
28-07-2008, 23:35
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 23 Sep 2004
Mesajlar: 2.478
|
|
Ahmet Altan
Yaklaşık altı yıl evvel "İsyan Günlerinde Aşk" adlı romanını okuyarak tanımaya başladım Ahmet Altan'ı. O dönemlerde politik görüşlerini bile bilmiyordum. "İsyan Günlerinde Aşk" adlı romanı oldukça etkiledi beni. Bu romanındaki gerek tarihsel arka plan ve politik atmosferin tasvirini gerekse aşk, cinsellik ve kıskançlık temalarını işleyişini çok başarılı bulmuştum. Sonraki birkaç yıl içinde toplam yedi kitabını bitirdim Ahmet Altan'ın.
Aldatmak ve İsyan Günlerinde Aşk adlı kitapları Türkiye'de oldukça yüksek sayıda satış yaptı ve tartışıldı. Aşk ve kıskançlık teması hemen tüm kitaplarında baskın özellikler oluyor Ahmet Altan' ın.
Şimdi kısa bir biyografisini verelim. Wikipedia şu şekilde bahsediyor Ahmet Altan'dan:
Ahmet Altan (doğumu: 1950, Ankara), Türk yazar, gazeteci. Ünlü yazar ve eski milletvekili Çetin Altan'ın oğlu, İstanbul Üniversitesi İktisat Profesörü ve kendisi de yazar olan Mehmet Altan'ın ağabeyidir.
Hürriyet, Güneş, Milliyet ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde uzun yıllar köşe yazarlığı yaptı. Bunun yanında, doksanlı yılların ortalarında Neşe Düzel ile birlikte Star TV'de Kırmızı Koltuk isimli tartışma programını hazırlamış ve sunmuştur.
2008 yılında yayın hayatına başlayan Taraf gazetesinin Alev Er ile birlikte genel yayın yönetmenliğini sürdürmektedir.Ayrıca genel yayın yönetmenliğini yaptığı Taraf Gazetesinde Kum Saati isimli köşesinde yazarlık yapmaktadır:
http://www.taraf.com.tr/
Eserleri:
* Sudaki İz <roman>
* Gece Yarısı Şarkıları <deneme>
* Dört Mevsim Sonbahar <roman>
* Yanlızlığın Özel Tarihi <roman>
* Aldatmak <roman>
* İçimizde Bir Yer <deneme>
* İsyan Günlerinde Aşk <roman>
* Karanlıkta Sabah Kuşları <deneme>
* Kılıç Yarası Gibi <roman>
* Kristal Denizaltı <deneme>
* En uzun gece <roman>
* Ve kırar göğsüne bastırırken <deneme>
* Tehlikeli masallar <roman>
1985'de yayınlanan Sudaki İz adlı romanı toplatıldı ve mahkeme kararı ile yakıldı. 1995 yılında birbuçuk yıl hapise mahkum edildi. Kılıç Yarası Gibi adlı romanı 1999 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü'nü aldı. İsyan Günlerinde Aşk adlı kitabı 200.000'e yakın sayıda baskı yaptı.
Günümüzde aktif politikanın içinde keskin bir taraf olması ve belki de bu özelliğine uygun olarak seçilmiş bir ad olarak Taraf adlı gazetenin yöneticisi olması dolayısıyla sık sık muhaliflerinin sert eleştirilerine maruz kalan bir yazar ve aydın. Sadece bir yazar değil aydın dedim çünkü toplumsal sorunlara karşı duyarsız kalan yazarları aydın olarak tanımlamak doğru değil kanımca. Ahmet Altan darbelere ve darbecilere, şovenizme, militarizme, derin devlete karşı demokrasi ve özgürlükleri savunabilen, bu konuda günümüzde en dik durabilen ve en cüretkar isimlerden biri. Bunlardan dolayı özellikle ulusalcı şahinler tarafından üstüne çok yüklenilen bir isim. Aynı zamanda Marksist-Leninist bir proleterya diktatörlüğü yerine modern-çoğulcu parlamenter düzen yönündeki tercihi nedeniyle de Marksist sol tarafından pek beğenilmeyen bir isim.
Ahmet Altan bir ateist. Bunu şu şekilde ifade ediyor:
Dindar olmadım, inançlı olmadım.
Hala da değilim.
Hiçbir zaman da olmayacağım herhalde.
Ama din fikrini, gerçek dindarları seviyorum.
Tanrı’yla ilişkim ise anlatılması çok zor çelişkilerle dolu.
Varlığına inanmıyorum ama o varmış gibi hissetmekten hoşlanıyorum, annemin mezarına gittiğimde dua etmiyorum ama annemi ‘ona’ emanet ediyorum.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/...sp?yazarid=150
"Vatanı bir kiraz ağacı ve bir kadın memesine satarım" Sözünü Ahmet Altan Söyledi mi?
Ulusalcı şahinlerimiz internette pek çok yerde Ahmet Altan'ın bu sözleri söylediği iddia edilerek gözden düşürmeye çalışmaktadır. İddiaya temel olan Ahmet Altan makalesi "İçimizde Bir Yer" adlı kitapdadır. Orijinali şöyledir:
Tanrı, Kumandanlar ve Memeler
Ben bir tanrıya iman edeceksem, kiraz ağaçlarını ve kadın memelerini yarattığı için iman ederim.
Ben bir memleketi seveceksem, generalleriyle dalga geçilebildiği için severim.
Kendi yarattığı kadınları örtülere ve evlere hapseden tanrılarla, savaşları çok ciddiye alan memleketlerle pek ilgim yok benim.
"Bak çocuğum, şu benim yarattığım memelere, bacaklara, kalçalara bak, şu salıntılı yürüyüşlere bak evladım" diyen bir tanrıyla dostum.
Arada bir başımı okşamalı benim tanrım, "İşini elinden geldiğince iyi yap, sonra da hayatın alabildiğine tadını çıkar" demeli, dostça uyarmalı beni, "İyi yaşa, öbür tarafta neler olacağı hiç belli değil."
Böyle bir tanrı var.
Ben çalışırken başımı okşuyor.
Ben gezerken, önüme sahiller dolusu bronzlaşmış memeler, biçimli bacaklar, sıcak gülümsemeler çıkartıyor, "Bak" diyor, "bak neler yaratmaya kadirim." Tapıyorum ben o tanrıya.
Sonra memleketler var.
Generalleriyle dalga geçen memleketler.
Bir karikatür çiziyorlar, üç karelik bir karikatür.
Kahkahalarla güldürüyorlar beni.
Birinci karede, siperde yatmış askerler görülüyor, başlarında generalleriyle bekliyorlar. ikinci karede komutanları, elinde kılıcıyla siperden fırlayıp, "Hücum!" diye bağırıyor. Üçüncü karede, ileri fırlamış komutanlarını siperdeki yerlerinden bir milim bile kıpırdamayan askerler, "Bravo!" diye bağırarak alkışlıyorlar. Dördüncü karede ben gülüyorum.
Kiraz ağaçlarının ve kadın memelerinin arasında geziyor ve tanrıya tapıyorum. Generalleriyle dalga geçen memleketlerde dolaşıyor ve o memleketleri seviyorum.
Bir kiraz ağacıyla bir kadın memesine, onların değerini bilmeyen her memleketi satmaya hazırım.
Sat diyor zaten benim tanrım, "Kadın memelerine bakmayan ve generallerini çok ciddiye alan memleketleri sat gitsin, ilgilenme onlarla, ben sana yalnızca bir memleket değil, koca bir dünya verdim, onu sev, ben sana senin zevklerini, kahkahanı paylaşan yeryüzünün her yanına dağılmış kardeşler verdim, onlarla eğlen." iyi bir tanrı benim tanrım. Çok geniş bir memleket benim memleketim. Kiraz ağaçlan ve kadın memeleri bizim iman ettiğimiz mucizeler.
Generaller bizim güldüğümüz karikatürler. Ve Praksiteles, tanrımızın bize verdiği en muhteşem heykeltraş.
Onun yaptığı heykeli, Romalı Plinius, "dünyanın en güzel heykeli" ilan etmişti. Praksiteles, Atinalı bir hey-keltraştı.
Birgün ressam bir arkadaşıyla Datça yakınlarındaki Knidos'ta bir akşam vakti, sahilin kuytu bir yerinde içkisini içip sanattan konuşuyordu.
Tepedeki manastırdan rahibelerin indiğini gördüler. Rahibeler sahile gelip elbiseleriyle denize girdiler, biraz serinlemek için. Aralarından yalnızca biri çırılçıplak soyundu. Genç kadının vücudunu gören Praksiteles hemen o anda o vücudun heykelini yapmadan yaşayamayacağını hissetti.
Ertesi gün manastıra gidip başrahibeden genç rahibenin heykelini yapmak için izin istedi. "Biz karışmayız" dedi başrahibe, "Kendisine bir sorun, kabul ederse heykelini yapabilirsiniz." Heyecanlı heykeltraş, genç rahibeyi çıplak heykeli için poz vermeye ikna etti. Heykeli yaparken kızın hikâyesini de öğrendi.
Genç kız, bir adamı öldürmüştü. Mahkeme genç kızı ölüme mahkûm etmişti.
Yargıçlar idam kararını okudukları sırada, genç kızın artık yapılacak hiçbir şey kalmadığını gören avukatı birden ortaya fırlamış, genç kızın yanına gidip, üstündeki elbiseleri yırtıp, kızın çıplak bedenini yargıçlara göstermişti.
"Bu memeleri yok etmeye razı olacak mısınız?"
Genç kızın memelerini gören yargıçlar yeniden toplantıya çekilmişler ve o güzel memelere kıyamadıkları için idam kararını değiştirip kızı bir manastırda yaşamaya mahkûm etmişlerdi.
Praksiteles, "hayat kurtaran" o vücudun heykelini yaptı. Adını, "Knidos Afroditi" koydu.
Heykeli daha sonra Bizanslılar istanbul'a getirip Beyazıt'ta kızlar sarayının önüne diktiler ama büyük bir yangında heykel parçalandı. Allahtan bu heykelin yüzlerce kopyası yapılmıştı ve tanrının yarattığı en güzel
memelerden birinin mermere düşen izi günümüze kadar geldi.
Eğer o heykeli görmediyseniz, tanrıyı ve onun neler yaratabileceğini çok ciddiye almıyorsunuz demektir ve benim tanrım kendisinin ve yarattıklarının ciddiye alınmamasından hoşlanmaz.
Bilir ki, kendisini ve yarattıklarını önemsemeyenler, generalleri çok ciddiye alırlar ve onun yarattığı memelere değil, generallerin sözlerine bakarlar. Ben onlardan değilim.
Ben, "Hücum!" diye bağıran generallerini yerlerinden kıpırdamadan alkışlayan askerlere güler, kiraz ağaçlarıyla kadın memelerini yaratan tanrıya tapar, Praksiteles'in heykelini uzun uzun seyrederim.
Eğlenirim ben, hayattan ve çalışmaktan zevk alırım. Sizin ciddiye aldıklarınıza güler, sizin sakladıklarınıza hiç doymayan bir açgözlülükle bakarım.
Bana ve benim gibi olanlara hoşgörülü davranan iyi bir tanrım, adına dünya dedikleri büyük bir memleketim, kahkahalarım ve eğlencelerim var.
Bizim memleketimizde Praksiteles'ler, Knidoslu Afro-dit'ler, güzel memeli kadınları affeden yargıçlar, "Hücum!" diye bağıran generalleri alkışlayan askerler yaşar. Kiraz ağaçlarını ve kadın memelerini yaratan tanrı, çalışırken bizim başımızı okşar.
Ve, biz ona iman edip, "Hücum!" diye bağıran kumandanlara güleriz.
Yukarıdaki sözleri makalenin bütününlüğü içinde değerlendirdiğimde, cımbızlama alıntıdan edindiğim fikirden farklı fikirler edindiğimi düşünüyorum. Zaten bu nedenledir ki Google'de bu sözleri arattırdığınızda Ahmet Altan'a yukarıdaki sözleri söylediği için saldıran yazarların hiçbirinin onun orijinal makalesini koymadığını görürsünüz. Bu ise bilimsel değil, dürüstçe değildir.
Konu Cem tarafından (31-07-2008 Saat 13:26 ) değiştirilmiştir.
Sebep: Gazetenin web sayfası eklendi, imla düzeltmeleri yapıldı.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 10:24 .
|