![]() |
Allah kaÇ yaŞinda
islam netameli konulara hiç girmez. çünkü bu konulara doyurucu cevap bulunmaz. köşeye çok sıkıştığında ''allahul alem bilir'' sigortasına sarılır ve işten sıyrılır.psikolojik olarak sıkıntıyı (imanlı insan) kendinden atar.ve rahat eder
şimdi tanrı lem yelid velem yuled ise ne zamandan beri var yani kaç yaşında? insan havsalası sonsuzluğu kavramak ta zorlanır tıpkı sonsuz ebediyeti kavrayamaması gibi şimdi dini literatüre bakarsak adem 6000 yıl önce vardı. yani ademi dini referans alırsak dünyaya gelişi sonsuz zamane göre tanrının bir göz kırpışı kadar kısa. bu kısalık mantıklımı. eskilerin tabiriyle MARİFET İLTİFATA TABİDİR tanrıda bu atasözünün hikmetine inanmış görünüyor. bir hadisi kutside<KASRİ İSLAM> BEN BİR GİZLİ HAZİNEYİM İSTERDİMKİ BİLİNEYİM BİLİNMEM İÇİNDE MAHLUKATI YARATTIM (hadisi kutsi )alah böyle diyor ki hadisi kutsinin doğruluğundan şüphe edilmez sünni islamda. bu kadar insanlar arasında meşhur olma sevdalısı tanrı neden son altı binde kendini bildirmiş allah bu sonsuz zamana göre kaç yaşında ? nasıl ve ne zaman nasıl vucut buldu sünni islamda allah şöyle anlatlır ve yorumlanır? hepsi reklema matuf zorlama tanımlardır Vücûd Kıdem Beka Muhalefetün lil-havâdis Kıyam Bi-nefsihî Vahdaniyet ZÂTÎ ve SÜBÛTÎ SIFATLAR Hayât İlim İrâde Kudret Tekvin Sem' ve Basar Kelâm Vücûd - Bu sıfat, Allah Teâlâ'nın vâr olduğunu ifâde eder. Allah Teâlâ'nın varlığı başka bir varlığa bağlı olmayıp, zâtının îcabıdır. Yani vücûdu, zâtıyla kaimdir ve zâtının vâcib bir sıfatıdır. Bu sebeble Hak Teâlâ'ya Vâcibü'l-Vücûd denilmiştir. Bâzı Kelâm âlimleri, Vücûd sıfatına, sıfat-ı nefsiyye adını vermişlerdir. Vücûd'un zıddı olan adem (yok olma) Allah Teâlâ hakkında muhaldir. Allah'ın yok olduğunu iddiâ etmek, kâinatı ve içindeki varlıkları inkâr etmeyi gerektirir. Çünkü her şey'i yaratan ve vâr eden O'dur. Kıdem - Kıdem, Allah Teâlâ'nın varlığının başlangıcı olmaması demektir. Allah Teâlâ kadîmdir, ezelîdir. Yani önce yok iken sonradan vâr olmuş değildir. Geçmişe doğru ne kadar gidilirse gidilsin, Cenâb-ı Hakk'ın vâr olmadığı bir an, bir zaman, tasavvur edilemez. Aslında zaman ve mekânı yaratan da O'dur. Allah Teâlâ zaman ve mekân kayıtlarından münezzeh, ezelî ve kadîm bir Zât-ı Zülcelâldir. Kıdem'in zıddı olan hudûs (sonradan olma, belli bir zamanda yaratılma) Allah Teâlâ hakkında muhaldir. Beka - Beka, Allah Teâlâ'nın varlığının sonu olmaması, daima var bulunması demektir. Allah Teâlâ'nın varlığının başlangıcı olmadığı gibi, sonu ve nihayeti de yoktur. O hem kadîm ve ezelî, hem de bâki ve ebedîdir. Zâten kıdemi sâbit olan bir varlığın, bekası da vâcib olur. Beka'nın zıddı fena, yani, bir sonu olmaktır. Bu ise, Allah Teâlâ hakkında muhaldir. Muhafeletün lil-Havâdis - Allah'ın, sonradan vücud bulan varlıklara benzememesi demektir. Allah Teâlâ ne zâtında, ne de sıfatlarında kendi yarattığı varlıklara benzemez. Biz Allah'ı nasıl düşünürsek düşünelim, O, hâtır ve hayâlimize gelenlerin hepsinden başkadır. Çünkü hâtıra gelenlerin hepsi hâdis, yani, sonradan yaratılmış, yok iken vâr edilmiş şeylerdir. Allah Teâlâ ise, vücûdu vâcib, kadîm ve bâkî, her şeyden müstağnî, her türlü noksandan uzak, bütün kemâl sıfatlara sahip olan İlâhî ve mukaddes bir zâtdır. Şübhe yok ki, böyle yüce bir Zât, önce yok iken sonra vâr olan, bil'âhare tekrar zeval bulan varlıklara benzemez. Nitekim Cenâb-ı Hak kendi zâtını Kur'ân-ı Kerîm'de: arapça var. "Onun "Hak Teâlâ'nın) benzeri yoktur. O, her şey'i işitici ve görücüdür" (Şûra 11) sözleriyle tavsif etmiştir. Peygamber Efendimiz de (asm) bu mânayı te'yiden: "Her ne ki senin aklına geliyor, işte Allah Teâlâ onun gayrısıdır" buyurmuştur. Kıyam Bi-nefsihî - Allah Teâlâ'nın, başka bir varlığa ve hiçbir mekâna muhtaç olmadan zâtı ile kaim olması demektir. Mevcudatın hepsi, sonradan vücuda gelmiştir. Bu sebeble de bir Yaradana ve bir mekâna muhtaçdırlar. Buna mukabil her şeyin yaratıcısı olan Allah Teâlâ'nın vücûdu, zâtının gereğidir ve varlığı hiçbir şey'e muhtaç değildir. Şayet Allah da vâr olabilmek için başka bir varlığa muhtaç olsa idi, O da mahlûk olur ve her şey'in Hâlikı ve başlangıcı olmazdı. Halbuki O, her şey'in Hâlikı ve yaratıcısıdır. O'ndan başka her şey mahlûktur. Hâlık ise, mahlûkuna asla muhtaç olmaz. Vahdaniyet - Vahdaniyet, Allah'ın bir olması demektir. Vahdaniyet, Allah Teâlâ'nın kemal sıfatlarının en önemlisidir. Çünkü bu sıfat, Allah Teâlâ'nın zâtında, sıfatlarında, fiillerinde bir olduğunu; saltanat ve icraatında ortaksız bulunduğunu ifade etmektedir. ZÂTÎ ve SÜBÛTÎ SIFATLAR Hayât - Sayfa Başı Cenâb-ı Hakk'ın hayat sâhibi olması, hayat sıfatiyle muttasıf bulunması demektir. Cenâb-ı Hak hakkında vâcib olan bu sıfat, mahlûkatta görülen ve maddenin ruh ile birleşmesinden doğan geçici ve maddî bir hayat olmayıp ezelî ve ebedîdir. Bütün hayatların kaynağı olan hakikî hayattır. Hayat sıfatı, İlim, İrâde, Kudret gibi kemâl sıfatlariyle yakından ilgilidir. Bu sıfatların sâhibi bir zâtın, hayat sâhibi olması zarurîdir. Çünkü ölü bir varlığın ilim, irade ve kudret gibi kemâlâtın sâhibi olacağı düşünülemez. Bunun içindir ki, hayat sıfatını, Cenâb-ı Hakk'ın ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarla vasıflanmasını sağlayan ezelî bir sıfattır, diye târif etmişlerdir. Hayat sıfatının zıddı memât, yani, ölü olmaktır. Bu ise Allah hakkında muhaldir. İlim - Allah Teâlâ'nın her şey'i bilmesi, ilminin her şey'i kuşatması demektir. Bu âlemi en güzel şekilde, en mükemmel bir nizâm üzere yaratan ve onu idare eden Zât-ı Akdes'in, yarattığı varlığı en ince teferruatına kadar bilmesi gerekir. Zira hakikatı, faydası, lüzum ve hikmeti bilinmeyen bir şey, nasıl yaratılabilir? O halde yaratıcının bir şey'i yaratabilmesi için, evvelâ ilim sâhibi olması, sonra o ilmin icablarına göre yaratması şarttır. Bundan başka, îman ve sâlih amel sâhiplerini mükâfatlandırmak, isyan eden ve kötü yolda olanları da cezalandırmak, ancak bu kimselerin yaptıklarını bütün teferruatı ile bilmekle mümkündür. İlmin zıddı cehil, gaflet ve unutkanlıktır. Bütün bunlar Hak Teâlâ hakkında muhaldir. İrâde - Allah'ın bir şey'in şöyle olup da böyle olmamasını dilemesi; her şey'i dilediği gibi tayin ve tesbit etmesi demektir. Allah Teâlâ kâmil bir irâde sahibidir. Bu kâinatı ezelî olan irâdesine uygun olarak yaratımştır. Bu kâinatta olmuş ve olacak her şey Allah'ın dilemesi ve irâde etmesiyle olmuş veya olacaktır. O'nun her dilediği mutlaka olur, dilemediği de asla vücûd bulmaz. Bu hususta Kur'an'da: "Allah dilediğini yaratır. Bir işe hükmederse (yani onu dilerse) ona ancak 'ol' der, o da oluverir" (Âl-i İmrân, 47) buyrulur. Hadîs-i şerîfte de: "Allah'ın dilediği oldu, dilemediği de olmadı" denilmiştir. İrâde sıfatından başka meşîet adında müstakil bir sıfat yoktur. Kudret - Kudret, Hak Teâlâ'nın varlıklar üzerinde irâde ve ilmine uygun olarak te'sir ve tasarruf etmesi, her şey'i yapmağa ve yaratmaya gücü yetmesi demektir. Allah Teâlâ'nın sonsuz bir kudret sahibi olduğuna ve her şey'e kadir bulunduğuna, görmekte olduğumuz şu kâinat ve ihtiva ettiği güzellik ve şaşmaz nizam en büyük delildir. Tekvin - Tekvin; îcad ve yaratma demektir. Tekvin'i mâdum (yok) olan bir şey'i yokluktan çıkarmak, vücûda getirmek diye îzah etmişlerdir. Tekvin, Ehl-i Sünnet'in iki hak itikadî mezhebinden biri olan Mâtüridîlere göre, ilim, irade ve kudret sıfatından ayrı bir sıfattır. Yine Mâtüridîlere göre, Hak Teâlâ'nın yaratmak, rızık ve nimet vermek, azâb vermek, diriltmek, öldürmek gibi bütün fiilleri, tekvin sıfatına râcidir. Onun eser ve tecellîsi sayılır. Bunlara sıfat-ı fi'liyye (fiilî sıfatlar) da denilir. Kudret ve tekvin, birer kemal sıfatı olup zıdları olan acz, Allah hakkında muhaldir. Eş'arîlere göre ise: Allah'ın tekvin sıfatı diye ayrı, müstakil bir sıfatı yoktur. Tekvin, kudret sıfatının makdûrata (yaratılması takdîr edilmiş şeylere) yaratma ânında taallûkundan ibarettir. Yani tekvin, kudret sıfatı içinde itibarî bir vasıf olmaktadır. Allah Teâlâ'ya Mükevvin isminin verilmesi, O'na, kudret sıfatından ayrı, Tekvin adında bir sıfatın isnâd edilmesini gerektirmez. İcad etmek, yaratmak, bilfiil vücuda getirmek, Hak Teâlâ'nın Kudret sıfatıyla olur. Mâtüridîler Tekvin sıfatını Kudret sıfatından ayrı bir sıfat kabûl ettiklerinden, zâtî ve sübûtî sıfatları 8 olarak sayarlar. Eş'arîlere göre ise bu sıfatlar 7'dir (Sıfât-ı Seb'a). Sem've Basar - Allah'ın her şey'i işitip, her işi görmesi demektir. Sem' ve basar sıfatları da Allah'ın ezelî ve ebedî kemâl sıfatlarındandır. Allah'ın işitip görmesine, uzaklık - yakınlık, gizlilik - açıklık, karanlık - aydınlık gibi mefhumlar bir engel teşkil edemezler. O, içimizdeki fısıltıları, kalbden ve gönülden yaptığımız duaları işitir. Hikmetine uygun şekilde karşılık verir. Hak Teâlâ'nın Semî' ve Basîr, yani, her şey'i en iyi işitici ve en iyi görücü olduğu, Kur'ân-ı Kerîm'de defalarca zikredilmiştir. Sem' ve Basar sıfatları birer kemâl sıfatı olduğundan, zıdları olan a'mâlık (görmemek) ve sağırlık (işitmemek) Zât-ı Bârî hakkında muhal olan noksan vasıflardandır. Kelâm - Allah Teâlâ'nın harfe ve sese muhtaç olmadan konuşması demektir. Allah Teâlâ'nın kelâm, yani, söyleme, konuşma sıfatı vardır. Bu sıfat ezelî ve ebedîdir. Bu sebeble Allah'a Mütekellim denilir. Kur'ân-ı Kerîm'e de Kelâmullah tabir edilir. Allah'ın peygamberlerine bildirdiği vahiyler, onlara verdiği İlâhî kitablar, mahlûkatına gönderdiği ilhamlar, hep O'nun Kelâm sıfatının bir tecellîsidir. en merak edilmesi konuda şu islam kelamcıları, veyahut savunucuları ''allahın ilmi ''dışında bir yaprak kımıldamaz ve yere düşmez. hal böyle ise bu sonsuz zamaniçinde kendiliğinden allah hangi güçle oluştu ve bu kadar hayalleri zorlayan güce erişti. peki o zaman allah kaç yaşında??? |
Saygideger ozgur_beyin;
Olaya mantikli bakarsak ve Allah'i bilinmiyenlerin bir cevabi olarak algilarsak; gercekci olarak; insanoglunun bu kavrami bu icerikte; ne zaman ortaya attiysa o gunden bugune kadardir. Spekulatif olarak ise; insanoglu ortaya attigi bu icerikteki kavrama; kendine gore de bir zaman bicmis veya bunu sonsuz birakmis olabilir. Eger konu ozel olarak Allah'sa, yani sirf islami bir yaratilissa; o zamanda; islam tarihinden itibaren ve spekulatif olarak ta; bicilen yastir. Bu aynimadde gibidir. Gecen dilaver'in dergiden yaptigi bir alintida; insanoglunun, madde kavramini ne zaman ortaya attiginin tarihi verilmisti. Bilim spekulasyonu olarak; big bang'a kadar gidiyor. Eger ilk olusuma madde dersek; ki bu ilk olusum ayni zamanda tanri. Gerci farketmiyor; insanogluna gore insandisi yanasimin bir ucu madde, diger ucu tanri zaten. Kusura bakma, benim cevabim; din temelli veya yaratilis temelli ve onlarin tarihsel surecine dayanan bir cevap olmadi. Saygilarimla; evrensel-insan |
Zati sıfatlarına EGO'yu eklemeyi unutmuşlar.
Bilinmek isteyen bir varlık hem insani özelliğe sahip demektir, hem de Ego sahibi.. Gerçi Kur'an'da hep ondan bahsetmemizi, hep onu anmamızı, çokça anmamızı, zikrullahı, hayvan boğazlarken bile onun adıyla boğazlamamızı isteyen insan özellikli bir tanrı da kabarık bir egoya sahip olduğunu kendi istekleriyle bize bildirmektedir. 99 sıfatının pek azı insanda yok.. neredeyse bizden biri :) |
Alıntı:
sevgili K.C. o egoların tamamı esmaül hüsna'da bolca var. ben esmaül hüsnayı MFÖ'nün şarkısına benzetirim en uzak yere seen gittin en güzel kızı sen kaptın sen neymişsin be abi , misali gibi |
özgür beyin bunca zamandır girmiyorum siteye belki dedim bir şeyler değişmiştir. ama gel gör ki her şey aynı malesef.sende hiç değişmemişsin malesef yine aynı özgürbeyin:))
|
Dinlerin anlattığı gibi bir Tanrı varsa;neden illa bilinmek,tanınmak,bulunmak ister?ve yarattığı insana kendini tanıtmak,bildirmek,buldurmak için kısacık bir ömür süresi verir?(zamanında 950 yıl yaşattığı peygamberi,300 yıl yaşattığı bir başkasıve onların yine onca yıl yaşayan eşleri varken ,diğer insanlardan bu süreyi niye esirger?buda sorulabilir...ki ibrahim peygamber kendisi ile görüştüğü halde, içinde hala şüphe olduğu için ondan kanıt ister de oda kuşları parçalatıp,canlandırır ama daha sonra hemde son peygamberden yüzler,binler yıl sonra yaşayacak insanlardan kayıtsız şartsız inanç ve ilgi ister,niye?)çok mu sıkılmıştır,çok mu sabırsızdır artık?eğer öyle ise bütün bunlarda insana ait özelliklerdir,yoksa değilmidir?:)
|
Tanrı kendinini uzay boşluğu gibi tanımlıyor olmalı. Peki bu onu sonsuz kılar mı? Uzay boşluğunun bir sınırının olup olmadığı muallakta; ama tanrının öncesi bir sınıra dayanmalı. Uzay'ın bile bir sınırı var, tanrının da olmalı.
|
"Allah kaç yaşında"
Aynısını tanrı inancı olmadan da düşünsek bu mantıkla tıkanır kalırız...Var olan ilk şey kaç yaşında?öyle ya..günümüzde varlık var..yoktan da olmadı,o hep vardı.. Zaman kavramını iyi tanımlamak lazım önce... Bir zaman çizelgesi düşünün..gidiyor da gidiyor,sonsuza kadar gitmesi mümkün..Aynı zaman çizelgesinin bir noktasından alın zamanı geriye doğru sürükleyin...Bir başlangıç noktası arayacaksınız..Bu A şehrinden B şehrine gitmek gibi..B den C ye vs.vs istediğiniz kadar şehir gezebilirsiniz ama mutlaka bir şehirden başlamış olmanız gerekmekte... ee ozaman zaman ezeli olamaz..Zamanın başlangıcı olmalı... Zamanın başlangıcından önceki yerlerde zamansızlık devreye girer ki bence tanrı inancıyla çelişmez... |
Alıntı:
|
29 :)
"I think, therefore I am" Hz. Descartes |
| Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:45 . |