Sevili ngcoskun.
Güzel bir örnek verip ve güzel bir tesbit yapmışsın.
|
cocuk ergenlik yasina gelinceye kadar ortalama 148.000 defa anne-babanin "yapma, elleme, dokunma.." gibi sozlerini duyuyormus. Boyle olunca da cocukta buyuyunce "yapamama", "edememe" ozellikleri
gelisiyor ve kendine guveni yitiriyormus."
|
Bunlardan daha az dikkati çeken fakat etkisi üzerimizde belki daha büyük olan bir iartlanmışlık durumu daha var. Bebekken, çocukken "bilgi (!)" ve "davranış tarzı"(!) adı altında öğretilen safsatalara şartlandırılmamız. Genllikle ayaet ve hadislerle sabit şartlanmalara örnek olarak:
- kalbi mühürlü olmak (ki kalb sadece bir kasdan başka bir şey değil)
- gönül gözü ile görmek (gönül hangi organ oluyorsa artık)
- kalb ile anlamak (beyine ne gerek vardı ki)
- bir şeyin elimize geçmesi için dua etmek (sihirbazlık, büyücülük)
- birisine kötülük yapmak için beddua etmek (sihirbazlık, büyücülük)
- melek, şeytan, cin gibi "şey"lerin ortalıkta cirrit atmaları
- çocukların (kız olsun, erkek olsun) cinsel organlarını kıtır kıtır keserken karşısına geçip göbek atmak ve bunu sünnet "düğünü (!)" diye lanse etmek
- cennete/cehenneme gitmek (!). (Ki Allah yolunda şehit olanlar kıyamet gününü beklemeden transit geçiş yaparlar)
- Mezarda kıyamet gününü beklemek (!)
- Kıyamet gününü beklerken melekler tarafından çoook çok önemli (!!) sorulara muhatap olmak (Dinin ne? Meshebin ne? Peygamberin kim?)
- ...
- ...
- ...
Biraz düşününce ne kadar saçma, akılsız-mantıksız şey olduklarının bilincine varılsada, nedense konuşma-sohbet esnasında veya bir yazı içinde geçtiğinde garipsenmiyor. Sanki doğal bir şeymiş gibi bir izlenim bırakıyor.
Şartlanmışlık işte.
Ya da: "Babam öyle diyo" savunması.
Sevgiler