Re: Muhammed'in Serveti,Mirası Hususu -II- (Geniş Özet)
Bak oku da biraz kültürün artsın.
Prof. Dr. İbrahim Canan'ın yazısıdır :
"Hz.Peygamberin borçları ve vaadleri meselesine gelince, Buhari'de geçen ve hanımı Aişe'den (r.a) rivayet edilen bir hadiste: Resulullah'ın demir zırhının, bu dünyadan ayrıldığında, Medine'li bir yahudi tüccarda, 30 sa (yaklaşık 90 kilo) arpa karşılığında rehin bulunduğu bildirilir. Hadis bu şekliyle başka kaynaklarda da vardır. Bu mevzuda Buhari ve Müslim'de tespit edebildiğim kadarı ile Hz.Aişe'den 10'a yakın hadis rivayet edilmekte ve sadece bir tekinde vefat kaydıyla, alınan miktar kaydı bulunmaktadır. Bu da aklımıza, rehin meselesinin daha önceki bir hâdise olup olmayacağı düşüncesini getirir ve bizi bir kısım yorumlar yapmaya sevkeder.
Şöyle ki: Eğer Hz. Peygamber'in (s.a.) böyle bir borcu varsa, neden yukarıda bahsettiğimiz parasıyla bu borcu ödeme yoluna gitmemiş de onu fakirlere dağıtmıştır. Bu dönemde Hz. peygamber'in (s.a) şahsi gelirleri, nafakasını karşılayacak bir miktara ulaşmıştı ve hatta O'nun ailesinin sade hayatları içerisinde fazlalık bile gösteriyordu. O da bunu önceden katdettiğimiz gibi genel bütçeye aktarıyordu.
Bunun yanı sıra ölüm hastalığı sırasında Peygamber (s.a) Kuzey hudutlarına doğru sefere çıkacak Usame ordusunun hazırlıkları içerisindeydi. Bu zamanda zırhının rehinde tutulmasını istemezdi. Az sonra göreceğiniz gibi Ebu Bekir (r.a) halife olduğunda Rasulullah'ın borçlarını tasfiyeye gittğinde yahudinin bu hususta müracatına dair kaynaklarda bir bilgiye rastlamıyoruz"
----------------
Aişe yalan söylüyor.
H.4 yılında Nadir oğulları'nın arazisinden Muhammed kendisinin ve ailesinin 1 yıllık ihtiyacını ayırır ve kalanını devlet hazinesine ayırırdı.
Yani 1 yıllık iaşe masrafları sadece Nadiroğulları'nın arazisinden elde edilen gelir ile garantilenmişti.
Sonra Hayberin fethinden sonra Hayber'in 8 kalesinden 2'sini kendisine ayırmış (humus olarak) "Ketibe isminde kaleyi de kendi eşleri ve akrabaları arasında paylaştırmıştı. (İbn Hişam 363-364) Üstelik kendi hanımlarının ve akrabalarının alacakları mahsül miktarını da yazı ile tespit ettirmişti. Yani Muhammed öldüğünde kendisine ait 2 Hayber kalesi Beyt-ül mal'a devredilmiş olsa bile bu "Ketibe" kalesi Beyt-ül mala devredilmemişti çünkü özel mülkiyetti.
Aynı şekilkde Hayber arazisinin 1/5'i de Humus olarak Muhammed'e düşmüş ve Muhammed buradan kendi payını humus'l humus (1/25)'i ayırdıktan sonra eşlerine ve akrabalarına ayrıca bu 1/5'in içinden yerler tahsis etmiştir. Yahudiler iel yapılan antlaşmaya göre bu yerleri yahudiler "yarıcı" olarak işleteceklerdi ve gelirin yarısını vereceklerdi.
Bu da Muhammed'in hanımlarının her birine ayrı ayrı yıllık 80 vesk hurma ve 20 vesk arpa düşmesi demekti ki (1 vesk =240-250 kg.)olduğuna göre her yıl onlar buradan 2,5 tona yakın mahsül geliri elde ediyorlardı.
Hesapla bakalım 2 ton hurma + 500 kg arpa ne kadar yapıyor bugünün Türkiye'sinde.
Üstelik Nadir oğullarının arazisinden 1 yıllık geliri de zaten garantilemişler, bunlar ilave olarak sadece Hayber'den aldıkları.
Üstelik Fedek arazisi ve Vadi'l Kura da aynı muameleye tabi tutuldu.
Hatta Muhammed öldükten sonra Ömer onlara bu arazilerin toplam kıymetlerini takdir ederek onların işletmeci olarak sahip oldukları hakların bedelini ödemiş ve bu hanınlar bir işletmeci olarak kalmak ile yıllık belirli bir miktar mahsul almaları seçenekleri arasında serbest bırakılmışlardır. Aişe ve Hafza belli miktarda paylarını almaya devam etmişlerdi.
Yüzleri gözleri doysun hala çıkmışlar fakirlik edebiyatı yapıp yalan söylüyorlar. Bu kadar mala kon, sonra hala fakirim diye ağla ! Yahu ne yalancı ve numaracı kadın bu Aişe kardeşim. Üstelik bu zenginlik onu şımarttıda sonra bir de kadın başına Ali'ye karşı Cemel harbine girdi sıkılmadan...
Aişe yalan söylüyor. Aynı o Kinane'nin elinden işkenceyle alınan zümrüt gerdanlığı fakirlere verdiğini söylediği gibi yalan söylüyor. Fakire fukaraya mücehver verecek kadın mümkün mü ki olsun ?
Yalancının biridir Aişe...
Açmış da, fakirmiş de, evinde bir kap arpa bile yokmuş o öldüğünde falan filan... Bayağı kandırmışlar bizim saf müsloları böyle ağlama sızlanma edebiyatıyla...
|