Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #11  
Alt 26-03-2006, 22:49
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Örnek İnsan Mevlana

Aslında başlangıçta bu tartışmanın iki ayrı başlık altında yapılmasının daha iyi olacağını düşünmüştüm. Ama öyle ki artık başlıkları ben de karıştırır oldum. Başka bir topic'de Moğollar ve İslamiyet ilişkisine girmiştim. Ancak tartıştığımız konu birçok yönden ilginçlikler taşıyor. Alevilik, Bektaşilik, Ahilik, fütüvvet ilke ve esasları gibi konuşları da anlamamız gerekiyor.

Cihangir Gener'in Ahilikle ilgili uzunca bir yazısı var ve konumuza ilişkin kısmını buraya aktaracağım.

Ezoterik-Batıni ekollerin bu topraklar üzerindeki en çok etki bırakmış bir kolu olan Ahi’liğin ne olduğunu anlamak için önce, bu müessesenin köklerinin nerede olduğunu görmek gerekir.

Ezoterik-Batıni ekollerin en önemli kaynaklarından birisi olan Mısır, Halife Ömer döneminde İslamiyet ile karşılaştı. Bu dönemde her yönden zayıflamış bulunan Mısır’ı işgal etmek Müslümanlar için hiç de zor olmadı. Zayıf krallık, güçlü Müslüman orduları karşısında derhal teslim oldu. Mısır’ın, Hıristiyan ve Yahudi olan azınlığının dışında eski çok tanrılı inanırlarının tamamı İslamiyet’i kabul etmek zorunda kaldılar. Ancak ayakta bir müessese vardı. İskenderiye Okulu. Halife Ömer, bu ezoterik okulun, daha önce pek çok yıkım ve yangınlardan geçmiş *kütüphanesini yakınca okul da dağıldı. Ancak, buradaki bilginler, İslamiyet’in içerisindeki muhalif kanadı, Ali yandaşlığını seçerek, hem Müslüman görünümü kazandılar, hem de kendi inançlarını İslamiyet’e adapte ederek, bu inancın yaşamasını sağladılar. Böylece İslamiyet içerisindeki Tasavvuf müessesesi doğmuş oldu. Bu bilginler Müslümanların işgal ettiği tüm topraklara yayıldılar ve İslamiyet’in Ortodoks Sünni kanadı zayıflamaya başladığı anda kendi öğretileri doğrultusunda pek çok devletin kurulmasına da ön ayak oldular.

İşte bu devletlerden birisi olan Fatımi’ler M.S. 909’da Mısır’da kuruldu. Adını, Hz. Muhammed’in kızı ve Ali’nin karısı olan Fatma’dan alan Fatımi’ler, dönemin en yaygın Batıni ekolü olan İsmaililiği örnek alarak, *tamamen Batıni inançlı bir devlet oluşturdular. Fatımiler, İsmaililiğin 6. derecesine sahip kardeşlerden kurulu bir meclis tarafından yönetiliyordu. Bu meclislerin başında 7. dereceye sahip İsmaili şeyhleri devlet başkanı konumunda yer alıyorlardı.

Fatımiler, Sünni inançlı Müslümanların saldırılarına karşı koyabilmek için, Mısır’lı eski sanatkar loncalarını ihya ettiler ve yarı askeri bir örgütlenme ile loncaları kalkındırdılar. ‘’İzciler’’ anlamına gelen ‘’Fütüvvet’’ adı altında, genç İsmailili sanatkarlardan kurulu muazzam bir askeri güç oluşturuldu. Diğer Batıni örgütlenmelerde olduğu gibi Fütüvette de derecelere dayalı bir sistem esastı. İsmaililik 7 derece iken, Fütüvvet 9 derece üzerine örgütlendi. Fütüvvet teşkilatının ilk derecesi Nazil, ikincisi Tim Tarik, üçüncüsü Meyan Beste derecesi idi. 4. derece Naip Vekili, 5. derece Nakip ve 6. derece de Baş Nakip dereceleriydi ki bu derece müntesiplerinin en önemli görevleri askeri örgütlenmeyi düzenlemek ve her türlü töreni yürütmekti. 7. derece saliklerine kardeş anlamına gelen ‘’Ahi’’ adı verilirdi. Türk’ler arasında yaygınlaşan Fütüvvetin yan kuruluşu Ahiliğin, adını bu kaynaktan aldığı sanılmaktadır. Fütüvvet içinde Ahi’lerin görevleri şeyh yardımcılığı mertebesindeydi. 8. derece, her biri kendi teşkilatının başında olan şeyhlerin derecesi idi. 9. derece ise, tıpkı İsmaili örgütlenmesinde olduğu gibi sadece bir tek kişiye, şeyhlerin şeyhine verilirdi. Tüm Fütüvvet teşkilatının lideri olan ve sadece devlet başkanı konumundaki Şeyh el Cebel’e karşı sorumlu olan bu kişinin ünvanı ‘’Şeyhüssüyun’’ idi. Diğer Batını ekoller gibi Fütüvvetin öncelikli amacı, saliklerini İnsanı-ı Kamil yapmaktı. Olgun ve mükemmel insan olmak için bu 9 basamaktan geçmek gerekiyordu. Bu kuruluş sistemi daha sonra, Selahhattin Eyyubi döneminde Sünni Müslümanlarca da benimsendi ve aynı adlı örgütlenmeyi Sünnilerde uyguladı. *


Bundan sonraki bölümde bu fütüvvet teşkilatının Selçuklu ve Osmanlı'da nasıl Ahilik, sonra Gedik şeklinde biçimler aldığına değiniliyor. Tekrar kuruluş dönemine geçildiği yerden öykümüze devam edebiliriz.

Şimdiye dek ele geçen ve Çobanoğlu tarafından yazılan en eski Türkçe fütüvvetnamede, Ahi zaviyelerinde uygulanan kurallar ortaya konmuştur. Bu fütüvvetnameye göre Ahilere tarih, önemli kişilerin, bilginlerin yaşam öyküleri, tasavvuf, Türkçe, Arapça, Farsça ve edebiyat öğretilirdi. Bir kişi ahi olmadan önce sanat, ticaret ya da bir meslek sahibi olmak zorundadır. Bu uğraşılardan hiçbirinde çalışmayan kişi ahi olamaz. Çobanoğlu fütüvvetnamesinde, manaların, kendilerinden başkalarına *gizli olduğu ve bu manalarda, ‘’başkalarını bırak bize yönel’’ dendiği görülmektedir. Çobanoğlu fütüvvetnamesinde, yola girme (fütüvvetciliğe katılma) şed kuşanma töreninde, şakirt ağzından nakibin okuduğu icazet tercümanlarının, hemen hemen aynen Bektaşi nefeslerine benzediği dikkati çekmektedir. Bektaşilerde tercüman, dua demektir. Türkçe tercümanlarda ahilik yoluna katılanların, diğer Ahi aşıklarına hizmetkar olacağı ifade edilir ve Şed (kuşak) müridin beline bağlanırken üç düğüm vurulur. Fütüvvetnamelerde, Alevi-Bektaşi etkisi açıkça kendini göstermektedir. Bu fütüvvetnameye göre de fütüvvetin temelini tasavvuf oluşturmaktadır.

Bektaşiliğin yanı sıra, Batıni doktrinin Anadolu’daki diğer kurumlaşması, Ahilik örgütü vasıtasıyla meydana gelmiştir. Mısır fütüvvet örgütü Türkler arasında Orta Asya da yaygınlaşmış ve ‘’Ahilik’’ adını almıştır. Anadolu’ya Yesevi dervişleri ve İsmaili Daileri ile birlikte gelen Ahiler, meslek örgütü mensubu olmaları nedeniyle kırsal alanlardan ziyade, şehirlere yerleştiler. Anadolu Ahilerinin örgütlü bir güç haline gelmelerini Horasan erenlerinden bir Yesevi olan Ahi Evren Veli sağlamıştır. Bu; onun lakabıdır. Onun tam künyesi Nasıruddin Mahmut B. Ahmet’tir.(1171-1262). 1220’li yıllarda Moğolların, Türk Harzemşahlar ülkesini yakıp yıktıkları sırada oralardan Anadolu’ya gelmiştir. Ahi Evren, Anadolu’ya geldikten sonra Konya’ya gitmiş ve orada, Mevlana Celaleddin Rumi’nin can dostu Şems Tebrizi’ye biat ederek tasavvuf dersi almış ve bir derviş olmuştur. Konya uleması bu halden gücenmiş, Ahi Evren de ulemaya ve sultana gücenerek Kayseri’ye gitmiş, Debbağlık’la geçinmeye başlamıştır. Ancak ardında, Selçuklu başkenti Konya’da *çok güçlü bir örgüt bırakmıştır. Şems Tebrizi’nin öldürülmesinden sonra, Mevlana’nın en yakın dostu konumuna, Ahi Evren’in sağ kolu olan Sadrettin geçmiş ve bu dostluk neticesinde Mevlevilik ve Ahilik gibi iki Batıni ekol Anadolu’ya damgasını vurmuştur. *

Ahi Evren yüzyıllardır savaşçılık ve dini-ahlaki bilgiler vermekte büyük ve önemli görevler yerine getirmiş bulunan fütüvvet teşkilatından ve fütüvvetnamelerden yararlanarak Ahi teşkilatını kurmuştur. Ahi Evren yaşadığı dönemde ahlakla sanatın ahenkli birleşimi olan ahiliği öylesine itibarlı duruma getirmiştir ki, bu kurum yüzyıllar süresince bütün esnaf ve sanatkara yön vermiş, onların işleyişini düzenlemiş, yeniçeriliğin kuruluşunda, Hacı Bektaş törenleriyle birlikte önemli rol oynamış, devlet adamları bu kuruluşa girmeyi şeref saymışlardır. Ahi olmak için bir meslek ya da sanat sahibi olma zorunluluğu yoktur. Ahi zaviyelerine işçi ve çıraklardan başka, öğretmenler, müderrisler, kadılar, hatipler, vaizler, emirler, yani bölgenin saygılı ve ulu kişileri devam ederdi. Ahiliğe kabul şartı, iyi ahlaklılık, yardım severlik ve cömertlik olduğundan teşkilata girenler, temiz, ahlaklı ve iyilik sever kişilerdi. Ahiler arasından yüksek sırada yöneticiler, tabipler, valiler, komutanlar, müderrisler ve kadılar yetişmiştir.

Ahi Evren’in şeyhliği altında Ahilik teşkilatı kısa sürede tüm Selçuklu şehirlerine yayılmış ve Babailer isyanı sırasında Batınilere elden gelen tüm yardımı yapmıştı. Ahiler, daha sonraki dönemlerde de kendilerine en yakın kişiler olarak Alevileri, Bektaşileri ve Mevlevileri gördüler. *Osmanlı devletinin kuruluşunda Ahiler oldukça önemli bir rol oynadı. Bazı kaynaklar, devletin kurucusu olan Osman Gazi’nin oğlu Orhan Gazi’nin ve 3. sultan 1. Murat’ın Ahi teşkilatı üyesi olduklarını belirtmektedir. Ancak Osmanlı devleti genişlemeye ve imparatorluğa dönüşmeye başlayınca sultanlar, kendilerinden önceki Türk yöneticilerinin yolunu seçmiş ve kitleleri yönetmekte yöneticilere daha fazla *imkan sağlayan Sünni tarikatlara girmişlerdir. Ahilikte temel ilke, örgüte üye olanların kesin eşitliğidir. Üyelerin hepsi birbirinin kardeşidir. Ancak, aşama bakımından küçükten büyüğe doğru sonsuz bir saygı vardır. Ahiliğe girecek olanlarda belirli nitelikler aranır. Üyelik için kişinin örgüt bünyesinden birisi tarafından önerilmesi zorunludur. Küçültücü işlerle uğraşanlar, çevresinde iyi tanınmayanlar, örgüte kötü söz getirebileceği düşünülenler Ahi olamazlar. Örneğin insan öldürenler, hayvan öldürenler (kasaplar), hırsızlar, zina ettiği ispatlananlar örgüte katılamaz. Kasapların insan öldürenler ile aynı kategoriye konulması Batıni inançtan kaynaklanmaktadır.


Bundan sonraki bölümler Ahiliğin detaylarına ilişkin. Metnin tümünü okumak isteyenler için

http://historicalsense.com/Archive/ahilik_1.htm

Aktarmanın bu noktasında bir tartışma açılabilir artık. Mevlevilik, Ahilik, Bektaşilik aynı batıni ekolden besleniyorlar. Mevlevilik ve Ahilik birbirlerine zıt ekoller midir? Yada Ahiler Moğollara karşı savaşmayı savunan, Mevleviler ise teslimiyetçi akım mıdır?

Yahu işin açığı, bu üç akım da (Mevlevilik, Alevilik, Bektaşilik) İslamiyet'in Türk versiyonu değil mi? Sünni olan Arap, Şii olan da Fars versiyonu değil mi? Bizimkiler gericilikten kırılan Arap versiyonunu baştan beri kabul etmemişler aslında. Arapların en görkemli zamanında kabul ettiremedikleri anlayışı, körü körüne Kuran, kitap, kara taş putperestliği, 4 karı, kadınları 2 metre geriden kara çarşafın içinde yürütmek bizim kültürümüze uymamış arkadaş.

Haa, bu türk İslam versiyonlarından Alevilik zulme daha çok başkaldıranı, Mevlevilik daha tevekkülcü olanı. Olabilir, bu akımlar arasındaki tartışma bitmez. Bektaşilerle Aleviler arasında da farklılıklar var. Ama hiçbiri Arap İslamiyeti kadar gerici ve yobaz değiller.
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 22:18 .