![]() |
Körelmiş Organlar ve Diğerleri
Sürekli olarak insanın nasıl güzel bir tasarımın ürünü olduğundan bahsedilir. Olabilecek en güzel şekilde tasarlandığı, her şeyinin yerli yerinde olduğu ve intense daha iyisinin yapılamayacağı gibi fikirler yaratılışçılar tarafından süreki empoze edilmeye çalışılır. Peki durum gerçekte böyle midir?
Bu başlıkta, insan vücudundaki işlevsiz organları, hatalı konumlanmaları, yani evrimsel süreç içerisindeki hataları işlemeye çalışacağım. Amacım, insan vücudunun bir tasarım olamayacağı, olsa da ancak bir aptalın tasarımı olabileceğini göstermek. Hazırsak başlayalım: GÖZ: Yaratılışçılar, insan gözünün olasılıksız olduğunu ve ancak bir tasarımcının elinden çıkabileceğini iddia ederler. Bakalım gerçekte de böyle mi? Öncelikle gözün yapısını incelemekte fayda var: Şekil 1: İnsan Gözü http://img198.imageshack.us/img198/8356/26359746.jpg Şimdi de gözün arka tarafında ayrıca verilmiş olan retina yapısına daha yakından bakalım: Şekil 2: Retina http://img193.imageshack.us/img193/4636/retina.jpg Gözün çalışma prensibini kısaca özetleyecek olursak; Cisimden gelen ışık korneadan geçerek göz bebeğine buradan göz merceğine iletilir. Göz merceği ışığı retineya iletir buradan görme sinirlerine aktarılır ve beyindeki görme merkezinde görüntü yorumlanır. En kaba hali ile görme olayı bu şekilde gerçekleşir. Ancak burada değinmek istediğim nokta retinada ışığa duyarlı kısım olan koni(cone) ve çubuk(rod) hücreleri. Yukarıdaki şekillerde de açıkça görüldüğü gibi bu hücreler retinanın en gersinde konumlanmışlardır ve geriye doğru bakmaktadırlar. Bu hücreleri(fotoseller) beyne bağlayan sinirler ise retina yüzeyindedirler ve ışık, bu hücrelere ulaşmak için bu damar yığınından geçmek zorundadır. Bu damarların retine yüzeyinde bulunması sonucunda, gözde kör nokta adı verilen kısım meydana gelmiştir. Ancak bu kadar olumsuzluğa rağmen, göz görme olayını başarılı bir şekilde icra eder. Bunun nedeni ise beynin ve gözün kalan kısımlarının bu hatayı telafi edecek şekilde evrilmesidir. İsterseniz, Alman Bilim İnsanı Herrman von Helmholtz'un konu ile ilgili fikirlerine de bir göz atalım: Eğer bir optikçi bana tüm bu kusurlarla dolu aleti satmaya çalışsaydı, kendimde, ihmalkarlığından ötürü onu sert bir dille eleştirip ürünü geri iade hakkını görürdüm. Zira göz, optik bir alette bulunabilecek her türlü kusura, hatta kendine özgü ek bir kaç kusura sahiptir. Ama tüm bu kusurların üstesinden o derece gelmiştir ki, kusurların varlığından kaynaklanan görüntü bozukluğu, (olağan aydınlatma koşulları altında) retinadaki konilerin boyutları tarafından duyuların hassaslığına konmuş olan limitleri nadiren aşar. Ama gözlemlerimizi daha farklı koşullar altında yaptığımızda derhal kromatik sapıncın, astigmatizmin, kör noktaların, damarlı gölgelerin, ortamın kusuru şeffaflığının ve saydığım diğer tüm hataların farkına varırız. Elimden geldiği kadar konu hakkında bir şeyler yazmaya çalıştım. Konu hakkında çok fazla bilgim olmaması nedeniyle hatalarım olabilir. Bu nedenle şimdiden kusuruma bakmayın diyorum. Bir daha ki yazımda, yine bu başlık altında "Geri Dönen Gırtlak Siniri" konusunu işlemeye çalışacağım. 20'lik Diş, Apandisit vb. organlar da yine bu başlık altında incelenecektir. Katkıda bulunmak isteyen arkadaşların, yukarıdaki gibi açıklamaları ile birlikte istedikleri konuları bu başlık altında yazmalarından memnuniyet duyarım. Diğer Organlar ve Yazılar: Vas Deferens ------------(Sayfa 3) 20 Yaş Dişleri -----------(Sayfa 3) İnsandaki Vücut Kılları --(Sayfa 3) Körelmiş Kaslar----------(Sayfa 3) Atların Körelmiş Parmakları---(Sayfa 7) |
Iyi bir TASARIMCI benim miyop olmamami saglardi, biktim su cemakenlerden yahu:mad:
|
Geri Dönen Gırtlak Siniri(Recurrent Laryngeal Nerve):
Bu sinir, doğrudan beyinden çıkan sinirlerden biri olan "vagus"un kollarından biridir ve gırtlak için motor fonksiyon ve algılama kaynağıdır. Özellikle tiroid bezi ile yakın ilişkili bu sinir, tiroid bezinin alınması sırasında zarar görmesi durumunda konuşma bozukluğuna ya da konuşma yitimine neden olabilir. Şekil 1: İnsanda Geri Dönen Gırtlak Siniri (Kırmızı Rekli Olan) http://img268.imageshack.us/img268/3347/gray622.jpg Yukarıdaki şekilde de açıkça görüldüğü üzere, sinir, soluk borusunun sağ ve sol akciğere gitmek üzere ikiye ayrıldığı noktada geriye doğru bir çıkış yapmaktadır. Buradan da doğruca gırtlağa çıkar. Ortalama 20 cm civarında bir uzunluğa sahiptir. Ancak, bu sinirin simetriğinde bulunan ve sağ fagustan ayrılan gırtlak siniri, soldakinin aksine yolu uzatmadan doğrudan gırtlağa ulaşır. Peki, soldaki geri dönen gırtlak sinirinin böyle dolambaçlı bir yol izlemesinin nedeni nedir? Var olduğu iddia edilen tasarımcının dalgınlığı ya da dikkatsizliği sonucunda mı bu hale gelmiştir yoksa evrimsel bir geçmişe mi sahiptir? Bir kaç desimetrelik bu dolambaç göreceli olarak kimilerine fazla uzun gelmeyebilir. Ancak aynı sinirin bir zürafada da bulunması ve burada kat edilen mesafenin 4-4.5 metreye kadar çıkması şayet bir tasarımcı var ise çok da akıllı olmadığını olmadığını gösterir. Şekil 2: Zürafada Geri Dönen Gırtlak Siniri http://img695.imageshack.us/img695/9509/zrafa.jpg Akıllı bir tasarımcı olması ihtimaini bir kenara bıraktığımıza göre, sanırım artık evrimsel geçmiş ihtimalini göz önüne alabiliriz. Canlılığın suda başladığı düşünülürse, bakmamız gereken yerin balıklar olduğunu görürüz. Balıkların kalbi, bizim dört odacıklı kalbimizden farklı olarak iki odacıklıdır ve kanı, karın aortu denilen merkezi bir atardamardan pompalar. Karın aortu, her iki taraftaki altı solungaca giden, (en fazla) altı kol çiftine ayrılır. Daha sonra kan, zengin bir şekilde oksijenle bağlanacağı solungaçlardan geçer. Solungaçlardan sonra, yine altı çift kan damarı tarafından toplanan kan, sırt aortu denilen ve balığın ortasından geçen tek bir büyük damarda birleşerek vücudun geri kalanına dağılır. Altı solungaç atardamarı çifti, balıklarda bizde olduğundan daha bariz olan, omurgalıların bölütlenmiş vücut planına bir kanıttır. Büyüleyici bir şekilde, (detaylı anatomileri incelendiğinde görüleceği üzere) "gırtlak kemerleri" açıkça atasal solungaçlardan türemiş olan insan embriyosunda ise bu çok barizdir. Elbette bu kemerler solungaç işlevi görmemektedirler, ama beş haftalık insan embriyoları solungaçlı minik pembe balıklar olarak kabul edilebilirler. Şekil 3: Köpekbalığının Vagus Siniri http://img691.imageshack.us/img691/6998/sharkt.jpg Fazla detaya girmeden konuya geri dönecek olursak, balıklarda bulunan vagus sinirinin son üç solungacı besleyen kollara ayrıldığı ve bu sebeple bu kolların, ilgili solungaç atardamarının arkasından dolaşmasının son derece doğal olduğudur. Bu kollarda "geri dönüş" falan yoktur, mümkün olan en doğrudan ve mantıklı yolla hedeflerindeki organlara erişirler. Sudan karaya ve buradan da memelilere evrim sırasında, boyun ortaya çıkarken solungaçlar değişime uğtayarak tiroid bezi, paratiroid bezleri ve gırtağı oluşturmuşlardır. Geçmişte solungaçlara hizmet etmekte olan kan ve sinir damarları ise artık bu farklı bedensel parçalara hizmet etmeye başlamışlardır. Bu yeni öğrelerin evrimi sırasında damarlar da bu organlara uyum sağlayacak şekilde değişime uğramaya başlamışlardır. İşte bu değişimler sırasında birbirleri ile olan sıralı ilişkileri de ortadan kalmıştır ve boyun ile birlikte karmaşık bir yapıya bürünmüşlerdir. Geri dönen gırtlak siniri de bu karmaşada payına düşeni almıştır. |
Apandis
Apandis
İnsan vücudunda kalın bağırsak ve ince bağırsağın birleşme noktasına yakın bir bölümde bulunan, yaklaşık 10 cm boyuta sahip kese şeklinde bir organdır. Zengin kan damarları ve özel histolojik yapısı nedeniyle körelmiş bir organ olmadığı iddia edilse de kanıtlanmış bir işlevi bulunmamaktadır. Apandis hakkında bir yargıya varmadan önce hakkında önsel bir bilgiye ve evrimsel süreçteki yerine bakmak gerekir. Apandis, ince bağırsak ve kör bağırsağın birleştiği yerdeki parmak boyutlarındaki bir organa verilen isimdir. Genel olarak 2-8 inch boyutlarında olsa da bir inch’den küçük ya da 1 ayak(foot)’dan büyük olabilir. En büyük olduğu zaman kişinin çocukluk çağıdır ve yetişkinlik çağı boyunca küçülür. Apandis sadece insanlarda bulunan bir organ değildir. İnsan, şempanze, orangutan, goril ve jibonları(asya maymunu) da içine alan tüm insansı maymunlarda bulunur. Bizlerde bulunan apandis, primat atalarımızda bulunan daha uzun bir otçul körbağırsağın değişime uğramış halidir ve bu bakımdan evrimsel bir iz olma özelliğini taşır. Pek çok omurgalıda, körbağırsak, zenginleşmiş mukozal lenfatik dokulu ve bitkilerin sindirimi için özelleşmiş büyük, karmaşık bir mide-bağırsak(gastrointestinal) organıdır. Bu organın büyüklüğü türlere göre değişim göstermektedir. Örneğin koala gibi bazı türlerde tüm sindirim sisteminden daha uzun bir yapıya sahip olabilir. Otçul memelilerde körbağırsak bitkilerin yapısında bulunan selülozu sindirmekle görevlidir. Selülozu sindirebilecek enzimler salgılayan simbiyotik bir bakteriye ev olarak bu görevi yerine getirir. Omurgalıların karşılaştırmalı anatomisinde, uzun süreden beri insan apandisinin ve memeli kör bağırsağının sonunun yapısal olarak benzer(türdeş) olduğu bilinmektedir. Tabi ki, apandis ve kör bağırsağın sonu benzer olabilirler ve farklı işlevleri olabilir. Kör bağırsağın sonu olarak, insan apandisi aynı zamanda “kör kese” adına sahiptir ve bir diğer adı da “gerçek sekal apeks(true caecal apex)”tir. Pek çok omurgalı, memeli ve özellikle primatta sindirim sistemi içerisinde körbağırsağın sonu ve apandis aynı yakın pozisyonu paylaşır. Her ikisi de benzer yapı ve forma sahiptir, her ikisi de zengin lenfatik dokulu kör keselerdir, her ikisi de ortak gelişimsel kökene sahiptir ve aşağıda da açıklanacağı üzere primatlarda her ikisi de ara maddelerin kapsamlı bir dizisi ile bağlıdır. Apandisin Bazı Olası İşlevleri: Tıp tarihi boyunca apandis için pek çok olası işlev önerildi, incelendi ve çürütüldü. Bunlar arasında ekzokrin, endokrin ve nöromüsküler işlevler de vardır. Bugün ise, tıp otoritelerinden oluşan ve giderek büyüyen bir fikir birliği, apandisin en olası işlevi için gastrointestinal bağışıklık sisteminin bir parçası olduğunu düşünmektedir. Apandisin bağışıklık sisteminin bir parçası olduğundan şüphelenmek için pek çok akla yatkın argüman mevcuttur. İnsanda ve diğer primatlarda kör bağırsağın kalanı gibi apandis de zengin bir damar yapısına, lenfoide sahiptir ve normalde gut-ilişkili lenfoid doku ile ilgili olan bağışıklık sistemi hücreleri üretmektedir. Tavşan ve fare gibi hayvanlara ait modellerde ise apandis memeli mukozal bağışıklık fonksiyonuna dahildir. Hayvan araştırmalarında, apandisin genç jüvenillerde bağışıklık sisteminin uygun gelişiminde yer aldığı yönünde sınırlı kanıtlar vardır. Ancak, evrim karşıtı literatürde okutulanın aksine, apandisin, insanda, tek başına bir organ olarak, bağışıklık sisteminde özel bir işlevi olduğunu gösteren hiçbir kanıt yoktur. Douglas Theobald, Ph.D. The vestigiality of the human vermiform appendix. İsimli çalışmasının özet tercümesidir.Yazının geniş haline ve referanslara ulaşmak için:http://www.talkorigins.org/faqs/vestiges/appendix.html _________________________________________________ Vas Deferens Vas deferens, testislerin üzerinde bitişik şekilde bulunan spermi epididymis'den alıp ejakülatör kanala(ejaculatory ducts) taşıyan kanalın adıdır. Sağ ve sol epididymis'den çıkan iki kanal vardır ve ejakülatör kanalda birleşirler. Bu nedenle her bir Vas Deferensin uzunluğu 30 cm kadardır. Ejakülatör kanal ise spermi penise kadar taşımaktadır. Buraya kadar anlatılan bölümde herhangi bir ilginçlik yok gibidir. Ancak Dikkatli okunduğunda testislerin hemen üzerinden çıkan bu kanalın spermi penise taşıyacak olan ejakülatör kanala ulaşması için 30 cm kadar bir yol katetmesi gerektiği görülecektir. Testisler ve penis konum bakımından incelendiğinde uzunlukta bir hata olduğu düşünülebilir. Ancak verilen uzunluk ortalama da olsa doğrudur. Burada sorun, vas deferens kanalının izlediği yoldadır. Aşağıdaki şekil incelenecek olursa anlatılmak istenilen durum daha iyi anlaşılacaktır: http://img41.imageshack.us/img41/9830/vasdeferens.jpg Şekilden de rahatlıkla görüleceği gibi vas deferens, epididymis'den çıkıp aşağıdan ejakülatör kanala kısa yoldan ulaşabilecekken, yukarı tırmanarak üreterin etrafından dolanmaktadır. Aşağıdaki şekli incelersek, vas deferensin izlediği, bir tasarım olsaydı izlemesi gerekeni ve izlediği yolun evrimsel geçmişini görebiliriz: http://img233.imageshack.us/img233/7...sdeferens2.jpg (1) ile ifade edilen, vas deferensin gerçekte izlediği yoldur. (2) ile ifade edilen ise mükemmel bir yaratıcının tasarımı sonucunda izlemesi düşünülen yoldur. İki durum arasındaki fark incelendiğinde, mükemmel bir tasarımcıdan ya söz edilemeyeceği görülmektedir. Bir tasarımcının olduğunun düşünülmesi bile bu tasarımcının tasarımdan anlamayan biri olduğu fikrini ortaya çıkarır. Ancak olaya evrimsel açıdan yaklaşıldığında testislerin vücut içinden şimdiki konumlarına doğru inmişler ve bunu yaparken de, üreterin etrafından dolanmışlardır. Testislerin neden er bezleri torbalarına taşındığı kesin olarak bilinmese de, en muhtemel nedenin spermlerin sıcağa dayanıksız olması ve vücut içerisinde yapılarının bozulmaya uğraması olduğu düşünülmektedir. Nedeni ne olursa olsun, sonuçta geri dönen gırtlak sinirinde olduğu gibi akıllı ya da mükemmel olarak nitelendirilebilecek bir tasarımcının elinden çıkması beklenmeyecek bir durum söz konusudur. |
resimlerden bakıldığında gerçekten apandist köreliyormuş gibi geldi bana. gerçekten güzel yazıymış, çeviri için teşekkürler
|
Istatistik cok hos bir konu olmus, emegin icin tesekkurler..
|
Çok teşekkür ederim arkadaşlar. İnsanda bulunan 1-2 organı daha ekleyip ardından hayvanlardaki organlara değinmeye çalışacağım. Sizlerin de katkısını herzaman beklerim.
|
Alıntı:
|
sevgili istatistik, aslında insan için verilebilecek çok örnek var. vücudumuzdaki tüylerimiz, kulakların oynatılabilmesi, korku-heyecan-ürkme, küçük parmaklar gibi. gerçi ben hatadan ziyade evrime kanıt olarak yazdım:)
|
Alıntı:
Resmi incelerseniz retinal kan damarlarının da iddia edildiği gibi arka tarafta değil gözün içerisinde olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz. Bu bakımdan yazıdaki iddia geçersizdir. Bunun dışında Prof. Michael Denton yazıda bahsedildiği gibi moleküler biyolog değil biyokimyacıdır. |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:37 . |