![]() |
Kur'an'ın Kaynakları
Şu sıralar Kur'an'ın kaynaklarıyla ilgili çalışmalar yapıyorum.Aslında bu uzun zamandır planladığım birşey fakat son zamanlarda bir isteksizlik vardı içimde,bloğuma ve de forumlara yazı yazmaya acayip üşeniyordum ama artık üzerimdeki ölü toprağını atmaya karar verdim.
Bunun için de çalışmamın çok küçük bir kısmını oluşturan bir konu açmaya karar verdim.Aslında böyle küçük bir konu açmak istemiyordum,çalışmamı tamamlayıp,yazılarımı bir -e kitaba toplayıp,başlık olarak açacaktım ama yararlandığım en önemli kaynak Turan Dursun'un ''Kutsak Kitapların Kaynakları I-II-III'' isimli kitabı gerçekten önemli olduğu için tamamlanması biraz uzun süreceğe benziyor.Okuduğum kitaplarda önemli gördüğüm,çalışmalarımda kullanacağım yerleri işaretlerim ama bu kitap o kadar önemli bilgiler içeriyor ki neredeyse tümünü işaretlemişim,Kur'an'ın kaynaklarıyla alakası olmayan yerler dahil. O yüzden tüm işaretlediğim yerleri okuyup öyle nete aktarmam gerek.Tarayıcı da olmadığı için haliyle zor oluyor.Neyse bu kadar gevezelik yeter,bu konuyla ölü toprağımızı silkeleyelim ve çalışmalarımıza devam edelim :) -------------------------------------------------------------------------- Eski Mısır anlatılırken dinde yenilik getirdiği belirtilen bir Firavun'dan söz edilir: 4.Amenophis(Amenhotep) en son adıyla Akhenaton(İ.Ö 14. yüzyıl). Konunun uzman araştırmacı ve incelemecilerinin anlattıklarına göre,bu Firavun Mısır'da inanılan tüm Tanrıları bıraktırıp ''bir tek Tanrı''ya ''Aton''a inanıp bağlanmayı buyurmuş. Weigall çevirisinin bir Arapça çevirisinden,bu Firavun'uın Aton'u nasıl anlattığını,O'na nasıl seslendiğini;Türkçeye aynen çevirmeye çalışarak sunayım; Ne güzeldir tanyerinin ağarması gök çizgisinde belirirken! Ey yaşayan!Ey yaşamın başlangıcı olan Aton! Doğunun çizgisinde doğup belirirken,yeryüzünün her kesimini güzelliğinle doldurur,donatırsın! Güzelsin sen,büyüksün!Yeryüzünün yükseklerinden ışınlarını gönderirken;tüm yöreleri ve yarattığın her kesimi kaplarsın onlarla. Ra(güneş tanrısı) da sensin!Tümünü sana tutsak yaratıklara döndürürsün sen! Tümünü bağlarsın kendine sevginle! Çok uzaklardasın evet!Ama işte ışınların yeryzünde!Çok yükseklerdesin evet!Ama işte gündüzler,seni analtan izler! Sen yitip gittiğinde göğün batı çizgisinde; Artık yeryüzü bir ölüdür karanlıklar içinde! Herkes uyumakta odalarında. (...) Aydınlık olur dünya; Sen doğduğunda ufukta. Gündüzle parladığında; Saldığında ışınlarını, Sevinç günüdür artık Mısır'ın iki yakasında da... (...) Hayvanlarını otlaklarında otlar bulursun, Ağaçlar,bitkiler gelişmekteler, Kuşları görürsün sazlıklarında, Kanat açıp seni yüceltmekteler. (...) Bir aşağı bir yukarı yürür gemiler, Sen ki doğdun artık yollar açıktır, Balıklar ırmaklarında dans eder önünde, Işınların büyük yeşil denizin göbeğinde parlar. Ey kadında yaşam suyu yaratan! Erkeğinkine yavru tohumu katan! Ve yaşatan yavruyu ana karnında, Döllükte bile ağlar diye avutan, Bakanına soluk veren,güç veren, Gövdesinden ayrıldığı gün. Ve sensin ağzını açıp söze başlatan, Sensin gereklerini gören,gözeten! Yumurta kabuğunda bir ses mi var? Belli ki soluk verdin ona yaşasın diye Gücü de verdin,kendini toparlar, Kabuğunu kırar ve çıkar. Tüm gücüyle bağırır artık, Ayakları üstünde gezen bir yaratık, Bir durur Ve kabuğundan çıktığı yerden başlayıp yürür! (Ey Aton!) Nice nice yarattıkların var, Kimini hiç göremeyiz,perdeliler onlar. Ey tek olan Tanrı! Ey başkasında olmayan gücü bulunan! Dünyayı gönlünce yarattın, Teksin de ondan! İnsanları,hayvanları da yarattın büyük-küçük, Tüm yeryüzündekileri: Ayakları üstünde yürür durular, Ya da yükseklerde uçup kanat çırparlar. Yabancı yöreleri de: Suriye'yi,Quş'u(Kush'u), Ve Mısır topraklarını... Her toplumu sen yerleştirdin yerli yerince, Sen karşılarsın gerekleri olunca. Herkesin gerekli yeteneği var, Herkes belirli güne dek yaşar. İnsanların konuşma dilleri ayrı, Yapıları,yapı özellikleri ayrı, Öyle yarattın sen toplumları:Ayrı ayrı. Tüm ülkenin Tanrı'sısın sen,kendileri için doğan, Sen gündüz güneşi,sen büyük,korku salan, En uzak ülkelerde bile... (Ey Aton!) Gönlümdesin sen! Başkası değil;yalnızca ben seni tanırım gerçekten! Oğlun Akhenaton'dur bilen-tanıyan. Sensin onu hikmetli(bilgili) kılan. O,senin gücünle,senin yolunda, (Ey Aton!) Tüm dünya senin elinde! (...) Dünyayı sensin yaratan, Oğlun için ayakta tutan. O ki senin gövdendendir. Yukarı ve Aşağı Mısır'ın kralıdır o, Hakkı ayakta tutan,iki yakanın da efendisi. (...) J.H Breasted,bu şiirler üzerine şunları açıklar; Güneş Tanrısını(Aton'u) ululamak için Akhenaton'un,bizzat kendisnin yazdığı bu şiirler,onun inancının enginliğini ve güzelliğini,bu genç kralın Tek Tanrı2ya olan inancını dile getirir.Bu Tek tanrı,dünyadakileri yaratmakla kalmamış;çeşitli türleriyle,Mısırlısı ve yabancısıyla tüm insanları da yaratmıştır.Aton; çok acıyan,kayıran,koruyan,tüm yarattıklarına kol kanat geren ve gereklerini gören bir ''baba''dır.Yarattıkları da bunun bilincindedir.Kuşlar bile,sazlıkta uçarlarken,kollarını yukarıya kaldırıp ellerini açarak şükrünü belirtmeye çalışan dindar insan gibi,onun için kanatlarını açarlar.Bu benzetme şiirde de vardır. Alıntı:
Kahire Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ahmet Çelebi ''Garplı Tarihçiler,Musanın vahdaniyet(tek tanrı) fikrini, 4. Amenofis(Akhenaton)'dan aldığını kabul ederler'' diyor. Eski Mısır Tarih ve Medeniyeti'nin yazarı Prof. Dr. Afet İnan da,Arthur Weiagll'e dayandırarak şunları yazar: ''Musa Peygamber'in tarihi bir şahsiyet olduğunu,Mısır'da bu din reformu zamanında yaşamış ve bu fikirlerden mülhem olmuş olduğunu kabul ederler.'' Musa'nın tarihte yaşamış bir kişi olamayacağını ileri sürenler de yok değil.Voltaire de,Felsefe Sözlüğü'nde,kendine özgü üslupla bu görüşte olduğunu belli eder. Musa gerçekten yaşamış bir kişiyse ve bir ''Mısır Firavunu'' olarak ''Tek Tanrı inancını'' başlatıp yerleştirme çabasını göstermiş olan,yukarıdaki ateşli seslenişlerin sahibi Akhenaton zamanında yaşamışsa,ondan etkilenmemiş olması kolay kolay düşünülemez.Musa'nın yaşadığı ileri sürülen tarih,olaylarla karşılaştırılıp incelendiğinde bu Tektanrıcılığın kurucusu sayılan Firavun'un dönemine rastlıyor bulunur.Böyle olunca da,''Musa,Tektanrıcılık düşüncesini Akhenaton'dan almıştır!'' yargısı doğal. Sigmund Freud(1856-1939) da bir psikoloji bilgini olarak konuyla ilgilenmiş ve yaşı 80'i aştığı sırada ''Musa ve Tektanrıclık adlı kitabını yazmış.Bu kitapta Firavun Akhenaton'un Aton Dini için şöyle der:''Bu insanlık tarihinde Tek Tanrı dininin ilki ve en saf olanıdır''. Freud da, kutsal kitapalrdaki Tanrı'nın kaunağını burada bulur.Ayrıca,Musa'nın söz konusu Firavun zamanında yaşamış bir Mısırlı,Aton'u benimsemiş bir prens olabileceğini düşünür.Şöyle der; Alıntı:
Yahudi Tanrı'sının başka toplumların tanrılarından da nitelik aldığı görülür; Örneğin Ken'anlıların(Fenikelilerin) Tanrı'sı: ''göklerin efendisi,Yağmurların göndericisi ve fırtınalara egemen olan'' Ulu ''Ba'l'' ile aynı nitelikleri paylaşır olmuştu. 1929 yılında Fenikelilerin liman kentlerinden Ugarit'in bulunduğu yerde(Suriye'nin kuzey kesiminde,Ras Şamra höyüğünde),eski din ve mitoloji yönünden çok önemli bilgileri içeren yazıtlar ortaya çıkarıldı.Bu yazıtlar, ''Ugarit metinleri'' diye de anılır kitapalrda.Ve bunların İ.Ö 1400'lere ait olduğu belirlenmiştir. İşte bu metinlerdeki Tanrı Ba'l ile,Tevrat'ın Tanrı'sına aynı niteliklerin verildiği görülmekte: Ugarit metinlerinde ''Ba'l'', ''bulutlara binen'' diye nitelenir.Tevrat'ın Mezmurlar bölümünün 68:4 ayetinde de şöyle denir:''Tanrı'ya ilahi okuyun,adına terennümde bulunun.O,buluta binip çöllerden geçen yol hazırlayın!'' Ugarit yaztılarına göre, ''gök gürültüsü'',Tanrı Ba'l'in sesidir.Tevrat'ta,Eyub,37:2-5 ve Mezmurlar, 29:3-5'te analtıldığına göre ise ''gök gürültüsü'',Yahudi Tanrı'sının ''sesi''dir.Kur'an'da ''Ra'd'' (gök gürültüsü) Suresi'nin 13. ayetinde de ''gök gürültüsü''nün, ''Tanrı Uyarısı''nı yansıttığı bildirilir. Lübnan doğumlu Profesör Philip Hitti,Tevrat'taki 29. Mezmur'un tümüyle,''Ken'an''(Fenike) kökenli olduğunu yazar. Ugarit metinlerinde ''levyaten''(leviathan) diye bir yılandan söz edilir ve bu ''canavarı'' Tanrı Ba'l'in öldürdüğü analtılır.Tevrat'ta da İşaya,27:1'de aynı adlı bir yılandan söz edilir ve onu,''Rabb''in yani Yahudi Tanrı'sının öldürdüğü analtılır. Ba'l sözlük anlamıyla ''efendi'' demektir. Çok ilginçtir ki bu sözcük Kur'an'da da aynı anlamda kullanılır:Saffat Suresi'nin 125. ayetinde Tanrı Ba'l için kullanılırken,birçok ayette de ''karının kocası'' anlamını içerir.Yani Kur'an'da da ''erkek olan Tanrı,Baba Tanrı'' kocaları karıları için hem efendi yapmakta,hem de yine karıları için bir çeşit Tanrı niteliğinde göstermekte. Yahudi toplumu Filistin'e döndüğünde(İ.Ö 13 yüzyılda),komşu oldukları Ken'anlılar(Fenikeliler),çok ilerlemişlerdi.Bu tarihten 1600-1700 yıl önce bile,onlar önemli kentler,limanlar,ticaret merkezleri kurmuşlardı.''Efendi'' anlamlı Tanrıları Ba'l de onların üretim ilişkilerine uygun nitelikteydi,''bolluk,verimlilik Tanrı''sıydı.Buna uygun olarak uydurulan bir de efsanesi vardı.Uzun ve acıklıydı efsane.İnanırları, yaz sıcaklarının bitkileri kavurup kurutmasını, Ba'l'in ölümüyle,bitkilerin yağmur mevsiminde yeniden yeşermesiniyse,onun dirilmesiyle açıklarlardı.Töreleri,törenleri de vardı bununla ilgili.Yerleşik aşamaya geçen Yahudiler de Ba'l'e ilgi duydular.Onlar da Tanrılarını zamanla ''efendileştirip'' Ba'l'le özdeş duruma getirdiler.Yani Yahudi Tanrı'sı da ''bolluk,verimlilik'' Tanrısı oluverdi.Oysa,Arap mitolojisi yazarlarından Dr. Muhammed Abdulmuid Han'ın anlatımıyla ''yoksulluğun Tanrı'sıydı yalnızca.Ken'anlıların ''efendi'' Tanrılarını Yunanlılar da almışlar,ona ''Adonis''(adon=efendi) adını vermişlerdi.Adonis de ''bitkilerin,verimliliğin'' Tanrı'sıydı ve aynı efsane onun için de geçerliydi.Sümer Tanrılarından Dumuzi de Samilerde ''Tammuz''(Temmuz) diye adlandırılmıştır ki,bu sözcük de ''efendi'' anlamına gelir.Geçerli olan efsane,aynı efsane... Yahudi toplumunun Tanrı'sını kendisiyle özdeş duruma getirdiği Ba'l,aslında bir ''güneş tanrısı''ydı.Ken'anlılar,Mezopotamya'dan almışlardı onu.Orada ''Bel'' diyenler de vardı.Eski Babil'in en büyük üç Tanrısından biri olan ünlü ''Marduk'' da ''güneş tanrısı''ydı.Ve o,''Ba'l''den başkası değildi.Eski Babil'deki Şamaş(şems=güneş)(Sümerlerde Utu) da ''güneş tanrısıdır''. Demek ki,eski çağlarda toplumlar,üretimlerine,yaşamlarına göre yaratmışlar tanrılarını.Gerek gördüklerinde de birbirlerinden ''kopya'' gibi almışlar. Ve demek ki Yahudiliğin,Hristiyanlığın ve Müslümanlığın kutsal kitaplarındaki ''Tanrı'',''erkek'' Tanrı,''baba'' Tanrı,''efendi'' Tanrı da: eski çağların değişik ülkelerinde yaratılma ve değişik toplumlardan gelmedir.Eski Mısır'dan,Ken'anlılardan,Mezopotamya toplumlarından... Zaman zaman değişimlere de uğratılarak sokulmuştur kutsal kitaplara...Ve ''Tanrı''nın niteliğindeki değişmeler,bu kitaplarda da sürmüştür. Çıkan önemli sonuç da şu: Söz konusu ''Tanrı''nın kaynaklandığı Tanrı: eski Mısır'da da,Ken'an(Fenike) illerinde de (Akdenizin doğu kıyılarında),Mezopotamya'da da güneş tanrısıydı. Sözü edilen Tanrı'nın döne dolaşa güneş kültüne(güneş dinine) dayandığı görülüyor açıkça. Dinler,tarihleriyle,elde edilen belgeleriyle ''karşılaştırmalı'' olarak ve ''çıkar hesapları''ndan,bağnazlıklardan uzak kalınarak incelendiğinde gerçek hemen görülür:Kitaplı dinlerin Tanrılarına da,şeriatlarına da ''güneş ve ay'' kültleri kaynak olmuştur.Dahası,bu dinlerdeki birçok ''ibadet'' biçimleri,dinsel töreler,gelenekler: ''güneş'' ve ''ay'' kültlerinden,hemen hemen aynen alınmışlardır. Kaynak:Turan Dursun:Kutsal Kitapların Kaynakları I-II-III Benim Notum Burada dikkat çekmek istediğim önemli nokta ''Musa'nın Yahudi değil Mısır'lı oluşudur''.Bu nokta bize bir mitin,ünlü Akad Kralı Sargon'la ilgili bir mitin neden Musa'ya uyarlandığını tüm çıplaklığıyla gösteriyor. Mit şu; Alıntı:
Yahudilikte ise bu olay şöyledir; Alıntı:
|
Eyyub'un Sağlığına Kavuşması Sad:41-43= (Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyûb'u da an. Hani o, Rabbine, "Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu" diye seslenmişti. Biz de ona, "Ayağını yere vur! İşte yıkanacak ve içecek soğuk bir su" dedik. Biz ona tarafımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını bahşettik. ---------------------------------------------------------------------------------- Akıl sahiplerine bir öğüt olsun diye bunu sağlamış,''Ulu Tanrı''!Görüyorsunuz,''din-bilim'' şarlatanlarının sık sık sözünü ettikleri ''Kur'an'ın akla seslenişi'' nasıl bir sesleniş gerçekte!''Eyyub Masalı'' ve ''akıl''!Ne de güzel bağdaşırlar değil mi?! Masala Kur'an'ın yaptığı eklemeye göre,Eyyub'a Tanrı ''ayağını yere vur'' demiş.O da söyleneni yapınca bir ''su'' çıkmış yerden.Bu sudan içince ayrıca suyun içine girip yıkanınca tüm hastalıklardan kurtulmuş. Tevrat'ta olmayan bu ayrıntıyı Muhammed nereden bulup eklemiş olabilir?Kimbilir! Ama tahmin yürüten var: Doğubilimci Hırschfeld,görüşünü şöyle açıklar; Alıntı:
Buhari'nin de yer verdiği bir hadise göre Peygamber şunları anlatıyor; Eyyub çıplak yıkanıyordu.Birden altından çekirgeler* üşüştü üzerine.Ve Eyyub başladı,bunlardan avuç avuç alıp (kıyıdaki) giysisinin içine toplamaya.O sırada Tanrı'sı Eyyub'a seslendi:''Ey Eyyub! Ben seni şu gördüğün altından çekirgelere ihtiyaç duymayacak kadar zengin kılmadım mı?'' Evet Tanrım diye karşılık verdi Eyyub:''Gücün için ant içerim ki,beni çok zengin kıldın.Ancak senin bereketine gereksinim duymayacak ölçüde zengin olamam!'' *''Altın'' çekirgeler,bildiğiniz altın madeninden. Turan Dursun:Kutsal Kitapların Kaynakları I-II-III |
Kanın Yasaklanma Sebebi ve Kökeni Kur'an'da kan yasaklanmıştır,Kur'an'da yasaklanmasının nedeni ise büyük ihtimalle Tevrat'ın tesiri altında kalmasından dolayıdır,çünkü Tevrat'ta da yasaktır kan yemek,içmek..Bir etin kaşer(helal) olabilmesi için kandan tamamen arındırılması gerekir.Eti kandan arındırmak için bir dolu teknik vardır.İsteyen olursa bu teknikleri yazarım fakat şimdi gereksiz görüyorum. Öncelikle Kur'an'dan ayetleri görelim; Bakara:173=O, size ölüyü (leşi)- kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı kesin olarak haram kıldı. Fakat kim kaçınılmaz olarak muhtaç kalırsa, taşkınlık yapmamak ve haddi aşmamak şartıyla (ölmeyecek oranda yiyebilir), ona bir günah yoktur. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.. Tevrat'ta ise yasaklanmasının nedeninin ''kanın ete can vermesi'' olduğu söyleniyor; Levililer.3=17:Hayvan yağı ve kan yemeyeceksiniz.Yaşadığınız her yerde kuşaklar boyunca bu kural hep geçerli olacak. Levililer.7=26-27:Nerede yaşarsanız yaşayın,hiçbir kuşun ya da hayvanın kanını yemeyeceksiniz.Kan yiyen herkes halkımın arasından atılacak. Yasanın Tekrarı.12=23-24-25:Ama kan yememeye dikkat edin.Çünkü ete can veren kandır.Etle birlikte canı yememelisiniz.Kan yememelisiniz;kanı su gibi toprağa akıtacaksınız.Kan yemeyeceksiniz. Öyle ki,size ve sizden sonra gelen çocuklarınıza iyilik gelsin.Böylece RAB'bin gözünde doğru olanı yapmış olursunuz. olanı yapmış olursunuz. Görüldüğü gibi Tevrat'a göre kan ''ruh'' görevi görüyor,ete can veriyor.Bu ise mezopotamya mitlerinden alıntıdır. Bu mitlere göre insana tanrısal kan,tanrısal tükürük ya da tanrısal ruh ile hayat verilir,bunlarla cansız kil ete kemiğe büründürülür,canlandırılır.Tevrat kan ve tanrının üflediği hayat nefesi mitlerini barındırır.Bu kan mitine göre(ki yaratılış versiyonlarından sadece biridir) insanlar boğazlanmış bir Tanrı'nın kanıyla karıştırılmış kilden yaratılmıştır.Bu kan insana Tanrısallık verir,yani ruh. Kur'an da büyük ihtimalle bu nedenle yasaklamıştır kanı,Kur'an ayetlerinin büyük çoğunluğunun kaynağı Tevrat'tır sonuçta. |
|
|
Alıntı:
Mesela Talmudlar,Midraşlar,Apokratif metinler-Avesta vb. gibi kitaplı dinlerin metinleri Kur'an'ın %100'ünü oluşturuyorlar.Özellikle Sümer'e,Babil'e göre yeni nesil diyebileceğimiz bu kaynakları araştırıyorum. |
Alıntı:
Verdiğim linkteki bilgiler, direk Kuran-Sümer Mitosu karşılaştırması olsa da, Kuran'a Sümer'den değil, Tevrat'tan geçmiştir. Yani Kuran'ın Musevi kaynaklarından biri olan Tevrat ile ilgili bir bakıma. Sümer ile ilgili diğer başlıkta da belirtmiştim (konunun uzmanlarının artık kesin olarak kabul edilen görüşlerini aktarmıştım); zaten tüm bu kaynaklar, Ortadoğu'nun bilinç altında yatan ve birbirini söylencelerle etkileyen hikayeler. Yaptığın karşılaştırmalarda faydalı olabilir diye linki hatırlatma gereği hissettim. |
Alıntı:
Linki hatırlatman elbette çok iyi oldu.Ben sadece araştırmalarımın ne üzerinde olduğunu belirtmek istedim. Yani şuan mesela Musa hikayesinin kökenine inerken birebir Tevrat'taki ayetlerle Kur'an ayetlerini karşılaştırıyorum.Mesela İbrahim'in ateşe atılması Tevrat'ta yok fakat bu Yahudi efsanelerinde,Tevrat tefsirlerinde vb. var. Sümerle,Babille ilgili araştırmalarımda zaten senin yazılarından da faydalanacağım,misal domuzun neden yasaklandığıyla ilgili yapacağım çalışmamda. Sevgilerimle... |
Alıntı:
Siirde bu zaten vurgulanmis, Ra'da sensin diyerek. Bir tek tanri inanci Musa ile baslamaz kutsal kitaplara gore. Bir Ibrahim var, Nuh var vs. Bir kere Ahhenaton 18. Hanedandir. 1336-34 BC civari dusunulur. Aton sadece Teb sehrine ozel tek tanri inancidir. Baskent olusu sebebiyle. Ra hicbir zaman ortadan kalkmamistir. Aksi olsa Amon-Ra olmazdi. Ustelik Kuran'dan yola cikilarak yapildiysa bu calisma, Musa'nin kayinpederi ne gune duruyor? Suayb peygamber? Suayb cok tanriya mi inaniyordu ki, Musa gelip tek tanri inanci getirsin? |
Alıntı:
Kutsal kitaplar kimin umrunda,biz tarihten bahsediyoruz.Tarihsel olarak ilk Tek Tanrı inancı Akhenatonla başlar. Akhenaton hanedan değildir,18. hanedanlığın firavunudur. Teb şehrine özel bir inanç değildir aksine Teb Akhenaton'un ilk Tanrısı Amon'un kutsal kentidir,Akhenaton Amon'u tamamen terk ettiğini göstermek için başkenti Teb'den Amarna Şehri'ne taşımıştır. Akhenaton öldükten sonra Mısırlılar eski inançlarına geri dönmüşlerdir. Şuayb(Tevratta Yitro) ile ne alakası var? |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:18 . |