''Mutlak'' nedir?
Bir Tanrı var mı gerçekte? Herhangi biri,durduk yerde bir Tanrı olduğuna neden inanır? Hemen hemen yaşayan tüm topluluklar neden bir Tanrı kavramı ortaya çıkarmışlardır? Bu kimi zaman güneş,kimi zaman rüzgar kimi zaman Yunanlı'ların yaptığı gibi kurmaca bir Tanrılar sülalesi,bazen de simgeleşmiş heykeller olmuştur.İnsanoğlunu yaşadığı her toplum düzeninde bir tanrı kavramı oluşturmaya iten şey nedir? Bu öğrendiğimiz bir şey midir? Yoksa ıssız bir adada,sıfır bir başlangıçla önyargısız bir yaşamın içine doğmuş olsak bile bir yerlerdeki,bir şeylerin kıpırtısı bizi Tanrı’yla tanıştıracak mıdır?
İçimizin bir yerlerini bir şekilde kıpırdatan,sessiz yumuşak ve belli belirsiz dokunuşlarla bizimle temas kuran,zihnimizi duygu ve düşünce kalabalıklarından arındırıp,o hafif tıpırtının peşine düştüğümüzde,onu can kulağıyla dinlemeye ve hissetmeye uğraştığımız da belirginleşen ama asla bir davulun gürültüsü olamayan en yüksek tıpırtısı bile kelebek kanadı hafifliğindeki yumuşak ama ısrarcı bir titreşimle içimizde salınan bu tuhaflık da neyin nesidir?
Bu tıpırtıyı hissedebilen insanoğlunun en büyük hatası o tıpırtıyı olduğu yerde dinleyerek,sesinin kuvvetlenmesi için gereken desteği içe dönerek vermemiş olmasıdır.Hoyratça yerinden koparıp,eliyle tutup gözüyle görebileceği nesneler,totemler ve putlara çevirmiş olması,doğa olayları kişiler ve maddeyle özdeşleştirmesidir.İnsanoğlunu görünmez ve bilinmez olan hep rahatsız etmiştir.Bu tıpırtının aslında bir enerji titreşimi belki de duyumsanabilecek en kuvvetli güç olduğunu hissettiğinde onu daha iyi farkedebilmek için şekillendirmeye karar vermiştir.Tapılası bir güç olarak tanımlayacağı bu tıpırtının kendini ve tüm evreni sarmaladığını göremeyerek onu rafın üstündeki isa heykelciğinde,elindeki tespih tanesinde,işyerinin arkasında duvarda asılı Hz.ali resimlerinde,yada ışıklı kabe posterlerine çevirmiştir.Tıpırıtının sesi kesilmiş ama artık görünebilir ve algılanabilir bir konuma geçmiştir.Sevgiyi sevgililer günündeki kocaman kırmızı kalpli peluş yastıklara çevirdiğimiz de yapılanla eşdeğer bir düşünce tarzıdır.
Aslında onu cisimlendirmeden önce de tıpırtı inanılmaz mesajını en sessiz sesiyle fısıldamıştı ve bunu onu cisimlendiren de duymuştu ama yeteri kadar dikkatli ve algıda açık olamadığı için kavrayamadı.Tıpırtının sesi ona onun ve kendisinin birlikte aynı enerji dalagasının bir parçası olduğunu ve eğer isterse birlikte hareket edebileceklerini,geçmişin ve geleceğin çizgisinin kesiştiğini,zamanın,mekanın ve anladığımız anlamda maddenin olmadığı bir başka boyutu anlatmıştı.
Bana göre hiçbirimizin asla gerçek olarak nitelemediği o YunanTanrı heykelleri,bereket tanrıçaları,buda figürleri hepsi de aynı tanrı tıpırtısının bir şekilde dışa vurumudur.Bazılarınca duyumsanmasa da mutlağın sesi yaratılış enerjimizin tamanındadır.
Acaba bunu hissedenler normalin dışında davranışlar ve algı bozuklukları gösteren tedavi gereksinimi olan kimseler midir?
O zaman dünyanın büyük bir çoğunluğu buhran geçiriyor demektir.
Suyun doğal akışı en doğru yoldur.İnsanın varoluşunun başlangıcından beri birbirleriyle yalıtılmış durumda yaşayan toplumlarda bile bir yerlerden bir tanrı figürü fırlıyorsa durup düşünmek gerekir.İnsanoğlunu tanrı kavramına ısrarla ulaştıran nedir? Hepsi aynı tanrının farklı kültürlerde,farklı düşünüş biçimlerinde içlerine insan eliyle *şartlanmalar ve koşullar sokuşturulmuş şekillenişi midir? Bence evet.
Buraya kadar yazdıklarım benim kendi düşüncelerim,
Mutlağı yani Tanrı’yı tanımlamanın boyumdan büyük bir iş olduğunun farkındayım.Bunu benden isterken senin de bunu görebildiğini düşünüyorum sevgili spartacus.Yapmamı istediğin iş iki satır yazı ile yanıt verebileceğim bir şey değil.
Mutlak yani Tanrı nedir diye ben de kendime çok sormuşumdur.Aksi durumda sorgulamamış olurdum.İçimde sorguladıkça ve kendime döndükçe öznelimden bana ulaşan tanrı sesi daha da güçlendi.Ama buna hiç girmek bile istemiyorum.
İçimde hissettiğim her neyse beni bu konuda okumaya zorladı.Beni onaylayan ya da benim gibi hisseden birilerini aradım.Şimdi bu titreşimi yaşayanları gözlerinin içine baktığımda tanıyorum.Anlamayan için dalga geçilesi bir cümle ama benim için aynen böyle.
Ben felsefeci değilim,fizikçi değilim,bilim adamı hiç değilim.Aynı zamanda yazar da değilim ki Tanrı kelimesinin bana hissettirdiği o enfes çoşkuyu başkalarına anlatabileyim,zaten böyle coşkulu bir anlatımın seni kesmeyeceğini de biliyorum.
Tanrı kelimesini ve evreni benimle eşdeğer bir titreşimle duyan olup olmadığını merak ettiğimden beri yani,son on yıldır,elimden geldikçe zorunluluklarımdan yaşamaya zaman ayırabildikçe *okumaya gayret ettim.
Tanrı’yı duyumsadığım şekliyle hisseden bir sürü harika adam tanıdım İtiraf etmeliyim ki onaylanmak istiyordum.Sonunda gördümki yalnız değilmişim.Paulo Coelho ‘’Simyacı’’,Paulo Coelho ‘’Beşinci Dağ’’ ki Paulo’nun çıkmış tüm kitaplarını okudum.Benim gibi düşünen ama enfes bir kalemi ve yüreği olan bir adamdır.’’Bir çift yürek’’ Marlo Morgan bende iz bırakanlar.Romanlar kesmediğinde yavaş yavaş felsefeye kaymaya başladım.İbn Arabi, Descartes özellikle Leibniz, mutlak kavramının felsefi yorumunu okudum onlardan.
Her biri çok farklı ekollerde olsa da hepsi aynı tencereyi farklı kulplarından tutarak havaya kaldırmaktaydı.Sonra Tibet budizmi geldi.Bahsedilen yine Mutlak ama farklı bir yorumu vardı.Bunların hiçbirinin senin istediğin anlamda bir tanrı tanımı için yeterli değil ve *hepsi de öznel yorumlar.
Ben de ötesini merak etmekteydim.Kim bu konuda daha ne yazmış benim şu titreşimi başkaları neresinden yakalamış derken hipnoz,metafizik,ölüme yakın deneyimler ve ölümden sonrası iletişim konuları başladı.
En sonunda kuantum fiziği ve evrenin hologramı geldi ki,Aradığım şey en somut anlamıyla oradaydı.Fred Allen Wolf,Carl Pribram,Niels Bohr,David Peat okunası adamlardır. bu fizikçilerin yayınlanmış kitaplarını ve internetten tarayıp bulduğum makalelerini okumaya çalıştım.
Fizik alt yapım olmadığı için zihnimin bazen sıkılıp daraldığını hissettsem bile okumaya devam ettim.Keşke daha çok vaktim ve enerjim olsaydı.
Tanrıyı eğer izin verirsen Michael Talbot’un Holografik Evren’inden alıntılarla anlatmak istiyorum.Benimle özdeş ve ama bu sefer fiziği temel alarak tam da senin istediğin gibi öznel olmayan bilimsel bir şekilde mutlağı tariflemekte.
Bu iş için vaktimi ve zamanımı ayırıp bir parça fedakarlık yapmam lazım.Bana mutlağı tarifle derken olmazı istediğini düşünerek meydan okumaktaydın.Gaza geldim diye düşünmüyorum.Okuduklarımı paylaşmaktan her zaman mutlu olurum.Yeterki hepimizin olduğu gibi benim de kısıtlı olan zamanımın bir kısmını bu işe ayırdığımda,anlamlı bir paylaşım olsun,vaktim elverdikçe yavaş yavaş mutlakta ilerlemeye çalışacağım.
Kendi anlatımımla yapmayı ve okuduklarımdan aklımda kalanı aktarmayı tercih etmiyorum,hem iyi bir kalemim olmayabilir,hem de konuyu benim anlatmam sevgili spartacus için tatmin edici olmaz.
|