Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 12-07-2009, 19:17
Khaos Khaos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.575
Standart Burjuva ideolojisi olan kemalizm; anti-emperyalist olabilirmi.!?

Burjuva ideolojisi olan kemalizm; anti-emperyalist olabilirmi.

hayata ait tüm olgularda olduğu gibi,toplumsal değişme ve
gelişmenin de mekanizmaları vardır.
tarih; bilimsel bir metodoloji içermiyorsa toplumsal değişme ve gelişmenin egemenler tarafından
yazılmış bir kronolojisi olmaktan öteye bir anlam içermez.
o halde sözkonusu mekanizmaları açıklayacak metod ne olmalıdır.
kendi içinde paradigmal tutarlığı olan olguları açıklayabilen
doğrulanabilme ve yanlışlanabilme özelliği bulunan bir metoda ihtiyacımız var.
bu metod ''tarihin gelişmesini belirleyen nedir'' sorusunu dakik ve olgularla uyumlu olarak cevaplayabilmelidir.
marx; maddi varlıkların üretimi her toplumun varlığının ve gelişmesinin başlangıcıdır diyor.
diyalektik çelişkiyi ortaya çıkaran teknolojideki gelişmenin yeni üretim biçimlerini,
yeni üretim biçimlerinin de yeni üretici güçleri ortaya çıkarmasıdır.
tarih üretici güçlerin çelişkisi tarafından belirlenmektedir.
işte doğal bilimlere ait metodlarla bilimsel uyumluluğu olan bir tarih metodu.
tarihi; diyalektik çelişki yazar,kişiler değil.

tarım toplumu üretici sınıfı köylüler olan bir üretim biçimidir.
zamanla bu sınıfın üretimini sömürmek isteyenler tarafından toprağa bağlı yarı köleci bir sisteme dönüşmüştür.
buna feodalizm diyoruz.
feodal düzen yönetme ve sömürme haklarını tanrıdan aldıklarını iddia eden aristokratlar ile serflerden oluşur.
bu düzenin devamı açısından katolik inancının ve klisenin katkısına değinmiyorum bile.bunu zaten herkes biliyor.
14.yy da başlayıp 16.yy sonuna kadar devam eden rönesans ve takip eden aydınlanma felsefesi döneminin etkisiyle
aklın üzerindeki pranga olan skolastik düşünce gerilemiş ve bilim adamları kiliseye rağmen ve bedeller ödeyerek
doğal bilimlerin gerçekçi metodlarını oluşturmayı başarmışlardır.
bunun sonucu nerdeyse bin yıldır yerinde sayan doğal bilimler bir anda devrimsel gelişmeler göstermiş,
bilim üretim hayatına teknoloji olarak yansımıştır.
zaten şehirlerde henüz ticaretle uğraşarak zenginleşmeye başlayan ticari burjuvazi teknolojiye uyum sağlamakta
gecikmemiş ve ortaya sanayileşme denen üretim biçimi çıkmıştır.

bu üretim biçimi kendini üretici güçlerini sınıfsal anlamda oluşturmaya başlamıştır.
burjuva sınıfı işçi sınıfının sırtından kazandığı artı değerle hem sermaye birikimini artırmakta ve daha da zenginleşmekte ve
hemde yeni üretim biçimine uygun ve sömürüsünü devam ettirecek üstyapı kurumlarını da oluşturabilmek için
burjuva değerlerini aydınların ve bilim adamlarının desteğinde geliştirmektedir.
fransız devrimi işte böyle bir tarihsel süreç ve bakış altında tahlil edilebilir.
bu arada tezimizi destekleyecek bir ayrıntıda katolik klisesinin yeni üretim biçimine ve onun hakim sınıfının değerlerine ayak
uydurmakta zaorlandığı için sanayi devrimini gerçekleştiren ülkelerde burjuva değerlere daha uygun olan protestanlığa yerini bırakmasıdır.
fransız devrimi bir burjuva devrimidir.halkın bu değerleri paylaşan benimseyen tüm kesimlerinin (işçi,serf,kentli,aydın)desteğini almıştır.
o halde bu aşamada yapılması gereken feodal(aristokrat) değerlerin bir devrimle yerini alan burjuva değerlerinin ne olduğunun netleştirilmesidir.
özgürlük,eşitlik,adalet.....
bu üç kavram kafanızda pek çok şey canlandırabilir.
ancak gerçekte bu kavramlar 1789 da aristokrasinin egemenliği yerine burjuvanın egemenliğinde,köylü değil kentli,
serf değil ulus devletin görece hukuk karşısında eşit vatandaşlarını izah ediyordu.
bu kavramlar elbetteki aristokrasiye göre ilericiydi ancak henüz sanayi toplumunun dayandığı
temel çelişki bilimsel olarak ortaya konmamış ve sistemin emeğin sömürülmesi üzerinde yürüdüğü gösterilmemişti.
feodalizme görece çok yüksek değerler olan burjuva değerleri etkileri bakımından da gerçekten devrimdir.
üstelik bu değerler üretim biçiminin (sanayi toplumu) sonucu olduğu halde; tam tersine sanayileşme bu değerlerin
sonucuymuş gibi bir algı da oluşmuştur üçüncü dünyada.
ancak gelişen kapitalizmi nelerin beklediğini tahlile devam edelim.
önceleri kapital çok büyük değildi,görece rekabet koşulları maksimum fayda sağlayacak diye düşünülüyordu.
ancak sermaye büyüdü,ve gittikçe tekelleşti.
teknolojide gittikçe ilerledi ve çok büyük yatırımlar gerektiren sektörler oluştu.
milli ekonomiler neredeyse stratejik sektörlere bağımlıydı.bu sektörleri elinde tutan sermayedarların çıkarları devletin çıkarlarıyla aynılaşmıştı.
artık hem hammadde hem de pazar anlamında milli tekellerin birbiriyle rekabeti hukuk tanımaz bir hal aldı.
fransız devriminin kavramlarının içi tamamen boşaldı.
19.yy sonuna yaklaşırken sanayi ülkeleri kendi içlerinde karteller gibi ulusal ittifaklar yapmaya başladı.
emperyalizm hegemonya düzenine evrildi.pramid görüntüsü aldı.
artık tüm değerler ve söylemler emekçileri kandırmak uluslararası emperyalizmden sağlanan sömürüden pay vererek susturmak
örgütsüzleştirmek ve sermaye karşısında güçsüzleştirmek üzerine kuruludur.
henüz sanayileşmemiş ancak hammadde kaynaklarına sahip ülkeler ise kendilerine lazım olmayan
değerli şeyleri boş yere işgal eden işgalcilerdir.petrol kara altın sanayi için değeri anlaşılmış ve
rezerv haritaları 19.yy sonuna gelmeden çoktan çıkarılmıştır.
artık uluslarası emperyal bir hegemonya tesis edilmeli hammadde akışı pramidin egemenlerine doğru sağlanmalı ve diğer
ülkelerde ulus devletler halinde örgütlenerek bu sisteme dahil edilmelidir.
kapitalizm sermaye birikimi teknolojik gelişme stratejik ve çok büyük sektörlerin ortaya çıkması, kar arayışının tekelleri oluşturması ve
hammadde ve pazar ihtiyacı kapiatalizmden, emperyalist kapitalizme geçiş sürecini doğrurdu.
artık 1789 devrimi başka bir anlama gelmektedir.kavramlarının içi boşalmış;
demokrasi, insan hakları özgürlük eşitlik gibi kavramlar burjuva sınıfının sonu gelmmez vahşi açlığının simgesine dönüşmüştür.
bu sürecin dışında kalmak piramidin haricinde kalmak mümkün değildir.herkese düşen hammadde sağlamak,pazar sağlamak,
mukayeseli üstünlükler teorisi masallarıyla egemenlerin size uygun gördüğü emek yoğun ürünleri üreterek sermaye yoğun ürünleri tüketmek
üzerine kurulu olan bu çarkta gönüllü olarak yerinizi almaktır.
işte birinci paylaşım savaşı öncesi durumun basit bir tahlili.

Konu Khaos tarafından (12-07-2009 Saat 20:50 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:02 .