Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Ateistler kader ve kaza konusunu yanlış anlamaktalar. (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=2175)

ŞİA 27-05-2006 12:55

Ateistler kader ve kaza konusunu yanlış anlamaktalar.
 
Allah Emevilerin zalim halifelerine lanet etsin.Bu lanetlik insanlar peygamberin getirmiş olduğu dini, menfaatları doğrultusunda değiştirdiler.Bunlardan biride Kader ve Kaza konusudur.Bu lanetlik insanlar kendi yapmış oldukları zulümleri, meşru göstermek amacıyla dine ve Allah'a iftira atmışlardır.Yani İmam Hüseyn'i biz öldürmedik, Allah öldürdü, Allah dileseydi Hüseyn ölmezdi.Biz bu ve buna benzer zulümleri yapmadık.Biz fiillerimizde irade sahibi değiliz ki, bu fiilleri biz yapmış olalım.Bu insanlar sürekli halka bu mesajı veriyorlardı.Şimdide oturmuş Ateistlerle sürekli bunu tartışıyoruz.Yani olmayan bir şeyi tartışmaktayız.

İslam’ın ilk yıllarında “Cebir”inancı yani insanların fiillerinde irade sahibi olmadığı düşüncesi müslümanlar tarafındanda savunulmuştur.


Vurguladığım gibi bu fikri ortaya atanlar Emevilerin zalim hükümdarları olmuştur Emeviler yapmış oldukları büyük günahlar sebebiyle kendilerini halka sevdirmek amacıyla, halkın kendilerini suçsuz bilmesi ve aynı zamanda vicdanlarını rahatlatabilmek ve saltanatlarını ayakta tutabilmek amacı ile zulümlere devam edebilmek için “sözde insanlara yapmış oldukları zulümleri kendileri yapmamışlarda haşa Allah onlara yaptırmış inancını” halka yaymışlardır

1-İnsanların vicdanı cebri reddeder.

Umum beşer toplumu Allah’a inanan veya maddeci ,şark ve garp ve kültürlü veya kültürsüz ,istisnasız olarak hepsi insan toplumlarında bir kanun geçerli olması bu kanun karşısında fertlerin sorumlu olması ve kanuna karşı gelenlerinde cezalandırılması hususunda aynı görüştedirler Kısacası kanunun hakimiyeti ferdin, kanun karşısındaki mesuliyeti ve karşı gelenin cezalandırılması dünya da akıl sahibi herkesin üzerinde birleştiği bir husustur...

İrade ve amellerinde mecbur ve hiçbir seçime ve karar vermeye gücü yetmeyen bir insan kanun karşısında sorumlu tutulduğu ve kanunun aykırı davrandığı için soruşturmaya tabi tutulup muhakeme edildiğine ve kendisine niye böyle yaptın veya niçin böyle yapmadın? denilebileceğine inanmak nasıl mümkün olabilir?.Daha sonrada böyle bir insanın suçu isbat olunduğunda da onu hapse atalım veya idam edelim? bu dağdan yuvarlanıp bir caddeye düşen ve yolcuların ölümüne sebep olan kaya parçalarını mahkemeye çekmeye benzer Doğrudur bir insan taş parçasından çok farklıdır ama eğer bir insanın irade hürriyetini reddedersek bu zahiri farkın hiçbir tesiri kalmaz her ikisi de dış etkenlerin zorlanması altında bunu yapmaya mecbur durumundadır. Halbuki taş yerçekimi kuvveti kanununa uygun olarak caddeye yuvarlanır. Cani katil ve suçlu insan başka zorunlu sebeplerin etkisiyle cinayet işler Cebrilerin itikatına göre bu ikisi arasında netice yönünden hiçbir fark yoktur. Ve hiçbiri kendi iradesiyle bir iş yapmış değildir. Niçin biri mahkeme edilsinde diğeri edilmesin? Biz hangisini reddedeceğiz , burada iki yol kavşağında çaresiz kalmaktayız ya dünya halkının umumi vicdanını çiğneyip bütün kanunları, mahkemeleri ve suçların cezalandırılmasını boş abes ve belki de zalime bir hareket olarak gözeteceğiz veya cebir akidesi taraflarını inkar edeceğiz. Tabiki tercih ikincisidir.

2 Cebir mantığı din mantığıyla çelişir.

Eğer İnsanların işlemiş oldukları günah ve sevaplar kendilerinden değilse o insanları hesaba çekmek cenneti, cehennemi vaad etmek Allah’ın adaletiyle bağdaşamaz. Kurân’da salih amel işleyenlerin övülmesi müşrik ve münafıkların kötülenmesi mantık ilkelerine ters gelir.



Cebir inancını red eden ayetler

Hidayete eren kendinedir. sapıtan da kendinedir. Hiçbir günahkar bir başka günahkarın yükünü taşımayacaktır. İsra 15


O gün zalim kimse (pişmanlıktan) ellerini ısırıp şöyle der keşke O, Peygamberle birlikte bir yol tutsaydım. Yazık bana keşke falancayı ( Batıl yolcusunu) dost edinmeseydim. Çünkü zikir (Kurân) bana gelmişken o hakikaten beni ondan saptırdı.Furkan 27,28,29



Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik Eğer sen bize mağrifet ve merhamet etmezsen, kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz. Araf23


....Eğer biz dinleseydik ve aklımızı kullanmış olsaydık,cehennemlikler arasında olmazdık. Mülk 10


Arkadaşlarım cebir inancının batıllığını gören ikinci bir gurup ise,tamamen saçmalamış ve tevfiz inancını ortaya atmıştır.Bu inanca göre sözde insanlar Allah'tan tamamıyla bağımsız yaşamaktadır.Yani tevfiz inancına göre bir saatçinin saati yapıp kendi haline bırakması ve bu saatin bundan sonra ustasına ihtiyacı olmadığı gibi Allah-u Teâla’nında aynı bir saat gibi kainata bir düzen verdiğini ve bu düzenden dolayı saatin saatçiye ihtiyacı olmadığı gibi kainatında Allah-u Teâla’ya ihtiyacı olmadığı görüşüdür.Ancak bu görüş Kurân’a ters bir görüştür,zira Kurân buyuruyor ki:

“Göklerdekilerin ve yerdekilerin hepsi Allah’ındır.” ”Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır.” ”Mülk O’nundur,hamd O’nundur.”

Bu ve benzeri ayetlerde âlemler üzerinde mutlak malikliğin O’na ait olduğu vurgulanıyor.Yani;onun malikliğinin hiçbir sınırı yoktur;bazı yönlerden evrene malik olup da diğer bazı yönlerden malik olmaması söz konusu değildir.Bizim malikliğimiz eksiktir,malik olduğumuz şey üzerinde her türlü tasarruf hakkına sahip değiliz.Söz gelimi,bir merkebe malik olan insan ,onu taşıma ve binme işinde kullanma yetkisine sahiptir.Ama onu durduk yere susuzluktan veya açlıktan öldürme yetkisine sahip değildir.Akıllılar buna o yetkiyi vermezler.Aynı şekilde aşşağıdaki ayetlerde,insanların Allah’tan bağımsız hareket edemeyeceği hususunda delil olarak gösterilebilir.
"Onunla bir çoğunu saptırır ve yine onunla birçoğunu hidayete erdirir.Onunla sadece fasıkları saptırır.” ”Onlar eğrilince Allah’da kalplerini eğriltti.”Saf 5 “İşte Allah aşırı giden şüpheci kimseleri böyle saptırır.”Mü’min 34 (Allame Muhammed Hüseyn Tabatabai)






Burada bir itiraz doğabilir ve denilebilir ki:

Nasıl oluyorda hem Allah’ın insanların fiillerine karışmadığını,insanların yapmış oldukları fiillerde özgür olduklarını,hemde insanların Allah’tan bağımsız hareket edemeyeceğini,insanların fiillerinde Allah’ında irade sahibi olduğunu iddia edebiliyorsunuz?Bu bir çelişki değilmidir?

Müslümanlar ne Cebri nede Tefviz’i kabul eder Bizim kabul ettiğimiz inanç her ikisinin ortasıdır. Yani biz diyoruz ki Ne Allah insanları yapmış olduğu fiileri yapmalarına zorlamıştır ,nede insanları başı boş bırakmıştır.

Muhammed b. Aclan’ın söyle dediği rivayet edilir. “İmam Caferi-i Sadık ’a “Allah herşeyi kullarınamı bırakmıştır”? diye sordum O şöyle buyurdu” Allah her şeyi kullarına bırakmayacak kadar yücedir kerimdir.” “Peki Allah kullarını işledikleri fiillere zorluyormu? dedim “Yüce Allah bir kulu bir şey yapmaya zorlayıp sonra da ona azap etmeyecek kadar adildir” dedi.

DOLAYISIYLA,insanın kendi iradesi uyarınca ortaya koyduğu isteğe bağlı bir fiil,varoluşu bakımından muhtaç olduğu bilgi,irade,gerekli gereçler ve fiilin gerçekleşmesi için elverişli zamansal ve mekânsal koşullara kıyasla zorunluluk niteliğini kazanır.İşte,ezelî ilâhi iradenin taalluk ettiği husus ta budur.Örneğin bir otobüsün şoförü istediği biçimde otobüsü kullanır ister sağa gider,ister sola gider,ister durur, ister hızlanır sonuçta ne yaparsa yapsın kendi hür iradesiyle hareket eder Peki benzin olmadan bu şoför hareket edebilirmi? Edemez, istediği kadar özgür olsun bu şoförün hareket edebilmesi için benzine ihtiyacı vardır. Peki bu şoför içki içip kaza yaparsa bu kazada şoför mü sorumlu tutulur? Yoksa benzinmi? Elbette benzin olmasaydı şoför kaza yapmazdı.Dolayısıyla bu örnekteki soför ne yaptıklarını birisinin zorlamasıyla yapar nede bir şeye bağımlı kalmayarak,tamamıyla kendi iradesi ile yapar sonuç ikisinin ortasıdır.

Sonuç olarak diyoruzki insanoğlu yapmış olduğu fiillerde tamamıyle özgürdürler.

ŞİA 27-05-2006 13:12

Re: Ateistler kader ve kaza konusunu yanlış anlamaktalar.
 
İslam'da Beda inancıda vardır.Maalesef bu inanç müslümanlar tarafından tam bilinmemektedir.Ben bu inancın Kuran ve hadisteki delillerini vermiyorum.Çünkü konu uzun ve sıkıcı olacaktır.İsteyen olursa özelden gönderebilirim.

Eğer bazı insanlar birilerinin daima saadetliler zümresinde olduğunu ve bunun asla değişemeyeceğine ve bazılarıda birilerinin bedbahtlar ve şekavetliler zümresinden olduğuna ve bunun da asla değişmeyeceğine, yerini saadete bırakmayacağına inanırsa böyle bir inanca sahip olan birisi tövbe etmeyeceği gibi aksine günahlarına devam eder. Zira bedbahtlığın onun kesin ve değişmeyen alın yazısı olduğuna inanır, diğer bir taraftan da Şeytan saadet içerisinde olan birisine bu kanaldan yaklaşır ve ona sen saadetliler zümresindesin diyerek vesvese eder, dolayısıyla onu ibadetlerinden soğutur ve gevşekleştirir.

Ama beda ilkesine inanan bir müslüman yapacağı iyilikler ihsanlar karşısında,önüne iyi şeylerin çıkacağına ve kötü şeylerin çıkacağına ve kötü şeylerin iyi şeylere dönüşeceğine inanır. Öte taraftan da şeytani fiillerde de bulunanlar, bu kötü fiiller neticesinin bir gün karşılarına çıkacağına inanırlar, işte bu bedanın fayda ve eserlerinden sadece bir tanesidir.

Netice olarak şunlar söylenebilirki İslam inancına göre beda ilahi irade gereği kaza ve kaderin değişmesine denmektedir.


İster Şia ve isterse Ehl-i Sünnet olsun eğer Allah’u Teala’nın kaderi değiştirdiğine inanmasaydık fazla namaz ve dualarımızın ne faydası olurdu? Yine hepimiz Allah’u Teala’nın Peygamber vesilesi ile ahkamın değiştirip şeriatları neshettiğine ve hatta Hz Resulullah (sav)’in şeriatında bile nasih ve mensuh olduğuna inanmaktayız Buna göre bedaya inanmak küfür olmadığı gibi dinden çıkmak demek de değildir.. Bu yüzden Ehl-i Sünnet’te bazılarının bu konuda Şiayı eleştirip itirazda bulunmak gibi bir hakları yoktur.

Yahudiler , Allah’ın eli bağlıdır dediler elleri bağlandı onların ve bu dediklerinden dolayı lanetlendiler Oysa onun elleri açıktır, dilediği gibi infak eder.
Görüldüğü gibi Allah’ın kendi yazdığı kaderi değiştiremeyeceği görüşünü ortaya attıkları için Yahudiler lanetlenmektedirler, işte bu lanetli anlayışa karşı Ehl-i Beyt beda yani Allah yazgısı üzerinde değişiklik yapabileceği gereğini ortaya koymuştur.

Allah dilediğini siler ve (dilediğini de) sabit bırakır ve bütün kitabların aslı O’nun yanındadır (Rad 39)

Bu ayetlerde açıkca anlaşıldığı gibi kader yazıları değişebilir Eğer kaderde yazılan hiçbir şey ortadan kaldırılıp yerine yenisini sübuta getirilemeyecek olursa ne çalışmanın, ne ibadetin, nede duanın bir anlamı kalır. Rızkına katkısı olmayacaksa niçin çalışsın? Akıbetiyle ilgili bir şeyi değiştiremeyecekse niçin ibadet etsin? Geleceğiyle ilgili kaderinde yazılanlar değişmeyecekse niçin dua etsin? Yunus (as) ın bedduasıyla kavmine yazılan bela, kavminin tevbe istiğfar ve dualarıyla ortadan kaldırılmadımı Yüce Allah

Rabbiniz dediki bana dua edin: size icabet edeyim ...(Mümin 60)
Ayetinde de öyle buyurmuyormu? Kaderimiz duayla değişmeyecekse dua etmenin ne anlamı kalır? Yüce Rabbimiz

Bu da bir millet kendilerinde bulunan (güzel ahlak ve meziyetleri) değiştirinceye kadar Allah’ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır.
Enfal 53

Bir toplum kendilerindeki özelikleri değiştirinceye kadar Allah onlar da bulunanı değiştirmez. Rad 11

Ayetlerinde menfi veya müsfet yönde toplumun kendisini değiştirmesi yönünde ancak onlara ait olan (kader) in değişebileceğini belirtmiyormu? Çalışmasının ümidi olmayan bir kimse için bütün bunların hiçbir anlamı kalmıyor Beda Allah’ın kader üzerinde değişiklik yapabileceği inancı işte bu ümitsizliğin ilacıdır. Bu inanç insana çalışıp didinmesinin rızkında artışa yaptığı, iyiliklerin ömrünün uzamasına, fakir fukaraya yapacağı yardımların belaları ondan uzaklaştırmaya, ibadet ve dualarının akibetini güzelleştirmeye vesile olabileceğini ümidini veriyor Bu ümitse onun bunları daha bir şevk ve zevkle yapmasını sağlıyor Bütün bunları yapması onun için bir anlam kazanıyor. Selahattin özgündüz

sargon 27-05-2006 13:48

Re: Ateistler kader ve kaza konusunu yanlış anlamaktalar.
 
Şia arkadaşım, yazı için teşekkürler. Copy-paste yapmışsınız. Rica etsem bize biraz kavramları ve tartışmaları açar mısınız? Yalnız copy-paste'lerle konu yarım yamalak oluyor. Tartışmanın alındığı yerde bir yere oturmuştur, ama burda tane tane anlatmak gerek, herkesin anlaması için. Tartışma nedir?

1. Beda nedir?
2. Cebr nedir?
3. Tevfiz nedir?

Mümkünse Türkçeleştirelim de derim. Kader tamam da kaza nedir? Sünni ve Şiilerin farklılıkları nerelerdedir? Kısa kısa ve anlayabileceğimiz şekilde (eğer kendiniz yazarsanız türkçe olur, alıntılarsanız anlaşılmaz oluyor çünkü) yazarsanız sevinirim.

Not: Bu tartışmalar ateistlerle falan ilgili değil. Zaten yukarda aktardığınız metin ehlibeyt forumunda Özdemir tarafından yazılmış. Binlerce yıldır farklı islami anlayışların tartışmaları. Müslüman olmak şart değil bu tartışmalarla ilgilenmek için.

Daha önce de açıkladık. Bu tartışmalar aslında müslümanların tereddüt taşıdığı konularda kendi aralarında yapmaya cesaret edemedikleri tartışmalardır. Ateistler onların kafalarında olup da söyleyemediklerini söyleyip onları şaşkına çevirirler. Mantığın kendi içinde çelişkiler vardır çünkü. İslamcılar da bu çelişkilerden kurtulabilmek için yukarda görüldüğü gibi bir sürü kavramlar ve tartışmalar üretmiştir. Olay budur.

ŞİA 28-05-2006 17:52

Re: Ateistler kader ve kaza konusunu yanlış anlamaktalar.
 
Sargon arkadaşım Ödemir benim.Alıntıladığım yazı da copy değil, kendi çalışmamın bir ürünüdür.Daha doğrusu İslam alimlerinin kitaplarında ki çalışmalarından drlediğim bir araştırmadır.

Cebr: Bu inancın ilk temeli Emevilerin zalim yöneticileri tarafından atılmıştır.Bu inanca göre kişi yapmış olduğu fiillerde irade sahibi değildir.Yâni bir insan bir insanı öldürür, fakat bu inanca göre öldüren insan değil, bizzat Allah'tır.

Tevfiz:Bu inançda cebr inancını kabullenmeyen insanlar tarafından ortaya atılmıştır.Bu inanca göre Allah dünyayı yaratmış ve dünyadan elini çekmiştir.İnsanlar tamamen Allah'tan bağımsız hareket eder.

İslâm dinî bu iki inancı da red eder.Şöyle ki:
* * * * * *Muhammed b. Aclan’ın söyle dediği rivayet edilir. “İmam Caferi-i Sadık ’a “Allah herşeyi kullarınamı bırakmıştır”? diye sordum O şöyle buyurdu” Allah her şeyi kullarına bırakmayacak kadar yücedir kerimdir.” “Peki Allah kullarını işledikleri fiillere zorluyormu? dedim “Yüce Allah bir kulu bir şey yapmaya zorlayıp sonra da ona azap etmeyecek kadar adildir” dedi.

Yâni Bizim kabul ettiğimiz inanç her ikisinin *ortasıdır. Yani biz diyoruz ki Ne Allah insanları yapmış olduğu fiileri *yapmalarına zorlamıştır ,nede insanları başı boş bırakmıştır.

İnsanın kendi iradesi uyarınca ortaya koyduğu isteğe bağlı bir fiil,varoluşu bakımından muhtaç olduğu bilgi,irade,gerekli gereçler ve fiilin gerçekleşmesi için elverişli zamansal ve mekânsal koşullara kıyasla zorunluluk *niteliğini kazanır.İşte,ezelî ilâhi iradenin taalluk ettiği husus ta budur.Örneğin bir otobüsün şoförü istediği biçimde otobüsü kullanır ister sağa gider,ister sola gider,ister durur, ister hızlanır sonuçta ne yaparsa yapsın *kendi hür iradesiyle hareket eder Peki benzin olmadan bu şoför hareket edebilirmi? Edemez, istediği kadar özgür olsun bu şoförün *hareket edebilmesi için benzine *ihtiyacı vardır.


Beda inancı ise yine İslam dinînin inançlarından birisidir.Bu inanca göre insanın kaderi yazılmıştır.Fakat bu kader defterinde yazılanlar değişebilir.İnsanın ömrü uzayabilir, rızkı artabilir v.s.


KUR AN-DA BEDA

Allah’ın izni olmadan hiçbir Peygamber için mucize getirme imkanı yoktur. her müddetin (yazıldığı ) bir kitap vardır. Allah dilediğini siler dilediğini sabit bırakır .Bütün kitapların aslı onun yanındadır. Rad 38-39



. Allah dilediğini siler Yani Allah’ın eli bağlı değildir. Her zamanda bu yazılan takdirdeki rızkı, eceli ,saadeti ve bedbahtılığı değiştirebilir ve aynı şekildede dilediğini de sabit bırakır. Zira bütün kitapların aslı onun yanındadır. Yani değişme ve tebdil olmayan Levh-i Mahfuz Allah’ın yanındadır.
Taberi ,Kurtubi ve ibn-i Kesir ‘in bu ayetin tefsirinde naklettikleri rivayet bizim sözümüzün doğruluğunu gösterir. O rivayetin hülasası şundan ibarettir.

İkinci halife Ömer b. Hattab, Kabe’nin etrafında tavaf ederken şöyle diyordu. Ya Rabb’i eğer bizi saadetli insanların zümresinden karar kılmış isen, beni onların arasında sabit kıl.Eğer beni bedbahtların zümresinden yazmış isen beni bedbahtların içerisinden sil ve bana saadetlilerin içerisinde yer ver. Zira sen istediğini siler ve dilediğini de sabitleştirirsin Çünkü asıl kitab senin yanındadır.

Ebu Vail’in defalarca şöyle dediğini nakletmişlerdir. Ya Rabbi eğer bizi bedbahtların zümresinden karar kılmış isen onların arasından bizi sil ve bize saadetlilerin arasında yer ver eğer saadetlilerin arasında bizi karar kılmış isen bizi orada sabitleştir. Zira sen dilediğini siler ve dilediğinide sabitleştirirsin ve asıl kitab senin yanındadır.

Her iki Rivayette Taberi yukarıdaki ayetin tefsirinde zikretmiştir. Ebu Vail Şakik b. Seleme Esedi Kufe’lidir Onun hayatı Tehzib’ut Teheb’in c10 s 354 de şöyle naklolunmuştur. O güvenilir birisidir. Hem cahiliye dönemini ve hem de islam dönemini derk etmiştir. Sahabe ve tabiinin döneminde yaşamış ve Ömer b. Abdulaziz’in hilafet döneminde 100 yaşında iken vefat etmiştir.


Kurtubi’de Sahihi Buhari ve Sahihi Müslim’in naklettikleri rivayetlede bu manaya istidlal etmiştir. Rivayet Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğunu nakleder.
“Rızkının bolluğundan ve ömrünün uzunluğundan sevinen yakınlarına iyilik etmelidir”.

Sahihi Buhari c3 s 34 Kitab’ul adab bab 12,13 Sahihi Müslim s 1982 h 20 ve 21 Bab-ı Sılat’ur Rahm: Müsned-i Ahmed c3 s 248, 266

İbn-i Abbas’tan naklolunmuşturki: O ömürde ve ecelde nasıl çoğalma olur sorusunun cevabında Allah-u Teala’nın şu buyruğunu demiştir. Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını taktir eden ancak O’dur bir de onun katında muayyen bir ecel vardır. (Enam2)

İbn-i Abbas söyle demiştir. Ayetteki birinci ecel kulun doğumundan ölümüne kadar olan eceldir. İkinci ecel yani Allah’ın yanında muayyen olan ecel ise ölüm zamanından kıyamete kadar berzahda geçirdiği dönemdir. Allah’tan başka kimse onu bilmemektedir. Eğer kul Allah’tan korkar ve sıla-i rahim yapar ise Allah dilediği gibi onun berzah ömründen alıp birinci ömrüne (dünya) ekler ve eğer kul itaatsizlik yapar ve sıla-i rahmi keserse Allah dilediği gibi onun dünyevi ömründen alır(onu azaltır.) ve berzahtaki ömrüne ekler (ve onu böylelikle çoğaltır)
Tefsir-i Kurtubi c9 s 329, 331

İbn-i Kesir bu sözde istidlal etmiş ve şöyle demiştir. Bu söz Ahmed’in, Nesei ‘nin ve ibni Mace ‘nin naklettikleri rivayetle uyum sağlamaktadır. Onların naklettikleri rivayet şudur: Resul-ü ekrem (sav) şöyle buyurmuştur. İnsan (bazen)günahtan dolayı rızktan mahrum olur. Belayı ve kaderi duadan başka bir şeyle değiştiremez,iyilikten başka bir şeyle ömrünü çoğaltamaz.
Süneni ibn-i Mace’nin Mukaddemesi bab 10 s 90

Başka bir hadiste şöyle buyurmuştur Dua ve alın yazısı gök ve yer arasında birbiriyle mücadele ederler.
Tefsir ibn-i Kesir c2 s519

Taberi ve Suyuti Allah dilediğini siler ve (dilediğini de) sabit bırakır ve bütün kitabların aslı O’nun yanındadır. ayetinin tefsirinde ibn-i Abbas’ın şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir. Allah-u Teala iyi baht ve kötü baht dışında her yılın işlerini Kadir gecesinde takdir eder.
Tefsir-i Taberi c13 s 111 Tefsir-i Suyuti c4 s 65


EHL-İ SÜNNET’İN HADİS KAYNAKLARINDA BEDA


Teyalisi Ahmed b. Hanbel ibn-i Sad ve Tirmizi kendi eserlerinde şöyle naklederler: Resul-ü Ekrem şöyle buyurdular: Allah-u Teala ,Adem in neslini ona gösterdi. Adem onların arasında nur çehneli birisini gördü ve şöyle dedi. Ya Rabb’i bu kimdir? Allah-u Teala şöyle buyurdu: Bu senin evladın Davud’dur. Adem Ya Rabb’i O’nun ömrü ne kadardır? diye sual etti. Yüce Allah söyle buyurdu altmış yıldır. Ya Rabb’i O’nun ömrünü çoğalt diye arz etti. Yüce Allah kendi ömründen ona bağışlamadığın müddetçe bu olmaz diye buyurdu. Benim ömrüm ne kadardır? diye sordu. Bin yıl diye buyurdu. Adem Ya Rabbi ben ömrümden kırk yılını ona bağışladım dedi. O’nun vefat vakti gelince ölüm melekleri onun yanına geldiler. O henüz benim ömrümden geride kırk yıl var dediğinde melekler ise sen o kırk yılı Davud’a bağışladın dediler.
Müsned-ı Teyalisi s 350 h, 2692 Müsned-i Ahmed cl s 251,298, ve 371 Tabakat-ı İbn-i Sad cl s7-9 Sünen-i Tirmizi c11 s196,197


Celaleddin Suyuti kendi tefsirinde Ali ibni Ebu Talib’in Peygamberden Allah dilediğini siler ayetini tefsirinden sual edince şöyle buyurduğunu nakletmiştir. Ben senin ve ümmetimin gözlerini bu ayetin tefsiriyle aydınlatacağım: Allah yolunda sadaka vermek, anneye ve babaya iyilik etmek ve iyi işlerde bulunmak Bedbahtlığı iyi bahta dönüşür insan ömrünün çoğalmasına sebep olur ve kötü ölümleri engeller.
Celaleddin Suyuti Durrul Mensur c3 s 66

Müslim sahihinde Enes b. Malik’ten Peygamberin şöyle buyurduğunu nakleder “Rızkının çoğalmasını ecelinin gecikmesini isteyen sıla-i rahimde bulunsun


Sahih-i Müslim c5 s 142 kitab-ul Birr ves sıla ve Edeb,Yukarıdaki rivayetin aynısını Buhari’de nakletmiştir.Sahih-i Buhari c8 s6 bab-ı Men Busite lehu fir rızk bi siletin

ŞİA 28-05-2006 18:31

Re: Ateistler kader ve kaza konusunu yanlış anlamaktalar.
 
Sargon arkadaşım:Cebr ve tevfiz inancını ortaya atanlar, inaçlarına delil olarak bazı Kuran ayetlerini göstermişlerdir.Maalesef Ateist arkadaşlarımız da bu ayetleri bizlere sunarak, insanların fiillerinde irade sahibi olmadıklarını Kuran ayetleri ile göstermeye çalışmışlardır.Örneğin:

Allah onların hem kalpleri üzerine hem de kulakları üstüne mühür basmış gözlerine birde perde çekmiştir....Onlar için büyük bir azap vardır. Bakara 7 * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Kalplerin ve kulakların *mühürlenmesi “Allah’ın onların iman etmemesi kafir olması için kalplerini mühürlemiş ve *onlarda bu yüzden iman etmezler” manasında algılanmaması gerekir. Zira Allah (cc) hem Peygamber gönderip insanları imana davet etmesi, hemde *kalplerine mühür vurup iman etmemelerini sağlaması aklen mümkün *değildir. Allah’ın *Kurân ‘ı *göndermesindeki gayelerinden biri insanları hidayete *ulaşmalarını sağlamak içindir Bu düşünce evvela Kurân’ın geliş gayesine terstir.

Allah’ın kafirin küfürde olmasını istemesi ve *insanın kafir olmasına sebeb olması Kıyamet günündede o insanı kafirliğinden dolayı cezalandırılması o insana en büyük zülüm olduğundan dolayı bu *ne “Allah insanlara zerrece zulmetmez” ayetiyle nede Allah’ın adalet sıfatıyla *bağdaşır. Elleri bağlanıp suya atılan *cocuğu niçin *ısladın denilemeyeceği gibi ,zenci insana neden sen beyaz değilsin diye ceza verilemeyeceği gibi kalbinde mühür olduğundan dolayı iman etmeyen insanada hesap sorulmaz Bu şekilde yargılanan bir insan *“Rabbim sen benim kalbime mühür vurduğun için ben sana iman etmedim” deyip bir bahanesi olmuş olur Oysa Allah Peygamberleri gönderdi ki insanların bir bahaneleri kalmasın,

Eğer küfr Allah’ın kafirlere bir taktiri ise kafirin buna itaat etmesi gerekir.Oysa bir yandanda Peygamberler kafirleri imana getirmek için mücadele etmektedir. Eğer küfr Allah’ın kaza ve kaderi ise bu durumda kafirleri imana davet eden ve bu mücadeleyi veren Peygamberler Allah’a isyan etmiş olurlar ki buda mümkün değildir. Zaten Kurân’ı Kerim kalplerin mühürlenmesinin iman etmeye mani olmadığını açık bir dille ifade ediyor. Kurân buyuruyorki:

Hayır Allah onların kalpleri üzerine küfürleri yüzünden mühür basmıştır. Bu nedenle onlar, birazı hariç *olmak üzere iman etmezler (Nisa 155)
* * * * * * * * * * * * * * * * * *





Sen sevdiğini doğru yola iletemezsin,fakat Allah dilediğini doğru yola iletir. Kasas 56

Bu ayettede sanki,insanların doğru yola girmesi Allah’ın dilemesiyle olacağı,insanların bu yönde herhangi bir irade sahibi olmadığı izlenimi vardır.Ancak bu düşünceye,Kurân’ın bütün ayetlerine bakmadan,ayetleri teker teker açıkladığımız taktirde varılır.Oysa Kurân bir bütündür ve bir ayet açıklanırken Kurân’ın bütününe bakılır.Âllame Seyyid Muhammed Hüseyn Tabatabaî “Gerçekten size Allah’tan bir nur ve açık bir kitap gelmiştir.Allah onunla,rızasına uyanları esenlik yollarına iletir.” (Maide 15-16) ayeti ile bu ayetin ne anlama geldiğini açıklamış ve demiştir ki:Peygamber hidayet aşamasının zahirî sebeblerinden biridir.Kurân’da öyle.Gerçek hidayet onunla kaimdir.Yüce Allah şöyle buyurmuştur:” Sen sevdiğini doğru yola iletemezsin,fakat Allah dilediğini doğru yola iletir”(Kasas 56)”İşte sana da böyle emrimizden bir ruh vahyettik.Sen kitap nedir,iman nedir bilmezdin.Fakat biz onu,kullarımızdan dilediğimizi doğru yola ilettiğimiz bir nur yaptık.Şüphesiz sen,doğru yola götürüyorsun.Göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibi Allah’ın yoluna.İyi bilin ki,bütün işler sonunda Allah’a varır.(Şura 52-53)
Bu ayetler görüldüğü gibi doğru yola iletme misyonunu,hem Kurân’a,hem de Peygambere(s.a.a)nispet ediyor.Ama aynı zamanda,onu menşe itibariyle Allah’a döndürüyor.Gerçek yol gösterici O’dur.Gerisi zahirî sebebtir,hidayeti canlandırmak için işe koşulmuştur.
Allah,”Allah onunla iletir”ifadesini,”rızasına uyanları”ifadesiyle kayıtlandırmıştır.Bu demektir ki,îlahî yol göstericiliğin aktif hale gelmesi,O’nun rızasına tâbi olmaya bağlıdır....
Yüce Allah’ın,kullarının farklı durumlarına cevap verebilecek birçok yolu vardır ve bunlar sonunda gelip bir ana yolda birleşirler.Yüce Allah bu ana yolu kendine nispet eder ve adına da,kendi kitabında”dosdoğru yol” der.Nitekim O şöyle buyurmuştur:”Bizim uğrumuzda cihat edenleri biz,elbette yollarımıza iletiriz.Muhakka ki Allah,iyilik edenlerle beraberdir.”(Ankebut 96),”İşte benim doğru yolum budur,ona uyun:başka yollara uymayın ki,sizi onun yolundan ayırmasın.”(Enam 153)
Bu da gösteriyor ki ,Allah’ın bir çok (yan) yolu vardır;ama bunların tümü birnoktada birleşirler.
Buna göre ayetin anlamı(Allah daha iyi bilir) şudur:Yüce Allah kitabı ve peygamberi aracılığıyla,rızasına tâbi olanı bazı yollara iletir.Bu yolların temel özellikleri,yolcularının dünya ve ahiret hayatının mutsuzluğundan korunmaları,mutlu hayatı kederli bir yaşama dönüştürecek olumsuzluklardan muhafaza olmalarıdır.
Şu hâlde esenlik ve mutluluğa ulaşma,Allah’ın rızasına tâbi olmaya bağlıdır.Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur:”Kulları için küfre(kafirliğe) razı olmaz”(Zümer 7)”Allah yoldan çıkan topluluktan razı olmaz”(Tevbe 96)Sonuç itibarıyla esenlik ve mutluluk elde etmek,zulüm yolundan kaçınmaya,zalimlerlşe içli dışlı olmaktan uzak durmaya gelip dayanır.Allah,zalimler için hidayetin söz konusu olmayacağını vurgulayarak,bu ilâhî saygınlığa erişmekten yana onların umutlarını boşa çıkarmıştır:”Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez”(Cuma 5)




Dikkat edersen arkadaşım, Kuran daki ayetler iki sınıftır.Bazı ayetler kişinin özgür olduğunu ifade eder.Bazı ayetlerde de, *kişinin özgür olmadığını vurgular.Oysa bu gibi ayetlerin vermiş olduğu mesaj şudur ki, insanlar Allah'tan bağımsız hareket edemez,Allah dilemesse hiç bir şey olmaz.Aynen otobüsün benzini dediğimiz olay gibidir.Yani insan bilgi, zaman, mekan v.s. olgularda Allah'a bağımlıdır.Dolayısıyla insan ne kadar da özgür olsa, bu gibi olgularda her zaman Allah'a muhtaçtır.

sargon 28-05-2006 20:52

Re: Ateistler kader ve kaza konusunu yanlış anlamaktalar.
 
Şia arkadaşım, kusura bakma, madem Özdemir sensin, tekrar hoşgeldin. Burda da yararlı çalışmalarınla katkılarını bekleriz. Ayrıca sitenin Tefsir bölümünde nuzul sırasına göre Kuran okuma şeklinde bir çalışma yürütüyorum. Oradaki tartışmaya katılırsan -uygun görürsen- sevinirim.

Şimdi bu kader ve kaza konusunu biraz işleyelim. Ben de İslami konuları çok iyi biliyor değilim, okuyorum ve okuduklarımı paylaşıyorum arkadaşlarla.

Kader: Olacak olan şeyleri önceden ilahi olarak belirlenmesi

Kaza: Bu şeylerin olması, gerçekleşmesi, yerine getirilmesi.

Yani şöyle düşünebiliriz. Kaderimiz önceden belirlenmiştir. Diyelim 3 Ocak günü trafik kazası geçireceğizdir. Bu olay olmadan önce de sonrada kaderdir. 3 Ocak günü gelip de olay olunca kaza olmuştur. Yerine getirilmiştir yani. *

Aslında "kaza"ya inanmak sözcüğü bana anlamsız geliyor. Olan olaya inanılmaz ki. Ama kadere inanmak diye birşey olur. Kazaya inanmaktan kastedilen sanırım kaderin gerçekleşeceğine duyulan inanç. Ama zaten kadere inanmak da bu anlama gelir. Neyse geçelim. Peki bu kader nasıl işler ve nasıl kaza haline gelir. Asıl tartışma burda. Burda İslam dünyasında tartışma yaşanmış ve farklı görüşler ortaya çıkmış. Bunları anlamak için şu iki kavramı bilmemiz lazım.

Cebr yada cebir(zorunluluk): Adından da belli, insanların iradesinin olmaması, Tanrının onların kaderini çizmesi demek.

Tevfiz (irade): İnsanın iradesi vardır ve belirleyici olan budur.

Tartışma zorunluluk ile irade arasında oluyor. Yaşadığımız şeylerin ne kadarı zorunluluktur, yani Tanrı tarafından önceden çizilmiştir, ne kadarı irademizle bizim tarafımızdan gerçekleştiriliyor. Burda 4 anlayış çıkmış.

1. Cebriyye, yada mezhebin kurucusu Cehm b. Safvan'ın adıyla anılan Cehmiyye

Bunlara göre mutlak zorunluluk vardır. İnsanın iradesi yoktur. Tümüyle Tanrı tarafından belirlenmiş olanları yapar.

2. Mutezile ve Kaderiyye mezhepleri

Bunlara göre ise mutlak irade vardır. Tanrı tarafından çizilmiş kader yoktur. İnsan kendi yapar ve bundan sorumludur.

Bu anlayışlar zorunluluk ve iradeyi mutlak biçimde almışlar. Bir de bu iki kutubun arasında oluşan iki mezhep daha var. Bunların farkları kutuplardan birine daha yakın olmalarıdır. Bu farklılık kader ve kazayı farklı tanımlamalarından geliyor.

3. Maturidiyye mezhebi

Zorunluluk bu anlayışta daha öndedir, irade daha zayıftır. Maturidiler için kader, Tanrının olacakları önceden bilmesi, zamanı gelince de bunları kaza etmesi yani gerçekleştirmesidir. Yani Tanrı olacakları ezelde bilir, ilim Tanrının bunu bilmesini gerektirir.

4. Eşariyye mezhebi

İrade daha önde, zorunluluk arkadadır. Eşarilere göre kaza, Tanrının olacakları olacağı anda hüküm verip gerçekleştirmesidir. Kader ise önceden değil, olacakları anda dilemiş olmasıdır. Yani eşarilerde Tanrı yine ezeli ilime sahip ama olacaklara son anda karar veriyor. (bu durumda aslında bence olacakları önceden bilmiyor)


Son olarak ilk iki mezhep sünniler tarafından sapkın olarak niteleniyor. Son iki mezhebi kabul ediyorlar.


Kaynak: Şamil İslam Ansiklopedisi

Sanırım iyi özetlemişimdir. Yanlışlık yapmışsam düzeltin lütfen. Şimdi tartışabiliriz kaza ve kaderi.

ŞİA 29-05-2006 10:47

Re: Ateistler kader ve kaza konusunu yanlış anlamaktalar.
 
Sayın Sargon biz İslam'da olması gereken inancı sizlere naklettik.Yazmış olduğun yazıdada sünnilerinde cebr ve tevfiz ortası bir yolu tuttukları tastiklenmiştir.Zira eşarilik ve maturilik sünni mesheplerin kelam ilminde bağlı bulundukları ekollerdir.

Şia'da cebr ve tevfiz ortası bir yolu savunur. Muhammed b. Aclan’ın söyle dediği rivayet edilir. İmam Caferi-i Sadık ’a “Allah herşeyi kullarınamı bırakmıştır”? diye sordum O şöyle buyurdu” Allah her şeyi kullarına bırakmayacak kadar yücedir kerimdir.” “Peki Allah kullarını işledikleri fiillere zorluyormu? dedim “Yüce Allah bir kulu bir şey yapmaya zorlayıp sonra da ona azap etmeyecek kadar adildir” dedi. * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
* * * * * * * * * * * * * * * * * * *Et tevhid s 361 h.6


Şimdi siz Kader ve kaza inancına olan itirazınızı sunabilirsiniz.

sargon 29-05-2006 22:15

Re: Ateistler kader ve kaza konusunu yanlış anlamaktalar.
 
Sevgili Şia, teşekkürler. Kader ve kaza ile ilgili tartışmaya Şii'lerin bakışını da ekleyerek aydınlatmışsın. Ben de Sünnilerin anlayışına benzediğini tahmin ediyordum ama bilmiyordum.

Bir ateist için kader diye birşey yoktur tabii ki. Felsefede determinizm ve iradecilik tartışmaları vardır. İslamiyetteki kader tartışmaları (kader-kaza değil, kazanın felsefede bir anlamı olmaz) felsefedeki bu tartışmaların bir alt başlığı olarak düşünülebilir. Açıkçası felsefe ile yakından ilgilenen biri değilim. Ancak bir miktar biliyorum bu tartışmaları. Buna göre determinizm İslamiyetteki "kader" kavrayışını içine alabilecek ancak daha geniş bir kavrayıştır. Yani neden sonuç ilişkisiyle birbirine bağlı olan olayları da içerir. Tanrı'ya inansa da inanmasa da bir insan determinist olabilir yani. Bu tartışmaya daha fazla girmeyeyim.

İslamiyetteki kader tartışması aslında göredüğüm kadarıyla 7. ve 9. yüzyıllar arasında geliştirilmiş tartışmaların ürünüdür ve sonrasında İslamiyetin donmasıyla beraber bu konular da donup kalmış. Yani 10. yüzyıldan sonra felsefe dünyasında yapılan tartışmalardan tümüyle uzak kalmış, hala bin yıl önce yapılan tartışmalarda kalınmış bir İslamiyet tablosu var ortada.

Bence, kader konusundaki bu 4 akımdan 3 ve 4.sü yani iki kutubun arasında kalan akımlar aslında tutarsızdır. Bir kere kader ve kaza tanımlarını farklı yaparak işin içinden sıyrılmaya çalışmışlar. Bu çözüm değil. Zaten olmadığı için de kafa karışıklığı bugüne kadar sürmüş. Şöyle ki, Maturidiyye'de zorunluluk önde. Yani insanların iradesi var, ama Tanrı da ezeli olan ilmi ile olacakları önceden biliyor aslında. Apaçık çelişik bir bakıştır. İnsanlarımızın çoğu da bu tür bir anlayışa inanır. Allah herkesin kaderini vermiş ama sana akıl da vermiş, kullanasın diye derler. Buna mantıkta çelişki denir. Dolayısıyla yanlış bir akımdır.

Eşariye'ye göre ise zorunluluk arkadadır. Kaza tanımını farklı yapar ve bu sayede olacakların kararına Tanrı o anda karar verir. Yani hüküm verme yetkisi yine Tanrıda kalmıştır ama kaderin önemi azaltılmıştır. Yani son anda hüküm veriliyorsa, ezeli ilim yoktur, kader önceden çizilmemiştir. Buna şöyle itiraz edilebilir. Hayır, kader aslında çizilmiştir ama Tanrı iradesiyle bunu değiştirir, yani insan dua eder, iyilik yapar vs. Tanrıdan kaderini değiştirmesini diler. Tanrı da kabul ederse kader değişir. Am bu durumda da baştaki sorun gerçekte varlığını korur. Tanrı aslında insanın dua edip etmeyeceğini, iyilik yapıp yapmayacağını, dolayısıyla kaderini değiştirip değiştirmeyeceğini bilebilirdi. Eğer bilemiyorsa yine ezeli ilim sahibi değildir. Sonuçta Eşariyye de kendi içinde çelişkili.

Bu iki mezhebin tutarsız olmasının nedeni bence iki kutubu bir anda savunmaya çalışmaları. Bu iki uç bir türlü birleştirilemez. Birleştirme çabaları tutarsız olmaya mahkumdur.

İslam tarihinde şaşırtıcı bir açıklıkla ortaya çıkmış olan akım ise Mutezile bence. Son derece net şekilde kader diye birşeyin olmadığını yada başka deyişle insanın kaderini kendinin belirlediğini ortaya koymuş. Burda Tanrı kader çizici olmaktan soyutlanmış. Kendi içinde tutarlı bir akımdır.

Aslında cebriyye akımı da kendi içinde bir tutarlılığa sahip bence. Herşeyi Tanrı belirler ve insanlar bu kaderi yaşarlar. Bu akımı yanlış tanımlamışsınız gibi geldi bana. Benim okuduğuma göre bu akım da gerici Emevi yönetimine tepki olarak ortaya çıkan akımlardan biri. Yani hem cebriyye hem mutezile Emevilere tepki olarak gelişmiş. Ya da en azından sünniler öyle söylüyor.

Mutezile için: http://www.enfal.de/orta02.htm
Cebriyye için: http://www.enfal.de/orta12.htm

Bir ateist için bunların içinde en ileri akım muteziledir.

29-05-2006 23:27

Re: Ateistler kader ve kaza konusunu yanlış anlamaktalar.
 
Sevgili Şia (Özdemir)
Yazılarını tamamıyla okuyamadım. O kadar eski sözcük var ki anlamak zorlaşıyor. Konu da gereksiz uzayınca daha anlaşılmaz oluyor.

Özetle diyorsun ki: "Yani biz diyoruz ki Ne Allah insanları yapmış olduğu fiileri *yapmalarına zorlamıştır, nede insanları başı boş bırakmıştır".

Bu yaklaşım fazlasıyla insani: "Ne sağcı ne solcu ben orta yolcu" veya "ne sis ne kebap" ama ulvi değil.

Direksiyon şöförün elindeyse ve o da aracı hür iradesiyle sürüyorsa, hakimiyet ondadır. Arabayı çarpar yolcuları heder eder veya adam gibi kullanır gideceği yere gider.

Katil bir adamı hür iradesiyle öldürüyorsa, karşısındakinin kaderini kendi hür iradesiyle belirliyor demektir. Öyle ise eğer yazgı-kader- varsa bu kader en azından öldürülen için katil tarafından belirlenmiştir...

İşte böyle... Daha devam edebilirim ama olayın özü açık sanırım.

Dini inancı olan birinin hür iradeyi kabul etmesi bayağı ilginç...

yorumlarını bekliyorum.

ŞİA 30-05-2006 22:43

Re: Ateistler kader ve kaza konusunu yanlış anlamaktalar.
 
Sayın Mamuli söylediklerinize aynen katılıyor ve tastik ediyorum.

Sayın Sargon Şia'nın düşüncesini rahatlıkla İslam'ın ve Kuran'ın düşüncesi olarak algılayabilirsiniz.Bazı insanlar "Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz. " gibi ayetleri maalesef yanlış yorumlamaktadır.Sanki bu ayetten insanların hür iradeleri ellerinden alınmıştır.Oysa vurguladığım gibi bu gibi, ayetler esasında insanın hür olmadığına değil, insanın Allah'tan bağımsız hareket edemeyeceğine delalet eder.Aynen benzini olmayan arabanın şoförü, benzinsiz arabayı hareket ettiremeyeceği gibi.Bu gibi ayetler esasında Kaderiyecilerin, yani Allah'tan bağımsız hareket edebileceklerini idda edenlerin düşüncelerini çürütmektedir.

Yine bir örnek daha vereyim.İslam'a göre "insana nimet olarak ulaşan herşey Allah'tandır." Bu söz *insanın hür iradesinin elinden alındığına delalet etmektedir.Yani sen ne kadar da çalışırsan çalış,nimet Allah'tan dır.Allah'ın sana taktir ettiği nimetten daha fazlasını elde edemezsin.Oysa ne alakası var.Yağmur nimettir.Yağmur olmadan ne kadar çalışırsan çalış, hasat elde edemezsin.Mermer, demir, petrol, altın, bakır v.s bunlar birer nimettir.Dolayısyla insanın elde ettiği herşey her ne kadar da hür üradeleriyle elde ederlerse etsinler, insana ulaşan bütün nimetler Allah'tandır.Yani bu söz insanın hür iradesini elinden almıyor.


Kusur bizdedir sayın sargon.Bizler Kuran'ı algılayamıyoruz.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:56 .