GELMİŞ GEÇMİŞ BÜTÜN PEYGAMBERLERE
ÜSTÜNLÜĞÜYLE ÖVÜNEN MUHAMMED, KENDİ
EYLEMLERİ VE YAŞAM TARZIYLA ÇELİŞKİLİ BİR
DURUM YARATMIŞ OLUR
Muhammed, her ne kadar kendisini Allah'ın "sevgilisi" ve geçmişteki bütün peygamberlerin en yücesi, en güçlüsü, en şereflisi, en şehvetlisi, en hoşgörülüsü, en imtiyazlısı, en ahlaklısı, vs. şeklinde tanımlayıp bu yönleriyle övünse de, tüm yaşantısı itibariyle bu söylediklerinin doğruluğunu kanıtlayamamış, hatta gerçeği söylemek gerekirse başkalarından bir hayli gerilerde kalmıştır. Örneğin kendi söylemesine göre Tanrı diğer peygamberlerin çocuk edinmek hususundaki dileklerini yerine getirirken, Muhammed'in erkek çocuk edinme isteğini geri çevirmiştir.
Bu durumda şöyle sormak gerekiyor:
"Eğer Tanrı Muhammed'in her dilediğini, şefaat dileklerini bile karşılamaya hazır idiyse, neden dolayı erkek çocuk edinme konusundaki dileğini yerine getirmesin? Neden dolayı başka peygamberlere, örneğin İbrahim ile Sara'ya ya da İmran ile Hanna'ya, onların arzularını yerine getirmek üzere erkek çocuk edinme mutluluğunu versin de (bkz. 3, İmran Suresi, ayet 34)
Muhammed'i bundan mahrum etsin ve verdiklerini dahi çok küçük yaşlardayken geri alsın ve onu üzüntüler içerisinde kıvrandırsın? Ya da neden dolayı başka peygamberlerin ana babalarını ve yakınlarını "inananlardan" yapsın da, böyle bir nimeti Muhammed bakımından düşünmesin; örneğin onun ana ve babasını ve kendisine babalık eden amcasını (Ebu Talib'i)
putperestlikten kurtarmasın?
Gerçekten de
Kur'an'da Tanrı'nın, Süleyman "Peygamber"in ana ve babasına nimetler verdiği, onları Müslüman yaptığı yazılı
(bkz. K.27, Neml Suresi, ayet 19). Yine aynı şekilde Tanrı güya Süleyman'ın gönlünü öylesine pekiştirmiştir ki, Süleyman bu sayede
Sebe Melikesi Belkis'i bile Müslüman yapabilmiştir
(bkz. K.27, Neml, 29-44). Yine bunun gibi
Kur'an'da Tanrı'nın
Meryem'e büyük nimetler verdiği, örneğin ruhundan üflediği, onu her türlü şaibeden koruduğu, yine onu ve oğlunu "alemler için mucize" kıldığı
(bkz. K.21, Enbiya, 91), İsa'yı daha beşikteyken konuşur yaptığı
(bkz. K.19, Meryem, 30-33), vs. yazılıdır.
Ama bu aynı Tanrı, Muhammed'in anası
Amine'ye ve babası
Abdullah'a, hiçbir iltifatta bulunmamış, onların adını dahi ağzına almamış ve onları Müslüman yapmaya yanaşmamıştır; Müslüman yapmadığı için Muhammed'e, anası için mağfiret dileme iznini dahi vermemiştir! Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Anlatmak istediğimiz şudur ki, Muhammed, başka peygamberlere üstünlük iddiasında bulunarak övünürken, farkında olmadan onların kendisinden daha üstün imtiyazlarla donatılmış olduğunu ortaya vurmuştur. Böylece birtakım çelişkilere saplanıp kendi kendisini güç durumlarda bırakmıştır. Ama bu çelişkiler, onun günlük siyasetinin gereksinimlerinden oluşma şeylerdir. Örneğin
Kur'an'a koyduğu ayetlerle İsa'nın anası
Meryem'i, "Müslüman" olarak göstermiş ve yüceltmiştir; çünkü İsa'yı ve anasını "İslam" olarak göstermekle, Hristiyanları kendisine inandırabileceğini, onlar tarafından "peygamber" olarak kabul edileceğini düşünmüştür. Ama kendi anası
Amine (ve babası
Abdullah) "putperest" olarak öldükleri için, onların adını
Kur'an'a almamış ve Tanrı'nın kendisine onlar için mağfiret dileme iznini vermediğini söylemiştir. Böylece kendi taraftarlarını, onların Müslüman olmayan ana babalarına (ve akrabalarına) karşı düşman olmaya zorlamış, ya da hiç değilse onların etkisi altında kalmamaları olanağını hazırlamıştır.
Öte yandan kendi sözlerine dayalı nitelikleri ya da eylemleri bakımından da kendisini, yine farkında olmadan, diğer "peygamber"lere nazaran daha olumsuz durumlarda tutmuştur. Bir iki örnek verelim: