Turan Dursun Sitesi Forumları

Turan Dursun Sitesi Forumları (https://turandursun.com/forumlar/index__1.php)
-   Tarih (https://turandursun.com/forumlar/forumdisplay.php?f=29)
-   -   Yeni Osmanlılar (https://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=5887)

pante 07-04-2008 23:31

Yeni Osmanlılar
 
Osmanlı'da *Fransız devriminin etkisiyle ve yenilikçi 3. Selim'in tahta geçişiyle reformlar başladı. Özellikle askeri alanda yapılan reformlarla yeni askeri okullardan yetişen genç ve ilerici subayların yüzünü batıya çevirmesi toplumda etkili oldu.
Tanzimat fermanının ilanıyla birlikte gerici ve tutuculuğa karşı batılılaşma yönünde önemli bir adım atıldı.

1865 yazında İstanbul’da Belgrad ormanında düzenlenen bir kır yemeğine katılan 6 genç, Osmanlı İmparatorluğu’nun içerisinde bulunduğu durum nedeniyle ortaya çıkan parçalanma endişesiyle Osmanlı Hükümeti’nin politikalarına karşı eyleme geçmeye karar vermişler ve “İttifak-ıHamiyyet” isimli gizli bir örgüt kurma kararı almışlardır. Amaç; imparatorluktaki mevcut mutlaki idarenin yerine bir meşruti idare tesis etmekti. Onlara göre Osmanlı siyasal sisteminde özgürlüklere yer verilmesi, anayasalı bir rejime geçilmesi yanında padişah otoritesini
sınırlayacak ve yürütmeyi denetleyecek bir meclis kurulması gerekliydi. Grubun lideri olan Mehmed Bey, Necip Paşa’nın torunu olup grubun diğer iki üyesi olan Nuri ve Reşad beyler ile birlikte Meclis-i Vala’nın tercüme odasında çalışıyorlardı. Diğer üyelerden Namık Kemal ve Refik
gazeteciydiler. 6. genç ise konağından entelektüellerin eksik olmadığı Subhi Paşa’nın oğlu Ayetullah Bey’di. Bunlara daha sonra saraya küskün olan Mustafa Fazıl Paşa katılacak ve Avrupa'dan saraya ve Bab-ı Ali'ye yazdığı yazılarıyla hareketin öncülüğünü üstlenecekti.

Yeni Osmanlılar hareketi, Osmanlı tarihindeki batılı anlamda özgürlük hareketlerinin başlangıcını oluşturur. 18. yüzyıl sonlarında başlayıp 19. yüzyıl başlarında artarak devam eden toplumsal değişim ve buna öncülük eden yeni batılı kurumlar bu harekete zemin hazırlamışlardır.
Hareketin önemli özelliklerinden birisi de basın yoluyla mücadele yöntemini benimsemiş olmasıdır. Türk aydın sınıfından organize bir grup, ilk kez Osmanlı yönetimini açıkça ve sert bir şekilde tenkit ederek seslerini duyurmak için kitle iletişim araçlarını kullanıyordu.

Ortak bir öğretisi olmayan bu hareketi, ideolojisi olmayan farklı amaç ve görüşlerin oluşturduğu bir hareket olarak nitelemek yanlış olmaz. Yazar, memur ve subaylardan oluşan cemiyet üyeleri, çok farklı düşünce yapıları içerisine dağılmışlardı. Görünürde tek bir soruna; devletin nasıl kurtulacağı sorununa çare arıyorlardı. Çare olarak görülen çözümlerin başında meşrutiyet yönetimi ve şeriata dönüş ve çok uluslu-çok dinli bir imparatorluğu anayasacılık yoluyla parçalanmaktan korumak geliyordu. Ancak hareketin içine farklı amaçta grupların katılması, içinde yaşanılan dönemin tahlilinin yanlış yapılması, öncülerinin sürgün ya da hapis nedeniyle hareketten kopmaları dağılmasına neden oldu.

1877-1889 yılları arasında dağılan bu hareket yeni oluşumlara gebeydi.
Öncelikle hareketin ardılı olarak 1889'da Jön Türkler ortaya çıktı.
Sonrasında ise Panislamizm ve Pantürkizm akımları doğdu.

Asıl mercek altına alacağımız o dönemin “Yeni Osmanlılar”ı değil, günümüz “Yeni Osmanlılar”ıdır. Çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi *Osmanlı dönemindeki Yeni Osmanlılar’ın devleti kurtarma-birlik amaçları vardı.
Acaba günümüz Yeni Osmanlılarının ne amaçları var?

pante 08-04-2008 18:49

Re: Yeni Osmanlılar
 
Osmanlı Devletinde ilk milliyetçi hareketler 19. yüzyılda Yunan, Bulgar, Sırp çeteleri tarafından başlatılmıştır.
Batı ülkelerinin desteğini alan bu çetelerin sürekli halkı kışkırtan ve ayaklanmaya zorlayan eylemleri devlet tarafından bastırılmaya çalışılır ve her seferinde de olaylar abartılarak soykırım yaygaraları kopartılır, batı devreye girer ve masa başında daima Osmanlı kaybederdi. Çünkü borçları nedeniyle batıya bağlıydı. Batı ise ekonomik olarak zayıf ama geniş topraklara sahip Osmanlı'nın paylaşım hesapları içindeydi ve bunun yolu da Osmanlı'yı parçalamaktan geçiyordu.

Ayrılıkçı Sırp, Yunan, Bulgar, Romen, Arnavut, Makedon, Ermeni hareketlerine karşın Osmanlı'da henüz ulusalcı bir Türk milliyetçiliğinden bahsetmek mümkün değildir. Öyle ki bu ulusal hareketler karşısında Türklerde ulusal bilincin oluşmaya başlaması arasında yüzyıl gibi uzun bir süre vardır.
Jön Türkler hareketinden dahi başlangıçta ulusalcı olarak söz edilemez. Bu adı veren ise Batı'dır.

Osmanlı içindeki tüm etnik unsurlar Batı kışkırtması ve desteği ile milliyetçi hareketlere ve eylemlere girişirken sadece Türkler uyutulmuş, ulusal bilinçten yoksun bırakılmış, İslam birliği ile aldatılarak devlet halk desteği alamayacak şekilde güçsüz bırakılmıştır. Böylelikle Osmanlı'ya bağlı farklı uluslar bağımsızlıklarını ilan ederek ayrılmışlar ama Osmanlı bir ümmet toplumu özelliğini sürdürmeye devam etmiştir. Emperyalist işgal altındaki dönemde dahi ulusal bilincin oluşması ve Ulusal Kurtuluş mücadelesi verilmesi engellenmeye çalışılmış bunda da Hürriyet ve İtilafçılarla, hala Hilafet bayrağı altında bir İslam Birliği hayali güden Panislamistlerin rolü büyük olmuştur.

Bugün de benzer anlayışı görmekte değil miyiz?

08-04-2008 20:05

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

Osmanlı Devletinde ilk milliyetçi hareketler 19. yüzyılda Yunan, Bulgar, Sırp çeteleri tarafından başlatılmıştır.
Milliyetçi hareketi bu çeteler başlatmamıştır. Özellikle batıda eğitim gören Balkanlılar Fransız devriminden etkilenmiş ve milliyetçilik fikirlerini zamanla Balkanlara taşımıştır. Çok sayıda batılı kitap Balkan dillerine çevrilmiştir. Çete hareketleri bundan sonra başlamıştır. Balkan milliyetçiliğinin özündeki fikirsel gelişimi görmeyip şiddetle özdeşleşen "çete" hareketini öne çıkarmak indirgemecilik olur. Buradaki "çete" sözcüğünü de iyice tanımlamak gerekiyor. "Çete" sözcüğü günümüzde adi suçlar işlemek amacıyla kurulan yasadışı örgütlere denir. Ancak tarihsel anlamda ve özellikle 19.yy Osmanlısında siyasi amaçla kurulan yasadışı örgütlere deniyor.

Bir halklar hapishanesi olan Osmanlı'da milliyetçilik akımının yayılmasıyla Bulgarın, Yunanın, Sırpın, Arapın kendi milli devletlerini kurmak istemeleri meşrudur. Bu meşruluk Balkan milliyetçiliğini "batı kışkırtması" na indirgeyerek yok sayılamaz. Elbette çeşitli devletler kendi çıkarları ve ideolojileri çerçevesinde çeşitli bağımsızlık hareketlerini destekler. SSCB de Türk Kurtuluş Savaşı'nı desteklemiştir. Bundaki amacı emperyalist gördüğü batıyı zayıflatmak idi.

Başta Rusya ve İngiltere *Balkanlardaki konjonktöre göre çeşitli bağımsızlık hareketleri desteklemiştir. Ancak bu milli bağımsızlık hareketlerinin haklılığını, meşruluğunu yok etmez.

Geçen yıl Yunanistan'ı deplasmanda 4-1 yendiğimiz futbol maçı Karaistakis Stadı'nda yapılmıştı. Spikerin anlattığına göre Karaistakis Yunanlıların Osmanlıya karşı verdiği bağımsızlık savaşının kahramanı idi. Kendi milli liderimizi meşru bize ayaklananın milli liderlere "batı ajanı" sıfatını yakıştırmak, kendi milli bağımsızlık savaşımızı "halk hareketi", elin Sırbı, Yunanlısınınkine "çete kışkırtması" sıfatı yakıştırmak çifte standart olur. Deyim yerindeyse "kendine Müslüman" olmaktır.

Pante'nin yukarıdaki görüşleri Ulusalcıların değil Milliyetçilerin görüşleridir. Yani muhafazakarlık ve biraz dindarlık içeren milliyetçilerin görüşleridir. Bundan dolayı Osmanlıcı ağzıyla yazılan bu yazıyla Pante'yi bağdaştıramadım.

Uluslaşmadaki gecikme tahliline ise katılıyorum. Uluslaşmamızdaki agresif politikaların bu geç kalmışlığın acısının çıkarılmaya çalışılmasından kaynaklandığını düşünüyorum.

pante 08-04-2008 20:44

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

Milliyetçi hareketi bu çeteler başlatmamıştır. Özellikle batıda eğitim gören Balkanlılar Fransız devriminden etkilenmiş ve milliyetçilik fikirlerini zamanla Balkanlara taşımıştır. Çok sayıda batılı kitap Balkan dillerine çevrilmiştir. Çete hareketleri bundan sonra başlamıştır. Balkan milliyetçiliğinin özündeki fikirsel gelişimi görmeyip şiddetle özdeşleşen "çete" hareketini öne çıkarmak indirgemecilik olur. Buradaki "çete" sözcüğünü de iyice tanımlamak gerekiyor. "Çete" sözcüğü günümüzde adi suçlar işlemek amacıyla kurulan yasadışı örgütlere denir. Ancak tarihsel anlamda ve özellikle 19.yy Osmanlısında siyasi amaçla kurulan yasadışı örgütlere deniyor.
Milliyetçi hareket ve eylemlerle ulusal bilinci birbirinden ayırdığım için çeteler sözcüğünü kullandım.
(Yani teori-pratik farkı)
Çeteler sözcüğüyle de bir küçümseme ya da eleştirme düşüncesinde değilim.
Ayrıca daha önce toprakları ellerinden alınmış ve sömürge durumuna düşmüş ülkelerin hakkıdır bu mücadele ve meşrudur elbette. Benim vurgulamak istediğim Osmanlı'daki milliyetçi hareketlerin ilk olarak Türklerle değil, Osmanlı'ya bağlı uluslarla başladığıdır.
Meşru olmayan, Osmanlı'ya bağlı uluslara bağımsızlığı hak görüp, Türklere görmemektir.

pante 08-04-2008 21:55

Re: Yeni Osmanlılar
 
Balkanlılar; bütün dünya gibi ulusçuluğu Avrupa’dan öğrendiler. Fransız örneğinde “Devlet Ulus Birliği” aynı sınırlar içerisinde birleşmeyi öngörüyordu. Almanya’da “Dil ve Kültür Birliği” tezi ileri sürülüyordu. Rusya’dan Çarlık’ın yönetiminde “Dini Birlik” tezi çıkmış ve Panslavizm’e dönüşmüştü. Bu fikirlerle beslenen Balkanlı düşünürler, ekonomik zorunluluğun da etkisiyle bu tür yayılmacı akımları kendi yapılarına uydurmaya çalışmışlardır.

Balkan halklarının ulusal bilinci bir yerde onların Ortaçağdaki devlet varlıklarının ve kültürlerinin bir mirasıydı. Osmanlı egemenliği altında her dini cemaatin okul, hayır kurumu ve hatta iktisadi hayatta esnaf loncaları yaşamaya devam ettiği halde, Balkan Slavlarının, Rum – Ortodoks Patrikhanesinin denetimi altına girmeleri onların hoşnutsuzluğunu arttıran bir etkendi. İstanbul Rum – Ortodoks Patrikhanesinin Balkanlardaki Ortodoks Slavlar üzerinde bütüncül bir denetim kurmasının, onların ulusçuluk duygularının ve direnişlerinin güçlendirmiştir. Balkan Slavlarının bağımsız kilise isteklerini tırmandırarak ulusal kurtuluş hareketlerinde etkin bir rol oynamıştır.

Rusya’nın Balkan Slavları ile ilişkileri Batı Avrupa’nın aksine ticaretle değil, kilise aracılığıyla olmuştur. 17.yüzyıldan itibaren Sırp, Karadağ, Romen ve sonraları Bulgar rahipleri Rusya ile temasta idiler. Rusya’nın Slavlarla din ve dil benzerliği vardı. Ancak Rusya’da eğitim gören Balkanlı Slav aydınların zamanla Çarlığın resmi ideolojisinden çok, demokrat ve ilerici Rus aydınlarından etkilendiği görülecektir.

Buna karşın Türklük bilinci ancak Osmanlı’nın son çeyrek asrında oluşmaya başlayabilmiştir. Bunun temel nedeni Osmanlı'da feodal niteliklerin Osmanlı’nın son zamanlarına kadar süregelmesi ve gerçek anlamda bir burjuva sınıfının oluşmayışıdır.
Genelde “Türklük”, Osmanlı’da aşağılayıcı bir tabir olarak kullanılırken 19. yy.’ın sonlarında Mehmet Emin Yurdakul “Ben bir Türküm, dirim cinsim uludur" diyerek Türk kimliğini vurguluyordu. Ancak Mehmet Emin de din duygusunun etkisi de oldukça büyüktür.

İttihat ve Terakki ise Türk ulusçuluğunu benimsemiş görünüyordu, fakat onların ulusçuluk anlayışı aslında bir Türk ulusçuluğu değil Osmanlıcılık anlayışı idi.
Balkan Savaşları sırasında, Türk Ocağı gibi bazı kuruluşlar da Türklük bilincini yaratmaya çalışmışlardır. Vatan şairi olarak bilinen Namık Kemal yurt kavramını ön plana çıkarmış ancak O’nun ulusçuluk anlayışı da Osmanlıcılık veya İslamcılıktan öteye gidememiştir.
I.Dünya Savaşı sırasında İttihat ve Terakki ulusçuluğu Turancılık eksenine oturtmuş, savaşın yenilgiyle sonuçlanması ile Turan fikri de çökmüştür.
Tüm bunlardan farklı olarak, Türk milliyetçiliğini bilimsel bazda ele almaya ve alt yapısını oluşturmaya çalışan Ziya Gökalp bile Panislamist ve Osmanlıcılık fikirlerinden sıyrılamamıştır.

Sonuçta, Osmanlı’da gerçekleşen milliyetçilik akımlarından hiçbirisi gerçek anlamda bir Türk
Milliyetçiliğine ulaşamamış ve genellikle Osmanlıcılık, Pan-islamizm veya Turancılık fikirleriyle
yoğrulmuştur. Oysa ki Kemalist Milliyetçilik bunlardan bağımsız bir içeriğe sahiptir. Kesinlikle etnik kökenlerden yola çıkmaz, din birliğini değil kültür birliğini kabul eder. Mustafa Kemal’in “Panislamizm, Pan-turanizm siyasetinin başarıya ulaştığına ve dünyayı uygulama alanı yapabildiğine tarihte tesadüf edilmemektedir.” sözleri durumu oldukça net bir şekilde ortaya koymaktadır.

pante 08-04-2008 23:08

Re: Yeni Osmanlılar
 
Jön Türk Hareketi, etnik açıdan karmaşık bir yapıya sahipti. Meşruti rejimin yeniden kurulması konusunda görüş birliği olmasına rağmen, öngördükleri kurtuluş yöntemi konusunda farklı görüşlere sahiptiler. Özellikle 1902 Paris Kongresinde bu görüş ayrılığı açıkça ortaya çıkmış ve Jön Türkler ikiye ayrılmışlardır: Merkeziyetçiler ve Adem-i merkeziyetçiler.

İngiliz modelini esas alan Adem-i merkeziyetçi kanadın lideri Prens Sabahattin, Fransız modelini esas alan Merkeziyetçi kanadın lideri de Ahmet Rıza Bey idi. Ermeni, Arnavut ve Arap aydınları genellikle “Adem-i merkeziyetçi” grubun içinde yer almayı tercih etmişlerdir. Böylece iktidara geldikleri takdirde kendi yaşadıkları bölgelerde özerk bir yönetimin kurulmasını sağlamayı planlamaktaydılar. Özerklik, bağımsızlık yolundaki ilk hedefti. Buna karşın, 1902 Kongresinde, Adem-i merkeziyetçiler beklediklerini bulamamış, tezleri pek rağbet görmemiştir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde etkin görevlere genellikle merkeziyetçilerin hakim olduğu görülmüştür.

1908 yılı Temmuz’unda Meşrutiyet yeniden ilan edildikten sonra Cemiyetin iki kanadı arasında rekabet yeniden alevlenmiştir. Prens Sabahattin kurdurduğu Ahrar (Özgürlük) Fırkası ile seçimlerde İttihat ve Terakki ile bir iktidar mücadelesine girmiştir. Ancak seçimlerden İttihatçılar büyük bir zaferle ayrılmışlardır. Bu ilk raunt idi.

Adem-i merkeziyetçiler, iktidarı ele geçirmek için meşrutiyet karşıtı güç odakları ile yani şeriat yanlılarıyla işbirliği yaparak, 1909 yılında bir darbe girişiminde bulunmuşlardı. Tarihe 31 Mart İsyanı olarak geçen bu darbe girişimi, sonuçları açısından Ahrarcılar için tam bir hezimetti. Hareket Ordusu’nun kısa sürede düzeni yeniden sağlamasından sonra Ahrar Fırkası faaliyetlerine son vererek tarihe karışmıştır. Başta Prens Sabahattin olmak üzere birçok Adem-i merkeziyet taraftarı tutuklanmıştı. Prens Sabahattin ve Arnavutluk milletvekili olan İsmail Kemal Bey gibi İngilizlere yakınlığı ile tanınan önemli kişiler, bu olaydan zarar görmeden kendilerini kurtarmayı *İngiliz diplomasisinin katkıları ile başarabilmişlerdir.

Peki İngilizler neden, Adem-i merkeziyetçilere destek vermişti?
Çünkü İngiltere, Osmanlı’nın Adem-i merkeziyetçi bir politikayı benimsemesini kendi çıkarlarına daha uygun bulmaktaydı. Osmanlı’nın federasyon benzeri bir örgütlenmeye gitmesi, İngiltere’nin Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu’daki çıkarlarının savunulmasını kolaylaştıracaktı. Balkanlarda Arnavutlar, Doğu Anadolu’da ve Doğu Karadeniz’de Ermeni ve Rumlar, Ortadoğu’da da Araplar ve Kürtlerin İngilizlerin ileri karakolları yapılması planlanmaktaydı. Ancak Almanya’nın desteklediği İttihatçılar, bu darbeyi Rumeli’deki etkinliği aracılığı ile başarısızlığa uğratmışlardı. Sonuç aslında İngilizler açısından da bir hezimetti.
İkinci raunt da, “İttihatçı-Alman” ittifakının zaferi ile sonuçlanmıştı.

ozgur_beyin 08-04-2008 23:14

Re: Yeni Osmanlılar
 
mehmet emin yurdakul' pek güçlü bir şair olmamasına rağmen, *cesur bir adamdır . istanbul'un işgalinde
(1918-1920)şu şiirini yazmıştır.yanılmıyorsam ''sultan ahmet mitingi''ndede(15 mayıs 1919) bu şiiri halka okumuştur.



Bırak Beni Haykırayım

Ben en hakir bir insanı kardeş duyan bir ruhum;
Bende esir yaratmayan bir Tanrı'ya iman var;
Paçavralar altındaki yoksul beni yaralar,

Mazlumların intikamı olmak için doğmuşum.
Volkan söner, lakin benim alevlerim eksilmez;
Bora geçer, lakin benim köpüklerim eksilmez.

Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et;
Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet,
Sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir;

Zaman ona kan damlayan dişlerini gösterir.
Bu zavallı sürü için ne merhamet, ne hukuk;
Yalnız bir sert bakışlı göz, yalnız ağır bir yumruk!...


Mehmet Emin Yurdakul *|

pante 09-04-2008 00:14

Re: Yeni Osmanlılar
 
31 Mart İsyanından sonra dağılmış görünen muhalefet, 1911 yılında Hürriyet ve İtilaf adı altında birleşmişti. Çok farklı eğilimlere sahip olmalarına rağmen muhalifleri birleştiren en önemli noktalar, İttihatçı karşıtlığı ve Adem-i merkeziyetçi gelenek idi. İttihatçılar mecliste kendilerine karşı güçlü bir muhalefetin kurulduğunu gördükleri için, bir an önce seçimlere giderek muhalefeti hazırlıksız yakalamayı amaçlamış ve seçimlerde de elinden geldiğince muhalif mebus seçilmesini engellemeye çalışmışlardır. 1912 yılında yapılan seçimlerde İttihatçılar stratejilerini başarı ile uygulamışlar ve çok az muhalif seçimleri kazanabilmiştir.

Bu seçimlere en büyük tepki Arnavutlardan gelmiş ve yeni bir ayaklanma başlatmışlardır. Aralarında birçok Arnavut milletvekili ve aydınının bulunduğu muhalifler, Adem-i merkeziyetçi amaçlarına ulaşmak için Arnavutları silahlı bir güç olarak kullanmışlardır.
1912 ayaklanmasının liderleri de seçilemeyen Arnavut milletvekilleri idi.
İsyan öylesine etkili idi ki, isyancılar Üsküp’ü ele geçirmişler ve İttihatçıların merkezi Selanik’e yürümeye hazırlanıyorlardı. İsyancılar, meclisin feshini ve seçimlerin yenilenmesini, Arnavutluk’a özerklik verilmesini talep ediyorlardı. İttihatçılar durumun kontrolden çıktığını anlayarak iktidardan çekilmek zorunda kaldılar. Üçüncü raundu “Adem-i merkeziyetçiler” kazanmışlardı.

Balkan Savaşı’nın olumsuz etkileri ve yaşanan büyük başarısızlık Hürriyet ve İtilaf Fırkasını oldukça yıpratmıştı. 1913 yılında İttihatçılar “Bab-ı Ali Baskını” ile iktidarı yeniden ele geçirdiler. Dördüncü raundu “İttihatçılar” kazanmıştı.

I. Dünya Savaşına Almanların yanında girmeyi tercih eden İttihatçılar, savaşın kaybedilmesinden sonra kendi partilerini feshetmek zorunda kalmış ve liderleri de yurtdışına kaçmıştı.
Hürriyet ve İtilaf Fırkası, bu ortamda kendisi için yeniden bir hayat alanı bulmuş ve iktidara gelmişti. Ancak bu iktidarını, Anadolu’ya kabul ettirmesi gerekiyordu. Ülke toprakları işgal edilmeye başlamış olmasına rağmen, Hürriyet ve İtilafçılar için asıl düşman olarak İttihatçılar görülmekteydi. İşgallere tepki gösteren Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine ve Kuvayı Milliye Hareketine karşıydılar. Hem onlar hem de padişah Vahidettin kaderlerini İngiltere’ye bağlamışlardı. İstanbul’da “İngilizleri Sevenler Cemiyeti”ni kurarak kendilerini İngilizlere beğendirmeye çalışmaktaydılar. Bir kısım aydın ise “Wilson Prensipleri” cemiyetini kurarak ABD himayesini istemekteydi.

Mustafa Kemal’in kurtuluş formülü ise açıktı: siyasi-hukuki-ekonomik tam bağımsızlık.

09-04-2008 00:41

Re: Yeni Osmanlılar
 
Alıntı:

Adem-i merkeziyetçiler, iktidarı ele geçirmek için meşrutiyet karşıtı güç odakları ile yani şeriat yanlılarıyla işbirliği yaparak, 1909 yılında bir darbe girişiminde bulunmuşlardı
Tamamen İttihatçı bakış açısıyla yazılmış sözler. Adem-i Merkeziyetçilerin 31 mart vakasına katıldığı iddiasının kanıtları yoktur. İttihatçıların her türlü muhalefeti susuturma politikalarının bir sonucu olması daha yakın bir ihtimal görünüyor. O dönemdeki İttihatçıları biraz daha iyi tanımak gerekirse:

Dayaklı-sopalı seçim


İttihat Terakki, propaganda ve seçim kazanmadaki yeteneğini ülkeyi idare etmede gösteremedi. İktidarı paylaştığı orduyu siyasete sokmakla askere zarar vermenin yanında devlet kadrolarına sadece cemiyete mensup olmalarını ölçü sayarak doldurduğu kişilerin yetersizliği yüzünden de bürokrasi çarkını işlemez duruma getirdi. Ve sonuçta her yerde hoşnutsuzluk, muhalefet duygusu kabardı. İttihat Terakki'nin içinden gelen hoşnutsuzluk ve ayrılmalar seçimi kaçınılmaz hale getirdi. Cemiyet sadrazam Said Halim Paşa'ya baskı yaparak Ayan'ın da onay vermesiyle
18 Ocak 1912 tarihli irade-i seniyye ile meclisin feshedilmesini sağladı.
İttihat ve Terakki'nin karşında bu kez sadece Ahrar değil daha güçlü ve organize bir parti olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası da yer alıyordu. Siyasi tarihimize 'Sopalı Seçim', 'Dayaklı Seçim' olarak anılan 1912 seçimleri için oy verme işlemi ocak ayının sonunda başladı. İttihat Terakki imparatorluğun bütün vilayetlerinde baskının her türlüsünü kullanmak pahasına seçimden galip çıkmaya kararlıydı. Askeri, mülki ve idari amirlerin neredeyse tamamı İttihat Terakki için seferber oldular.

İstenen oldu

Ve seçim istedikleri gibi sonuçlandı. Ama kimse de bu iktidar kadrosuna güvenin kalmadığı da görüldü. Muhalefetin giderek güçlenmesine, tepkinin büyümesine paralel olarak İttihat Terakki seçimden sonra da her türlü şiddeti uygulamaya başladı. Sıkıyönetim ilan etti, siyasi yasaklarla muhalefeti susturdu. Ancak olanca baskıya rağmen 4. meclisin ömrü kısa oldu.
4 Mayıs 1912'de ilk toplantısını yapan meclis, 5 Ağustos 1912 tarihli irade-i seniyye ile feshedildi. Ülkenin dört bir yanında İttihat ve Terakki'den istifalar olmuş ve cemiyet gittikçe taraftarının nezdinde de itibar kaybına uğramıştı.

Cemiyetin, kendisine sadık bazı subaylar dışında desteği kalmamıştı. Halk açıkça seçimlerin her türlü baskıdan uzak şekilde yapılması beklentisi içinde olduğunu ifade ediyordu. Ama patlak veren Balkan Savaşı İttihatçı kadronun bir kez daha ipleri ele almasına yaradı. Şaibeli de olsa iktidarını korumuştu parti. Ama buna rağmen seçimde yapılan hile ve usulsüzlükleri araştırmak üzere komisyon kurulmasını önleyemedi İttihat Terakki. Oluşan heyetin ortaya çıkardığı suiistimalleri saklayamadı. Muhalefetin yoğun olduğu bölgelerde seçmenleri silah altına almak dahil her yolu kullanmıştı partili subaylar.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=226290


Dönemin koşulları içinde İttihatçıların değil Ahrar Fırkası'nın görüşleri daha demokratik daha hümanist çizgiyi gösteriyor görüşündeyim. O dönemde yaşasaydım herhalde Ahrar Fırkasına üye olurdum. İttihatçıların ülkeyi ne duruma getirdiklerini tarih yazdı. 1912 de meclisi feshettiler. Balkan savaşlarında Bulgarlar İstanbul'un 20-30 Km. yakınına kadar geldiler. Çatalca'da zor bela durdurulabildiler. 1914'de bir maceraya girilerek 400.000 insan bu macera uğruna harcandı. 1915'de de Ermenileri Anadolu'dan sildiler. Sonra da uçağa atlayıp kaçtılar.

Tüm bunlara rağmen İttihatçılar, padişahlık dönemine göre ilerlemeyi simgeler. 150 yıldır oturtmaya çalıştığımız demokrasimizin geçmişteki evrimsel atalarıdır. Bundan dolayı saygı değer de bulurum. Ancak bu saygı eleştirilerimize engel olmamalıdır.

frodo 09-04-2008 01:42

Re: Yeni Osmanlılar
 
Sevgili cem etmeyin eylemeyin *:lol: Daha önce de sargon bu adamın bir yazısına link vermişti. Meğer 1909 karşı devrimi için ayaklanan ve "şeriat" isteyenlerin talebi, şeriat=adalet anlamındaymış. Şimdi bu tarafsız (!) *yazarın *açıklamaları ile tarih düzeltilmiş mi oluyor ? İttihad ve Terakki fırkasının 1911-1914 yılları arasında yaptığı onca *reformu anayasal bir monarşi çabalarını, sekülerizm, eşitlik ve özgürlük adına yaptıklarını görmezden mi geleceğiz ?


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:01 .