
18-06-2006, 12:03
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 22 May 2006
Mesajlar: 73
|
|
Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
Sayın Liop, çağımız İslam'ın nesini yanlış buldu.Yoksa çağımız İçki içmek, kumar oynamak, domuz eti yemek ,fuuş yapmak gibi bir takım fiillerin doğru olduğunu keşfedipte İslam'ı mı yalancı çıkardı.Bugün tahminim İslam'a en büyük saldırı dört eşlilikten gelmektedir ki, çağ insanı bunun bile tartışmasına devam etmektedir.
H.ş.29-8-,1340 tarihli İttilaat gazetesi hadiseyi şöyle aktarıyor.
“İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya Dul Kadınlar Cemiyeti,her kadının sıcak biryuva ve çocuğa kavuşma hakkının meşru yollarla gerçekleşebilmesi aöacıyla devletin birden fazla kadınla evliliğe izin veren bir kanun çıkarmasını istedi;ama ne yazıkki kilise bu haklı isteğe karşı çıktı ve sonuç hepimizin bildiği ve şuanda şahit olduğu üzere,bütün bir Avrupa’nın fuhuş ve ahlaksızlık batağına gömülmesi oldu.
30-40 yaşındaki kadınlar bir yana dursun,yirmi yaşındaki kzıları bile evde kalma korkusu sarmış durumda.Bu çağda kadın-erkek ilişkilerindeki sınırsız ve sorumsuz serbestiye rağmen evlenme ve sıcak bir yuvaya kavuşma arzusu,bütün genç kızların gönlünde yatmaktadır aslında.Bugün Almanya’da kadınlara tanınan onca hak ve serbestiye,onca iş ve refah imkanına rağmen Alman kızları mutluluk,güven ve huzuru evlilikte aramaktadırlar hala.
20-25 yaşları arasındakiler koca bulmakta pek güçlük çekmeselerde 40’ına yaklaşan kadınların koca bulması epey güç olmakta,hele elliden sonrakiler büsbütün yalnız kalmaktadırlar.Resmi istatiklere göre 32 yaşındaki kadınların sadece %50’si ve 40 yaşındaki kadınların sadece %20’sinin evlenebilme şansı bulunmaktadır.50 yaşındaki kadınlarda ise bu şans %5’e düşmektedir.
Bu şartlar altında sırf Almanya’da 40’ının üstünde olup kocasız kalan kadınların sayısı 6 milyonu aşıyor.Çünkü aynı yaşlarda bekar olan erkeklerin sayısı bu kadar değil;bu 6 milyon bekar kadına karşılık sadece 1,3 milyon bekar erkek var;yani her dört kadına bir koca düşebiliyor.
Diğer taraftan bu 1,3 milyon bekar erkeğin %13’ünün emeklilerden müteşekkil bulunduğu ve söz konusu bekar kadınların %97’sinin bir defa bile evlilik yapamamış olduğu dikkate alınacak olursa,evliliğe aday kadınlarla evlenebilecek erkek oranı arasındaki uyumsuzluğun ne kadar büyük olduğu kolayca fark edilecektir.Binaenaleyh genç erkeklerle evlenme şanslarının olmadığını gören bu 6 milyon kadının çoğu,çareyi yurt dışına gitmekte görmektedir.Nitekim istatistikle,yurt dışına giden Almanların %50’sine yakınının kendilerine koca arayan Alman kadınlar olduğunu gösteriyor!”
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
Ünlü Alman filozof Arthur Schopenhuer,”Kadınlar Hakkında Birkaç Söz”adlı eserinde şöyle yazar:
“Çokeşli evliliğin yasal ve caiz olduğu bir dinin ümmeti arasında kadınların tamamına yakınının evlenme,çocuk sahibi olma ve böylece ruhsal ve cinsel açıdan meşru ve doğal ihtiyaçlarını karşılama şansı varken,kilisenin çokeşli evliliğe izin vermediği bizim Avrupa’da evli olmayan kadınlar evli kadınlardan kat kat fazla olduğundan nice kadın bir ömür boyu evlenme ve çocuk sahibi olma hasretiyle yanıp tutuşmakta ve bu şansı yakalayamadığı için hasretini mezara götürmektedir.Daha da kötüsü,cinsel baskı altında evlilik şansını yakalayamayan Avrupalı kızların çoğunun iffet ve namuslarını kirleterek bir ömür boyu vicdan azabıyla başı eğik ,rezalet ve pişmanlık içinde yaşaması ve her genç kızın en doğal arzusu olan evlenme ve anne olma duygusunu mezara götürmesidir.
Eşi müzmin bir hastalığa yakalanan veya kısır olan yada hamilelik ve doğuma elverişli olmayan bir erkek neden başka bir kadınla evlenemesin?Ne kadar düşünsemde havsalam almıyor bunu;hiçbir delil ve mantık da bulamıyorum bu yasakta...
Buna kilisenin makul bir cevap verebilmesi gerekiyor.Ama ne yazık ki kilisenin bana verebilecek makul bir cevabı yok!İyi kanun,uygulamaya konulduğunda insanların mutluluk ve saadetini temin eden kanundur,mahrumiyet ve komplekslere neden olan kanun değil...Bu geniş atmosferde elimizi kolumuzu bağlayıp bizi zincir ve prangalara mahkum eden,fesadı,ahlaksızlığı,namussuzluğu ve fuhşu körükleyen kanun hiç değil!...
İngiltere İrfan Hareketi Lideri Mrs.Anni Besant diyorki
“Batılılar,batıda çokeşli evliliğin olmadığını iddia etselerde,gerçekte vardır;hemde hiçbir sorumluluğu beraberinde getrimeyecek şekilde vardır!Zira batılı erkek bir süre sonra sevgilisini kendi haline bırakıp başkalarının peşine takılır ve terk edilen o kadıncağız kendisini sokakta buluverir;çünkü sevgilisisnin ona karşı hiçbir kanuni yükümlülüğü yoktur.Sokaklara düşen bu kadıncağızın feci halinin,evlenip anne olan ve kocasının himayesinde bulunan bir kadının haliyle kıyaslanamayacak kadar kötü olduğunu hatırlatmaya gerek yoktur sanırım!
Batının büyük şehirlerinde gece yarıları sokaklarda başıboş gezen binlerce kadına baktığınızda,İslam’daki çokeşli evliliği kınamanızın ne kadar haksız olduğunu anlarsınız.Çokeşli evlilikte bir kadının meşru bir çocuğu ve sıcak bir yuvası vardır,evinde ve sokağında saygınlığı olan bu kadının,erkeklerin şehvetine kurban olup sokaklara düşmüş ve muhtemelen gayrimeşru bir çocukla hiçbir kanuni himayesi bulunmaksızın ortalıkta kalmış ‘modemite’ ve ‘mantalite’li batı kadınından çok daha mutlu,onurlu ve saygın olduğu inkar edilemez herhalde!”
Fransız araştırmacı ve bilim adamı Prof.Gustave Lebon şöyle diyor:
“Doğu inanç ve gelenekleri arasında çokeşli evlilik kadar batıda yanlış anlaşılan ve hakkında hata edilen bir başka uygulama yoktur.Doğuluların meşru ve doğru olan çokeşli evlilik uygulamalarının,batılıların riyakar ve gayrimeşru flört ve sevgili uygulamalarından daha kötü olduğunu söylemek hangi vicdana sığar sahi?!Bilakis,doğuluların meşru bir evlilik olan birden fazla kadınla evlenme uygulanmasının çok daha insani ve sosyal olduğu apaçık ortadadır.
* * * * * * *
Hukuk doktorasına sahip yüksek tahsilli bir bayanın bu konudaki tespitlerine katılmamak mümkün değil gerçekten”
“...İster ilk,ister ikinci veya üçüncü eş olsun,hiçbir kadın çokeşli evlilikten zararlı çıkmaz;bilakis, çokeşli evliliğin kanun ve hükümlerindede görüldüğü üzere, çokeşli evlilikten zararlı çıkan taraf kadın değil,erkektir aslında;çünkü erkeğin sorumluluğu ve yükü artmaktadır bu olayda.Bir kadını nikahlayan bir erkek hem kanuni,hem dini,hem vicdani,ahlaki ve insani açıdan ona karşı çeşitli sorumlulukları da üstlenmektedir.Mesela nikahladığı kadının ailevi şan ve onuruna yakışır şekilde onun geçim ve bakımını bir ömür boyu üstlenmiş olmaktadır;bir ömür boyu onun sağlığından ,hastalanması halinde bakım ve tedavisinden erkek sorumludur.Dahası,muhtemel ve mevcut tehlikelere karşı kadını korumak ve onun huzur ve güvenliğini temin etmek de yine erkeğin yükümlülükleri arasındadır.
Bu yükümlülüklerini yerine getirmeye yanaşmayacak bir erkek hem toplum ve gelenek bazında şiddetle kınanmakta,hem hukuki açıdan cezalandırılmakta ve sorumluluklarını yerine getirmeye mecbur edilmektedir.Bu tür bir davranışın dindede yeri olmadığı ve böylew bir erkeğin Rabbül Alemin’inc.c. hesap vereceği açıktır.
Çokeşli evliliğe,adeta kadınların itirazıymış gibi gösterilen tepkilerin çoğunun aslında herze erkekler tarafından sinsice yapılan telkinler olduğu ve çoğu kadınların bu gerçeği fark edemeyerek erkeklerin dolaylı şartlandırmaları neticesinde bu itirazları ikide bir tekrarlayıp durduğu bilinmelidir.Zira laubali erkekler çeşitli telkinler ve asılsız şüphelerle kadınları evlenmekten vazgeçirterek meşru ve kanuni olmayan yollarla ilişki imkanına zemin hazırlamaktadırlar.
Bu nedenledirki,bir erkeğin iki kadınla evli olması,eşleri açısından hiçbir cinsel sakınca doğurmamakta,ama salt ikinci kadınla evlilik cümlesine psikolojik olarak olumsuz telkinler yüklenerek,rahatsızlığa yol açması sağlanmaktadır.Bunun gerçek değil,erkeklerden kaynaklanan telkinlerin doğurduğu bir psikolojik rahatsızlık olduğu apaçık ortadır.Nitekim geçmişte çokeşili evlilik pekala yaygındı ve normal bir sosyal olaydı bu.Bir evde iki veya üç kadın kavgasız gürültüsüz yaşayabiliyordu,bu yaşantının canlı örnekleri bugün de yok değil;ama bugün geçmişten farklı olan şey,çokeşli evliliğin tasavvurunun bile erkekler tarafından yapılan bu şartlandırmalar neticesinde rahatsız edici bir şeymiş gibi görülmesi...Oysa,gerçekten olumsuz ve rahatsız edici olsaydı,geçmiştede uygulanmasının mümkün olmaması gerekirdi.
Bu itirazın yersiz olduğunun en önemli gerekçesi ise şudur ki: kadın ile erkek evlenmeden önce,kadın erkeğin ikinci bir eşle evlenmeme şartı koyabilir.Bu şartın kesilmesinden sonrada erkek ikinci bir eşle evlenemez.Kadınlarında erkeklere böyle bir şart getirmemeleri için hiçbir sakınca yoktur.
|

18-06-2006, 14:30
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 02 Jun 2006
Mesajlar: 4.587
|
|
Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
|
ama salt ikinci kadınla evlilik cümlesine psikolojik olarak olumsuz telkinler yüklenerek,rahatsızlığa yol açması sağlanmaktadır.Bunun gerçek değil,erkeklerden kaynaklanan telkinlerin doğurduğu bir psikolojik rahatsızlık olduğu apaçık ortadır.
|
Sn. ŞİA,
Üstteki cümlenizin günümüz gerçekleri ve kadın doğasıyla örtüşmediğini düşünüyorum.
İkinci kadın olmak yönünde kadının rahatsız olması erkeklerin bu yöndeki telkinlerine bağlanacak bir durum değildir. Açıkçası ben alaka dahi kuramadım. Erkek kendi menfaati olan bir konuda niçin aksi yönde bir telkinde bulunsun ki?
Kadın, doğası gereği erkeğini kıskanan ve paylaşmayı düşünmeyen bir yapıya sahiptir. Bir erkeğin telkiniyle bu konuda psikolojik rahatsızlık geçirmesi pek de mantığa uygun değil.
Almanya'daki ikinci dünya savaşı sonrası vermiş olduğunuz örnek çok istisnai bir durumdur. Kadın-erkek nüfusu arasındaki orantısızlıktan ve çalışmayan kadınların bakıma muhtaç olmasından kaynaklanmaktadır. Alman erkeklerin ilk eşlerine böyle bir sorunun yöneltilmesi durumu olsaydı daha objektif bir değerlendirme yapma şansımız olurdu. Zira, kendisine baktıracak erkek bulma peşine düşmüş bir kadın elbette çok eşliliği savunacaktır, başka erkek yok çünkü. Ancak kendisine bakıp koruyacak bir erkeğe sahip bir kadının çok eşliliği tasvip edeceğini hiç düşünemiyorum.
Hukukçunun açıklaması bana biraz taraflı göründü. Kadının değil, erkeğin zararı olur deniliyor ancak aynı gelirle 2 kişilik bir aileyi idare etmekle mesela 5 kişiyi geçindirmeye çalışmak arasında herhalde epeyce fark vardır. Evlenmekle erkeğin gelirinde bir artış olmayacağına göre oradaki açıklamalar bana biraz mantıksız göründü. Kadına düşecek miras payı açısından düşünürsek keza...
İkinci kadını, sadece ilki kısır çıktı, doğurma kabiliyeti yok diye almıyor erkekler. Hadislerde de dönemin yaşayışını görüyoruz. Araplarda evlenmek de boşanmak da Türk toplumunda olmadığı kadar kolay. Bizde boşanma kurumu onlar kadar gelişmiş ve baş vurulan bir kurum değilse bunun tek sebebi bizim örf ve adetlerimizdir. Türklerin, islamiyet öncesi tek eşli olduklarını ve yaşayışlarını da düşünürsek, tek eşliliğe, aile kurumuna ve kadınlara araplardan daha kıymet verir bir millet olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz bence.
|

18-06-2006, 22:52
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 28 Mar 2006
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 112
|
|
Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
Avrupa'da Amerika'da eşçinsel olmak çok daha zor.Adamlarla sürekli dalga geçilip hor görülüyor. Türkiye o konuda çok daha hoşgörülüdür. Batı dediğiniz ülkeleri gezip görseniz iyi olacak.
Elbet bir gün Tanrı Dağı'na uçacağız
|

19-06-2006, 01:40
|
|
|
Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
ŞİA;
Cevap 7:Esasında bu itirazda bulunanların,materyalizme yöneliş sebeblerinden bir tanesi “korku”dur.Zira ateistlerin Allah’a inandığı taktirde hayatı disiplin altına gireceği ,özgürlüklerinin kısıtlanacağı,maddiyattan uzaklaşıp lüks bir hayat süremeyeceği ,bazı sorumlulukların altına girceği korkusundan dolayı Allah’a inanmaktan korkmaktadırlar.ateistlerin bir kısmı Allah’a inanmaya dair kafasında şüpeler oluştuğunda ,sırf bu korkularından dolayı o düşünceleri silip kendilerini inanmamaya şartlandırmaktadır.
Sevgili ŞİA;
Bu nasıl mantıktır.Kendin yazıyorsun kendin inanıyorsun.Benim ateizme yönelme-
min korkuyla hiç bir alakası yoktur.Tam tersine kendime olan öz güvenim beni
ateizme yönlendirmiştir.Asıl doğa olaylarındaki çaresizlik ve bunun getirdiği
korku insanı doğa üstü bir güce sığınmaya zorlamıştır.Bir zamanlar çok tanrı
yoluyla o da evrim geçirerek tek tanrıya dönüşmüştür.Bu tanrı bazı zamanlar
güneş,bazı zamanlar ay,bazı zamanlar putlar ve tüm bu aşamalardan sonra tek
tanrı kavramı olgunlaşmıştır.Put yaratmakta insan oğlunun üzerine yoktur.İnsan
böyle garip bir mahlukat.Kendi putunu yaratır ve yarattığı puta tapınır.Aynı
sizin allaha taptığınız gibi.Geçmişte de simdi nasıl allaha tapılıyorsa o
dönemin şartlarına göre çeşitli nesnelere tapılmıştır.İnsanlığın gelişim evre-
lerine göre bu tapınmalar çeşitlilik göstermiştir.Adam kalkmış orta çağda bir
kitap yazmış.O çağın kitabıyla karşımıza çıkıyorsunuz.Ve bu kitabı da allahın
sözleridir diye insanlara yutturmaya çalışıyorsunuz.Ve akabinde islam dini ke-
sinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildir diyorsunuz.Siz isteseniz de iste-
meseniz de islam dini çağa ayak uydurmak zorundadır.Kuran ve hadis yorumlarınız
bu düşüncemin açık bir kanıtı niteliğindedir.Ama bunu gel de anlat anlatabilir-
sen.Gerek ayetlerde gerekse hadislerde zorlanarak yorum yaptığınızı ve bazen de
gülünç durumlara düştüğünüzü görüyoruz.Hatta işinize gelmeyen hadislerde de
uydurmadır deyip kabul etmediğinizi de biliyoruz.Kalkmışsın japonya,ateistken
sonradan allaha inanan örneklerini vermişsin.Yani bu örneklerin konuyla ne
alakası var.Tüm japonlar allaha mı inanıyor.Benim gibi allaha inanıp sonra da
ateist olanlara ne dersin.Bunları geçiyorum şia.Yürüttüğün mantık yanlış bir
mantık.İkincisi korkunun insanları materyalizme yönlendirdiğini söylüyorsun.
Allahın yokluğu konusunda ateizmin en ufak bir kuşkusu yoktur.Dolayısıyla bu
konuyla ilgili en ufak bir korkumuz da yoktur.Kendine güveni olmayan ve sığınak
arayan insanlara mahsustur korku.Ama bir duygu olarak her insanda bir korku
duygusu vardır.Bunu kimse yadsıyamaz.Doğa üstü güçlerden dolayı bir korkumuz
yoktur.Ben yaşamımı kendi özgür iradem aklım ve mantığımla yönlendiriyorum.
Allaha benim yaşam alanımda yer yoktur.Çünkü ihtiyacım da yoktur.İhtiyacım
olsa dahi neyi değiştirir ki.Sadece bir avuntu.Sana sunu da söyleyeyim ateist
oluşumda bu durum da etkenlerden biri olmuştur.Kendi sorunlarımı kendim çöz-
meye çalışırım.Çözemediklerimi de kabullenirim.Çünkü biliyorum ki yaşam da
güzel yaşamak da güzel...Sonuç olarak ''YA VARSA''size ait bir öykü.İnancınız
korkuya dayalı.Söylemleriniz sevgi üzerine değil korku üzerinedir.Ben kutsal
kitabınızda hiç sevgi sözcüğüne rastlamadım.Hep allah korkusundan bahs edilir.
Cehennem korkusundan bahs edilir.Sence bu bir tesadüf müdür?El kol kesmek insan
ları korkutmak değil midir?Kalkmışın kendinize ait olan korkuyu biz ateistlere
mal etmeye çalışıyorsun.Olmayan bir şeyden biz niye korkalım ki.Değil mi Şia?..
|

19-06-2006, 16:10
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
|
|
Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
İslam Dini çağa ayak uydurmak zorunda değildir. Bence de doğru.
Bunun karşısında;
Çağ, İslam dinine uymak zorunda mıdır? Hayır.
Bu durumda ne olur? Şimdiye kadar ne olduysa o olur?
Yani, geçtiğimiz çağa İslam Dini ve İslam ülkeleri uymak zorunda değildi ve uymadı.
Dolayısıyla çağın gerisinde kaldılar. Çağdışı kaldılar. Geri kalmış ülkeler arasında yer aldılar. En az özgürlüğün, en insan haklarının, en az demokrasinin, en az teknolojinin, en az bilimin, en az uygarlığın yer aldığı ülkeler, İslam dinine sahipti. Bunun yanında en çok çocuk ölümünün yaşandığı, en çok kadınların zulüm gördüğü, en çok cinayet işlenen, en çok hırsızlık yapılan, en çok işsizlik çekilen, en çok yoksulluk yaşanan ülkelerdi İslam ülkeleri.
Dolayısıyla çağa ayak uydurmama büyük bir bağnazlık, gericilik ve yobazlıktır.
Ben Aldostu kardeşimiz gibi "Sakın alınma" diyemiyeceğim Şia. Alın, rahatsız ol, tedirgin ol çünkü başka bir yolu yok. Üzülmezseniz, rahatsız olmazsanız bu tutucu zihniyet yıkılmayacak, yıkılan İslam ülkelerinin halkları olacak. Halklar yıkılacağına siz yıkılın. Sizin zihniyetiniz yıkılsın..
|

19-06-2006, 17:00
|
|
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 11 May 2006
Mesajlar: 1.919
|
|
Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
Bence biz Müslümanlar çağa uymak yerine yeni bir çağ yaratmamız gerekmektedir.Bu bize daha uygundur.Fatih'in İstanbulu fethettiği yaşı geçeli çok olmuştur netekim.
|

19-06-2006, 17:07
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 25 Feb 2006
Mesajlar: 1.372
|
|
Re: İslam dini kesinlikle çağa ayak uydurmak zorunda değildi
Evet, çok doğru, ilkel bedevi adetlerinin olduğu, kadınların anayasa ile insan olmaktan nehyedildiği bir çağ yaratın da rahat edin.
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:21 .
|