Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   İslam bir Arap dinidir (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=944)

Khazar 14-10-2005 16:19

İslam bir Arap dinidir
 
İslam'ın evrensel bir din olduğunu iddia edenler bu tartışmaya davetlidir. Şu noktalara açıklık getirmekle başlanabilir:

- Neden müslümanlar kuzeye, güneye, doğuya ve batıya dönerek değil, günde beş vakit Arabistan'a dönerek namaz kılmaktadırlar?

- Neden "İslam'ın dili" Arapça'dır ve ahiretin de dilinin Arapça olacağına inanılmaktadır?

- Müslümanlar ne vesileyle çocuklarına Arap isimleri vermektedirler?

- İslam'ın kadına ve aileye bakış açısı neden Arapların binlerce yıllık bakış açısının bire bir kopyasıdır ve bu bakış açısı, bambaşka bir kültürden ve tarihten gelen, özellikle de Türkler gibi kadın erkek eşitliğinin egemen olduğu toplumlara dahi sirayet etmiştir?

- İslam, kendinden önce "gelen" peygamberleri de kabul ediyorsa, neden bütün dini bayramlar sadece Muhammed ve yakınlarının başlarından geçenleri konu alır?

- İslam evrensel bir din ise neden hac denen bir mefhum vardır ve Arabistan asırlardır bu mefhum sayesinde ekonomik olarak ihya olmaktadır?

- İslam'ın siyaset ile bir alakası yoksa neden İstanbul'un en "müslüman" semtleri olan Fatih ve Çarşamba, aynı zamanda İranlı ve Suudi ajanların dünya genelinde en konsantre çalıştıkları yerler arasındadır?

Sorular istenildiği kadar çoğaltılabilir. İddia, İslam'ın kendinden önce "gelen" tüm dinler gibi evrensel değerler içermesine karşın, özü itibariyle Arap kültür emperyalizminin en güçlü aracı olduğudur. Bunlara mantık çerçevesinde cevap verebilecek tüm imanlı insanlar bu foruma davetlidir.

Mutezile 14-10-2005 17:32

Sadece imanlıları davet ettiğine göre; biz de dikkatle okuruz. Keyifli, verim
li sohbetler olması dileğiyle

cronicy 15-10-2005 01:49

Mutezile ile ayni fikirdeyim, seviyeli katilimcilarin cok olmasi dilegi ile...

Sniper 15-10-2005 02:09

Güzel sorular....

Muho işte bu sebeplerle çok zeki bir adamdır. Uydurduğu yalanlarla bir din kurdu.... hem kendi hem 500 nesil torunu ihya oldu. Muho kardeş bir eli yağda bir eli balda karılar içinde almin kralının yapamadıklarını yaptı.

eeeee... ne de olsa ilk evlendiği karıyı sırf parası için aldı. Daha doğrusu karı onu satın aldı da denilebilir. ulen o kadar zengin bir karı beni de alsa ben de bir yolunu bulur tazelere konma yolunu bulurum. hem de kaç taze.... of yaaa...... yok işte o potansiyel bizde... olamadikki şöyle bir peygamber falan... ne güzel... bas karıların en güzeline. Sonra tüm dünya s.kime secde etsin. of oooffff olamadık işte. basmadı kafamız.

sargon 15-10-2005 03:32

Sniper arkadaş,

niye böyle bir uslüpta ısrar ediyorsun? Zeki biri olduğun belli. Ama burası da belli bir düzeyi tutturmaya çalışan bir site. Bizlerin de öğrenmesine yardımcı olacak görüşlerin olabilir, anlat biz de yararlanalım.

Senin üslubunla buraya gelen bir sürü islamcı da oldu. Yemediğimiz küfür kalmadı, ama hepsi çekip gitti. Ne bir tartışma yaptılar, ne de kimseye bişey anlatabildiler.

hyt 15-10-2005 04:14

Bir müslüman olarak sorularına cevap vereyim

Tabii burdaki edepsiz gibi değil. ona "senin bu uslupunu ateistler bile onaylamaz" demiştim ama laf anlayan kim


Hemen yazayım arapları hiç mi hiç sevmem. Nefret ederim.

şimdi cevaplar:

Neden müslümanlar kuzeye, güneye, doğuya ve batıya dönerek değil, günde beş vakit Arabistan'a dönerek namaz kılmaktadırlar?

Çünkü Kabe arabistanda da o sebepten, Şayet Kabe rusyada olsaydı belki de o tarafa yönelecektik, sonra kabenin kutsal sayılması Hz. İbrahim den günümüze dek gelmektedir. Yani Hz. Muhammed e veya başkasına özgü birşey değildir.



Neden "İslam'ın" dili Arapça'dır ve ahiretin de dilinin Arapça olacağına inanılmaktadır

İslamın dili arapça değildir. İslamiyet bir yaşam biçimidir. Peygamberin arap olması sebebiyle Kur'an arapça inmiştir. Sen bir şeyi ana dilin olan Türkçe ylemi iyi açıklarsın yoksa ingilizce ile mi?
Ahiretin dilinin Arapça olacağına kim inanır.



Müslümanlar ne vesileyle çocuklarına Arap isimleri vermektedirler?

Benim çocuğum olursa asla arap ismi koymam. Arap isimlerini hiç sevmem. Millet sempati duyuyorsa da karışamayız. Ama çok igreti duruyor arap isimleri. Muhammed ismini ise saygıdan dolayı kendi çocuğuma veremem



İslam'ın kadına ve aileye bakış açısı neden Arapların binlerce yıllık bakış açısının bire bir kopyasıdır ve bu bakış açısı, bambaşka bir kültürden ve tarihten gelen, özellikle de Türkler gibi kadın erkek eşitliğinin egemen olduğu toplumlara dahi sirayet etmiştir?

İslamiyetten önce arap toplumunda kadının kıymeti yoktu, kız çocuğu doğuran anneler aşağılanıyor, kızlar kimse bu durumu anlamasın diye gömülüyordu. Türkiye de de bazı yerde kız doğuran anneler hor görülüyor. fakat islamiyet bu düzeni yıkıyor kadınları koruma altına alıyor, adaleti sağlıyor. Bende bir müslüman olarak kız çocuğundan utanan babalara lanet ediyorum.



İslam, kendinden önce "gelen" peygamberleri de kabul ediyorsa, neden bütün dini bayramlar sadece Muhammed ve yakınlarının başlarından geçenleri konu alır?

Ramazan ve kurban bayramı... Oruç tutmakta, kurban kesmekte ve bunların bayramları Hz. Muhammed ten önceki topluluklardada vardı. tabiiki peygamberler ve onlara inananlar yaşıyordu bu bayramları



İslam evrensel bir din ise neden hac denen bir mefhum vardır ve Arabistan asırlardır bu mefhum sayesinde ekonomik olarak ihya olmaktadır?

Ülkemizde bu kadar aç varken bu kadar maddi sıkıntılar varken Arabistana gitmek elbette hoş değildir. Lanet olsun o erbakan a. kaç kez gitti mikrop herif


Kulaktan dolma, akıl dışı şeyler islamiyete leke sürmektedir

evet cevaplar bunlar lütfen edpli olalım. bazıları edepli durmalılar yoksa burda kimse durmaz

Khazar 15-10-2005 18:01

“Neden müslümanlar kuzeye, güneye, doğuya ve batıya dönerek değil, günde beş vakit Arabistan'a dönerek namaz kılmaktadırlar?

Çünkü Kabe arabistanda da o sebepten, Şayet Kabe rusyada olsaydı belki de o tarafa yönelecektik, sonra kabenin kutsal sayılması Hz. İbrahim den günümüze dek gelmektedir. Yani Hz. Muhammed e veya başkasına özgü birşey değildir.”

- Sorulara inanç temelinde değil tarih temelinde cevaplar verilmesi gerekir. Kabe’nin Hz. İbrahim’den bu yana kutsal sayıldığına dair en ufak bir tarihi delil yoktur, zira Hz. İbrahim denen şahsın gerçek olup olmadığı dahi tartışma konusudur. Seküler, bilimsel veriler Hz. İbrahim’in kompozit bir karakter olduğuna işaret etmektedir, yani birkaç mitin birleştirilmesi ile hayali olarak oluşturulmuş bir figür olması ihtimali çok kuvvetlidir. Dolayısıyla verilen cevap geçersizdir. Kaldı ki esas önemli nokta, kabenin kutsal olup olmaması değil, dünya üzerindeki herhangi bir coğrafi bölgenin ibadet için hedef gösterilmesidir. İçinde bir taş olan bir yapının etrafında yedi tur atıp sonra da önünde secde etmek ise putperestlikten başka birşey değildir. Yani, bu tradisyonlar esas itibariyle tamamen Arap paganizminin devamı niteliğindedir.

“Neden "İslam'ın" dili Arapça'dır ve ahiretin de dilinin Arapça olacağına inanılmaktadır

İslamın dili arapça değildir. İslamiyet bir yaşam biçimidir. Peygamberin arap olması sebebiyle Kur'an arapça inmiştir. Sen bir şeyi ana dilin olan Türkçe ylemi iyi açıklarsın yoksa ingilizce ile mi?
Ahiretin dilinin Arapça olacağına kim inanır.”

- Cevap verilirken dikkat çekmeye çalıştığım nokta es geçilmiş ve gene inanç temelinde cevap verilmiştir. Öncelikle şunu belirtmek gerekir: bugün herhangi bir camiinin imamı ile yapılabilecek beş dakikalık sohbetten sonra kolaylıkla anlaşılacaktır ki imanlı kesimin ve imamlarının ezici bir çoğunluğu İslam’ın dilinin Arapça olduğu konusunda fikir birliği içindedirler. Ahiretin dilinin Arapça olduğu iddiası da imanlı insanların gene büyük bir çoğunluğunun ortak kanısıdır. İslam eğer evrensel bir din ise neden İslam’ın girdiği bölgelerdeki halkın diline Arapça kelimeler hızla nüfuz etmiştir ve etmektedir? İslam’da sözü geçen kavramların Türkçe’leri ya da başka dillerde karşılıkları yok mudur? Elbette ki vardır ve evrensellik esas ise zaten olmalıdır da. Peki neden özellikle İslamcı kesim tarafından günlük konuşma cümleleri dahi Arapça kelimelerle bezenmektedir?

“Müslümanlar ne vesileyle çocuklarına Arap isimleri vermektedirler?

Benim çocuğum olursa asla arap ismi koymam. Arap isimlerini hiç sevmem. Millet sempati duyuyorsa da karışamayız. Ama çok igreti duruyor arap isimleri. Muhammed ismini ise saygıdan dolayı kendi çocuğuma veremem”

- Cevabı veren kişinin şahsi tercihi mühim değildir. Diğer sorulara verilen cevaplarda da aynı hataya düşülerek şahsi tercihler topluma mal edilmeye çalışılmıştır. Dikkat edilmesi gereken nokta, müslüman ülkelerin geneline yayılmış olan durumdur.

“İslam'ın kadına ve aileye bakış açısı neden Arapların binlerce yıllık bakış açısının bire bir kopyasıdır ve bu bakış açısı, bambaşka bir kültürden ve tarihten gelen, özellikle de Türkler gibi kadın erkek eşitliğinin egemen olduğu toplumlara dahi sirayet etmiştir?

İslamiyetten önce arap toplumunda kadının kıymeti yoktu, kız çocuğu doğuran anneler aşağılanıyor, kızlar kimse bu durumu anlamasın diye gömülüyordu. Türkiye de de bazı yerde kız doğuran anneler hor görülüyor. fakat islamiyet bu düzeni yıkıyor kadınları koruma altına alıyor, adaleti sağlıyor. Bende bir müslüman olarak kız çocuğundan utanan babalara lanet ediyorum.”

- “İki kara bir beyaz etmez.” İslam öncesi ARAP toplumunda durum İslami dönemdekinden bile daha vahim idiyse, bu durum sadece onları bağlar. İslam öncesi Türk toplumlarındaki öz kültüre bakıldığında ise kadına saygının ne kadar gelişkin olduğu gözlemlenir. Araplar kadınlarını birer kuluçka makinesi yerine koyarlarken Türkler’de kadınlar yönetici statüsüne kadar yükselebiliyordu, Khatun / Hatun gibi bir kavrama sahiptik. Örnekler misliyle çoğaltılabilir. Günümüz Türkiye’sinde ortaya çıkmış manzara, unutmamalıdır ki asırlarca İslam boyunduruğu altında ve Araplar ile dip dibe, hatta iç içe yaşamış bir toplumun ortaya çıkardığı görüntülerden ibarettir, dolayısıyla referans teşkil etmez. Kadınların haklarını koruması gereken merci İslam değil, medeni hukuktur. İslam belli şartlar altında kadına karşı fiziksel güç kullanımını dahi meşru kılarken medeni hukukta bunun ve bunun gibi daha bir sürü ilkelliğin katiyen yeri yoktur.

“İslam, kendinden önce "gelen" peygamberleri de kabul ediyorsa, neden bütün dini bayramlar sadece Muhammed ve yakınlarının başlarından geçenleri konu alır?

Ramazan ve kurban bayramı... Oruç tutmakta, kurban kesmekte ve bunların bayramları Hz. Muhammed ten önceki topluluklardada vardı. tabiiki peygamberler ve onlara inananlar yaşıyordu bu bayramları”

- İslam’da daha eski geleneklerden ve dinlerden hiçbir iz yok diye bir iddia zaten yoktur. Sorunun daha iyi anlaşılabilmesi için herhalde biraz daha açmak gerekmektedir. İslam Hz. İsa’yı kabul ediyorsa neden İsa’nın doğum gününü, göğe yükseldiği günü, son yemeğini yediği akşamı ve çarmıha gerildiği günü anmaz? İslam Hz. Musa’yı kabul ediyorsa neden Musa’ya on emirin indiği günü yad etmez ya da tabletlerin indiği dağı kutsal kabul etmez? İshak yerine İsmail’in kurban edilmeye çalışıldığı iddiası gibi, Tevrat’ın ve İncil’in tahrif edildiğine dair sayısız iddia üzerine kurulmuş bir dinin o kitaplardaki kronolojiyi benimsemesi beklenmese de, adı geçen peygamberlere dair kendi alternatif kronolojisini içermemesinin mantığı nerededir?

“İslam evrensel bir din ise neden hac denen bir mefhum vardır ve Arabistan asırlardır bu mefhum sayesinde ekonomik olarak ihya olmaktadır?

Ülkemizde bu kadar aç varken bu kadar maddi sıkıntılar varken Arabistana gitmek elbette hoş değildir. Lanet olsun o erbakan a. kaç kez gitti mikrop herif”

- Aynı hata tekrar edilmiş, şahsi tercih toplumun geneline mal edilmiştir. Cevabı veren kişinin bu konuda aklının sesini dinleyip gerekli hassasiyeti gösteriyor olması, İslam’ın beş şartından biri olan hacca gitmek eyleminin, aklı ve rasyonel mantığı gölgede bırakacak kadar büyük bir manevi baskı unsuru olmasından dolayı, halkın genelinde sürekli bir “hacca gitmeden ölmemek gerektiği” hissi yarattığı gerçeğini değiştirmez. Dolayısıyla her yıl sadece Türkiye’den milyonlarca dolar, belki de değişen konjonktür gereği birkaç sene içerisinde karşıt cephelerde saf tutacağımız Arabistan’ın kesesine akıtılmaktadır.

“İslam'ın siyaset ile bir alakası yoksa neden İstanbul'un en "müslüman" semtleri olan Fatih ve Çarşamba, aynı zamanda İranlı ve Suudi ajanların dünya genelinde en konsantre çalıştıkları yerler arasındadır?”

- Bu soruya ise ya kasten ya da dalgınlık eseri cevap verilmemiş. Netice itibariyle tüm sorular geçerliliğini halen korumaktadır. Bunlara tatminkar cevaplar verilebilirse bir sonraki soru listesine geçeceğim.

sargon 15-10-2005 23:28

İslamiyetin bir Arap dini olduğu düşüncesinde hemfikirim. Sıraladıklarından başka da sayılabilecek maddeler var. Sanırım bunları da sıralayacaksın.

İslamiyetten önceki dönemde Türklerde kadının yeri konusunda bir açıklık var zaten. Bu karşı çıkılamayacak kadar açık. Ancak sık sık söylenen Arap'lardaki konumunun çok kötü olduğu, kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü şeklindeki söylem konusunda ben tümüyle şüphedeyim. Bu konuda rivayetler ve İslamiyeti haklı çıkarmak için yazılmış yazılar dışında, daha objektif olabilecek kanıtlar var mıdır? Arap tarihi konusunda bilgisi olan arkadaşlardan soruyorum bunu.

Kız cocuklarının diri diri toprağa gömülmesi öyküsünün aslı var mıdır?

mokartes 16-10-2005 01:41

BU KADAR SEVİYESİZ BİR SİTE OLAMAZ ADMİNLER UYUYOR HERHALDE KİMSE BU ŞEKİLDE HAKARET İÇEREN SÖZLER SARFETMEK HAKKINA SAHİP DEĞİLDİR Kİ ŞU GÜNÜMÜZDE MUHAMMED(S.A.V)'İN 1,5 MİLYARKÜSÜR İNANANI VE YOLUNDA GİDENİ VARDIR SNİPER DENEN ÇUKUR ŞEREFSİZ BU KADAR İNSANIN MANEVİ DEĞERİNE SÖVME HAKKINA SAHİP DEĞİLDİR İNANMAMAKTA HÜRDÜR.ONDAN SONRA NEREDE DEMOKRATİK ORTAM VS.KIYAMETLERİ KOPARMANIZIN Bİ MANTIĞI YOK BÖLE ŞEREFSİZE VERİLECEK TEK CEVAP BEYNİNE SIKILACAK BİR MERMİDİR...

burkay 16-10-2005 11:34

MOKARTES KARDES BU YAZDIKLARIN YENI DEGILKI ? SONRA KURSUN SIKMAN DEGIL ONLARA TATLI DILLE ANLATMAYA ÇALISMAN UYGUNDUR ... ANCAK ALLAH KALPLERE HÜKMEDER BIZLER SADECE TEBLIG EDERIZ ... BELKI BIRGÜN BIRI ANLAR DA YA BU ARKADAS HEP IYILIGI TAVSIYE EDIYOR BENSE SÜREKLI ELESTIRI IÇINDEYIM VE KENDISINE SORAR BEN NIYE BÖYLEYIM DIYE ... ALLAH ANCAK KALPLERE HÜKMEDER BIZ DEGIL .... HZ ÖMERDE SONRADAN MÜSLÜMAN OLDU UNUTMA ODA ALLAHA KÜFÜR IÇINDEYDI ... SAYGILAR ...

Khazar 16-10-2005 11:56

Uslubu ayarsız olanlara kurşun sıkma fantazileri kuracağınıza ya da İslami menkıbeler dizeceğinize biraz KAFA yorun da sunulan soruları cevaplamaya çalışın. Eleştirilen şey tavsiye edilen erdemler değil, onların doğruluğunun pekala biz de farkındayız. Üstelik aramızdan erdemli olanlar bu erdemlerini KORKUYA değil, SEZİYE ve İDRAĞA borçlu. Önemli olan ahiret ve Allah korkusu olmadan adam olabilmek. Temelde eleştirilen şey dogmatik düşünce tarzıdır. Müslümanlar arasında nasıl kişisel problemlerini İslam maskesi altına gizleyip, kendisi ile yüzleşmeyi ertelemek uğruna kraldan çok kralcı olup çığırtkanlık yapanlar varsa, müslüman olmayanlar arasında da aynı özelliği sergileyenler elbette ki vardır. Burada yapılması gereken kafayı kişisel detaylara takmayıp bu platformu düşünsel anlamda mümkün olduğunca verimli kılabilmenin yollarını aramaktır.

Justhinking 16-10-2005 13:43

selam kardeşler,


zaman sıkıntısından biraz -ya da oldukça- geç bir şeyler yazabime fırsatı bulduğumdan dolayı özür dilerim..

ilk olarak; hyt kardeşin verdiği cevapların çoğuna genel hatlarıyla katılıyorum, her ne kadar bir zümreden,mlletten ya da insan topluluğundan nefret etmesine şiddetle karşı çıksam da... (ayrı düştüğüm noktaları da belirtmeye çalışacağım.)


“Neden müslümanlar kuzeye, güneye, doğuya ve batıya dönerek değil, günde beş vakit Arabistan'a dönerek namaz kılmaktadırlar?

cevaptan önce soruya dair bir şey söylemek gerektiği inancındayım.
soruda Arabistan kelimesinin bulunduğu yere Kabe yazılması gerekir. çünkü has, salih manada bir mümin Arabistana değil, Kabeye döndüğünü bilir. yani bir mümin kardeşe, namaz kılarken nereye döndüğü sorulursa Arabistana döndüğü cevabı değil, Kabeye döndüğü cevabı alınır. bu gerçeğin bilinmemesi halinde soruda yer almaması hoş karşılanabilir. aksi takdirde amaç paralelinde soruda ufak gibi görünen ancak manada büyük yer teşkil eden oynamalar yapıldığı gözden kaçmaz ki işte bu hiç bir koşulda hoş karşılanmaması gereken bir davranıştır.

Müslümanlar Kabeye dönerler. Bu yönelişin kutsallığıyla ilgili daha fazla bir şey söylemenin gereği yoktur. anlamı hakkındaki soru işaretleri zannımca biraz kafa yorma sonrası giderilecektir.

Namaz çok önemli bir ibadettir Müslümanlar için. günlük olması ve mana yönünden imanda büyük bir yer tutması gibi çeşitli konulardan gelir bu önemi. işte bu kadar önemli diye nitlendirdiğimiz namaz da Kabeye dönülerek yapılır, doğrudur. ortada yanlış öngörülen bir şey vardır ki o da Kabeye dönülmesinin fikirde herhangi bir nasyonalist temelli olmasıdır. peki şunu düşünelim, mülümanlar namaz kılarken nereye dönmelidir?(bu noktada bir yere dönmesin gibi bir cevap fazla ititbar görmemelidir zira aynı mekanlarda farklı yerlere yineliş maddi anlamda da sorun teşkil eder. bu konuda camileri düşünmek, evlerimizi düşünmek biraz daha yardımcı olabilir kanaatindeyim bahis konusu düşünce sahibi olan ya da olması muhtemel kardeşlerimiz için)

anahatlarıyla düşüncemden bu parantez içinde bahsetmiş olduğumu zannediyorum. bir kez daha kısaca üzerinden geçmek ve bir iki noktaya daha temas etmek gerekirse şunları söyleyebilirim ki, belli bir mevkiye yöneliş en başta belli bir düzeni getirir ki bu düzen en azından bu konuda çok gereklidir. aksi hali de biraz düşünecek olursak bunun daha çok bilincinde olabiliriz. yöneliş yerinin seçimindeki hürriyet bu konuda belirsizliği doğuru ki bu konudaki belirsizlik şu halde bile bir çok fitnenin, ikliğin hatta çokluğun bulaştığı dine daha faydalı olmazdı. eğer yönelişin olmasını ama Kabeye olmasının gereksizliğini bir an için mantıklı da görürsek bu vakit de şunu düşünmek gerekir ki -neresi olabilirdi?- bu sorunun cevabı ve ilerleyen düşünce basamakları gayet açık bir sonuca götürür kanaatindeyim, aksi görüş sahibi kardeşler altını çizerse biraz daha bir şeyler yazabilirim bu konu hakkında..


(şimdilik bu kadar yazabiliyorum. çünkü boş vaktimin hepsini yazmaya harcadığım gibi dolu vaktimin de bir bölümü gitti. diğer sorulara da -elimden geldiğince-cevap vermek için -elimden geldiğince- boş zaman oluşturmaya gayret göstereceğim..)


selametle bereketle hidayetle

Bulent 16-10-2005 14:48

Bu sorular aslında son derece basit ve mantıklı olan bir kişinin cevabını kendi kendine dahi bulabileceği sorular.
Her şeyden önce, bu siteye üye olurken, ateistleri küçümsemek ve aşağılamak gibi bir davranışın uygun olmadığını düşünüyordum. Aynı davranışı karşı taraftan da beklerdim. Ama, görüyorum ki bu sitedeki bazı hastalıklı ruh yapısına sahip kişiler, küfür ve aşağılama içeren mesajlar yazıyorlar. Bu adamları görünce, din karşıtlarının geçmişte neden öldürüldüklerini ve bunları öldürenlerin haklı olabileceklerini düşünmeye başladım (daha önce bunları öldürenleri haksız buluyordum).

Sorduğnuz sorular oldukça geniş bir şekilde tartışılması ve cevaplanması gereken nitelikte. Hepsine bir mesajda değil de parça parça cevap verilebilir. Bu sayede diğer müslüman üyelerin cevapları da zaman içerisinde birikerek belli bir doyuruculuğa ulaşabilir.

- Namaz kılarken neden kabeye dönülür?
Bu namazın kurallarından biri., namazın özüyle ilgili değil. İbadette genel bir standartlaşma ve namaz kılan kişinin, İslamın doğduğu bölgeye ve kutsal mekana yüzünü dönmesiyle namazdan umulan manevi doyumun daha kaliteli olmasını sağlayan bir uygulama. Belki, biraz da geleneksel olabilir. Bilirsiniz, biz saygı duyduğumuz şeylere kıçımızı dönmeyiz. Bu müslüman olmayanlarda da olan bir davranış şekli. Peygamberimiz bu şekilde namaz kılmış ve biz de böyle kılıyoruz. Müslüman'ın peygamberi böyle namaz kılmış ve böyle olmasını söylemiş, biz de öyle yapıyoruz. Ha, ne olabilirdi? Herkes istediği yöne dönebilirdi belki. Ama, böyle olacağına öyle olmuş İslam'da ve biz de böyle uyguluyoruz. Bunun neresi mantıksız ki? Şimdi siz, namaz kılarken niye ellerinizi göbeğinizde bağlıyorsunuz da (mesela) kafanızın üstüne koymuyorsunuz diye bir soru da sorabilirsiniz yani! Ya da, niye (mesela) şu kadar rekat kılıyorsunuz da bu kadar rekat kılmıyorsunuz, ya da niye 5 vakit kılıyorsunuz diye de sorabilirsiniz. Bu tür soruların genel cevabı, öyle olduğu için öyle! Bu kadar basit!

-İslamın dili arapça değildir. Kur'an, Arap toplumunun yaşadığı bir mekana geldiğinden Çince olacak değildi herhalde! Düşünsenize, Muhmmed'e Çince vahiy geliyor :)) . Bizim inanışımıza göre tarihteki her kavme peygamber gelmiştir. Doğal olarak, gelen peygamber Allah'ın mesajını o kavmin diliyle alacak ve o kavmin insanlarına da bu dilde iletecektir. Bir de, Kur'an aslında arapça olmakla birlikte, kendine özgü bir dil denebilecek niteliğe de sahiptir; bu nedenle onun diline "Kur'anca" diyenler de var. Herkes Kur'an'ı kendi diline çevirip okuyabilir. Bunda hiç bir mahzur yok.

-Müslümanlar çocuklarına arap isimleri mi veriyorlar? Bu senin bakış açının çarpıklığını gösteriyor. Bir kere Müslümanlar her türlü isim verirler çocuklarına,Türkçe'den veya İslam tarihindeki şahsiyetlerin isimlerinden ya da Kur'anda geçen isimlerden verirler. İslam tarihindeki şahsiyetlerin isimleri Arap ismi olduğu için (ki, bunda da bir mantıksızlık yok) verilen isim doğal olarak Arap ismi olabilir. Muhammed'in ismi (ki Arap ismidir) Çince olsaydı (ki arap toplumunda yaşadığı için olmaz ya!) o takdirde sen, niye çince isim veriyorlar mı diyecektin? Kısaca, müslümanlar, islami şahsiyetlere ve Kur'ana saygılarından dolayı çocuklarına isim verirken Kur'andan veya İslam tarihniden isim seçerler (yani Arapçadan isim seçme hedefiyle değil, İslama uygun isim seçme amacı var!)

Şimdilik bu kadar yazıyorum, diğer sorulara sonra yazmayı düşünüyorum.
Saygılar

KokTur 16-10-2005 15:49

[align=justify]Bulent:
"Belki, biraz da geleneksel olabilir. Bilirsiniz, biz saygı duyduğumuz şeylere kıçımızı dönmeyiz."

Evet bu var olan bir gelenek. Saygı duyulan şeye kıç dönmeme. Ama bu 1500 km ötedeki Kabe için neden geçerli oluyor? Ayrıca bu gelenek genelde insanlar için geçerlidir. Saygı duyulan insana kıç dönmeme şeklinde. Ama söz konusu olan dinin "evrenselliği" ise evrende tek saygı duyulacak şey KABE DEĞİL. Güneş'e de saygı duymamız lazım. Şimdi bazıları "putperest" diyebilir, "Güneş'e mi tapıyorsun?" diyebilir. Alakası yok. Sen bir müslüman olarak KABE'nin kutsallığına inanıyorsan, GÜNEŞ'in kutsallığına neden inanmıyorsun? Hangisinin insanlığa daha fazla faydası dokunduğunu da düşünmekte fayda var. Sen saygı duyduğun Kabe'ye kıçını dönmeyerek ve sırf ona yönelerek, evrende o sırada Kabe yönünde olmayan muhtelif saygı duyulacak her şeye kıçını dönmüş oluyorsun.

Bulent:
"Bizim inanışımıza göre tarihteki her kavme peygamber gelmiştir."

O zaman semavi din - semavi olmayan din ayrımı neden var? Diyorsan ki "Buda, Konfiçyüs, Lao Tsu da Tanrı ile iletişim halindeydi ve onlar da Musa, İsa, Davud, Muhammed, Yusuf gibi birer peygamberdi.", bu fikrine saygı duyarım. Ama sen böyle düşünsen bile unutma ki, toplum ve bir çok ilahiyatçı böyle düşünmüyor. Eğer bu saydığım kişiler sana göre peygamber değillerse, o kavimlere - ki her kavme dedin - gelen peygamberler kim? Ne oldu onlara? Neden hiçbir tarihi kayıtları, belgeleri yok? Sadece Ortadoğu'ya inen peygamberlerin dinleri bir şekilde kalıcı oluyorlar da, neden diğer nice kavmin toplumsal yaşam kalitesini yükseltmiş kişiler peygamberden sayılmıyor veya onların isimleri bile duyulmuyor?

Khazar 16-10-2005 17:27

Hoşgeldin Justhinking.

Öncelikle aşılabileceğinden şüphe duyduğum bir problemden bahsetmek istiyorum. Problem, inançlı insan ile inançsız insanın düşünce sistematikleri arasındaki temel fark. İnançsız insan herşeyi sorgulama özgürlüğüne sahipken inançlı insan için sorgulanamaz bazı “gerçekler” vardır. Mesela inançsız bir insan peygamber titri verilmiş kişilerin gerçek kimlikleri hakkında istediği her türlü sorgulamayı yapabilecekken bu sorgulamaları görmek bile inançlı insanı rahatsız eder, çünkü bahis konusu figür kutsallaştırılmıştır. İnançsız kişi herşeye eşit derecede şüphecilikle yaklaşabilirken inançlı biri bazı şeylerden asla şüphe duymayacak şekilde kişilik geliştirmiştir, ve bu kişilik özelliği, geçen zaman içinde kabuklaştıkça düşünceyi tamamen özgür kılmak da o denli imkansızlaşır. “İnançlıyım ama herşeyi de sorgularım” diyenlere bunu test etmeleri için örnek bir soru: Hz. Muhammed’in burnunu karıştırmak gibi bir kişilik özelliği olabileceğine ihtimal veriyor musunuz? Birşeyleri düşünmemeyi tercih eden insanlarla konuşarak hiçbir yere varılamaz. Musa’nın Akhenaten’in öz torunu olduğunu bir yahudiye, İsa’nın belki de hiç var olmadığını bir hıristiyana, Muhammed’in tüccar zihniyetli düzenbaz bir arap olduğunu bir müslümana, zaman makinesi yapıp tarihte geri giderek gözleri ile görmesini sağlasanız dahi kanıtlayamayabilirsiniz. İnsanın en kuvvetli duygusu olan korkuyu kullanarak gelişmekte olan beyinlere aşılanmış zihniyetler işte bazı noktalarda bu denli kördür. Ama her insanda az da olsa kendini değiştirebilme potansiyeli vardır. Bu nedenle “Allah’tan ümit kesilmez” diyerek verilen cevapları değerlendirmeye başlıyorum.

Kabe’ye dönülmesi konusunu daha detaylı irdelemek gerekiyor anlaşılan. Soru şu şekilde açılabilir: Evrensel olma ve putperestliğin karşısında olma iddiasındaki bir din, neden SOMUT bir yapı olan Kabe’yi hedef gösterir? Kabe’deki esrarengiz taşın bir kutsaliyetinin olması putperestliğin daniskası değil midir? Etrafında yedi tur atılıp –tekrar altını çiziyorum- SOMUT bir yapı olan Kabe’ye dönerek topluca secde edilmesi eylemi, C3PO’yu tanrı zanneden Ewok’ların davranış modelini andırmamakta mıdır? Bunlar, üzerinde epey durulması gereken noktalar, çünkü İslam’ın bir sürü yönüyle Arap paganizminin devamı olduğunu gösteriyor. Turan Dursun’un web sayfasındayız. Hiçbir eserini okuyup değerlendirmeden tartışmak bence biraz ayıp oluyor. Aynı bağlamda Muazzez İlmiye Çığ’ın konu üzerindeki çalışmalarını da herkese tavsiye ediyorum. Tabii ayrıca otuzbeşbin çeşit yabancı neşriyat da önerebilirim ama büyük ihtimalle “zaten onlar gavur” mantalitesi güdüleceğinden şu aşamada gerek görmüyorum. Kabe yerine Arabistan kelimesini kullanmış olmam dikkati çekmiş, ama yeterince çekememiş. Kabe, yapının adından tutun iddia edilen geçmişine kadar her yönüyle Arabistan’ın kültür mirasının bir parçasıdır. Bilindiği üzere, iddiaya göre Kabe’yi arapların ve yahudilerin atası kabul edilen, bilimsel verilere göre büyük ihtimalle hayali bir karakter olan Hz İbrahim adlı zat, Allah’ın verdiği emirle inşa etmiştir. Kabe ve kabeye dair herşey araptır, arapçadır ve arabın malıdır. Kabeye dair her türlü ibadet de arap putperestliğinin devamı niteliğindedir. Dolayısıyla Kabe’ye döndüğünü düşünen müslüman, farkında olmadan Arabistan’a, Suudi ekonomisine ve al-Lat, al-Uzzat ve al-Menat’ın babalarına secde etmektedir.

“İslam’ın dili Arapça değildir Kuran’cadır” önermesine verecek cevap bulmakta güçlük çektiğimi itiraf etmeliyim. “Kuranca konuşulduğu zaman araplar niye anlıyor? Çünkü onlar da müslümandır!” şeklinde devam da ettirilebilecek bir mantık sergilenmiştir. Bunun literatürdeki adı deli saçmalığıdır. Kuran arapçadır, İslam’ın dili de Kuran’ın dili olduğu için Arapça’dır. Bunun tartışması yoktur. Aksini iddia eden arkadaşlara Hizb-ut-Tahrir’in ve benzeri milyon çeşit örgütün üyelerinden uzak durmalarını tavsiye ediyorum. İslam evrensel bir din ise neden Allah’ın 99 tane arapça adı vardır ve bu adlardan başka adı yoktur? Mesela Allah yerine Tanrı denmesi İslam açısından kabul edilemezdir, çünkü Tanrı ismi Allah’ın 99 adından biri değildir, küfür sayılır. Tanrı türkçedir, öztürkçesi Tengri, sümercesi DİN.GİR’dir. Allah arapçadır. İslam’a göre türkçesini söylemek günah, arapçasını söylemek uygundur!... Üstelik "Allah", yani “al-İlah” pagan arapların çok tanrılı dönemdeki ay tanrılarının adıdır.

saadetpink 16-10-2005 17:54

Alıntı:

Müslüman'ın peygamberi böyle namaz kılmış ve böyle olmasını söylemiş, biz de öyle yapıyoruz. Ha, ne olabilirdi? Herkes istediği yöne dönebilirdi belki. Ama, böyle olacağına öyle olmuş İslam'da ve biz de böyle uyguluyoruz. Bunun neresi mantıksız ki? Şimdi siz, namaz kılarken niye ellerinizi göbeğinizde bağlıyorsunuz da (mesela) kafanızın üstüne koymuyorsunuz diye bir soru da sorabilirsiniz yani! Ya da, niye (mesela) şu kadar rekat kılıyorsunuz da bu kadar rekat kılmıyorsunuz, ya da niye 5 vakit kılıyorsunuz diye de sorabilirsiniz. Bu tür soruların genel cevabı, öyle olduğu için öyle! Bu kadar basit!
Kabe ve içindeki kara taşla ilgili cevap verilmiş,onun için değinmiyorum ama vurguladığın diğer sorulabilir soruları, sormakta yarar var...

"öyle olduğu için, öyle" demek bir cevap olurmu?....Ama islamiyet; teslimiyet demektir; öyle ise; yapılması istenenleri, "niçin" sorusundan uzak tutmak gerekir! değilmi?......Ama bazı insanlar (benim gibi...) "niçin" diye sorma gereği duyabilirler, onun içinde bir yanıt olması gerek; varmı?

Alıntı:

Bir de, Kur'an aslında arapça olmakla birlikte, kendine özgü bir dil denebilecek niteliğe de sahiptir; bu nedenle onun diline "Kur'anca" diyenler de var. Herkes Kur'an'ı kendi diline çevirip okuyabilir. Bunda hiç bir mahzur yok.
Kuran'ın kendine özgü bir yapısı yok;ilk ve daha sonraki mushaflarda yeterince değişime uğradıktan sonra günlük kullanılan arapçadan bağımsız tutularak; arapçanın, zaman içindeki değişimi ve gelişiminin etkilerinden korunmuştur.Diğer bir ifade ile; Arapçanın Kureyş lehçesinin normal günlük kullanımında indirilmiştir. Bir ayrıcalığı yok yani...

Alıntı:

Bir kere Müslümanlar her türlü isim verirler çocuklarına,Türkçe'den veya İslam tarihindeki şahsiyetlerin isimlerinden ya da Kur'anda geçen isimlerden verirler.Kısaca, müslümanlar, islami şahsiyetlere ve Kur'ana saygılarından dolayı çocuklarına isim verirken Kur'andan veya İslam tarihniden isim seçerler (yani Arapçadan isim seçme hedefiyle değil, İslama uygun isim seçme amacı var!)
Evet doğru; Türkçe isim veren müslümanlar da vardır ama; onlara ikinci bir isim olarak, arap ismi koyması da şart koşulur...Yoksa;öldüğünde imamın ölüye seslenmesi sırasında ve kıyamet gününde isimsiz kalacağı söylenir.Yani; yinede ortada bir zorunluluk vardır, isim konusunda...

Bu isimler arap ismi değil, İslam ismidir demek; sadece bir aldatmacadır!...

burkay 16-10-2005 17:54

ARKADASLAR .Kabeye dair her türlü ibadet de arap putperestliğinin devamı niteliğindedir. Dolayısıyla Kabe’ye döndüğünü düşünen müslüman, farkında olmadan Arabistan’a, Suudi ekonomisine ve al-Lat, al-Uzzat ve al-Menat’ın babalarına secde etmektedir.
MÜSLÜMANLAR KABEYI SADECE YÖN OLARAK TAYIN ETMISLERDIR SECDE SADECE ALLAHA YAPILMAKDA KABEYE DEGIL ... SADECE BIR YÖN DIR ... AYA ÇIKDIGIN ZAMAN ORDA NAMAZ KILDIGIN ZAMAN NEREYE GÖRE NAMAZ KILINIR ? DÜNYAYA GÖRE ... DÜNYAYA MI TAPARIZ OZAMAN ... BENIM ARAP OLAN BIR ARKADASIM VAR DIYORKI BEN KURANIN BAZI BÖLÜMLERINI ANLIYAMIYORUM ARAPCA OLDUGU HALDE ÖYLE MANALAR VARKI ARAPCA BILMEN YETERLI OLMUYOR ... ILMIN OLMASI GEREKIYOR ... DIYOR ...

Aliminyum 16-10-2005 18:21

İslam Evrensel Bir Dindir.
Neden?
Muhatabı sadece içinde filizlenip yeşerdiği Arap toplumu değil bütün insanlıktır. Gerisi laf kalabalığı.

Müslümanların güneye dönmesinin sebebi Kabenin güneyde olması bu doğru. Ama bu "Kabenin Arabistan'da olması" şeklinde açıklanamaz. Çünkü rivayetlere göre kabeyi ilk yapan Hz. Adem'dir ve Hz. Adem zamanında da arap,türk,rum gibi kavimler yok. Hz. İbrahim zamanında bile yenileninceye kadar Arap kavimlerinin kabe üzerinde bir hakimiyetleri yok. Kabe Arabın malı değil yani. Allah'ın dininin (Tevhid Dini) yeryüzündeki bir nişanesi. Arabistan'da olması ise Arap milletini yüceltmez. Aksine onların mesuliyetini artırır.
SONUÇ: Kabe Arabın değildir.

İslam dili Arapçadır. Çünkü son peygamber Arap kavmindendir ve Kuran da arapça inmiştir. İslam'ın dili bu yüzden arapçadır. Neden son peygamber araptır ve neden Kuran arapçadır şeklinde soruyu derinleştiridiğimizde de karşımıza sadece "Takdir-i İlahi" çıkar. Kuranı yeryüzünde konuşulan herhangi bir dilde inmesi insanlar için bir nimettir, bir ayrılık veya kıskançlık sebebi değil.


Müslümanların (Zannedersem arkadaş burada daha çok biz Türkleri kastediyor) çocuklarına Arap isimleri vermesi onların İslam'a saygılarından olsa gerek. "Mehmet" ismini başka kavimlerde hatta araplarda bile milyonda bir bulursunuz. Mehmet ismi Muhammet isminin bir versiyonudur ki Türk Milletinin Peygambere karşı gösterdiği hürmetin ifadesi. Ayrıca İslam'ın, içinde şirk unsurları barındırmamak kaydıyla çocuklara her türlü ismin verilmesine bir yasak koyduğu falan yok. Bu mesele İslam'ın meselesi değil, biz insanların yani biz Türklerin meselesi.

İslamın kadına ve aileye bakışının Arapların binlerce yıllık bakışının kopyası olduğunu da nereden çıkardın? İslam hükümlerinin içinde yeşerdiği toplumdaki kadınlara, aile ve miras hukukuna ve daha pek çok şeye dair devrim niteliğinde getirdiği yenilikleri bilmiyorsan günde 2 saatini harca da biraz kitap oku. Ayrıca türklerde de kadın erkek eşitliğinin olduğu sadece fanteziden ibaret bir iddia. Kadın erkek arası mutlak eşitlik hiçbir kavimde olmadı olmaz da. Çünkü kadın erkek eşitliği eşyanın tabiatine aykırı. (Bu illaki birisi birisinden üstündür demek değil. Yanlış anlaşılma olmasın)

İslam kendinden önceki dinleri kabul eder ve onların şeriatlarını tamamlar, yani kemale erdirir. Bu gerçeğin, bayram kutlamalarıyla ne alakası var? İslam, Hz. İsa'yı kabul ediyor diye onun doğum gününü kutlamak zorunda mı? Bu soruyu hiç sorulmamış kabul edersek zihin esenliğimiz açısından daha sağlıklı olur.

Haccın evrenselliği kadar farklı milletleri bir araya getiren başka bir uygulama insanlık tarihinde yok. Bu yeterli sanırım.


İslam siyasete müdahele eder. Yani toplumsal hayata. Bu geniş konu. Fatih ve Çarşambadakilerle açıklanamayacak akdar geniş.

Khazar 16-10-2005 19:27

Aliminium’a cevaben:

Cevapları inançla değil tarihle vermek gerekir diye daha kaç defa tekrarlanması gerekiyorsa biri peşinen söylesin de bir boş zamanımda gerektiği kadar copy paste edeyim. "Rivayete göre" diye başlayan bir cümlenin bu tartışmada yeri yoktur. Bu nedenle Kabe ile ilgili cevabı değerlendirmeye almıyorum. Kaldı ki evrensel, putperestliğe karşı bir dinin dünya üzerinde somut bir “nişanesi” olması diyalektik bir çelişkidir.

İslam’ın dilinin Arapça olması konusunda hemfikiriz. Buna mukabil, sorularıma cevap veren diğer müslümanlarla hemfikir olmadığın açık. Onlarla bu konuda başka bir başlık açıp tartışabilirsin.

Arap olmadığı halde çocuklarına arapça isimler koyma geleneği bütün müslüman toplumlarda vardır, sadece türklerde değil. Müslüman olan amerikalı da geleneğe uyarak arapça bir isim almaktadır. Saadetpink’in konu ile ilgili yukarıdaki açıklamasına da bakmanı öneririm.

İslam’ın kadına ve aileye bakış açısına dair yazdığım önceki mesajlarda, durumları zaten vahim olan arapları bir ölçüde yola getirmiş olmasının türkler ile alakası olamayacağını belirtmiştim. Kadın erkek eşitliğinden kasıt, bu iki unsurun birbirinin bire bir kopyası olması anlamına gelmiyor. Türklerde kadınların yönetici konumuna dahi yükselebilmesinden örnek vermiştim. Kitap okumayı tavsiye etmeden önce forumda daha önce yazılan şeyleri düzgün okumayı öğren.

Muhammed’in göğe yükselmesini anan bir dinin, kabul ettiği diğer peygamberlerin başından geçenlere neden yer vermediğine dair soruyu sorulmamış kabul etmenin zihin esenliğin açısından daha sağlıklı olacağını düşünüyorsan bu tabii senin bileceğin iş. Bence bu sayfalarda pek dolaşmamak, kapasiten göz önüne alındığında zihin esenliğin açısından en sağlıklısı olur.

Haccın her milletin arapların alt kültürü haline gelmiş bireylerini bir çatı altında topladığı doğrudur. Evreni bir alt kültürden ibaret olan bir insan açısından evrenselliğin böyle telakki edilmesine tabii ki şaşmamak gerekir. Diyecek başka birşey yoktur.

Materyalist 16-10-2005 19:45

Biraz da benden!
 
Burada yazı yazan Muhammed'çi arkadaşlar ne kadar çok şey biliyorlar. Hepsi profesör sanki. Allah'tan vahiy mi alıyorlar? Ne yapıyorlarsa, bana da söylesinler de ben de çok bilgili olayım. Şunu bir türlü anlayamıyorum. Sanki gidip Allah'ı, cenneti, cehennemi görmüşler gibi oraya ilişkin o kadar emin konuşuyorlarki, peh peh peh. Kurtulun zincirlerinizden artık. Hele Türkseniz hemen kurtulun. Çünkü müslümanlık, islamiyet Türk dini değildir. Arap dinidir.

burkay 16-10-2005 19:56

MATERYALIST KARDESIM ... SENI BUKADAR RAHATSIZ EDEN KONU NE ? CENNET CEHENNEMI GIDIB GÖRDÜNÜZMÜ NASIL BUKADAR EMIN OLABILIYORSUNUZKI DEMISSIN ... PEKI SEN NASIL KARAR VEREBILIYORSUN SEN GIDIP GÖRDÜNMÜ OLMADIGINA DAIR ? BIZ VAR DIYORUZ BIZIMKISI YANLIS SEN YOK DIYORSUN SENINKI DOGRU ... IKIMIZDE GÖSRTEREMIYORUZ .... SAKIN BANA GÖRMEDIGIM BIRSEYE INANMAM DEME BU KONUDAN KAÇIS MANASI TASIR ...

saadetpink 16-10-2005 20:42

Alıntı:

burkay´isimli üyeden Alıntı
MATERYALIST KARDESIM ... SENI BUKADAR RAHATSIZ EDEN KONU NE ? CENNET CEHENNEMI GIDIB GÖRDÜNÜZMÜ NASIL BUKADAR EMIN OLABILIYORSUNUZKI DEMISSIN ... PEKI SEN NASIL KARAR VEREBILIYORSUN SEN GIDIP GÖRDÜNMÜ OLMADIGINA DAIR ? BIZ VAR DIYORUZ BIZIMKISI YANLIS SEN YOK DIYORSUN SENINKI DOGRU ... IKIMIZDE GÖSRTEREMIYORUZ .... SAKIN BANA GÖRMEDIGIM BIRSEYE INANMAM DEME BU KONUDAN KAÇIS MANASI TASIR ...

Bir şeyi atlıyorsun;varlık iddiasındakilerin kanıtlama zorunluluğu vardır.Yokluk iddiası zaten kanıtlanıyor, gösterilemediği için!....

Materyalist 16-10-2005 21:03

İlk önce saadetpink'e teşekkürler. Çünkü benim vereceğim cevabı zaten vermiş. Sonrada burkaya cevap. Bak bakalım benim yazımda "benim söylediğim doğru" diye bir şey yazmış mıyım ben? Ben, yazımda "allah, cennet, cehennem" yoktur dememiştim ama şimdi bari diyeyim de mutlu ol. Allah'da, Cennet'te, Cehennem'de yoktur. Olmayan bir şeyin ispatı olmaz. O, zaten yoktur. Varsa sen olduğunu ispatla.

Aliminyum 16-10-2005 22:03

Khazar .

"Cevapları inançla değil tarihle vermek gerekir" derken aslında ne demek istediğinin tam olarak farkındasındır umarım. Çünkü bu sözün altında yatan kabulü ben şöyle anlıyorum: "Birşeyin gerçekliği, o şey hakkında bilimsel verilerin olup olmamasına bağlıdır. Birşey hakkında elde bilimsel bir veri varsa o şey doğrudur, bilimsel veri yoksa yanlıştır, yalandır." Yanlışım varsa düzeltirsin ancak senin İslamî inançlar hakkındaki düşüncelerini oluşturan fikirlerin temelinde bu KABUL'ün yattığını düşünüyorum.

KABUL diyorum. Birşey hakkındaki gerçekliğin tek ölçütü olarak bilimsel verileri ölçüt KABUL etmektir mesele. Yani sen, inançsızları sorgulamamakla itham ederken, kendin de bilimin sorgulama yöntemlerine olan İNANCIN sebebiyle, İslami esaslar hakkındaki düşüncelerini Bilimsel verilerin gerçekliğine indirgiyorsun. Kendi içindeki çelişkiyi umarım kavramışsındır. Bu yüzden senin karşılaştırmalı olarak Bilim ve Din felsefelerine hakim bir arkadaş olduğunu zannediyordum ancak bu zannımda ısrar etmeye devam edeceğim. Çünkü eğer Bilimi Dinden üstün tutuyor ve bunu da gerçeklikleri ve güvenilirlikleri hala tartışılan Bilimsel Verilerin varlığına indirgiyorsan ve bu kabul sen de tartışmasız bir şekilde yerleşmiş ve kemikleşmişse bizim sizinle konuşabileceğimiz hiçbir şey kalmaz ortada. Halbuki konuşmak, birşeyleri açığa çıkarmak istiyoruz değil mi?

Bilimsel veriler bize birşeyin gerçekliğini tartışmasız olarak verebilir mi? Yani birşey hakkında (Örneğin yazıyı sümerlerin bulması) elde bir bilimsel veri olması, o şey hakkında tamamlanmış, kesin bir bilgiyi mi getirir bize?
Cevap; Hayır! Bunu bilimin kendi yöntemi de sık sık ifade eder zaten.
Yazıyı sümerlerin bulması hakkındaki bilimsel kanaat, yazıyı Sümerlerin bulduğuna inanmaktan başka birşey değildir. Çünkü her an daha eski tarihlerden kalma bir uygarlığın yazıtlarına ulaşabiliriz. O halde yazıyı sümerler bulmuştur denilemez. Eldeki son bilimsel verilere göre insanlık tarihinde yazıyı ilk kullananlar Sümerlerdir, yazının ilk kullanımı hakkındaki bilimsel veriler ŞİMDİLİK budur denilebilir ancak. Bu bile tek başına bilimsel verilerin birşeyin gerçekliğini tek başına tartışmasız bir biçimde bize sunmadığının ve doğası itibariyle de SUNAMAYACAĞININ göstergesidir.

Bu ve bunlar gibi meselelerin baştan halledilmesi ve konuşulması zaruri.
Çünkü Khazar arkadaşımız, ısrarlar; "Cevapları inançla değil tarihle vermek gerekir", "İnançsız insan herşeyi sorgulama özgürlüğüne sahipken inançlı insan için sorgulanamaz bazı “gerçekler” vardır." gibi önermeler ileri sürmekte ve işin kötüsü bu önermeleri tartışmasız bir şekilde ÖNKABUL olarak kullanmaktadır. Bir müslümanın herhangi bir İslami esası sorgusuz sualsiz kabullen diye birşeyin aksinin mümkün olmadığına İNANMAKTADIR bu arkadaşımız. İnanmaktadır, bunun böyle olduğunu bilmemektedir. Çünkü bunun böyle olduğunu BİLMESİ için bilimsel bir yöntem uyuglaması, yani dünyadaki bütün Müslümanları tek tek incelemesi, onların hayatlarını oluşturan iman esaslarının o kişiler üzerindeki temel tesirlerini gözlemlemelidir. Böyle yapmadıysa, Bütün Müslümanların sorgulama yetisinden mahrum insanlar olduğunu bilemez, olsa olsa böyle birşeye inanır. İnanmakla bilmek arasındaki fark burada tekrar ortaya çıkar yani.

İnançsız birisi bir inançlıya; "Geç bunları kardeşim, bana rivayetlerden, hikayelerden bahsetme, bana bilimsel veriler göster, tarihi bulgu var mı bunlar hakkında, yoksa fasa fiso geç bu ayakları" tavrıyla hareket ederken, inançlı birisi de bu düşüncedeki bir inançsıza karşı "Arkadaş, birşey hakkında bilimsel bir veri olmaması o şeyin yalan olduğunu mu gösterir ki? Ne biliyorsun?Hadi varsa da biz bilmiyorsak?" gibi bir tavır sergiler. Yüzyıllarca avam arasında genel itibariyle böyle olmuştur bu. İkisi de eksik tavırdır.

Temelde yatan Allah ve Resule ve Kitaba olan imandır.
Ben Allah'a inanıyorum, Allah'ın varlığı ve birliği hakkında sayısız delillerle dolu bir kainatta yaşıyoruz. Hz. Muhammed de Allah'ın kulu ve son Rasulüdür. Kuran-ı Kerim de hak kitaotır dediğim zaman, diğer bütün esaslar bu 3 temele göre şekillenecektir. Bu 3 temele inanıyorsam şayet, İslamın dilinin Arapça olması, Hac farizasının kavmî bir temayül olup olmaması vs. gibi mevzular da bu 3 temele göre şekillenecektir.

Ben Kuran'ın ırkçılığı yasakladığını biliyorum. O halde İslam'ın temel esaslarının Arapça olarak indirilmesi Arap kavmine üstünlük sağlayan bir meziyet değildir.

Ben hac farizasının Kabenin taşlarına değil, kabenin sahibi olan Allah için yapıldığına da inanıyorum Dolayısıyla "Taş bir bina etrafında 7 kere dönmek ve o taş binaya karşı yerlere kapanmak putçuluğun modern versiyonudur" gibi iddialar bana komik gelecektir.

""Rivayete göre" diye başlayan bir cümlenin bu tartışmada yeri yoktur." diyerek, Hz. İbrahim diye birisinin tarihte yaşayıp yaşamadığının bilinemeyeceğini söyleyen arkadaş haklı. Evet haklısın Khazar. Ben henüz Hz. İbrahim diye birisinin tarihte yaşayıp yaşamadığını BİLMİYORUM. Ama yaşadığına, ve Allah'ın kulu ve Resulü olduğuna, kabeyi onardığına, Halilullah sıfatını haiz olduğuna vs. İNANIYORUM. Neden? Çünkü temelde iman ettiğim Kuran ve Peygamberin hadisleri benim Hz. İbrahim'e de inanmamı gerektirir. Elde bilimsel bir veri yoktur diye inanmazsam Müslüman olmuş olamam. Elde bilimsel bir veri yoktur diye inanmazsam, bilime aykırı düşmem de gerekmez. Çünkü bilim, elde bilimsel veri olmayan şeylere inanıp inanmamamın BANA AİT birşey olduğunu söyler. (Psikolojideki İnanmak Güçtür, enerji sağlar gibi düsturları hatırlayın). Benim o şeye inanıp inanmamam beni yalancı çıkarmaz. Çünkü Hz. İbrahim diye birisinin yaşayıp yaşamadığını bilim henüz bilememektedir.
Eğer birgün, Hz. İbrahim diye birisinin yaşadığına dair bilimsel veriler ortaya çıkarsa, ben artık Hz. İbrahim diye birisinin yaşadığına İMAN ETMEM. Onun yaşadığını BİLİRİM. (Üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olduğuna inanırmısın yoksa bunu bilir misin? Elbetteki bilirsin, inanmazsın. Bildiği birşeye inanmaz insan, inandığı şeyi ise bilmek zorunda değildir".



İslam dilinin arapça olması neyi ifade eder? Bu konuda hemfikiriz ama maalesef hemhal değiliz.
"İslam'ın dili Arapçadır" lafından sen, "İslam Arabın dinidir." diye alakasız bir sonuç çıkartırsın. Bu aslında bilimsel bir tavır da değil. Ben ise "İslam'ın dili Arapçadır" derken, "İslam'ın kitabı Arapçadır(salt günlük konuşulan arapça değil, Kuran Arapçası tabiri buradan çıkar, çünkü dönemin arapları bile bazen Kuran ayetlerindeki bazı şeyleri anlayamıyorlar ve arapça karşılıkları için peygambere danışıyorlardı), İslamın Peygamberi Arap kavmindendir, sözlerini Arapça söylemiştir doğal olarak, ilk dönem İslami eserler arapça olarak telif edilmiştir, İslam ilk önce Arabistan yarımadasında ortaya çıkmıştır." şeklinde şeyler anlarım. Ancak bunlar hiçbir zaman "İslam Arabın dinidir" demek değildir ki? Bu bakımdan Müslümanlarla bir fikir ayrılığım yok. Onlarla tartışma ihtiyacım da yok. Biz aynı İman atmosferini soluduğumuz insanlarla rahat anlaşırız merak etme.


Çocuğuma "Ahmet" diye bir isim koyarsam, bu benim, Arap kavminin üstünlüğüne inandığımı göstermez. Benim araplaştığımı da göstermez. Arap milliyetçisi olduğumu hiç göstermez. Ben Türküm, oğlum da ırk olarak Türk olacaktır, ona "Ahmet" diye bir isim vermem ne beni ne de oğlumu Araplaştırır. Çünkü Ahmet ismini Arap ismi olduğu için değil, Peygamber'in isimlerinden bir isim olduğu için vermekteyim. Oğlumun adını Hakan da koyabilirim, Oğuz da hatta Rüstem (Farsça) de koyabilirim. Oğlumun adını Rüstem koymam oğlumu farslılaştırmadığı gibi Ahmet koymam da araplaştırmaz. Her kavim için geçerli bu. Kaldı ki ırkçılığa karşı en büyük savaşı tarih boyunca açan en dinamik ciddi sistem İslam dini olmuştur.

Türklerde kadınların yönetici konumuna kadar yükselebilmesi kadına verilen değerden kaynaklanmaz. O kişinin şahsına verilen değerden kaynaklanır. İkisi aynı şey değil. Hiçbir medeniyette "Gel sen kadınsın, bugüne kadar erkekler yönetti bu ülkeyi, biz eşitiz ya al biraz da sen yönet" denmez. Kadınların yönetim kademelerinde yer almasının kadının yüceltilmesiyle alakası sadece sınırlıdır. İslam kadına yönetici konumunda yer vermiyorsa bu kadını alçalttığı anlamına da gelmez.

“İslam, kendinden önce "gelen" peygamberleri de kabul ediyorsa, neden bütün dini bayramlar sadece Muhammed ve yakınlarının başlarından geçenleri konu alır?"

Bu konuyu tekrar konuşmak zorunda kalmamalıydık aslında ama ısrar ediyorsun gene konuşak.

Öncüller ve sonuçların farkındasındır herhalde bu lafları yazarken.

ÖNCÜLLER:
1) İslam kendinden önceki Peygamberleri kabul eder.
2) İslamda Dini bayramlar vardır.
3) Bir dinin dini bayramları kendinden önce gelen peygamberlerin başlarından geçenleri de konu almalıdır.
SONUÇ:
1) İslam kendinden önce gelen Peygamberlerin başlarından geçenleri konu alan bir bayram icat etmemiştir, bu yüzden çelişkilidir.

İkinci bir sonuç çıkaramıyorum. Varsa lütfen açık açık yaz. Bir defa 3. öncülün münasebetsizliği apaçık ortadayken soru ve cevabı hakkında nasıl bir zihin esenliğinden bahsedebiliriz ki?

Ayrıca Ramazan ve Kurban bayramlarının Peygamberin başından geçen olaylar olarak değerlendirilmesi ise apayrı bir komedi. Peygamber başından geçen olaylar da neyin nesi? Allah emretmiştir ve kurban kesilecektir. Allah ferman buyurmuştur ve 30 günlük oruç günlerinin ardından bayram yapılacaktır.

Diğer peygamberlerin başından geçenlere yer vermemek diye birşey yok ki. Bunu nerden çıkardın? Kuran, geçmiş peygamberlerin kıssalarıyla dolu. Yani o peygamberlerin yaşadıklarıyla ilgili özel bir anma,tören,şölen, bayram filan ilan edilmesini niye şart koşuyorsun ki?

Evrensellik ve Hac farizası arasındaki bağlantının gerçekliği konusunda ısrarcıyız. Çinden Maçine, kuzeyden güneye bütün dünya müslümanlarının toplanıp aynı ruh ikliminde aynı Allah'a ibadet ettikleri, aynı çağrıya koştukları bir ortamdan bahsediyoruz. "Evrensellik bunun neresinde?" denilebilir mi? Hac farizasının Arabistan topraklarında ifa edilmesi onun evrenselliğine ket vurmaz.

burkay 16-10-2005 23:01

Alıntı:

saadetpink´isimli üyeden Alıntı
Alıntı:

burkay´isimli üyeden Alıntı
MATERYALIST KARDESIM ... SENI BUKADAR RAHATSIZ EDEN KONU NE ? CENNET CEHENNEMI GIDIB GÖRDÜNÜZMÜ NASIL BUKADAR EMIN OLABILIYORSUNUZKI DEMISSIN ... PEKI SEN NASIL KARAR VEREBILIYORSUN SEN GIDIP GÖRDÜNMÜ OLMADIGINA DAIR ? BIZ VAR DIYORUZ BIZIMKISI YANLIS SEN YOK DIYORSUN SENINKI DOGRU ... IKIMIZDE GÖSRTEREMIYORUZ .... SAKIN BANA GÖRMEDIGIM BIRSEYE INANMAM DEME BU KONUDAN KAÇIS MANASI TASIR ...

Bir şeyi atlıyorsun;varlık iddiasındakilerin kanıtlama zorunluluğu vardır.Yokluk iddiası zaten kanıtlanıyor, gösterilemediği için!....

SAADET PINK VE MATERYALIST KARDES BRAVO SIZE IKINIZDE AYNI KAFADANSIZNIZ ... VARLIK KANITLAMASI : SENIN DÜSÜNCELERINI TEBRIK EDERIM SAADET PINK BU DUYGU YÜKLÜ YAZIYI AKLINCA GÜZEL YORUMLADIN ... BURDA NELER YAZDIM ANLAYABILDIN MI ? DÜSÜNMEK , DUYGU , AKIL ... SEN BANA NE AKLINI NE DÜSÜNCENI NEDE DUYGULARINI GÖSTEREBILIRSIN ... AMA BEN SANA VAR OLDUGUNUN ISBATINI YAPABILIRIM ... YAPAMAZSIN DERSEN ... BEN YANILIYORUM .SENDE BU SAYDIKLARIMIN HIÇBIRI YOK ... EGER INANMAYAN INSANLAR DA BIRAZ UFACIK BEYIN VE AKIL OLSAYDI ALLAHI HERYERDE GÖRÜRLERDI MANEVI OLARAK ... AMA GÖZLER GÖRMEK IÇIN VAR BAZENDE GÖREN GÖZLER MAALESEF GÖREMIYORLAR ...

saadetpink 17-10-2005 10:17

Alıntı:

burkay´isimli üyeden Alıntı
SAADET PINK VE MATERYALIST KARDES BRAVO SIZE IKINIZDE AYNI KAFADANSIZNIZ ... VARLIK KANITLAMASI : SENIN DÜSÜNCELERINI TEBRIK EDERIM SAADET PINK BU DUYGU YÜKLÜ YAZIYI AKLINCA GÜZEL YORUMLADIN ... BURDA NELER YAZDIM ANLAYABILDIN MI ? DÜSÜNMEK , DUYGU , AKIL ... SEN BANA NE AKLINI NE DÜSÜNCENI NEDE DUYGULARINI GÖSTEREBILIRSIN ... AMA BEN SANA VAR OLDUGUNUN ISBATINI YAPABILIRIM ... YAPAMAZSIN DERSEN ... BEN YANILIYORUM .SENDE BU SAYDIKLARIMIN HIÇBIRI YOK ... EGER INANMAYAN INSANLAR DA BIRAZ UFACIK BEYIN VE AKIL OLSAYDI ALLAHI HERYERDE GÖRÜRLERDI MANEVI OLARAK ... AMA GÖZLER GÖRMEK IÇIN VAR BAZENDE GÖREN GÖZLER MAALESEF GÖREMIYORLAR ...

Duygularla gerçeğe ulaşamazsın; gözlemlerden yola çıkan deneylerle ulaşabilirsin....Duygular; insanlara göre değişkendir, gözlemlerde oluşabilecek değişkenliği ise tekrarlanan deneyler dengeler..

Sunacağın kanıtların dayandırıldığı objeler açısından, daha baştan yanlış...

burkay 17-10-2005 11:02

SELAM : SAADET PINK YA DÜSÜNCELERIN VE AKLIN BUNLARI NIYE ES GEÇIYORSUN ? gözlemlerde oluşabilecek değişkenliği ise tekrarlanan deneyler dengeler..
BURDA KI DENEYLERDE DÜSÜNCE VE AKIL YANILIYORSA ? BEN SANA DUYGUNU GÖSTER DEDIM DUYGULARLA GERÇEGE ULASAMAZSSIN DIYE BIR CÜMLE KULLANMADIMKI ...

burkay 17-10-2005 22:23

AKLIMA TAKILAN BIR SORU VAR: KHAZAR DEMISKI :Cevapları inançla değil tarihle vermek gerekir diye daha kaç defa tekrarlanması gerekiyorsa biri peşinen söylesin de bir boş zamanımda gerektiği kadar copy paste edeyim. [align=right] KHAZAR KARDES ACABA TARIHDEN ESINLENEREK BURAYA YAZI YAZARKEN NEYE GÖRE YAZIYOR ? INANCINA GÖRE DEGILMI ? O TARIHDEN ALINAN ESERLERE INANMISKI BURALARA YAZIYOR ... BU INANÇ DEGILMI ? INANMASAN ZATEN YAZMASSIN ... VALLAHI BRAVO ... [align=center]BIRDE :Bence bu sayfalarda pek dolaşmamak, kapasiten göz önüne alındığında zihin esenliğin açısından en sağlıklısı olur.
KENDI GÖRÜSÜ OKADAR GÜZELKI DOGRU KI ODA VARSAYIMDA BULUNUYOR ... KAPASITEN GÖZ ÖNÜNE ALINDIGINDA ! KAPASITESINIDE ÇOK IYI BILIYORYA ... ANLIYACAGIMIZ BU TÜR YAZILARI ÇOK GÖRDÜK ...

Materyalist 17-10-2005 22:42

Milliyetçi Araplar
 
İslam bir arap dinidir. Araplar da Türkleri hiç sevmez. Ben de onlardan, yani araplardan nefret ederim. Çünkü hem yalancı, hem pis, hem de kalleştirler. Dünyanın yüz karasıdırlar. İslam da onların dinidir. Hoş! Gerçi ben hiç bir dini kabul etmem ama neyse. Türklerin tarihteki en büyük hatası, islamiyeti seçmiş olmalarıdır.

burkay 17-10-2005 22:57

TÜRKLERIN HATASI ISLAMI SEÇMIS OLMASI DEGIL ... SENIN ISLAMI ANLAMAMAN ...

Materyalist 17-10-2005 23:08

Burkay efendi! İslamın anlaşılacak neyi varki, onu anlamaya çalışayım. Masal okumak istersem, masal kitaplarına başvururum. O çok ünlü ulemalarınız, Gazali'leriniz, yüksek ilim ve irfan sahibi muhteşem alim ve bilgili liderleriniz bile 1400 senedir anlayamıyorlar. Asırlardır tartışıyorlar. Hala da anlamış değiller. Benim anlamamam gayet doğal. Yoksa sen anladın mı? Yoksa sen dahada mı çok bir ulemasın? Bunu söylede bilelim. Evden sağ ayakla mı, sol ayakla mı çıkılmalı gibi bir konuyu asırlardır tartışma konusu yapan kafalardan ne beklenebilir? Bunun nesi anlaşılabilir? Milletin ağzına tükürerek hastalık tedavi etmenin nesi anlaşılabilir? Ölmüş bir insanla cinsel ilişkiye girmenin caiz mi yoksa değil mi olduğunu tartışma konusu yapan ve üzerinde asırlardır kafa yoran bir zihniyetin nesi anlaşılabilir? Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün zihniyetinin nesi anlaşılabilir? Kadınları dövün zihniyetinin nesi anlaşılabilir? Ben bunları anlamam. Anlayamam. Zaten anlamaya da çalışmam. Sen anlamaya devam et.

17-10-2005 23:38

islam
 
İslama Kur'an'a gerçekten neden inanılır hiç anlayamıyorum ve anlayamayacağım......Ne var Kur'an'da?

Hiçbir derinliği yok hiçbir özelliği yok Tanrı'ya inanan biri için gerçekten "TANRISAL" olduğuna inanmamızı sağlayabilecek HİÇBİRŞEY yok! hadi onları geçelim Kur'an'ın içinde insana zevk veren KUTSALLIĞI HİSSETTİREN HİÇBİRŞEY YOK Bir din bu kadar mı SIĞ olur? dünya üzerindeki EN SIĞ din islamdır..Çünlü islam basit bir ARAP dinidir...

Kur'an'ı okuyorum insanlar neden inanıyor diye anlamaya çalışıyorum...Sayısız kez karışık biçimde okudum...Baştan sona düzenli okuma işlemini ise daha önce 3 defa yapmıştım...Bugün Kur'an'ın son suresini de okuyup 4. kez baştan sona okumuş oldum...

Bütün din, bütün felsefe, hayatın anlamı,derinliği....vs sadece tek bir şeyin üzerine kurulmuş: "La ilahe ilallah Muhammeden resulullah" o kadar bitti...Kitabın zaten büyük bölümü de buna inananların ödülleri inanmayanların cezaları ile ilgili...La ilahe illallah Muhammeden resulullah derseniz cennette iri gözlü tomurcuk memeli,bakire,cinler ve insanlar tarafından "kirletilmemiş" kızların yanına gidersiniz yok demezseniz cehennemde derileriniz eritilir..... tehditlerle dolu bir kitap..Geri kalanı Muhammed'in başından geçen olayların yorumları ticaret ilişkileri islam hukuku..vs ile ilgili...Son olarak da "bakın Allah'ın sayesinde gemiler yürüyor Allah rüzgarı kesse gemiler yürüyecek mi hiç mi düşünmezsiniz..." ya da "Kuşları Allah havada tutuyor hiç düşünmez misiniz" gibi son derece BASİT mantıklı Tanrısal OLAMAYACAĞI aşikar olan ayetlerden tutun da "Muhammed'e sesini YÜKSELTMEDEN konuşanların ödülleri büyüktür" mantığında,basitliğinde,tipindeki sayısız ayete kadar...

Bunların hepsini toplayın Alın size Kur'an...Arap düşünüşüyle tam uyumlu basit sığ yüzeysel primitiv bir Arap dini: islam!

Bu kadar sığ bir dine bir nebze olsun kutsallık ve felsefe katabilmek amacıyla Tasavvuf,Sufizm ortaya atılmış..Onlar da Sünni müslümanlarca sapkın olarak yorumlanır ki zaten Tasavvuf düşünceleri kaynağını Kur'an'dan ya da hadislerden değil Hinduizm Budizm gibi uzakdoğu düşünüş biçimlerinden alırlar.....

Khazar 18-10-2005 02:08

Aliminium:

Herşeyden önce, sonunda verilen cevapların istediğim entellekt seviyesine erişebileceğine dair ipuçları ihtiva eden mesajından dolayı teşekkür ederim.

“"Cevapları inançla değil tarihle vermek gerekir" derken aslında ne demek istediğinin tam olarak farkındasındır umarım. Çünkü bu sözün altında yatan kabulü ben şöyle anlıyorum: "Birşeyin gerçekliği, o şey hakkında bilimsel verilerin olup olmamasına bağlıdır. Birşey hakkında elde bilimsel bir veri varsa o şey doğrudur, bilimsel veri yoksa yanlıştır, yalandır." Yanlışım varsa düzeltirsin ancak senin İslamî inançlar hakkındaki düşüncelerini oluşturan fikirlerin temelinde bu KABUL'ün yattığını düşünüyorum.

KABUL diyorum. Birşey hakkındaki gerçekliğin tek ölçütü olarak bilimsel verileri ölçüt KABUL etmektir mesele. Yani sen, inançsızları sorgulamamakla itham ederken, kendin de bilimin sorgulama yöntemlerine olan İNANCIN sebebiyle, İslami esaslar hakkındaki düşüncelerini Bilimsel verilerin gerçekliğine indirgiyorsun. Kendi içindeki çelişkiyi umarım kavramışsındır. Bu yüzden senin karşılaştırmalı olarak Bilim ve Din felsefelerine hakim bir arkadaş olduğunu zannediyordum ancak bu zannımda ısrar etmeye devam edeceğim. Çünkü eğer Bilimi Dinden üstün tutuyor ve bunu da gerçeklikleri ve güvenilirlikleri hala tartışılan Bilimsel Verilerin varlığına indirgiyorsan ve bu kabul sen de tartışmasız bir şekilde yerleşmiş ve kemikleşmişse bizim sizinle konuşabileceğimiz hiçbir şey kalmaz ortada. Halbuki konuşmak, birşeyleri açığa çıkarmak istiyoruz değil mi?”

Bir düzeltme ve genel bir saptama ile başlayayım: Hayır, birçok insanda olmasına rağmen, bende “bilimsel olarak kanıtlanmamış herşey yanlıştır” diye bir varsanı yok. Lakin, “bilimsel olarak otantisitesi tespit edilmemiş hiç bir iddiaya, bilmem hangi ‘kutsal metinde’ yazıyor diye peşinen inanmamak gerektiği” şeklinde bir hükmüm var. Ve bu iki “kabul” arasında dağlar kadar fark var. Hatta şunu da belirtirsem daha anlaşılır olabilir: ben ateist değilim, herhangi birşeyist değilim daha doğrusu, ancak illa bir kategorizasyon gerekiyorsa hissiyat açısından deist, mantıki açıdan agnostikim denebilir, ancak bu bile fazla zorlama olur. Hakkında “bilgi” olmayan birşeyin varlığı hakkında pozitif ya da negatif bir iddiada bulunmanın esas itibariyle aynı kapıya çıktığı düşüncesindeyim. Bu açıdan, ateizmin de bir nevi inanç olduğu konusunda bunu savunan insanlarla büyük ölçüde hemfikirim. Bununla beraber, konuyu içinden çıkılmaz ve kelimelerin neredeyse tamamen kifayetsiz kalabileceği bir noktaya getirmesi riskini göze alarak bir hususun altını çizmekte de fayda görüyorum: İnanç meselesi aslında ilk bakışta gözüktüğünden çok daha nazik bir konudur. Mesajınızda kısmen güttüğünüz mantığı daha da geliştirirsek, zaten aslında temelde herşey inançtan ibarettir. Herşey bir tarafa, duyularınıza inanırsınız. Örneğin, beyin hasarı almış bir insan sıcak su ile soğuk su arasındaki farkı ayırt edemeyebilir, ve elinde suyun sıcaklığını ölçebilecek hiçbir imkan yoksa, o adamın gerçekliğinde o suyun ısısı herzaman bilinmezliğini koruyacaktır. Kör olarak doğup kör olarak ölecek bir adam için renklerin varlığına dair tek kanıt, etrafından duyduklarından ibarettir. Bir gözü kör, diğeri sağlam bir adam için ise üçüncü boyutun varlığı görsel olarak kanıtlanamaz. Tamamiyle sağlam bir insan içinse kızıl ötesi ışınların varlığı ancak teknolojik destekle kanıtlanabilir ki bunun için o teknolojik desteği sağlayan makinanın varlığına inanılması gerekmektedir, dolayısıyla gene duyu organlarına güvenilerek o makinanın varlığı algılanır. Bu işin bir de akıl boyutu var. Mantık yoluyla, duyularla algılanamayan şeylerin varlığına TEORİDE ulaşılabilir. Ama bu şekilde varlığına ulaşılan şeyler duyularla algılanabilir hale gelene kadar teoride kalmaya mahkumdur. Bütün bunları da geçelim, kaç yaşında olursa olsun, algılanan ortak gerçekliğin “pattern”lerine göre hesaba katılmaması gerekecek kadar ufak bir olasılık dahi olsa, kişinin bir anda bambaşka bir gerçeklikte uyanıp, o noktaya kadarki bütün yaşantısının sadece bir rüyadan ibaret olduğunu idrak etmesi muhtemeldir. Kabbala’dan Yunan felsefesine, antik şamanizmden Hint felsefesine kadar pek çok yerde üzerinde yoğun olarak durulmuş bu olasılık, çağımıza kadar farklı kanallarla taşınmış olup, son olarak popüler kültürde Matrix adlı filmle kendine yer açmayı başarmıştır. Sonuç itibariyle, söz konusu olan şüpheciliğin sınırları ise, gerçeklik zaten baştan aşağıya sorgulanabilir bir yapıya sahiptir ve “temelde herşeyin özünde inanç yatmaktadır” şeklinde bir yargıya pekala varılabilir. Ancak şu noktada buradan hiçbir yere varamayacağımız açık olduğundan tartışmayı mümkün olduğunca basite indirgemek adına şöyle bir yaklaşım herhalde uygun olacaktır: Hiçbir şeyin gerçekliğinden yüzde yüz emin olamayacağını farkeden, düşünen insanın önünde üç ana yol uzanıyor: 1) abartılı bir teslimiyet sergileyerek düşünmemeyi seçip buna kendini alıştırmak, ve dünya işleriyle haşır neşir olup kendini sürekli meşgul ederek mutlu olmaya çalışmak, 2) tehlikeli bir inatla düşünmeyi asla terk etmeyerek sınırları mütemadiyen zorlamak suretiyle, düşünsel anlamda verimli olabilecek, ancak çoğunlukla son derece huzursuz bir hayatı seçmek, 3) bu iki yolu içgüdüsel olarak dönüşümlü bir hale getirerek dengelemeyi seçmek. Peki “hiçbir şeyin gerçekliğinden asla emin olunamayacaksa o halde amaç nedir” dersek, o noktada da fonksiyonun bir türevi daha olduğunu unutmamamız gerekiyor: Hiçbir şeyin gerçekliğinden asla emin olamayacağını düşünen insan, bu düşüncesinden de emin olmaması gerektiğini düşünmelidir, çünkü bundan emin olduğu zaman birşeyden emin olduğu için tüm denklem anlamını yitirir. Dolayısıyla bu mantığı kafasında oturtmuş insan için gerçekliğe varma umudu bir yerlerde herzaman mevcuttur. Amaç da işte bu umudun peşinden yürümektir… Çok meşakkatli bir yoldur çünkü bu yolda yürüyen insan yalnızlığı ile birlikte yürür, yani mesela bu insanın “aynı iman atmosferini soluduğu insanlarla iyi anlaşarak” güruh halinde hareket etmesi pek mümkün değildir. Gerçekliği ararken kullanılabilecek sayısız yöntem vardır. Bunlardan bir tanesi algılanan gerçekliği bir süreliğine doğru kabul edip, parçalara ayırarak analiz etmeye çalışmaktır. Dünyevi gerçeklik tek başına incelenir ve bunun için doğa filozoflarından başlayarak günümüze kadar miras kalan “bilimsel yöntemler” kullanılır. Bu noktada tabii ki önkoşul, bilimsel verilerin gerçek olduğunun kabulüdür. Bilimsel verilerin gerçekliğinin reddi için insanın iki kere ikinin dört ettiği gerçekliğini de reddetmesi gerekir, ki bunun dahi teorik olarak yapılabileceğine az önce değindim. Ama amaç gerçeği aramak ise, en azından algılanabilen ve anlaşılabilen gerçekleri kabullenerek yola çıkma tevazuunun gösterilmesi gereklidir diye düşünüyorum. Burada imanlı insan ile imansız insan birbirinden metodolojik açıdan ayrılıyor. İmanlı insan, gerçekliğin, daha hakkında bilimsel olarak hiçbir veriye ulaşılamamış kısmı ile ilgili bazı kabullere sahipken İman zinciri olmadan düşünen insan ise oradaki bilinmezlik noktasına koca bir soru işareti koyup orayı bilimsel verilerle aydınlatmaya çalışır. Bu sonuca varmak için dünyadaki tüm müslümanları tek tek tanımaya çalışmak yerine, İslam'ın inanç temelli teslimiyet anlayışını kavrayıp tümevarım yapmak daha sağlıklı olur.

“Bilimsel veriler bize birşeyin gerçekliğini tartışmasız olarak verebilir mi? Yani birşey hakkında (Örneğin yazıyı sümerlerin bulması) elde bir bilimsel veri olması, o şey hakkında tamamlanmış, kesin bir bilgiyi mi getirir bize?
Cevap; Hayır! Bunu bilimin kendi yöntemi de sık sık ifade eder zaten.
Yazıyı sümerlerin bulması hakkındaki bilimsel kanaat, yazıyı Sümerlerin bulduğuna inanmaktan başka birşey değildir. Çünkü her an daha eski tarihlerden kalma bir uygarlığın yazıtlarına ulaşabiliriz. O halde yazıyı sümerler bulmuştur denilemez. Eldeki son bilimsel verilere göre insanlık tarihinde yazıyı ilk kullananlar Sümerlerdir, yazının ilk kullanımı hakkındaki bilimsel veriler ŞİMDİLİK budur denilebilir ancak. Bu bile tek başına bilimsel verilerin birşeyin gerçekliğini tek başına tartışmasız bir biçimde bize sunmadığının ve doğası itibariyle de SUNAMAYACAĞININ göstergesidir.”

Burada gene bir düzeltme yapmak lazım geliyor: Benim “ilk yazıyı Sümerler bulmuştur” gibi çıkarımlara inandığım zannedilmiş. Bu kanıya nereden varıldığını anlamadım ama basit hata şu şekilde düzeltilebilir: yazıyı Sümerler’den önce kullanmış bir kavim keşfedildiğinde Sümerler’in yazıyı ilk bulan kavim olmadığı ortaya çıkacaktır. Ama bu ortaya çıktı diye “bilimin Sümerler hakkında vardığı kanı yanlış olduğuna göre, yerçekimi kanunu hakkında vardığı kanı da yanlış olabilir” gibi saçma sapan bir mantık güdülemeyeceği gibi, zaten bilim de bilindiği üzere der ki “eldeki verilere göre yazıyı ilk kullananlar Sümerler’dir”. Yani bilim zaten boyundan büyük laf etmemeye özen gösteren bir disiplindir. Boyundan büyük lafları edenler, genelde hakkında bilgi sahibi olmadıkları dönemler ile ilgili ahkam kesme zorunluluğu hissedenler dindar insanlardır. Bilim Musa’nın firavun Akhenaten’in öz torunu olabileceği ihtimaline KESİNE YAKIN gözüyle bakarken (hala kesinleşmiş olmadığına dikkati çekerim), bir musevi bunu KESİNLİKLE reddeder. Aynı şekilde, bilim, Kabe’nin geçmişi hakkında tarihi irdelemeler yaparken bir müslümanın KESİN inancı Kabe’nin Adem tarafından yapılmış olup, son olarak İbrahim tarafından yenilenmiş olduğudur. Bu mantalitenin insanı mahkum ettiği korkunç uçurum, bilimsel olarak aksi ispat edilmiş şeylerin, inanılan şeylerle çelişmesi durumunda inanılan şeyin gerçekliğinin tercih edilmesi ile büsbütün derinleşir. “Eğer birgün, Hz. İbrahim diye birisinin yaşadığına dair bilimsel veriler ortaya çıkarsa, ben artık Hz. İbrahim diye birisinin yaşadığına İMAN ETMEM. Onun yaşadığını BİLİRİM. (Üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olduğuna inanırmısın yoksa bunu bilir misin? Elbetteki bilirsin, inanmazsın” denmiş. Peki birgün İbrahim’in var olmadığı bilimsel olarak KESİNLİKLE kanıtlanırsa o zaman ne olacaktır?

Mesajın geri kalan kısımlarında genel olarak görüldüğü kadarıyla, birşeyin nereden bakılırsa öyle görülebileceğinden yola çıkılarak pozisyon sağlama alınmaya çalışılmış. Doğrudur, üç kör ortalarındaki bir fili elleriyle yoklayıp "fil nedir" sorusuna cevap vermeye çalışmışlar. Dişini elleyen sert ve kaygandı demiş, derisini elleyen kıllı ve kırışıktı demiş, diğeri de sıcak ve ıslaktı demiş. Bu şekilde bir yere varılamayacağı açıktır. “Kabe’nin Kabe olması mı daha mühimdir, Arabistan’da olması mı” sorusuna yanıt vermek için gerekli analiz, tarih, siyaset bilimi, uluslararası ilişkiler, sosyoloji gibi konularda epeyce bilgili olup sentetik düşünce kabiliyetine sahip olmadan yapılamaz. Ama diğer yandan, SOMUT bir yapıya bu denli saygı gösterilip, yönüne dönülerek ibadet edilmesi, hıristiyan haçı için put yakıştırması yapan bir müslüman ile tartışılabilecek bir konu olabilmelidir. Sakal-ı Şerif, Hırka-i Şerif vesaire gibi, putperestliğin doruk noktası olan diğer uygulamalardan bahsetmiyorum, zira onlar İslam’ın beş şartı arasında yoktur ve İslam’ı eleştirirken İslam’ın alenen emretmediği uygulamalardan bahsetmek çok doğru olmaz. Ancak tabii promosyon olarak İslam’ın girdiği yerlere İslam’la birlikte giren bu tür “arabesk paganizm” uygulamalarına dikkat çekmek de, konuya yeterince yukarıdan bakabilmek noktasında aydınlatıcı olabilir.

“Diğer peygamberlerin başından geçenlere yer vermemek diye birşey yok ki. Bunu nerden çıkardın? Kuran, geçmiş peygamberlerin kıssalarıyla dolu. Yani o peygamberlerin yaşadıklarıyla ilgili özel bir anma,tören,şölen, bayram filan ilan edilmesini niye şart koşuyorsun ki” diye sorulmuş. İlk bakışta mantıklı bir soru gibi gözükmekle beraber, benim altını çizdiğim nokta zaten kendi başına değil, büyük bir manzaranın bir parçası olarak değerlendirildiğinde en anlamlı haline geliyor. Bir adam evinin salonunda kan ter içinde zıplıyorsa bu şaşırtıcı bir görüntüdür. Ancak aynı koreografiyi bir tuvaletin kapısındaki insan kuyruğunda görürseniz adamın derdini anlamakta pek güçlük çekmezsiniz. Bu perspektiften bakıldığında ne demek istediğim daha kolay anlaşılabilecektir diye ümit ediyorum.

Evrensellik konusuna da tekrar değinmek gerekiyor. Evrensellik demek evrensellik demektir. Bunu sadece insani, ekonomik, siyasi ya da coğrafi olarak değil tüm yönleri ile ele almak lazım. Evrensel bir dinin kutsal mekanı prensip olarak evrenin ta kendisi olmalıdır. Mesela İslami ibadetler arasında bana göre nisbeten en evrensel gelenlerden biri, “seccadeni atıp dizini koyabildiğin her temiz yer mabeddir” öğretisidir. Ancak tabii Kabe’ye dönülmesi bu uygulamanın evrenselliğini ortadan kaldırmaktadır. Kabe evrensel değildir, çünkü sadece müslümanlar gözünde önemlidir. Doğal yönlerin, yani kuzey, güney, doğu ve batının ontolojik olarak evrensel değeri daha büyüktür, çünkü bu doğal yönlerin ardında son derece matematiksel bir sistematiğin yatmasının yanı sıra, dünyadaki tüm doğa olaylarının arkasında bu dört yönün ilişkisini görmek mümkündür. Zaten en eski dinlere bakıldığında da, bu dört yönün kutsandığına sık sık tanık olunmuştur. Yani bu dört doğal yön, farkında olunsun ya da olunmasın, tüm insanlar ve hatta tüm canlılar için önemlidir. Dolayısıyla, tam anlamıyla evrensel bir ibadet, toplu halde belirli bir sırayla bu yönlere dönerek namaz kılmak olabilirdi örneğin. Mevcut verilere göre çok büyük ihtimalle Asya kökenli olduğu düşünülen Sümer mitlerinden aynen kopya edilmiş bir karaktere, gene gerçekliği hiçbir şekilde kanıtlanmamış bir şekilde atfedilen, çok büyük ihtimalle de tamamen İNSAN YAPISI olan SOMUT bir binaya yönelmek ise bir o kadar evrensellikten uzaktır. Kaldı ki Hac boyunca Mekke’ye müslüman olmayan insan evladının katiyen alınmaması ise takdir edilebileceği üzere hiçbir yönden evrensellikle bağdaşmamaktadır.

Unutmadan, doğan çocuklara arapça isim vermekten de birkaç satırla bahsetmek istiyorum. “Çocuğuma "Ahmet" diye bir isim koyarsam, bu benim, Arap kavminin üstünlüğüne inandığımı göstermez. Benim araplaştığımı da göstermez. Arap milliyetçisi olduğumu hiç göstermez. Ben Türküm, oğlum da ırk olarak Türk olacaktır, ona "Ahmet" diye bir isim vermem ne beni ne de oğlumu Araplaştırır” şeklindeki varsayım tehlikeli derecede yanlıştır. Tarih, dilini ve öz kültürünü kaybeden binlerce toplumun ortadan kaybolmasına tanıklık etmiştir. Bireylere verilen isimler elbette ki bir toplumun kültürel dokusunun yapısını belirleyici özelliğe sahiptir. Bunun aksini iddia etmek en hafifinden cehalet olur. İsimlerin, Sovyet Rusya gibi güçler tarafından uygulanan asimilasyon politikaları doğrultusunda nasıl değiştirildiğini hatırlamak, herhalde altını çizmeye çalıştığım noktanın daha kapsamlıca idrak edilmesine yardımcı olacaktır. Asimilasyonun devamı dilin ortadan kalkması, kendiliğinden kalkmadığı durumlarda da kaldırılması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu noktada, Hizb-ut-Tahrir’in “Türkiye’nin dilinin İslam’ın dili olan Arapça’ya döndürülmesi” rüyası, konumuzla direkt bağlantı sağlaması açısından oldukça manidardır.

Eksik kalan bir nokta kaldığını sanmamakla beraber, bu yazıyı zaman kısıtlaması altında yazmamdan ötürü bir takım şeyleri atlamış olmam olasıdır. Bildirildiği takdirde en kısa zamanda tamamlamaya çalışırım.

varucan 18-10-2005 06:53

khazer kardes sabriniza hayranim. Yazilarinizi zevkle okudum.

Aliminyum 18-10-2005 13:13

Khazar .

Şuna dikkat çekmek istiyorum. Temelde inanılan şey 3. Allah, Peygamber ve Kuran. Bu 3 şeye inanıldıktan sonra bunların onayladığı şeylere inanmamak ne akıllıca olur ve de bilimsel. Bu 3 şeye inanmanın ise bilimsel bir temeli yoktur denilemez, ancak bu 3 temel şeye inanmak sadece bilimsel olmalarıyla da açıklanamaz.

Sanırım anlaşamadığımız nokta şurası: Bilimsel veya mantıki (klasik mantık ilkelerine göre) olmayan bir unsurun sırf Kuranda veya diğer güvenilir bir İslami kaynakta geçiyor diye gerçekliğine inanmak, (hadi yeni bir kavram yumurtlamış olalım) bir Alt İnançtır. Yani inanılan şey Kuranın kendisidir. Kuranın Allahın kelamı olduğuna inanmak Allahın varlığına ve birliğine inanmaktan sonra gelen bir olgu. Hz. Muhammedin Onun kulu ve Resulü olduğuna inanmaktan da sonra gelen bir olgu. Hal böyle iken, ben, akıl ve mantığımla, sezgi ve vicdanımla en önemlisi de aklımın iradesi ile (İman aklın bir iradesidir. Püf nokta burası. Aklın matematiksel uslamlaması değil.) Allahın varlığına ve Onun 1 ve Tek olduğuna inandım.
Daha sonra, Hz. Muhammedin hayatına baktım, söylediklerine, getirdiği kitabın insan üstü bir irade tarafından yazılabileceğini gördüm. Hayatının her safhasında bir peygamber gibi gibi yaşamış bu insanın Peygamberliğine iman ettim. Sonra Onun tebliğ ettiği Kurana inandım. Onun Allahın kelamı olduğuna iman ettim. (Delilsiz bir iman yok ortada, tek başına kuranın İcazı bile onun Kelamullah olduğunu aklen ispatlamaya yeter)

Hal böyle iken, Kuranda geçen Hz. İbrahim Peygambere, onun hakkında bilimsel bir veri yok diye inanmamam ya da şüpheyle bakmam kendimle çelişmem olur. İman bütündür, parçalanma kabul etmez.

Evet inanç hakkında Calvinin mükemmel bir sözü var: İnanmak aklın sağlam bir zemine basmasıdır diye. Bu sözün kavramsallığını çözümleme kabiliyetine sahipsin. Ne denilmek istendiğini anlamışsındır. (Calvini misal vermek kendimle çelişmeme sebep olmaz baştan söylüyüm de 3. kişiler bir Müslüman bir ortodokstan yardım alıyor şeklinde sazanlık yapmasın.)


evet insan için bu dünyada TAM,MUTLAK,KESİN VE TAMAMLANMIŞ bir bilgi yoktur, olmayacaktır da. Hiçbirşeyin gerçekliğinden % 100 emin olamayız. (Aklımız emin olamaz tabi). Ama bu duruma karşı geliştirilecek tavırlar hakkında gösterdiğin 3 unsuru da kabullenirim. Ama kabullenmediğim şunlar;
1) Bir Müslüman abartılı bir teslimiyet göstermez. Çünkü İslam, aklı devre dışı bırakmaz. Evren hakkında Düşünüp sorgulamak Müslümanın işidir hatta ibadettir ama Allahın varlığından ve birliğinden ömür boyu şüphe duymayı da kabul edelim ki hiçbir semavi din hoş karşılamaz.
2) Bir müslüman, mantıki olarak açıklayamadığı bir olguyu "Allahın hikmetinden sual olunmaz" şeklinde bir tavırla savuşturuyorsa bu onun sorunudur, İslamın sorunu değildir. İslam böyle bir kolaycılığı öğütlemez. Allahın hikmetinden sual olunmaması, Allahın Uluhiyet İradesine müteallik olan işlerinde yaptığı faaliyetlerdedir. ya değilse kainata dair işlerini sebepler vasıtasıyla yürüttüğünden elbetteki Allahın her icraati sorgulanır ama bu sorgulama da edep dairesinde yapılır.

"Peki birgün İbrahim’in var olmadığı bilimsel olarak KESİNLİKLE kanıtlanırsa o zaman ne olacaktır?"
Bunu hiç sormasan daha iyiydi. Yok olan birşeyin ampirik usullerle ispatlanamayacağını senin de bilmen lazım. Yok, ispatlanamaz.

Ayrıca Türkler, İslam sayesinde milli kimliklerini kaybetmez. Macarlar ve Bulgarlar hristiyanlaştı türklüklerini de unuttular. Uzun mesele.

Vakit dar.
Baki selamlarç

aspartam 18-10-2005 14:15

KUR'AN IN EDEBİ MÜKEMMELLİĞİ
Öncelikle belirtilmesi gereken Kuran'ın her çağdan, her türlü insan grubuna hitap eden bir anlatıma sahip olmasıdır. Okuyan kişinin bilgi ve kültür seviyesi ne olursa olsun Kuran herkesin anlayabileceği gibi açık, anlaşılır bir dile sahiptir. Bir ayette Allah Kuran hakkında şöyle bildirir:

Andolsun Biz Kuran'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık... (Kamer Suresi, 22)

Kuran'da bu kadar kolay anlaşılır bir üslup olmasına rağmen, hiçbir yönden Kuran'ın taklidi mümkün olmamıştır. Allah'ın Kuran'ın benzersizliğine dikkat çektiği ayetlerden bir kısmı şöyledir:

Eğer kulumuza indirdiğimiz (Kur'an)'den şüphedeyseniz, bu durumda, siz de bunun benzeri bir sûre getirin. Ve eğer doğru sözlüyseniz, Allah'tan başka şahitlerinizi (kendilerine güvendiğiniz yardımcılarınızı) çağırın. (Bakara Suresi, 23)

Yoksa: "Bunu kendisi yalan olarak uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir sûre getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın." (Yunus Suresi, 38)

Kuran'ın mucize kelimesi ile nitelendirilmesinin sebeplerinden biri, yukarıdaki ayetlerde vurgulandığı gibi insan çabası ile bir benzerinin yazılamamasından kaynaklanır. İşte bu imkansızlık ne kadar büyük olursa, mucize de o denli büyüktür. Dolayısıyla Kuran'ın üslubunun yüzyıllardır milyarlarca insan arasından, tek bir kişi tarafından bile taklit edilemez oluşu, mucizevi yönünün ispatlarından biridir. F. F. Arbuthnot, The Construction of the Bible and the Koran (İncil ve Kuran'ın Yapısı) adlı kitabında, Kuran hakkında şu yorumda bulunmuştur:

Edebi bakış açısıyla değerlendirildiğinde, Kuran yarı şiirsel yarı düz yazı olarak yazılmış en saf Arapçaya örnektir. Dilbilimcilerin bazı durumlarda Kuran'da kullanılan belirli kalıp ve ifadelerle uyuşacak kurallar kullandıkları ve Kuran'a eş bir çalışma üretmek için birçok denemede bulunmalarına rağmen, henüz hiçbirinin bu konuda başarılı olmadıkları bildirilmiştir.246

Kuran'ın anlatımında kullanılan kelimeler hem anlam bakımından, hem de üslubun akıcılığı ve etkisi bakımından son derece özeldir. Ancak Kuran'ın Allah'ın emir ve yasaklarını bildirdiği kutsal bir kitap olduğuna iman etmek istemeyenler, çeşitli bahaneler öne sürerek inkara yönelmişlerdir. Allah iman etmeyenlerin Kuran hakkındaki nitelemelerine karşı aşağıdaki ayetlerde şöyle bildirir:

Biz ona (peygambere) şiir öğretmedik; (bu,) ona yakışmaz da. O (kendisine indirilen Kitap), yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kuran'dır. (Kuran,) Diri olanları uyarıp korkutmak ve kafirlerin üzerine sözün hak olması için (indirilmiştir). (Yasin Suresi, 69-70)

Kuran'ın Kafiye Sistemindeki Üstünlük


Prof. Adel M. A. Abbas'ın Science Miracles (Bilimsel Mucizeler) adlı kitabı
Kuran'ı taklit edilemez yapan unsurlardan bir diğeri de, Kuran'ın edebi yapısından kaynaklanır. Kuran Arapça olmasına rağmen, Arap edebiyatında kullanılan kalıplardan hiçbiriyle benzerlik taşımaz.

Kuran'daki kafiye sistemine "seci" denilir ve dilbilimciler Kuran'daki bu kafiye kullanımını da mucize olarak ifade etmektedirler. Ünlü İngiliz bilim adamı Prof. Adel M. A. Abbas, Kuran'ın dilbilim açısından bir mucize olduğunu ispatlamak üzere hazırladığı Science Miracles (Bilimsel Mucizeler) adlı kitabında, Kuran'da kullanılan harfleri, kafiye sistemini grafik ve şemalar aracılığıyla kapsamlı olarak incelemiştir. Bu kitapta Kuran'daki kafiye sistemi ile ilgili oldukça dikkat çekici tespitlerde bulunmuştur.

Bilindiği, gibi Kuran'da, 29 sure 1 ya da 1'den fazla sembolik harfle başlar. "Mukatta harfleri" olarak bilinen bu harfler, aynı zamanda başlangıç harfleri olarak da adlandırılırlar. Arapçadaki 29 harften 14 tanesi, mukatta harflerini oluşturur: Ayn, Sin, Kaf, Nun, Ra, Ya, Ta, Ha, Elif, Lam, Mim, He, Sad, Kef.

Bu harflerden "Nun" harfinin Ka lem Suresi'ndeki kullanımına bakıldığında, ayetlerin %88.8'inde "Nun" harfi ile kafiye olduğu görülür. Şuara Suresi'nin %84.6'sı, Neml Suresi'nin %90.32'si, Kasas Suresi'nin %92.05'i "Nun" harfi ile kafiyelenmiştir.

Kuran'ın tamamı göz önünde bulundurulduğunda ise, %50,08'inde "Nun" harfi ile kafiye yapıldığı görülür. Diğer bir deyişle Kuran'daki ayetlerin yarısından fazlası "Nun" harfi ile biter. Aynı uzunluktaki hiçbir edebi çalışmada, metnin yarısından fazlasında tek ses ile kafiye yapılması mümkün olmamıştır. Bu sadece Arapça için değil, tüm diller için geçerlidir.

Kuran'ın kafiye açısından genel incelemesi yapıldığında ise, kafiyelerin yaklaşık %80'inin Elif, Mim, Ya ve Nun harfleri tarafından oluşturulan üç sesten (n, m, a) oluştuğu görülür.247 "Nun" harfinin dışında, ayetlerin %30'u "Mim", "Elif" ya da "Ya" ile kafiyelidir.

Ayet numarası Surenin ismi Nun harfi sayısı

2 Bakara 196
3 Al-i İmran 121
7 Araf 193
10 Yunus 98
11 Hud 56
12 Yusuf 93
13 Rad 5
14 İbrahim 6
15 Hicr 81
19 Meryem 5
20 Taha 0
26 Şuara 192
27 Neml 84
28 Kasas 81
29 Ankebut 59
30 Rum 54
31 Lokman 7
32 Secde 27
36 Yasin 71
38 Sad 18
40 Mümin 32
41 Fussilet 30
42 Şura 6
43 Zuhruf 78
44 Duhan 44
45 Casiye 30
46 Ahkaf 26
50 Kaf 0
68 Kalem 42

Yukarıdaki tablo mukata (sembolik) harfleriyle başlayan surelerde, "Nun" harfi ile sona eren ayetlerin dağılımını göstermektedir.

Kafiyelerde en çok kullanılan dört ses:

Harf Toplam
Sesler a a m n
Ayet sayısı 949 246 666 3123 4984
Yüzde oranı
(%) 15.22 3.94 10.68 50.03 79.92

Yukarıdaki tabloda Kuran'ın kafiye sisteminin %79.92'sini oluşturan 4 harfin orantılı bir şekilde dağılımı görülmektedir.

Aşağıdaki surelerde ise bu dört harfle yapılan pek çok kafiyeden yalnızca birkaç örnek yer alıyor:

Ayet numarası
Müminun Suresi

1 Kad efleha elmu'minun

2 Elleziyne hum fi salatihim haşiun
3 Ve elleziyne hum an ellağvi muğridun
4 Ve elleziyne hum lizzekati failun
5 Ve elleziyne hum lifuricihim hafizun
6 ... ev ma meleket eymanuhum fe innehum gayru melumiyn
7 ... fe ulaike hum eladun
8 Ve elleziyne hum liemanetihim ve ahdihim raun
9 Ve elleziyne hum ala salatihim yuhafizun
10 Ulaike hum elvarisun
11 ... hum fiha halidun
12 Ve lekad halakna elinsane min sulaletin min tiyn
13 Sümme cealnahu nutfeten fi kararin mekiyn
14 ... fe tebareke allahu ehsenu elhalikiyn
15 Sümme innekum beade zalike lemeyyitun
16 Sümme innekum yevme elkıyameti tubasun
17 ... ve ma kunna an elhalki gafiliyn

Ayet numarası Nahl Suresi
1 ... ve teala amma yuşrikun
2 ... ennehu la ilahe illa ena fettakun
3 ... teala amma yuşrikun
4 ... fe iza huve hasiymun mubiyn
5 ... ve menafiu ve minha te'kulun
6 Ve lekum fiha cemalun hıyne turiyhune ve hiyne tesrehun

Ayet numarası Enam Suresi
1 ... Sümme elleziyne keferu birabbihim yeadilun
2 ... sümme entum temterun
3 ... ve yealemu ma teksibun
4 ... illa kanu anha muaridiyn
5 ... fe sevfe ye'tiyhim enbau makanu bihi yestehziun
6 ... ve enşe'na min beadihim karnen aheriyn
7 ... in haza illa sihrun mubiyn
8 ... sümme leyunzarun
9 ... ve lelebesna aleyhim ma yelbisun
10 ... ma kanu bihi yestehziun

Ayet numarası Rum Suresi
6 ... ve lakinne eksere ennasi la yealemun
7 ... ve hum an elahiretihum gafilun
8 ... ve inne kesiyren min ennasi bilikai rabbihim lekafiriyn
9 ... ve lakin kanu enfusehum yezlimun
10 ... en kezzebu biayatillahi ve kanu biha yestehziun
11 ... sümme ileyhi turceun
12 ... yublisu elmucrimun
13 ... ve kanu bişürekaihim kafiriyn
14 Ve yevme tekumu essaatu yevmeizin yeteferrekun
15 ... fe hum fi revdatin yuhberun

Ayet numarası Yunus Suresi
26 ... ulaike ashabu elcenneti hum fiha halidun
27 .. ulaike ashabu ennari hum fiha halidun
28 ... ve kale şürekauhum ma kuntum iyyana teabudun
29 ... in kunna an ibadetikum legafiliyn
30 ... ve dalle anhum ma kanu yefterun
31 ... fe kul e fe la tettekun
32 ... fe enna tusrafun
33 ... ennehum la yu'minun
34 ... fe enna tu'fekun

Ayet numarası Ankebut Suresi
6 ... inne allahe leganiyyun an elalemiyn
7 ... ve leyecziyennehum ehsene ellezi kanu yeamelun
8 ... feunebbiukum bima kuntum teamelun
9 ... lenudhilennehum fi essalihiyn
10 ... ev leyse allahu biealeme bima fi essuduri elalemiyn
11 ... ve yealemenne elmünafikiyn
12 ... innehum lekazibiyn
13 ... ve leyuselunne yevme elkıyameti amma kanu yefterun
14 ... feeheze hum ettufanu ve hum zalimun

Ayet numarası Neml Suresi
12 ... innehum kanu kavmen fasikiyn
13 ... haza sihrun mubiyn
14 ... fe unzur keyfe kane akibetu elmufsidiyn
15 ... min ibadihi elmu'miniyn
16 ... inne haza lehuve elfadlu elmubiyn
17 ... fe hum yuzeun
18 ... suleymanu ve cunuduhu ve hum la yeşurun
19 ... ve edhilni birahmetike fi ibadike essalihiyn

Ayet numarası Nisa Suresi
23 ... inne allahe kane gafuren rahiymen
24 ... inne allahe kane aliymen hakiymen
25 ... ve allahu gafurun rahiymun
26 ... ve allahu aliymun hakiymun
27 ... en temiylu meylen aziymen

Ayet numarası Maide Suresi
22 ... fe inyehrucu minha fe inna dahilun
23 ... fe tevekkelu in kuntum mu'miniyn
24 ... inna hahuna kaidun
25 ... fe ufruk beynena ve beyne elkavmi elfasikiyn
26 ... fe la te'se ala elkavmi elfasikiyn
27 ... kale innema yetekabbelu allahu min elmuttakiyn
28 ... inni ehafu allahe rabbe elalemiyn
29 ... ve zalike cezau ezzalimiyn
30 ... fe katalehu fe esbaha min elhasiriyn
31 ... fe esbaha min elnadimiyn

Ayet numarası Araf Suresi
2 ... ve zikra lilmu'miniyn
3 ... kaliylen ma tezekkerun
4 ... fe caeha be'suna beyaten ev hum kailun
5 ... iz caehum be'suna illa en kalu inna kunna zalimiyn
6 ... ve leneselenne elmurseliyn
7 ... ve ma kunna gaibiyn
8 ... fe ulaike hum elmuflihun
9 ... bima kanu biayatina yezlimun
10 ... kaliylen ma teşkurun
11 ... lem yekun min essacidiyn

Ayet numarası Tevbe Suresi
7 ... inne allahe yuhibbu elmuttakiyn
8 ... ve ekserehum fasikun
9 ... innehum sae ma kanu yeamelun
10 ... ve ulaike hum elmuatedun
11 ... ve nufassilu elayati likavmin yealemun
12 ... leallehum yentehun
13 ... ehakku en tehşevhu in kuntum mu'minyn
14 ... ve yeşfi sudure kavmin mu'miniyn

Ayet numarası Bakara Suresi
62 ... ve la havfun aleyhim ve la hum yehzanun
63 ... ve uzkuru ma fihi leallekum tettakun
64 ... lekuntum min elhasiriyn
65 ... fe kulna lehum kunu kiredeten hasiiyn
66 ... ve mev'izeten lilmuttakiyn
67 ... euzu billahi en ekune min elcahiliyn
68 ... fe amelu ma tu'merun
69 ... bakaratun safrau fakiun levnuha tesurru ennnaziriyn

Ayet numarası Al-i İmran Suresi
130 ... ve ettaku allahe leallekum tuflihun
131 Ve ettaku ennare elleti uiddet lilkafiriyn
132 ... leallekum turhemun
133 ... uiddet lilmuttakiyn
134 ... ve allahu yuhibbu elmuhsiniyn
135 ... ve lem yusirru ala ma fealu ve hum yealemun
136 ... ve niame ecru elamiliyn
137 ... fenzuru keyfe kane akibetu elmukezzibiyn
138 ... ve mev'izetun lilmuttakiyn
139 ... ve entum elealevne in kuntum mu'miniyn
140 ... ve allahu la yuhibbu ezzalimiyn

Ayet numarası Enbiya Suresi
5 ... felye'tina biayetin kema ursile elevveliyn
6 ... e fe hum yu'minun
7 ... in kuntum la tealemun
8 ... ve ma kanu halidiyn
9 ... ve ehlekna elmusrifiyn
10 ... e fe la teakilun
11 ... ve enşe'na beadeha kavmen aheriyn
12 ... hum minha yerkudun

Ayet numarası Nur Suresi
47 ... ve ma ulaike bilmu'miniyn
48 ... feriykun minhum muaridun
49 Ve in yekun elhakku ye'tu ileyhi muziniyn
50 ... bel ulaike hum ezzalimiyn
51 ... ve ulaike hum elmuflihun
52 ... ve ulaike hum elfaizun
53 ... inne allahe habiyrun bima teamelun
54 ... ve ma ala resuli illa elbelagu elmubiyn
55 ... fe ulaike hum elfasikun

Ayet numarası Hicr Suresi
6 ... ve ma yeste'hirun
7 ... in kunte min essadikiyn
8 ... ve ma kanu izen munzariyn
9 ... ve inna lehu lehafizun
10 Ve lekad erselna min kablike fi şiyai elevveliyn
11 ... kanu bihi yestehziun
12 Kezalike neslukuhu fi kulubi elmucrimiyn
13 ... kad halet sunnetu evveliyn
14 ... fihi yearucun
15 ... nahnu kavmun meshurun

İki yüz-üç yüz satırlık bir şiirde, kafiyenin iki üç sesle oluşturulması bu esere başyapıt denecek kadar önemli bir özellik kazandırabilir. Ancak Kuran'ın uzunluğu, içerdiği bilgiler ve hikmetli anlatım göz önünde bulundurulduğunda, bu tür bir kafiye kullanım şeklinin ne denli olağanüstü bir durum olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü Kuran insanlara rehber olan imani bir kitap olarak, tüm edebi üstünlüklerinin, sosyal ve psikolojik konularının yanı sıra, fiziki bilimlerle ilgili birçok konuyu da içerir. Dolayısıyla böylesine çeşitli ve ilmi konuları içeren Kuran'da, bu kadar az sesle kafiye sağlanması insan çabasıyla gerçekleştirilemeyecek bir durumdur. Bu bakımdan Arap dili uzmanları Kuran'ı "kesinlikle taklit edilemez" olarak tanımlamaktadırlar.



AYDINLARIN KURAN HAKKINDAKİ YORUMLARINDAN BAZILARI

Kuran'ın Edebi Mükemmelliği ve Taklit Edilemezliği Hakkındaki Yorumlardan Bazıları

Mekkeliler hala ondan mucize istiyorlardı ve Hz. Muhammed (sav), dikkate değer bir cesaretle ve kendinden eminlikle misyonunun teyidi olarak Kuran'ın kendisine başvurdu. Tüm Araplar gibi onlar da lisan ve konuşma sanatında uzmandılar. Eğer Kuran onun kendi yazması olsaydı, diğer kişiler onunla rekabet edebilirdi. Bırakalım onun gibi on ayet yazsınlar. Eğer yazamazlarsa (ki kesinlikle yazamazlar) o zaman Kuran'ı açık bir mucize olarak kabul etsinler. (Oxford Üniversitesi'nden ünlü Arap dili uzmanlarından Hamilton Gibb)248

Edebi bir dev yapıt olarak Kuran tek başına durmaktadır; Arap edebiyatının eşsiz bir ürünüdür, kendi deyimiyle selefi ve halefi yoktur. Tüm çağların Müslümanları yalnızca içeriğinin değil, üslubunun da taklit edilemeyeceği konusunda birleşmişlerdir… (Arap dili uzmanı Hamilton Gibb)249

Kuran'ın Arap edebiyatının gelişimi üzerindeki etkisi ölçülemez ve bu etki pek çok yönde olmuştur. İçerdiği fikirler, dili, kafiyesi sonraki tüm edebi eserlere az ya da çok nüfuz etmiştir. Belirli dil özellikleri ne bir sonraki yüzyıl nesrinde ne de daha sonraki nesir yazılarında taklit edilemedi, fakat en azından kısmen Kuran'ın Arap diline getirdiği esneklik nedeniyle mevcut durum hızlı bir şekilde gelişebildi ve imparatorluk yönetiminin ve gelişen toplumun yeni ihtiyaçlarına göre bir hal aldı. (Arap dili uzmanı Hamilton Gibb)250

Misyonunun gerçekliğinin bir kanıtı olarak ne zaman Hz. Muhammed (sav)'ten bir mucize istense, O, Kuran'ın İlahi kaynağının bir kanıtı olarak Kuran ifadelerini ve kıyaslanamaz üstünlüğünü kullanmıştır. Aslında Müslüman olmayan kişiler için bile hiçbir şey onun anlaşılır bir bütünlüğe ve kavrayıcı bir tokluğa sahip dilinden daha harika değildir... Gösterişli ahenklerle dolu seslerin bolluğu ve olağanüstü ritimler, en düşmanca ve kuşkuyla yaklaşan kişilerin değişmesinde önemli olmuştur.251 (Paul Casanova'nın "L'Enseignement de I'Arabe au College de France" (Fransız Kolejinde Arap Eğitimi) adlı makalesinden)

Kuran Cebrail tarafından Hz. Muhammed (sav)'e dikte ettirilmiş, kelimesi kelimesine Allah'ın bir vahyidir. Kendisi ve Allah'ın peygamberi Hz. Muhammed (sav)'in doğruluğunu teyit eden bir mucizedir. Mucizevi niteliği kısmen tarzında yatar -o kadar mükemmel ve yücedir ki hiçbir insan ve cin en kısa suresiyle kıyaslanabilecek tek bir sure yazamaz- kısmen de öğretisinin içeriğinde, gelecek hakkındaki bilgilerinde ve Hz. Muhammed (sav)'in asla kendi kendine elde edemeyeceği bilgilerin olağanüstü derecede doğruluğunda yatar.252 (Harry Gaylord Dorman'ın Towards Understanding Islam (İslam'ı Anlamaya Doğru) adlı kitabından)

Arapça Kuran'a aşina olan herkes bu dini kitabın güzelliğini övmede hemfikirdir; biçimindeki ihtişam o kadar üstündür ki, herhangi bir Avrupa lisanına tercüme edildiğinde gerektiği gibi takdir edilemeyebilir.253 (Edward Montet, Traduction Francaise du Coran (Kuran'ın Fransızca Tercümesi) adlı kitabından)

Orijinal Arapçası ile Kuran insanı harekete geçiren bir güzelliğe ve cazibeye sahiptir. Özlü ve üstün stili, genellikle kafiyeli olan, birden çok anlamlar içeren kısa cümleleri, kelime kelime tercümesinde ifade edilmesi son derece zor olan anlamlı bir etkiye ve patlayıcı bir enerjiye sahiptir.254 (John Naish'in The Wisdom of the Qur'an (Kuran'ın Hikmeti) adlı kitabından)

Kuran evrensel olarak, Arapların en asil ve kibarı olan Kureyş lehçesinde, en güzel ve saf bir dille yazılmıştır… Kuran'ın stili güzel ve akıcıdır… ve birçok yerde özellikle de Allah'ın haşmeti ve nitelikleri tarif edildiği zamanlar yüce ve görkemlidir… O kadar başarılıdır ve dinleyicileri o kadar hayrete düşürür ki, bazı muhalifleri bunun bir büyücülük ve sihir etkisi olduğunu düşünmüşlerdir.255 (George Sale'in, The Koran: The Preliminary Discourse (Kuran: İlk Vaaz) adlı kitabından)

Gerçekliğin, hikmetin ve üslup sadeliğinin mucizesi...256 (Aziz Bosworth Smith'in Mohammed and Mohammadanism (Hz. Muhammed ve Muhammedçilik) adlı kitabından)

Kuran seçkin güzellikte bir kafiyeye ve kulağı büyüleyen bir ahenge sahiptir. Pek çok Hıristiyan Arap, Kuran'ın stilinden hayranlıkla bahseder ve pek çok Arapça uzmanı onun mükemmelliğini kabul eder... Gerçekte, hem şiir hem nesirde engin ve verimli olan Arap edebiyatı içinde onunla kıyaslanacak hiçbir şey yoktur.257 (Alfred Guillaume'ın Islam (İslamiyet) adlı kitabından)

Kuran'ın İlahi Bir Kitap Olması ve İnsanlar Üzerindeki Etkisi Hakkındaki Yorumlardan Bazıları
Bütün olarak Kuran'da en zeki insanlar, en büyük filozoflar ve en yetenekli politikacılardan alınabilecek bir akıl koleksiyonu buluruz. Ama Kuran'ın ilahi kaynaklı olduğunun başka bir kanıtı daha bulunmaktadır; vahyedildiği günden bugüne kadar çağlar boyunca bozulmadan korunmuş olması... Müslüman dünya tarafından tekrar tekrar okunan bu kitap, iman eden kişide hiçbir bıkkınlık meydana getirmez, aksine tekrarları yoluyla her gün daha da çok sevilir. Onu dinleyen ya da okuyan kişide derin bir huşu ve saygı hissi uyandırır... Dolayısıyla, İslam'ın büyük ve hızlı bir şekilde yayılmasını sağlayan, her şeyden öte, bu kitabın Allah'ın kitabı olmasıdır...258 (Laura Veccia Vaglieri'ın Apologie de I'Islamisme (İslamiyet Adına Bir Açıklama) adlı kitabından)

Kuran çok sayıda mükemmel ahlaki tavsiyeler içerir ve içeriği küçük bağlantısız parçalardan oluşur, öyle ki tüm insanların onaylaması gereken özdeyişler bulmadan tek bir sayfasını bile geçemeyiz. Kuran'ın bölümler halindeki bu yapısı hayattaki herhangi bir olayda sıradan insanlara uygun olan, kendi içinde bir bütün olan metinler, özdeyişler ve kurallar meydana getirir.259 (John William Draper'ın A History of the Intellectual Development of Europe (Avrupa'nın Entelektüel Tarihinin Gelişimi) adlı kitabından)

[Allah'ın] Güç, bilgi ve evrensel İlahi takdir ve birliği (göklerin ve yerin sahibi tek bir Allah'a olan inanç ve güven) niteliklerine atfen Kuran'da geçen İlahi doğa anlayışı, ayrıca yüksek ve derin ahlaki azim, öğüt verici akli konuların Kuran'da yer alması ve güçlü milletler ve büyük imparatorlukların kurulacağını ispatlayan bölümler bulunması sebepleriyle Kuran'ın en üst derecede övgüye layık olduğu da kabul edilmelidir.260 (Aziz J. M. Rodwell’in Arapça’dan tercüme İngilizce Kuran mealinin önsözünden)

… Edebi bir ürün olarak onun değeri bazı subjektif ve estetik zevklerin ön yargıları ile ölçülmemelidir, ancak Hz. Muhammed (sav)'in çağdaşları ve hemşehrilerinde oluşturduğu etki göz önünde bulundurulmalıdır. Şimdiye kadar düşman olan elementleri tek bir vücutta birleştirmenin yanı sıra, eğer dinleyenlerin kalbine bu kadar güçlü ve ikna edici sesleniyorsa, şimdiye kadar Arapların zihniyetinin ötesinde olan fikirleri canlandırıyorsa belagatı mükemmeldir, çünkü kabilelerden medeni bir ulus kurmuştur...261 (Dr. Steingass'ın, T. P. Hughes'un Dictionary of Islam (İslam Sözlüğü) adlı kitabında yer alan bir sözü)

… Arapça Kuran'ın yüce belagatını zayıf da olsa yansıtacak bir şeyler üretme girişimim, mesajın kendisinin yanı sıra, kompleks ve zengin kafiyeleriyle çeşitlenmiş insanlığın en büyük edebi başyapıtı olan Kuran'ın karşısında sönük kaldı... Müslüman Pickthall'ın Kutsal Kitabı tarif ederken kullandığı tabirle bu "taklit edilemez ahenk" daha önceki tercümanlar tarafından neredeyse tümüyle göz ardı edilmiştir; bu yüzden muhteşem şekilde süslenmiş orijinaliyle kıyaslandığında (meallerin) donuk ve düz seslere sahip olması şaşırtıcı değildir.262 (Arthur J. Arberry'nin The Koran Interpreted (Açıklamalı Kuran) adlı kitabından)

Modern bilginin ışığında Kuran tamamen objektif olarak incelendiğinde, pek çok kereler belirtildiği gibi ikisi arasındaki uzlaşma fark edilir. Hz. Muhammed (sav)'in zamanındaki bir kişinin o günün bilgisiyle böyle ifadelerin sahibi bir yazar olması düşünülemez. Bu tür düşünceler Kuran'ın eşsizliğini gösteriyor ve tarafsız bilim adamını, materyalist sebeplere dayanan bir açıklama getirmedeki yetersizliğini kabul etmeye zorluyor. (Dr. Maurice Bucaille, Paris Üniversitesi, Cerrahi Klinik Başkanı)263

… Kuran, başlangıç noktası olarak değişmeyen yerini muhafaza etmiştir… Herkesin anlayabileceği özlü bir anlatıma sahip olan bu din, insanların vicdanını harekete geçirmeye yönelik üstün bir güce de sahiptir.264 (Ünlü Fransız aydınlardan Edward Montet)

… Hem korunmuş olması hem de özü itibariyle tamamiyle eşsiz bir kitap var… hiç kimsenin ciddi bir şüphe ortaya atmayı başaramadığı gerçek bir otorite.265 (Aziz Bosworth Smith'in Mohammed and Mohammadanism (Hz. Muhammed ve Muhammedçilik) adlı kitabından)

… Kuran, vicdan özgürlüğünü açık bir şekilde destekler.266(James Michener'ınn "Islam: The Misunderstood Religion" (İslamiyet: Yanlış Anlaşılan Din) adlı makalesinden)

Adalet anlayışı, İslam'ın harikulade ülkülerinden biridir, çünkü Kuran'ı okuduğumda hayatın bu dinamik prensiplerini görüyorum; bunlar mistik değiller, aksine tüm dünyaya uyan, hayatın günlük seyrine uygun pratik ahlak sistemini görüyorum.267(Speeches and Writings of Sarojini Naidu (Sarojini Naidu'nun Konuşma ve Yazıları) adlı kitapta yer alan "The Ideals of Islam" (İslamiyetin İdealleri) konulu bir konferanstan)

Kuran'ı bir kaynak, bilimlerin başı olarak bulmak bizi şaşırtmamalı. Kuran'da gökler ve yerle, insan hayatıyla, ticaret ve çeşitli işlerle ilgili her konudan söz edilmektedir ve bu da kutsal kitabın bölümlerindeki tefsirleri oluşturan tek bir konuyla ya da bir konunun tek bir yönüyle ilgili metinleri meydana getirmektedir. Kuran bu şekilde Müslüman dünyasındaki tüm bilim dallarındaki muhteşem gelişmelerin temel sebebidir... Bu sadece Arapları etkilemekle kalmamış aynı zamanda Yahudi felsefecilerin metafizik ve dini konulara Arap metotlarıyla yaklaşmalarına neden olmuştur. Son olarak, Hıristiyan skolastisizminin Arap din felsefesi ile ne şekilde harmanlandığı hakkında daha fazla tartışmaya gerek yoktur.

İslami sınırlar içerisinde uyanan manevi hareket, sadece dini tahminlerle sınırlı değildir. Yunanlıların felsefi, matematiksel, astronomik ve tıbbi yazılı eserleriyle olan tanışıklık bu çalışmaların devamlılığına yol açmıştır. Hz. Muhammed (sav) açıklayıcı vahiylerle Allah'ın mucizelerinin bir parçası olarak insanın hizmetine verdiği, dolayısıyla tapınılmaması gereken gök cisimlerinin hareketlerine defalarca dikkat çekmiştir. Tüm ırklardan Müslümanların astronomi ilmi üzerinde nasıl başarıyla çalıştıkları onların yüzyıllarca bu ilmin başlıca destekçisi olmalarından anlaşılmaktadır. Şimdi bile pek çok Arapça yıldız ismi ve teknik terim kullanımdadır. Avrupa'da Ortaçağ astronomları Arapların öğrencileri olmuştur.

Aynı şekilde Kuran tıbbi çalışmalara da güç vermiş, genel olarak doğa üzerinde düşünmeyi ve çalışmayı tavsiye etmiştir.268 (Prof. Hartwig Hirschfeld'ın New Researches into the Composition and Exegesis of the Qur'an (Kuran'ın Yapısı ve Tefsiri Üzerine Yapılan Yeni Araştırmalar) adlı kitabından)

Kuran genel kabulle dünyanın büyük İlahi kitapları arasında önemli bir yer tutar. Çağ açan çalışmaların en yenileri edebiyat sınıfına ait olsa da, bunların hemen hiçbiri büyük insan kitleleri üzerinde böyle muhteşem bir etki bırakmamıştır. Kuran insan düşüncesinde yeni bir evre ve taze bir özyapı meydana getirmiştir. Önce Arap Yarımadası'nın birbirinden farklı çok sayıdaki çöl kabilesini kahramanlar milletine dönüştürmüş, daha sonra da bugün Avrupa ve Doğu'nun en büyük güçlerden biri olarak dikkate alınması gereken Hz. Muhammed (sav) döneminin çok geniş politik-dini organizasyonlarını oluşturmaya devam etmiştir.269 (Aziz J. M. Rodwell’in Arapça’dan tercüme İngilizce Kuran mealine, G. Margoliouth tarafından yazılan giriş bölümünden)

… elimize her aldığımızda… kısa bir süre içinde bizi cezbeden, hayretler içinde bırakan ve en sonunda önünde eğilecek kadar hayran bırakan bir eserdir… Kuran'ın üslubu, içeriği ve amacına uygun olarak çok kuvvetli, yüce ve muhteşemdir… bu kitap tüm çağlar boyunca en etkili kitap olarak kalacaktır.270 (Goethe'nin T. P. Hughes'un Dictionary of Islam (İslam Sözlüğü) adlı kitabında yer alan bir sözü)


Bilim Adamlarının Kuran Hakkındaki Yorumlarından Bazıları

… (Kuran'da) çok fazla doğru var ve tıpkı Dr. Moore gibi ben de bu açıklamaları yaptıranın İlahi bir ilham olduğu konusuna inanmakta kesinlikle zorlanmıyorum. (Prof. T. V. N Persaud, Manitoba Üniversitesi'nde anatomi, pediatri ve çocuk sağlığı, obstetrik, jinekoloji alanlarında profesör)271

… Bence genetik ve din arasında hiçbir çatışma yok, bilakis din, bazı geleneksel bilimsel yaklaşımlara vahiy ekleyerek bilimi yönlendirebilir ki bunlar da Kuran'da var olan sözlerdir, asırlar sonra geçerli olduğu gösterilmiştir ve Kuran'daki bu bilgi desteği Allah'tandır. (Prof. Joe Leigh Simpson, obstetrik, jinekoloji, moleküler ve insan genetiği alanlarında profesör)272

Bir bilim adamı olarak, sadece kesin olarak gördüğüm şeylerle ilgilenebilirim. Embriyoloji ve gelişimsel biyolojiyi anlayabiliyorum. Kuran'dan bana tercüme edilen kelimeleri de anlayabiliyorum. Daha önce vermiş olduğum örnekte olduğu gibi eğer kendimi o çağa götürebilseydim, bugün bildiklerimle ve tanımlayabildiklerimle, o zaman tarif edilmiş olan şeyleri tanımlayamazdım… Öyleyse (Kuran'da) yazılan herşeyde İlahi müdahalenin olduğu düşüncesi ile hiçbir çelişki göremiyorum. (Prof. E. Marshall Johnson, Thomas Jefferson Üniversitesi'nde anatomi ve gelişimsel biyoloji profesörü)273

Bazı ayetler (Kuran ayeti), hücre karışımından organların yaratılışına kadar insan gelişiminin son derece kapsamlı tanımını yapar. Aşamaları, terminolojisi ve açıklaması ile insan gelişiminin böylesine açık ve eksiksiz kaydı daha önce var olmamıştı. Hepsinde olmasa bile çoğu durumda bu açıklama, geleneksel bilim literatüründe kayıtlı olan insan embriyosu ve insan cenini gelişiminin pek çok aşamasını yüzyıllar öncesinden bildirmektedir. (Gerald C. Goeringer, Georgetown Üniversitesi'nde tıbbi embriyoloji dalında doçent)274

İnsanın gelişimi hakkında Kuran'daki ifadelerin açıklanmasında yardımcı olmak benim için çok büyük bir zevk. Ben kesin olarak söylüyorum ki bu ifadeleri Hz. Muhammed (sav)'e Allah vermiştir, çünkü bu bilginin çoğu pek çok yüzyıl sonrasına kadar keşfedilmedi. Bu bana şunu kanıtlıyor ki, Hz. Muhammed (sav) Allah'ın elçisidir. (Prof. Keith L. Moore, Toronto Üniversitesi anatomi ve hücre biyolojisi profesörü, seçkin bir embriyolog ve pek çok tıp ders kitabının yazarı)275

... İnsan embriyosunun geçirdiği evreler kompleks olduğundan -ki bunu gelişim sırasındaki sürekli değişim sürecine borçludur- Kuran ve sünnetteki deyimler kullanılarak yeni bir sınıflama sistemi önerilmiştir. Önerilen sistem basittir, çok kapsamlıdır ve günümüzdeki embriyolojik bilgiyle tam uyum halindedir. (Prof. Keith L. Moore, Toronto Üniversitesi anatomi ve hücre biyolojisi profesörü)276

Son dört yıldır Kuran ve hadislerle ilgili yapılan yoğun çalışmalar sonucunda, insan embriyosunu bölümlere ayıran yeni bir sistem ortaya çıkmıştır ki, bu MS 7. yüzyılda kaydedildiği için çok şaşırtıcıdır... Kuran'daki açıklamalar MS 7. yüzyıldaki bilimsel bilgiye dayalı olamazlar... (Prof. Keith L. Moore, Toronto Üniversitesi anatomi ve hücre biyolojisi profesörü)277

(Hz. Muhammed’in) evrenin ortak kökeni gibi konuları bilmesinin imkansız olduğunu düşünüyorum, çünkü bilim adamları bunu son derece komplike ve gelişmiş teknolojik metotlar kullanarak son birkaç yıl içinde bulabilmişlerdir… 1400 yıl önce nükleer fizik hakkında hiçbirşey bilmeyen bir kişi, örneğin; yeryüzünün ve gökyüzünün aynı kaynaktan geldiğini veya burada tartıştığımız diğer soruların cevaplarını kendi bulamaz. (Prof. Alfred Kroner, Almanya, Mainz Üniversitesi jeobilim profesörü, dünyanın en ünlü jeologlarından)278

Tüm bunları birleştirirseniz ve Kuran'da dünya hakkındaki konular ile dünyanın oluşumu ve genel olarak bilim ile ilgili tüm bu ifadeleri birleştirirseniz, pek çok şekilde burada açıklanmış ifadelerin kesinlikle doğru olduğunu ve şimdi bunların bilimsel metotlar ile teyit edildiğini… söyleyebilirsiniz. Kuran'da geçen ifadelerin pek çoğu o zaman için henüz kanıtlanmamıştı, fakat modern bilimsel metotlar şimdi Hz. Muhammed (sav)'in 1400 sene önce söylemiş olduklarını kanıtlayan bir pozisyonda. (Prof. Alfred Kroner, Almanya, Mainz Üniversitesi jeobilim profesörü)279

Kuran'da doğru astronomik gerçekleri bulduğum için çok fazla etkilendiğimi söyleyebilirim ve bizim gibi evrenin en ufak parçasını dahi inceleyen modern astronomlar için özellikle. En küçük parçayı dahi anlamak için çabalarımızı yoğunlaştırıyoruz. Çünkü teleskoplar kullanarak tüm evreni düşünmeden sadece gökyüzünün en küçük kısımlarını görebiliyoruz. Öyleyse Kuran okuyarak ve soruları Kuran'dan cevaplayarak evren araştırmalarım için gelecekteki yolumu bulabileceğimi düşünüyorum. (Prof. Yushidi Kusan, Japonya, Tokyo Rasathanesi Direktörü)280

Kesinlikle gördüğümüz şeyin harikulade olduğunu (belirtmek) isterim. İster bilimsel açıklamayı kabul etsin ister etmesin, gördüğümüz bu yazıları değerlendirmek için bizim sıradan bir insan tecrübesiyle anlayacağımızın çok daha ötesinde bir şey olmalı. (Prof. Armstrong, NASA'da görevli astronomi profesörü)281

Böyle bir bilginin o zaman yani 1400 sene önce var olduğunu hayal etmek son derece güç. Belki bazı şeyler basit birer fikir olabilirdi, ama bunları çok detaylı bir şekilde anlatabilmek son derece zor. Öylese bu kesinlikle insan bilgisi değil. Normal bir insan bu olguyu bu kadar detay ile açıklayamaz. Öyleyse bilgi doğaüstü bir kaynaktan gelmiş olmalı diye düşünüyorum.(Prof. Dorja Rao, Suudi Arabistan, Jeddah, Kral Abdulaziz Üniversitesi'nde deniz jeolojisi profesörü)282

… Ben inanıyorum ki Kuran'da 1400 sene önce ifade edilmiş olan herşey doğrudur ve bilimsel yollar ile kanıtlanabilir… Bu, tüm bilimleri bilen Allah'ın ilhamıdır. Böylece, şunu söylemenin vakti gelmiştir, "Allah'tan başka İlah yoktur ve Hz. Muhammed (sav) O'nun elçisidir". (Prof. Tejatat Tejasen, Tayland, Chiang Mai Üniversitesi embriyoloji ve anatomi departmanının başkanı)283

Kuran birkaç yüzyıl evvel gelmiştir ve ne keşfettiysek teyit etmiştir. Bu demektir ki Kuran, Allah'ın sözüdür. (Prof. Joly Sumson, jinekoloji ve obstetrik profesörü)284

Bu kitap (Kuran)geçmişten, yakın zamandan ve gelecekten bahsediyor. Hz. Muhammed (sav)'in döneminde insanların kültürel seviyesini bilemiyorum ve bilimsel düzeylerini de bilemiyorum. Eğer bu geçmiş dönemde bildiğimiz düşük bilim düzeyi ise ve teknoloji yok ise, hiç şüphe yok ki, bugünlerde Kuran'da ne okuyorsak hepsi Allah'ın ışığıdır. Bunu Hz. Muhammed (sav)'e ilham etmiştir. Böylesine mükemmel bir bilgi olabilir mi diye Ortadoğu'daki medeniyetin başlangıç tarihi hakkında bir araştırma yaptım. Bu Allah'ın Hz. Muhammed (sav)'i gönderdiği inancını daha da güçlendirdi. Ona engin biliminden yakın zamanda keşfettiğimiz küçük bir parça gönderdi. Jeoloji alanında Kuran'la bilimin sürekli bir diyaloğu olmasını umuyoruz. (Prof. Palmar, Amerika'da jeoloji alanındaki önemli bilim adamlarından biri)285

Kuran'da dağların yeryüzünü sabitleme fonksiyonu hakkında yapılan bir sohbette:

İnanıyorum ki bu (Kuran bilgisi) çok çok ilginç ve neredeyse imkansız. Kesinlikle inanıyorum ki ne söylüyorsanız haklısınız, bundan dolayı bu kitabın (Kuran'ın) duyurusu çok değerli, size katılıyorum. (Prof. Syawda, Japonya'da ve dünyaca ünlü okyanus jeolojisi alanındaki Japon bilim adamı)286

Kuran Hakkinda Söylenmİş Dİğer Sözlerden Seçmeler

Herşey son derece mantıklı geldi. İşte bu Kuran'ın güzelliği, sizden tepki vermenizi ve akletmenizi bekler... Kuran'ı daha fazla okuduğumda, duadan, iyilikten ve yardımdan bahsediyordu. O zamanlar daha Müslüman olmamıştım, ama benim için tek cevabın Kuran olduğunu ve Kuran'ı Allah'ın göndermiş olduğunu anladım.(Yusuf İslam [Cat Stevens], eski İngiliz pop starı)287

"Allah'a teslim olmuş kişi" anlamında bir "Müslüman" olduğumu umuyor olmama rağmen, alışıldık anlamıyla bir Müslüman değilim. İnanıyorum ki benim ve diğer Batılıların Kuran ve diğer İslami düşünceyi yansıtan kaynaklarda iyice işlenmiş ve daha öğrenmemiz gereken çok büyük İlahi gerçekler vardır. Ayrıca, İslam kesinlikle geleceğin tek dininin temel çatısını oluşturacak en kuvvetli adaydır. (Islam and Christianity Today (Günümüzde İslam ve Hıristiyanlık) adlı kitaptan)288




Benim, dinimi değiştirerek İslamiyet'i seçmemin en önemli etkenlerinden biri Kuran'dı.Ben, İslam dinini seçmeden önce Batılı bir entelektüelin eleştirel ruhuyla Kuran üzerinde çalışmaya başladım.... Bu kitapta, Kuran'da, onüç asırdan daha evvel vahyedilmiş, modern bilim araştırmalarının çoğunun içerdiği fikirleri tam anlamıyla taşıyan ayetler var. İşte bu kesinlikle benim dinimi değiştirmeme sebep oldu. (Ali Selman Beroist, Fransız Tıp doktoru)289

Ben bütün dinlerin kutsal kitaplarını okudum, İslam'da karşılaştığım şeyi hiçbirinde bulamadım; mükemmelliği. Kuran diğer okuduğum metinlerle karşılaştırıldığında, bir kibritin ışığıyla karşılaştırılan bir güneş gibidir. Kesinlikle inanıyorum ki, gerçeğe tamamen kapalı olmayan bir akılla Allah'ın sözlerini okuyan herkes Müslüman olacaktır. (Saifuddin Dirk Walter Mosig) 290

Kuran'ı güçlü kılan hususlardan birisi şudur; bir Müslüman veya herhangi bir insan Kuran'ı eline alıp herhangi bir sayfasını açıp okuduğunda, hayatın özüne dair alması gereken mesajı alır. (Ünlü teolog John Esposito) 291

Dünyadaki bütün alim ve bilgin kişileri biraraya getirerek, yegane doğru ve insanları mutluluğa ulaştıracak tek vesile olan Kuran'ın prensiplerine dayalı ortak bir rejim kuracağım dönemin pek yakın olduğunu umuyorum. (Fransız imparator Napoleon Bonaparte) 292

246. [F. F. Arbuthnot, The Construction of the Bible and the Koran, London, 1985, s. 5.]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous1.htm
247. Dr. Adel M. A. Abbas, Anne P. Fretwell, Science Miracles, No Sticks or Snakes, Amana Publications, Beltsville, Maryland, ABD, 2000, s. 13.
248. [H. A. R. Gibb, Islam-A Historical Survey, 1980, Oxford University Press, s. 28.]; http://www.islamic-awareness.org/Qur...acle/ijaz.html
249. [H. A. R. Gibb, Arabic Literature-An Introduction, 1963, Oxford at Clarendon Press, s. 36.]; http://www.islamic-awareness.org/Qur...acle/ijaz.html
250. [H. A. R. Gibb, Arabic Literature-An Introduction, 1963, Oxford at Clarendon Press, s. 36.]; http://www.islamic-awareness.org/Qur...acle/ijaz.html
251. [Paul Casanova, "L'Enseignement de I'Arabe au College de France", Lecon d'overture, 26th April 1909]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous1.htm
252. [Harry Gaylord Dorman, Towards Understanding Islam, New York, 1948, s. 3.]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous1.htm
253. [Edward Montet, Traduction Francaise du Coran, Introduction, Paris, 1929, s. 53.]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous1.htm
254. [John Naish, M. A. (Oxon), D. D., The Wisdom of the Qur'an, Oxford, 1937, önsöz s. 8.]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous1.htm
255. [George Sale, The Koran: The Preliminary Discourse, London & New York, 1891, ss. 47-48.]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous1.htm
256. Aziz R. Bosworth Smith, Mohammed and Mohammadanism adlı kitabından; http://www.ndirect.co.uk/~n.today/disc160.htm
257. [Alfred Guillaume, Islam, 1990 (Reprinted), Penguin Books, ss. 73-74.]; http://www.islamic-awareness.org/Qur...acle/ijaz.html
258. [Laura Veccia Vaglieri, Apologie de I'Islamisme, ss. 57-59]; http://www.islamweb.net/english/qura...us/ARCHIVE.htm
259. [John William Draper, A History of the Intellectual Development of Europe, c. I, London, 1875, ss. 343-344.]; http://www.islamweb.net/english/qura...us/ARCHIVE.htm
260. [Rev. J. M. Rodwell, M. A., The Koran, London, 1918, s. 15.]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous2.htm
261. [Dr. Steingass, quoted in T. P. Hughes' Dictionary of Islam, s. 528.]; http://www.quran.org.uk/ieb_quran-feedback.htm
262. [Arthur J. Arberry, The Koran Interpreted, Oxford University Press, London, 1964, s. x.]; http://www.quran.org.uk/ieb_quran-feedback.htm
263. [Maurice Bucaille, The Qur'an and Modern Science, 1981, s. 18.]; http://www.quran.org.uk/ieb_quran-feedback.htm
264. Edward Montet; http://users.erols.com/zenithco/quote1.html
265. [Reverend Bosworth Smith in Muhammad and Muhammadanism, London, 1874.]; http://users.erols.com/zenithco/quote1.html
266. [James Michener in Islam: The Misunderstood Religion, Reader's Digest, May 1955, ss. 68-70.]; http://users.erols.com/zenithco/quote1.html
267. [Lectures on "The Ideals of Islam", Speeches and Writings of Sarojini Naidu, Madras, 1918, s. 167.]; http://www.mostmerciful.com/published-quotes.htm
268. [Hartwig Hirschfeld, Ph. D., M. R. AS., New Researches into the Composition and Exegesis of the Qur'an, London 1902, s. 9.]; http://www.islamweb.net/english/qura...iracalous2.htm
269. [G. Margoliouth, Introduction to J. M. Rodwell's, The Koran, Everyman's Library, New York, 1977, s. vii.]; http://www.quran.org.uk/ieb_quran-feedback.htm
270. [Goethe, quoted in T. P. Hughes' Dictionary of Islam, s. 526]; http://www.quran.org.uk/ieb_quran-feedback.htm
271. http://www.islam-guide.com/ch1-1-h.htm
272. http://www.islam-guide.com/ch1-1-h.htm
273. http://www.islam-guide.com/ch1-1-h.htm
274. http://www.islam-guide.com/ch1-1-h.htm
275. http://www.islamic-awareness.org/Qur...cientists.html
276. http://www.islamic-awareness.org/Qur...cientists.html
277. http://www.islamic-awareness.org/Qur...cientists.html
278. http://www.islamic-awareness.org/Qur...cientists.html
279. http://www.islamic-awareness.org/Qur...cientists.html
280. http://www.islamic-awareness.org/Qur...cientists.html
281. http://www.islamic-awareness.org/Qur...cientists.html
282. http://www.islamic-awareness.org/Qur...cientists.html
283.http://islamweb.net/english/new/week15/(10)%20%20%20%20%20%20%20%20%20%20%20%20THE%20LEAD ERS%20OF%20MODERN%20.htm
284.http://islamweb.net/english/new/week15/(10)%20%20%20%20%20%20%20%20%20%20%20%20THE%20LEAD ERS%20OF%20MODERN%20.htm
285.http://islamweb.net/english/new/week15/(10)%20%20%20%20%20%20%20%20%20%20%20%20THE%20LEAD ERS%20OF%20MODERN%20.htm
286.http://islamweb.net/english/new/week15/(10)%20%20%20%20%20%20%20%20%20%20%20%20THE%20LEAD ERS%20OF%20MODERN%20.htm
287. http://www.al-sunnah.com/call_to_isl...ut_islaam.html
288. http://www.al-sunnah.com/call_to_isl...ut_islaam.html
289. http://www.al-sunnah.com/call_to_isl...ut_islaam.html
290. http://www.al-sunnah.com/call_to_isl...ut_islaam.html
291. John Esposito; ABD Today, 27 Kasım 2001

aspartam 18-10-2005 14:24

Arkadaşlar bu yazıyı harun yahya'dan alıntıladım.Harun Yahya'yı sevmemeniz hatta ondan nefret etmeniz beni zerre kadar ilgilendirmez.Aksini ortaya koyamadığınız sürece bu yazıdaki kanıtlar Kur'an ın bir benzerinin yazılmasının imkansız olduğu,Kur'an ın edebi yönden mükemmel bir kitap olduğu anlaşılmıştır.Aksini iddia eden varsa buyursun eserini ortaya koysun.Yoksa bu konu sonsuza kadar noktalanmıştır.


ALLAH A KUL OLMAYAN MADDENİN KULU OLUR.

burkay 18-10-2005 14:27

Alıntı:

Materyalist´isimli üyeden Alıntı
Burkay efendi! İslamın anlaşılacak neyi varki, onu anlamaya çalışayım. Masal okumak istersem, masal kitaplarına başvururum. O çok ünlü ulemalarınız, Gazali'leriniz, yüksek ilim ve irfan sahibi muhteşem alim ve bilgili liderleriniz bile 1400 senedir anlayamıyorlar. Asırlardır tartışıyorlar. Hala da anlamış değiller. Benim anlamamam gayet doğal. Yoksa sen anladın mı? Yoksa sen dahada mı çok bir ulemasın? Bunu söylede bilelim. Evden sağ ayakla mı, sol ayakla mı çıkılmalı gibi bir konuyu asırlardır tartışma konusu yapan kafalardan ne beklenebilir? Bunun nesi anlaşılabilir? Milletin ağzına tükürerek hastalık tedavi etmenin nesi anlaşılabilir? Ölmüş bir insanla cinsel ilişkiye girmenin caiz mi yoksa değil mi olduğunu tartışma konusu yapan ve üzerinde asırlardır kafa yoran bir zihniyetin nesi anlaşılabilir? Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün zihniyetinin nesi anlaşılabilir? Kadınları dövün zihniyetinin nesi anlaşılabilir? Ben bunları anlamam. Anlayamam. Zaten anlamaya da çalışmam. Sen anlamaya devam et.

SEVGILI KARDESIM MATERYALIST SEN BUNLARI ANLAMAYACAK KADAR CAHIL DEGILSIN ANLAMAK ISTEMIYORSUN SAPTIRMA YAPIYORSUN ... 1. EVDEN SAG MI SOL AYAKLAMI ÇIKILIR ! BUNU KIM ÇIKARIYOR BÖYLE BIRSEY OLDUGUNU BENIM BUNA INANDIGIMI KIM SÖYLÜYOR ? 2. Kafirleri bulduğunuz yerde öldürün zihniyetinin nesi anlaşılabilir? SEN BU AYETIN MANASINI ANLAYAMIYORSUN DEGILMI ? SAVAS ESNASINDA ÇIKAN BIR AYETI SANKI SÜREKLI ÖLDÜRÜN DERCESINE YORUM YAPIYORSUN ... 3. KADINLARI DÖVÜN DERKEN SENIN ANLAMA KAPASITEN BUKADAR ISTE... KADINLARI NEZAMAN DÖVÜN DIYOR BUNU GÜZELCE BIR ARASTIR ! DÖVÜN DERKEN AGZINI BURNUNU KIRIN DEMIYOR SIZ NASIL ISINIZE GELIRSE ÖYLE YORUMLAMAK ISTIYORSUNUZ ! Ben bunları anlamam. Anlayamam. Zaten anlamaya da çalışmam. Sen anlamaya devam et. NEDEN ANLAMAYA ÇALISMAKDAN KAÇIYORSUN ? GERÇEK OLANI GÖR SANA AÇIKLIYORUZ SEN ANLAMAK ISTEMIYORSUN ... BEN ULEMA ISLAM ALIMI FALAN DEGILIM AMA BUNLARI ANLAMAK IÇIN ULEMA OLMAYA GEREK YOK KI ... OKADAR NET VE ANLASILIRKI ... AMA DEDIGIN GIBI ANLAMAK ISTEMEDIKDEN SONRA SANA NE ANLATSAK BOS ...

Khazar 18-10-2005 15:51

Aliminium:

"Yok" ampirik usullerle kanıtlanabilir. Bir elektrik devresinde akım olup olmadığının bilimsel tesbiti nasıl mümkünse, dini metinlerde anlatıldığı şekliyle İbrahim'in asla yaşamamış olduğunun kanıtı da teoride mümkündür. Var olan şeyi kanıtlamaktan çok daha zor olmakla birlikte, yok olan birşey de kanıtlanabilir. Şimdi ben çıkıp bundan 32 yıl önce İstanbul'da bilmem hangi adreste birinin yaşadığını iddia ediyorsam bunun doğru olup olmadığı kanıtlanabilir. Ancak tabii zaman aralığı uzadıkça bu işlem zorlaşacaktır. Dolayısıyla İbrahim dönemine kadar geri gidildiğinde, birinin varlığı ya da yokluğunu kanıtlamak gerçekten çok zordur. Ama burada İbrahim gibi üç dinin de konu aldığı, anlatılara göre yaşadığı dönemde topluma mal olmuş, hareketleri ve kararları ses getirmiş bir liderden bahsediyoruz. Bu yüzden bu karakterin gerçekten anlatıldığı şekliyle var olup olmadığı, döneme dair diğer kayıtların ortaya çıkarılması ile kanıtlanabilir nitelik kazanabilecektir. Birçok şeyin kökeni, kaynağı, varlığı ya da yokluğu, yoğun dini baskılara rağmen devam ettirilen arkeolojik çalışmalar neticesinde ortaya çıkarılmaktadır. Örneğin, 1872'de Asurbanipal'in kütüphanesindeki bir tablette tufan hikayesi okununcaya kadar, hikayenin İbrani kökenli olduğu zannediliyordu. Ama şimdi, büyük ihtimalle Babil sürgünü sırasında yahudiler tarafından kopya edildiği düşünülüyor. Ya da örneğin geçtiğimiz yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkarılan Ölü Deniz Yazmaları, İsa'nın varlığını ciddi anlamda sorgulanabilir hale getirmiştir. Birgün İbrahim'in ya da diğer dini karakterlerin başlarından geçenlerin aynılarının bir Sümer masalında, alakasız karakterlerin başından geçenler şeklinde anlatıldığı ortaya çıkarılırsa, ki buna işaret eden bazı verilere göre bu oldukça muhtemeldir, İbrahim'in varlığı meselesi daha da ilginç hale gelecektir. Bir sınıfta yan yana oturan iki kişinin sınav cevaplarının birbirinin aynısı olması durumunda bu manzarayı telepati ile açıklamaya çalışmak nasıl pek doğru olmayacaksa, benzeri şekillerde tuhaflık arz eden manzaraları tanrısal muammalar olarak açıklamaya çalışmak da doğru olmayacaktır.

Mesajın geri kalanına da akşama doğru ya da gece cevap verebileceğimi tahmin ediyorum.

Khazar 19-10-2005 23:29

Aliminium:

“Allahın varlığına ve Onun 1 ve Tek olduğuna inandım.
Daha sonra, Hz. Muhammedin hayatına baktım, söylediklerine, getirdiği kitabın insan üstü bir irade tarafından yazılabileceğini gördüm. Hayatının her safhasında bir peygamber gibi gibi yaşamış bu insanın Peygamberliğine iman ettim. Sonra Onun tebliğ ettiği Kurana inandım. Onun Allahın kelamı olduğuna iman ettim. (Delilsiz bir iman yok ortada, tek başına kuranın İcazı bile onun Kelamullah olduğunu aklen ispatlamaya yeter)”

Anlaşamadığımız ve anlaşmamıza pek ihtimal vermediğim esas nokta işte bütünüyle bu. Özellikle de “delilsiz bir iman yok ortada, tek başına kuranın İcazı bile onun Kelamullah olduğunu aklen ispatlamaya yeter”…bu. Ben elimdeki halka açık VE kısmen kapalı çeşitli veriler doğrultusunda Kuran’ın “kelamullah” olmadığına kaniyim. Buna ne kadar kaniyim peki? 1936 yılının 18 Temmuz’unda İspanya’da iç savaş çıktığına ne kadar kani isem o kadar kaniyim. Bu verileri değerlendirirken bağımsız kaynaklardan temin edilmiş olmalarına olabildiğince özen gösteriyorum, ve çok farklı kaynaklardan sağlamasını yapmadan düşünce sistemime yeni materyal olarak entegre etmiyorum. Bu forumda düşüncelerimi yazarken de kanaatlerim doğrultusunda yazıyorum tabii. Sizin kanaatiniz ise görüldüğü üzere inancınız ve inancınızı destekleyen veriler üzerine temellendirilmiş. Bundan dolayı bir noktada buluşmamız pek mümkün gözükmüyor. Yalnız merak ettiğim bir nokta var: Acaba birbirimizin tüm bildiklerine vakıf olsaydık bu diyalog nasıl şekillenirdi? Bu soru da şu aşamada cevapsız kalmaya mahkum gözüküyor.

“evet insan için bu dünyada TAM,MUTLAK,KESİN VE TAMAMLANMIŞ bir bilgi yoktur, olmayacaktır da. Hiçbirşeyin gerçekliğinden % 100 emin olamayız. (Aklımız emin olamaz tabi). Ama bu duruma karşı geliştirilecek tavırlar hakkında gösterdiğin 3 unsuru da kabullenirim. Ama kabullenmediğim şunlar;
1) Bir Müslüman abartılı bir teslimiyet göstermez. Çünkü İslam, aklı devre dışı bırakmaz. Evren hakkında Düşünüp sorgulamak Müslümanın işidir hatta ibadettir ama Allahın varlığından ve birliğinden ömür boyu şüphe duymayı da kabul edelim ki hiçbir semavi din hoş karşılamaz.
2) Bir müslüman, mantıki olarak açıklayamadığı bir olguyu "Allahın hikmetinden sual olunmaz" şeklinde bir tavırla savuşturuyorsa bu onun sorunudur, İslamın sorunu değildir. İslam böyle bir kolaycılığı öğütlemez. Allahın hikmetinden sual olunmaması, Allahın Uluhiyet İradesine müteallik olan işlerinde yaptığı faaliyetlerdedir. ya değilse kainata dair işlerini sebepler vasıtasıyla yürüttüğünden elbetteki Allahın her icraati sorgulanır ama bu sorgulama da edep dairesinde yapılır.”

Burada da gene bir yaklaşım farkımız var… Bütün din kitapları gibi Kuran da insanın henüz bilimle ulaşamadığı noktalar hakkında iddia sahibidir. Bununla birlikte, islami düşünce, bir takım eksiklikleri olsa da artık bilim çevrelerinde çok büyük ölçüde kabul gören evrim teorisi gibi kuramları, Kuran’daki yaradılış öyküsüne uymadığı gerekçesi ile tamamen devre dışı bırakmayı tercih eder. Kuran’ın inandırıcılığını benim gözümde ortadan kaldıran diğer bir nokta ise, bilgi kesinliği ile sunduğu bir takım hikayelerin, inanan müslümanlar dışında hiçbir objektif kaynakça doğrulanamamasıdır. Bu sadece Kuran için geçerli değil, diğer din kitapları için de aynen geçerli. Mesela evrenin milattan önce 3760’da yaratıldığına inanmak için yahudi olmak gerekmektedir. Tevrat’a inananın buna da inanması icap etmektedir. Ben bu tarz inanışların genelini son derece abes birer teslimiyet örneği olarak değerlendiriyorum. Özetle, siz İslam inancını bir sabit olarak baştan kabullenip tüm kozmolojinizi bu inanç etrafında geliştirmeyi tercih etmişsiniz, bense sabit olarak bireysel gözlemi ve objektifliğinden mümkün olduğunca emin olduğum bilgileri kabul edip düşünce evrenimi bu sabitin üzerine inşa etmişim. Bir de hissiyat evrenim var tabii… Daha önce de belirttiğim gibi, kategorize etmek şartsa hissiyat açısından deizme, mantıksal açıdan agnostisizme yakınım. Aramızdaki bu farklılık nedeniyle bir noktadan sonra ortak frekansı tutturmak mümkün olmuyor. Kimin sistematiği daha sağlıklıdır? Bunun şu an için doğru bir cevabı yok. Böyle anlarda ben tarihin doğal akışına güvenirim. Hangi türün yok olup hangisinin neslini devam ettireceğini belirleyen doğal yasalar, insan düşüncesini de aslında uzun vadede aynı eliminasyon sürecine tabii tutar. Günün birinde dinler dönemi tamamen kapanabilir ve günümüz semavi dinlerine dönüp baktığında insan, biz şu anda ilkel dinler hakkında ne düşünüyorsak semavi dinler hakkında onları düşünecek hale gelebilir. Ya da insan kendi yarattığı devasa gelişimi hazmedemeyip kaosa sürüklenecektir ve bu kaosun yarattığı güvensizlik ortamı insanı inançlarının çok daha koyulaştığı ikinci bir Orta Çağ’a sevk edebilir. An itibariyle bunlar gibi çeşitli senaryolar geçerliliklerini koruyor. Hangisinin gerçekleşip iç ve dış dünyamızı şekillendireceğini ise zaman gösterecek.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:08 .