
28-05-2015, 14:57
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
bir denize açılmış sufi
ne sonu var ne sahili
aşka aşık olmuş o besbelli
deli mi divane mi
dance dance oh sufi sufi ah
aşka aşık olmuş sufi
dance dance oh sufi sufi ah
sufi sufi sufi sufi sufi
heyya heyya
sufi sufi sufi sufi sufi
heyya heyya
bu sesler bu sözler bizim değil
bunu aşıklar bilir
gül de bir bize diken de bir
bunu aşıklar bilir
dance dance oh sufi sufi ah
aşka aşık olmuş sufi
dance dance oh sufi sufi ah
sufi sufi sufi sufi sufi
sufi sufi sufi sufi sufi
sufi sufi sufi sufi sufi
sufi sufi sufi sufi sufi
gülen bir dünya olmaz mı dersin
insan insanı sevmez mi sufi
gül de bir bize diken de bir
bunu aşıklar bilir
bu sesler bu sözler bizim değil
bunu aşıklar bilir
dance dance oh sufi sufi ah
sufi sufi sufi sufi sufi
sufi sufi sufi sufi sufi
heyya heyya heyya
heyya heyya heyya
sufi sufi sufi sufi sufi
heyya heyya
sufi sufi sufi sufi sufi
heyya heyya
-----------------------------*
MFÖ nün yıllar önce yaptığı, "SUFİ" adlı bu parça Eurovision 'a katılmış 15. de olmuş, sanırım bu konu altında güzelde duracak. 
Youtubede link sesi güzel değil, o yüzden dailymotion.com linkini veriyorum.
Bkz... http://www.dailymotion.com/video/xfg...-hd-mu-o_music
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

21-12-2016, 12:42
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
Şimdi de madalyonu tersine çevirelim, tersi olalım.
Yani şimdide Kab sen olacaksın ama su sen olma!
Su başkası olsun, sana aksın. Kab sen ol, o sana dolsun.
Böyle olsun mu?
Ya da şöyle olsun, bu daha iyi.
Hem kab, hemde su ol, farklı bir şeyler de ol!
Öyle tek bir şey olma, başka şeyler de ol!
Su da olsan, kab da olsan, fark etme mesela.
Suya bakan kabını, kaba bakan suyunu görsün.
O neyse o ol, ayrı olma!
Böyle olur mu?
Muhammed'le, elalem uykulardayken halktan uzlet edecek, mağaralara gireceksin, isli duvarlar da hayaletler dolanırken, onunla beraber sessizce ağlaşıp, sonsuz karanlıklara akacak gözyaşlarınız.
O yaşlar ol!
Musa ile çöllerde 40 yıl aç, susuz dolaşıp, bitap düşüp, bir gölge bulamayacak, isyanın biri bine, inkarın beşi onbine karışacak.
Arkanı döndüğünde kardeşi put yapacak, sen yakasına yapışacak, 10 emri vurup parçalayacaksın, o putu da beraber eriteceksiniz.
O eriyik ol!
İsa ile ölüme giderken, yuhalanacak, tükrükler içinde kalacaksın, korku her yanı saracak, etrafında ne seni seven bir kişi, ne de savunanın olacak. Onlar hayalde başka İsa dizayn ederlerken, siz çarmıhlar da güneşin altında sürekli kanayacaksınız.
O kan ol!
Şeytanla dost olacak, ikiniz birden resti çekerken, cümle alem bu isyanınızı konuşacak, lakin asla geri adım da atmayacak, kimselerin üstlenmeyeceği bir görevle, bilinmezlere doğru yelken açacaksınız.
O kurban ol!
Adem olup Havvayı arayacaksın, Havva olup Ademe ilk günahın hazzını taddıracaksın, lanetlenmek pahasına o elmayı ısıracak, bir daha geri dönmemek kaydıyla, cennetten de kovulacaksınız.
O pişman ol!
Hep Ulviyat olmaz, Sufliyatta konuşalım.
Bir hırpaninin koluna girende, çöpten rızkını karıştıranda, üşüyen ellerinde boş şarap şişesini kafaya dikende, son damlanın mutluluğuyla ağzınızı silende.
O sefil ol!
Bir hayat kadınının gözlerinin içine bakanda, onun ruhunda ki temizliği görende, göremiyorsan da kusuru kendinde arayanda, çaresizliğini yaşayıp, haliyle hallenende, onu kutsal Meryem olarak bilende!
O kadın ol!
İyiyi herkes ister, güzele herkes talip olur, doğruyu herkes sahiplenir, lakin gerçeğin yolcularına doğru yanlış, güzel çirkin yok, gerçek neyse o odur, o zaten olması gerektiği gibidir.
O an ol!
İman inkar, günah sevap, iyi kötü vs. ayrımlarına takılmayıp, onların senden ayrı olmadığını bileceksin.
İki çocuğun var, biri iman diğeri inkar! hangisi yuvadan atabilirsin, onu karanlıklara mahkum edebilirsin?
O ana ol!
Herkes birini mahkum ediyor, diğerini seviyor olabilir.
Sen herkes değilsin, tasavvufta herkese değil zaten.
O ruh ol!
Suymuş tasmış, bunlar da dış dünya için.
İç dünyada su da tasta senden ayrı değil.
O ten ol!
Tercih yapıyorsan, yapmışsan, var git yoluna, bu yol tercih yapanların yolu değil.
Bu yol tercih yapamayanların, yapamayacak olanların yolu, ayrılıkların yolu değil.
O cahil ol!
En güzel hangisi?
Çirkin olan mı var! Doğru olan ne?
Yanlış olan mı var! Ölümden sonrası var mı?
Ne yapacaksın, sana ne! Varsa, zil takıp oynayacak mısın?
Yoksa, oturup ağlayacak mısın? Varsa yoksa bunlarla işin yok!
Olan'a bak, olan'la işin senin. Sen Sufiysen, yarınlarla işin yok!
Bırak yarınları o isteyenin olsun. Yarınlar bir bilinmez.
Bırak bilinmezi, bilinmez kalsın. Bilinmez bilinir mi?
Bildim diyene güvenilir mi? Acabaların sonu gelir mi?
Şüpheyle Sufi olunur mu? Bilinmezi kovalama, bilinenden şaşma!
Soru sorma cevap arama, olandan ayrılma!
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

16-06-2017, 01:48
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
Ne Var Alemde Mevcut Ademde!
Tanrın bile duymamışsa seni, kiminle ne konuşacaksın ki?
Nasıl olsa kimse olmayacak, kendi kandine kalacaksın ki?
Her şey an da olur biter, el ayak çekilir, defter dürülür.
Tek başına kalınca kapanır kapılar, sakın ola ses verme!
Dışardan ses duyulmaz artık, kendi sesindir sana akseden.
Bom boştur varlığın salonu, yoktur orada başka rakseden.
Ne tanıdık bir yüz, ne bir hatıra, cümle varlar silinip gider.
İsmi olmayanlar cismiyle yok'lanır, sakın ola varlık verme! Sisler ülkesiydi orası, yön duygusu ta ezelde bitmişti.
Ne yana dönülse, farksızlık o yana da sirayet etmişti.
Akıl denilense bir merkep, o da çamura batıp gitmişti.
Doğrular bile orada doğru değil, sakın ola akıl verme!
Akıl, yaşayan adama lazımdır, ölüye akıl ne lazımdır.
Sesler hayat çoşkusu, yalnızlık sesle zıt anlamdadır.
İsimlerse varlığa örtü, yoklukta cisimler anlamsızdır.
İsimsiz hiç bir şey var'lanamaz, sakın ola olur verme! Sende isimsiz bir bebektin, ismini başkaları koydu!
O isimle ben'i inşâ ettin, temelde ismin bile yoktu!
İsimsizlik isimle yola koyuldu, peki esasta n'oldu?
Güya isimle anlamını buldu! sakın ola dilden verme!
Cemadattan geldin, suyla yoğruldun, unuttum deme.
Nebadattan feyzler aldın, aslım da neresiydi deme.
Hayvanatta parçandı, bundan da azat oldum deme.
Ne varsa o mevcuttur sende, sakın ola boş verme! Sufizm yalnızlıktı, genede ayrılık davulları çalmadılar.
Tüm inançları reddedip, nefsaniyet lafları yapmadılar.
Cemadat, Nebadat, Hayanatla vücut olup kopmadılar.
Vahdeti vücut Sufinin alemidir, sakın ola ödün verme!
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

06-09-2017, 15:35
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
Şiblî (ölm. 945), " Tasavvuf şirktir; çünkü tasavvuf kalbi masivadan muhafaza etmektir, halbuki masiva diye bir şey yoktur"
Bunu diyen Şiblî bir gün şeyhliği, öğretmenliği filan bırakıp, şehir dışında ûcrâ bir yere yerleşir.
Tabi müritleri, sevenler ara tara bulur. Fakat bu abimiz, geleni taşlar gideni taşlar. Millette bakıyor adam delirmiş, kafayı yemiş deyip, bırakan gider.
Sadece 2 kişi ne kadar taş attıysa onlar gitmez. Öldürsen de gitmeyiz derler. H.Bayram misali Şiblî de etrafını dağıtır.
Böyle bir adam tasavvuf şirktir der ki tasavvuf bir noktadan sonra, kendini kendini yok eder.
Çünkü görev tamamlanmıştır, elleriyle inşâ edilenin, artık imhâ zamanı gelmiştir.
Yıllar önce bir Hocam vardı, ara bahsettiğim Fötrlü hoca, zındık hoca lakaplı birisiydi. Masmavi gözleriyle baktığı yeri adeta delerdi, çok etkileyici bakışları vardı, güzel insandı.
O da " Allah demek şirktir oğlum" derdi.
Tabi aradan çok zaman geçti, zemin geçti meseleler çok daha başka boyutlara geldi, yollarımız ayrıldı, o göçtü gitti, o sözler anı oldu, çoğu anılarda silindi, işin garibi o günler misali bu günlerde silinip gidecektir.
Yok olacaktır.
--- \ ---
Bir insan doğrularını bile, çöpe atamadıktan sonra, o ne olabilir ki?
Doğruları onu kontrol eder! Gerçek budur!
Oysa insan doğrularını bile kontrol edebilmelidir ki, ÖZGÜR olsun, yoksa doğruların esaretiyle yaşamakta, esarettir.
Ama nasıl olur doğrular çöpe nasıl atılır?
Yanlışlarını nasıl atıyorsan onlar da öyle atılır!
Atamıyorum?
Atabilirsin?
Sen gönüllü atmazsan, zaten zoraki atacaklar?
??
Ölümle tüm doğruların toprağa karışmayacak mı?
Sen kalmayacaksın ki "doğrun" kalsa ne olacak ki!
Ama ben doğrularımın peşinde koştum durdum, zorla da buldum onu.
Tamam işte, bulduysan bu 1. aşamadır, sıra 2. aşamada.
Yok et onu, geldiği yere gönder.
Terk-i de terk et!
Her terk ettiğinde, bir şeyler kaybettin, bir şeylerde bulmadın mı?
Terk etmeyi de terk ettiğinde, bulacağın gerçek çok yalın bir şeydir. Artık yolun sonudur. Lâ-Makâm 'dır.
Yolun sonu yolun başıdır.
Nasıl bileceğim peki bunu diyede sorma!
Bileceksin, hemde çok iyi bileceksin!
Başın/başlangıcın nasıl olduğunu yaşayınca, nasıl olsa hatırlarsın.
Yalnız acele de etme, karar verme. " Tecelli sonradan anlaşılır!" altın kural bu.
Artık yalnızsın, yapa-yalnız, kitaplar burayı yazmaz, buradan bahsetmez, anca imâ edilebilir. Hem neyinden bahsedecek ki nötr olan, yüksüz olan, neyle yüklenebilir ki? hangi anlamlarla doğru/yanlış olabilir ki?
Hayat doğru ve yanlışlar üzerinde inşâ edilmiştir, bu yüklerle yüklüdür insanlar için.
Ez-cümle:
Kap kırılacak, su da dökülecek.
Kap toprağa, su da havaya karışacak.
Ortada doğrular yanlışlar da kalmayacak.
Senden geri kalan belki bir tebessüm, hepsi bu.
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

06-09-2017, 15:59
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2010
Mesajlar: 3.123
|
|
Felâsife´isimli üyeden Alıntı
Şiblî (ölm. 945), " Tasavvuf şirktir; çünkü tasavvuf kalbi masivadan muhafaza etmektir, halbuki masiva diye bir şey yoktur"
Bunu diyen Şiblî bir gün şeyhliği, öğretmenliği filan bırakıp, şehir dışında ûcrâ bir yere yerleşir.
Tabi müritleri, sevenler ara tara bulur. Fakat bu abimiz, geleni taşlar gideni taşlar. Millette bakıyor adam delirmiş, kafayı yemiş deyip, bırakan gider.
Sadece 2 kişi ne kadar taş attıysa onlar gitmez. Öldürsen de gitmeyiz derler. H.Bayram misali Şiblî de etrafını dağıtır.
Böyle bir adam tasavvuf şirktir der ki tasavvuf bir noktadan sonra, kendini kendini yok eder.
Çünkü görev tamamlanmıştır, elleriyle inşâ edilenin, artık imhâ zamanı gelmiştir.
Yıllar önce bir Hocam vardı, ara bahsettiğim Fötrlü hoca, zındık hoca lakaplı birisiydi. Masmavi gözleriyle baktığı yeri adeta delerdi, çok etkileyici bakışları vardı, güzel insandı.
O da " Allah demek şirktir oğlum" derdi.
Tabi aradan çok zaman geçti, zemin geçti meseleler çok daha başka boyutlara geldi, yollarımız ayrıldı, o göçtü gitti, o sözler anı oldu, çoğu anılarda silindi, işin garibi o günler misali bu günlerde silinip gidecektir.
Yok olacaktır.
--- \ ---
Bir insan doğrularını bile, çöpe atamadıktan sonra, o ne olabilir ki?
Doğruları onu kontrol eder! Gerçek budur!
Oysa insan doğrularını bile kontrol edebilmelidir ki, ÖZGÜR olsun, yoksa doğruların esaretiyle yaşamakta, esarettir.
Ama nasıl olur doğrular çöpe nasıl atılır?
Yanlışlarını nasıl atıyorsan onlar da öyle atılır!
Atamıyorum?
Atabilirsin?
Sen gönüllü atmazsan, zaten zoraki atacaklar?
??
Ölümle tüm doğruların toprağa karışmayacak mı?
Sen kalmayacaksın ki "doğrun" kalsa ne olacak ki!
Ama ben doğrularımın peşinde koştum durdum, zorla da buldum onu.
Tamam işte, bulduysan bu 1. aşamadır, sıra 2. aşamada.
Yok et onu, geldiği yere gönder.
Terk-i de terk et!
Her terk ettiğinde, bir şeyler kaybettin, bir şeylerde bulmadın mı?
Terk etmeyi de terk ettiğinde, bulacağın gerçek çok yalın bir şeydir. Artık yolun sonudur. Lâ-Makâm 'dır.
Yolun sonu yolun başıdır.
Nasıl bileceğim peki bunu diyede sorma!
Bileceksin, hemde çok iyi bileceksin!
Başın/başlangıcın nasıl olduğunu yaşayınca, nasıl olsa hatırlarsın.
Yalnız acele de etme, karar verme. " Tecelli sonradan anlaşılır!" altın kural bu.
Artık yalnızsın, yapa-yalnız, kitaplar burayı yazmaz, buradan bahsetmez, anca imâ edilebilir. Hem neyinden bahsedecek ki nötr olan, yüksüz olan, neyle yüklenebilir ki? hangi anlamlarla doğru/yanlış olabilir ki?
Hayat doğru ve yanlışlar üzerinde inşâ edilmiştir, bu yüklerle yüklüdür insanlar için.
Ez-cümle:
Kap kırılacak, su da dökülecek.
Kap toprağa, su da havaya karışacak.
Ortada doğrular yanlışlar da kalmayacak.
Senden geri kalan belki bir tebessüm, hepsi bu. 
|
Nihilist mi oldunuz? Gerçi tasavvufta o da var. Sonuçta her türlü yere çekiliyor. Allah şirk demekmiş bunu da tasavvufçu abilerimizden öğrenmiş oldum .
|

06-09-2017, 16:04
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
world´isimli üyeden Alıntı
Nihilist mi oldunuz? Gerçi tasavvufta o da var. Sonuçta her türlü yere çekiliyor. Allah şirk demekmiş bunu da tasavvufçu abilerimizden öğrenmiş oldum .
|
Sen deyince hatırladım, o fötrlü hoca böyle şeyler olduğunda " Dahası var oğlum dahası" da derdi birilerine.
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|

06-09-2017, 16:17
|
|
Yasaklandı
|
|
Üyelik tarihi: 21 May 2010
Mesajlar: 3.123
|
|
Felâsife´isimli üyeden Alıntı
Sen deyince hatırladım, o fötrlü hoca böyle şeyler olduğunda " Dahası var oğlum dahası" da derdi birilerine. 
|
Tasavvuf'ta şeytan kahramandır değil mi? Haccac falan hep öyle diyordu hatta firavun ben sizin Rabbiniz değil miyim derken Enel Hakk'ı kastediyordu falan. Bu tür şeyler.
|

06-09-2017, 16:25
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.039
|
|
world´isimli üyeden Alıntı
Tasavvuf'ta şeytan kahramandır değil mi? Haccac falan hep öyle diyordu hatta firavun ben sizin Rabbiniz değil miyim derken Enel Hakk'ı kastediyordu falan. Bu tür şeyler.
|
Yo kahraman niye olsun, neyse o anlamında bakılır. Bu da halka göre ters açı olabilir, o onların sorunu. Firavunun dediği Enel haktan ziyade, terbiyeci, eğitici anlamındadır, ilahlık anlamında olmadığı Arabi fusus'ta uzun uzadıya anlatır. O başka şeylerden hatalıdır, ama Rabbinizim demesi İlahınız anlamında değildir.
Tabi halklar her şeyi Rab olarak gördükleri için, "her şey O dur" dedikleri için olay değişir. Sufileri de böyle zannederler. Oysa her şeyi O olarak gören kendileridir. 
Bu acayip bir şeydir.
Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:11 .
|