Kemalizm Çöktü Mü? Sonunda Çöktü!
Kemalizm çöktü tespitine itiraz eden bir sürü şuursuz kemalist bulabilmek mümkündür. Öte yandan, kemalizmin iktidardan defedilmesine karşın bugünkü muhafazakar iktidara karşı tek çözümü bu ölünün diriltilmesi olarak görenlerle de etrafınızda bolca karşılaşmanız mümkündür. Kemalizmi eleştiren herkese şeriatçı muamelesi yapan beyinsizler de vardır. Devrimcileri, özellikle de Mahir Çayan'ı kemalizmle ilişkilendirmeye kalkan sahtekarlar da... Bu başlıkta bu konuları soru-cevap şeklinde irdeleyip tartışmak istedim.
Kemalizm Çökmedi Mi?
Bazı kemalistler -ki bunların neredeyse tümü kemalizmi antiemperyalizm ve ''çağdaşlık'' ile bir tutmaktadır- kemalizmin hala sapasağlam ayakta kaldığını övünerek iddia edebilmektedir. Bizim ''Kemalizm çöktü!'' tespitimiz gururlarını kırmış olsa gerek. Böyleleri, gerçekliğe gözlerini sıkı sıkı yumduklarında, görmeye tahammül edemedikleri o gerçekliğin ortadan kalkacağını zanneden çocuklara benziyor. En azından onlara şunu söylemek lazım; eğer kemalizm çökmediyse ve hala ayakta ise, bu durumda mevcut emperyalizme bağımlı yapımızdan cemaatlere, gericileşmeden emek sömürüsüne, darbelerden işbirlikçiliğe dek ülkede yaşanan herşeyden kemalizm (de) sorumludur. Eğer kemalizm hala sapasağlam ayaktaysa ve ülkemüz bugün, sadece bugün de değil on yıllardır emperyalizme bağımlı bir yarı sömürge memleketse, üstelik gericilik her yanı sardıysa siz o kemalizmi alıp tarihin çöplüğüne atınız. Bugünkü koşullarda kemalizmin öldüğünü söylemek onun -eğer varsa- onurunu kurtarmak olacaktır.
Kemalizm ne zaman çöktü?
Kemalizm adında net bir ideoloji veya doktrin hiçbir zaman olmadı aslında. Ama bu adı benimsemiş bir politik çizgi sonradan ortaya çıktı, bu da bir gerçek. Altı ok -ilk ortaya çıktığı CHP programında açıkça belirtildiği gibi- o dönemin ihtiyaçlarına özgü olarak forumüle edilmişti ve kesinlikle kalıcı değildi. Kemalizm(ya da Atatürkçülük), eski ittihatçı zihniyetin bir koludur. Nispeten seküler içerikte bir ulusçuluk olarak tanımlanabilir. Emperyalizme olan karşıtlığı kurtuluş savaşındaki askeri mücadeleden ibarettir. Savaş sırasındaki bu antiemperyalizm söylemi de -Batum'un işgali örneğinden açıkça görüldüğü üzere- konjoktürel bir gereklilikten ibarettir. 1945'le başlayan DP dönemi ya da NATO'ya üyelik de kemalizmin inkarı değil, onun açtığı yolun mantıksal uğraklarıdır. Devlet eliyle kapitalist bir ulus devlet inşa etmeye kalkanlar sonunda emperyalizme boyun eğmeyi de, kendi laikliğinin altını oymayı da, darbeleri ve faşizmi de yine kendi elleriyle davet etmiş demektir. Ne ekersen onu biçersin.
Kemalizm, 12 Mart sonrasında emperyalizme karşı mücadelenin faşizme karşı mücadele pratiğiyle somutlandığı açığa çıktığından beri, gerek kendi milliyetçi yönelimleri gerek kapitalizmden kopamaması gerekse emperyalizmi karşısına almayı sadece fiziki bir işgalde düşünebileceğinin açığa çıkmasıyla devrimciler tarafından 'olası müttefikler' listesinden defedilmiştir. Deniz ve Mahir, kemalizme müttefiklik şansı tanıdıkları için onun gerici yönlerini değil ilerici yönlerini öne çıkaran bir politik söylem geliştirmiş ama bunu canlarıyla ödemişlerdir. Onların yoldaşları ise 12 Mart sonrası dönemde kemalizmi müttefik listesinden haklı olarak şutlamıştır. Zaten kemalizm de islamcılar ve ülkücülerle ve elbette ABD emperyalizmiyle işbirliği yapıp ''laikliğin güvencesi'' olan ordusuna 12 Eylül darbesini yaptırıp devrimci solu yok etme yoluna gitmiştir. 12 Eylül'le birlikte, sola karşı islamcılarla ve emperyalizmle fazlaca içli dışlı olmaları sonucu iktidarlarını paylaşmak zorunda kalmış ve resmi ideoloji Türk-İslam sentezi(kemalist-islamcı ittifakı) olarak belirmiştir.
12 Eylül sonrası dönemde gerek ülke içindeki devrimci hareketin cılızlığı gerekse SSCB'nin dağılışıyla birlikte kemalizm-islam-emperyalizm ittifakı da değişmiş ve roller yeniden dağıtılmıştır. Önce kemalistler iktidarı yine tümden ellerine almak için 28 Şubat sürecinde atak yapmış ama emperyalizmin yeni bölgesel projelerine çok daha uygun düşeceği anlaşılan islamcılar bin yıl süreceği söylenen 28 Şubat'ın etkisinden çabuk kurtularak AKP eliyle iktidara gelmiştir. Uzun süredir hükümet olan AKP(ve islamcılar), git gide liberalleşerek ve işbirlikçiliğin dozunu da artırarak, artık iktidar da olmaya başlamış ve kemalizmi tümden defetme yoluna gitmiştir.
Kemalizmin defedilmesi 'hayırlı' bir gelişmedir, ancak onun yerine geçen islamcılığın yükselişi hiç de 'hayırlı' değildir. Devrimci sola karşı 12 Eylül öncesinde Türkçü(kemalist)-İslamcı ittifakı gibi, ulusalcı ya da liberal kanatlara savrulan sol akımlar da büyük hata yapmaktadırlar. Ne o ne bu!
Kemalizmin Diriltilmesi, AKP'de Cisimleşen İslamcılaşmanın Çaresi Midir?
Bunun çaresinin bu olduğunu sananlar geçmişten hiç ders çıkarmayan ve politikadan hiç anlamayanlardır. Zira ne kemalizm hakikaten laik ve bağımsızlıkçıdır, ne kapitalizm koşullarında bu değerleri savunmak gerçekçidir, ne kemalizmin sol düşmanlığı ve geçmişteki islamcılarla işbirliği gizlenebilir, ne kemalizmin başat kurumları olan ordunun ve yargının devrimcilere(keza alevilere ve kürtlere) yaptığı zulüm unutulabilir ne de kemalist kitledeki herşeyi orduya ve CHP'ye havale eden pasifizm bir sonuç verebilir. Kuzey Afrika ve Suriye'de sokağa birkaç yüzbin kişi dökülünce rejimler krize giriyor; bizde ise Cumhuriyet Mitinglerinde ülkenin üç büyük metropolünde 4 milyon insan sokağa çıkmıştı, peki ne oldu? Hiçbir şey! Neden? Çünkü sokağa çıkan kitle küçük burjuva ideolojisi, teslimiyetçiliği ve pasifizmiyle sakatlanmıştı. Sokağa milyonları döktüğünüzde bile birşey yapamıyorsanız, sizden hiçbir şey olmaz demektir! Kemalizm, biraz da kendi kitlesinin yozluğu yüzünden çökmüştür.
Kemalizmi Eleştiren Devrimciler Şeriatçılara Yardım Etmiş Olmuyor Mu?
Bu gibi sorular da Atatürkçü kitleden çok gelmekte. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, kemalizmin zaten islamcılıkla kökten bir karşıtlığı yoktur. İkisi de aynı emperyalizmin icazetine muhtaçtır; ikisi de aynı kapitalist zemindeki bataklığın ürünüdür; ikisi de -türban gibi tali konularda anlaşamasalar da- Diyanetin varlığı, cemevleri, zorunlu din dersleri, feodalitenin muhafazası, milliyetçilik, devletçilik, militarizm v.b. konularda uzlaşarak tabandan başlayan bir toplumsal aydınlanmadan ürker. Öte yandan, bu soruda islamcılığın tek altnernatifi kemalizm gibi sunulmaktadır. Oysa kemalizm çoktan çökmüştür. Burada kastedilen Sovyetlerinki gibi bir çöküş değildir; kemalizm, bizzat emperyalist hamisi ve kendi elleriyle inşa ettiği burjuva sınıfı tarafından kapı dışarı edilmiş, kendi sistemi tarafından itelenmiştir. İslamcılara karşı biricik gerçek mücadele sokağa taşan, miting ve boykotlarda kendini gösteren, öğrenci işgallerinde ve yeri geldiğinde sokak barikatlarında çarpışan devrimci solun güçlendirilmesidir. Halkın harekete geçmesi, militan tutum takınması, sınıfsal taleplerle dışarı çıkması, isyan etmesi v.b.'nin gerekliliği ve ne kadar etkili olacağı bugün Kuzey Afrika ve Suriye örneklerinden görülüyor. Kemalistler ise hala CHP'den medet umuyor. Atatürkçüler artık lüks semtlerin birahanelerinde, arka duvardaki Atatürk resmi önünde rakı içip hükümete laf eden, kendi kendine küfürler savuran psikolojik sorunlu tiplere dönüşmüş vaziyettedir. Yazık...
Mahir Çayan Kemalizmi Övmemiş Midir, Hal Böyleyken Sizin Eleştirmenizin Sebebi Nedir?
Bu konu kemalistlerin 'solu tavlamak' için sık sık sömürdüğü ve istismar ettiği konulardan biridir. Mahir Çayan, gerek yazdıkları gerekse pratiğiyle açıkça ortaya sermiştir ki kendisi bir marksist-leninist devrimcidir. Benim de THKP-C/Dev-Genç/Dev-Yol çizgisini sahiplendiğimi bilen bazı Atatürkçüler de beni Mahir'in bazı yazdıkları üzerinden, -o yazıları bağlamlarından kopararak-, 'vurmaya' çalışmışlardır. Öncelikle belirtmek gerekiyor ki Mahir Çayan, o güne dek sol içinde hakim görüş olan ''ülkede nicelik ve nitelik bakımından bir işçi sınıfı olmadığı için devrimde önderliğin küçük burjuvazinin radikal kanadı olan kemalistlerde olması gerektiği'' ve bu yüzden de devrimin kemalist bir devrim olması gerektiği türden görüşleri ''sağ sapma'', ''ekonomizm'' ve ''2. Enternasyal oportünizmi'' olarak açıkça yargılamış ve mahkum etmiştir. Hatta Mahir yoldaş, 'Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori' adlı eserini tümüyle bu konuyu işlemeye ayırmıştır. Mahir Çayan bu kitabı başta olmak üzere pek çok yazısında da ülkemizde -o gün dahi- devrimin önderliğini yapabilecek denli gelişkin bir proleterya bulunduğunu, bu yüzden kemalizm müttefik olarak görülebilirse de önderliğin kesinlikle sosyalistlerde olması gerektiğini belirtmiştir. Bunu raddeden görüşleri de kuyrukçuluk, sağ sapma ve oportünizm olarak adlandırmıştır. Bu noktada Mahir yoldaşın adı geçen eserinden bazı paragrafları alıntılamak faydalı olabilir;
''Gelelim saflarımızdaki sağ eğilime: Manifesto'daki modern sanayi proletaryası için gerekli öğeleri sıralayarak, 'Türkiye proletaryası bu şartlara sahip değildir. Bu nedenle Türkiye proletaryasının, milli demokratik devrim mücadelesinde "öncülüğü" için Türkiye'nin ulaşmış olduğu iktisadi gelişme seviyesi yetersizdir. Bu dönemde, ön planda rolü, asker-sivil aydın zümre oynayacaktır, zaten bugün yurt çapındaki esas mücadele işbirlikçilerle bu zümre arasında olmaktadır' mihveri etrafında, Kautsky'nin üretici güçler teorisine sıkı sıkı sarılan bu görüşün temelinde, görüldüğü gibi, II. Enternasyonalin "takipçilik ideolojisi" yatmaktadır. Bu, öncü, devrimci bir düşünce değil, kuyrukçu, artçı ve evrimci bir düşüncedir. Böyle bir görüşe milli demokratik devrim etiketi takmakla da "proleter sosyalist" olunamaz!...'' (Mahir Çayan, Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori)
''Bugün emperyalizme karşı ilk boy hedefi Kemalistler değil, proleter devrimcileridir. 'Türkiye'de esas mücadele, işbirlikçilerle Kemalistler arasında oluyor' sözü, 'Türkiye proletaryasının objektif şartları yoktur' sözünün doğal bir sonucu ve devrimci sosyalist teoriden sapmanın pratiğe yansımasının açık bir belirtisidir.'' (Mahir Çayan, Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori)
''Ancak ve ancak sapına kadar sosyalist olanlar, emperyalizme karşı mücadelede hem kendi saflarında hem de bütün anti-emperyalist sınıf, zümre ve örgütler arasında birleştirici ve yönlendirici olabilirler. Bu bölümü bitirirken kısa bir hatırlatma yapalım. Milli bağımsızlık ve gerçek demokrasi için Amerikan emperyalizmine karşı en sert bir şekilde mücadele verirken, bunu Kemalist devrimciler olarak değil, proleter devrimciler olarak yapmaktayız.'' (Mahir Çayan, Sağ Sapma, Devrimci Pratik ve Teori)
Mahir Çayan ve yoldaşları, o dönemde kemalistlerin 'anti-emperyalist' söylemlerinden hareketle onları ileride ittifak kabul edebilecek bir söylemde bulunmuştur. Bunu yaparken, kemalizm eleştirisi biraz geri plana itilmiş ve yer yer bazı övgüler ve 'gazlamalar' yapılmıştır. Bu tümüyle politik bir söylemdir. Üstelik bu politika izlenirken Mahir hem bu gibi müttefiklere değil kendi özgücümüze güvenmemiz gerektiğinin altını kuvvetle çizmiş ve bunun gereğini pratikte de yapmış hem de devrimde öncülüğü kemalistlere kaptırmamak gerektiğini vurgulamıştır. Kızıldere katliamı, Denizlerin asılması ve 12 Mart'tan sonra ise devrimciler açıkça görmüşlerdir ki kemalizmin antiemperyalizm söylemleri tümüyle fostur. Antiemperyalizm, -emperyalizm bizim gibi yarı sömürge ülkelerde 'örtük faşist' bir düzeni uygun gördüğü için-, faşizm biçiminde tecelli etmekte ve ona karşı mücadele de faşizme karşı mücadele içeriğine bürünmektedir. Oysa kemalistler faşizme karşı mücadeleden de -bilhassa kendi milliyetçi ve orducu ideolojik görüşleri gereği- uzak durmuşlardır. 12 Eylül sürecinde ise kemalizmin ana gövdesi emperyalizm ve gericilerle işbirliği yaparak darbe tertiplemiştir. Devrimcilerin kemalizmle ilişkileri -normal olarak- zaman içinde şekillenen bir çizgidedir. Sabir ve belli bir tarihte belirlenmiş değildir. Kemalizm konusundaki söylemler de o günün politik ihtiyaçlarına göre üretilmiştir. Kemalizmden kopuş Mahirlerle başlar ve bizle biter.
|