Müslümanlık ve Nurculuk
TURANDURSUN
Müslümanlık
ve
Nurculuk
Nurculuk hiristiyanlığa atılan ilk adımın adı vede dinlerarası diyalogda müslümanları hiristiyanlaştıramanın adıdır.
Unutmayın ki din haramilerin sizden istediği inamınızdır.
ÖNSÖZ
Bugün halkımızın büyük bir kısmını meşgul eden ve tesiri altına almış olan, Bedi-üz-Zaman Said-i Nursi'nin eserlerine karşı bende bir tecessüs belirdi. Gerek Risale-i Nur talebeleri (Nurcular) ile yaptığım te-maslardaki intibalar, gerekse elime geçen bazı eserlerini karıştırmak suretiyle edindiğim bilgiler beni bu mevzuda derinliğine bir araştırma yapmaya sevk etti. Böylece Risale-i Nur'ları, Kur'an-ı Kerim ayetleriyle mukayese etmek suretiyle, onun Kur'an-ı Kerim'e, zıt düşen taraflarını ortaya koymaya çalıştım.
Bu araştırmalardan edindiğim bilgilerden hayretten hayrete düştüm. Büyük bir halk kitlesini arkasından sürükleyen ve bugün devletin karşısına umulmaz bir yara olarak çıkan Nurcular hakkında şöyle düşünmekten kendimi alamadım: Bu kadar ağdalı, müsbet ilmin zıddı, gramer hataları ile dolu, aklı selime zıt düşen fikirleri benimseyenler, ya körü körüne bir inanç içerisine girmişler veya Kur'an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifleri hiç karıştırma lüzumu duymadan okudukları bu saçmalıkları hak olarak kabul etmişler, onun esiri durumuna düşmüşlerdir.
İsrâ Suresi'nin 9. ayetinin anlamı şöyledir:
"Gerçek bu Kur'an (insanları) öyle bir şeye (yola) doğrultup götürür ki o, en adil ve doğru yoldur. Güzel güzel amel (ve hareketlerde bulunan mü'minlere kendileri için muhakkak bir ecir olduğunu da müjdeler o."
Kur'an-ı Kerimrm insanları yönelttiği belirtilen "en gerekli, en doğru olan yol" birçok ayetlerde belirtilen "Sırat-ı Müstakim" doğru yoldur. İnsanlar bu yola çağrılır.
Acaba bu yol "Sırat-ı Müstakim" hangi yoldur?
Çeşitli ayetlerin ışığı altında hemen söyleyebiliriz ki, bu yol bilim (akıl ve nakil) yoludur. Çünkü Kur'an-ı Kerim her şeyden önce akla ve nakle önem verir. Her ikisinin gayesi de insanın saadetini, selametini, mutluluğunu temindir.
Din, insan mutluluğunu, ruhi kuvvetleri geliştirerek, manevi kıymetlere dayanan bir ahlak nizamını cemiyete yerleştirmekle sağlar. İslam düşünürleri dini tarif ederlerken "Aklı olanları kendi istekleriyle en iyiye, en doğruya, en güzele doğrudan doğruya ileten bir ilahi kurumdur" diyerek dinin temelinde aklın olduğunu, yani gerçek din anlayışının akıl temeline dayanması gerektiğini belirtmişlerdir.
Bu durumda şunu belirtmek isterim ki; akıl, görünürler, duyulurlar âleminin sınırlarını aşacak bir kudrete sahip olmadığı için onun gücü maddi âlemde kendini gösterir. Bu bakımdan Allah'a ve Ruh'a ait meselelerde iman ile işbirliği yapmadığı zaman, ilahi kontrolden uzaklaşmış ve gerçekten sapmıştır. Ruhlara ilahi kanunlar akılla beraber yerleştiği zaman insanlar mutlu olmuşlardır. Fakat aklın faydacılığı ve materyalist çıkarcılığı rehberlik ettiği müddetçe insanlar birbirlerini canavarlar gibi boğazlama yoluna sapmışlardır.
Din yolu ve din anlayışı, paranın iki yüzü gibi ele alınması gerekirken esas çığnndan saptırıldığı zaman insanlara yararlı olmaktan çıkmış, zararlı olmaya başlamışür. Bugün vitrinlerimizi dolduran, perde ve sah-nelerimizde temsil edilen yüzlerce eserin ne kadarı gerçeklere uygun, İslam ve Türk ananelerine bağlı gerçek tarih sahnelerini dile getirmektedir?
İslam dininin inançlarını, emirlerini ve yasaklarını dile getiren binlerce eser kaleme alınmıştır. Hatta bunların çoğu yabancı dillere tercüme edilmiştir. Buna karşılık
bozuk düşünceli, kendisini hurafenin girdabından kurtaramamış, birtakım sahte ve sapık fikirleri ile peygamberlik iddiasında bulunacak kadar ileri giden fikir yoksunları da çıkmıştır.
İşte akıl yolundaki ışık ve dengeyi saptıranlar, bilerek veya bilmeyerek dine en büyük darbeyi indirmeye çalışmışlardır. Kendi çıkarları uğruna koskoca bir din müessesesine leke sürmekten çekinmemişlerdir. Nitekim Said-i Nursi de bunlardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Dikkat ve rikkatle incelendiği zaman birbirinin tekrarından başka bir şey olmayan; haddi zatında hiçbir şey anlaşılmayan ağır ağdalı gramer hataları ile dolu eserlerinde bunu görmek her zaman mümkündür.
Elinizdeki bu kitabı bir bütün olarak okuyup incelediğiniz zaman göreceksiniz ki, Said-i Nursi'nin kitaplarında yer alan düşünceleri, İslam dininin en başta yer verdiği akıl temelinden tamamıyla uzaktır. Risale-i Nur ve Nurculuk hiçbir zaman gerçek din anlayışı ile bağdaşmamıştır, bağdaşamaz da.
Kur'an-ı Kerim ayetleriyle bol bol karşılaştırma imkânı bulacağınız bu kitapta yukarıda zikredilen hususları açıkça müşahede edeceksiniz. Allah ve Onun Resulünün söylemiş olduğu hususları Said-i Nursi kendi çıkarına nasıl tevil etmiş; bu imkânı bu eserde görmeniz mümkün olacaktır.
Velhasıl bu kitabı okurken, bir yandan Said-i Nursi'nin nasıl bir emel peşinde koştuğunu görecek, bir yandan da Risale-i Malarda yazılı olanları ayetlerle karşılaştırma imkânı bulacaksınız.
Nurcuların kendisi hakkında yazdıklarını nasıl tasvip etmiş, kendi kendini nasıl göklere çıkarmış; bu hususları bitaraf olarak izah etmeye çalıştık.
Bu kitap özellikle saf Müslümanların uyarılmasına yararsa ne mutlu bize. Çalışma bizden başarı Allah'tan.
|