Alevilik tek bir dil millete bağlı olamayan bir halk muhalefet inanç öğretisi.
İnsanlar yüzbinlerce yıl doğa ile iç içe yaşamış, evrimselleşerek gelişmiş, nereden geldik, niye varız, nereye gidiyoruz gibi felsefi sorulara ve yaşamlarını alt üst eden, nedenini tam bilmedikleri büyük doğal olaylara, afetlere, hastalık ölümlere vs. bir anlam cevap vermeye çalışmışlar. İnanç öğretiler de bu şekilde başlamış ve yaklaşık 5 bin yıl önce köleci toplumla birlikte Tek tanrılı semavi dinler ortaya çıkmıştır.
Mısır'dan Mezopotamya, Anadolu'dan Balkanlara, Kafkasya'dan Horasandan, Orta Asya'ya, Hint'ten, Yemene, bu bölgede; Sümer, Mısır, Hittiler, Roma-Bizans, İran pers Ahameniş, Selevkos (İskender) Sasani, Emevi – Abbasi, Selçuklu, Osmanlı, Safavi, Moğol Timur, büyük imparatorluklar, büyük ekonomik sınıfsal çıkar, din iktidar ganimet savaşları ve çok büyük halk göçleri de olmuştur. Bu bölgede hâkim din ve köleci sömürücü iktidarlara karşı, insanca mutlu yaşamak için muhalefet eden tüm kesimler halklar, "Halımızı hal eyledik, yolumuzu yol eyledik, her çiçekten bal eyledik" misali, Alevi öğretisini beslemişlerdir.
İslam dini Arabistan'da ortaya çıkıp kuzeye doğru yayılmaya başladığında bölgede yaşayan, Yahudi, Hıristiyan, Ezidi Süryani, Ermeni, Rum, Kürt, Fars, Hint, Azeri, Türkmen halkların uzun süre İslam'a karşı direndiği görülmekte.
Burada özelikle İran Sasani devleti güneyden gelen yağmacı İslam ordularına yenilmesi, sonucu bazıları İslamı gönüllü gönülsüz kabullenirken, Anadolu'nun yerli hakları ve Mazdek, Mani, Babek Huremi, Hasan Sabah ve İsmail'i, "Harici", "Karmeti" Kalenderi, Hurufi, Vefai, Gnostik, , Paulicians, Bogomil, Kathar , Budist birçok düşünce ve hareket direnişlerini sürdürmüş, bu gün bilinen Alevilik öğretisinin şekillenmesi ve kurumlaşmasına direk veya dolaylı etki katkısı olmuştur.
Aleviliğin somut tarihi kökleri, kaynakları bu bölgede ortaya çıkmış, köleciliğe ve sömürüye karşı bir halk muhalefet inanç öğretisi olarak gelişmiştir. Bu anlamda Cana, insana emeğe insanca mutlu yaşamaya değer veren, 72 millete aynı nazarla bak, "72 dil bizdedir" diyen Aleviliğin, tarihi ve kaynaklarını, herhangi tek bir Türk, Kürt, Ermeni, Azeri, Arap tek bir milliyete ırka bağlamakta doğru değildir.
HBV ve özlü Alevi söylemleri
1209-1271 Yıllarında yaşamış Pir Hünkar Hace Bektaş Veli ve Anadolu/Rum erenlerinin, Alevilerin bazı özlü sözlerine baktığımızda ortaçağ karanlığında, bu günlere bile ışık tutan, bilimi sevgiyi paylaşımı temel alan, nasıl bir aydınlanma hareketi başlattıklarını görebiliyoruz.
Her ne kadar Hace Bektaş Veli, Hoca Ahmed Yesevi üzerinde Türk- İslam'a bağlanmak istense de aynı çağda yaşamamış, aynı görüşleri savunmamışlardır. Her ne kadar İslami Osmanlı devleti dönem, dönem bazı Alevi-Bektaşi dergâh ve çevreleri kontrol altına almaya çalışsa da, Bedreddin Börklüce, Şahkulu, Kalender, Pir sultan, 1826 Yeniçeri ayaklanmasına kadar Alevi Bektaşiler, Osmanlı İslam dini devleti ve anlayışına karşı ayaklanmışlar, inanç ve öğretilerini korumaya Canı insanı öne çıkarmaya çalışmışlar, Cumhuriyet döneminde tek millet, tek din Türk-İslam anlayışına karşı çıkmışlardır.
• Bilimle gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.
• Bilim, gerçeğe giden yolları aydınlatan ışıktır.
• Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu.
• Âlimin sohbeti, cahilin ibadetinden daha faydalıdır.
• Ellerin kâbesi var, benim kâbem insandır.
• Bizim meclisimizin tarafı yoktur.
• Okunacak en büyük kitap insandır.
• Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme.
• Eline, diline, beline sahip ol.
• Doğruluk dost kapısıdır.
• İnsanın cemali, sözünün güzelliğidir;
• 72 Millete aynı nazarla bakın
• Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız.
• Dini, dili, rengi ne olursa olsun, iyiler iyidir.
• Yola dizlerinle değil, kalbinle bağlan;
• Soyumdan gelen değil yolumdan giden bu yolun yolcusudur.
• Bizim Semahımız oyuncak değil, ilahi bir aşktır.
• Akıl aya, ilim yıldıza, marifet güneşe benzer.
• Kadınları okutunuz.
• Kuvvetini zavallıya değil, zalime kullan.
• Her ne arar isen kendinden ara. Ara Bul.
• Yolumuz, ilim, irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur.
• Yüreğinin ağırlığıncadır kişinin değeri.
• İyi mi olsun karşındaki, sen iyi ol ilkin.
• Yalnız bilgelerdir, hem arı olan, hem arıtıcı olan.
• Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.
• İnsanın olgunluğu, davranışlarının doğruluğundandır.
• Asıl kör, nankörlüktür. İyiliğe karşı kötülük, hayvanlıktır.
• Ayağa kalkacaksan, bari hizmet için kalk.
• Hamı pişiremezsen, bâri pişmişi ham etme.
• Mürşidlik alıcılık değil, vericiliktir.
• Çalışmadan geçinenler bizden değildir.
• Ol söz verme, öl sözünden dönme.
• Kendini temizlemeyen başkasını temizleyemez.
• Sen seni bilirsen yüzün Hüdâ'dır; sen seni bilmezsen, Hak senden cüdâdır! vs..
Alevilikte varlık HAK "tanrı" kavramı.
Alevilikte semavi dinlerde olduğu gibi, kainatı insanları vs. 6 günde yoktan yaratan bir Allah, tanrı yoktur. İlahi bir tanrı insanları yaratmamıştır, insanlar tanrıyı/ları yaratmıştır. Alevilikte "yaratan" doğa ve insandır. Alevilik, evrende var olan "vahdeti mevcut" doğal varlığı, doğayı kainatın tümünü HAK "tanrı" olarak algılar. Aşık Vesel'in deyimi ile ‘'Aynı vardan var olmuşuz'' İnsanlar evrensel varlığın bir/liğin parçasıdır. Bu yol, Rea-Hak hakikat yoludur. Alevilikte HAK; hakikat, varlık, toprak, gerçek, doğru, adalet, pay, eşitlik vs. anlamlara gelir.
Daha Allah ile cihan yok iken
Biz onu var edip ilan eyledik
Hakk'a hiçbir layık mekân yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik.
Kendisinin ismi henüz yok idi
İsmi söyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Sekil verip tıpkı insan eyledik
(Harabi)
Alevilikte HAK hakikattir, Hakikat var olandır, var olan mevcut maddedir. Alevi devriye deyiş ve anlatımlarına baktığımızda, Aleviliğin varoluş felsefesine, evrime; "Hiçbir şey yok-tan var olmaz ve var olan ebediyen yok edilemez", her şey birbirini etkileyerek, evrim geçirerek, değişerek yeniden var olmak için devri daim eder. Doğanın değişim yasalarına dayalı, diyalektik materyalist felsefeye ile uyum içinde olduğunu görüyoruz. Hallacı Mansur gibi Enel-Hak "Var olan hak benim" "Hak insanda" diyen erenlerin darına durulur. Hünkârı Pir HBV; "Ruh dediğimiz, can dediğimiz, ya Şah, ya Hak (Xuda) dediğimiz, dört kapıda candır. Can, cevherde uyur, bitkilerde uyanır, hayvanlar âlemin de hareket eder, insanda bilince gelir. Can bedenden ayrıldığında yel yele, od oda, su suya, toprak toprağa, can cana Hakk'a gider" der.
Alevi etik öğretisi 4 kapı 40 makam.
Alevilikte 4 kapı; 4 ana unsur, Hava Ateş Su Toprak ile ilgilidir. Bu 4 ana unsur ve onları oluşturan kimyasallar, canlıların var olması yaşaması için olmazsa olmaz zorunluluktur ve Alevilikte "devriye" bu 4 unsurdan geldik geri onlara döneceğiz anlayışını da kapsar. Ayrıca Alevilikte 4 Kapı eğitim olgunlaşma kâmili insan olma aşamaların kapısı ve basamakları olarak algılanır. 1. Hukuk kapısı (hava) 2. Yol kapısı (ateş) 3. Marifet kapısı (su) 4. Hakikat kapısı (toprak).
Alevilikte geçmişte Şeriat, Tarikat, Marifet, Sırı Hakikat olarak ta adlandırılan 4 kapı; Hava Ateş Su Toprak dışında, Derya Gemi Dalgıç İnci, Et / Kemik Damar Beyin Can, İşitme Görme Duyma Bilme, Lamba Fitil Yağ Işık, Kapı Eşik Anahtar Kilit, Nadas Tohum Hasat Ürün, Niyet İkrar Yol Durak, Göz Kulak Ağız Cemal, Ağaç/kök Dal Çiçek Meyve, Köy Ülke Dünya Evren, İlk Okul Orta Okul Lise Üniversite gibi 4'lü söylemlerle de açıklanır.
40 Kırk makam
4 kapının 10'ar makamı vardır. Alevi etik ve öğretisinin ana hatlarını içeren 40 makamın çağdaş güncel yorumu aşağıdaki şekildedir.
Hukuk kapısı (hava),
Akıl mantık ile bilerek inanıp sevmek.
Bir Pire bilene danışmak.
Çalışmak üretmek emeğe değer vermek.
Aile yuva kurmak.
Doğal çevreyi korumak.
Hak yememek yedirmemek.
Adil ve şefkatli davranmak
Arı duru temiz olmak.
Zalime zulme boyun eğmemek.
Topluma faydalı olmak.
Yol kapısı (ateş)
Talip olmak Yola girmek.
Pirin mürşidin öğütlerine uymak.
Kendine reva görmediğini başkasına görmemek.
Cem cemiyet olmak özünü dara çekmek.
Yola yoldaş olmak (musahiplik).
Hizmet ehli olmak.
Rızalıkla paylamak.
İyilik yapmak, organ bağışlamak.
Ümitsizliğe kapılmamak.
Bilgiçlik tasarlamamak.
Marifet kapısı (su)
Kendini bilmek "edepli" olmak.
Su gibi boşlukları doldurucu olmak.
İlim irfan sahibi olmak.
Muhabbet ehli olmak.
Sabırlı azimli olmak.
Hoşgörülü olmak.
Bencil olmamak.
Kin gütmemek barışçı olmak.
Marifet sahibi olmak.
Cömert ve yiğit mert olmak.
Hakikat kapısı (toprak)
Alçak gönüllü "Turap" toprak olmak.
Sorgulamak, körü körüne inanmamak.
Gerçeği bilmek, gizlememek.
Birliğe beraberliğe yönelmek.
İnsanı canlıyı sevmek sevilmek.
Tüm insanları bir/eşit görmek.
Mütevazı olmak canlıya değer vermek.
Kimseyi 72 milleti hor görmemek.
Verici öğretici olmak.
Hakla hak olmak / Enel Hak.
Musahiplik yol kardeşliği "Yoldaşlık"
Alevilikte Musahiplik, yol kardeşliği yoldaşlıktır. Genelde Alevi yoluna girmeye söz/ikrar verirken her talip; kendine yakın aileden olmayan ve kendinden farklı meslek veya becerileri olanakları olan bir Alevi aileyi kendine musahip seçer, ki bir birlerine yardım katkıları dokunsun. Bu musahip/aileler yolda kaldıkları sürece ömürlerinin sonuna kadar birbirine yoldaştır. Yârin yanağından garı her şeyleri ortaktır. Birinin yaptığı bir hatadan diğerinin sorumlu tutulacağı, dara çekileceği düzeyde birbirlerinden sorumludur ve birbirleri ile her türlü sosyal dayanışma içinde olmak zorundadır. Musahip alilereler bir birine kardeş sayıldığı için, geçmişte çocukları bile bir biri ile evlenemezdi. Bu gelenek bazı yörelerde ve kırsal kesimde halen sürdürülmekte. Fakat artık şehir koşullarında bu, aynı Alevi kurumlarına üye olan Alevi canların, birbirini sosyal musahip olarak algılaması şeklinde sürdürülmektedir. Genetik olarak bir sakıncası olmadığı için, bugün isteyen musahip çocuklarının birbiri ile evlenmesinde de bir sakınca görülmemektedir. Bir sivil gönüllü sosyal dayanışma kurumu olarak Alevilikte ki bu Musahiplik yol kardeşliği "Yoldaşlık" kurumunun yaşadığımız çağda ve kapitalist sömürü sitemi olduğu sürece, korunup geliştirilmesinde her anlamda yarar vardır.
Alevilikte toplumsal yaşam, siyasi duruş.
Tüm canlıların yaşamını ve neslini sürdürmesi için besine ihtiyacı vardır. Bu nedenle dünyada en büyük toplumsal çelişki, sorun; dünya nimetlerinin paylaşımı sorunudur. Egoist bencil hep bana, hep bana, sömürücü anlayışın tersine; Alevilik toplumsal yaşam felsefesini, kadimden bu yana, doğal bir denge içinde, ortaklaşa üretim ve dünya nimetlerini eşit paylaşım üzerine inşa etmiştir. Alevi cemlerin de 40'lar mitolojisinde sergilenen, "birimiz kırkımız, kırkımız birimiz için", bir üzüm tanesini 40'ların paylaşımı, canların ceme gelirken üstü kapalı lokma getirmesi, Cemlerde elin emeğin çalışmanın, hizmetin kutsanması, rızalık alınması, "Elimde yoktur okka terazi herkes oldu mu hakkına razı" diye, lokmaların eşit şekilde paylaşımı vs. Aleviliğin sosyal paylaşımcı özünü oluşturur. Anadolu'da 9 bin yıl eski Çatalhöyük arkeolojik kazılarında ortaya çıkan veriler. O tarihte insanların sınıfsız sömürüsüz, devletsiz, kadın ANAYI kutsayan, anaerkil, ortak üretim ve ihtiyaca göre paylaşıma dayalı, Alevilikte "Rıza Şehri" anlatımını andıran, ilkel komünal bir düzen kurduklarını göstermekte. Daha sonraları, Sümer, Akad, Mısır, Hititlerde köleci sınıflı toplumlar, ve bunları koruyan tek tanrılı dinler ortaya çıktı, Roma, Yahudi, Hıristiyanlık ve İslam'la bu sistem devam etti. Alevilerin tarih boyu, baskı zulüm haksızlık sömürücü sistemlere karşı muhalefet edip direndikleri ve bundan dolayı katliamlara uğradıkları ve Devletin dinin ulaşamadığı dağ köylerinde, doğa ile iç içe, bu "imece" usulü yaşamlarını Rızalıkla musahiplikle sürdürmeye çalıştıkları görülmekte.
Alevi direnişleri ve uğradıkları katliamlar tarihine baktığımızda; Köleci sömürü düzenine karşı ilk köle ayaklanmada, MÖ 132 Aristonikos, Bergama Anadolu'da oldu. Aleviliği besleyen, Ermeni Hıristiyan Paulikyan (Paulician/ Bogomil) hareketi: MS 325'den 1600 yıllar kadar Roma/Bizans ve İslami Selçuklu Osmanlı iktidarlarına karşı direndiği görülmekte. Aynı şekilde 524 İran Mazdek proto-sosyalist hareketi. 838 Babek Hürrem'i hareketi, 870 Karmati hareketi 870, 922 Hallacı Mansur, Hasan Sabah hareketi (1050-1124), Anadolu'da Danışmend'i Alevi beyliği (1080, 1178) Orta Anadolu'da 1200 yıların başında Bacıyanı Rum hareketi 1200lü yıllar. 1237-40. Babai ayaklanması. Ve 1414-1420 yıllarında (daha Marx Lenin Mao doğmadan) Alevi pirleri Börklüce, Torlak, Bedreddin öncülüğünde, Osmanlıya karşı, Ege'de Aydın Ortaklar kasabasından Balkanlara uzanan, "Yârin yanağından gayrı her şey ortak" diye; paranın bile ortadan kaldırıldığı, Aleviliğin rızalık Şehri, komünal paylaşımcı toplum düzenini kurmaya çalıştılar. Osmanlı bu hareketi kanla batırdı. 1514 Osmanlı Sunni Yavuz ile Sefavi Şii İsmail arasındaki savaşta, arkadan ayaklanmasın diye Osmanlı 40 binden fazla kızılbaşı katletti. 1527 Kalender Çelebi ayaklanmasının ardından 1750 yıllarına kadar, "Celali" ayaklanmaları adı altında Aleviler Osmanlıya karşı 200 yıl, bir nevi gerilla savaşı verdiler. "Demiri demirle dövdüler; biri sıcak biri soğuktu, insanı insanla kırdılar; biri aç biri toktu". "Bozuk düzende sağlam çark olmaz, bu düzen kökten değişmelidir" diye Pir Sultanlar hem sosyal ekonomik bakımda hem de inanç açısından, İslami Osmanlı'ya karşı direndiler. Osmanlı 1826'da Alevi Bektaşi dergâhlarını kapattı. 1889 çöküşe başlayan Osmanlını İmparatorluğu, 1919'da Türk-İslam Osmanlı mirasını, Anadolu'da toplayıp Türk-İslam TC. devleti kurmak için 1915'te Ermenilere, 1919 Trabzon Pontus Rumlarına, 1921'de Koçgiride, 1925 Şeyh Sait, 1930 Ağrı, 1937- 38 Dersim'de Alevilere, Zazalara, Kürdlere yönelik katliamlar yaptığı görülmekte. Aynı dönemde Türkiye sosyalist hareketin öncüleri ve aydınları katledildi, mahpuslarda çürütüldü. Aleviler 1960'lardan dünyada yükselen öğrenci ve her türlü sosyal toplumsal emek örgütlenmesi sendikalarda, ilerici sosyalist devrimci reform halk özgürlük muhalif hareketleri, çevreci ve diğer sivil toplum kuruluşları içinde yoğunlukla yer aldılar. 1960'lardan bu yana 20'ye yakın büyük katliamdan geçtiler. Aleviler yine de gericiliğe karşı direndiler, baskı sömürü şiddet zorbalığın olmadığı, insanları ezmeden ezilmeden, eşit, özgür ve barış içinde insanca mutlu yaşadığı, paylaşımcı bir toplum düzeni için mücadelelerini yılmadan sürdürmektedirler.
Şalvarı şaltak Osmanlı
Eğeri kaltak Osmanlı
Ekende yok biçende yok
Yiyende ortak Osmanlı
…
Su milleti güruh, güruh gezelim
Mazlumları bir katara dizelim
Zalimlerin sarayını bozalım
Yıkalım bakalım ne olursa olsun
…
Bir Şah olsam hükmeylesem cihana
Kilise, mescidi yıkar giderdim
Okullar yapardım bütün insana
Cehaleti kökten söker giderdim
…
Elim aydır dört kitabtan eveli
Seydoğlu Bedrettin Bektaşi Veli
Ortaklar adına bileyim seni
Dağlar gider bizim dede sultana.
MILLIYETCILIK COCUKLUK HASTALIGIDIR. INSANLIGIN DA KIZAMIGIDIR. EINSTEIN.
ADOLF HITLER VE MUSSOLINI GIBI IRKCILARIN USTASI, ATATURK`TUR
|