Kuran'daki "Kuşlar" = Melekler = Mısır Tanrıçaları
Daha önce açmış olduğum "Kuran ve Mısır Tanrıçaları (Hathor, Wadjet, Nekhbet)" adlı başlıkta Musa’nın firavuna mucize olarak gösterdiği beyazlaşan “kanatları”ndan bahsederken buradaki sembollerin Mısır’ın koruyucu tanrıçası Nekhbet’in birer sembolü olduğunu belirtmiştim. O ayetlerde geçen “kanat” kelimesi Kuran’da ayrıca “kuşlar” olarak çevrilen “tayren” kelimesi ile de birlikte de geçtiği için “tayren (kuşlar)” kelimesini bu başlıkta ayrıca ele almak istiyorum.
Aşağıda “tayren” kelimesinin kökünden (ta ya ra) gelen kelimlerin Kuran'da geçtiği ayetler yer almakta.
(Sadece “İsa’nın içine üfleyip canlandırdığı kuş” ile “Yusuf’un zindan arkadaşının rüyasında görmüş olduğu kuş”tan bahseden ayetler bulunmamaktadır. Bu ayetleri ayrı tutmamın sebebi içeriğinin çok daha fazla derin anlamlar ve bağlantılar içeriyor olması. Bu ayetleri ayrı başlık altında ele almak daha doğru olacaktır.)
Kuran’da geçen kuş (tayre), hayvan (dabbe), dağ (cibale) gibi bize normal bildiğimiz şeylermiş gibi sunulan kavramların aslında Allah’ın katında kafirlere “azap” vermekle görevli Allah’ın elçileri (melekleri / tanrıçaları) olduğunu ayetleri tek tek ele alarak göstermeye çalışacam.
Fil Suresi:
3. Onların üstüne ebâbil kuşlarını gönderdi.
Bu ayetle ilgili fazla yoruma gerek yok. Bu kuşların sıradan kuşlar olmadığı ortada. Mevzu Allah’ın kafirleri helak etmesi, onlara azap vermesi.
Mülk Suresi:
18. Andolsun ki, onlardan öncekiler de yalan saymışlardı; ama benim karşılık olarak verdiğim azap nasıl olmuştu!
19. Üstlerinde sıra sıra süzülen (saffatin) kanatlarını aça-kapata uçan kuşları görmediler mi? Onları (havada) rahmân olan Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz O her şeyi görmektedir.
20. Rahmân olan Allah'a karşı şu size yardım edecek askerleriniz hani kimlerdir? İnkârcılar ancak derin bir gaflet içinde bulunmaktadırlar.
Yukarıdaki 19. ayette geçen “kuşlar” bizim bildiğimiz gökte uçan kuşlar değil. Ayette geçen “sıra sıra süzülen” ifadesinin Arapçası “saffatin”. Bu kelime ile aynı kökten gelen “saffen” kelimesi Fecr Suresi 22. ayetinde “o gün saf saf diziliecek olan” melekler için diye geçer.
Sad Suresi:
14. Onların her biri gönderilen peygamberleri yalanladılar da bu yüzden azabım hak oldu.
15. Bunlar da ancak, bir an gecikmesi olmayan korkunç bir ses beklemektedirler.
16. Rabbimiz! Bizim payımızı hesap gününden önce ver, dediler.
17. Onların söylediklerine sabret, kulumuz Davud'u, o kuvvet sahibi zatı hatırla. O, hep Allah'a yönelirdi.
18. Biz, dağları (cibale) onun emrine vermiştik.Akşam sabah onunla beraber tesbih ederlerdi.
19. Kuşları da toplu halde onun emri altına vermiştik. Hepsi de ona uyarak zikir ve tesbih ederlerdi.
20. Onun hükümranlığını kuvvetlendirmiş; ona hikmet ve güzel konuşma vermiştik.
Yine mevzu aynı Allah’ın vereceği azap. Davud’un emrine verilerek onun hükümranlığını kuvvetlendiren sıradan “kuşlar” değil. Allah’ın azabını getirecek olan kuşlar. Ayetlerde ayrıca kuşların yanı sıra bir de “dağlar”dan (cibale) bahsedilmektedir. Bu kelime de tıpku “kuşlar” gibi bildiğimiz “dağlar” anlamında değildir. Bunun ipucu Nur Suresi 43. Ayetindeki “semadan bir “dağ” indirir, onun içinde buzdan, böylece isabet ettirir… onun şimşeği gideriri görmeyi“ cümlesinde geçmektedir. (Bu başlıkta “kuşlar” kelimesini ele aldığımız gibi “cibale” kelimesinin geçtiği diğer ayetler de ayrı bir başlıkta incelenebilir.)
“Kuşlar” kelimesi başka Surelerde de Davut’la ilgili olarak geçmektedir:
Sebe Suresi:
8. "Acaba o, yalan yere Allah'a iftira mı etmiştir? Yoksa onda delilik mi var?" (dediler). Hayır! Ahirete inanmayanlar azaptadırlar ve derin bir sapıklık içindedirler.
9. Onlar, gökte ve yerde önlerine ve arkalarına bakmıyorlar mı? Dilesek onları yere batırırız, ya da üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Şüphesiz bunda yönelen her kul için bir ibret vardır.
10. Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. "Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber bana yönelin" dedik. Ona demiri (hadide) yumuşattık.
Burada ilginç bir şeyden daha bahsetmek istiyorum. Son ayette geçen ve “demir” olarak çevrilen kelimenin Arapçası “hadide” bu kelimenin kökü: ha dal dal. Bu kökten türetilmiş “hududu” (sınır, limit) manasında başka kelimeler var. Süleyman’ın “hüdhüd” kuşunu sanırım bilmeyen yoktur. “Hüdhüd” kelimesinin kökü: Ha dal ha dal. Arada çokta tesadüf göremeyeceğim bir benzerlik var. Bu ara bu ayetten bir ayet sonrasında bahsedilen kişi de Süleyman.
Neml Suresi:
17. Süleyman'ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan müteşekkil orduları toplandı; hepsi birarada düzenli olarak sevkediliyordu.
20. (Süleyman) kuşları gözden geçirdi ve şöyle dedi: Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?
Bu ayette de geçen kuşlar’ın normal kuşlar olmadığı zaten ortada.
Enam Suresi:
38. Yeryüzünde yürüyen hayvan (dabbetin) ve iki kanadıyla uçan kuş ne varsa hepsi ancak sizin gibi topluluklardır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecekler.
39. Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde sağırdırlar, dilsizdirler. Allah kimi dilerse onu dalâlette bırakır. Ve kimi dilerse onu, Sıratı Mustakîm üzerinde kılar.
40. De ki: Ne dersiniz; size Allah'ın azabı gelse veya o saat gelip çatıverse size, Allah'tan başkasına mı yalvarırsınız? Doğru sözlü iseniz!
İlk ayette geçen ve “hayvanlar” şeklinde çevrilen “dabbetin” in tıpkı “dağlar” manasında verilen “cibale” kelimesinde olduğu gibi bizim bildiğimiz hayvanlar anlamına gelmiyor. Burada bahsi geçen aslında Nemsl Suresi 38. ayetinde geçen ve “kıyamet” zamanına yakın bir tarihte çıkacağı sanılan “dabbet-ül arz” adlı yaratıktır. Her iki ayette dikkat ederseniz “dabbet” kelimesi ayrıca “ardı” yani “yeryüzü” kelimesi ile birlikte geçer. İslam tarihinde Dabbe'tül Arz hakkında çok tartışmalar yaşanmış ve hiçbir zaman kesin bir hükme varılamamış olsa da bu kavramın “meleklerle” birlikte anıldığını da ayrıca belirtmek gerekir.
Nahl Suresi:
9. Semalarda olanlar ve yeryüzünde olan dabbelerin hepsi ve melekler, Allah'a secde ederler. Ve onlar, kibirlenmezler.
61. Ve eğer Allah, insanları zulümleri sebebiyle sorgulayıp cezalandırsaydı, onun üzerinde dabbelerden bırakmazdı. Ve fakat onları, belirli bir zamana kadar tehir eder. Artık onların ecelleri geldiği zaman ne bir saat tehir edilir ne de evvele alınır.
Nur Suresi:
39. İnkâr edenlere gelince, onların amelleri, ıssız çöllerdeki serap gibidir ki susayan onu su zanneder; nihayet ona vardığında orada herhangi bir şey bulamamış, üstelik yanıbaşında da Allah'ı bulmuştur; Allah ise, onun hesabını tastamam görmüştür. Allah hesabı çok çabuk görür.
40. Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut... Birbiri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.
41. Göklerde ve yerde bulunanlarla saf saf (saffatin) kuşların Allah'ı tesbih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi duasını ve tesbihini (öğrenmiş) bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir.
42. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; dönüş de ancak O'nadır.
43. Görmez misin ki Allah bir takım bulutları (çıkarıp) sürüyor; sonra onları bir araya getirip üstüste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunlar arasından yağmur çıkıyor. O, gökten, oradaki dağlardan dolu indirir. Artık onu dilediğine isabet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar; (bu bulutların) şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alır!
44. Allah, gece ile gündüzü birbirine çeviriyor. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için mutlak bir ibret vardır. Görüldüğü gibi Allah tarafından verilecek olan azabın anlatıldığı bu ayetlerde aslında durup dururken birden bire gökteki uçan kuşların tespihinden bahsedilmiyor. Her ne kadar mealciler buradaki kuşları deyim yerindeyse cik cik öten “kuşlar” şeklinde vermeye çalışsa da bunlar normal “kuşlar” değil.
Hac Suresi:
31. Kendisine ortak koşmaksızın Allah'ın hanifleri (O'nun birliğini tanıyan müminler olun). Kim Allah'a ortak koşarsa sanki o, gökten düşüp parçalanmış da kendisini kuş kapmış, yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklemiş (bir nesne) gibidir.
Diyanet işi kılıfına uydurmak için bu ayetin çevirisine “parçalanma” kelimesini de eklemiş. Maksat kuşun “kapma” mevzusunu yerde olup biten bir şeymiş gibi göstermek. Ayetin aslında “gökten düşer onu “kuş” kapar” Bu ayette geçen “kuşlar” kelimesini “Edip Yüksel” trajikomik bir şekilde “akbaba” diye çevirmişlerdir. Akbaba sürekli dile getirdiğimiz firavunların koruyucusu ve annesi Tanrıça Nekhmet’in hayvan sembolüdür.
Nahl Suresi:
77. Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. O saatin emri ise, göz açıp kapama gibi veya daha az bir zamandan ibarettir. Şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.
78. Siz, hiçbir şey bilmezken Allah, sizi analarınızın karnından çıkardı; şükredesiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi.
79. Göğün boşluğunda emre boyun eğdirilmiş olarak uçuşan kuşları görmediler mi? Onları orada Allah'tan başkası tutamaz. Kuşkusuz bunda inanan bir toplum için ibretler vardır.
“Kuşlar” kelimesi ile aynı kökten gelen ve “kuşlar” olarak çevrilmeyen diğer kelimeler:
Yasin Suresi:
Tetayyernâ : uğursuzluğa uğramak.
16. (Elçiler) dediler ki: Rabbimiz biliyor; biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz.
17. "Bizim vazifemiz, açık bir şekilde Allah'ın buyruklarını size tebliğ etmekten başka bir şey değildir" dediler.
18. Doğrusu siz bize uğursuz geldiniz. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun sizi taşlarız. Ve bizden size mutlaka fena bir kötülük dokunur, dediler.
Bu ayette “elçi” olarak bahsedilenler aslında Allah’ın gönderdiği “melekler” dir ve yine anlatılmak istenen mevzu “taşlayarak” Alalah’ın göstereceği azaptır.
Neml Suresi:
Et tayerna : bize uğursuzluk getirdiniz.
47. Şöyle dediler: Senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık. Sâlih: Size çöken uğursuzluk, Allah katındadır. Hayır, siz imtihana çekilen bir kavimsiniz, dedi.
48. O şehirde dokuz kişi (elebaşı) vardı ki, bunlar yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar, iyilik tarafına hiç yanaşmıyorlardı.
49. Allah'a and içerek birbirlerine şöyle dediler: Gece ona ve ailesine baskın yapalım; sonra da velisine: "Biz ailesinin helak edilişi sırasında orada değildik, inanın ki sadıklarız" diyelim.
50. Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de kendileri farkında olmadan, onların planlarını altüst ettik.
51. Bak işte, tuzaklarının âkıbeti nice oldu: Onları da; kavimlerini de toptan helâk ettik!
Araf Suresi:
Tairi hum : onların uğursuzluğu
129. Onlar da, sen bize gelmeden önce de geldikten sonra da bize işkence edildi, dediler. (Musa), "Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helâk eder ve onların yerine sizi yer yüzüne hakim kılar da nasıl hareket edeceğinize bakar" dedi.
130. Andolsun ki, biz de Firavun'a uyanları ders alsınlar diye yıllarca kuraklık ve mahsül kıtlığı ile cezalandırdık.
131. Onlara bir iyilik gelince, "Bu bizim hakkımızdır" derler; eğer kendilerine bir fenalık gelirse Musa ve onunla beraber olanları uğursuz sayarlardı. Bilesiniz ki, onlara gelen uğursuzluk Allah katındandır, fakat onların çoğu bunu bilmezler.
132. Ve dediler ki: "Bizi sihirlemek için ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz."
133. Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladılar ve günahkâr bir kavim oldular.
134. Azap üzerlerine çökünce, "Ey Musa! sana verdiği söz hürmetine, bizim için Rabbine dua et; eğer bizden azabı kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve muhakkak İsrailoğullarını seninle göndereceğiz" dediler.
İsra Suresi:
Taire hu: Onun kuşunu, amelini.
12. Biz, geceyi ve gündüzü birer âyet (delil) olarak yarattık. Nitekim, Rabbinizin nimetlerini araştırmanız, ayrıca, yılların sayı ve hesabını bilmeniz için gecenin karanlığını silip (yerine, eşyayı) aydınlatan gündüzün aydınlığını getirdik. İşte biz, her şeyi açık açık anlattık.
13. Her insanın amelini boynuna bağladık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız.
14. Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.
15. Kim hidayet yolunu seçerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üslenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edecek değiliz.
İnsan Suresi:
Mustetiran : yayılan
7. O kullar, şiddeti her yere yayılmış olan bir günden korkarak verdikleri sözü yerine getirirler.
Görüldüğü gibi “kuşlar” kelimesinin kökünden gelen ancak “uğursuzluk vermek” ya da “yayılan” gibi farklı anlamlarda çevrilmiş olan kelimelerin geçtiği yerlerde de Allah’ın vereceği azaptan bahsedilmektedir. Bunları birer tesadüf olarak göremeyiz. Bu ayetlerde “uğursuzluk” veya “yayılan” olarak bahsedilenler de aslında diğer ayetlerde “kuşlar” olarak çevrilen ve azabı verecek olan Allahın Melekleri (Eski Mısır’ın koruyucu “ana” Tanrıçaları)’dır.
Kuranda geçen bazı “kuşların” zaten olağanüstü özelliklere sahip olduğunu belki biliyordunuz ama benim burada asıl yapmak istediğim Kuran’da bahsi geçen tüm “kuşların” bizim bildiğimiz “kuşlar” olmayıp Allah’ın kafirlere azap vermek için görevlendirdiği “melekler” (Tanrıçalar) olduğunu göstermekti. Melekler’in “kanatlı” ve genellikle kadın suretinde tasavvur edilmesi hatta Melek (angel) adının sadece kadınlara verilmesi, tüm bunların altında binlerce yıllık bir geçmişe sahip olan kadim Mısır uygarlığının koruyucu “ana” Tanrıçaları yatmaktadır.
Okuyan olursa özellikle mü’MİN arkadaşların yukarıda belirttiğim benzerlikler hakkında neler düşündüğünü öğrenmek isterim.
|