Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Tarih (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=29)
-   -   Osmanlı'nın Yeni Düzeni (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4270)

gozde-1 22-06-2007 09:52

Osmanlı'nın Yeni Düzeni
 
OSMANLI’NIN YENİ DÜZENİ

[align=justify:78339ea940] İstanbul’un fethiyle birlikte, 1125 yıllık imparatorluğun manevi mirası Osmanlı’nın eline geçmiş oluyordu. Kuşkusuz ele geçirilen devlet, gerçek bir imparatorluk olmaktan uzun zamandır çıkmıştı. Şehrini son ana kadar savunup Fatih’in ifadesiyle bir “kahraman” olarak ölen Konstantin’den kalan şey, gerçekte bir imparatorluk değil, çağının en büyüğü de olsa harabeye dönmüş bir şehirdi. Ancak bu harabe halinde bile O, II.Mehmet’in dünya çapında kabul gören bir imparator haline gelmesi manevi bir güce sahipti.
Özetle çağ açıp çağ kapatmamıştı İstanbul’un fethi, ama Osmanlı’nın, hem Hıristiyan hem *Müslüman devletler nezdinde büyük bir etkinlik elde etmesini sağlamıştı. Döneminin zaten en büyük güçlerinden biri olan Osmanlı, bu fetihle birlikte, bir imparatorluk olarak rüştünü bütün dünyaya kabul ettirmişti.
O ana kadar güçlü ve yayılan önemli bir devlet olmakla birlikte Osmanlı, gerek dünyadaki etkisi gerekse de iç kurumlaşmasıyla bir dünya devleti değildi. İstanbul’un fethi sonrasında ise, Hıristiyan ve Müslüman tüm devletler nezdinde büyük bir önem kazanacak, kendi içinde gerçekleştirdiği reorganizasyonla da imparatorluk haline gelecekti.
Bu etki sıçraması ve reorganizasyonun manevi temeli, ekonomik-siyasal bir güç olmamasına karşın, dünyanın en büyük imparatorluğunun mirasçısı olan bu efsane şehrin, bu “kızıl elma” nın ele geçirilmesiydi. Bu niteliği nedeniyledir ki İstanbul’a sahip olmak, içeride ve dışarıda Osmanlı’nın anlamını değiştiren bir işlev görüyordu. Ama fethin asıl etkisi içeride gerçekleşecekti. [/align:78339ea940]

KIRAN KIRANA MÜCADELE

[align=justify:78339ea940] Fetih öncesi Osmanlı’sında bir ikili iktidar sözkonusuydu. Vezir-i azam Çandarlı Halil Paşa, II. Mehmet’in, sadece çok genç olması nedeniyle değil, ekonomi ve siyasal gelenekte muktedir olan bir gücün temsilcisi olması nedeniyle iktidarın ortağı durumundaydı. Fetihle birlikte II. Mehmet, işte bu iktidar paylaşımına son verecek mutlak bir otorite elde edecekti.Bu otoritenin ilk tescili ise, önceden de belirttiğim gibi Çandarlı’nın öldürülmesi olacaktı.
Bu tasfiyenin kişisel bir sorun olduğu düşünülmemeli. Aksine bu iki müktedirin şahsında yaşanan mücadele, iki farklı güç odağının çıkar çatışmasıydı. Bu bağlamda Çandarlı’nın tasfiyesi, daha sonra sayısız örneğini göreceğimiz vezir öldürmelerinden nitelik farkla, siyaset ve ekonominin yeniden yapılandırılması girişimiydi. Nitekim bu öldürmeyi, ekonomi ve devletin yeniden düzenlenmesi izleyecekti.
Durumu daha doğru anlamak için, fetih öncesi Osmanlı iktidar mekanizmasındaki saflaşmayı görmek gerek. Osmanlı’nın büyüyen egemenliğiyle birlikte iyice palazlanmış iki gücün, iktidarı belirlemek üzere birbirlerine karşı yürüttükleri kıran kırana bir mücadele yaşanıyordu. Bunlardan birincisi, toplumsal dayanakları olmadığından varlıkları tahtın mutlak gücüne bağlı olan devşirmeler iken, ikincisi ise, ciddi bir toplumsal ve ekonomik güce sahip olmalarıyla merkezi sınırlayabilen feodallerdi.
Zamanla devletin tüm yönetim birimlerinde etkin bir konum elde eden devşirmeler, kendilerine olan gereksinimi arttıran yayılmacı-fetihçi bir dış politika savunuyor ve padişahın etrafında kendileri dışında bir iktidar gücü istemiyorlardı. Buna karşın önce savaş beyi sonra da feodal mülk sahipleri olarak başından beri Osmanlı’da kurucu *rol oynamış olan beyler ise, devletin artık yayılmacı politika izlemekten vazgeçmesini, ama buna karşılık tahta olan fiili ortaklıklarının pekiştirilmesini, yani Avrupa’dakilerin benzeri bir iktidar sistemi kurulmasını istiyorlardı.Bir başka güç olan şeriatçı ulema ise, bu saflaşmada fetih eksenli bir yaklaşımla devşirmelerden yana tutum alıyordu.
İşte İstanbul’un fethi bu iktidar kavgasında kritik bir etken oluşturacaktı. Zağanos ve Şehabettin Paşaların temsil ettiği birinciler, bütün planlarını fetih üzerinden elde edecekleri güçle ötekileri tasfiye üzerine kuruyordu. İkinciler ise, zaten Osmanlı’ya haraç ödeyen şehrin fethine gereksinim duymuyor, ama iç egemenlik alanının yeniden düzenlenmesini talep ediyordu. Bu güç kavgasında II.Murat, Çandarlı ile uyumlu davranmıştı; II.Mehmet ise Devşirmelerin “adamı”olarak iktidara yükselmiş ve kaderini fethe bağlamıştı.[/align:78339ea940]

FEODALLERİN TASFİYESİ

[align=justify:78339ea940] Yaşanan çatışmanın nasıl sonuçlanacağı meselesi Osmanlı’nın bundan sonraki yönelimlerini de belirleyecek bir önem taşıyordu. Birincilerin kazanması devşirme ve merkezi bir yapının kurumsallaşmasını, ikincilerin kazanması ise Osmanlı’nın feodalleşmesini Manga Carta’sını üretecekti. Özetle resmi tarihlerimizden öğrenemeyeceğimiz kritik bir süreç sözkonusuydu.
Nitekim fetih öncesi, Osmanlı düzeninin temeli olan miri sistem giderek beylerin özel mülkleri karşısında ikincil plana düşmeye başlıyordu. Böylece kendi ekonomik ve siyasal konumlarını arttıran mülk sahipleri, toprakları üzerindeki kullanım haklarından gelen güçle padişaha karşı özerkleşebilme ve iktidar ortağı olma gücü elde ediyorlardı. Öyle ki, özel “arazilerden sağlanan gelirler, tımarlardan sağlananların birkaç katını buluyordu, genellikle en az 170 bin akçe tutuyordu.” (E.Werner, Büyük Bir Devletin Doğuşu, c.2. s.141)
Esasen gelinen bu kritik eşikte Osmanlı, ya bu feodal beylerin çıkar ve istekleri doğrultusunda padişahın otoritesini zayıflatma pahasına daha barışçıl bir dış siyaset ve daha feodal bir iç düzene geçecekti; ya da Fatih’in yapacağı şekilde bu beylerin ekonomik ve siyasi güçlerini dağıtarak merkezi, savaş temelli imparatorluk kurumlaşmasına gidecekti.
Özetle bıçak sırtı bir durum sözkonusuydu ve bu dengenin ilelebet sürmesi olanaksızdı. İstanbul fethedilmemiş olsaydı feodallerin bu kapışmayı kaybetmesi olanaksızdı.Ancak İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı’da dengeler değişecekti.Nitekim Fatih, Türk-Müslüman kökenli bu beylerin topraklarına el koyarak radikal bir güç tasfiyesine gidecek, onlardan kalan boşluğu da Bizans’tan ele geçirdiği bürokratik birikimle desteklenen kapıkullarınca dolduracaktı.
Mutlak bir iktidarın gereği olarak Fatih, son veziri Karamani Mehmet hariç hepsi de dönme/kul ehlinden oluşan bir yönetim kurumsallaşması kuracaktı. Bu sayede “eski ailelerin devlet idaresindeki nüfuzu bertaraf edilmiş ve padişahın emir ve arzularına mutlak surette tabi kimselerin devletin başına getirilmesi” dönemi başlamış olacaktı. Fatih’in devri, padişah ile vekil-i mutlakı arasındaki münasebetler bakımından dikkate değer bir değişikliği ifade etmektedir.(H.İnalcık, İslam Ansiklopedisi,7.Cilt, s.511) [/align:78339ea940]

MUTLAKLIĞIN KURUMSALLAŞMASI

[align=justify:78339ea940] “Mutlakiyetçiliğin ve merkeziyetçiliğin bir vasıtası olan gulam (kul/köle) sistemi, XVI. asırda uç düzeyine varmak üzere Fatih devrinde idarede ve orduda hakim bir duruma geçmiştir.” (H.İnalcık, age.,s.513)
Fatih bu devlet tarzıyla kendi iktidarını mutlaklaştırır ve karşısında kuvvet bırakmazken devşirmelerden seçtiği devlet yöneticilerinin alta karşı yetkilerini de arttıran, tam anlamıyla despotik bir rejimi kurumsallaştırmış oluyordu. Bu bağlamda örneğin “Vezir-i azamın kudretini arttırarak onu devletin tek amiri haline getirmiş, ancak hükümdar karşısında rolünü hiçe indirerek devlet idaresindeki merkezciliği ve mutlaklığı daha da koyulaştırmıştır.”(A.Mumcu,Siyaseten Katl,s.38 )
Kuşkusuz Fatih’in bey topraklarını devletleştirmesi, kimi tarihçilerin kurduğu yanlış paralelliklerle “ilerici” bir şey olarak düşünülmemeli. Çünkü sözkonusu o değişim, beylerin elinde biriken toprakların despotik ve devşirme devletin elinde tekelleşmesinden başka bir anlama gelmiyor, dolayısıyla bu işten halkın çıkarı olmuyordu. Yani feodal beyin insafından “kurtarılan” köylüler merkezi devletin reayası, kulları haline geliyordu. Ne için? Daha etkin bir saldırı mekanizmasına daha çok ve disiplinli asker olmak ve devletin temsilci memurları durumundaki sipahilerin daha etkin bir vergi aktarım mekanizması haline gelebilmeleri için. Özetle halk açısından bu iki durumun temelde bir farkı yoktur. Üstelik bu yeni durum (sonraki hafta göreceğimiz gibi), Osmanlı’nın fetih kapasitesini arttırmasına karşılık üretim eksenli gelişim dinamiğini kaybetmesine ve sonraki yüzyıllarda geri kalmasının da nedenine dönüşecektir.
Özetle bu değişimin sonucu olarak köylüler feodalin “sürü”sü olmaktan “kurtarılırken” , devletin “sürü”sü haline getirilmiş oluyordu. Bunun anlamı ise, Fatih döneminden başlamak üzere artan bir üretim zaafı, sürekli enflasyon altında ezilme, savaşlarda savaşlara koşturarak ölme ve öldürme, ötekine karşı “Ali kıran baş kesen” devlete karşı ise “kul/köle” ruhlu bir toplumsal dönüşüme, bir toplumsal erozyona uğramaktı.[/align:78339ea940]

OSMANLI’NIN YENİ DÜZENİ

[align=justify:78339ea940] Hükümdarın ve devşirme Osmanlı Devleti’nin iradesini mutlaklaştıran bu durum, giderek daha da artmak üzere toplum üzerinde büyük bir tahribat yaratacaktır. “Vatandaşın devlet karşısında hiçbir değerinin olmaması, onu zaman zaman korkak, haklarını almayı ve korumayı bilemez hale getirmiş; zaman zaman da devleti hiçe sayma ve ona her fırsatta baş kaldırma yoluna itmiştir.Birinci hal insanın devletin kölesi olmasını gerektirmiş ve bu tabasbus her türlü gelişmeyi engellemiştir...” (A.Mumcu, Siyaseten Katl, s.207)
Fatih’in bu politikasının gelişimine bağlı olarak güvencelerini yitiren feodaller, topraklarının mülkiyetini vakıf düzenine geçirerek onları padişahın elkoymasına karşı güvenceye almaya çalışacaktı.Ancak Fatih’in bu gelişmeye *karşı yanıtı sert olacak; söz konusu vakıflar sıkı bir takip altına alınıp peş peşe devlet mülkü haline getirilecek *ve yeni toprak/devlet düzeni doğrultusunda sipahilere dağıtılacaktı. Burada kararlı bir “vakıf bozma” iradesiyle karşı karşıyayız. Bu vakıf bozma politikası, “en başta vakıflarla kendilerine sağlanan imkanları yitiren dervişler tarafından çok ağır bir dille” eleştirilecektir.(bkz.,C.Kafadar, Türkiye’de Din Devlet İlişkileri Sempozyumu Bildirisi).
Fatih, özellikle fethin yarattığı avantajla, işte bu mülk sahiplerinin otoritesi ve ekonomik olanaklarını ellerinden alarak onları merkezi sistemin mutlak bağımlıları haline getirmeye yöneliyordu. Bu kapsamda hem profesyonel ordu yeniçerilerin, hem de timarlı sipahilerin bağlı oldukları ailelerin, “Mihail oğulları, Evrenos oğulları, Malkoç oğulları, Turahan Bey oğulları, İshak Bey oğulları gibi uç beylerinin nüfuz ve tahakkümlerini kırmaya ve onları doğrudan kendi emri altına almaya muvaffak olacaktı.” (H.İnalcık,age.,s.513).
“Onun amacı, hiçbir grubun kendisini denetim altına sokacak kadar yeterli güce sahip olmaması için bir kuvvetler dengesi yaratmaktı. Bu yüzden bazı önemli idari görevler başvezirden alınıp dini, mali ve idari hiyerarşiyi denetleyen kazasker, defterdar ve nişancıya verilmişti.” Diğer yandan, “sayıları arttırarak uç beylerinin de güçlerini azaltmıştı. Bunların savaşta komuta edecekleri asker sayısı da düşürülmüş ve eskiden daha etkin bir biçimde Rumeli Beylerbeyi’ne bağlanmışlardı.” (S.Shaw, Osmanlı İmparatorluğu ve Modern Türkiye, 1.Cilt,s.93-4)
Özetle İstanbul’un fethi, kendi konumunu yasal güvenceye alamamış olan Osmanlı aristokrasisinin de ölümünü hazırlayacaktı.Sonuçta Fatih, “kudret ve nüfuz sahibi Rumeli Beylerini alalade beyler derekesine” indirecekti.(Mufassal Tarih, 1.Cilt,s.467)
Böylece “...muhtelif şekilde, mülk veya vakıf olarak devletin elinden çıkmış topraklar Miri’ye mal edilecektir.(..) Bu gayeyle bütün vakıf ve mülklerin gözden geçirilmesi hakkında Fatih’in emir vermiş olduğuna, neticede de 20 binden fazla köy ve mezranın miriye mal edilip sipahilere dağıtıldığına dair Tursun Bey’de görülen kayıtlar bu işin ne kadar sıkı ve şümullü tutulduğuna delildir.”[/align:78339ea940]
[align=justify:78339ea940] Böylece alternatif iktidar dinamiklerinin tasfiyesiyle Çandarlıvari güçlü “ikinci adam”ların ortaya çıkmasını engelleyerek mutlak bir iktidar gücü yaratmış oluyordu.[/align:78339ea940]

Erdoğan AYDIN
16/Haziran/2007
CUMHURİYET

gozde-1 22-06-2007 09:56

Re: Osmanlı'nın Yeni Düzeni
 
Arkadaşlar cumartesi günleri asıyordum bu yazıları ama yarın benim önemli bir sınavım var bu yüzden İstanbul'a gitmek zorundayım. Muhtamelen yarın yazıyı asmaya vaktim olmaz. Bu yüzden bugünden astım.

Sevgili Dilaver ,
Sende Erdoğan Aydının bazı yazılarını asmışsın. Tesadüf oldu. Köşeye katkıların için teşekkür ederim ayrıca.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:42 .