spartacus´isimli üyeden Alıntı
KENDİNDE ŞEYLERE BAĞLI, KENDİNDE ŞEYLERDEN, kendinde şeylerin çeşitli nitelik, özleliklerine dayalı, kendinde şeylerin ilişki, etkileşimlerine göre, dayalı yorumlanır, değerlendirilir, kıyas edilir, ölçülür vb. SOYUTLANIR ve bu metafizik değil NESNELDİR,
|
Nesnel bir temele dayalı" dediğin şeyin kanıtı ne? Gerçekten neyi nesnel olarak kabul ediyorsun? Aşk gibi bir duyguya dokunamıyor ama deneyimliyoruz. O zaman nesnel gerçekliğimizin yalnızca hislerden, deneyimlerden ibaret olduğunu kabul etmek zorundayız. Maddi dünyaya dair "dokunulabilir" bir gerçeklikde yok, algı ve deneyimler anlam taşıyor, ama bu anlamın kökeni kesinlikle fiziksel değil. Zemin aslında metafiziksel bir boyutta.
Güç kuvvet gibi kavramlarla kendini kandırmanın ne anlamı var? Bunlar aslında birer soyutlamadır. Gerçeklik, ne kadar fiziksel gibi gözükse de, bu soyutlamaların ötesinde bir şeyler olduğunu fark etmelisin. Çünkü kendini bu kavramlarla kandırabilirsin ama bu, hakikati değiştirmez.
Maddenin durağan bir gerçekliği yoktur. Özü metafiziksel bir boyuttadır. Çünkü dokunamadığın ve doğrudan gözlemleyemediğin şeylere, somut gerçekliğine dayalı yorumlar yapıyorsan, o zaman yorumlarin metafiziksel bir temele dayanıyor demektir.
Sen bu kadar derin bir düşünceye dalmadıkça, sadece nesnel gerçeklik diye adlandırdığın kavramla kendini kandırmış olursun.
Oysa nesnel dokunuş dediğimiz şey aslında sadece algılarımızın ürünü. Dokunma, görme ya da herhangi bir duyusal deneyim, doğrudan fiziksel gerçekliğe erişim sağlamaz; bunlar bilincin yorumladığı ve soyutladığı sinyallerdir. Örneğin, bir nesneye dokunduğumuzu sandigimizda aslında atomların yüzeyindeki kuvvetle etkileşime giriyoruz. Bu, nesneye dokundum hissinin bir yorum olduğunu gösterir.
Kendinde şeylere dayalı soyutlama dediğin süreç, aslında bilincin yaptığı metafiziksel bir işlemdir. Çünkü ne maddeye doğrudan erişimimiz var ne de fiziksel dünyayı algılarımız olmadan anlayabiliriz. Eğer algı ve soyutlama süreçlerinin arkasında metafiziksel bir düzen olmasaydı, bırak dünyanın döndüğünü anlamayı, çevremizi bile anlamlandırmamız mümkün olmazdı.
Dolayısıyla, soyutlamalarımızın dayandığı temel fiziksel değil, metafizikseldir. Fiziksel sabitlerin bile anlam kazanması, onların matematiksel modellerle yorumlanmasıyla mümkündür, ki bu süreç de bilincsel bir düzeyde çalışır. Senin nesnel dediğin şeyler, aslında bilincin oluşturduğu yorumlardan ibaret. Eğer bu metafiziksel temel olmasaydı, ne dokunduğumuzu anlayabilir ne de soyutladığımızı kavrayabilirdik. Eğer bu süreçler tamamen fiziksel olsaydı, onları anlamlandıran bilince gerek kalmazdı. Kendinde şey dediğin bile metafizik, hareket halindeler dursalar yok olacaklar.
Sen maddeyi kendinde bir şey olarak değerlendiriyorsun, tabiki ama bu aslında bir sanı ve hakikati yansıtmıyor. Misal algımıza göre dünya sabit görünüyor; güneşin ve ayın hareket ettiğini düşünüyoruz. Ama sen bu algıya dayanarak 'dünya dönmüyor' gibi bir düşünceye saplanıyorsun.
Oysa gerçekte, varlık hareketle anlam bulur; durağanlıgi varlığın sonu demektir. Ancak sen bunu göz ardı ederek, varlığı sanki kendi başına bir şeymiş gibi yorumluyor ve 'Yo, dünya dönmüyor ki' demiş gibi bana karşı çıkmış gibi oluyorsun. Yahu maddenin temel özelliği, hareket halinde olmasıdır ve bu olmadan varlığı mümkün değildir.