Asılda bir gösterenden yoksun olan bireyin, anca "öteki" tarafından beğenilmek, arzulanmak_arzusundan başka bir şey olmayan tinselliğin, tarih boyunca dini yapılanmalar tarafınan sömürüldüğü, temsil edilegediği aşikar. Bu temsilin siyasal çıkışı ise, "en büyük ötekinin", yani asılsız tanrının/devletin varlaşmasını sağlayarak, insanı hem yaşamsal anlamda tatmin etme, hem de ona kendi güvencesi ilüzyonunu vermekle yükümlüdür. Bu bağlamda, ister öte dünyacı, ister seküler, tüm "hümanist" ideolojiler, insan denileni, varlıklar deryasının içinden söküp alarak "eşref-i mahlukat" konumuna yükseltmek, ona bir kimlik içerikleyip-biçerek politik bir dizge inşa etmek üzere işlevseller, çünkü tinsel istenci "en kestirmeden" doyurabilme yetisi hasebiyle, verimi-verdiği saptanmış bir konum bu. Dolayısıyla hümanizma denilen, asılda sahte gerçeklik temsillerinden beslenen çürük bir iktidar kuramıdır; özne, kişi, kimlik - ve yine ona yönelik "söylemler" kanalıyla iyiden iyiye pekişen sosyal dinamikler uyarınca, iktidarın konumunu sağlamlaştırmakla yükümlü ahlaki taleplere gereken düzeylerde geçerliliğin kazandırılarak, özgürlüğün tereyağından kıl çeker gibi tasfiye edilebildiği bir atış sahasıdır. Bu anlamda monoteizmi de sosyal bir kuram olarak görmek gerekiyor, çünkü her zaman bir çatı, bir de 'öteki' olanağı yaratılmalı, her zaman bir "suçluya" işaret edebilebilmeli ki, gerçek suçun üzeri örtülebilsin.
Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath
Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett
Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel
Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot
İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan
Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe
ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
|