![]() |
Tayyip ve menderes
Tayyip erdoğan ve şürekası milli görüş (msp) geleneğinden ayrılıp,
fazilet partisinin kapatılmasıylayeni bir partiyi(akp) kurdular adnan menderes ise 7 Aralık 1945'te, CHP'den birlikte ihraç edildikleri arkadaşları Celâl Bayar, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan ile Demokrat Parti'yi kurdu. benzer sebebler le parti kurdular ikiside işine geldiklerinde mazlumu oynadılar tayyip şiirden hapse girdi çıktı kahraman oldu. menderes ise 17 şubat 1959 da londrada geçirdiği uçak kazasından sağ salim kurtuldu. kurtulduktn sonra. Adnan Menderes bu uçak kazasından mucizevi bir şekilde kurtuluşunu daha sonra aklından hiç çıkarmadı ve bunu her zaman manevi bir işaret olarak kabul etti. ve bunu kullandı. tıpkı tayyipin hapse düşmesini kullanması gibi. türkiye 1950 yılında başlayan kore harbine 5000 kişik rezerv asker mevcudiyeti garanti ederek natoya girebilmek için girdi. on yıl olacağı beklenen kore harbi ekonomik yöndende çok faydalı olmuştu. o zamanlar tarım ürünlerinden başka satacak metaı olmayan türkiye dünyada revaç bulan tarım ürünlerine talep artınca 1950-1953 yılları arasında türk çiftçisi zenginleşti rahatladı.fakat o zamanlar onsene süreceği zannedilen kore harbi bitince türkiyede kuyunun dibi görünmeye başladı ekonomi teklemeya başladı. menderes meydanlarda bu izafi zenginliği kendi başarısı olarak anlattı. 2001 bir de kendi bünyesindeki sıkıntılardan krize giren türkiye bu krizden çıktı tayyip başbakan oldu daha sonra dünyada artan dolar rezervleri kendine yer aramaya başladı. bu dolarların bir kısmı türkiyeye geldi belirli kesimin kulaklarından dolar fışkırdı. tayyipte kendi dışında oluşan bu zenginliği kendi başarısıymış gibi göstermeye başladı ve meydanlarda anlattı ve anlatıyor. menderes kendine muhalefeti hiç sevmedi sevemedi. kendinde bir evliyalık kisvesi vehmeden menderes eleştiriyi ve muhalefeti hiç kaldıramadı. 1954'teki ikinci seçim dönemine kadar DP yönetimi ile basın arasında oldukça iyi ilişkiler varken basının kendi içindeki "biz-onlar" ayrımı sürüyordu. Ancak 1954 seçimleri sonrasında DP iktidarına eleştiriler artınca, iktidarın basına tutumu da değişti. Bu dönemde bir yandaş medya yaratmaya kalkan DP, ekonomik yöhtemlerle muhalif basını susturma girişimlerine başladı. Kâğıt sübvansiyonunu istediği şekilde ayarlayınca birçok gazeteyi iflasa sürükledi. Yeni kurulan Basın İlan Kurumu'nun ilanları sadece iktidarı öven haberler yapan gazetelere kaydırıldı. Basına ağır darbe Bu iki önlem bağımsız basın için büyük bir yıkım oldu. Ancak DP iktidarının basına uyguladığı belki de en ağır ceza, yöneticileri eleştiren yazılara karşı hapis cezası verilebileceğine ilişkin kanun oldu. İlginçtir bu kanun Tan Matbaası olayının müsebbipleri arasında gösterilen Hüseyin Cahit Yalçın'ı vurdu. O dönem Yeni Ulus gazetesinde çalışan 79 yaşındaki Yalçın, Başbakan Menderes'i eleştirdiği bir yazı için tam 26 ay hapse mahkûm edildi. Ama bu kanunun iktidar için faturası daha ağır oldu. Uluslararası basın örgütleri, Türkiye'de basın özgürlüğünü kısıtlamaya dönük hareketlerinden dolayı Başbakan'a kınama mektupları gönderirken bizim ve onların basını tartışmasına giren Demokrat Parti hızlı bir şekilde siyasi ömrünü tüketmeye başladı. tayyipte önderi olarak gördüğü(belki) menderesin ardından yürüyor basına yaptıklarıyla. dün bunu cumhuriyet örnekleyerek baş sayfasını boş çıkardı mehmet akif tarih tekerrüden ibarettir darbı meselini şöyle şiirleştirmiştir TARİH TEKERRÜRDÜR DERLER İBRET ALINSAYDI HİÇ TEKERRÜR EDERMİYDİ. misalince tayyipte aynı kulvarda yürümeye devam ediyor başka ortak noktalar tayyip sbah gazetesine devlet bankasından siyasi nufuzunu kullanarak sabaha kredi verdirdi mendereste Vinileks firmasına Bankadan kredi verdirdi oda nufuzunu kullandı başka ortak noktalrı ikiside anayasa ihlali yaptı menderesDevlet radyosunu siyasi çıkarları için kullandı tayyipte seçimde devletin imkanlarını kullanıyor menderesHalkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek istedi tayyipte aynısını yapıyor menderesBazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat özgürlüğünü kısıtladı tayyipte içtüzük değişikliğiyle mualif milletvekillerinin sesini kesme peşinde. bu yazının sonunda sadece birşey dilebiliyorum tayyibin sonu menderes gibi olmasın hepsi sadece bu. ama icraatları ve kişilikleri bir birlerine ne kadar benziyor |
Asıl şerefsizler onlar değil
asıl şerefsizler 1960 da 1980 de anayasayı silah zoruyla değiştirenlerdir. evet bahsettiğin kişilerinde hataları oldu ama kimin hataları olmadıki bu ülkede ama bu darbeciler kadar bu ülkeye zarar veren olmamıştır Ama bahsettiğin cumhuriyet gazetesi yine yapacağını yapıyor ve Biz susarsak kim konuşacak diye birilerine mesaj veriyor.Ve bu cumhuriyetin yaptığı ilk kışkırtıcılık değil tehlikenin farkındamısınız diye yine darbecilere mesaj vermişti |
sevgili karadenizli yakın tarihi genellikle bilmeyiz ve pek ilgide duymayız sende bunlardan birisin sanırım.
farkındayan yazdıklarımda birilerine övgü birilerine bilinçli övgü yoktu ben sadece tayyiple menderesin benzerliklerini göstermeye çalıştım. farkındamısın bilmem belirli konularda sadece''şartlı refleks'' gösteriyorsun önünü arkasına bakmadan ve düşünmeden. ve maalesef bir kesimin abdülhamit'i ulu hakan yapıp başka bir kesiminde kızıl sultan , demesi gibisende içinde havsalanda böyle yapıyorsun bugünkü konjenktüre bakarsan kimse darbeci olamaz savunmazda bende bu sitenin çoğunluğu gibi bende öyleyim. yalnız ana bir şey söyleyeyim. menderes dalkavuklarının o kadar etkisinde kaldıki tıpkı tayyip gibi aldığı oydan başı döndü ve'' ben odun koysam seçtiririm''yalnışlığına düştü . eğer etrafındaki dalkavukların etkisinde kalmayıp erken seçim kararı alsaydı ne kendi asılırdı nede ihtilal olabilirdi. hani bir atasözü var bilirmisin bilmem. atasözü şöyledir ''öldürenden çok ölen suçludur'' |
Alıntı:
Gelelim şerefsizlere: - siz isteseniz hilafeti bile getirirsiniz. - ben istesem odunu bile vekil seçtiririm - (hakim ve yargıçlara) kara cübbeliler - her köşe başına bir milyoner yaratacağız - tahkikat komisyonları - vatan cephesi ... daha sayayım mı? A. |
karadenizli yine daldın olaya okumuyormusun yazıları anlamıyoruz seni artttııkk...
sevgili özgür beyin bende herzaman menderes, özal ve tayyipi deja vu olarak düşünürüm çok benzerler birbirlerinin yolundan gidiyorlar diye düşünüyorum hatta tayyip ve özal için tayyip şöyle duruyor : yağ satarım bal satarım ustam ölmüş ben satarım... |
Menderesi ahlak abidesi büyük insan olarak görenler acaba aşağıdakileri okuyunca ne düşünürler?????
Vatan'da yayınlanan bir yazı kaynak sayfa adresi : http://haber.gazetevatan.com/haberde...9&Categoryid=1 'Menderes'le yattım, kocamı kurtardım' Adnan Menderes'in aşk yaşadığı kadınlardan biri de Suzan Sözen'di BUKET AŞÇI -------------------------------------------------------------------------------- Genç bir kadın. Henüz 25 yaşında. Bir gece, bir davette başbakanla tanışıyor. Daha doğrusu başbakan onu uzaktan görüyor, elinden tutuyor ve bahçeye çıkarıyor. Sonra saatlerce dolaşıyorlar. Film gibi değil mi? Opera sanatçısı Ayhan Aydan ve Adnan Menderes’in tanışmaları aynen böyle cereyan ediyor... Ancak Ayhan Aydan, bu ilişkiyle ilgili adeta sessizlik yemini etmişti. Birkaç istisna dışında kimseyle konuşmamıştı. Bunlardan biri eski bakan, yazar Yılmaz Karakoyunlu’ydu. “Hatırla Sevgili” dizisinin danışmanlığını da yapan Karakoyunlu, uzun uğraşları sonucunda Ayhan Aydan’la bir dizi görüşmede bulunmuş ve edindiği bilgilerle “Yorgun Mayıs Kısrakları” romanını yazmıştı. Böylece biz de kendisiyle geçen hafta sonsuz bir suskunluğa gömülen Ayhan Aydan’ı yani Cumhuriyet tarihinin en gizemli kadınlarından birini konuşabilme fırsatı bulduk. Çok zeki, asil ve aranılan bir kadındı Cumhuriyet tarihinin en gizemli kadınlarından biriydi Ayhan Hanım. Siz onunla tanıştınız. Nasıl biriydi? Çok zekiydi. Sorduğum bir sorunun yanıtının başka hangi soruya varacağını tahmin eder, onu da kapsayarak konuşurdu. Müthiş bir gözlem yeteneği vardı. Hiçbir zaman gözü yaşlı olmadı. Yaşadıklarını anlatırken kendinden geçmedi. Vakur ve gururluydu. Ama en önemlisi olayları anlatırken, olayların içinde oturup çeperindekileri kendi etrafında döndürecek bir kabiliyete sahipti. Böyle bir kadından bir erkek çok hoşlanır. Çok da güzel bir kadındı. Tavırlarından da anlıyorsunuz ki her şeyiyle güzel bir kadındı. Ayrıca karşı tarafı kötüye kullanmayan... Ama darbe yemiş bir kadındı da. Bu darbe Adnan Bey’in diğer kadınla (Suzan Sözen) sürdürdüğü ilişkiydi... Neden? Adnan Bey, onunla tanışmadan önce de çapkındı. Hatta 1946’da dönemin derin devleti, Adnan Bey henüz başvekil değilken, çok iyi bir hatip, çok iyi muhalefet yapıyor diye “Nedir bu adamın hayatı, araştırın” demiş ve sevgilisi Mukaddes Hanım’la hangi saatte ne yapıyor öğrenilmişti. Bunlar devlet zabıtlarında vardır. Ayhan Hanım, Menderes’in diğer ilişkilerini nasıl karşılıyor? Çevresindekiler Adnan Bey’in ilişkilerinden onu haberdar ediyor. Ama Ayhan Hanım, Adnan Bey’i onu o kadar seviyor ki, “Yeter ki senden bir çocuğum olsun” diyor. Yani “Eşini boşa, beni al” gibi bir talebi yok. Şunu da unutmamak gerek; Türkiye’de başbakan sevmeye hazır, on binlerce değil yüz binlerce kadın bulursunuz. Türk kadını otoriteyi sever. 1950 koşullarında bir başbakanı sevmek ise fevkalade önemli bir hususiyet. Ayhan Hanım bunun da farkındaydı. Ama bu hiçbir zaman Adnan Bey’den bir şey talep etmek tarzında olmadı. Yani “Ahmet’i oradan al, buraya koy gibi.” Her ne kadar Ayhan Hanım aşık olsa da bu çok zor bir ilişki. Onu bu ilişkide tutan ne? Ayhan Hanım, o sırada 25-26 yaşında. Adnan Bey ellilerinde... Onun yanında yaşadığı mutluluğu çok iyi tarif edip Ayhan Hanım’a hissettiriyor. Mesela Ayhan Hanım “Küpem kayboldu” diye anlatmıştı; oturup saatlerce arıyorlar. Dikmen’deki gazino kapatılıyor, korumalar falan hep birlikte arabaların farlarını yakıp, küpenin taşını arıyorlar. Ayhan Hanım “Benimle beraber gözlerime baka baka aradı” demişti. Aşırı kıskançtı, şoförsüz sokağa çıkarmazdı Tanışmaları da film gibi... Öyle. Ziraat Bankası Umum Müdürü Mithat Dülge’nin düzenlediği davette tanışıyorlar. Kendisinin ifadesiyle, 1950 senesinin Ekim ya da Kasım’ı. Adnan Bey, kalabalığın içinden Ayhan Hanım’ı görüyor. Yanında da Sakarya milletvekili Rıfat Kadızade var. “Kim bu?” diyor. O da “Mithat Bey’in yeğeni” deyince hiçbir şey demeden Ayhan Hanım’a doğru yürüyor. Tanışıyor, sonra da “Aaa, burada duman çok oldu” deyip elinden tutup bahçeye çıkarıyor. Gece boyunca dolaşıyorlar. Adnan Bey hiç elini bırakmıyor. Hollywood çekse “Amma abartmışlar” deriz. Başbakan gelecek, genç kadını kalabalıkta görecek, elinden tutacak, herkesin ortasında bahçeye çıkıp, liseliler gibi dolaşacaklar... Gerçekten öyle yazsanız kimseyi inandıramazsınız. Ama gerçek bu! O gece seni arayacağım diyor ve aramaya başlıyor. Kısa bir süre sonra da ona gri renk bir otomobil hediye ediyor. Şoförüyle... “Bundan sonra her yere bununla gideceksin” diyor. Çünkü Ayhan Hanım’ın sokak ortasında yürümesine müsaade edecek biri değil, aşikar bir kıskançlık değil bu, ama potansiyel olarak müthiş bir kıskançlık. Ben bu arabayı bir latife yaparak yüz görümlüğüne benzetirim. Eşi Ferit önemli bir müzisyendi! Ama bu arada sadece Adnan Menderes değil Ayhan Hanım da evli. Ünlü bir müzisyen olan (Türk Beşlileri’nden) Hasan Ferit Alnar’la... Evet. Ayhan Hanım’ın annesinin evinde görüşüyorlar, ilişkilerini orada yaşıyorlar. Yani annesi evde oluyor. Bir-iki üç birliktelikten sonra Ayhan Hanım bunun bir başkasıyla evliyken cereyan etmesini hazmedemiyor. Durumu Adnan Bey’e açıyor “Boşanma talep edeceğim” diyor. Adnan Bey de “Sen beceremezsin, ben konuşurum” diyor ve onu kocasından istiyor. “Boşa ben alacağım” diyor. Ferit Bey de çok önemli, değerli biri. Çok zor bir durumda kalmış... Ferit Bey büyük adamdır. Ama dünyanın da en talihsiz adamıdır. Türk Beşlileri dediklerimizin hepsi devlet sanatçısı ilan edilmiştir; Ahmed Adnan Saygun, Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Necil Kazım Akses... Hepsi! Hasan Ferit Anlar hariç! Halbuki onun mesleki tecrübesi diğerlerinden çok daha yüksekti. Üstelik alaturka eğitim görmüş bir adamdı, Viyana’ya gönderilmişti. Kanun virtüözüydü. Ferit Bey’den olan çocuğu da öldü Ama Ayhan Hanım’la evli olmak gibi bir kadersizliği vardı... Evet ve Ayhan Hanım’ın ondan çocuğu vardı. 15-16 yaşındayken Londra’da bir trafik kazasında öldü. Adnan Bey’in son yıllarına denk gelir ölümü. İlişkiye başladıklarında çocuk da 6 yaşındadır. Ayhan Hanım’ın çocuğunun olması ilişkilerini nasıl etkiliyor? Adnan Bey’in bulunduğu yerde çocuk görünmüyor. Ayhan Hanım’ın annesi çok dirayetli bir kadın... Doğması muhtemel bütün sıkıntıları önceden fark ederek önlem alıyor. Ayhan Hanım Adnan Bey’i çok sevdiği için ondan da çocuk istiyor. Adnan Bey bunu uzun süre reddediyor. Ama Ayhan Hanım hamile kalınca, biraz da geç söyler, “Doğur” diyor. Bebekleri erken doğdu... Doğan bu çocuk Bebek davasına konu oluyor? Ayhan Hanım’ın kendisinden dinledim. “Çocuğun kolunu kırdılar” iddiasını sordum. “Doktorların yapabileceği bir şey yoktu. Hastanede olması gereken bir doğumdu, ben evde doğurmuştum” dedi. Erken doğum çünkü. Hastaneye niye gitmiyor? Hadisenin duyulacağını, Adnan Bey’in zedeleneceğini düşündüğü için. Olay Adnan Bey’e intikal edince o da Dr. Alaattin Bey’in yanı sıra en yakın arkadaşlarından Mükerrem Sarol’u da (o da jinekolog) haberdar ediyor. Zeynep Kamil Hastanesi’nin Başhekimi Fahri Atabey’i de. Gittiklerinde çocuğun yaşama şansı olmadığını görüyorlar. Kuvöz olsaydı bile. Çocuk yedi-sekiz saat yaşıyor. Ölünce kayda geçirmeden Cebeci Mezarlığı’na gömüyorlar, mezarın kaydını da sanırım Ayhan Hanım’ın ismiyle yazıyorlar. Ayhan Aydan’ı bu kadar özel kılan ne? Yani hakkında roman yazmanızın, bizim bu röportajı yapmamızın nedeni? İlişki içindeki duruşu ama en önemlisi Yassıada duruşmalarındaki tavrı. O davaya Ayhan Hanım’ı Adnan Bey’i aşağılamak için çağırdılar; “Bu adam seni zorluyor muydu?” diye soruyorlardı. Ama o, “Ben bu adamı sevdim” demişti. Bu yiğit bir ifadedir. İhtilal mahkemelerini karanlığa gömecek bir nur idrakinin cesur ve fedakâr iradesi. Deseydi ki “Gençtim, güzeldim, başbakandı, beni kandırdı” deseydi, orada biterdi Ayhan Hanım. Bir daha lafı bile olmazdı. Ne siz burada olurdunuz, ne de ben bunları anlatırdım. Ayaklarını yıkardı... Adnan Bey, çok da kıskançmış... Hem de nasıl. Hanımefendinin anlattıklarını kendimde mahfuz tutarak, romanda hafifçe hissettirdim. Ama neredeyse şiddet gösterecek kadar. Ailesini kaybetmiş bir hukuk fakültesi öğrencisinin Ayhan Hanım’dan yardım istemesi üzerine Adnan Bey’in “Kimdi o” diye başlayan şiddetini mi kastediyorsunuz? Evet. Kadını “Sen nereye gidiyorsun” deyip çektiğinde elbisesi elinde kalıyor, yırtılıyor, neredeyse çırılçıplak kalıyor. Operadan istifa etmesini istiyor. Önüne istifasını hazırlayıp koyuyor. Yani evinin kadını olmasını, onun için süslemesini, kimseyle görüşmemesini, eve geldiğinde de ayaklarını yıkamasını istiyor. Adnan Bey Ayhan Hanım’ı evinin kadını gibi değerlendiriyor. Büyük sevdaların içinde başka koşullarda yadırganacak şeyler doğal bir görünüm kazanır. Adnan Bey’in ayaklarını yıkıyor olması gibi. Bunlar ayıplanacak şeyler değil. Celal Bayar galalarına giderdi Ayhan Hanım bu ilişkiden ötürü hiç mi gururlanmıyor? Gururlandığı yerler var. Mesela “Benim primadonnası olduğum her operanın galasına cumhurbaşkanı geldi” derdi. Adnan Bey gelmiyor! Onun operada tek fotoğrafı yoktur. Ama Celal Bayar gidiyor. “Kulise gelir, yanıma oturur, elimi tutar, fotoğraf çektirdi” diye anlatmıştı. Yani cumhurbaşkanı bu ilişkiden haberdar; “Gideyim şu kızı bir de ben göreyim” diyor. Yanına alıp, oturtup, elini tutup gazetecilere “Çekin bakalım fotoğrafımızı” demesinin anlamı ise şu; “Bu kız benim başbakanıma layık bir değerdir!” Biri hanım, diğeri o kadın! Olanlar karşısında Berrin Hanım ne hissediyor sizce? Bir rahatsızlık hissettiği şüphesiz. Ama bana bunu aileden biri söylemişti; Ayhan Hanım’ın bahsi geçtiğinde “Ayhan Hanım”, Menderes’in diğer sevgilisi Suzan Sözen’in adı geçtiğinde ise “O kadın” deniyor. Bu iki tanım arasında Lut gölü ile Everest tepesi kadar fark vardır. Oğluyla da konuştum, Aydın Bey’le parlamento arkadaşlığım vardı, bu ilişki hakkında en ufak imada dahi bulunmazdı. “Yaşanmış bir olaydır, tarafları ilgilendirir, her ikisi için de saygıdeğerdir” derdi. Bu da Aydın Bey’in olgun kişiliğini yansıtır. Suzan Sözen bir şehvet fırtınasıydı Suzan Sözen nasıl biriydi? Lacivert gözlü bir kadındı. Bir kere Maçka’da gördüm. Bir haziran günü güneşin en yoğun olduğu saatte gökyüzü ne kadar maviyse gözleri o kadar mavileşiyor, gece bastığı zaman ne kadar lacivert olursa o kadar lacivert oluyordu. Çok güzeldi. Hafif göğüs çatalı göstermeye meraklıydı. Seksi görünen bir kadın havasından çok, sakin görünen bir şehvet fırtınasıydı. Çok güzel omuzları vardı. Dorothy Lamour’a benzerdi... Suzan Hanım da evli değil mi? Onun da eşinin adı Ferit... Adnan Bey’in çok enteresan bir yanı var. Bence bunu psikologların tahlil etmesinde fayda var. Beraber olduğu kadınların kocaları evdeyken bile onları ziyarete gidiyor. Düşünsenize Ayhan Hanım’a “Seni kocandan ben boşayacağım” diyor. Suzan Hanım’ın oturduğu Belveder Apartmanı’nına gidip zili çalıyor. Suzan Hanım, sokakta Adnan Bey’in arabasını gördüğünde de kocasına “Hadi Ferit sen arka odaya geç” diyor, o da geçiyor. Ferit dediğimiz İstanbul Emniyet Müdürü! Sizce bunun tahlil edilmesi gerekmez mi! Adam geliyor, evden içeri giriyor, eşi arka odaya gidiyor. Sizce bunun nedeni ne? Benim Adnan Bey’in ilişkilerine yönelik bir rahatsızlığım yok. Bir tabiat kendini böyle ortaya koymuş. Ama kadının kocası oradayken gitmesi... Kadının kocasına “Sen arka odaya geç” demesi. Bu nasıl bir kadın? Mahkeme zabıtlarında vardır; savcı sorar; “Nasıl tanıştınız” diye. O da başlar anlatmaya; “Kocamı Bitlis’e tayin etmişlerdi. Bir arkadaşım da Adnan Bey’le temasımı temin etti. Adnan Bey beni aradı, geldi, bende kaldı, ertesi gün kocamın İstanbul’da kalması sağlandı...” Bugünkü siyasetçiler ilişkileri ucuzlattı! Eski siyasetçilerin ilişkileri ile bugün kasetleri çıkanlarınki arasında fark var mı? Fatin Rüştü Zorlu’nun da birlikte olduğu bir Vuslat Hanım vardır. Bir büyükelçinin eşiydi. Kürşat Başar’ın “Başucumda Müzik” romanında bahsi geçen kadın... Tarihimizde böyle çok örnek vardır. Bugünkülere gelince... Şimdikiler ucuza düştüler. Eskiden bir siyasetçi, üst düzey bir bürokrat vasfı olmayan bir kadınla birlikte olmazdı. Hepsi vasıflıydı kadınların. Ayhan Hanım opera sanatçısıydı! |
sn. karadenizli
peki ya vakitin yaptığı kışkırtmalar nolacak???? hiç onlara bi laf dediğini duymadım. cumhuriyet bu ülkenin okunabilecek tek gazetesi belki de. tamam yandaş bi gazete belki ama ülkemizin iyiliği için cumhuriyet ve Atatürk yandaşı bi gazete. önce aç gazeteyi bi oku bi de arkasından abdurrahman dilipakı oku aradaki farkı anlayamayacak kadar gözün kararmamıştır sanırım. |
Acaba ne düşünürler?..
Menderesi ahlak abidesi büyük insan olarak görenler acaba aşağıdakileri okuyunca ne düşünürler?????
Vatan'da yayınlanan bir yazı kaynak sayfa adresi : http://haber.gazetevatan.com/haberde...9&Categoryid=1 'Menderes'le yattım, kocamı kurtardım' Adnan Menderes'in aşk yaşadığı kadınlardan biri de Suzan Sözen'di BUKET AŞÇI -------------------------------------------------------------------------------- Genç bir kadın. Henüz 25 yaşında. Bir gece, bir davette başbakanla tanışıyor. Daha doğrusu başbakan onu uzaktan görüyor, elinden tutuyor ve bahçeye çıkarıyor. Sonra saatlerce dolaşıyorlar. Film gibi değil mi? Opera sanatçısı Ayhan Aydan ve Adnan Menderes’in tanışmaları aynen böyle cereyan ediyor... Ancak Ayhan Aydan, bu ilişkiyle ilgili adeta sessizlik yemini etmişti. Birkaç istisna dışında kimseyle konuşmamıştı. Bunlardan biri eski bakan, yazar Yılmaz Karakoyunlu’ydu. “Hatırla Sevgili” dizisinin danışmanlığını da yapan Karakoyunlu, uzun uğraşları sonucunda Ayhan Aydan’la bir dizi görüşmede bulunmuş ve edindiği bilgilerle “Yorgun Mayıs Kısrakları” romanını yazmıştı. Böylece biz de kendisiyle geçen hafta sonsuz bir suskunluğa gömülen Ayhan Aydan’ı yani Cumhuriyet tarihinin en gizemli kadınlarından birini konuşabilme fırsatı bulduk. Çok zeki, asil ve aranılan bir kadındı Cumhuriyet tarihinin en gizemli kadınlarından biriydi Ayhan Hanım. Siz onunla tanıştınız. Nasıl biriydi? Çok zekiydi. Sorduğum bir sorunun yanıtının başka hangi soruya varacağını tahmin eder, onu da kapsayarak konuşurdu. Müthiş bir gözlem yeteneği vardı. Hiçbir zaman gözü yaşlı olmadı. Yaşadıklarını anlatırken kendinden geçmedi. Vakur ve gururluydu. Ama en önemlisi olayları anlatırken, olayların içinde oturup çeperindekileri kendi etrafında döndürecek bir kabiliyete sahipti. Böyle bir kadından bir erkek çok hoşlanır. Çok da güzel bir kadındı. Tavırlarından da anlıyorsunuz ki her şeyiyle güzel bir kadındı. Ayrıca karşı tarafı kötüye kullanmayan... Ama darbe yemiş bir kadındı da. Bu darbe Adnan Bey’in diğer kadınla (Suzan Sözen) sürdürdüğü ilişkiydi... Neden? Adnan Bey, onunla tanışmadan önce de çapkındı. Hatta 1946’da dönemin derin devleti, Adnan Bey henüz başvekil değilken, çok iyi bir hatip, çok iyi muhalefet yapıyor diye “Nedir bu adamın hayatı, araştırın” demiş ve sevgilisi Mukaddes Hanım’la hangi saatte ne yapıyor öğrenilmişti. Bunlar devlet zabıtlarında vardır. Ayhan Hanım, Menderes’in diğer ilişkilerini nasıl karşılıyor? Çevresindekiler Adnan Bey’in ilişkilerinden onu haberdar ediyor. Ama Ayhan Hanım, Adnan Bey’i onu o kadar seviyor ki, “Yeter ki senden bir çocuğum olsun” diyor. Yani “Eşini boşa, beni al” gibi bir talebi yok. Şunu da unutmamak gerek; Türkiye’de başbakan sevmeye hazır, on binlerce değil yüz binlerce kadın bulursunuz. Türk kadını otoriteyi sever. 1950 koşullarında bir başbakanı sevmek ise fevkalade önemli bir hususiyet. Ayhan Hanım bunun da farkındaydı. Ama bu hiçbir zaman Adnan Bey’den bir şey talep etmek tarzında olmadı. Yani “Ahmet’i oradan al, buraya koy gibi.” Her ne kadar Ayhan Hanım aşık olsa da bu çok zor bir ilişki. Onu bu ilişkide tutan ne? Ayhan Hanım, o sırada 25-26 yaşında. Adnan Bey ellilerinde... Onun yanında yaşadığı mutluluğu çok iyi tarif edip Ayhan Hanım’a hissettiriyor. Mesela Ayhan Hanım “Küpem kayboldu” diye anlatmıştı; oturup saatlerce arıyorlar. Dikmen’deki gazino kapatılıyor, korumalar falan hep birlikte arabaların farlarını yakıp, küpenin taşını arıyorlar. Ayhan Hanım “Benimle beraber gözlerime baka baka aradı” demişti. Aşırı kıskançtı, şoförsüz sokağa çıkarmazdı Tanışmaları da film gibi... Öyle. Ziraat Bankası Umum Müdürü Mithat Dülge’nin düzenlediği davette tanışıyorlar. Kendisinin ifadesiyle, 1950 senesinin Ekim ya da Kasım’ı. Adnan Bey, kalabalığın içinden Ayhan Hanım’ı görüyor. Yanında da Sakarya milletvekili Rıfat Kadızade var. “Kim bu?” diyor. O da “Mithat Bey’in yeğeni” deyince hiçbir şey demeden Ayhan Hanım’a doğru yürüyor. Tanışıyor, sonra da “Aaa, burada duman çok oldu” deyip elinden tutup bahçeye çıkarıyor. Gece boyunca dolaşıyorlar. Adnan Bey hiç elini bırakmıyor. Hollywood çekse “Amma abartmışlar” deriz. Başbakan gelecek, genç kadını kalabalıkta görecek, elinden tutacak, herkesin ortasında bahçeye çıkıp, liseliler gibi dolaşacaklar... Gerçekten öyle yazsanız kimseyi inandıramazsınız. Ama gerçek bu! O gece seni arayacağım diyor ve aramaya başlıyor. Kısa bir süre sonra da ona gri renk bir otomobil hediye ediyor. Şoförüyle... “Bundan sonra her yere bununla gideceksin” diyor. Çünkü Ayhan Hanım’ın sokak ortasında yürümesine müsaade edecek biri değil, aşikar bir kıskançlık değil bu, ama potansiyel olarak müthiş bir kıskançlık. Ben bu arabayı bir latife yaparak yüz görümlüğüne benzetirim. Eşi Ferit önemli bir müzisyendi! Ama bu arada sadece Adnan Menderes değil Ayhan Hanım da evli. Ünlü bir müzisyen olan (Türk Beşlileri’nden) Hasan Ferit Alnar’la... Evet. Ayhan Hanım’ın annesinin evinde görüşüyorlar, ilişkilerini orada yaşıyorlar. Yani annesi evde oluyor. Bir-iki üç birliktelikten sonra Ayhan Hanım bunun bir başkasıyla evliyken cereyan etmesini hazmedemiyor. Durumu Adnan Bey’e açıyor “Boşanma talep edeceğim” diyor. Adnan Bey de “Sen beceremezsin, ben konuşurum” diyor ve onu kocasından istiyor. “Boşa ben alacağım” diyor. Ferit Bey de çok önemli, değerli biri. Çok zor bir durumda kalmış... Ferit Bey büyük adamdır. Ama dünyanın da en talihsiz adamıdır. Türk Beşlileri dediklerimizin hepsi devlet sanatçısı ilan edilmiştir; Ahmed Adnan Saygun, Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Necil Kazım Akses... Hepsi! Hasan Ferit Anlar hariç! Halbuki onun mesleki tecrübesi diğerlerinden çok daha yüksekti. Üstelik alaturka eğitim görmüş bir adamdı, Viyana’ya gönderilmişti. Kanun virtüözüydü. Ferit Bey’den olan çocuğu da öldü Ama Ayhan Hanım’la evli olmak gibi bir kadersizliği vardı... Evet ve Ayhan Hanım’ın ondan çocuğu vardı. 15-16 yaşındayken Londra’da bir trafik kazasında öldü. Adnan Bey’in son yıllarına denk gelir ölümü. İlişkiye başladıklarında çocuk da 6 yaşındadır. Ayhan Hanım’ın çocuğunun olması ilişkilerini nasıl etkiliyor? Adnan Bey’in bulunduğu yerde çocuk görünmüyor. Ayhan Hanım’ın annesi çok dirayetli bir kadın... Doğması muhtemel bütün sıkıntıları önceden fark ederek önlem alıyor. Ayhan Hanım Adnan Bey’i çok sevdiği için ondan da çocuk istiyor. Adnan Bey bunu uzun süre reddediyor. Ama Ayhan Hanım hamile kalınca, biraz da geç söyler, “Doğur” diyor. Bebekleri erken doğdu... Doğan bu çocuk Bebek davasına konu oluyor? Ayhan Hanım’ın kendisinden dinledim. “Çocuğun kolunu kırdılar” iddiasını sordum. “Doktorların yapabileceği bir şey yoktu. Hastanede olması gereken bir doğumdu, ben evde doğurmuştum” dedi. Erken doğum çünkü. Hastaneye niye gitmiyor? Hadisenin duyulacağını, Adnan Bey’in zedeleneceğini düşündüğü için. Olay Adnan Bey’e intikal edince o da Dr. Alaattin Bey’in yanı sıra en yakın arkadaşlarından Mükerrem Sarol’u da (o da jinekolog) haberdar ediyor. Zeynep Kamil Hastanesi’nin Başhekimi Fahri Atabey’i de. Gittiklerinde çocuğun yaşama şansı olmadığını görüyorlar. Kuvöz olsaydı bile. Çocuk yedi-sekiz saat yaşıyor. Ölünce kayda geçirmeden Cebeci Mezarlığı’na gömüyorlar, mezarın kaydını da sanırım Ayhan Hanım’ın ismiyle yazıyorlar. Ayhan Aydan’ı bu kadar özel kılan ne? Yani hakkında roman yazmanızın, bizim bu röportajı yapmamızın nedeni? İlişki içindeki duruşu ama en önemlisi Yassıada duruşmalarındaki tavrı. O davaya Ayhan Hanım’ı Adnan Bey’i aşağılamak için çağırdılar; “Bu adam seni zorluyor muydu?” diye soruyorlardı. Ama o, “Ben bu adamı sevdim” demişti. Bu yiğit bir ifadedir. İhtilal mahkemelerini karanlığa gömecek bir nur idrakinin cesur ve fedakâr iradesi. Deseydi ki “Gençtim, güzeldim, başbakandı, beni kandırdı” deseydi, orada biterdi Ayhan Hanım. Bir daha lafı bile olmazdı. Ne siz burada olurdunuz, ne de ben bunları anlatırdım. Ayaklarını yıkardı... Adnan Bey, çok da kıskançmış... Hem de nasıl. Hanımefendinin anlattıklarını kendimde mahfuz tutarak, romanda hafifçe hissettirdim. Ama neredeyse şiddet gösterecek kadar. Ailesini kaybetmiş bir hukuk fakültesi öğrencisinin Ayhan Hanım’dan yardım istemesi üzerine Adnan Bey’in “Kimdi o” diye başlayan şiddetini mi kastediyorsunuz? Evet. Kadını “Sen nereye gidiyorsun” deyip çektiğinde elbisesi elinde kalıyor, yırtılıyor, neredeyse çırılçıplak kalıyor. Operadan istifa etmesini istiyor. Önüne istifasını hazırlayıp koyuyor. Yani evinin kadını olmasını, onun için süslemesini, kimseyle görüşmemesini, eve geldiğinde de ayaklarını yıkamasını istiyor. Adnan Bey Ayhan Hanım’ı evinin kadını gibi değerlendiriyor. Büyük sevdaların içinde başka koşullarda yadırganacak şeyler doğal bir görünüm kazanır. Adnan Bey’in ayaklarını yıkıyor olması gibi. Bunlar ayıplanacak şeyler değil. Celal Bayar galalarına giderdi Ayhan Hanım bu ilişkiden ötürü hiç mi gururlanmıyor? Gururlandığı yerler var. Mesela “Benim primadonnası olduğum her operanın galasına cumhurbaşkanı geldi” derdi. Adnan Bey gelmiyor! Onun operada tek fotoğrafı yoktur. Ama Celal Bayar gidiyor. “Kulise gelir, yanıma oturur, elimi tutar, fotoğraf çektirdi” diye anlatmıştı. Yani cumhurbaşkanı bu ilişkiden haberdar; “Gideyim şu kızı bir de ben göreyim” diyor. Yanına alıp, oturtup, elini tutup gazetecilere “Çekin bakalım fotoğrafımızı” demesinin anlamı ise şu; “Bu kız benim başbakanıma layık bir değerdir!” Biri hanım, diğeri o kadın! Olanlar karşısında Berrin Hanım ne hissediyor sizce? Bir rahatsızlık hissettiği şüphesiz. Ama bana bunu aileden biri söylemişti; Ayhan Hanım’ın bahsi geçtiğinde “Ayhan Hanım”, Menderes’in diğer sevgilisi Suzan Sözen’in adı geçtiğinde ise “O kadın” deniyor. Bu iki tanım arasında Lut gölü ile Everest tepesi kadar fark vardır. Oğluyla da konuştum, Aydın Bey’le parlamento arkadaşlığım vardı, bu ilişki hakkında en ufak imada dahi bulunmazdı. “Yaşanmış bir olaydır, tarafları ilgilendirir, her ikisi için de saygıdeğerdir” derdi. Bu da Aydın Bey’in olgun kişiliğini yansıtır. Suzan Sözen bir şehvet fırtınasıydı Suzan Sözen nasıl biriydi? Lacivert gözlü bir kadındı. Bir kere Maçka’da gördüm. Bir haziran günü güneşin en yoğun olduğu saatte gökyüzü ne kadar maviyse gözleri o kadar mavileşiyor, gece bastığı zaman ne kadar lacivert olursa o kadar lacivert oluyordu. Çok güzeldi. Hafif göğüs çatalı göstermeye meraklıydı. Seksi görünen bir kadın havasından çok, sakin görünen bir şehvet fırtınasıydı. Çok güzel omuzları vardı. Dorothy Lamour’a benzerdi... Suzan Hanım da evli değil mi? Onun da eşinin adı Ferit... Adnan Bey’in çok enteresan bir yanı var. Bence bunu psikologların tahlil etmesinde fayda var. Beraber olduğu kadınların kocaları evdeyken bile onları ziyarete gidiyor. Düşünsenize Ayhan Hanım’a “Seni kocandan ben boşayacağım” diyor. Suzan Hanım’ın oturduğu Belveder Apartmanı’nına gidip zili çalıyor. Suzan Hanım, sokakta Adnan Bey’in arabasını gördüğünde de kocasına “Hadi Ferit sen arka odaya geç” diyor, o da geçiyor. Ferit dediğimiz İstanbul Emniyet Müdürü! Sizce bunun tahlil edilmesi gerekmez mi! Adam geliyor, evden içeri giriyor, eşi arka odaya gidiyor. Sizce bunun nedeni ne? Benim Adnan Bey’in ilişkilerine yönelik bir rahatsızlığım yok. Bir tabiat kendini böyle ortaya koymuş. Ama kadının kocası oradayken gitmesi... Kadının kocasına “Sen arka odaya geç” demesi. Bu nasıl bir kadın? Mahkeme zabıtlarında vardır; savcı sorar; “Nasıl tanıştınız” diye. O da başlar anlatmaya; “Kocamı Bitlis’e tayin etmişlerdi. Bir arkadaşım da Adnan Bey’le temasımı temin etti. Adnan Bey beni aradı, geldi, bende kaldı, ertesi gün kocamın İstanbul’da kalması sağlandı...” Bugünkü siyasetçiler ilişkileri ucuzlattı! Eski siyasetçilerin ilişkileri ile bugün kasetleri çıkanlarınki arasında fark var mı? Fatin Rüştü Zorlu’nun da birlikte olduğu bir Vuslat Hanım vardır. Bir büyükelçinin eşiydi. Kürşat Başar’ın “Başucumda Müzik” romanında bahsi geçen kadın... Tarihimizde böyle çok örnek vardır. Bugünkülere gelince... Şimdikiler ucuza düştüler. Eskiden bir siyasetçi, üst düzey bir bürokrat vasfı olmayan bir kadınla birlikte olmazdı. Hepsi vasıflıydı kadınların. Ayhan Hanım opera sanatçısıydı! |
Saygideger ozgur_beyin;
Cok guzel bir bentzetme. Ortak noktalari ise; ABD. Menderes, ilk ABD'ye borclanan; RTE, ilk ulkeyi ABD direktifinde, bolen, parcalayan , satan ,yoneten ve yonlendiren. Tabi bu ozellikleri, sagir sultanin da duydugu; icbergin, sadece gorunen yuzu. Oz ise;tum yazilarda oyle veya boyle degerlendiriliyor. Saygilarimla; evrensel-insan |
cumhuriyet ve vakit
Cumhuriyet gazetesi;türkiye cumhuriyetinin ilk gazetesidir
-Bir dönem islamcıydı -Bir dönem amerikancıydı -2. dünya savaşında almanyanın tarafını tutmuştur yani nazilerin(Araştırabilirsinizi -nazım hikmet ülkeden kovulduğunda gazete manşetine resmini yayınlayıp "Tükürün bu vatan haininin suratına" diye yazmıştır(Araştırabilirsiniz -Ama şimdi büyük şair diye bahseder -Şimdi ise darbe olsa havalara uçacak bir gazetedir.İsmi cumhuriyet kendi değil Vakit gazetesi;1993 yılında yayın hayatına başladı -Beklenen vakit ismini akit olarak değiştirmek zorunda kaldı -2001 tarihinde ağır tazminat davaları sonucu kapandı okuyuculara;ELVEDA HAKKINIZI HELAL EDİN şeklinde duyuruldu -Bir süre sonra Anadoluda vakit ismiyle yayın hayatına devam etti -1995 de ali günday 1999 da ahmet taner kışlalı 2006 da danıştay üyeleri ni hedef gösterdiği iddia edildi(Ben buna inanmıyorum hiç bir gerizekalı gazete manşetine çekti diye birini öldürmeye gitmez) -10 ocak 2000 de kalaşnikof marka tüfekle gazete binasına 14 el ateş açıldı Gazete bu saldırıyı ertesi gün "KALLEŞNİKOF" manşetiyle duyurdu -Gazete 28 şubat sürecinde çok zor günler geçirdi Farklar;cumhuriyete 1. gün bomba atılıyot ses yok 2. gün bomba atılıyor ses yok ancak 3. gün bomba atıldıktan sonra gazete manşete çekiyor "SUSTURAMASSINIZ" Sadece bilgi vermek istedim bu yazıda |
peki karadenizli
dediklerini bir an için kabul edelim demişsin ki hiçbir gerizekalı manşete çıktı diye birini öldürmeye gitmez tamam kışlalı için dediğin belki doğrudur ama danştay saldırısı için ne diyeceksin o zaman? adamlar resmen saldırı olması için kışkırttılar sende çok iyi bilirsin ki müslümanlar için allah yolunda kafirlerin katli vaciptir sen değil belki ama böyle gaza gelip adam öldürmeye kalkan bi ton müslüman var en basitinden sokakta yürürken birine desen ki hey millet ba kafir vurun filan galeyana gelip adamı orda linç edecek insan sayısına şaşar kalırsın. sevgiler saygılar |
Alıntı:
Bilgi sahibi olmadan fikir beyan ediyorsun yine. Bir gazete değişik unsurlardan oluşur: gazete sahibi, yönetim kurulu, genel yayın yönetmeni, başyazar, yazarlar, muhabirler ... Ve bunların her birinin aynı fikirde olması genellikle beklenmez. Bir gazetenin manşeti o gazetenin yazarlarının aynı fikirde olduğunu göstermez. Gazete dediğin şeyi gazete yapan yazarlarıdır. Tabi bu yazdıklarım "gazete"yi tasvir ediyor. Akit, Vakit, Nakit gibi mürekkep-kağıt karışımı şeyler henüz gazete olamamıştır. Yazarlarının tamamı aynı şeyi yazar. İşleri güçleri bir yerlere saldırmaktır. Kendi fikirlerinden ziyade bağlı bulundukları siyasetin görüşlerini yazarlar. Sivriliğe tahammülleri yoktur. Şimdi kalkıp bana "onlarda da aykırı yazarlar var" deme. Aykırı sınıfına girebilecek tek yazar Şevket Eygi'dir ama o da İslamcı camianın Yalçın Küçük'üdür. Bak Fehmi'yi ne yaptı Tayyip ... İslamcı camiada izin verilen en büyük aykırılık ayrı renklerde çorap giymek olabilir. Cumhuriyet Gazetesi asla İslamcı olmamıştır, yönetim kurulunda Amerikalılar olduğu zamanda bile asla Amerikancı olmamıştır, her darbede içeri alınan ilk yazarlar Cumhuriyet yazarlarıdır. Önce oku, üşenirsen sor, ondan sonra fikir beyan et, aksi halde ciddiye alınma sıkıntısı yaşayabilirsin. Anlaşılan adamların yaptığı kampanya pek işe yaramamış: hala tehlikenin farkında değilsin. Bak sana tehlikenin büyüğünü anlatayım: İslamcı gömleği giydiği için bugün iktidarı teslim ettiğin ABD AB uşağı hükümet cahildir. İçlerinde bir tane adam gibi dışişleri uzmanı, ekonomist, sosyolog yoktur. Bunlar ne krize çözüm bulabilirler ne AB'nin Kıbrıs dayatmalarına karşı durabilirler. Kriz teğet geçmiyor. Bu politikalarla sen, ben, ve diğer herkes köle olacağız. Yarın öbür gün Tayyip "Kıbrıs'ı verdik kurtulduk" derse hiç şaşırma. Tehlikenin büyüğü budur işte. Aç gözünü biraz. Sen sürünürken mahdum gemicik alıyor hamdolsun! A. |
Kiyaslama Tayyip ile Menderes arasinda kalacaksa, bence Menderes'in uslubu, gorunumu hatta halka iliskileri Tayyip'den cok daha moderndi diyebilirim. Issizligin basini alip gittigi bir donemde, Turkiye'de calisip da para kazanmayan kalmadi. Bunun aksine, Tayyip doneminde, isi olan kalmadi.
Menderes'in asilmasina esas neden bence sovyetlere yanasma politikasi izlemeye donusu, ve CIA.nin buyuk bir parmagi var. Menderes'in suclanip yargilandigi nedenleri bugunku politikacilara uygulasak, bir tanesi kellesini ipten kurtaramaz. Yolsuzluk, hirsizlik, asayis, hangi biri daha da kotulesmedi demokrat Parti devrinden sonra?Askeri terror cok mu daha iyi bir yonetim sistemiydi? Ben o devirleri gordum yasadim, tarih kitaplarindan okumadim. O zamanlar bence henuz guzel zamanlardi; |
Vartor abi o devirleri yaşadım diyorsun yaşın epey büyük o zaman peki arkadaşlarına anlat o zaman sende yazmışssın askeri yönetim zamanı sanki çokmu iyiydi ama hala bazı arkadaşlar 1960 darbesiyle gelen anayasanın özgürlükçü olduğunu söylüyor tabiki kitaplarda öyle yazar sen anlat o zaman bunlara
Bizim burda bir hasan dayı var en az 90 yaşında adam menderesin hastası ya o kadar çok seviyorki bunun gibi yüzlerce örnek buabilirsiniz menderesin hayranı... peki cemal gürsel hayranı varmı?adını duyunca gözleri yaşaran tabiki yok.veya cemal madanoğlunu kim tanıyor,hatırlıyor(Darbenin ikinci adamı) |
Alıntı:
Bak koçum, o 1961 anayasasıdır bu bir. Gerisi: 1961 Anayasası ile; Güçler ayrılığı sağlanmıştır. ( Yasama-Yürüme-Yargı ) Yasama gücü: Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi olmak üzere iki meclistir. Yürütmenin dışında bağımsız yargı organları kurulmuştur. Yasamadan çıkan yasaların anayasaya uygunluğunu kontrol eden Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Yürütmenin, yönetimin tüm eylemleri, kararları anayasal bir kuruluş olan Danıştay denetimine verilmiştir. Yani TBMM egemenlik hakkını kullanan tek organ olmaktan çıkıp Anayasa'da sözü edilen yetkili organlardan biri olmuştur. Kişinin temel hak ve özgürlükleri Anayasa ile güvenceye alınmıştır. 1961 Anayasası ile tam bir parlementer sisteme geçilmiştir. Demoratik, Sosyal ve Hukuk Devlet Anlayışı gelmiştir. Demokratik Devlet Anlayışı: Çoğulcu Dekmokrasi ilkesi benimsenmiştir. Yani çoğunluğun yönetim haklarının sınır azınlığın temel haklarıdır. Bununla birlikte TRT ve Üniversiteler özerkleşmiş siyasi partiler vezgeçilmez olmuştur. Sosyal-Demokratik Devlet Anlayışı (Sosyal Demokrasi): Ekonomik ve Sosyal Haklar tanınmıştır.İsçilere grev hakkı tanınmış,işci ve memua sendika kurma ve toplu görüşme hakkı verilmiştir.Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur. Hukuk Devleti Anlayışı: Anayasa Mahkemesi kurulmuştur. Yasama Yorumu kaldırılmıştır. Hakimlik teminatı getirilmiştir. Kuvvetler Ayrılığı vardır ve yargı bağımsızlaşmıştır. Danıştay'ın görev alanını daraltan Askeri Yüksek İdari Mahkemesi kurulmuştur. Kaynak: wikipedia (google -> 1961 anayasası). Okuman lazım uşağum, okuman. Hiçbirşey yapma ama oku. Hasan dayı yırtıyor, 90 yaşında ... sen yıtamıyorsun, batan gemide sen de olacaksın. A. |
Alıntı:
okumaya üşenme diye kalın yazdırdım, iyi oku yukarıdakileri. ... ha bu arada; "Demoratik, Sosyal ve Hukuk Devleti Anlayışı" ile buzdolabı, bulaşık makinası, kömür kastedilmiyor. Onlar Tayyip'in icadı. A. |
arkadaşlar ben tayyiple aynı tedrisattan ve fikir ikliminden geçtim.
butip adamlardan devlet admı olmaz çünkü yaşamın her pencersini dini ölçeklerden görür ve buna göre karar veririler. karakterlei liderleri(muhammed) aynı davranış biçimleri sergiler. nasıl muhammed şair KAB'a dayanamamış katline cevaz vermişse aynı fikir iklimini taşıyan tayyipte ona ''gözünün üstünde kaşın var''diyen matbuatıda , bu konjenktörde öldüremiyeceğine göre elindeki siyasi erkle ekonomik olarak, öldürmenin peşindedir. ne diyeyim allahı encamını hayır etsin |
cumhuriyet gazetesi ne zaman islamcı olmuştur karadenizli??
yönetiminde bir dönem abd liler oldu ozamanlarda abd ci olmadı ama abd yide eleştirmedi yazarlarının geneli cumhuriyetçidir ancak haberlerini muhabirleri yapar ve neyse odur o vakit gibi 20 bin kişilik eylemi 2 bin diye vermıyor en azından... |
aynen katılıyorum sana özgür beyin.
bunun dışında dikkatimi çeken diğer bi konu var her pazar balbay ve çölaşan tartışıyor gündemi dedikleri şu: eskiden eski hükümetler dönemlerinde tvlere cezalar verilir ekranlar kararırdı filan ama şimdi rtük ekranını karartmam diyor direkt hayatını karartırım!!!! kanaltürkün başına gelenler artye yapılanlar en basit örnekler farklı tek bir görüşe tahammül yok sesin farklı çıktı mı doğru içeri ergenekoncu terörist hain olarak ama hainler aramızda dolaşıyor millet hala uyanamıyor yanar yanar buna yanarım! |
sevgili karadenizli
ayrıca benim bildiğim kadarıyla 1961 anayasası şimdiye kadar en geniş katılımla toplumun her kesiminin katıldığı hep birlikte yapılan bir anayasa olmuştur onun üstüne anayasa yoktur diyenler çok..... |
birde olaylara şu yönden bakmak gerekir
1950li yıllara kadar ülkemizde herşey yolunda giderken menderesin seçilmesiyle işler bozuluyor neden mi? çünkü o zamana kadar meclise girip seçilen vekiller toplumun en üst kesimlerindendi gazeteciler vb. bilgili şahıslar değerli insanlar ama menderesle birlikte mecliste yozlaşma başladı köy ağaları aşiret reisleri meclise adım attı ondan sonraki zamanlar biliniyor zaten daha ayrıntılı olması açısından sivil örümceğin ağında türkiye isimli kitabı tavsiye edicem o kitapta 1950li yıllarda başlayıp bu zamana kadar olanlar anlatılıyor ülkemizin başına nelen getirilmeye çalışıldığı anlatılıyor.... |
Yine bilgiçliğini taslamışsın 1960 anayasası demedim 1960 darbesiyle gelen anayasa dedim.
Silahların gölgesinde oluşturulan anayasa istediği kadar özgürlükçü olsun hiç bir boka yaramaz zaten onların çoğu göstermeliktir Zaten ondan 10 sene sonra olan askeri muhtırada bu göstermelik özgürlük anlayışından doğmuştur.sonra hepsi kaldırıldı.Birde bir arkadaş 1950 ye kadar hiçbir sorun yoktu demiş biraz daha tarih lütfen... -Cumhuriyete bomba atılıyor ölen yok yaralanan yok maddi hasar yok (olması mümkün değil zaten bombalar patlamadı)ama bu eylem belkide 30 yıl daha konuşulacak onlar aydın çünkü onlar çağdaş -Ama vakite 2000 yılında kalaşnikof marka tüfekle 14 el ateş açılır-Bir kurşunun izi yazarın odasında köşede hala duruyormuş-herkes unutur çoğunuz bunu hiç duymamışsınızdır bile... aradaki fark bu bence |
biz vakitte ki olayları belki şu yüzden duyamadım vakiy manşet atar hedef gösterir islamcı güruh tan birileri hedefi vurur!! cumhuriyet manşet atar ama kımse öldürülmez!!
fark bu bence... |
Mesela hrant dink suikastinde kimbilir o çağdaş diye nitelediğiniz medya ne kadar hedef göstermiştir ama kimse bunu dile getirmez haa istesek yaparmıyız suikastten önceki gazetelere bir bakalım neler neler diyorlar ama hiç kimse böyle saçma birşey yapmaz.
adamlar "işte o üyeler"diye manşete çekiyorlar yahu bundan en çok zararı kendileri gördüler böyle birşey olmasını istermiydiler.Ama gazetelerine gelen bir bilgiyi değerlendirmek istediler. Yahu adam glocu alıyor-cuma pazarında satılmaz bu silahlar-elini kolunu sallayarak içeri giriyor.güvenlik kameraları nerde aaaa bozulmuşlar ne tesadüf.vuruyor kaçıyor...Bunlarıdamı vakit tertib etti artık gör örgütü gör Bütün bunlara rağmen adam vakit gazetesinin manşetini arabasında taşıyor.niye? çok mu seviyosun vakit gazetesini "Valla vakitsiz duramıyorum bir an olsun ayrılamam" böylemi gerçekten....gör artık örgütü gör ergenekonu Böyle kendi inandığı bir şey uğruna birilerini öldürebilecek bir insanın karşıt görüşten bir insanla bırakın konuşmayı aynı karede bile görünmez bir bakıyorsun adam veli küçükle,muzaffer tekinle...Bakın normal bir insandan bahsetmiyorum ben veya başkası değil "inandığı" bir gerçek uğruna başkalarını öldürecek bir insandan bahsediyorum böyle insanlarla bir araya bile gelmemesi lazım......Ama siz bu dolmayı yuttunuz kolay kolay çıkmaz |
Alıntı:
1961 anayasasını zamanın en iyi hukukçularının biraraya getirildiği "kurucu meclis" yapmıştır. Senin cahil mantığınla 1924 anayasası da silahların gölgesindedir sanırım, anayasayı değiştirmek için yanıp tutuşuyorsunuz değil mi? Ama sizin çapınız bu memlekette anayasa yapmaya yetmez ... bekle gör. A. |
karadenizli
vakit denen paçavrayı -gazete diyemiyorum- savunduğuna inanamıyorum başka da bişi demiyorum sana çünkü çok sabit fikirlisin |
sevgili karadenzili hani bir lafvarya padişaha söylendiğine riyayet olunur.
-padişahım sen ya dayak yememişsin yada sayı saymasını bilmiyorsun. karadenizli sende bu misal ya gazete görmemişsin yada gazete okumamışsın. senin gönül ve fikir iklimine tercüman olan vakit gibi pespaye paçavrayı gazete sayıyorsun senin gikir amcaların buysa sana diyecek bir şey kalmıyor. keşke banisi ölmeseydide sebilirreşat yayınlansaydıda onu okusadın hem irşat olurdun hem gönlün sürurlasa dolardı istersen gönlünü biraz daha geriye çevir şeyh vahdetinin volkana rucu et oda yetmezse tarık buğranın yazdığı ve milletin edebalinin söylediği nasihatları oku kendine gel.kendini dahada genişetmek istersen osmanlıda ki surre alaylarının kayıtlatı tutulduğu mühimme defterlerine ram ol atalarından kim hacca gitmiş gitmemiş onlarıda öğrenirsin |
http://i.radikal.com.tr/644x385/2009..._mf130211.Jpeg
işte menderes zihniyetine bir örnek daha du bakali daha nelr göreceğiz. |
özgür beyin'in söyledikleri, tespitleri doğru. Vartor ise iy hatırlayamıyor.
DP'nin en korkunç hatası "tahkikat encümeni" kurması ve faaliyete geçirmesidir. Bu öyle böyle bir olay değildir. Tahkikat encümeni ile bir grup DP milletvekili anayasanın da üstünde yetkilere sahip olmuşlardı. Bunlar hem iddia, hem yargı, haem de yasa yapabiliyorlardı. Düşünebiliyor musunuz, hem kararname çıkartabiliyor hem de aynı zamanda savcı ve yargıç oluyorlar! Bu encümen (şimdi komisyon deniyor) DP'nin son dönemlerinde son derecede bozulan ekonomik durum sonucu muhalefeti susturmak için son çareydi. 27 Mayıs olmasaydı, CHP'lileri Karadeniz kıyısında yapmayı planladıkları bir kampa koyacaklardı. Ortalıkta para kalmamıştı. CHP 1950'de iktidarı devrettiğinde hazinede o zamanın parasıyla 180 milyon vardı. DP "her mahallede 1 milyoner" sloganı ile ilktidara geldi ve ülkeyi muazzam bir borç batağına soktu. Öyle ki, vartor hatırlasın, Nur kalem denilen ve yazmayıp çizen kurşun kalemlerle sarı saman sayfa defterlere yazardık. İşsizlik had safhada idi. Muhalefet bunları söyleyince Menderes çileden çıkardı. Tenkide hiç dayanamazlardı Sürekli hakaret ederlerdi. Kırşehir'i Bülükbaşı'ya oy veriyor diye ilçe yapmışlardı. "Vatan Cephesi" diye bir dernek kurarak ülkeyi taraflara bölmüşlerdi. O sıralarda hapsedilen gazeteciler saymakla bitmez. Bunlar hemen aklıma gelenler... Onun içindir ki yeni anayasada bazı yeni özerk kurumlar kondu. Bunun sonucu olarak o berbat 1980 anayasasında bile bu kurumlar kalabildi. 1960 yasası insana değer veren, en özgür kılan bir anayasadır. !960 bir devrimdir. Diğerleri berbat darbelerdir. Şeriat meselesini hiç anlatmamışım. Şeriat DP zamanında hortladı, sağ iktidarlar sayesinde şimdiki hale geldi. Benzerlikler çok fazla. Özgür beyin çok doğru yorum yapmış. |
sevgili elcihanaferin, şark toplumlarında bir ''halaskar'' ümid etme hastalığı vardır.
bu halaskar bulma ümidi şarktaki en mücxesssm hali mesihtir. bu hastalık bizdede vardır. belirli bir müddet bu menderes olarak tezahür etmiştir. şimdi bu rölü şerikleri tayyip erdoğana vehmetmek istemektedir bu durum onunda işine gelmektedir. ve maalesef show devam etmektedir. tabi bunda baykalında büyük etkisi vardır. ben sokağı dinlemeye çalışan bir adamım. baykal insanımıza güven vermemektedir en az yüz kişiyle konuşmuşumdur. konuşmalarımın sonunda bana verilen cevap ''abi kime verelim'' dir. zurnanın zırt dediği yer burası insanlar meyus ve mutsuz. toplum '' bir dokun bin ah işit kasei fağfurdan'' psikozuna girmiş olmasına rağmen hal ümit varsa tayyiptedir durumunda. bu açıdan bakıldığında benim görüşüme göre türkiyenin yeni bir yapılanmaya ihtiyacı var. sorun bunu kim ve hangi kadrolar ihdas edecek? benin türkiye için gittikçe ümitlerim tükenmektedir.türkiye freni boşalmış bir kamyon gibi karanlık bir tünele gitmektedir. umarım yanılırım ve yanılmayı çok isterim |
Özgür beyinin klasik tavrı karşındakini cahil yerine koyarak konuşma.tamam tamam yarın cin ali serisine başlıyorum.......
Ben hayatımda sizler kadar korkaK bir topluluk görmedim yani orada olan bir şeyhmidir nedir o fotoğraftan bile korkarak şeriat endişesiyle bütün toplumu karıştırırsınız size kalsa...gerçi sizin rolünüzü üstlenen basında var merak etmeyin. O zaman şunu diyelim oturduğunuz yere milyarda bir de olsa uçak düşme tehlikesi var hadi hadi çabuk dışarı kaçın....Böyle bir tehlike olması bile yeterli sebep değilmi. |
Alıntı:
Daha önce yazmıştım: bu iktidarın zorlanmasına sebep cehaletidir. Onca mürit arasında bir tane adam gibi iktisatçısı, bir tane doğru dürüst hukuk adamı, bir tane iş bilen sosyoloğu, bir tane görmüş geçirmiş diplomatı yoktur bunların. Bu nedenle sahip olduklarını sandıkları herşeyi çok kısa zamanda kaybedecekler ama peşlerinde bütün bir milleti sürükleyecekler. ... maalesef. A. |
ışık artık karardı aydınlık giittikçe yok oluyor.....
özgüre bende katılıyorum umutlarım gittikçe tükenmekte..... |
Alıntı:
ama seni bazı konularda cahil görüp açıklama yapmaya çılışmış olabilir karadenizli. korkaklık da nerden çıktı anlamış değilim? şeyhden filan korktuğumuz yok ki onun temsil ettikleri bizi geriyor herşey birden çat diye olmaz çünkü herşey yavaş yavaş alıştıra alıştıra olur şimdi bizi bu abuk subuk çağdışı görüntülere alıştırıyorlar ki şeriat geldiğinde kimse şok olmasın. bir uçağın düşme olasılığı bilimsel olarak oldukça az bildiğim kadarıyla ama uçakla şeriat arasında bi benzetme de ters düşmüş tamamen alakasız olmuş. bana kalırsa sende her na kadar dindar biri de olsan şeriat filan istemezsin RTE ve tayfası hele hiç istemez çünkü şeriat kanunları ağır eller kesiliyor zina yapan taşlanıyo filan RTE ve tayfası bildiğin üzere zinayı filan suç olmaktan çıkardı hırsızlık desen en alası onlarda başka söze gerek var mı bilmem? |
Yılmaz ÖZDİLyozdil@hurriyet.com.tr
Son Osmanlı Padişahı 1’inci Recep Tayyip Erdoğan "Cihan Padişahı" deseler... Olmaz. Cihan’dan düştü. * Efsane atın ismiydi Cihan! * Yazinin devamini, Okumak gerek diye düsünüyorum http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11138787_p.asp Ne atmis su Cihan yani… Aferin Cihan’ a… Yem torbanin icine 5 kg. havuc da benden Cihan... Afiyet, bal, seker olsun....:D Atlarin isimlerinin hepsini Cihan olarak degistirsek diye düsünüyorum!!! Aslinda Katirlarin, eseklerin de isimlerini Cihan koysak süper olacak gibi geliyor bana… Padisahi gören her Cihan’ i tutabilene ask olsun...:p Saygilar. |
Saygideger cigi;
Bence "Osmanli Imparatorlugu'nu hortlatan padisah RTE" demek, daha uygun olur sanirim. ;) Saygilarimla; evrensel-insan |
Bence "Osmanli Imparatorlugu'nu hortlatan padisah RTE" demek, daha uygun olur sanirim.
EVRENSEL Allahıma şükürler olsun:Devrenselde sonunda anlaşılabilir bir cümle kurmuş bu günü milat kabul etmek lazım:D |
RTE ve Menderes arasında benzerlik çok, ama RTE baskın çıkıyor. Menderes kibar adamdı. Tenkit edilmeğe gelemez ve çileden çıkardı. Ancak o zaman hakaret ederdi. RTE' de tenkide gelemiyor ama sıradan konuşmalarında bile hakaret etmediği gün olmuyor. Menders ve RTE bu ruhi halleriyle aynı şekilde hastalıkl olarak sıfatlandırılıyorlar.
Ayrıca Menderes sonradan görme değildi. Ağa çocuğuydu, ağaydı. Gerçek bir burjuva sayılabilir. RTE'nin ise her hareketi yapmacık kaçıyor. Aralarındaki ciddi fark ise cehalette. Menderes okuması yazması düzgün (konuşmalarını kendi yazan) natık bir adamdı. Dil bilirdi. RTE'nin çevresinin şişirmesiyle kendini şair sanıp gaf üstüne gaf yapdığı, din dışında her şeyi yüzeysel ve hatta yanlış bildiği, hatta Çiller'den dahi cahil olduğu kesin. Benzerliklerinden biri de Maliye Bakanlarında : Menderesin Bakanı Hasan Polatkan. DP milletvekilleri Hazine için "Yağma Hasan'ın böreği" derlerdi. Şimdiki ise kendisini cezadan kurtarmak için kanun çıkartması bir yana, ABD'de devlet kesesinden amaliyat olmak için bypass amelliyatının yurt dışında yapılması gerektiği hakkında Hacettepe Hastanesinden rapor alıp, Numune Hastanesinde onaylatmış! Menderes devrinde başlayan yozlaşma Demirel ve Özal'la gelişip şimdiki doruk noktasına ulaşmış. |
FETOŞ'A ve izinde ki satilmislara siir.....
Kürt Said’in artıkları Fethullah’ın fırtıkları Çiftetelli sürtükleri Gözdeler, bendeler, kullar! Yalan riya, taktiğiniz Fitne fesat, ektiğiniz Fener’dedir Patriğiniz Çömezler, zangoçlar, kullar! Ardında Sam Amca’nız var Efendiniz, Hoca’nız var Kırkı aşkın kocanız var Kız-oğlan, bakire dullar! Neler haram, neler caiz Talkın veren ele vaiz Beş milyara ister faiz Dolar ha! Paralar, pullar.. eneşirde öten horoz Nuh Nebi’den kalma moloz Konduramaz bize bir toz Uğraşsa da aylar, yıllar.. Takke düştü kel göründü Demirden bir el göründü Hoca’nıza yol göründü Peşindedir azrailler! Nerde dilenciler Şahı Gitti ahı, kaldı vahı Gelir bir Şubat sabahı Kapanır ağızlar diller! |
sürekli cumhuriyet dönemiyle cebelleşen tayyip menderes dönemine hiç dokunmaz.
çünkü menderes bunlara göre dini ayağa kaldırmıştır. çünkü; cumhuriyet kuranı çiğnemiş ,türkçe ezan okutmuş,köylerde cenazeyi kaldıracak imam kalmamıştır. menderese niye değinmez. çünkü bunların tabanı çok sever laf söyletmez menderese halbuki bu menderes iki tane evli karıyı becerir ve bu becerme işine bile devletin vasıtasıyla gelir birde bu karılardan birinin kocası muzisyendir ve komutanını savaşa gönderen davut gibi, oda karının kocasını yurt dışına gönderir. halbuki bu menderes natoya girmek için 5000 askerlik rezerv askeri sürekli korede tutar. türkiye bu fırıldağı çetin altandan öğrenir tayyip kendine biat eden bir matbuat yaratmaya çalışır ve büyük orandada başarır. ama AKİS'İ hükmünün altına alamaz. 2500 gazeteciye soruşturma açtırır ve 800 tanesi içeri tıkarlar hemde 1955/1960 arası. kötülüdekleri inönü bu milleti binbir türlü şeytanlıklarla savaşa sokmazama yukarda değindiğim gibi menderes savaşta olmayan türkiyeyi savaşa sokar ve askerlerini haritada yerini bilmediği bir ülke için ölüme yollar . ve milletin gazını almak içinde yandaş medyaya kahramanlık menkibeleri yazdırır. tayyip. yandaşı gazete sahibi olsun diye milletin parasını verir adamına. mendereste arkadaşının ilaç parasını kumara verecek kadar süfli bir şaire (necip fazıl) sırf değirmenine su taşıması için örtülü ödenekten ogünün şarlarıyla akıl almaz paralar verir. oda başka bir tıynette uğraşıp dindar (kendine yakın) adamlar yaratma peşine düştü vatan cephesi diye bir garabete imza attı. sırf karslı bir ağanın (kinyas kartal) dayatmasıyla köy enstitülerini kapatmıştır. çünkü bu adamın karsta büyükj bir oy potansiyeli vardır. ve kaçırılacak kemik değildir. bugünün kinyas kartalları cemaatlardır. arkadaşlar dineğitimi almış adamdan sadece din görevlisi olur devlet adamı olmaz. ne kadar söylesede kendi gibi düşünmeyene hayat hakkı tanımaz. aksi söylemler takiyyedir umarım buna oy veren insanlarda çok geç olmadan bunu anlar |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:23 . |