sosteric, Athabasca Üniversitesi, Kanada Steven Langley Guy, Elizabeth Üniversitesi (Fizik Bölümü), Avustralya Robert Fritzius, Gölge Ağaç Fizik, ABD Irineu Gomes Varella, Escola Municipal de Astrofísica, Brezilya ........................................ ....... 90 Tom Walther, Southern Cross University, Avustralya Mauro Cosentino, Sao Paulo Üniversitesi, Brezilya Moacir Lacerda, Univeersidade Federal de Mato Grosso do Sul, Brezilya Roberto Assumpcao, PUC Minas, Brezilya Roberto Lopes Parra, Sao Paulo Üniversitesi, Brezilya Ronaldo Junio Camppos Batista, Universidade Federal de Minas Gerais, Brezilya Ermenegildo Caccese, Basilicata Üniversitesi, İtalya Felipe Sofya Zanuzzo, São Carlos, Brezilya Federal Üniversitesi Edival de Morais, Sociedade Brasileira de Fisica, Brezilya Graham Coupe, KAZ Teknoloji Hizmetleri, Avustralya .......................................... ............. 100 Gordon Petrie, Yüksek İrtifa Gözlemevi, NCAR, ABD, Jose B. Almeida, Minho Üniversitesi, Portekiz, Antonio Cleiton, Laboratorio de Sistemas Complexos - UFPI, Brezilya Sergey Karpov, Bilimler Akademisi Fizik Rusya, Rusya LVKirensky Enstitüsü Wagner Patrick Junqueira de Souza Coelho Nicácio, Universidade Federal de Minas Gerais, Brezilya Sokolov Vladimir, RAS, Rusya Özel Astrofizik Gözlemevi Edwin G. Schasteen, TAP-TEN Araştırma Vakfı Uluslararası, ABD Gerry Zeitlin, openseti.org, ABD Henry H. Bauer, Virginia Politeknik Enstitüsü ve Devlet Üniversitesi, ABD Yasha Fard, HR Kozmoloji Enstitüsü, Kanada .......................................... ........................ 110 Roberto Caimmi, Astronomi Bölümü, Padua Üniversitesi, İtalya Tobias Keller, ETH (SFIT) Zürih, Yer Bilimleri, İsviçre, Deborah Foch, Dünya dışı zeka, ABD Eğitim Merkezi, Henry Reynolds, UC Santa Cruz, ABD, Paramahamsa Tewari, Nükleer Enerji Kurumu (Emekli), Hindistan Jouko Seppänen, Helsinki Teknoloji Üniversitesi, Finlandiya, Cristiane Ribeiro Bernardes, Universidade Federal de Minas Gerais, Brezilya Eric Blievernicht. TRW, ABD Dr Robert Bennett, Kolbe Merkezi, ABD, Hilton Ratcliffe, Güney Afrika Astronomi Derneği, Güney Afrika ....................................... 120 Wieslaw Sztumski, Silesian Üniversitesi, Polonya Lars Wahlin, Colutron Research Corporation, USA Riccardo Scarpa, Avrupa Güney Gözlemevi, İtalya, Olivier Marco, Avrupa Güney Gözlemevi, Fransa Joseph Garcia, Uluslararası Radyasyondan Korunma, Almanya, Arkadiusz Jadczyk, Matematiksel Fizik Uluslararası Enstitüsü, Litvanya Jean de Pontcharra, Komiserliği à l'Energie Atomique, Fransa Gerardus D. Bouw, Baldwin-Wallace College, ABD Josef Lutz, Teknoloji Chemnitz Üniversitesi, Almanya, Harold E. Puthoff, Austin, ABD İleri Araştırmalar Enstitüsü. .......................................... 130 Hermann Dürkop, nabla SYSTEMBERATUNG, Almanya, Klaus Fischer, Universität Trier, Almanya, Werner Holzmüller Üniversitesi Leipzig, Almanya Sol Aisenberg, Uluslararası Teknoloji Grubu, ABD Richard Gancarczyk, Nottingham Üniversitesi, İngiltere Steve Humphry, Murdoch Üniversitesi, Avustralya Alberto Bolognesi, Università di Perugia, İtalya Daniele Carosati, Armenzano Gözlemevi, İtalya Brendan Dean, HR Kozmoloji Enstitüsü, Türkiye W. Jim Jastrzebski, Varşova Üniversitesi, Polonya ......................................... ......... 140 Gero Rupprecht, Avrupa Güney Gözlemevi, Almanya Rainer Herrmann Tews-Elektronik Almanya Montreal Kanada Felix Pharand Üniversitesi Jerry Bergman Northwest State University Amerika Birleşik Devletleri Stony Brook USA Tibor Gasparik SUNY Nantucket ABD Rei Gunn Üniversitesi Sinan Alis Eyüboğlu İkiz Gözlemevleri Türkiye EGE Türkiye Esat Rennan Pekünlü Üniversitesi Anne M. Hofmeister Washington U. ABD Quentin Ustası IEEE Yeni Zelanda ............................................. ....................... 150 Toronto Marc Berndl Üniversitesi Kanada Ottawa Kanada YP Varshni Üniversitesi Robert MARTINEK McMaster Üniversitesi Kanada Bob Criss Washington Üniversitesi Amerika Birleşik Devletleri Sol Aisenberg, Uluslararası Teknoloji Grubu, ABD Paul Laviolette, Starburst Vakfı, ABD Seetesh Pande, Universite Claude Bernard, Lyon Fransa TAHIR Maqsood, PSA, Pakistan Hartmut Traunmüller, Stockholm Üniversitesi .......................................... ........... 160 Nico F. Benschop, Amspade Araştırma, Hollanda Aaron Blake, USAF, ABD M. Ross Fergus, Memphis Üniversitesi, ABD Sonu Bhaskar, Bilimsel ve Endüstriyel Araştırma Konseyi, Hindistan Frederico VF, Lima Universidade de Sao Paulo, Brezilya Ukrayna, Ukrayna Ulusal Bilimler Akademisi Metal Fizik Andrei Kirilyuk Enstitüsü Hıristiyan Jooss, Institut für Materialphysik, Göttingen Üniversitesi, Almanya Sonu Bhaskar, BCISR, Türkiye Robert O. Myers, ROM Teknolojileri, ABD Ana Cristina Oliveira, Universidade Federal de Minas Gerais, Brezilya ..................................... 170 John Wey, Idaho National Laboratory, ABD Jorge Francisco Maldonado Serrano, UIS, Kolombiya Pasquale Galianni, Dipartimento di Fisica Università di Lecce, İtalya Martín López-Corredoira, Instituto de Astrofísica de Canarias, İspanya Michael A. İvanov, Beyaz Rusya Devlet Üniversitesi Bilişim ve Radioelectronics, Beyaz Rusya Xiao Jianhua, Şangay Jiaotong Üniversitesi, Çin Pierre J. Beaujon, Hoornbeeck Koleji, Hollanda J. Georg von Brzeski Labs Helios. Amerika Birleşik Devletleri vidyardhi nanduri, Kozmoloji Araştırma merkezi, Türkiye Mike Rotch NBSA ABD .............................................. ......... 180 Paul Noel, Independent_Researcher, ABD Swee Müh, Patologlar AW Royal College, SİNGAPUR Ricardo Rodríguez, La Laguna Üniversitesi, İspanya Linda Camp Harvard Üniversitesi, Amerika Birleşik Devletleri James B. Schwartz, Nuh'un Gemisi Araştırma Vakfı, Türkiye Marshall Douglas Smith, TeddySpeaks Vakfı, ABD Abbé Grumel, Dernek Kopernik, Fransa Ives van Leth Waterboard Utrecht Hollanda Francis Michael C. Perez, Ulaştırma Anabilim Dalı, ABD Ahmet A. EL-DASH UNICAMP BREZİLYA .......................................... ......... 190 David C Ware, Auckland Üniversitesi, Yeni Zelanda Alek Atevik, Üsküp Astronomi Topluluğu, Makedonya Peter Rowlands, Liverpool Üniversitesi, İngiltere Robert Day, Suntola Danışmanlık Ltd, ABD Luís Paulo Sousa Loureiro, Portekiz Maingot Fabrice, Université Louis Pasteur, Fransa Kris Krogh, University of California, ABD Pierre-Marie Robitaille, Ohio State Üniversitesi, Amerika Birleşik Devletleri Charles Creager Jr, Yaratılış Araştırma Vakfı, Amerika Birleşik Devletleri Stephan Hediye, Batı Hint Adaları Üniversitesi, St Augustine Kampüsü, Trinidad ve Tobago ... 200 Joseph J. Smulsky Bilimler Dünya'nın Kriyosfer Sibirya Şube Rus Akademisi Enstitüsü, Rusya Jorge Marao Universidade Estadual de Londrina Brezilya Jim O'Reilly Orion Danışmanları ABD Warwick İngiltere'de Robert MacKay Üniversitesi Güney Afrika Güney Afrika Chris Vermeulen Astronomical Society Astronomi ve Jeofizik Brezilya Emilson Pereira Leite Enstitüsü Allen W Yeşil ATK Uzay Sistemleri ABD Ron Balsys Central Queensland University New South Wales Paul on Boom Üniversitesi Mosheh Thezion Ampirik Kilisesi, ABD .......................................... 210 Markus, Karsten, Wilhelm-Foerster-Gözlemevi Berlin eV Don. C. Wilson: İşleme Teknolojisi ve Geliştirme, ABD Marek Gajewski, Raytheon Co, ABD Tuncay DOĞAN, Ege Üniversitesi, Türkiye Andrew M Uhl, Pennsylvania Eyalet Üniversitesi, ABD Klaus Wieder, Independent_Researcher, Almanya John Caley , Omegafour Pty Ltd, Avustralya Keith Scott-Mumby , Bütünleyici Tıp / California Başkent Üniversitesi İnsan Bilimleri, ABD Enstitüsü ............................. 218 Bağımsız Araştırmacılar Garth Bir Kuaför, bağımsız araştırmacı, İngiltere Alberto Bolognesi, Bağımsız Araştırmacı, İtalya DEAN L MAMAS, Bağımsız Araştırmacı, ABD David Blackford, Independent_Researcher, İngiltere Alan Rees, Bağımsız Araştırmacı, İsveç Udayan Chakravarty, Bağımsız Araştırmacı, Türkiye Georg Gane, Bağımsız Araştırmacı, Almanya Robin Whittle, Bağımsız Araştırmacı, Australi, Joseph A. Rybczyk, Bağımsız Araştırmacı, ABD G. Srinivasan, Independent_Researcher, Hindistan, .......................................... .............. 10 Geoffrey E. Willcher bağımsız araştırmacı ABD Douglas S. Robbemond bağımsız araştırmacı Hollanda Khosrow fariborzi bağımsız araştırmacı İran Etienne Bielen bağımsız araştırmacı Belçika Steve Newman bağımsız araştırmacı ABD Ethan Skyler, Bağımsız araştırmacı, ABD Yvon Dufour, Bağımsız Araştırmacı, Türkiye Jorge Ales Corona Bağımsız Araştırmacı İspanya Cristiano De Angelis, Bağımsız Araştırmacı, İtalya Roland Le Houillier, Bağımsız Araştırmacı, Kanada .......................................... ...... 20 Richard Tobey Bağımsız araştırmacı ABD Steve McMahon Bağımsız araştırmacı ABD Eugene Savov, Bağımsız araştırmacı, Bulgaristan Lars Woldseth, Bağımsız araştırmacı, Norveç Robert L. Brueck, Bağımsız araştırmacı, ABD Mark S Thornhill, Bağımsız Araştırmacı, Türkiye Nainan. K. Varghese, Bağımsız Araştırmacı, Hindistan, Andrew Kulikovsky, Bağımsız Araştırmacı, Avustralya Charles Sven, Bağımsız Araştırmacı, ABD Gabriele Manzotti, Bağımsız Araştırmacı, İtalya ........................................... .......... 30 Brian S. Clark bağımsız araştırmacı ABD Jim O'Reilly Orion Danışmanları ABD Geoffrey E. Willcher bağımsız araştırmacı ABD Douglas S. Robbemond bağımsız araştırmacı Hollanda Khosrow fariborzi bağımsız araştırmacı İran Etienne Bielen bağımsız araştırmacı Belçika Steve Newman bağımsız araştırmacı ABD Thomas G. Franzl bağımsız araştırmacı ABD Bernhard Reddemann bağımsız araştırmacı Almanya Ives van Leth Waterboard Utrecht Hollanda ........................................... .... 40 Jeroen van der Rijst bağımsız araştırmacı Hollanda Harry Kostas bağımsız araştırmacı Avustralya Andrei Wasylyk bağımsız araştırmacı Türkiye Jack Ruijs bağımsız araştırmacı Hollanda Leo Sarasúa bağımsız araştırmacı Hollanda Edward Smith bağımsız araştırmacı ABD Linda Camp Harvard Üniversitesi, Amerika Birleşik Devletleri Gary Meade bağımsız araştırmacı ABD Stan Kabacinski bağımsız araştırmacı Avustralya Jack Dejong bağımsız araştırmacı ABD ............................................. .............. 50 J. Georg von Brzeski Labs Helios. Amerika Birleşik Devletleri Nigel Edwards, Bağımsız Araştırmacı, Avustralya Dieter Schumacher, Bağımsız Araştırmacı, Almanya Rudolf Kiesslinger, Bağımsız Araştırmacı, Almanya Gerd Schulte, Bağımsız Araştırmacı, Almanya Stuart Eves, Bağımsız Araştırmacı, İngiltere James Marsen bağımsız araştırmacı ABD Edgar Paternina bağımsız araştırmacı Kolombiya Donald E. Scott Independent_Researcher: ABD José M df;? Kedi Casanovas, Bağımsız araştırmacı, İspanya ...................................... ..... 60 Aaron Hill, Bağımsız Araştırmacı, ABD, Hans-Dieter Radecke, Bağımsız Araştırmacı, Almanya Mawell P Davis Bağımsız Araştırmacı Yeni Zelanda Gordon E. Mackay Bağımsız Araştırmacı ABD Dave Sagar Bağımsız Araştırmacı ABD Benjamin I. Iglesias Bağımsız Araştırmacı İspanya Alper Kozan Bağımsız Araştırmacı Türkiye Hartmut Sıcak, Bağımsız Araştırmacı, Almanya Oca Mugele Bağımsız Araştırmacı Almanya Andrew Rigg Bağımsız Araştırmacı Avustralya ............................................. ......... 70 Thomas Riedel Bağımsız araştırmacı Danimarka Helen Workman Bağımsız araştırmacı Türkiye Morris Anderson, Bağımsız araştırmacı, ABD Mario Cosentino, Bağımsız araştırmacı, Fransa Paul Richard Price, Bağımsız araştırmacı, Amerika Birleşik Devletleri Philip Lilien, Bağımsız Araştırmacı, ABD Ott Köstner, Bağımsız araştırmacı, Estonya Bozidar Kornic, Bağımsız araştırmacı, ABD William F. Hamilton, Bağımsız araştırmacı, ABD Joel Morrison, Bağımsız araştırmacı, ABD ........................................... ............ 80 James R. Frass, Bağımsız Araştırmacı, Türkiye Arnold Wittkamp, Bağımsız Araştırmacı, Hollanda Dimi Chakalov, Bağımsız Araştırmacı, Bulgaristan Herb Doughty, Bağımsız Araştırmacı, ABD Robert F. Beck, Bağımsız Araştırmacı, İngiltere Tuomo Suntola, Bağımsız Araştırmacı, Finlandiya Richard Hillgrove, Bağımsız Araştırmacı, Yeni Zelanda Herbert J. Spencer, Bağımsız Araştırmacı, Türkiye Thomas B. Andrews, Bağımsız Araştırmacı, ABD John Dean, Bağımsız Araştırmacı, Güney Afrika .......................................... .............. 90 Peter Loster, Bağımsız Araştırmacı, Almanya Charles Francis, Bağımsız Araştırmacı, İngiltere Ahmed Mowaffaq AlANNI, Bağımsız Araştırmacı, Irak Mogens Wegener, Bağımsız Araştırmacı, DANİMARKA Peter Jakubowski, Bağımsız Araştırmacı, Almanya John Brodix Merryman Jr, Bağımsız Araştırmacı, ABD Hıristiyan Boland, Bağımsız Araştırmacı, Belçika Warren S. Taylor, Bağımsız Araştırmacı, ABD Constantin Leshan, Bağımsız Araştırmacı, Moldova Arzulu Samwaru, Bağımsız Araştırmacı, ABD ........................................... ........... 100 Thomas Goodey, Bağımsız Araştırmacı, İngiltere Johan Masreliez, Bağımsız Araştırmacı, ABD Efren Canedo, Bağımsız Araştırmacı, Meksika Michael Bliznetsov, Bağımsız Araştırmacı, Rusya Peter Michalicka, Bağımsız Araştırmacı, Avusturya Ivan D. Alexander, Bağımsız Araştırmacı, S. Ray DeRusse, Bağımsız Araştırmacı, ABD Chris Maharaj, Bağımsız Araştırmacı, Trinidad Peter Warlow, Bağımsız Araştırmacı, Türkiye Gordon Wheeler, Bağımsız Araştırmacı, Amerika Birleşik Devletleri .......................................... ........ 110 Boxer Ma, Bağımsız Araştırmacı, Tayland Robert WIDO, Bağımsız Araştırmacı, Amerika Birleşik Devletleri John Hunter bağımsız araştırmacı İngiltere Marcelo de Almeida Bueno bağımsız araştırmacı Brezilya Jean-Pierre Ady Fenyo, Bağımsız Araştırmacı, Birleşik Durum Adam WL Chan, Bağımsız Araştırmacı, Hong Kong Renato Giussani'nin bağımsız araştırmacı İtalya Brian S. Clark bağımsız araştırmacı ABD Mustafa Kemal Oyman, Bağımsız Araştırmacı, Türkiye Richard Wayte, bağımsız araştırmacı, İngiltere ........................................... ............ 120 Ron Ragusa bağımsız araştırmacı ABD N. Vivian Papa bağımsız araştırmacı İngiltere Roy Caswell bağımsız araştırmacı Türkiye Erin S. Myers bağımsız araştırmacı ABD Ugo Nwaozuzu bağımsız araştırmacı Singapur Daniel Coman bağımsız araştırmacı ABD Birgid Mueller bağımsız araştırmacı Meksika Mihail Gonta bağımsız araştırmacı Moldova Vladimir Rogozhin bağımsız araştırmacı Rusya JJ Weissmuller bağımsız araştırmacı ABD ............................................. ............ 130 Muhammed Enver bağımsız araştırmacı Türkiye Geldtmeijer Djamidin bağımsız araştırmacı Hollanda Scott G. Sahil bağımsız araştırmacı Türkiye Neil Hargreaves bağımsız araştırmacı İngiltere julian braggins bağımsız araştırmacı Avustralya Kari Saarikoski, Independent_Researcher, Finlandiya Marcelo de Almeida Bueno bağımsız araştırmacı Brezilya Ron Ragusa bağımsız araştırmacı ABD Brian S. Clark bağımsız araştırmacı ABD Geoffrey E. Willcher bağımsız araştırmacı ABD ........................................... ....... 140 Douglas S. Robbemond bağımsız araştırmacı Hollanda Khosrow fariborzi bağımsız araştırmacı İran Etienne Bielen bağımsız araştırmacı Belçika Steve Newman bağımsız araştırmacı ABD John Hunter bağımsız araştırmacı İngiltere Jeroen van der Rijst bağımsız araştırmacı Hollanda Thomas G. Franzl bağımsız araştırmacı ABD Bernhard Reddemann bağımsız araştırmacı Almanya Leo Sarasúa bağımsız araştırmacı Hollanda Edward Smith bağımsız araştırmacı ABD ............................................. ............. 150 Gary Meade bağımsız araştırmacı ABD Stan Kabacinski bağımsız araştırmacı Avustralya Jack Dejong bağımsız araştırmacı ABD Harry Kostas bağımsız araştırmacı Avustralya Andrei Wasylyk bağımsız araştırmacı Türkiye Jack Ruijs bağımsız araştırmacı Hollanda James Marsen bağımsız araştırmacı ABD Edgar Paternina bağımsız araştırmacı Kolombiya Ghertza Roma, Independent_Researcher, Romanya Roland Schubert, Independent_Researcher, Almanya ..................................... 160 Alexandre Wajnberg, Bağımsız Araştırmacı, Skyne, Belçika Dennis H Cowdrick Bilimsel Independent_Researcher: ABD Michail Telegin Independent_Researcher: Rusya Robert L. Stafford, Independent_Researcher, ABD Martin Sach, Independent_Researcher, İngiltere Charles L. Sanders, Independent_Researcher, ABD / Güney Kore Alex Carlson, Independent_Researcher, Amerika Birleşik Devletleri Lyndon Ashmore, Independent_Researcher, İngiltere Liedmann, Matthias, Unaffiliated_Scientific_Researcher, Almanya Ingvar Astrand, Independent_Researcher, İsveç ......................................... 170 Olli Santavuori, Independent_Researcher, Finlande Touho Ankka, Independent_Researcher, Finlandiya JR Croca, Independent_Researcher, Portekiz Sol Aisenberg, Independent_Researcher, ABD Mustafa Kemal OYMAN, Independent_Researcher, Türkiye Gerard ZONUS, Independent_Researcher, FRANSA David W. Knight Independent_Researcher, ABD Marcel Lutttgens, Independent_Researcher, Fransa Dr Stephen Birch, Independent_Researcher, Türkiye Abramyan GL, Independent_Researcher, Rusya .................................. 180 Martin Peprnik, Independent_Researcher, Slowakia Van Den Hauwe, PhD, Independent_Researcher: Belçika Ingvar Astrand, Independent_Researcher, İsveç Daniel Toohey, Independent_Researcher, Avustralya Jed Shlackman, MS Ed. (LMHC, C.Ht.), Independent_Researcher, ABD Dr John Michael Nahay, Independent_Researcher Guido Grzinic, Independent_Researcher, Avustralya ................. 187 Diğer imzalayanların |
İdeoloji temelli bilim yapanların tam listesini verdiğin için teşekkürler...
|
Big bang saçmalığın daniskası bence :D
|
II. Ulusal Astronomi Öğrenci Toplantısı 4 Eylül 2002, TUG, Antalya
Plazma Evren Modeli ile Big Bang’in a priori ve a posteriori Karşılaştırılmaları Özgür Akarsu, Tuncay Doğan Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi, Astronomi ve Uzay Bilimleri, İzmir http://u2.lege.net/cetinbal/pdfdosya/plazmaevren.pdf Alıntı:
Alıntı:
|
Bir şey daha öğrenmiş olduk.. Yani popüler bilimde temellerini yalan üzerine mi onşa ediyor yıllardır? Dini otorite nasıl bu kadar güçlü olabiliyor...
|
Alıntı:
Baskı ile mi yönlendiriliyorlar? Sonuç olarak ne anlamalıyız, daha detaylı açıklayabilir misiniz? |
Alıntı:
Surda güzel bir inceleme var: http://whatreallyhappened.com/WRHART...#axzz40PSJYVlj |
Alıntı:
Teşekkürler. Yorum güzelmiş. "We truly are trying to calculate the number of angels that can dance on the head of a pin." Her şey bu adam yüzünden olmuş :) "In 1929, a Cal-Tech astronomer named Edwin Hubble observed that objects which appeared to be much further away showed a more pronounced shift towards the red end of the spectrum." |
Bilim, ekonomik çıkarlar için desteklenebilir/yönlendirilebilir ancak dini temellere dayandığını söylemek için ileri seviye cahil ya da ideolojik bir yanaşım içinde olmak lâzım.
Bilimin din referanslı olduğunu iddia eden birinin hristiyan teolojisini buldozer gibi tarumar eden evrim teorisinin günümüzde nasıl genel geçer hâle geldiğini açıklaması gerekir. Ya da Hristiyan coğrafyasında bilimin, dini nasıl olup da reforma zorladığını açıklaması gerekir. Mesela Richard Dawkins tipi birine bilimi din yönetiyor deyin bakalım ne cevap alacaksınız. Ya da "Bigbang aslında anglikan kilisesinde bir papazın uydurduğu bişeymiş, bugün de hala kilise destekliyormuş aga" deyin, denemesi bedava. Teoriler bir şekilde dindar birileri tarafından ortaya atılabilir. Ancak bilimin işleyişi ortadadır. Bilim kimsenin tekelinde değildir. ABD veya Avrupa'da kapitalist/dindar bilim yapıldığını söyleyen birinin nasıl olup da SSCB'de veya Çin'de de aynı yollardan gidildiğini açıklaması gerekir. Bugün Çin, Rusya veya Hindistan LIGO, CERN benzeri faciliteleri dini baskı ya da ideolojik yanaşım sebebiyle mi yapıyor? Materyalistlerin bir kısmı, tutuldukları "bigbang yalan" hastalığından bugün bile kurtulamıyorlar. Zira Bigbang'in emârelerini kabul etmenin Allah'ın yoktan var ettiğini kabul etmek olduğunu düşünüyorlar. Bu hasta materyalistleri popüler bilimin medyada çarpık dillendirilmesi de körüklüyor elbette: "Allahın bozonu bulundu" "Tanrı işe el attı." Bu başlığın konusu mektubun isim listesindeki insanların pek çoğunu internetten araştırın ben ilk on tanesini araştırdım. İlk isim -Halton Arp- ölmeden hemen önceki iki yayımında Statik Evren Modelinin çöküşü ve 1993'de Kozmik Arkaplan Işıması'nın kesin varlığı nedeniyle Bigbang karşıtlığının bittiği sinyallerini veren iki yayın yapmış. Listedeki baba isimlerden bir diğeri de Thomas Gold. O da, şimdi artık çürütülmüş durumdaki Statik Evren Modelinin kuramcılarından. Diğer 9-10 kişi hakkında kendi üniversiteleri dahil pek bilgi belge bulamadım. Geriya kalan 30-40 kişiyi pek araştırmadım zira çoğu emekli ve yaşlılardan oluşan bir garip araştırmacı, elektrikçi vs. Listede neden MIT, Harward, Oxford veya Cambridge'den bir adam yok? Allahını seven bir cevap versin. MIT diyorum MIT! Dünyadaki Allahsızların yararlandığı tüm bilimsel materyali yayımlayan üniversiteler bunlar. Listenin döne döne "Nobel Ödüllüler Bunu İmzaladı"diye etrafta dolaştırılması ise daha garip teorileri aklıma getirmiyor değil. Örneğin WASET gibi sahte akademik materyallerle tez, makale sayısı artırmaya çalışan kuruluşların küresel hakemli bilim cemiyetini dejenere edip kendi sahteliklerinin de kaale alınmasını sağlamak? UCLA'dan Edward L. Wright'ın Anti Bigbang tayfasına verdiği cevapları aşağıdaki bağlantıdan görebilirsiniz. http://www.astro.ucla.edu/~wright/errors.html |
Big bang savunusu - ki elbette yapılacak- nedense teoriyle değil, ya genelleme ya da karşıt özel niyete indirginmiş biçimde savunuluyor, bu savunu tarzı dahi bilimle bağdaşmıyor...
Bilimin din referanslı olduğunu iddia eden birinin hristiyan teolojisini buldozer gibi tarumar eden evrim teorisinin günümüzde nasıl genel geçer hâle geldiğini açıklaması gerekir. Ya da Hristiyan coğrafyasında bilimin, dini nasıl olup da reforma zorladığını açıklaması gerekir. Bu söz bir teorinin bilimsel metod ve bilimle savunulamamasının yetmez birde yarattığı MECBUR KABUL EDECEKSİN, MECBURSUN, ETMEZSEN ya materyalistsin(HY ayarlı yaklaşım) ya da niyetin bozuk, İNKAR EDEMEZSİN yaklaşımının da altında bilim dışında etken ve faktörlerin yattığını görmezden gelen, ama işide BİLİM'İN DİNE endekslenmesi düzeyine ya genelleyen ya da çarpıtan bir ifade... Daha doğrusu bilimin ne olduğunu henüz çözememiş bir duruş. herhangi bir teorinin kendisine değil, ama neredeyse TAMAMEN YANLIŞLANMIŞ olmasına rağmen SAVUNULMASININ, paradigma ekseninde, stotüko ekseninde ve bunun olası nedenlerine yönelik analizleri, bilimi dine endekslemek lafzıyla savunmak pek iç açıcı olmasa gerek. Daha neyin eleştirildiğini dahi anlayamamış, neredeyse tümüyle yanlışlanmış bir varsayımın, ısrarla sürdürülmesidir eleştiri konusu olan! Yoksa yanlışlanmış ama pratikde de tüm sınamalarda sınıfta kalmışlık sorunsalı, yeni ve alternatif teorilere kapı açar, tabi stotükoda, inançta, kabulde ısrar da bir süre direnmeyi, yani kapıları açtırmamayı seçer. Yanılgı kabul etmeyen resmi ideoloji veya hakim ideolojinin(teoloji de içinde) getirdiği mirasla, yanılgıyı kabullenmemek noktasında diretirler, bu bilim olmadığı gibi bilimsel bir tutumda değildir... Kısaca eleştirilen Big bang değil, o zaten bilimsel zeminde pratikle sınandı ve doğrulanamadığıgibi dayanakalrıda yanlışlandı, eleştirilen TUTUMDUR, TUTUMDAKİ ISRARDIR! 100 kere söylendi, bu 100 kere böyle izah edildi, işinize geldiği için çarpıtmayın, neyin eleştirildiği açık dendi, eleştiri konusu olan tutum-unuz. Kısaca, bir tutumun(stotüko) eleştirisi, analizi ile bir teorinin eleştirisi, analizini dahi ayırt edememek ciddi bi sorun. mevcut tüm dayanakalrı çürümüş, yanlışlanmış bir teoride, işte karadelikler ispatlanırsa -ki nedir bu batmakta ve boğulmakta olana can simidi mi- o zaman göreceksin yönlü yaklaşım dahi, bilim dışıdır, mevcut, elde olan verilerle, dayandığın tüm iddialarının dayanakları çökmüş ise, bina temelden yıkılmış ise, yıkıntının üzerine süslü baca konduracağım demenin bilimsel zeminde ne anlamı var? Eleştirilen bilimle bağdaşmaz tutumundur... Alıntı:
Evet DOĞRU, idealistler ile materyalistlerin bilim anlayışı hiç bir zaman bağdaşmadı, buluşmadı, tarihteki bilimsel ilerlemeler ise idelalizmin kilise çatısı altında ürettiği, dayattığı anti bilimsel kabuller veya paradigmaları yıkarak ilerleyebildi. Yine öyle olacak ve Siz kendinizce haklı olarak Feynman'a katımıyorsunuz, zira çözümünüz çok basit, niyeti bozuk... Anlaşılan o ki, günümüz ya niyet okuyup, ya da işi HY ayarında materyalistlerrrr, darwinistlerrrr ayarına bağlayan ve bu tutumuda aşamayanlar, Bilimin bindiği dalı kestiklerinin farkında değiller. Sırf işlerine geldiği için KALABALIK, koro halinde Big bang'i idealistler, teologlar da canhıraş savunuyorsa, suç bizim mi, sorumlusu biz miyiz ki, böylelikle onlardan ayrılığımızın adının materyalist olarak mimlenmesi kullanılabiliyor(materyalist olmasaydık, bilimin kendi öngörülerini ve kuram anlayışını,doğrulama-yanlışlama, bilismel metodları ve yolu hiçe mi saymalıydık)? Belki yakın bir gelecekte, Big bang modeli(!) bilim tarihinde bilimi ve bilimsel sınamayı hiçe sayan, bilimin kendi varlık ve hareket koşul, zeminini ortadan kaldıracak düzeye varmış bir çılgınlık olarak anılacak. Tek bir geçerli argümanınız yoksa, size kalan niyet yüklemek veya isnatlarda bulunmaktır, bu bile bu teorinin arka planında yatan şartlanmayı, bilim karşıtlığını, bilimi anlamamış olmayı gözler önüne sermeye yeterli... Diyelim ki 10 iddiam var ve 3 dayanağım olsun. dayanaklarımdan 2 tanesi GEÇERSİZ, 1 taneside FARAZİ olursa, buradan bilimsel teori öngörmek mümkün mü? ne güzel, spagetti canavarını dahi ispatlamak istesem demek ki bilimde bu mümkünmüş, dayanağın yoksaolduğunu farzet!. Çünkü, evet idealizmin bilim anlayışında mümkün, ne düşünürsen onu yaşarsın, neyi modellersen gerçek o olur! Başlık açık ve ne sağda, solda dolaşan bir listedir bu liste ne de bu kafayla düşünülecek bir durumdur, tipik Türkiye algısı gibi, yandaş medya ve olanakları ve o olanaklara sahip olmayanlara biçilen paye. Sürü psikolojisi bir ölçüt olmadığı gibi stotükonun bilinen sebeplerle kendisini dayatımı ve kabul sınrıları da ancak bilimle kırılabilir... Elbette bazı bilim insanları çıkacak, nasıl ki Big bang'in tüm iddialarını yanlışlayan BİLİMSEL sınamalar, doğrulamalar elde edildi ve nasıl ki bu HAKİM bilim camiasınca SÜMENALTI edilmeye çalışıldı ise, bu bile bilimi yeniden ve yeniden varetmenin yegane sebebi oldu, değil kuşku, bilime ziyan çılgınlığında boyutları aşikar... Madem işi niyete indigediniz o halde yolunuz zaten bilimin yolu değil, o halde siz hangi yoldan gidiyordunuz? Sizin sorununuz, ama biz o yolun ne olduğunu iyi biliyoruz. Bir yanlışı da düzeltelim materyalistler uzun süre Big bang dedi, çalıştı, lakin zamanla görüldü ki, salt varsayıma dayalı tüm iddialar, PRATİKLE YANLIŞLANDI, doğrulanamadı kısaca bilimsel sınamadan geçemedi ve hatta akside görüldü... O saatten sonra mevcut varsayım ve öngörülerini, tekrar gözden geçirmektense, onu kurtarmak adına faraziye, sağlam olmayan iddiayı sağlamlaştırmak adına, bilinmeyen başka iddialar sunmak noktası, kabul edilebilir olma sınırlarını çoktan aştı... Materyalistler Big Bang derken, idealistler String teorisi diyordu... Çünkü mevcut koşullarda, Big bang'in savunusu için henüz fizikdışı veya idealist indirgeme metodu ya da bilimsel metodla bağdaşmaz can simidi gerekmiyordu, çünkü elde olan mevcut çalışmalar ve veriler henüz ne tam anlamıyla Big bang'i doğrulayabilme kapasitesine sahipti ne de yanlışlayabilme... Süreç veriyle aşıldı(şimdi yeni bir çıkış gerekir,paradigma) ve bilimin ve bilimselliğin duruşu(kişiliği), kaynağı belli sebeplerle dumura uğratıldı, bilimsel zemin terkedildi, idealist zemin egemen oldu. Madde yok, aslında hiç bir şey yok, her şey bir yansı-ilizyon, dalga nakaratına dönüştü, içine girip incelediği yapıyı, içinde ürettiği yoklukla dışlayan bir indirgeme çılgınlığı hakim oldu, yani bir sürahi suyu incelemek için içine girip, neredeyse hiç bir şey mevcut değil düzeyine indirgeyip, parçalayarak bir damlayı alıp, onuda milyon parçaya ayırıp, yokluğa varıp, sürahinin mevcut olmadığını iddia etti.. Bu nakaratların sebebi ise pratiğin olumla-ma-dığı şeyleri kurtarmak adına, içine düşülen idealist (salt kurguya, insan zihnine dayalı zemin, ölçüt!) çukurdu... şimdi elde kalan KABUL EDECEKSİN YOKSA KAFİRSİN, niyetin bozuk baskısı, yani bilim karşıtı bir anlayış daha da kötüsü ne düşüneceğinizi de ben belirlerim anlayışı... Bir zamanlar materyalistlerin önemsediği Big bang ve o zamanlar String vs diye yırtınan idealistler, şimdi Big Bang diyorlar, çünkü, MADDE YOKTUR, GERÇEK İLİZYON VEYA BİR GÖRÜNTÜDÜR, NE DÜŞÜNÜRSEN ONU YAŞARSIN(BAAAK KUANTUM!), Zihninde neyi MODELLER(yapılandırırsan) GERÇEK O OLUR vs tüm idealist görüşle tutarlı sloganlarını, NEO BIG BANG'de buldular, yeni Big Bang eskinin küllerinden doğmuştu, ama bir farkla, mutant idi ve eskiden geriye tek bir miras, tek bir tuğla bile kalmamıştı... |
Newton yasaları neden revize edildi?
Atomun parçalanamaz en küçük yapıtaşı olduğu görüşü neden artık kabul görmüyor? Soruların yanıtı; Niyetleri bozuk olduğu için vb olabilir mi? Böylesi bir yanıt, bilimsel olabilir mi? Bunların kaynağı her ne ise, Big bang içinde aynısı geçerli... Eleştirilen bilimsel metodu hiçe sayan, ancak kabule dayalı tutumdur, ısrardır ve Big Bang bu tutumdan ayrıdır... Ayır, ayrı, alakalı zemininde ele alınır, tutum konusunda muhatap insandır, sorun insanın tutumudur... Eğer hayır atom parçalanamaz dense idi, süreçle çalışmalar ve pratik parçalanabilirliğini gösterse idi, ama yine de hayır parçalanamaz tutumu hakim olsaydı, burada eleştirilmesi gereken tutumdur, stotükodur... Çıkacaksın, Big bang'in pratikle sınanamamış dayanakları ve meselelere çözüm olduğu öngörülürken, diğer yandan çözümsüz bir dolu sorunuda beraberinde getirmişliğinide ele alarak bilimsel zeminde bir cevap vereceksin... Yapılması gereken budur... Evren genişliyorsa, termodinamiğin şu yasasıda bunu diyorsa, o halde diye gelinmeyecek, termodinamiğin yasasının ancak KAPALI sistemlerde geçerli olduğu ispatlanaberi çok sular aktı, Evren ise kapalı, yalıtık bir sistem-ortam olarak öngörülemez, öngörülemiyor. Evrenin yaşı konusunda bile dayandığımız yasa, Evren ölçeğinde anlam taşımadığı görülüyor, aksine, ilgili yasanın kapalı ortamlarda geçerliliğini gözümüze sokarcasına Evrenin yaşından dahi daha yaşlı yapılar görülüyor, o halde bir yerde bir sorun var demektir, sonra görülüyor ki, sorun yasada değil, yasanın uygulandığı zemindeymiş, Evren yalıtık, kapalı bir sistem değilmiş ve yaşı 13 küsür milyarla sınırlanamazmış... yani zamanında Big bang'i olumlayabilmek adına hangi dayanağa yöneldiysek dayanaklar elimizde kaldı, un gibi dağıldı, savunamadık, bilime rağmen savunamazdık... Eğer bir tutumsa eleştiri konusu, evet Big bang'i bilime sadık kalarak savunamadık, savunamıyoruz ve artık savunabilir de görmüyoruz. Amaç üzüm yemek, ama üzümlü bir bağdan... |
spartacus, kendi deyiminle desteksiz "üfürüyorsun".
Muhtemelen Thomas Kuhn'un "paradigma kayması" denen safsatasına bir ütopya olarak sarılmışsın Kuantum ve Bigbang kelimelerini duyduğunda kendinden geçiyorsun. Bu başlıkları takip eden birileri varsa ve daha duymamışsa söyleyeyim Bigbang, evreni açıklamakta kullanılan gözlemsel olarak en güçlü teoridir. Kuantum teorisi son 40 yıldaki elektronik gelişime yöne veren, nanometrik sensörler, rastgele sayı üreteçleri gibi teknolojileri üretmemizi sağlayan, matematiksel modelleriyle gözlemleri birbiriyle uyuşan en kuvvetli gözlemleri veren teoridir. Bilim cemiyetini dindarlıkla, hegemonyaya boyun eğip gerçeği çarpıtmakla itham eden insanları ciddiye almayın. |
üfürmüyorum, dincilerle aynı şekilde kafir edebiyatı yapıyorsun, sanki Allahını inkar etmişiz...
Bilimin diliyle tartışmıyorsun. Üstelik eleştirileride anlamış değilsin... lafla olmaz, başlık sana kapalı değil ki, bırak saçma sapan bunlar kafir, allahsız, dinsiz, imansız edebiyatını, slogan atmayı... Bigbang, evreni açıklamakta kullanılan gözlemsel olarak en güçlü teoridir. Bu söz sana mı ait, evet öyle, LAF bu, bilmeyen varsa söyleyim, gerçek din islamdır, tek yaratıcı vardır o da Allah, bunu kimse inkar edemez.... Hiç farklı değil... Oysa, Big bang gözlemsel olarak en zayıf teoridir, hem gözleme dayanmayan kurgusu hem de gözlemlerde Big bang'in doğrulanmaktansa, YANLIŞLANMIŞLIĞININ gözlemi açısından(gözlemler doğulamıyor, ne yapacaksın zorlamı yaptıracaksın? peki ciddiye alınır mı?). Ettiğin söz bile sakat, gözleme dayalılık. ne zaman gözlemledin Big bang'i, hangi dayanağını gözlemledin de olumlu bir sonuç alabildin? Hiçbir sonuç alınmamış değil ki, aksine tüm gözlemlerde Big bang'in hem geçersizliğine dair hem de kusurları ortaya çıktı, çıkıyor... Güçlü kılan ne? Lütfen bilimsel bir metodla, bilimsel yol, yöntemle, ilgili teoriyi GÜÇLÜ KILAN DAYANAKLARLA anlat, yok şurada şu kadar kişi harıl harış karadeliği arıyorda vs yönlü ya da siz bilime akrşısınız, kuantum laflarının ardına sığınmış safsatalar olmasın... Sloganı bırakın(sizin gittiğiniz bu yolda biz şimdi dönüyoruz, geçti o devirler), o halde meydan sizin, anlatın, ama adam gibi bilimsel bir metodla, bilimin ÖNGRÜLERİYLE yapın, kıç kenarıyla değil. Neyi bekliyorsunuz? Eleştirmeyide öğrenin, neyin eleştirildiğinide, anlayamıyorsunuz, yine de kerameti kendinden menkul bir dolu yargılar üretebiliyorsunuz. Siz yargıç, kimsede sanık değil! bizim bıktığımız dinci sloganların benzerini, birde bu alanda bize sayıp durmayın! Belli ki sözde inançlar o yöntemle savunuluyormuş... benim nasıl düşündüğüm Big bang'in gücünü ne arttırır, ne de eksiltir, nede iddialarını benim ne olup, olmadığıma dayanarak ispatlama şansın var, şaka gibisiniz, bilimi oyuncak sanıyorsunuz... Bilimi ideolojinin, stotükonun, dogma saplantılarının, kültürel şartlanmışlığının ipoteği ve esareti altına sokmaya çalışanları, bu filimi insanlığın antikçağda, ortaçağ da izlemişliğinide pratik bir tecrübe alarak, ciddiye almayın... Bilim boyun eğerek değil, tam tersine hakim olan stotükoya ve her çağın hakim salaklığına, kendi YANILGILARINI kabul sorunu yaşamadan!, menfaat dünyasına, kısaca idealizmin(bazıalrı burada!) ve teolojinin mutlağına da, mutlak koşullarına da, indirgemeye dayalı saf-salak safsata mantığına da itirazla hayat kazandı.. Bilimin de tanımını değiştirme çabanız aşarılı olamayacak, bilim sizlerin zihinlerinizin, hayaller, kuruntular, kurgular, inançlarınızın oyuncağı değil, olmayacak... |
Büyük patlama için kritik değerler öne sürüldü, tüm öne sürülen değerlerde yanlış veya geçersiz, farazi-muhatapsız- çıktı. Yol bulunuyor, öngörü herhangi bir değerin 1 olmasını gerektiriyor ve siz bunu 0.1 bulmuşsanız, o halde bunu 1 kabul edeceksiniz... Bilimde keyfiyetin yeri olmamalıydı, ama oldu, örneklersem, defalarca ölçülen değer 0.1, alınan 1, öngörülen değer 30, bulunan değer 2, alınan 30..... yani olmuyorsa oldurulucaktı... o düzeydeki, Big bang'i olduu gibi kabul etmek demek, şimdi, şu anda gözlemlenen madde miktarının %99'u yok demektir, görsen de aslında olmadığını savunmalısın!
Bilim tarihinde başka hiç bir teori yoktur ki, pratikle sınanmamış, aksine her gözlemde umulanın aksine veriler elde edilmiş, yine de MUTLAK KABUL olarak dayatılmış olsun. Thomas Kuhn'un analizlerine ve tamda verili pratiğin gözümüze soktuğu paradigmayı görmemek adına safsata diyen birisi, olsa olsa, sahtebilimin sarhoşluğunu yaşıyor olabilir. Sizinle aynı kafayı yaşayan bir üyemiz vardı, Zamanda Tesadüf başlığı açmıştı, haliyle sizler aynı yolun(yöntemin) yolcusu, farkınız nüanslarınız, daha neye itiraz edildiğini dahi anlayamamışsınız. Sizin mantığınız; Hepimiz birer bokuz... Kuantum öyle söylüyor, itiraz etmeyin çünkü, öyle söylüyor demişsem, bu konu kapanmıştır. Oysa kuantum konusunda, HEPİMİZ BİRER DALGAYIZ lafzıydı eleştirilen, ne alaka diye sorgulanan.. Caner Taslaman'ın Kuantum açılımlarıyla, hepimiz birer dalgayız açılımının mantıken hiç bir farkı yok, çünkü ikiside SAFSATA dediğimiz bir yöntemi kullanır, o yol-yöntem bilimsel değil, iş ve emek bağlamı sahte bilim temelinde.Kuantum fiziği ayrı, hepimiz birer dalgayız iddiası ayrıdır.Daha bu kadarcığı idrak edemediniz(üstelik her cevabımda ifade ettiğim halde, iftiraya sarılıyorsun). hepimiz birer dalgaymışız, bunu iddia edene kısa yanıtım, hadi oradan gerzek, bunuda nerenden çıkarttın, daha birer dalgayız derken bile sıçtın... Bizler dalga değiliz ve gördüğümüz hiç bir şey'de. "Aslında hiç bir şey var değil, dalgayız"vb ifadelerininde kuantumla alakası yok, çünkü böyle bir şeyi öngörecek yeter veriye, hiç bir gözleme de sahip değiliz, kaldı ki, dayanak edindiğimiz zemin zaten şey'in içindeki zemin, içeriden bakıp, dışarıdakini aslında yok diye ifade etmek, bildik idealizm ve indirgeme salaklığı ve aksini öngörmemiz için fazlasıyla verimiz var ve öngörmek dahi gerekmiyor, dogmatik safsataların gerzekliği adına yırtınmıyoruz.. Kuantum fiziğinin hiç bir noktasına dayanarak, her şeyin birer dalga olduğu sonucuna varamayız. Bu iddiacılar öyle abuk, subuk yöntemlere düştü ki, belirsizlik ilkesini dahi nitelikçe belirsiz olarak işleyecek kadar darkafalıydı, şimdi aynı darkafalılık bu tür saçama-salak çarpıtmalarla yeni safsatalar üfürüyor ve bizim inançlı kesimelrimizde, amentü diyor. Önce neyin eleştirildiğini bir anlayın, sonra çarpıtın neyi çarpıtacaksanız. Ne Big bang bilimin içinde mutlak kabule dayalıdır(ki gözlemlerle en çok yanlışlanan, buna rağmen ne olursa patlama olur temelli bir zemine yuvarlanmış bilinmezler ardındaki sıra hapsolmuş teori ünvanına sahip) ne de Kuantum fiziğine dayandığını öne süren bilim postuna girmiş sahtebilimin söylemleri kabule zorlanabilir. Bilim diyeceksek, bu tür zorlama, dayatım ve baskıya yer yok, ama bu dinsel bir ideoloji ise elbette tutumunuz anlaşılabilir... dedimya Kuhn dogmatik gerzekliğinizin analizini iyi yaptı. NOT: KUANTUM FİZİĞİ değil, eleştiriye konu edilen HEPİMİZ BİRER DALGAYIZ anlayışıdır, bu notumu 1000 kez kendinize tekrar edinde, darkafalı yaklaşımdan uzaklaşın, her defasında söylemek zorunda kalmayım... |
hani şu ilk 500 milyon, ilk 1 milyar yıldaki galaksileri gözlüyoruz, gözledikelrimizin hiçte olması gerektiği gibi olmadığının altını çizmiştim... Son bulunan en uzak galaksi de daha bir çok sorunu beraberinde getirmişti. sadece bir tanesine örnek vereyim;
http://www.hurriyet.com.tr/yoksa-buy...adi-mi-3981680 Alıntı:
|
http://www.academia.edu/14389533/Esa...C_-_Evrenbilim
https://www.turandursun.com/forumlar...php?start=9549 asıl kaynak http://xxsuskunkralxx.blogcu.com/evr...elleri/5770490 Ancak, 1986 yilinda Hawai Üniversitesi'nden Brent Tully, milyarca işikyili uzunlugunda, 300 milyon işikyili genişliginde, 100 milyon işikyili kalinliginda gökada kompleksleri bulmuştur ve 1990'da buluşun dogrulugu kabul görmüştür. Ancak gökadalarin devinim hizlari ölçüldügünde ve gerekli düzeltmeler yapildiginda bu yapinin oluşmasi için gereken sürenin evrenin iddia edilen yaşindan beş kat fazla yani 100 milyar yil oldugu hesaplanmiştir Şimi Evren'in yaşını değiştirsek, bu bugüne kadar belirlenmiş yaşın keyfiyet olduğu anlamına gelir, oysa teoriye sadık kalınarak elde edilen bir değerdir, ufacık oynamalar için, tüm evvel gerekçelerin hiçe sayılması ve geriye dönüşle patlamaya varmak sorunu iyice içinden çıkılamaz bir duruma dönecektir, zira hesapların yapıldığı kaideler yok sayıldığında, bu seferde geriye gitmenin olnağıda kalmamakta. Plazma model ise gözlemlenen evrende hiyerarşik yapıları ortaya çıkartmış, bugün artık galaksi sistemlerin hiyerarşik yapısı gözlemlerle aydınlatılmış durumda. Plazma Model ile birlikte Doppler etkisinin de temelde yanlış çıakrımlar içerdiği açığa çıkartılmış. Olbers Paradoksu'na göre yapılan çıkarımlarda, yanlış yorumlar sergilemiş ve öngörülenin aksine Evrende dağılım ne homojen, ama ne de arzetmek gibi bir zorunluluk vardı, dolayısıyla hem hiyerarşik yapılar ve boşluk(ışık yaymayan veya ulaşmayan) durumu hemde gözlemlenebilir olan sahada ışığın bir sınırı vardı... Hannes Alfvén, Nicolai Herlefson ve Karl Kienpenheuer'dur. Daha sonra Güneş ile ilgili çalişmalarindan dolayi Nobel ödülü almiş olan Alfvén, işik hizina yakin hizlardaki elektronlarin evrenin her köşesinde gözlenebildigini, bu nedenle de evrenin her yerinin akim tabakalari, akim halatlari ile bir ag gibi örülmüş olmasi gerektigini iddia etmiştir. Dolayisi ile evren, en büyük ölçeklerde bile arikovani gibi hücresel ve filamenter yapilar sergilemeliydi. 1980'lerde gökada süperkümeleri gözlemlendiginde, evrenin Alfvén'in dedigi gibi bir yapi sergiledigi görüldügü halde ciddiye alinmadi. Şimdi ise hiyerarşik kümelerde bu açıkca gözlemleniyorve daha bir kaç gün önce, forumda bir kaynak ve resim paylaştım..Filamanter yapı aktivitesi ve kümelerin oluşum süreci ise milyarlarca yıllarla ifade ediliyor8örnein yukarıda örnek verilen küme ve yüzmilyar yıl) ve bu herhangi bir seçili alanda değil, Evrenin herhangi bir noktasında rahatlıkla öngörülebiliyor ve herhangi bir tekillik veya tekil bir noktadan başlatmak gibi bir şartıda yok... Üstelik Evrenin dinanizmini de hesap dışı bırakmayan bir yapıya sahip ve evet hiyerarşik yapıların oluşumu da plazma yoğunlaşmasıyla hayat buluyor. Gözlemlerde bugüne kadar kara delik sanılan ve ardına mistik sırlar yüklenen yapıların, yoğun ve korkunç çekim gücüne sahip plazma olduğu ve bir ucunun bu evrende, diğer ucunun da kimbilir hangi evrende denmesine rağmen, evrenin dışına açılan hiç bir ucunun olmadığı da gözlemlenmekte ve kabul görmektedir.. Bu güne kadar, gözlemlerle en fazla doğrulanmış ve en önemlisi gözlemlere dayalı olan ve bir başlangıç mefhumu öngörmeyen -devinim ve dinanizmi öngören- evren modeli, Plazma Evren Modelidir. Big Bang ise her gözlemde daha fazla oranda yanlışlanmış durumdave kırılma noktasına örnek teşkil edecek yıllarda ikibinli yıllar.Ne Evren Big bang modelin öngördüğü gibi bir yapı sergiliyor, ne sistemlerin yapısı bunu doğruluyor, ne de uzak gözlemler doğrulayabiliyor, ne de öne sürülen kızıla kayma geçerli argüman olabiliyor, şu an iddiaların sürdürülebilir olma noktası gözleme dayanmayan ve belkide hiç gözlemi yapılamayacak olan spekülatif çıkarımlar, varsayımlar veya olmaz ise olmazlar temelli -gözleme değil salt us'a dayalılığa ve yalıtıma bağlı- öngörülere indirgenmiş durumda. Beraberinde öne sürülen başka türden hepimiz dalgayız yönlü çıakrımlara dair ne bir gözlem, ne bir olasılık elde edilmiş değil, kaldı ki bir an için öyle bile düşünsek, 1 sorunu çözme adına öne sürülen varsayımlar, sorunu çözmediği gibi içinden çıkılması imkansız paradokslara dönüşüyor. http://www.plasma-universe.com/image...r-happened.jpg http://www.metaresearch.org/cosmolog...BBproblems.asp 1) Statik evren modelleri, eldeki verilere, genişleyen evren modelinden daha iyi uyuyor. 2) Kozmik arkaplan radyasyonunun, Big Bang'den kalma olduğu fikrinden ziyade, uzay boşluğunun yıldızların ışığı tarafından ısıtılması yoluyla oluştuğu açıklaması akla daha yatkın. 3) Elementlerin oluşumunu açıklamak için, Big Bang modelinde çok fazla parametre ayarlaması yapmak gerekir. 4) Evrenin Big Bang teorisine göre hesaplanan yaşı, 15-20 milyar yıl, evrende gözlenen büyük yapıların ve onların arasındaki büyük boşlukların oluşmasına yetecek kadar fazla değil. (100 milyar yıllar gerekebilir) 5) Kuasarların ortalama ışık şiddetinin zaman içinde tam belli bir şekilde azalması gerekiyor, böylece ortalama parlaklıkları tüm kızıla kaymalarda aynı kalsın.. 6) Galaksi gruplarının yaşı, evrenin yaşından daha büyük gözüküyor. 7) Galaksilerin yerel hareketleri, her tarafı üniform olması gereken bir sonlu evren modeli için fazla yüksek görünüyor. 8) Big Bang teorisine göre, evreni oluşturan asıl baskın ve fazla olması gereken maddenin, içeriği ve varlığı belirsiz olan "kara madde" olması gerekiyor. 9) Gözlenen en uzak galaksiler galaksilerin evrimi konusunda yeterli kanıt göstermiyor. bunların bazıları en sönük kuasarlardan daha yüksek bir kızıla kayma gösteriyor. 10) Günümüzde gözlediğimiz açık evren eğer başlangıç anına döndürülseydi, evrende gözlenen maddenin gerçek yoğunluğunun kritik yoğunluğa oranının 1'den sadece 10 üzeri 59'da bir kadar farklı olması gerekirdi. Daha fazla bir fark, ya çoktan kendi üzerine çökmüş, ya da çoktan dağılıp gitmiş bir evren ortaya çıkartırdı. Bir başka örnekte, genişleyen evren ifadesini doğrulayan gözlemlerle, birbiri arasında milyonlarca ışık yılı uzaklık olması gereken galaksiler, birbiriyle yakın komşu olarak gözleniyor ve üstelik biri diğerinden madde sömürüyor. İki galaksiden elde edilen kırmızıya kayma ise aralarında madde alışverişini sağlamayacak denli uzaklıkta farklı sonuçlar veriyor. Oysa ikiside aynı uzaklıkta ise ve kırmızıya kayma uzaklaşmaya oranlı ifade ediliyorsa, iki galaksininde birbirinden madde sömürü yapamaması ve aralarında milyonlarca ışık yılı ayrılık mesafesi gerekirdi. Yani Big Bang modele göre düşünürsek, böyle bir durumun gözlemlenmemesi gerekirdi. http://www.metaresearch.org/cosmology/BB-top-30.asp http://lppfusion.com/ |
“Evrenbilim ve parçacık fiziğinin herikisi de, “tümdengelimsel usa vurma*” yöntemini kullanıyor. Bu yönteme başvuranların hepsi değilse bile çoğu, kuramlarının gözlem ve/veya deneyler karşısında ne denli tutarlı olduğunu görme kaygısına kapılmıyorlar. Parçacık fizikçilerinden A. Zee 1986yılında yayınlanan Fearful Symmetry: The Search for Beauty in Modern Physics adlı kitabında, “...önce matematiksel güzelliği gözetelim; gerçek nasıl olsa arkadan gelir” gibisinden bir saptamada bulunuyor. Bu iki bilim dalı (son zamanlarda ulaştıkları konumlarını dikkate alırsak bunlara bilim dalı demekten çok ‘metafizik araştırma programları’ demek daha doğru olacak!) yalnızca kullandıkları yöntemle değil içerikleri açısından da birbirine benzemektedir. Parçacık fizikçileri için Büyük Patlama, “kusursuz bakışıklığın” (perfect symmetry) altın çağını oluşturuyor.
* Kısaca indirgemeci olarak dile getirdiğimiz idealist yöntem-tutum, parçalardan bütüne ulaşma artık yok sayılıyor veya görmezden geliniyor. “Büyük Patlama, protonlarla pozitronların karşılıklı olarak değişimini gerektirir. Özdek ile anti özdeğin bakışık olarak yaratıldığı savunulduğundan Büyük Patlamanın hipotezi olan son derece yüksek yoğunluklarda tüm özdekle anti özdek birbirini yokederek saf erkeye dönüşecektir. Bu, özdek içermeyen, saf erkeden oluşan bir evren demektir. Ancak, eğer pozitronlardan bazıları protonlara dönüşecekse, tüm anti özdeğin ortadan kalkmasıyla birlikte geride proton ve elektronlardan oluşan bir artık kalacaktır. Bu durum, Büyük Patlamayı ayakta tutmaya çalışan “pamuk ipliklerinden” biridir. “Protonlar gerçekten bozunuyor mu? BBK(**) lar protonların ortalama ömürlerinin 10 yıl olduğunu ve bu süre sonunda bozunacağını öngörmektedir. Bu öngörünün sınanması amacıyla eski maden ocaklarının en derin galerilerine kurulmuş olan su tanklarında proton bozunma deneyleri başladı. Deneyler, bırakın normal sürede bozunmayı, BBK ların öngördüğü sürenin 100 katı süre içinde bile bir tek protonun bozunmadığını gösterdi. ** BBK (Büyük Birleşim Kuram) “Bir kez daha yineleyelim: estetik güzelliğe sahip düşüncelerden yola çıkarak doğa yasalarına erişme çabaları kısır çabalardır. Hangi evrenin daha güzel olduğunu sonsuza dek tartışabiliriz, ancak hangisinin gerçek olduğuna yalnızca deney ve/veya gözlemler karar verir. Eğer parçacık fiziği kuramcılarının ‘proton bozunması’ deneylerinde yaptığı gibi yapıp, gözlemleri dikkate almazsak, ortaçağ kalıntısı yöntemlere doğru gerilemiş oluruz. “BBK lar için söylediklerimiz son zamanların kuramsal modası olan süpersicimler ve süperbakışıklıklar için de geçerlidir. BBK ların doğrulanmamış olması yetmiyormuş gibi, bazı kuramcılar şimdilerde doğanın dört kuvvetini birleştirme çabasına giriştiler. Çekim kuvvetini de dikkate alan bu kuramlar, sicim adı verilen, uzunluğu olup genişliği olmayan kurgusal niceliklerle yola çıkıyorlar. Herşeyin Kuramı ( TOE - Theory Of Everything ) adı verilen bu çerçeve, tüm parçacıkları ve alanları bünyesinde barındırıyor. Ancak, sicimler öylesine devasa erkelere sahip ki, kuram, doğrulanabilir bir tek öngörüde bile bulunamıyor. ----- 3 - 7 Ekim 1985 tarihleri arasında Kopenhag’da düzenlenen bir toplantıda Niels Bohr’un 100. doğum günü kutlandı. Bu konudaki ilginç bir tartışma, bu toplantıda geçmiştir: Lee: “Siz, string kuramının birkaç yıl içinde ya doğruluğu kanıtlanacak ya da yokolup gidecek dediniz. Yokolup gideceğini sanmıyorum. Bugüne dek yaşadığımız deneyimler gösterdi ki, doğa ve biz insanlar, kuramlarımızın uzun ömürlü olması konusunda zekice davranamıyoruz. Belki kuramın doğruluğunu veya yanlışlığını gösteremeyeceğiz ama, string kuramı bir süre sonra yine karşımıza çıkacak.” Weinberg: “Evet, string kuramlarının canlandığına tanık olabiliriz ama o zaman da ben onların canı cehenneme diyeceğim!” Neyse dileyen okur tamamı aşağıda... |
Büyük Patlama Teorisi; gözlemsel olarak evreni açıklamakta kullanılan en güçlü teoridir. Bunun tersini iddia edenin acayip sağlam veriler ve matematiksel modeller sunması lâzım.
"Dalga malga, Kuantum muantum, plazmanın hedesi" diyerek ortaya saçılıp da abidik gubidik adamların sitelerine referans veren spartacus gibi insanların Bigbang ya da Kuantum teorisi hakkında söylediklerine kulak asmayın. "Bigbang teorisi nedir ve yanlışlanmış mıdır?" En anlaşılır özeti okumak isteyenler aşağıdaki bağlantıdan sorulan soruya ve verilen cevaplara bakabilir. https://www.quora.com/Can-the-big-bang-theory-be-proved |
Kanımca,bu sayfada hoş:)
http://science.howstuffworks.com/dic...ang-theory.htm |
Az önce okudum, bence bunu da göz ardı etmeyelim.
Big Bang theory could be debunked by Large Hadron Collider Scientists at Cern could prove the controversial theory of ‘rainbow gravity’ which suggests that the universe stretches back into time infinitely, with no Big Bang http://www.telegraph.co.uk/news/scie...-Collider.html Çok ilginç. Eğer Rainbow Gravity kanıtlanırsa, big bang in asla olmadığı ortaya çıkacakmış. In a 'Rainbow' Universe, Time May Have No Beginning If different wavelengths of light experience spacetime differently, the big bang may never have happened http://www.scientificamerican.com/ar...rse-beginning/ Kendi açımdan dört gözle bu sonucu bekliyorum :) |
Bigbang ile ilgili esas problemin, onun sunuluş şeklinde olduğunu düşünüyorum.
Genelde şöyle anlatılır; ''Her şey bir noktaydı ve şu anki her şey o noktadan çıktı'' Bunu savunan yaratılışçıya şunu sormak lazım, ''Tanrı da bir şey olduğuna göre, tanrı da o noktanın içerisinde miydi? veya tanrının da başlangıcı bigbang mi?'' Yaratılışçının bu soruya vereceği cevap, tanrının o noktadan bağımsız bir şekilde ezeli olduğunu iddia ederse, o nokta her şeyi içermemiş olur. Çünkü tanrı da bir şeydir. Tanrı o başlangıç noktasından bağımsız bir şekilde veya o noktanın dışında var olabiliyorsa, uzay veya uzay benzeri şeyler de o noktadan bağımsız bir şekilde ezeli olabilir. Bigbang'i anlatırken şu kelimelerin içlerini nasıl doldurduğumuz çok önemli, ''Her şey'', ''Hiçlik'', ''Uzay''. Bu kelimelere yüklenecek anlamlara bağlı olarak bigbang anlayışı değişecektir. |
Alıntı:
Özetlersek, 1) Evrenin genişlemesi: Hubble teleskopu bunu kanıtladı. Teori de bu bulguya dayanarak geliştirildi. 2) Evrendeki mikrodalga arkaplanı (The Cosmic Microwave Background): Evrenin genişlemesi tezini düşünelim. Bu teze göre başlangıçta evren daha küçüktü. Termodinamiğin birinci yasasına göre enerji yoktan var edilemez. Bu yuzden aynı miktardaki enerji daha kücük bir alandaydı. Aynı enerjinin daha küçük bir alanda olması sıcaklığın artması ile mümkün olabilir. (Sıcaklık bir enerji birimidir aslinda. Elektronlarin ve parçacıkların hızlarıyla alakalıdır, diğerinden daha sıcak olan cismin parçacıkları daha hızlıdır) Evrenin ilk zamanlarında sıcaklık o kadar yüksekti ki, atom altı parçacıklar molekül haline gelemiyordu. Aynı zamanda da o kadar yoğun bir ortam vardı ki bu ortam ışığı bile geçirmiyordu. Big Bang'den 400 bin yıl sonra bu ortam genişledi, soğudu ve hidrojen atomu oluştu. Işık (mikrodalga olarak, mikrodalga ışığın dalga boyutuyla ilgili bir tanım görebildiğimiz ışık dalgaları 300-800 nanometre arasındayken bu dalgalar 1 mm - 1 m arasında bizim görüs kapasitemizin dışındalar) Evrende 400,000 yil once yayılmaya basladı, ve biz hala 400,000 yıl once yayılan ışıkları evrende homojen olarak dağılmıs bir şekilde gözlemliyoruz. Evren genişlediği için bu ışık da homojen bir sekilde yayılmış durumda. 3) Evrendeki yuksek helyum miktarı: Teoriye gore evrende belli bir miktar helyum olması lazım. Helyum soygaz oldugu için diğer malzemelerle reaksiyona girmiyor, bu yüzden büyük bir miktarda helyum korunuyor. Teorideki helyum miktarlarını pratikte de gözlemliyoruz. En sonda da Hala Big Bang'in gerçek olmaması mümkün mü gibi bir soru var. Cevap da su anda elimizdeki en iyi sey Big Bang, daha iyisi gelene kadar bununla idare edeceğiz demis. Ama teoride şoyle bişi var. Biz evrenin oluşmasından 10^-32 (0'dan sonra 32 tane 0 daha var) saniyeye kadar ne oldugunu bilebiliyoruz. Öncesinde ne oldugunu bilemiyoruz. Ancak sıkıntı şu: Zaten bilemeyeceğiz. Çünkü Big Bang'den önce zaman yoktu. O yüzden Big Bang'in öncesi diye bir şey yok. Zaman göreceli olduğu için ve evrenle birlikte yaratıldığı için fizik kurallarının ötesinde kalıyor Big Bang'in öncesi. Bir nevi insan ilminin limiti. |
Alıntı:
|
Alıntı:
Tabi ki sana göre öyledir abidik, gubidik olanlar, yani kafirler farklı düşünüyor... Abidik, gubidik dediğin adamlara Big Bang camiası reddiye verememiş durumda, bugüne kadar hiç veremediler, en geçerli eleştiriyi yapan da, ama olumsuzluklara çok yükleniyor deyivermiş, sanki bilim değil de roman yorumluyoruz... Evet Big bang'in kaderi de uzun zaman önce o sözde teorilerin anasına "dalgayız, dümeniz" yönlü evren değil parçacık edebiyatına, üstelik çok küçük alanlarda, kapsamı aşırı dar farazilere bağlandı, haberin yok haliyle bahse konu mevzuları ilk defa duyup, refleks gösteriyorsun, Big bang artık evrende değil, varsayımalrda ve mikroda aranıyor... Sanıyorsun ki, bütün mesele kapris.. Zamanla düzelir, zamanla geçer sevgili errata, aynı tepkileri zamanında bizde verdik, ama o zamanlar elde doğru düzgün verimiz yoktu, tepkileri vermekle daha da detaya, derine inme, sorgulama şansımız oldu, oysa şimdi aksine o kadar çok veri, gözlem mevcut ki, sen yine de inancı ve kişisel kabulü esas, yeter ölçüt alamaya devam ediyorsun, zamane çılgınlığıdır geçer... Boşver itibarsılaştırma kaprislerine düşmeyi, söylenenleri irdele(dincinin ayet yorumlaması gibi davranıyorsun, söylenene bakmıyorsun)... Big bang mevcut evreni, bırakalım geçmişi, gözlemlenen evreni, burnumuzun ucunda olanı açıklamayadığı gibi, çok daha büyük içinden çıkılamaz, neredeyse evren yok diyerek ancak murada erecek -ve senin de ölesiye savunduğun aslında hiç bir şey var değil, sadece sıfır kalınlıkta dalgayız- düzeyde bir sorun haline geldi. Evren'i keyfi kalıplara soka, soka şebeğe çevirdiler... 40 yıldır süren macera sadece şu; gerçek teoriye uymuyorsa, gerçeği teoriye uyduralım, üstelik kalem bazında bu durum, düzineyi geçti, düzinece şu varsa Big bang olur, bu varsa Big bang vardır dene, dene, 1 düzeine geçti, hiç biri gerçeklik kazanamdı, iyi ama iddialar ne olacak? salt lafızda, hayal, kurgu, zihin alanında bile olabilirliği başarılamadı, gerçek, yani evren ne menemem şeyse(şebeğe çevirirsen tabi), zihinsel faaliyetlerle dahi bir türlü Big bang'i olumlayacak veri sunmadı, söylem var doğru da, gözlem yok ya da gözlemler hayal kırıklığı!... 40 yıl, şu varsa muhtemel Big Bang var ayarında geçti, yani işleri tanrıya kaldı, resmen tanrıya sığınmak duygusuna girdiniz, dua ediyorsunuz ki bu sefer şu bulunsada Big bang'i ölüm döşeğinden kaldırsak, tek yapabildiğiniz şu araştırılıyor İNŞAALLAH bulunur tinselliği... Ama sorun orada da bitmiyor, sizin İNDİRGEME metdonuzun kaderi şansa kalmış, bulacağın 1-2 tane varsayımı bulsan bile, bu seferde yeter düzey, yeter dayanak, yeter ölçüt olup, olmadıkları tartışma olacak, bunun ispatı, şununda ispatı sayılabilir mi soruları gelecek... Misal, Big Bang'in kaderi, proton'a olmayınca da küçücük parçacıklara endekslenmiş, bu parçacıkların kimisi salt atıf, kimisi gözlemlenmemiş, kimisi de iddia edilene ters bir davranış göstermiş, örneğin proton öne sürüldüğü gibi çıkmamış, hadi görmezden gelelim denmiş ya da vay efendim proton bozunmuyorsa buna mani olan bir şeyler olmalı denmiş, ulan mani olan bir şey varsa bile, bu senin iddianı geçerli kılmıyor ki, sen illa bozunma öngörüyorun, elbette manisi olabilir, maniyi bulunca lafzın çürümemiş oluyor mu?... defalarca dile getidim, ilgili gerekçeleriyle de, tekrar etmeye gerek var mı? Bu bilimin duruşu değil, tepkilerde önce oradan geliyor, abidik, gubidik olan kim? Tartışmayı bu düzeye çekerek, niyet, iftira, isnat boyutuna koyarak, muhataplarını itibarsızlaştırarak, yanıt vermek dışında bir de dincilerin ikide bir sorularlaislamiyet C/P benzeri baskınlık dışında hiç bir şey yapmadın, haliyle bu dile de, bizler gibi katlanacaksın. tanrıya dua mı ediyorsun ki, bütün ümidini spartacus'u itibarsızlaştırmaya adadın, tribünden sesleniyorsun? yahu bilimin ne olduğundan haberin yok, Big bang tek ve mutlak, hissiyatınızdaki tek tanrıymış gibi, tercihimiz değil ki, Big bang artık O'nu mutlaklaştırmak dışında savunlamıyor sen de slogan atarken öyle yapıyorsun ya! Biz sizin tek tanrılı evren modeliniz gibi değil, meseleye çok tanrılı bakıyoruz :) Ya da dediğim gibi muhataplarını itibarsızlaştırma, isnat, iftira, çarpıtma yolunu bırak, bu yolun kimlerce nasıl kullanıldığını biliyoruz, bilimsel bir savunu getirmiyorsun ki, histerik bir savunu veriyorsun, çamur atıp çekiliyorsun, temizlik zor oluyor. abidik gubidik adamlar diyeceğine, abidik, gubidik şeyler söylediğini ispatla, şu ana kadar Big Bang'in eleğe dönmüş abidik, gubidikleşmiş halinin sebeplerini açıkla, gözlemlerle desteklenmediği durumların izahını ver(bir değil beş değil düzineleri buldu, ama inançta ısrardan bir türlü vazgeçilmedi).. Kolaydan gidelim, yahu Big bang 20-30 adet bal gibi, paşa gibi bilimin gözlemlerini görmezden geliyor, ama bunalr da en önemli dayanakalrıydı... bir kaç basit soru ile, sonra da diğerlerine geçelim;
|
Alıntı:
bu soruyu neden yaratılışçıya sormak lazım geldiğini anlamış değilim. sorunun muhatabı yaratılışçı değil ki; big bang'i doğru kavramsallaştırmaktan aciz fizikçiler. onlar da bu soruya ''tekillik'' denen ancak kendilerinin de içeriklendirmeyi beceremedikleri zırva bi soyutlamayla açıklık getirmeye kalkacaklar. ki o açıklamayı getiremediler, zaten getirme şansları yoktu. çünkü kavram geometriden ödünç alınmış (ya da çalınmış diyebilirsin) bir kavramdı. tam bir rezalet yani. o yüzden sıçıp sıvadılar, sonunda da tekillik yerine şişmeyi koydular. adamı böyle şişirirler işte. felsefeye burun kıvırarak bilim yapılmaz. bilime burun kıvırarak da felsefe yapılmaz. adam soyutlama nedir onu bilmeden evrenin başlangıcını açıklamaya kalkarsa baltayı taşa vurur. artık adı genişleme teorisi. teori demeye dahi dilim varmıyor. teori, olguyu açıklar. ortada bi olgu varsa o da evrenin genişlediği. boşuna big bang denmedi o teoriye. dalga geçmek için adı o şekilde anıldı, öyle de kaldı. hatta dalgasına bing bang diyenler dahi var. soyutlama bilmezsen, zamana başlangıç/milat biçmek gibi bilim adına felsefi zavallılıklar içine düşersin. (dostum seni kastetmiyorum) çünkü zamana başlangıç biçmek harekete başlangıç biçmeğe kalkmaktır. adama sorarlar, sen hangi delillerle hareketin 14,5 milyar yıl önce ortaya çıktığını, bir başka ifade ile daha öncesinde hareketin olmadığını olgu olarak ortaya koyabiliyorsun diye. bi de bu felsefe zavallısına ikinci aynştayn payesi vermeye kalkanlar var. neymiş, zamanın kısa tarihiymiş. yok ya. yani hareketin kısa tarihi öyle mi. kusura bakmasınlar da fizikçi değiliz ama, bu cümlenin içerdiği soyutlama zavallılığını görmekten aciz de değiliz. |
Alıntı:
Note: Items in red require "new physics", ie, physics never seen before in the laboratory. Bizim abidik, gubidik adamların farkı, ne yazık ki gözleme dayanarak hareket etmek... Şunun oluşması için illa bu gerekir, şu imkansız şu yoksa oluşmaz vs hikayeleri yazmıyorlar, hiç birisine de gerek duymadan olabilirliği gösteriyorlasr, ikisi arasındaki fark birisinin enflosyonist iddialar olması diğerinin basit ve gözleme dayalılığı... 3 harflilere gerek kalmıyor. https://vimeo.com/92680177 |
Alıntı:
|
Bilhassa son 2 yıldır Hawking'de inatçı gerçeğin dayatımlarına sırtını çevirmiyor... Olan holografik evren, sicim evren, hepimiz dalgayız yönlü mitolojilere oluyor, Big bang'i onlarla bir tutmak doğru olmaz, kurgu, spekülatif anlamda demiyorum, o şekilde değil, ama gerçekten hiç olmazsa gözlem yapmaya çalıştıalr, yukarıda andığım mitolojiler ise 3-5 idealist hayalperestin masabaşı, popülist sayıklamaları...
Adlarını sık, sık andığımız bir sürü parçacık var, ama gerçekte ise birer hayalet olduklarınıda biliyoruz, önceki mesajlarımda verdiğim kaynağı incelerseniz, hangilerinin hayalet olduğunu görebilirsiniz... Teorinin kaderi 3 harflilere ve bazı 3 harflilerin olasılıkça ancak ifade edilebilir ve öylece teoriyi kurtarmaları beklenen eylemlerine kaldı.. http://www.bilim.org/stephen-hawking...e-bir-sey-yok/ 40 yıl önce olay ufku ve kara delik teorisi ile ilgili farklı bir iddia ile gündeme gelen ünlü fizikçi Stephen Hawking, şimdi kara deliklerin olmadığını iddia ediyor. Önceki çalışmalarında kara delik ve olay ufkundan kaçmanın mümkün olmadığını açıklayan Hawking, madde ve enerjiyi hapseden ‘görünür ufuk (apparent horizon)’ adını verdiğini yeni bir ufuktan söz ediyor. Aslında Hawking, ‘kara delik yoktur’ derken 40 yıldır anladığımız şekilde kara deliklerin olmadığını ifade ediyor. Mevcut anlayışa göre, ‘kara delikler, madde ve enerjinin geçmesine izin vermeyen olay ufkuyla çevrilidir’. Başka bir deyişle, geri dönüş yoktur. Bu yüzden kara delikler siyah görünür. Enerji sızmaz, ısı ve ışık üretemezler. Yani termodinamik açıdan, kara delik, tüm enerji ve radyasyonu emen mükemmel bir siyah yapıdır. Yeni teorisi hakkında Nature dergisine verdiği röportajda Hawking, kara delik dediğimiz bölgelere giren ışığın zannedildiği gibi sonsuza dek ortadan kaybolmadığını, kara deliğin merkezinden kaçmaya çalıştıktan sonra radyasyona dönüşerek dışarı sızdığını dile getirdi. http://www.kuark.org/2014/01/stephen...e-bir-sey-yok/ 40 Yıldır söylüyoruz(materyalistler), madde ve enerji yoğunlaşması, bunun içinde incelenmesi gereken maddenin plazma halidir diye(gerçi forumda da yıllardır ifade ediyorum, öyle karadeliğin ötesinde Alice'in harikalar diyarı bizi beklemiyor, çünkü öyle bir diyar yok, en kötüsü de GÖZLEMİ yok, bu da nereden çıktı dedirten cinsten, gözlenen evrende gereği yok, iddiası çok)... İdealist metodlar(salt parçaya indirgenen, parçalayan, sürekli bölen ve yalıtan yöntem), kendi Evren algıları gereği her zaman mistik, kurgusal ve fantastik yolları seçti-seçmeye de devam ediyor... İdealist evren algısıyla, materyalist evren algısı bir kez daha karşı, karşıya gelmiş bulunuyor ve elbette otorite yine idealist yöntemlerin yanında. Şu verdiğim karşılatırşmaya bakar mısınız, Plazma modelde tek bir tane faraziye yer yok, çünkü o teori gözleme dayalı ilerliyor, maddi kaynaklarıda yetersiz, kilisece afaroz edilmişler sanki, orotiretelerde görüldüğü gibi abidik-gubidik adamalr diyorlar, o kadar basit düzenekle yukarıda gösterdiğim deneyi yapıyorlar, karadeliğin -ki bu kelime dahi değiştirilmeli, karatopak denmesi daha uygun- rahminide görüyoruz... Ya diğeri, kırmızı bohça haline gelmiş... http://www.plasma-universe.com/Plasm...ang_comparison |
|
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 05:49 . |