Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam > Önerdiğimiz Başlıklar

 
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
Prev önceki Mesaj   sonraki Mesaj Next
  #1  
Alt 24-01-2010, 13:23
ulpian - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ulpian ulpian isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 22 Jul 2009
Mesajlar: 4.880

Başarı Ödülü 

Standart Kuran'a göre Cinler - ya da ''Hanif Müslümanların'' Çıkmazlarına Bir Örnek

1. Akıl ve Nakil Arasında Sıkışan Hanif Dostlar
2. Cin'in Klasik Tanımı
3. Kuran Öncesi Dönemdeki Araplarda Cin İnancı
4. ''Etimolojik Köken'' ve ''Kullanımdaki Anlam'' Farkı
5. Kuran'daki Cin
6. Başarısız Mecaz !
7. Sonuç



1. Akıl ve Nakil Arasında Sıkışan Hanif Dostlar

Cinlerin, şeytanların, meleklerin varlığına -klasik müslüman tasavvurundaki şekliyle- inanmak, 2010 yılında artık epey bir gülünç durmakta. Birçok aklı başında müslüman da bunun elbette ki farkında. Ne var ki, bu doğaüstü varlıklardan sadece Hadislerde değil, bizzat Kuran'da da uzun uzun bahsedilmiş. Dolayısı ile, inanç zincirinden bir türlü kopamayan müslümanlara iki seçenek kalıyor: Ya bu doğaüstü varlıkların olduğuna kendini inandırmaya çalışacaksın ve aklına ihanet etmiş olacaksın. Ya da bir şekilde ilgili Kuran ayetlerini eğip bükerek, zorlama tevil ve yorumlarla, adeta kaba kuvvetle Kuran'da aslında bambaşka birşey kastedildiğini, 1400 yıl boyunca müslümanların tamamına yakını tarafından bunun yanlış anlaşıldığını savunacaksın. Ve hem aklına hem de kendi dinine ihanet edeceksin...

''Hanif''(1) müslüman kardeşlerimiz de işte bunu yapmaktalar. Aklı kurtaralım derken, hem akla hem de kendi dinlerine tecavüz etmekteler...

Gerçi ''Hanif'' olmayan bazı müslümanlardan da ''cin kelimesiyle aslında Kuran'da enerji kastedilmiştir'' veya ''insan ruhu/alt-beni veya üst-beni vs. kastedilmiştir'' gibi, uçuk-kaçık, mesnetsiz, keyfi yorumlar okumaya alıştık artık.


Bu başlıkta Kuran'ın zaman ve mekandan münezzeh, sonsuz güç ve bilgi sahibi, mükemmel, bir ve tek Yaratıcı'nın kelamı olduğu varsayımından hareketle (yani bu aksiyomu farz-ı muhal diyip tartışma boyunca kabul ederek), ön-yargısız bir şekilde bakmaya çalışalım: Kuran'da geçen cinlerden ne kastedilmiş olabilir?



2. Cin'in Klasik Tanımı

Klasik müslüman tasavvuru ile cin'in tanımı şöyle yapılabilir:

Cinler ''bedenleri ateş, hava, râyiha gibi maddelerden teşekkül etmiş, akıl ve irade sahibi, latîf, görünmez varlıklardır. Bu özeliklerinden dolayı da duyu organlarımızdan gizli bulunmaktadırlar.''(2)


Kabul etmeliyiz ki, bu gibi varlıklara inanmak 2010 yılında artık neresinden bakarsak bakalım -tek kelimeyle- komik. Gerçi Türkiye'de her köyümüzde mutlaka en az bir cin vakası vardır. Sıradışı olayları doğaüstü açıklamalarla anlaşılır kılmak için, her toplum kendi dinine, örfi efsanalerine uygun bir şekilde hikayeler üretir. Hatta belki forumumuzun (hanif olmayan) müslüman üyelerinden de kendi ''cin tecrübelerini'' yazanlar çıkacaktır bu başlığa.


Ama az çok aklı başında, hurafelere (kaynağı ne olursa olsun) itimat etmeyen müslümanlar, en azından kendi içlerinde -belki taa derinliklerinde bir yerlerde- aslında kendilerini ne kadar da komik birşeye inandırmak için zorluyor olduklarının, en azından bu cin, şeytan, melek meselesinin sorunlu bir mesele olduğunun farkındadırlar sanırım (müslümanlığımın son yıllarında bende öyleydi en azından).

İşte bu sebeple sözde rasyonel Hanif arkadaşlar böyle bir cin tanımına karşı çıkarlar. Kuran'daki cin ayetlerinin aslında, normalde algıladığımız gibi insan dışı ayrı bir cins varlığa değil de, insanın kendi içindeki görünmez bazı yanlarına veya özelliklerine işaret ettiğini iddia ederler. Yani yukarda tarif edilen ve İslam dünyasının 1400 yıldır tamamına yakınının inandığı türden cinlerin olduğuna inanmazlar. Kuran'ın, ''cin'' kelimesi geçen ayetlerde, mecazi ve temsili anlatımlarla insanın kendi doğasına ilişkin bazı dersler verdiğini savunurlar.


Aslında bu akımın ''modern'' pek yanı olduğu da söylenemez. Nitekim İslam tarihinde Farabi, İbn Sina gibi önemli felsefecilerin ve mutezile mezhebi gibi rasyonel ekollerin -klasik anlayıştaki- cinleri reddettikleri bilinmektedir. (3) Bu akılcıl ekollerin -klasik anlamdaki- cinlerin olamayacağına, en azından böyle birşeye inanmak için yeterli delil olmadığına dair getirdikleri argümanlar şüphesiz bugün de geçerlidir. Ne var ki , ''apaçık'' Kuran metni ile hala çelişmektedir. Bu yüzden bu görüşler 1400 yıl boyunca -ve Kuran merkezli bir bakış açısından haklı olarak- büyük çoğunluk tarafından nakli delillerle reddedilmiştir. 1400 yıllık İslam Dünyasının farklı asır, kültür ve mezheplerine ait, gelmiş geçmiş müslümanlarının -avamından havasına kadar- tamamına yakını, işte bu klasik anlamdaki cinlerin varlığına inanmıştır ve hala inanmaktadır.



3. Kuran Öncesi Dönemdeki Araplarda Cin İnancı

Non-teistlerin de, hanif müslümanların da, sünni veya diğer mezheplerdeki müslümanların da kolayca hemfikir olabileceği bir nokta var ise, o da Kuran'ın genel olarak, ''gönderildiği'' dönemdeki ve mekandaki insanların konuştuğu dille, yani 7. yüzyıl Hicaz Arapçası ile ''söylenmiş'' olduğudur. Zaten birçok Kuran ayeti de ''anlayasınız diye sizin dilinizden gönderdik'', ''siz anlayasınız diye Arapça kıldık'' gibi ayetlerle bunu teyid eder.(4)

Öyleyse, ilk yanıtlamamız gereken soru, Kuran'ın hemen öncesi dönemdeki Araplarda, yani 7. yüzyıl Hicaz Arapçasında ''cin'' kelimesinin kullanımda olup olmadığı ve varsa hangi anlamda kullanıldığıdır. Bu soruyu araştırdığımızda görüyoruz ki, ''cin'' kelimesi o dönemin Araplarında zaten vardı, kullanımdaydı ve de ''klasik tarifinde'' olduğu gibi insan dışı, görünmez, fakat insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi ayrı bir cins varlığı anlatıyordu.

  • ''Hicaz bölgesinde yaşayan Câhiliye Arapları, kendilerini çevreleyen tabiatın cinlerle dolu olduğuna ve bunların özel vasıtalarla kendi hizmetlerine alınabileceğine inanmaklaydılar. Yine bu devir halkı cinleri Allah'ın kızları saymaktaydılar. Onlara göre, çöller ve yüksek dağlar cinlerle doluydu. Yine onlara göre cinler, insan gibi özel bir cinsi teşkil eder, onlar gibi yeryüzüne dağılırlardı. Gövdeleri insanlarınkine benzemeyip, ateş veya havadan yaratılmışlardı. Onun için cinler insanın gözüne görünmezler, ancak pek nadir durumlarda görünürlerdi. Cinler, hayır ve şer işleri yapmaya da muktedir sayılırlardı. Bu sebeple onların teveccühünü kazanmak, onlara saygı göstermek ve ibâdet etmek gerekirdi. Her cinin belirli bir yeri olduğu ve kayaları, ağaçları, pulların içini mesken edindikleri kabul edilirdi. Her kabilenin veya bir kaç kabile topluluğunun özel bir cini, bir kayası, bir ağacı veya bir putu bulunur, bunun yanında belirli bir topluluk ikâmet eder ve dinî görevi yerine getirirdi. Aslında yalnız Araplar değil, bütün Sâmî uluslar, bu düşüncelerle ulu ağaçların, mağaraların, pınar başlarının ve büyük kaya parçalarının tekin yerler olmadığına ve ruhlarla, cinlerle meskûn olduğuna inanıyordu.''(5)

  • ''İslâm'dan önce Araplar cinlere bazı tanrısal güç ve yetenekler yükler, onlar adına kurban keserlerdi. Cinlerin kâhinlere gökten haberler getirdiğine inanırlar; böylece Allah ile bu gizli varlıklar arasında bir bağ kurarlardı. Câhiliye Araplan'nın bir kısmı şeytanın şer tanrısı olduğuna inanır, melekleri Allah'ın askerleri, cinleri de şeytanın askerleri sayarlardı.''(6)

  • ''İslam öncesi Arapların inancında cinler görülmez varlıklardı, fakat görülen dünyada -yılan, kertenkele ve akrep gibi- muhtelif şekiller de alabilirlerdi. Bir insanın bedenine bir cin girdiğinde, o insan delirir veya cinnet geçirirdi.''(7)

Muhammed öncesi ve Muhammed zamanında yaşayan şairlerin, şiirlerinde ve şiirsel anlatımlarında da ''cin'' kelimesi işte bu klasik anlamıyla geçerdi.(8)


Görüldüğü gibi Kuran ve Muhammed öncesi Arap toplumu zaten ''cin'' adını verdikleri, görülmez, insandan farklı, ama insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklara inanmaktaydılar. Kuran ise böyle bir cin inancına karşı çıkmadı, bilakis teyid etti, fakat bu inancın bazı ''yanlış bulunan'' yanlarını eleştirdi.


Örneğin Kuran öncesi Araplar bazı cinlerin, Tanrı çocuğu ve böylece tanrısal olduğuna inanırdı. Ve Kuran işte bu inancı eleştirmekte.
  • En’âm / 100
    Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa ki onları da Allah yaratmıştı. Bilgisizce O'na oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Haşa! O, onların ileri sürdüğü vasıflardan uzak ve yücedir.
  • Sâffât / 158
    Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.

Başka bir ayette ise cinlerin ''gayb''ı bildiği inancı eleştirilmekte:
  • Sebe’ / 14
    Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.



4. ''Etimolojik Köken'' ve ''Kullanımdaki Anlam'' Farkı

Buraya kadar anlatılanlardan bile açıkça anlaşılıyor ki, Kuran ''cin'' derken, ''klasik islami tanımıyla'' cinlerden bahsetmektedir. Çünkü hem bizzat müslüman tarihçilerin, hem de gayri-müslim araştırmacıların yazdıklarına göre, Kuran öncesi (''cahiliye'') Araplarında zaten böyle bir inanç vardı ve bu varlıklara da zaten ''cin'' denilmekteydi. Kuran da işte bu şekilde kullanımda olan bu kelimeyi kullanarak aynı varlıklardan bahsetti, fakat -yukardaki ayetlerden görüldüğü üzere- ''cahiliye'' inancındaki bazı yanlış bulunan yönleri eleştirdi. Ama ''cin'' adı verilen, görülmez, insandan farklı, insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıkların olduğunu teyid etti.

Bu tespitten sonra, ''Ama cin kelimesi aslen 'görülmez, kapalı, örtülü' demektir, dolayısı ile bu ayette kastedilen görülmez herşey olabilir. Örneğin 'bilinç' veya psikolojik terminolojide kullanılan 'alt-ben', 'üst-ben' gibi kategoriler kastedilmiş olabilir.'' gibi bir açıklama akla hakaret olur.

Bir kelimenin ''doğru anlamı'', konuşanın/yazanın ne kastettiğidir. Yoksa ''ben burdan hangi anlamları çıkartabilirim'' sorusu ile yaklaşırsak sadece kendi hayal gücümüzün zenginliğini sergilemiş oluruz. ''Doğru anlamı'', yani ''sözün sahibinin kastetmiş olduğu anlamı'' bulmak için ise bir takım semantik ve hermenötik ilke ve yöntemlere riayet etmek gerekir (ki özellikle eski klasik tefsirlerin genellikle, bu kaidelere büyük hassasiyetle riayet ettiğini görüyoruz).


Doğru anlam, kelimelerin etimolojik kökenini araştırarak bulunmaz. Genel olarak etimoloji ''ne kastedilmiş olabilir?'' sorusuna cevap verecek bir bilim dalı değildir. Her kelimenin bir tarihi vardır. Herhangi bir şekilde türemiş veya yabancı bir dilden alınmış, zamanla hem okunuş, hem yazılış hem de anlam olarak birçok farklılıklara uğramış olabilir. Bir metinde belli bir kelimenin hangi anlamda kullanıldığı sorusu, o kelimenin tarihi ve dilbilgisel kökenlerine giderek değil, metnin yazılış tarihindeki anlamını bularak (ve tabii aynı metinde hangi bağlamlarda geçtiğini inceleyerek) yanıtlanabilir. ''Cin'' kelimesi ise Kuran'ın ''söyleniş'' döneminde, Araplar tarafından görülmez, insan haricinde, fakat insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklar için kullanılmaktaydı. Ve Kuran, işte bu kelimeyi bu bağlamda kullandı. Hatta ''cahiliyedeki'' cin inancının bazı yönlerini eleştirerek, genel olarak bu tür doğaüstü, biliç ve irade sahibi varlıkları teyid etti.

Hanif arkadaşlarımızın, Kuran'dan kendi arzuladıkları anlamları çıkartmak için, sıkça başvurdukları ''etimolojik kökene gitme'' yöntemi, aslen anlamı keyfiliğe ve öznelliğe teslim etmekten başka birşey değildir.


Örneğin gazete manşetinde ''Vatandaşa Polis Şiddeti'' haberini okuyunca, herkes ne kastedildiğini anlar. Çünkü üç kelimenin de, bugün (yani manşetin atıldığı tarihte) kullanımda olan malum bir anlamı vardır. Polis'ten kasıt biliyoruz ki, ''kamu düzenini korumak için yetkilendirilmiş devlet birimi ve bu birime mensup bireyler'' anlamına gelmekte. Fakat kelimenin etimolojik kökenine gidersek, görüyoruz ki bugün Türkçede kullanımda olan ''polis'' kelimesi Yunancadan girmiştir ve tarihi köken itibariyle aslen ''şehir'' anlamına gelir.(9) Buradan hareketle söz konusu gazete manşetini yorumlamaya çalışırsak, mesela ''orada kastedilen aslında şehir hayatının vatandaşta ağır gelmesidir'' gibi bir mana çıkartırsak, ne kadar gülüç duruma düşeriz, öyle değil mi? Hanif dostlarımızın yaptıklarının işte bundan hiçbir farkı yok.

''Cin'' kelimesinin etimolojik köken olarak, ''görülmez, örtülü, gizli'' gibi anlamlara geldiğini, elbette bütün İslam alimleri de bilmekteydi. Fakat Kuran'da kastedilen ''cin'' sadece bu anlamlardan ibaret değil.


Nitekim, sadece geleneksel islami çevreler değil, örneğin Hayrettin Karaman gibi gayet ''modernist'' denilebilecek (ve geneleksel müslümanlardan bu yüzden bol bol eleştirilen) bir ilahiyat profesörünün de içinde bulunduğu uzman heyet, tefsirinde şöyle demektedir:
  • ''Cin, sözlükte "örtmek, örtünmek, gizli kalmak" anlamındaki "cenne" fiilinden İsim olup "gizli, görünmeyen varlıklar" mânasına gelir, tekili "cinnî"dir. Terim olarak cin, ateşten yaratılmış, duyularla idrak edilemeyen, şuur ve irade sahibi, ilâhî emirlere uymakla yükümlü olan, insanlar gibi iyileri ve kötüleri bulunan varlık türünü ifade eder. Cin kelimesi gerek Kur'ân'da (22 yerde) gerekse diğer İslâmî kaynaklarda insan ve melek dışındaki üçüncü bir akıllı / şuurlu varlık türünün adı olarak kullanılmıştır.''(10)


Veya ''İlmin Işığında Asrın Kuran Tefsiri'' adında bir eser yazarak yöntemini/niyetini en baştan belli eden ve söz konusu eserde de bol bol ''modern'' anlamlar yükleyerek örneğin mucize icat etme peşinde olan bir Prof. Dr. Celal Yıldırım şöyle demektedir:
  • ''Kur'ân-ı Kerîm'in 28 yerinde cinlerden söz edilmekte ve kısa bilgiler verilmektedir ki, hiçbirinin te'vîle tahammülü yoktur; yani kelime ve cümle olarak konulduğu mânaya açık biçimde delâlet etmekte ve başka bir yoruma imkân bırakmıyacak bir netlik arzetmektedir. O halde cin denilen mahlûk vardır.''(11)



5. Kuran'daki Cin

Cinlerden bahseden bazı Kuran ayetlerine bakalım:
  • Zâriyât / 56
    Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
Bu ayetten cinlerin, insandan farklı bir tür varlık olduğu anlaşılıyor. ''Cin ve ins kelimeleri burada aslında insanın iki farklı yönünü temsil etmektedir.'' şeklinde bir yorum çok saçma olur. Zira bu yoruma göre, ''insanları konu edinen diğer bir sürü ayette neden sadece ins geçmekte, acaba o ayetlerde insanın sadece bir yönü mü muhatab alınmakta'', gibi anlamsız soru ve sorunlarla karşı karşıya kalırız. Bununla birlikte bu ayetten de anlaşılıyor ki, cinler enerji filan değil, insan gibi akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklardır, çünkü ''kulluk etsinler diye'' yaratılmıştır.


Aynı sonuçlar mesela şu ayetlerden de çıkartılabilir:
  • En’âm / 130
    Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size ayetlerimi anlatan ve bu günle karşılaşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi! Derler ki: "Kendi aleyhimize şahitlik ederiz." Dünya hayatı onları aldattı ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.
  • A’râf / 38
    Allah buyuracak ki: "Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!"
  • A’râf / 179
    Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır.
  • Hûd / 119
    Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım" sözü yerini buldu.
  • Secde / 13
    Biz dilesek, elbette herkese hidayetini verirdik. Fakat, "Cehennemi hem cinlerden hem insanlardan bir kısmıyla dolduracağım" diye benden kesin söz çıkmıştır.

(Bu son dört ayetten çıkan sadist Tanrı tablosuna da dikkat!)

  • Rahmân / 56
    Oralarda gözlerini yalnız eşlerine çevirmiş güzeller var ki, bunlardan önce onlara ne insan ne de cin dokunmuştur.


Veya şu ayete bakalım:
  • Ahkâf / 29
    Hani cinlerden bir gurubu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Kur'an'ı dinlemeye hazır olunca (birbirlerine) "Susun" demişler, Kur'an'ın okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine dönmüşlerdi.
Eğer Kuran'da ''cin'' aslında insanın bir yönünü, ''ins'' ise diğer yönünü kastediyorsa, buradaki söz konusu topluluğun sadece o bir yönleri mi Kuran dinlemek için peygambere yöneltilmiş? Veya ''cin'' aslında ''enerji'' veya herhangi bir iradesiz nesne demek oluyorsa, bu ve bunun gibi ayetler iyiden saçma ve anlamsız olmuyor mu?


Veya:
  • İsrâ / 88
    De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”
''Cin insanın bir yönüdür'' veya ''enerjidir'' gibi uçuk yorumlara göre bu ayette kimle kim biraraya gelecek ve birbirine destek olacak?



Zaten Kuran'a göre insan ve cinlerin yaratılışı da farklıdır:
  • Hicr / 26 - 27
    Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık. Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.
  • Rahman / 14 - 15
    Allah insanı, pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı. Cinleri öz ateşten yarattı.



Kehf/50'de ise İblis'in cinlerden olduğu söylenir:
  • Kehf / 50
    Hani biz meleklere: Âdem'e secde edin, demiştik; İblis hariç olmak üzere, onlar hemen secde ettiler. İblis cinlerdendi; Rabbinin emrinden dışarı çıktı. Şimdi siz, beni bırakıp da onu ve onun soyunu mu dost ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanınızdır. Zalimler için bu ne fena bir değişmedir! (12)



Cinlerin Süleyman'ın hizmetine verilmesi de meşhur hikayelerdendir:
  • Neml / 17
    Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; hepsi birarada (onun tarafından) düzenli olarak sevkediliyordu.
Bu ayette ''cinlerden, insanlardan ve kuşlardan'' bahsedilmekte, üç ayrı ''alem'' veya üç ayrı tür varlık sıralanmakta. Eğer ''cin'' insanın bir yönü ise, ''kuşlar'' da mı insanın bir yönü?

Aynı Sure'nin devamında bir ayete bakalım:
  • Neml / 39
    Cinlerden bir ifrit: Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi.
17. ayette ''cinlerin, insanların ve kuşların'' Süleyman'ın hizmetine verildiği söyleniyor. Bu ayette ise, cinlerden birinin Süleymanla konuştuğundan bahsediliyor. ''Cin'' insanın bir yönü ise sadece o yönü mü konuştu Süleyman ile?

Bütün bu kıssaları tarihi vakıa olarak değil, mecazi anlatımlar olarak alsak bile, ''cin''i insanın bir yönü olarak alırsak, anlatımlar çok saçma, anlamsız, mantıksız kalıyor. Veya örneğin ''alt-ben, üst-ben ve kuşlar'' gibi bir sıralamadaki mantıksızlığı ve saçmalığı ''mecazdır, teşbihtir'' gibi iddialarla nasıl kurtaracağız?
  • Sebe’ / 14
    Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Sonunda yere) yıkılınca anlaşıldı ki cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azap içinde kalmazlardı.
Bu ayette de cinlerin gaybı bilmediği söylenmekte. İnsan'ın bir yönü (alt-ben/üst-ben vs.) veya enerji gibi birşey kastedilmiş olsa, son derece gereksiz bir bilgi ve saçma bir ifade olurdu.



Yine aynı şekilde yukarda da gösterildiği gibi diğer ayetlerde Kuran öncesi Arapların cinlerin bazılarına tanrısallık atfetmeleri eleştirilmekte:
  • En’âm / 100
    Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa ki onları da Allah yaratmıştı. Bilgisizce O'na oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Haşa! O, onların ileri sürdüğü vasıflardan uzak ve yücedir.
  • Sâffât / 158
    Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.



Veya şu ayete bakalım:
  • Cin / 6
    Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı.

veya Cin Suresinin tamamına.




6. Başarısız Mecaz !

Yukarda Kurandaki ''cin'' kelimesini, insanın bir yönü (alt-ben, üst-ben, diğer-ben vs.) veya ''enerji'' gibi birşey olarak ''mecazi'' yorumlamanın ne kadar saçma olduğu gösterildi. Ama bir an farzedelim ki, Kuran'ı söyleyen zat gerçekten de aslında, insan haricinde, fakat bu dünyada yaşayan, görülmez, ama akıl, bilinç ve irade sahibi varlıkların olduğunu söylemek istemedi... Diyelim ki, bu zat gerçekten de ''cin'' kelimesini mecazi olarak kullandı ve aslında insan doğasına dair bazı bilgiler ve ahlaki dersler vermek istedi...

Eğer gerçekten böyleyse, o zaman bu zat demek ki, son derece yanlış bir yöntem izlemiş. O dönemdeki insanların bu manada kullandığı bir kelimeyi hiçbir açıklama getirmeden kullanarak, üstelik bu manayı pekiştirecek bunca laf ederek, tamamen bir başarısızlık örneği sergilemiş. Hiçbir aklı başında kişi, dinleyicilerinin/okuyucularının klasik manadaki cinlere inanmasını istemiyor olsaydı, bu kelimeyi bu şekilde kullanmazdı.


Zaten fiilen 1400 yıldır sıradan halktan en büyük İslam alimlerine kadar gelmiş geçmiş müslümanların tamamına yakınının klasik manada cin gibi varlıklara inanması -hala inanıyor olması- bu anlatımların ne denli başarısız olduğunu göstermekte (eğer murad edilen aslında bu değildi ise).

Sonsuz bilgi ve güç sahibi, mükemmel Yaratıcı'dan böylesi hatalar beklenemez... Ve aslında bu hata Muhammed'in kendisinden de beklenemez...


Ya Kuran'ı yazan/söyleyen zat gerçekten de klasik anlamda cinlerden, yani insandan farklı, ama aynı dünyada yaşayan, görülmeyen, ama akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklardan bahsetti... Ya da son derece başarısız, yanlış bir anlatım kullanarak fahiş hatalar yaparak, istemeden bu inancın pekişmesini ve bugünlere kadar gelebilmesini sağladı...



7. Sonuç

Kuran öncesi Araplar ''cin'' kelimesini bugünkü klasik anlamdaki cinler (insandan farklı, fakat bu dünyada yaşayan, görülmeyen, akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklar) olarak kullanmaktaydı.

Kuran bu kelimeyi kullanarak ve ''cahiliyedeki'' cin inancının bazı yanlış bulunan yönlerini eleştirerek bu varlıkları teyid etti.

''Cin'' kelimesini insanın bir yönü veya enerji vs. olarak yorumlayınca, ayetlerin hepsi -mecazi olarak aldığımızda bile- anlamsız, mantıksız, saçma kalıyor. Eğer Kuran'ın müellifi gerçekten de başka birşey kastettiyse, demek ki son derece başarısız bir anlatım kullanmış, ki bu mükemmel bir Yaratıcı'dan beklenemez (ve aslında Muhammed'den bile beklenemez).

Neresinden bakarsak bakalım, mecazi de yorumlasak, lafzi de yorumlasak, söz konusu ayetler ancak ''cin'' kelimesini klasik manada (insandan farklı, fakat bu dünyada yaşayan, görülmeyen, akıl, bilinç ve irade sahibi varlıklar olarak) yorumladığımız zaman anlamlı olur.

Kuran işte bu tür varlıklardan bahsetmektedir. Buna inanan aklına ihanet etmiş olur. Ama inanç zincirinden kopamayıp, aklı kurtarmak adına Kuran'ı eğip bükerek bunun üstünü örtmeye çalışan hem aklına hem de kendi dinine ihanet etmiş olur.


saygılarımla

Kuran'a göre Cinler

Konu ulpian tarafından (15-04-2010 Saat 17:11 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
 

Önerilen Siteler

Etiket
büyü, çin, cinler, fal, keramet, kur'an, kuran, melek, sihir, İblis, şeytan


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Kuran'a göre ''Namaz'' mehmetsalih İslam 20 20-01-2018 05:30
Cinler ????? explorer İslam 150 28-09-2013 16:15
cinler ve melekler kral İslam 85 21-08-2009 14:15
Peygamberlikten Önce Muhammed Hanif miydi Putperest mi? yucemanitu İslam 38 16-07-2009 19:57
Kuran'a göre gerçek akıl.. Konu-dışı 0 07-01-2006 11:14

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:55 .