Re: MEVLANA AŞK, SEVGİ, DOSTLUK & HAK YOLU
--II. BÖLÜM--
* *Ne ilginçtir ki Türk asilli oldugu halde, bazi hallerde sirf çikarlari ugruna kendisini Türk saymadiktan gayri Türkleri hakir görücü, küçültücü bir dil ile tanimlamayi ma'rifet saymistir Mesnevi--689. Pek muhtemelen Muhammed 'in Türkler aleyhinde söyledigi sözlere ya da Kur'an'da (Enbiya ve Kehf Sure'lerinde) Türk'lerin, insanliga en büyük felaket getirecek olan Ye-cuc ve Me-cuc neslinden gelmis oldugunun yazili bulunmasina 690 inanmis oldugu içindir ki bu yolu seçmistir.
Anlasilan o'dur ki bizim hosgörü sampiyonu ya da insanlik asigi sandigimiz Mevlana , ne öyle gerçekten hosgörülü bir insandir ve ne de insanliga karsi gerçekten sevgi duymaktadir. Hosgörü sahibi bir insan olmus olsaydi, insanlari "müslümanlik" kistasina göre ele almaz , din ve inanç farkina göre degerlendirmezdi; örnegin kalkipta kafirlerin sapik olduklarini ima etmez, ya da kafirlere karsi savasi (cihad'i) öngören seriat emirlerini kutsal bilmezdi. Bilakis her türlü tehlikeyi göze alip bu tür hükümlere karsi sahlanir ve hiç degilse bunlarin "Yüce bir Tanri" anlayisiyle bagdasamayacagini söylerdi.
* Mevlana' ya göre kötülügü "Kötülükle" savurmak gerek , çünkü Kur'an öyle emretmistir !
Her ne kadar Mevlana 'nin yazdiklarinda, sanki kötülügü sabirla karsilamak gerektigi kanisini yaratan satirlar bulunmakla beraber , aslinda bu da bir aldatmadan baska bir sey degildir. Örnegin Fihi Mafih ' de "Kadinlarin kötülüklerine karsi sabir gösterin" seklinde konustugu görülmekle beraber Mesnevi--691, bu ögüt, birazdan belirtecegimiz gibi, felsefi ve ahlaki bir gerekce'ye dayali olmayip erkeklerin çikarlarini saglamaga matuftur ve üstelik 'te kadinlari dogustan "kötü" imisler gibi tanimlamak itibariyle önyargilarla doludur. Fakat her ne olursa olsun Mevlana , kötülüge iyilikle karsi koyma ilkesinin düsmanidir. Inandigi sey "kötülüge karsi kötülük" ve "iyilige karsilik iyilik" ilkesidir; bu ilke'nin Tanri emri oldugunu ve asla degismez nitelikte bulundugunu söylemekten bikmaz; Tanri'nin bundan daha baska bir düsünceye sahip olamayacagini savunur. Savunurken de Kur'an'in çesitli ayet'lerini , (ve özellikle Zilzal Suresi'nin 7 ve 8ci ayet'lerini) kendisine destek edinir. Bilindigi gibi bu ayet'lerde söyle yazilidir: "Kim zerre kadar iyilik yapmissa onu görür; kim zerre kadar kötülük yapmissa onu görür..." (99 Zilzal 7-8). Bundan baska yine Kur'an'da: "Ey müslümanlar...size kisas farz kilindi... Ey akil sahipleri kisas'da sizin için hayat vardir..." (2 Bakara 178-179) diyerek "Göze göz, dise dis ..." seklinde öç almayi emreden emirler, ya da : "Kim bir ceza'ya ugrar da ceza edeni ona benzer bir surette cezalandirirsa...Allah ona yardim eder..." (22 al-Hacc 60) seklinde hükümler vardir 692. Bunlari göz önünde bulundurarak Mevlana , Tanri'nin kötülüge karsi iyilikte bulunma tavsiyesini asla vermeyecegini iddia eder ve söyle der: "Çünkü Ulu Tanri Hakimdir: -' Sen kötülük et. iylik bulursun-' nasil der! Bir kimse bugday ekip arpa biçemez...bu imkansizdir. Bütün veliler ve nebiler (peygamberler) de :-'iyiligin karsiligi iyilik, kötülügün karsiligi kötülük-' demislerdir..."
* Bunu söylerken Mevlana, yine kendinden beklenmeyen bir zihniyete saplanmis olarak, kötülüge iyilikle karsi koymanin, aslinda "iyilik" yaratabilecegi gerçegine de sirt çevirmistir . Oysa ki bu gerçek, her seyden önce akil ve vicdan verisi olarak ortadadir; ve geçmis çag'lar boyunca nice düsünürler (örnegin eski Yunan feylezoflari) tarafindan, ya da din kuruculari (Örnegin Buda ya da Isa gibi "Kötülüge karsi iyilikle davranin size tokat atana diger yanaginizi çevirin" seklinde konusanlar) marifetiyle insan ruhuna temel bir ilke olarak yerlestirilmek istenmistir. Ama ne var ki seriat'a saplanmislik Mevlana 'yi bu asil ve yüce düsüncelere de yabanci kilmistir .
* Mevlana 'ya göre "insan" denilen varlik "kötü" ve "zalim" ve "bilgisiz" bir yaratiktir, çünkü bunun böyle oldugu Kur'an'da yazilidir :
Mevlana' nin bilmedigimiz yönlerinden biri de insan varligina karsi gerçek anlamda ne saygi ve ne de güven beslememis olmasidir. Insan beyni'nin sinirsiz bir gelismeye müstait oldugundan, ve Kisi'nin kul olarak degil faka aksine ancak özgürlüge ve sorumluluk duygusuna sahip olarak uygarlasabileceginden habersizdir. Gerçekten de Mevlana' ya göre insan "kötü", "zalim" ve "çok bilgisiz" bir yaratiktir, çünkü Kur'an'da böyle yazilidir (örnegin bkz. 33 Ahzab 72) 693. Böyle yazilmasinin nedeni de güya insan'in Tanri'ya karsi "hiyanet" halinde bulunmasidir. Güya Tanri "Ademogullari'ni" yani insan'i sereflendirmistir ( bkz. 17 Isra 79 ), ve "emaneti" onlara teslim etmistir (bkz. 33 Ahzab 72), ama ederken de : "Canlarinizi ve mallarinizi Benim yoluma vakfetmeniz karsiliginda sizi Cennet'e alirim" demistir (bkz. 9 Tevbe 112) 694. Mevlana 'ya göre Tanri'nin anlatmak istedigi sudur: "Ben sizi, vaktinizi, nefsinizi, mallarinizi satin aldim. Eger bunlari, Benim için harcar, bana verirseniz, bunun karsiligi ölümsüz cennettir. Senin, Benim yanimdaki degerin budur...(Oysa sen gece gündüz vücudunu maddi besinle besliyorsun). Olsa olsa bu vücud senin atindir ve bu dünya o atin ahiridir. Atin yemi, binicinin yiyecegi olamaz. Onun kendine göre uykusu, yiyecegi ve nimetleri vardir. Fakat hayvanlik duygusu seni yenmis oldugundan ve atlarin ahirinda, atlarin basi ucunda kalmis bulundugundan, beka aleminin emirleri ve sahlarinin sirasinda yerin yoktur. Kalbin burada, fakat vücudun seni yenmis oldugu için onun hükmü altina girmis ve onun esiri olarak kalmissin..." * * m E S N E V İ :695 .
* Görülüyor ki Mevlana ' nin Kur'an yorumuna göre , Tanri "insan'dan" sikayetcidir, çünkü insan çikarci'dir, ve çikarlarini saglamak için Tanri'yi ihmal etmektedir, kendini bütün bütün O'na verememektedir; ibadet yerine baska islere yönelmektedir ve yönelmek için : "Kendimi yüksek islere veriyorum, fikih, hikmet, astoronomi, tibb ve daha aska bilgiler okuyorum, ögreniyorum..." diyerek bahaneler göstermektedir. Oysa ki "Iki rekat namaz, dünya ve dünya'da olan seylerden hayirlidir ...(çünkü) bunun böyle oldugunu Tanri elçisi buyurmustur..."Mesnevi--696 . Daha baska bir deyimle Mevlana' nin din anlayisina göre Tanri insani sirf kul olarak kendisine dua'larda bulunsun, ve yerlere kapanip kendisine yalvar yakar olsun için yaratmistir; insanin kul olmaktan ileri geçen bir degeri yoktur.
* Insanlar arasi esitsizlige de inanmistir Mevlana ; Köleligi dogal ve siyahilerin asagilik durumunu olagan bulurken bir de Kadin sinifinin kötülük kaynagi oldugunu kabul eder.
Yine seriat'a körü körüne baglilik nedeniyle Mevlana , Tanri'nin insanlar arasinda esitsizlikler yarattigina inanmistir: sadece dinsel açidan degil ve fakat diger bakimlardan ve özellikle irk ve cins açisindan da . Örnegin köleligin Tanri'dan gelme dogal bir kurulus oldugunu , siyahilerin (zencilerin) asagilik bir irk sayildigini, ve kadinlarin dogustan kötü ve hilekar olduklarini kabul eder: hep "Tanri ve peygamber böyle söyledi " diyerek. Dayanagi yine Kur'an ayet'leri ve Muhammed' in sözleridir. Çünkü bir kere Kur'an'da örnegin Nahl Suresi'nde köleligin Tanri yapisi oldugu ve Tanri'nin kölelik kurulusunu yaratmis olmakla gurur duydugu yazilidir: "Allah, hiç bir seye gücü yetmeyen ve baskasinin mali olan bir köle ile, kendisine verdigimiz güzel nimetlerden...sarfeden kimseyi misal gösterir: hiç bunlar esit olur mu? Övülmeye layik olan Allah'tir..." (16 Nahl 75ci ayeti) . Diger yandan da Muhammed , müslüman kisilerin sahip bulunduklari köle ve cariyelerden söz ederken : " Elinizin altina Tanri tarafindan verilen halayik ve hizmetkarlariniz..." diye konusmustur 697. Bundan dolayidir ki Kölelik kurulusuna , ya da "tutsakliga" karsi Mevlana 'nin agzindan tenkid niteliginde bir söz çikmaz; aksine onlari asagilatircasina konusur. Su insafsiz satirlar Mevlana' nin ünlü Mesnevi ' sinden alinmistir: "Çocukken tutsakliga düsen, yahut da daha önce anasindan kul olarak dogan kisinin cani, hürlük zevkini görmemistir. Onun meydani suretler sandigidir. Akli, daima suret'lerde mahpustur, kafesten kafese gezer durur. Kafesten yukarilara çikmaya bir delik yoktur, yerden yere boyuna kafeslerde gezer. Kur'an'da -'gücünüz yeterse çikin bakalim-' denmistir. Bu söz Tanri'dan insanlara da hitaptir, cinlere de. Tanri - ' ...Tanri kudreti ve gökten gelen vahy olmadikca size bu göklerden yücelere çikacak bir delik yoktur-' demistir. Sandiktan sandiga giden adam, gökyüzüne mensup degildir, sandiga mensuptur..." mESNEVİ--698
* Görülüyor ki Mevlana 'ya göre Tanri, böylesine sinirsiz bir keyfilik içerisinde insanlardan bir kismini köle olarak yaratmis, ya da tutsak durumda kilmis olup adeta bir sandiga tikamistir ve sandigin deliklerini de kapamistir: bu zavallilara artik o deliksiz sandiktan çikma sansini bile tanimamistir.
Öte yandan Tanri kurulusu olan köleligin sürüp gitmesini saglayici kurnaz buluslara da taraftardir bizim "insanlik asigi" Mevlana' miz. Bilindigi gibi bu kurnaz buluslar arasinda, köleleri yedirip içirmek ve onlara güya iyi muamele etmek gibi seyler vardir. Mevlana bunlardan bazilarini nakleder ve Muhammed 'in : "Hizmetcinize, siz ne giyiyorsaniz onu giydirin... elinizin altindakilere yediginiz seyden yedirin..." diye vasiyette bulundugunu ve : "Elinizin altina Tanri tarafindan verilen halayik ve hizmetkarlariniz da kardeslerinizdir. Tanri birisini birisine muhtac ederse ona yediginden yedirsin, giydiginden giydirsin. Yapamayacagi seyi teklif etmesin ..." seklinde konustugunu hatirlatir ---Mesnevi 699.
* Söylemeye gerek yoktur ki köle'yi "yedirip içirmek" ya da yapamayacagi kadar agir islere sürmekten çekinmek , ya da hatta "kardes" bilmek, hep güzel seyler, ancak ne var ki bütün bunlar kölelikten dogma haysiyetsizligi ve üzüntüyü gidermez ; sadece köle'ye , kölelik durumuna isyan etmeksizin, ses çikarmaksizin katlanma olasiligini saglar. Nasil ki geçimini arabacilikla geçiren bir kimse, ati'na iyi bakmakla, ati'nin yiyecegini, içecegini ve bakimini saglamakla kendi çikarlarini saglayabiliyorsa, köle sahibinin de, sirf kölesini is görebilir durumda tutabilmek için, yedirip içirmesi , ve "kardes" bilir görünmesi kadar dogal ne vardir ki. Fakat köle bakimindan önemli olan sey, sadece iyi bakilmak, ya da "kardes" sayilmak degil, özgür bir insan olmak, ve haysiyetsizliklerdedn kurtulmaktir. Mevlana gibi bir kimse'den , köleligi sürdürme kurnazliklarini savunmak degil, fakat insanlik adina utanç sayilmak gereken kölelik kurulusuna karsi kafa tutmak, ve köleligin yok edilmesi için savasmak beklenirdi.
Bundan gayri Mevlana , yine seriat'tan esinlenmis olarak, Tanri'nin insanlari irk ve cins bakimindan da farkli derecelerde yarattigini, ve insanlar arasina esitsizlikler saldigini savunur: güya Tanri siyah derilileri (zencileri) ya da kadinlari böyle bir kadere müstahak bulmustur. Zencilerle ilgili olarak Mevlana , kendi hayalinde canlandirdigi ve kötü ruhlu olarak tanimladigi "Kadi naib" 'ine sunlari söyletir: "... tek tek hepimiz'de ilk zulüm yapaniz, yüzümüzün karasiyle sevinmedeyiz, Zenci gibi, hani; o da sevinçlidir, neselidir. Kendi yüzünü kendisi görmez, baskasi görür..." Mesnevi---700. Dikkat edilecek olursa zenci hakkinda :"Kendi yüzünü kendi görmez" diyerek zencilerde tiksinti verici bir nitelik bulundugunu anlatmaktadir.
MEVLANADA KADIN ANLAYIŞI (Hak ve Özgürlükler Bahsi)
Kadin 'larin hak ve özgürlükleri konusuna gelince, bu alanda da Mevlana, kendisini seriat dogrultusunda tutar ve Muhammed 'in sözlerini ve Kur'an'a yelestirdigi hükümleri rehber edinir, ve bu nedenle pek olumsuz ve pek sasirtici önyargilara gömülür. Kadin sinifini gerçekten asagilatici nitelikte olan seriat hükümlerini akil süzgecinden geçirmeden sergilemeyi ma'rifet bilir. Bundan dolayidir ki seriat'in kadinlari "kötü", ve "hilekar" ve "düzenbaz" ve "yalanci" vs olarak tanimlayan hükümlerini benimser. Örnegin Mesnevi adli yapitinda : "Hirsiza, o eli kesilmek bir acilik verir ki, kadin gibi hirsizlik zevkine erisir..." 701 derken , ya da "Kadinin bakisi fitnedir, Fakat bu fitne, sesi de duyuldu mu, bir kat (iken) yüz kat olur " diye eklerken 702, ya da "...Kadinin hilesine son yoktur" deyip 703 güya "Kadi" efendinin çapkinligini sergilemek maksadiyle Kadin sinifini kötülük kaynagi ve erkegin elinde araç seklinde gösteririrken yaptigi budur. Bu ikinci örnegi kisaca özetlemekte yarar vardir, zira Mevlana , Kur'an'daki "Adem ve Havva" hikayesini ele alarak "Kadin'in ilk günahkar ve hilekar oldugu" temasi'ni büyük bir ustalikla isler. Maksadi, kadin sinifi'nin erkegi kandirmak ve aldatmak hususunda seytana meydan okuyabilecek kadar hilekar yapida bulundugunu ortaya vurmaktir. Büyük bir zevkle anlattigi su hikaye bunun kanitidir: Cuha adinda biri yoksulluktan kurtulmanin kurnaz yollarini ararken bir gün güzel karisini karsisina alir : " Madem ki silahin (güzelligin) var , yürü avlan da avindan süt sagalim. Tanri sana yay gibi kaslar, ok gibi bir bakis vermis. Bunlari adam avlamaktan baska ne için verdi? ..." der, ve Kadi efendiyi kandirmasini ondan ister. Kadincagiz , onun sözünü dinlemekten baska çare olmadigini düsünür ve kalkar Kadi 'nin yanina gider ve dil dökerek onu afsunlamak üzere söyle der: "Bu cariye'nin evi tamamiyle bombos. Düsman köye gitti, bekci de yok. Halvet olmak için pek güzel bir yurt. Mümkünse bu gece oraya gel. Geceleyin görülen is'te ne düzen vardir, ne riya. Bütün gözetliyenler, uyku sarabiyle sarhostur. Gece zencisi hepsinin boynunu vurmustur..." . Hikaye'nin bu noktasinda Mevlana , Kur'an'daki "Adem ve Havva" masalini ele alip ,kadin sinifi'nin "hilekarligini" vurgulamak üzere Iblis'in , Adem'i kandirmak istedigini, fakat basarili olamadigini, buna karsilik Havva'nin , Tanri yasagini dinlemeyip Adem'in aklini çeldigini hatirlatir ve söyle der: "Iblis, Adem'e nice defa masallar okudu ama, Havva -'ye'- dedi de Adem, Tanri tarafindan yemeyin denen meyvayi o vakit yedi...".
* Fakat bununla de yetinmez bir de Kaabil olayini ve ayni zamanda Vahile ' nin hilesi yüzünden Nuh ' un basina gelenleri anlatir: "... Alemde zulümle dökülen ilk kan, kadin yüzünden ve Kaabil'in elinden çikti. Nuh, tavada ne kadar kebab kizartmak istese, Vahile, durmadan tavaya tas atardi. Kadin hilesi onun isine üstün olur, onun saf ögüt suyunu bulnadirir giderdi. kavmine gizlice - 'amanin bu sapiklardan dininizi koruyun derdi..." 704
Bilindigi gibi seriat kaynaklarina göre güya Adem'i kandiran Havva'dir ; güya Nuh ' u hile ile aldatan Vahile 'dir 705 ; güya Kabil kadin ugruna erkek kardesi Habil 'i öldürmüs ve insanlik tarihinde ilk kan dökülmesi olayina sebeb olmustur 706
Görülüyor ki Mevlana , akla ve mantiga ve insafa ters düsen seriat masal' larini bir kenara atip akilci yoldan kadin'in insanlik sahsiyetinin haysiyetini koruyacak yerde, bu masal'lari sanki birer kutsal gerçek bilip kadini "hilekar", "güvenilmez", ve "insanliga ilk kan döktürten kötü bir yaratik" seklinde tanitmak hevesindedir.
* Söylemeye gerek yoktur ki seriat kaynaklarinin Tevrat 'tan asirdiklari bu yukardaki hikayeler, Tevrat 'i kaleme alan Yahudi din adamlarinin ve yazarlarinin kafadan uydurduklari seylerdir ki, kadin sinifini erkek sinifinin boyundurugu altina sokma amacini güder. Insan sevgisiyle dolu ve insanlik sahsiyetinin haysiyeti duygusuna saygi duyan hiç bir aydin kisi, bu tür masal'lara inanip kadin'i küçültme yoluna sapmaz. Ne yazik ki Mevlana üstadimiz bu nitelikte bir aydin olma cabasinda degildir. Bu masallari bertaraf edebilecek cesareti ve asaleti göstermeyi düsünmez. Ona göre kadinin "kötülügüne" ve "hilesine" ve "pisligine" son yoktur, ve onu düzeltme hevesine kapilmak bostur. Kadin'in bu yönlerinden ve özellikle "pisliginden" söz ederken söyle der: "Gece gündüz ugrasiyor, kadinin huylarini güzellestirmege çalisiyorsun; oysa kendini onunla temizlesen daha iyi olur..." . Bunu derken hareket noktasi olarak, biraz önce isaret ettigimiz "Adem ve Havva" hikayesini ve dolayisiyle kadin'in bas suçlu oldugu faraziyesini benimsemise benzer: güya Havva Tanri'nin yasak emrini dinlememis ve Adem 'i, kendisiyle birlikte günahkar duruma sürüklemistir, ve güya Tanri, müslüman erkek kul'larina, kadinlarin "pisliklerine" ve "kötülüklerine" vs katlanmalarini söylerken onlara, kendi çikarlari bakimindan (ve daha dogrusu kendilerini temizlemek ve kadinlara üstün olmak için) kurnaz bir yol bulmustur. Oysa ki Tevrat 'da ve Kur'an' da geçen bu hikaye'ye göre asil suçlu Havva degil fakat Adem' dir, çünkü Tanri yasak emrini asil ona hitaben vermistir. Kaldi ki Adem, eger Havva ' nin teklifine akilsizca kanmis ve uymus ise, bunun günahini Havva 'ya yüklemek haksizlik olur Mesnevi---707. Eger Mevlana böyle bir haksizliga göz yumuyor ise, gerçek bir "düsünür" ya da "aydin" sayilmaga layik degildir.
[b]Öte yandan Mevlana , yine bu vesileyle, kadinlarin "kötülük'lerinden" ve "hile'lerinden" korunma yolunun, onlarin kötülüklerine katlanmak oldugunu tekrarlarken : "Bu, tipki pisligini onlara sürmek suretiyle kendini temizlemek gibi bir seydir" diye ekler. Söyle devam eder Fihi Mafih adli kitabinda : "Kadinlarin kaprislerine, kötülüklerine tahammül etmek ve onlarin söyledikleri imkani olmayan seyleri dinlemek, onlarin kosturmasina dayanmak suretiyle kendini iyilestirmek ve düzeltmek için (Tanri evlenme yolunu göstermistir)..."[/b]Mesnevi---708 .
Sanmayiniz ki Mevlana , bu sözleriyle kötülüge karsi iyilik felsefesine yönelmistir: hayir, hiçte öyle degil, çünkü "Kadinlarin kötülüklerine tahammül etmek ...suretiyle kendini iyilestir, düzelt" seklinde konusan bu ayni Mevlana , ayni yapitinin bir kac sayfa ilerisinde, kadina dayak atmanin faziletinden söz eder: hem de ortada dövme fiilini gerektiren kesin bir sebeb ve delil olmadigi halde; örnegin kadinin "serkesliginden" süphelenen ve endiselenen her koca, karisini dövmelidir, çünkü Mevlana , Kur'an'in Nisa süresi' indeki su ayet kendisine rehber edinmistir: " ...Serkeslik etmelerinden endise ettiginiz kadinlara ögüt verin, onlari yataklarinda yalniz birakin, onlari dövün... " (4 Nisa 34) 709. Suçluluk durumu kesinlesmeden kadin'a ceza uygulamasini kutsal sayan Mavlana 'yi gerçek bir düsünür ya da aydin olarak kabul etmek bilmem ne derece dogru olur?
--Devam edecek---
PS: Sevgili Arselden mümkün mertebe kısaltarak aktarılmaktadır. Yazının temel dayanağı Mesnevidir.
|