![]() |
Nazım Hikmet'in Kıyamet Sureleri
Nedim Gürsel, ta 1976'da Birikim'de bu konuda bir yazı yazmış. Yazı biraz uzunca ve çok enteresan gelmeyebilir. Ama Nazım'ın 1939 yılında Sultanahmet Cezaevinde yazdığı iki kıyamet şiiri, okumayanlara ilginç gelecektir. İşte şiirler
ALÂMETLER SURESİ Yedi kat yerin altından uğultular geliyor. Çok alâmetler belirdi, vakit tamamdır. Haram sevaboldu, sevap haramdır. Ak kurt, kara tahtayı daha bir yol kemir, çekin ki körükleri * * * ateşe girdi demir. Çok alâmetler belirdi, vakit tamamdır. Duyuldu kim ölüm satılıp kâr edile, kendi kendilerin reddü inkâr edile, ve duyuldu kabuğuna tık ettiği civcivin. Duyuldu uykusundan uyandığı zincirinden başka kaybedecek şeyi olmayan devin. Yedi kat yerin altından uğultular geliyor. Medet yoktur, bakma geri. Kantarma zapteylemez oldu beygiri. Çıkmış üzengiden, ayağı yok mu? Kan sızar, şak olmuş, dudağı yok mu? Gider, böyle gider, dahi gider bu âteş yolların durağı yok mu? Bu yol orda biten yoldur. "Türabolmak ne müşküldür..." Çekin ki körükleri ocağa girdi demir. Bir ateş külçesi düştü buzların ortasına. Alâmetler belirdi, kıyamet alâmetleridir. Haberdir, erişmekte kaynayan su galeyan noktasına. |
Re: Nazım Hikmet'in Kıyamet Sureleri
TEBAHHUR SURESİ
Pehlivanlar cümle libastan soyunmuş, üryan idiler, herbiri aşikâr etmişti zamirin. Gök kubbe sıcaktı ve kan kokuyordu, encam tavı gelmiş demirin. Vadenin irişip çattığını bildiler, kavaklar titreşip yere eğildiler, ve çınar ağaçları gördüler haykıraraktan, köklerinin yılan ölüleri gibi koptuğunu topraktan. Pehlivanlar cümle libastan soyunmuş, üryan idiler. Kızıl kanatlı kuşlar kayalarda hazırdı atlamaya. Vadenin irişip çattığını bildiler, kabardı, köpüklendi dalgalar, başladılar çatlamaya. Gök kubbe sıcaktı ve kan kokuyordu, ve rûzigâr yükseldi ağır ağır, çoğaldı git gide birikti, birikti ve ânı-vahitte "Ah edildi derinden yer oynadı yerinden," yıkıldı köprüler kemerlerinden, yazılı taşlar kapandı yüzükoyun. Bu dem kıyamet demidir, bu, buhara inkılâbıdır kaynayan suyun ve Nedim Gürsel'in yazısı: http://www.birikimdergisi.com/biriki...=265&dyid=4111 Kısacası, Nazım Hikmet "kıyamet" kavramını Kuran yada İncil'deki gibi kozmik altüst oluş yada dünyanın sonu gibi değil, dünyevi bir altüst oluş yani devrim olarak görür. Ancak Kuran'ın anlatım tarzını ve eski Türk destanlarının havasını da şiire yedirerek lirik bir coşku yakalamıştır. |
Re: Nazım Hikmet'in Kıyamet Sureleri
Sevgili Sargon,
Yillar sonra Tebahhur suresini yeni bir gozle okumama, hatirlamama vesile oldun sagolasin:) |
Re: Nazım Hikmet'in Kıyamet Sureleri
Arşivden kıyameti ararken Sargon'un bu başlığına rastladım. Güncellemek istedim. Okumamış olanlar için önemli çünkü.
Ortadoğu kökenli dinlere göre dünyada huzur, refah, saadet, adalet mümkün olmayacaktır. Sorunlar asla çözülemeyecek, toplumsal yaşam düzeni bozukluktan kurtulamıyacaktır. Çözüm kıyamet ötesinde, ahirettedir. Dünyada bulunamayan mutluluğa hakedenler cennette kavuşacaktır. Bu dini inanç kapitalizmin elini güçlendirir, egemenliğini sürdürmesine yardımcı olur. Çünkü insanlar bu dünyada yoksuldur, hayatın tadını çıkaramıyordur, eziliyor, sömürürülüyordur ama umutludurlar, çünkü ebedi yaşam ve cennet onlarındır. Din insanların sabırlı olmasını sağlar, öfkelerini yatıştırır, onları haklarını arama, hesap sorma konusunda pasifize eder. İnsanlar da haklarını almayı, hesap sormayı öbür dünyaya erteler, suçluları Allah'a havale eder. onun için Marks "Din afyon gibidir" demiştir. Sermaye de bu afyonun faydalarını görerek dine destek verir, finanse eder. Emekçi kesimin dine inanmayanları, umudunu kıyamet sonrasına bağlamayanları ise dünyayı cennete çevirme ideali ile mücadele verir, kıyameti dünyada devrim olarak görürler. Devrim sonrasını da huzur, refah, saadet ve adaletin olduğu bir dünya. F. Engels de bu dünyayı cennete çevirecek devrim mücadelesine dinlere inananları da davet eder ve der ki; "Ne mutlu o yoksullara ki öteki dünya onlarındır, er ya da geç bu dünya da onların olacaktır." |
Re: Nazım Hikmet'in Kıyamet Sureleri
Bu kıyamet düşüncesi bana hep çok ilginç geliyor. Ve Nazım Hikmet bu konunun sosyal ve siyasal yönünü çok güzel yakalamış. Bütün toplumlar için o toplumun çöküşü ve kurtuluş beklentisi bir tür kıyamettir. Nazım da devrimi kıyamete benzetir.
Gerçekten de İbrani krallığının yıkılmasından sonra yeni bir peygamberler kuşağı vardır ki, hiç de ilk dönem kral, yönetici, egemen peygamberler değildir. Davut gibi Süleyman gibi güç sahibi değildirler. Toplum acılar çekmektedir ve kurtarıcı bir mesih bekler hep. Peygamberler mesihin geleceğini söylerler. Toplumu ezen, canını çıkaran yönetimlere karşı kıyametin yakın olduğunu söylerler. Toplumsal istekler dinsel hayal ürünleri ile karıştırılır. Özel mülkiyet ve tefecilik büyüyüp, klan gelenekleri bir işe yaramayınca dinsel nitelikleri olan isyanların çıktığını görüyoruz. Elbette asıl neden yaşanan dünyevi adaletsizliklerdi. Sosyal değişiklik özlemleri köylülerin umutlarını adil bir krala, tanrının göndereceği bir "mesih"e bağlamaya götürdü. Mesih gelecek ve angarya ve zulme son verecek, barışı ve adaleti sağlayacaktı. Bu halk hareketi diyebileceğimiz şeyin sözcüleri ise peygamberler oldular. http://sargon.blogcu.com/ibrani_uygarligi_nasil_olustu/ Biraz kendinden menkul bir açıklama oldu ama artık idare edin. *:D |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 09:54 . |