Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   İslam (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=9)
-   -   Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=4787)

pante 12-09-2007 19:22

Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
 
Ali İmran/ 7. *Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler. Halbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak aklıselim sahipleri düşünüp anlar. * *

Kimi ayetlerinde apaçık bir kitap olduğu yazılsa da yukarıdaki ayet Kur'an'da her yazılanın olduğu gibi anlaşılmaması gerektiğini, bazılarının farklı anlamlar taşıdığını belirtir.
Buradan anlıyoruz ki Kur'an'da da edebi eserlerde olduğu gibi mecaz-teşbih sanatına yer verilmiştir.

İslam alimleri içinde bunu savunanlar olduğu gibi, Kur'an'ın kesinlikle bir edebi eser gibi özelliğe sahip olmadığını, insanlara bir uyarı ve öğüt kitabı olduğu için herşeyin açık ve anlaşılır şekilde sunulduğunu iddia edenler de olmuştur.
Bu başlıkta mecazi anlamlar içeren, müteşabih özellikte olan ayetleri ele alıp tartışacağız. Bu konuya ilgi duyan her inançtan arkadaşın yapacağı katkının, örnekleyeceği ayetin faydası büyük olacaktır.
Çünkü bu konuyla ilgili pek fazla kaynak bulunmamaktadır.
Edebi eser sözü geçmişken ben Rahman suresinden bir örnekle konuya girmek istiyorum.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Allah insanı, pişmiş bir çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.

Cinleri de hâlis ateşten yarattı.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

O iki doğunun ve iki batının Rabbidir.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Acı ve tatlı iki denizi salıverdi birbirine kavuşuyorlar.

Fakat aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

İkisinden de inci ve mercan çıkar.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Denizde koca dağlar gibi yükselen gemiler de onundur.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Yer üzerinde bulunan her şey fânidir.

Yalnız celâl ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) baki kalacaktır.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Göklerde ve yerde bulunanlar, O'ndan isterler. O, her gün yeni bir iştedir.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Ey insan ve cin! sizin de hesabınızı ele alacağız.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Ey cin ve insan toplulukları!
Göklerin ve yerin çevresinden geçmeye gücünüz yeterse geçin gidin. Allah'ın verdiği bir güç olmadan geçemezsiniz.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir, kendinizi savunamazsınız.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz

Gök yarılıp da, erimiş yağ gibi kıpkırmızı bir gül olduğu zaman...

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

İşte o gün, ne insana ne de cinne günahından sorulmaz.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Suçlular simalarından tanınır, alınlarından ve ayaklarından tutulur.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

İşte bu, suçluların yalanladığı cehennemdir.

Onunla kaynar su arasında dolaşırlar.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Rabbinin makamından korkan kimselere iki cennet vardır.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

İkisinin de çeşitli ağaçları, meyvaları vardır.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

İkisinde de her türlü meyvadan çift çift vardır.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Astarları atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Gözleri yalnız eşlerinde olan öyle dilberler var ki, onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Sanki onlar yâkut ve mercandırlar.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir?

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

(Bu cennetler) yemyeşildirler.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

İkisinde de fışkıran iki kaynak vardır.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

İkisinde de her türlü meyva, hurma ve nar vardır.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

İçlerinde güzel huylu, güzel yüzlü kadınlar vardır.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Çadırlar içerisinde gözlerini yalnız kocalarına çevirmiş hûriler vardır.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Yeşil yastıklara ve hârikulâde güzel işlemeli döşeklere yaslanırlar.

Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?

Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir! *[/

frodo 12-09-2007 20:05

Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
 
Nur 35 : Allahü nurus semavati vel ard meselü nurihı ke mişkatin fıha mısbah elmisbahu fı zücaceh ezzücacetü ke enneha kevkebün dürriyyüy yukadü min şeceratim mübaraketin zeytunetil la şerkıyyetiv ve la ğarbiyyetiy yekadü zeytüha yüdıy'ü ve lev lem temseshü nar nurun ala nur yehdillahü li nurihı mey yeşa' ve yadribüllahül emsale lin nas vallahü bi külli şey'in alım

Nur 35 : Allah Teâlâ, göklerin ve yerin nûrudur. Nûrunun meseli, içinde latif bir çırağ bulunan bir mişkât gibidir. O çırağ ise bir kandil içindedir. O kandil ise sanki bir incimsi yıldızdır, şarkı ve garbı olmayan mübarek bir zeytin ağacından tutuşturulmaktadır. Onun yağı bir halde ki, kendisine ateş dokunmasa bile hemen hemen ziya verecektir. Nûr üstüne nûrdur. Ve Allah nûruna dilediğini kavuşturur. Ve Allah Teâlâ nâsa misaller irâd eder ve Allah Teâlâ her şeyi hakkıyla bilicidir.

Edit: Mişkat İbn-i Kesir'e göre o dönemlerde evlerde kandilin konulduğu bacasız oyuklara verilen isimmiş. Belli bir yaşta ve köylerde büyüyen üyelerimiz hatırlar belki kerpiç duvarlarda lambanın konacağı nişler vardır.

pante 12-09-2007 22:15

Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
 
Sevgili Frodo, Kur'an'ın en meşhur müteşabih ayetini örnek olarak vermiş.
Dolayısıyla konuya da ilk örnekle doğru bir başlangıç yapmış oluyoruz.
Herhalde tartışmasız olarak bu ayeti herkes müteşabih olarak kabul edecektir.
Bakın Taberi tefsirinde Nur-35 nasıl açıklanmış:

Allah Teala bu âyet-i kerimede, nurunun herşeyi kuşattığını beyan edi*yor ve biz müminlerin kendisine boyun eğmemizi istiyor. Ancak bu âyeıi keri*meyi gerçek anlamıyla kavramak pek kolay değildir. Bununla beraber müfessir*ler bu âyet-i kerimenin çeşitli bölümlerini çeşitli şekillerde izaha çalışmışlardır. Bunları şu şekilde özetlemek mümkündür:

"Allah, göklerin ve yerin nurudur."

Abdullah b.Abbas ve´Enes b.Mâlik´ten nakledilen bir görüşe göre, âyetin bu bölümünün mânâsı şöyledir: "Allah, göklerde ve yerde bulunan doğru yola iletendir. Oralarda bulunanlar, Allah´ın nuruyla doğru yolu bulmuş olurlar. Ta-beri bu görüşü tercih etmiştir.

Mücahidden nakledilen bir görüşe göre ise bu âyetin mânâsı şöyledir: "Allah, gökleri e yeri sevk ve idare edendir. Üvey b. Kâ´b dan nakledilen bir gö*rüşe göre ise âyetin manası şöyledir. "Allah, göklerin ve yerin nurudur. Yani, onları aydınlatandır. Buradaki aydınlatan nurdan maksat, gerek maddi, gerekse manevî her türlü ışıktır. Yani, her türlü karanlığın zıddıdır. Kişlerin vicdanların*da ve basiretlerinde ve çevrelerinde hissettikleri aydınlığın tamamıdır.

"Onun nuru, içinde kandil bulunan bir kandil yuvası gibidir."

Ayetin bu bölümü birkaç şekilde izah edilmiştir. Bazı müfessirlere göre, âyetin mânâsı şöyledir: "Kalbinde iman ve Kur´an bulunan müminin nuru, için*de lamba bulunan, arkası kapalı bir pencere gibidir." Bu izah şekline göre Allah Teala, önce kendi nurunun bütün kâinatı maddeten ve manen aydınlattığını be*yan etmiş daha sonra müminin kalbindeki nuru, çevresini aydınlatan bir kandile benzetmiştir.

Übey b.Kâ´b, Said b.Cübeyr ve Dehhak, âyetin bu kısmını bu şekilde izah etmişlerdir.

Kâ´bul Ahbar ise âyetin bu bölümünü şu şekilde izah etmiştir. "Allah´ın nuru olan Muhammed, içinde kandil bulunan bir kandil yuvasına benzer. Çevre*sini aydınlatır."

Hasan-i Basrî, Abdurrahman b.Zeyd, Zeyd b. Eşlem ve İbn-i Abbas´tan nakledilen bir görüşe göre ise âyetin bu bölümünün mânâsı şöyledir: "Allah´ın nuru olan Kur´an, içinde kandil bulunan bir kandil yuvası gibidir."

Abdullah b.Abbas´tan nakledilen başka bir görüşe göre ise âyetin bu bö*lümünün mânâsı şöyledir: "Allah´ın nuru olan itaat, içinde kandil bulunan bir kandil yuvası gibidir.

Ayet-i kerimede geçen ve "Kandil yuvası" diye tercüme edilen "Mişkât" kelimesi, müfessirler tarafından çeşitli şekillerde izah edilmiştir. Bazılarına göre "Mişkâf´tan maksat, arkası kapalı olan kör bir penceredir, bazılarına göre ise bu kelimenin mânâsı "Kandil"dir. Diğer bazılarına göre, kandilin takılı olduğu kan*cadır,

Allah teala´mn bu misalden neyi kastettiğine gelince, bazılarına göre bu*rada anlatılan, Hz. Muhammed´dir. Resulullah bir kandil yuvasına, kalbi bir kandile, göğsü de parlayan bir yıldıza benzetilmiştir.

Yine Resulullah (s.a.v.) ne doğuda ne de batıda olan mübarek bir ağaca benzedtilmiştir. Öyle ki o ağacın meyvesinden çıkan yağ, neredeyse ateş değmeden bile tutuşacak ve çevreyi aydınlatacaktır. Resulullah, bütün vücuduyla hakkı temsil ettiği için hiç konuşmasa dahi onun Peygamber okluğu anlaşılır. "Ateş değmese bile tutuşup ışık verecektir." ifadesi bunu beyan etmektedir. Ve Resulullah (s.a.v.) nur üstüne nurdur.

Diğer bir kısım âlimlere göre ise burada "Kandil yuvası"ndan maksat, müminin göğsü, "Orada yanan kandü"den maksat "Kur´anı Kerim ve müminin İmanı." Kandilin "içinde bulunduğu canTdan maksat ise "Müminin kalbidir." Müminin kalbi, çevreyi aydınlatan bir yıldıza benzer. Bu kalb, aydınlığını, mü*barek bir ağaç durumunda olan kelime-i Tevhidden, Allah´a ihlasla kulluk yap*maktan ve ona ortak koşmamaktan almaktadır. Mümin, nur üstüne nurdur. Zira onun özü de, işi de, gidişi de, gelişi de, önü de, sonu da nurdur.

Bazılarına göre ise "Allah´ın nurundan" maksat, Kur´an-ı Kerim´dir. mü*min, arkası kapalı bir pencereye, onun kalbinde olan Kur´an-ı Kerim kandile, göğsü de kandilin içine konduğu bir cam´a benetilmiş, ayrıca müminin, Kur´an´la aydınlatılmış göğsü, parlak bir yıldıza benzetilmiştir.

Kandilin, ışığını, ne doğuda ne de batıda mübarek bir ağacın yağından al*dığı ifade edilmektedir. Bundan maksat ise, Kur´an´ın, Allah Katından olduğu*nun beyanıdır.

Yine o mübarek ağacın yağına ateş dokunmasa dahi tutuşup aydınlatacak gibi olduğu ifade edilmektedir. Bundan maksat ise, Kur´an´ın nurunun, âlemde düşünen ve düşünmeyen herşeyi aydınlatmasıdır.

Mübarek ağacın yağının, nur üstüne nur olduğu beyan edilmektedir. Bun*dan maksat, Kur´an´m, Allah´ın varlığına delalet eden diğer bütün kâinata ilave*ten bir nur olduğudur.

pante 12-09-2007 23:14

Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
 
İlk yazıda edebi esere örneklediğimiz Rahman suresi içindeki 19-22 ayetlerinde geçen "iki denizin birbirine kavuşturulması ama aralarında bir engel olduğu" konusundaki mecaziliğe mucize başlığında değinmiştik. Burada da kısaca tekrarlayalım:
Aynı konu Furkan-53'de şöyle geçer:

Birinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da, karışmalarına engel olan bir sınır koyan Allah'tır.

Ayeti mecazi anlamda ele almayıp okuduğumuz şekliyle yorumladığımızda;
Bir nehirin bir denize kavuşmasından söz edilir. Örneğin Nil'in Akdeniz'e dökülmesi gibi. Çünkü biri içilebilecek tatlılıkta, diğeri ise tuzlu ve acıdır. O halde bunun Kaptan Cousto'nun Cebelitarık'da Akdeniz ile Atlas Okyanus'unun birbirine karışmaması konusuyla ilgisi olamaz.

Rahman/ 22. İkisinden de inci ve mercan çıkar.

Eğer ayet mecazi yanıyla ele alınmadığı takdirde mucizeye değil çelişkiye ulaşılır. Çünkü inci ve mercan tuzlu su ürünleridir. Tatlı suda yetişmez, yaşamazlar.

Ayetlerin mecazi anlamı konusunda ise farklı birkaç görüş vardır. Bunlar;
Göklerle yerlerin iç içeliği,
Maddi varlıklarla ruhani varlıkların deniz olarak benzetilmesi,
İmanlı insanların tatlı deniz, imansızların tuzlu-acı deniz olarak teşbihi. Her ikisinde de inci-mercan gibi değerler, cevherler vardır ama imanlılarda hararetini giderir, yüreğini serinletirsin anlamında.

pante 12-09-2007 23:47

Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
 
Kalem/ 43. *Baldırların açılacağı ve kâfirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlardı.

Bu ayetle ilgili olarak şu hadis meşhurdur:

"Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.
Müslim İman 302, Buhari 97/24,10/29, Hanbel 3/1

Benzer bir hadisde ise şöyle anlatılır:

"Ebu Said (ra) anlatıyor. Resulullah (aleyhisselatu vesselam)'ı dinledim, [Baldırların açılacağı, kendilerinin sevdeye davet edileceği gün...(Kalem 42) mealindeki ayetle ilgili olarak> Şöyle diyordu: "Rabbimiz baldırını açar, her mümin erkek ve her mümin kadın O'na secde eder. Dünyada iken kendisine riya ve gösteriş olarak secde edenler geri kalırlar. Onlarda secde etmeye kalkarlar, ancak sırtları bükülmeyen yekpare bir tabakaya dönüşür (ve secde edemezler.)" [Buhari, Tefisr, Nun vel Kalem 2, Tefsir, Nisa 8, Tevhid 24; Müslim, İman 302. (183.>

Hadisten yola çıkarak ayeti "Allah'ın baldırlarını göstermesi olarak aldığımızda saçma bir sonuca varırız. Allah'ın insan şeklinde bir varlık olduğu başta olmak üzere, baldırlarını gösteren bir Tanrı tasviri ne derece mantıklıdır?
Ayette mecazi bir anlam olduğu ve teşbih sanatının işlendiği kesindir.
Araplarda "baldırların açılması" nın, Türklerdeki "Şapka düştü kel göründü" deyimine benzer şekilde gerçeklerin çırılçıplak ortaya serilmesi anlamı taşıdığı şeklinde açıklanır. Dolayısıyla ayette, kıyamet günü insanların hiçbir gizliliklerinin kalmayacağı, tüm yapılanların ortaya döküleceği ifade edilmek istenmiştir.

13-09-2007 12:12

Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
 
Ali *İmran/ *7. * Sana *Kitab'ı *indiren *O'dur. *Onun *(Kur'an'ın) *bazı *ayetleri *muhkemdir *ki, *bunlar *Kitab'ın *esasıdır. *Diğerleri *de *müteşabihtir. *Kalplerinde *eğrilik *olanlar, *fitne *çıkarmak *ve *onu *tevil *etmek *için *ondaki *müteşabih *ayetlerin *peşine *düşerler. *Halbuki *Onun *tevilini *ancak *Allah *bilir. İlimde *yüksek *payeye *erişenler *ise: *Ona *inandık; *hepsi *Rabbimiz *tarafındandır, *derler. *(Bu *inceliği) *ancak *aklıselim *sahipleri *düşünüp *anlar.

Ali İmran suresinin ilk 80 küsur ayetinin Medine'de Hz.Muhammed Necran'dan gelen hıristiyan din adamları heyeti ile özellikle İsa-Meryem olmak üzere dini konuları tartışırken indiği rivayet edilir. Bu ayetten benim anladığım şudur:

Hz.Muhammed, her ne kadar başlangıçta ciddi bir eğitimden geçmiş olsa da dini konularda Necranlı din adamları heyeti kadar bilgili değildir, zira bu heyet yüzyılların bilgi birikimi ile karşısına gelmişlerdir, haliyle kendisini sıkıştırırlar. Yukarıdaki ayet böyle bir sıkışma durumunda söylenmiş olmalıdır, zira bu ayette Hz.Muhammed Kur'an'daki birtakım ayetlerin anlamını kendisinin de bilmediğini itiraf etmekte, bunların tevilini Allaha havale etmektedir. O zaman şöyle bir soru ortaya çıkmaktadır, Allah anlamını ya da yorumunu sadece kendisinin bildiği ayetleri kullarına ders alsınlar diye neden göndermektedir?

Nitekim Necranlı heyet sonuçta tatmin olmamış ve müslüman olmayı kabul etmemişler, ama müslümanların gücünün farkına vardıkları için cizye ödemeyi kabul ederek Yemen'e geri dönmüşleridr.

okinono 13-09-2007 12:59

Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
 
Konuyu bölmek istemezdim ama tam yeri olduğu için soruyorum.

Yorum yapmak bilgi ile direkt alakalı bir durumdur. *Müteşabih bir ayet konusunda bilgisi dahilinde yorum yapan bir müslümanın durumu nasıl izah edilebilir ?

Yani baldırı baldır olarak anlamış olan birisi, yorumu yapmış ise kararı vermiş demektir.

Siz deseniz ki bu baldır o baldır değil *ve adam dese ki
"ben dedelerimden böyle öğrendim. Baldırı baldır olarak kabul etmemem gerektiğini dellillendir o zaman?"

Bu durumda, bu zamanda bu kişinin konumu ne olur ?
Bu sorunun tabiki cevabı peygamber döneminde çok kolaydır. Ama ya bugün?

Müteşabih örneğin durumu net olarak anlatması *ve o örneğin aynı zamanda daha farklı düşünceler ile durumu tahayyül ettirmesi için kullanılmış olamaz mı?

Yani baldır gerçekten baldır iken, bu Tanrıyamı ait yoksa başka birşeye mi ait olduğu bilinmez olarak ele alınamaz mı?

Yorumları alalım :) *:)

Sevgiler.

K.C. 13-09-2007 17:47

Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
 
Ben "baldır"ın müteşabih olduğunu düşünmüyorum.
İslam'da (ve diğer dinlerde) zaten insanları kendi suretinde yaratmış bir Tanrı inancı var.
İnsanda olan baldır da Tanrıda olan baldırdan farklı değildir şu durumda.
Kaldı ki hadislerde bunun müteşabih olduğu izah edilebililecekken insandaki baldırdan farklı bir izah da verilmemiştir, ayetteki "baldır" anlayışı neyse hadisteki de aynıdır ve bildiğimiz bacağın bir bölümüdür.

pante 13-09-2007 21:01

Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
 
Alıntı:

Ben "baldır"ın müteşabih olduğunu düşünmüyorum.
İslam'da (ve diğer dinlerde) zaten insanları kendi suretinde yaratmış bir Tanrı inancı var.
İnsanda olan baldır da Tanrıda olan baldırdan farklı değildir şu durumda.
Kaldı ki hadislerde bunun müteşabih olduğu izah edilebililecekken insandaki baldırdan farklı bir izah da verilmemiştir, ayetteki "baldır" anlayışı neyse hadisteki de aynıdır ve bildiğimiz bacağın bir bölümüdür.
Günümüz İslamcıları ile İslamiyetin ilk dönem İslamcıları arasında Allah algılamasında önemli farklar olduğu açıkça görülüyor.
Tevrat'ta insanın Tanrı'nın suretinde yaratılmış olduğunun belirtilmesi ve Hristiyanlıkta da insan tasvirinde bir Tanrıya inanışın da etkisiyle olsa gerek İslam'ın ilk dönemlerinde Allah'ın eli, yüzü, gözü, baldırı vb. sözlerde müteşabihlik görülmemiş, direk anlamlarıyla algılanmıştır. Yani K.C.'nin anladığı şekliyle İslam'da da kabul görmüştür.
Hadislerde bunun aksini kanıtlayacak bir bilgi yoktur.

Sizden birisi mümin kardeşiyle kavga ederse, onun yüzüne vurmaktan sakınsın. Çünkü Allah, Adem'i kendi suretinde yaratmıştır.
Müslim El-Birr ve's sılâ 115

İnsanlığın bilgi, kültür düzeyinin arttığı, bilim ve teknolojinin hızla yükseldiği yakın dönemde ise Allah'ın insan şeklinde algılanmasından uzaklaşılmış, Allah'ın eli, yüzü, gözü, baldırı gibi ayet sözleri müteşabih kabul edilmiştir. Bu konuda müteşabihliği savunanlar, Kur'an'da Allah'ın Adem'i kendi suretinde yarattığına dair bir ayetin olmamasını öne sürerler.
Tabi bu noktada akla gelen sorular;
Eğer Allah insanı kendi suretinde yaratmadıysa, önceki kitaplardaki bu bilgiyi Kur'an'da neden düzeltmemiştir?
Eşsiz, benzersiz nitelemeleri insan biçiminde bir Tanrı için de yapılamaz mı?

pante 14-09-2007 02:15

Re: Kur'an'da Mecaz - Müteşabih Ayetler
 
Bakara/ 7. *Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.

Kalplerde ve kulaklarda mühür, gözlerde perde olması da mecazi bir ifadedir. Maddi anlamda bir mühür, bir perde kastedilmez.
İnsanın gerçekleri anlayamayacak, duyamıyacak, göremeyecek yapıda olmasıdır.
Görse, duysa, anlatılsa dahi o yapıdaki insan gördüklerinin, duyduklarının arkasında başka sebep arar, inanmaz. Önceki inançları, tabuları, ön yargıları, aşırı şüpheciliği, bağnazlığı doğruları görmesine ve kabullenmesine engel olur.

Bu sadece İslam için değil, her din veya ideoloji için geçerlidir.
İslam, müslüman olmayanı gerçeği göremekle suçladığı gibi, Hristiyanlık da Hristiyan olmayanı benzer şekilde suçlar.
Ya da solcu sağcıyı, sağcı solcuyu..

Ancak kur'an'da kalpleri sonradan mühürlenen imanlılardan da bahseder.

Münafikun/ 3. *Bu, onların önce iman edip sonra inkar etmeleri, bu yüzden de kalplerine mühür vurulması sebebiyledir. Artık onlar anlamazlar.

Demek ki yapısı doğruyu anlamaya, görmeye uygun olanlar da daha sonra yanlış yolda olduklarını düşünüyor ya da başka sebeplerle inançlarını terkedebiliyorlar. Bu tavırlarından sonra kalpleri mühürleniyor. Artık yeniden iman etmeleri Allah'ın iznine bağlı.
Bu konuda bir de hadis örneği verelim:

"Cuma namazlarını önemsemeyerek üç hafta cuma namazı kılmayan kimsenin kalbini Allah Teâlâ mühürler" (Ebû Dâvûd, Salât 204; Tirmizî, Cum`a 4; Nesâî, Cum`a 2; İbni Mâce, İkâmet 93).

Bu hadiste inancını terketmek değil de, ibadetini ihmal etmenin cezası olarak kalbin mühürleneceği ifade ediliyor. Bu da inançlıyken inancını kaybetmesi ya da inancının elinden alınması anlamına geliyor.
Acaba namazdan uzak duranın, 3 cuma kılmayanın inancının zayıflayacağı ve sonuçta imanını kaybedeceği mi kastediliyor?
İman, bu kadar pamuk ipliği ile bağlıymış gibi zayıf mı?

Bu mühür ayet ve hadisleri biraz siyaset kokuyor gibi.. Sanki taraftar toplama, taraftarını kaybetmeme, tarafına katılmayanları suçlama gibi anlaşılıyor.


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:01 .