Tekil Mesaj gösterimi
  #2  
Alt 09-12-2012, 18:50
ALKA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ALKA ALKA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 12 Feb 2010
Bulunduğu yer: Berlin
Mesajlar: 5.990

Başarı Ödülü 

Standart

1- Allah'ın Zati Sıfatları:

Bu sıfatlardan biriyle Allah'ın varlığı, dile getirilir: "Vücûd". Anlamı: Varlık. Allah, "Vacibu'l-Vücûd"dur. Yani, "var olmaması düşünüleme-yen, var olması zorunlu, varlığı kendinden olan"dır. Öteki sıfatların da kimileriyle Allah'ın "ne olmadığı" dile getirilir. Bunlara "Selbi (olumsuzluklu) sıfatlar (Sıfat-ı Selbiyye)" denir. Kimile-riyse Allah'ın "ne olduğu"nu dile getirir. Bunlara da "Sübûti (olumluluk-lu) sıfatlar (Sıfat-ı Subûtiyye)" denir.

a) Selbi Sıfatlar:

Şunlar olarak bilinir:

-KIDEM: Öncesi olmamak. Allah'ın, "Kadim"dir. Yani "öncesi olmayan" bir varlıktır.

-BEKA: Sonrası olmamak. Allah, "Baki"dir. Yani, "sonu, sonrası olmayan" bir varlıktır.

-KIYAM Bİ NEFSlHİ: Kendininkine yeterli olup var olmak için bir başkasına bir yere dayanma gereksinimi olmamak. Allah, "yeri-yurdu ve dayanağı olmayan" bir varlıktır.

-VAHDÂNİYYET: Bir-Tek olmak. Allah "hiçbir şeyi başkasıyla paylaşmayan ortağı olmayan" bir varlıktır.

-MUHALEFETUN LİL HAVÂDlS: Sonradan olanlara, yamuklara, benzer nitelikte olmak. Allah "Kendisinin dışındakilere hiçbir biçimde benzemeyen" bir varlıktır.

b) Subuti Sıfatlar:

Bunlar da şöyle yedi olarak sayılır:

-HAYAT: Diri olmak. Allah, "Hayy"dır, yani "Diri"dir.
-İLİM: Bilmek. Allah, "Alim"dir, yani "Bilen"dir.
-SEMİ: İşitmek. Allah, "Semi"dir, yani "İşitici"dir.
-BASAR: Görmek. Allah, "Basir"dir. Yani: "Gören"dir.
-İRADE: Dilemek. Allah, "Mürid"dir. Yani "Dileyen"dir.
-KUDRET: Güç. Allah, "Kadir"dir. Yani "Güçlü"dür.
-KELÂM: Konuşmak, söz söylemek, söz. Allah, "Mütekellim"dir. Yani "Konuşan"dır.

Allah' ın Bilgisinin Genişliği ve Değişmezliği:

-Allah'ın bilmesi nasıldır?

Bu soruya nasıl karşılık verilmesi gerektiği, önce "kelamcılar"la "felsefeciler" arasında, sonra da "kelamcılar"ın birbirleri arasında tartışmalıdır, ilgili kitaplarda, oldukça geniş bir yer tutagelmiştir bu tartışma.



Anlamı:
Görmez misin ki, Allah, göklerde olanları da, yerde olardan da bilir. (Mücadele Suresi, ayet: 7.)



Anlamı:
(Diyanet'in)
Allah, her dişinin rahminde taşıdığını, rahimlerin düşürdüğünü ve alıkoyduğunu bilir. O'nun katında her şey, bir ölçüye göredir. Görüleni de, görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi olan Allah'a göre, aranızdan sözü gizleyen ile açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur. (Ra'd Suresi, ayet: 8-10.)

Allah'ın "görüleni de görülmeyeni de bildiği" şu ayetlerde de bildirilir: En'am: 73; Tevbe: 94, 105; Mü'minûn: 92; Secde: 6; Zümer: 46; Haşr: 22; Cum'a: 8; Teğabün: 18.)

"Görülen", "şehadet", "görülmeyen" de "ğayb" sözcüğüyle yer alıyor ayetlerde. "Şehadet"in sözlük anlamı "hazır olmak"tır, ama burada "hazırda olan" anlamındadır. Yani Allah, "hazırda olanı da olmayanı da bilir."



Anlamı
(Diyanet'in)
Ey Muhammed! Ne iş yaparsan yap, ona dair Kur'an'dan ne okursan oku, ey insanlar, ne yaparsanız, yaptıklarınıza daldığınız anda, mutlaka biz sizi görürüz. Yerde ve gökte hiçbir zerre Rabbinden gizli değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü şüphesiz apaçık bir kitap'tadır. (Yunus Suresi, ayet: 61.)



Anlamı:
(Diyanet'in)
Kıyamet saatini bilmek, ancak Allah'a mahsustur. Yağmuru O indirir, rahimlerde bulunanı O bilir, kimse yarın ne yapacağını bilmez ve hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Allah, şüphesiz, Bilen'dir, her şeyden Haberdar'dır.(Lokman Suresi, ayet 34.)

Allah'ın her şeyi "bildiği", başka ayetlerde, ayrıca hadislerde de açık olarak anlatılır.

Öyleyken islam düşünce dünyasında Allah'ın "bilgi"si, "nasıl" ve "ne genişlikte" olduğu üzerinde çok durulduğu ve tartışıldığı görülür.

-"Allah, evrendeki ayrıntıları da bilir mi?"

"Felsefecilerden (İslam felsefecileri de içinde), ünlü karşılığa göre:

-"Hayır!"

Aktarılagelen odur ki, felsefecilere göre, de "Allah, her şeyi bilir." Ama Allah'ın "bilgi"si geneldir, "tümel"dir ("külli"). Allah, her şeyi genel ve bir BÜTÜN olarak bilir. "Maddi cüz"iyyat" denen "nesnel ayrıntılar"!, tek tek ayrıntılar biçiminde (ala vechi'l-cüz'i) bilmez. Çünkü bilmiş olsa, Allah'ın "bilgi"sinde "değişme" ölür. Oysa "değişme", Allah'ın kendisi için nasıl söz konusu olamazsa, "bilgi"si için de söz konusu olamaz. Kitaplarda örnek de veriliyor: Varsayalım ki Ahmet bir yerde bulunduktan sonra çıkmıştır. Ahmet o yerde bulunurken, Allah onu orada biliyordur. Ahmet oradan çıktıktan sonra da Allah onu orada var bilmiş olsa, bu "yanlış bir bilgi", daha doğrusu "bilgisizlik" olur. Çünkü Ahmet artık orada değildir. Oradan çıktıktan sonra Allah, Ahmet'in orada bulunmadığını bilmiş olsa bu kez de Allah'ın bilgisi değişmiş olur.

Allah için ne "bilgisizlik" ne de bilgisinde bir "değişme" söz konusu olabilir, öyleyse, Allah'ın bilgisi, Ahmed"in falanca yere falanca zaman girmesi, filanca zaman çıkması, Mehmed'in filanca zaman filanca durumda bulunması gibi ayrıntılı ve zamanlı olayları, durumları tek tek içine almaz. Felsefecilerin, işte bu görüşte oldukları aktarılır. Ama kelamcılar arasında, felsefecilerin ne dedikleri, ne demek istedikleri konusunda da tam bir anlaşma bulunduğunu söylemek güçtür. (Bkz. Devvani-Gelenbevi-Mercani-Hal-hali, İstanbul, 1316, c., 2., s. 5 - 75.) Geniş bir bilgi için ayrıca Şerhu Mevakıf'a da bkz.)

Kelamcılara göre, Allah, her şeyi bütününü ve parçalarım, en küçük ayrıntıları da içini alacak biçimde "BİLİR". Ancak, Sünnet Ehli'nin genellikle benimsediği görüşe göre, Allah, "bilgi (ilim)" sıfatıyla, Mutezile görüşüne göreyse "Zat"ıyla bilir. (Kelam kitaplarına bkz.)

Allah'ın "görmesi" ve "işitmesi"yle ilgili görüşler de ayrı çerçevede.

Allah'ın Dilemesi ("irade"si)

Mutezile görüşüne göre Allah, insanlar için "kötü (şer)" şeyleri dilemez. Dilediklerinin hepsi "iyi"dir (hayr). Bu "zorunlu"dur da. Sünnet Ehli'nin benimsediği genel görüşe göreyse Allah, "iyi" şeyleri dilediği gibi, "kötü" şeyleri de diler. "Kul"da kazanma" (kesb), Allah'ta da "yaratma" söz konusudur. İyiyi de, kötüyü de sevaplı şeyleri de, günahlı şeyleri de "yaratan" Allah'tır. "Kazanan"sa, "kul". (Akaid kitaplarına bkz.)

Allah' ın Konuşması

-Allah nasıl konuşur?

-Ve Allah'la nasıl konuşulur?

Anlamı:
(Diyanet'in)
Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderir; izniyle dilediğine vahyeder. Doğrusu O, Yüce'dir. Hakim'dir. (Şûra Suresi, ayet: 51.)

Tirmizi'de ve ibn Mace'de yer alan bir hadis:

Cabir ibn Abdullah anlatıyor. Peygamberle Cabir arasında şöyle bir konuşma geçer:

-Ne o Cabir, seni üzgün görüyorum.

-Babam şehid oldu ey Tanrı Elçisi. Uhud savaşında öldürüldü. Arkasında da kan, çoluk,çocuk ve bir sürü borç bıraktı!

-Babanın Allah'a nasıl kavuşup nasıl konuştuğu müjdesini vereyim mi?

-Evet!

-Allah, hiçbir insanla perde arkasının dışında konuşmuş değildir. Ama senin babanla arada hiçbir perde olmaksızın konuştu. Babana: "-Kulum! İste, ne istersen vereyim!" dedi. Baban da: "-Beni diriltmiş olsan, ikinci kez senin uğrunda şehid olurum." deyince Allah şu karşılığı verdi: "-bir daha oraya (dünyaya) döndürülemeyeceğine ilişkin söz verdim." Baban la şöyle dedi: "Öyleyse Tanrı'm! Arkamda bıraktıklarıma bunu bildir!" Tirmizi, c. 5, s. 230-231, hadis no: 3010; İbn Mace, c. l, s. 68, hadis no: 190, c. 2, s. 936, hadis no: 2800.)



Anlamı:
Ve Allah, Musa ile bir konuşma yapıp konuştu. (Nisa Suresi, ayet 164.)

Allah'ın Musa Peygamberle konuştuğu şu ayetlerde de anlatılır: A'raf: 143; 144.

Bir hadis:

"Allah, 'görünmesi'yle, 'konuşması'nı, Muhammed ile Musa arasında paylaştırdı: (Yani Muhammed'e göründü, Musa ile de konuştu.) Musa ile iki kez konuştu. Muhammed'e de iki kez kendini gösterdi." (Tirmizi, Tefsir/54, c. 5., s.' 394, hadis no: 3278.)



Anlamı:
..."Allah'ın sözü"nü değiştirmek isterler. (Feth Suresi, ayet: 15.)

Kur'an'da Allah'ın gönderdiği "kitab'lardaki sözler "Kelamu'llah (Allah'ın sözü)" diye nitelenir.

İşte "Allah'ın konuşması" böyle,

Kelamcılardan Mutezile'nin görüşüne göre, Allah'ın ko-nuşması,"sözlerini, konuştuğu kimsede yaratması" biçiminde olur.

-Bir "Allah kelamı" olarak kabul edilen Kur'an, Allah'ın Kendisi gibi "Kadim" (öncesiz) mi, "yaratılma" (mahluk) ve "sonradan olma" (hadis) mı?

Sünnet Ehli genellikle birinci görüşü paylaşırlar. Ama "Hanbeliler"in dışında kalan kesimin görüşüne göre, "Allah'ın kelamı"ndan "kadim" olan, "ses ve harfler" değildir, özüdür, içeriğidir. Bu içeriğe "nefsi kelam" denir. İnsanlarda da bu vardır, insanın söyledikleri "ses ve harfler" biçimini almadan, önce kafasında bir düşünce bir tasarım biçiminde vardır. Allah'ın özlerinin de insanlara iletilen "ses ve harfler"in ötesinde, bu ses ve harflerin dile getirdiği bir özü, içeriği vardır. Aktarılagel-diğine göre, Hanbeli'ler, Kur'an'ın, "ses ve harfler" biçimindeki kesiminin de "kadim" olduğunu "yaratma (mahlûk)" olamayacağını savunurlar. Sünnet Ehli'nin dışında kalan Mutezile mezhebinden olanlarsa "Allah'ın kelamı"na, Kur'an "ses ve harfler" biçimini aldığı zaman ancak "Allah'ın kelamı, Kur'an" denir, o da tümüyle "yaratılma"dır. (Allah'ın yarattıkları arasındadır.)

"Kur'an yaratılmadır, değildir" tartışması geçmişte, özellikle Abbasiler, özellikle Halife Me'mun (halifeliği: 813-833) döneminde çok geniş boyutlara ulaşmış kavgalara ve çok üzücü durumlara yol-açmıştır. Bilindiği gibi, Me'mun'u, Mutezile görüşlüler kendi kesimlerine çekmeyi başarmışlardı. Me'mun da Mutezile görüşünü herkese benimsetmek için 827 de, Kur'an'ın, "yaratılma (mahluk)" olduğunu kabul eden bir ferman çıkartıp yaymıştı. Bu görüşü kabul etmeyen de çok katı tutum göstermişti. Hanbeli mezhebinin başı, imamı olan Ahmed İbn Hanbel de bu görüşü kabul etmeyenler arasında bulunuyordu. (Bkz. Doç. Dr. Bahriye Üçok, Emeviler-Abbasiler, Ankara 1979, s. 115.) Ve aktarıldığına göre Ahmed ibn Hanbel bu yüzden, çok kötü işkenceler görmüştü. Konu için ayrıca bkz. "Kur'an".

2-Allah'ın "Fili Sıfatlar"ı:

-TEVKİN: Yaratmak. Allah, "Mükevvin, Halik, Bari"dir, yani "Yaratıcı"dır.

Allah'ın ne yaptığı, ne yapar olduğu, neler yapacağı ve yapabileceği üstüne Kur'an'da ve hadislerde çokça açıklamalar vardır. Ancak, Allah'ın bütün işlerini islam Tanrıbilimcileri, tek bir kavramda, "yaratmak" demek olan "tekvin"de toplamaktalar. Ne var ki, kelamcılar, "tekvin" konusunda da aynı görüşte birleşmiş değiller. Konu için bkz. "Yaratmak".

Turan Dursun, "Allah",
Bölüm V: İslam "Kelâm"ında "Allah"
Alıntı ile Cevapla