
07-06-2008, 22:31
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Once aydoe'nin sorularini cevaplandirayim. Kisa kisa sorular oldugu icin ben de kisa kisa cevaplar verecegim. Gercek bir tartisma niyetine davet edici olabilir belki. Frodo ve dilaverin sorulari ise daha kapsamli ve tartisma niyetiyle dolular. Onlari sonraya sakliyorum.
Sosyalist hareket burjuvazi ile ortak nasıl bir hareket yapacak?
-Ortak hareket ortak amaclar cevresinde olabilir elbette. Batida burjuva devrimlerinde bu olmustur. Aristokrasiye karsi ortak mucadele edilmis, sonra burjuvazi iktidari ele gecirince yuzunu donmustur. Bu tecrubeler sahibiz artik ve Turkiye'deki burjuvazinin ne kadar urkek oldugunu da biliyoruz. Yine de sosyalistlerin, gerici burokratik sinifin yozlasmis egemenlik sistemine karsi burjuvazinin ilerici tutumlarini desteklemesi gerekir. TUSIAD'in demokratiklesme raporlarini sahtecilik saymak gibi basitliklerden uzak durmak gerekir.
Akp gerici değil mi?
Gerici-ilerici kavramlarinin hangi temellere dayandirildigi ile ilgili bir sey bu. Bana gore Osmanli'dan beri suregelen, ulkenin tepesine yerlesmis asalak bir sinif olan burokrasi gericidir. Bu gerici sinifi temsil eden CHP -kismen de MHP- en gerici partilerdir. AKP sinifsal duzlemde CHP ile kiyaslanirsa ilericidir. CHP laik-batici degerler sistemi ile kendisini ilerici iddia etmektedir, halbuki demokrasiden tamamen uzak, diktatorluk ozlemi icinde olan bir partidir. AKP ise laik-batici degerlere daha uzak, demokrat degerlere daha yakindir. Ancak AKP'yi ne tam anlamiyla demokrat ne tam olarak laik-batici sekilde tanimlamak mumkun degil.
Muhafazakar-islamcılar Abd ve Ab ve İmf nin sözünden çıkmayınca liberal mi oluyor.
Bunun tartisma konusuyla ilgisi yok. 2001 yilindan beri uygulanan ekonomik program Kemal Dervis'in olusturdugu programdir. AKP ayni programi devam ettirmistir. Disa bagimlilik konusunda tartismasiz sekilde ulkeye en buyuk zarari veren burokrasi olmustur. Turkiye burokrasinin darbeleri vb. ile 30-40 yil once benzer durumda oldugu Yunanistan, Portekiz gibi ulkelerden cok daha geride kalmistir.
Liberalizm ile sol hareket nerde buluşsun?
Yukarda aciklandi. Burokratik diktatorluge karsi eylemde.
Egemenlik kimde?
Burokrasinin avuclarinda. Basta ordu, onun yaninda hukuksal kimligini tamamen yitirmis bir yargi, ozellikle askeri istihbarat teskilatlari ve bir dizi kamu kurumunda ust duzey yonetimlerde yer alan asalak bir burokratik sinifin elinde. Bu burokrasi icinde cumhurbaskanliginin onemli bir yeri vardi, bu yuzden bir suru gurultu koparildi. Tartisma kesinlikle gericilik-ilericilik tartismasi degildir. Asalak bir burokrasinin egemenligini kaptirmama kavgasidir.
Egemenliği kime verelim?
Kimse kimseye birsey veremez. Bu bir mucadele surecidir. Sirtindan burokrasinin kamburunu atan kapitalist bir ulkede devlet genellikle burjuvazini kontrolunde olur, cunku onun olanaklari cok daha fazladir. Ancak burokratik diktatorluklerdeki gibi tum kanallar kapatilmadigi icin alt siniflarin seslerini duyurma ve orgutlenme imkanlari daha fazla olur ve devlet kararlari alinirken ilkel ve vahsi liberalizm uygulamasi yerine sosyal ogelerin agirlik tasidigi duzenlemeler yapilmak zorundadir.
|

07-06-2008, 23:12
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Sevgili Sargon
1939 yılında Tanzimat'ın 100. yılı için yayaınlanmak üzere hazırlanan Mehmet Zeki Pakalın tarafından Osmanlı'nın kuruluş günlerinden itibaren başta Maliye teşkilatı olmak üzere bürokrasiyi inceleyen ve tanıtan 4 ciltlik bir yapıtı var. İsmi Maliye Teşkilatı Tarihi. Bu kitaptan alıntıyı Küçük'ün Türkiye üzerine Tezler cilt1 sf 414 den aktarıyorum :
Osmanlı'nın başından itibaren, okullarda büyük bilgin olarak okutulanların çogu da dahil, defterdar ve büyük bürokratların büyük bir bölümü tüccar. Üstelik de uluslararası ticaretle ugraşan büyük tüccarlar. Başta dil ve cografyayı iyi bilmeleri de buradan geliyor.
Halil İnalcık da 19 yy Osmanlısı üzerine yaptıgı araştırmalarda bu gelenegin çok yakın zamana kadar sürdügünü söylüyor.
Bu sözler senin için bir anlam taşıyor mu. Tüm bu bürokratların tüccar olmasının sence sınıfsal bir anlamı var mı.
saygılarımla
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
Nazım Hikmet
www.dilaverkom.blogcu.com
|

07-06-2008, 23:24
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
|
dilaver Diyor ki
Her şeyden Akp 12 eylül ün bir ürünüdür, 28 Şubatın bir ürünüdür ve bizzat onların destegiyle kurulmuştur. Aynen sizin bürokrasi diye adlandırdıgınız kesimin İslama yol vermesi gibi.
|
Bu dogru. AKP 28 Subat'in dolayli bir urunudur. Istenerek uretilmis bir urun degil pek. Burokrasi 28 Subat ile RP-FP'ye vurdu ve ortaya AKP cikti. Simdi Ali Osmani SP ile yeniden nisanlandi, pek siki fikilar. Milli Gorus ile CHP ayni cizgide at oynatiyor. Burokrasi islamcilari da milliyetcileri de sosyalistleri de kullanmaya calisiyor elbette. Ustelik ozellikle de en fanatik kesimleri kullaniyor, cunku bu kesimler provokasyona pek bir tesnedir. 12 Eylul oncesinde ulkucu kuruluslari kullanip, isleri bitince de bicen burokrasi idi. Kurt hareketine karsi Hizbullah'in orgutlenmesini saglayan yine bu burokrasi idi. Isi bitince kivirip koseye atti. Darbelere zemin hazirlamak icin sayisiz aydin cinayetini, ki bunlardan biri de Turan Dursun'dur, tezgahlayan yine ayni Ali Osmani idi. Maras, Corum, Sivas katliamlari da bunlarin eseridir.
Bu tezgahlardaki amac acik degil midir? Ozellikle en fanatik kesimler tahrik edilir ve sonra da istikrari saglayacak olan burokratik gucler yeniden devlete bicim verir. Boylece egemenlik ellerinden hicbir zaman kaymamis olur. Son yillarda Malatya, Papaz Cinayeti, Hrant Dink cinayeti, Danistay suikasti gibi tezgahlara ragmen istenilen kargasa ortami yaratilamayinca burokrasinin klasik oyunu olan orduyu sahneye surmek gerceklesmedi, bundan sonra ikinci kurum olan politiklesmis yargi oranlari sahneyesurulecek gorunuyor.
|
Bürokrasiyi sınıf temelinden ayıramaz ve burjuvaziye ilericilik vehmedemezsiniz. İlericilik üretici güçlerin gelişmesinden yana olmaktır. Kimdir üretici güçler ve kim onları geliştirmeye çalışıyor. Akp ya da liberal denilen kesim bugün Kürt meselesinde bir açılım yapabiliyorlar mı, ya da seçim barajları konusunda.
|
Burokrasinin sinifsal iliskileri uzerine daha once tartismistik. Burda dogu toplumlarina ozgu bir durum vardir. Batida burokrasi yada devlet siniflardan sadece goreli bir bagimsizlik tasiyor. Doguda ise kendi basina bir sinif olarak hareket ediyor. Devlet ile siniflar arasindaki iliski batidaki kadar sermaye gucunun yuksek olmadigi ulkelerde daha gevsek oluyor.
Uretici guclerin gelismesinin onundeki en buyuk guc devlet burokrasi oldu. Cunku Osmanli'dan beri yenilik hareketleri, toplum acisindan, uretim guclerinde kapitalist bir gelismeye bagli olarak buyuyen bir ic sinif olmaksizin getirilmisti. Yenilikler hep tepeden, bir sinifa dayanmaksizin, acikca zor yoluyla yapildi. Ornegin yeniceriligin kaldirilmasini ele alalim. Yenicerilik sistemi Osmanli'da bozulmustu. Yeniceriler arasinda Turkler de yer aliyordu, esnaflik yapan bircok yeniceri olusmustu. Istanbul ve Selanik gibi sehirlerde nufusun buyuk kisminin yenicerilerden olustugu soyleniyor. Yenilikci padisahlar yeniceriligi kaldirirken bunu bir sinifsal gelismeye dayanarak saglamadilar. Yenicerilik sayesinde ayakta kalan esnaf ve bunlara akil hocaligi yapan ulemanin sinif cikarlari zarar goruyordu bundan. Bu kesim zor yoluyla dagitildi ve dogal olarak burokrasinin karsisina gecen bir guc oldu. Baska bir ornek yerel guc odaklarinin gelismesine karsi Osmanli burokrasisinin tutumudur. Kavalali Mehmet Ali olayi onemli bir ornek. Avrupada feodalizm doneminde bircok farkli guc odaklari varken Osmanli'da bu odaklara izin verilmek istenmemis, hatta devlet ilk borclanmasini Misir olayi yuzunden yapmistir. Eger yerel guclenmelere izin verilmis olsaydi, belki daha farkli gelismeler yasanirdi. Cumhuriyet sonrasinda da darbelerle burokrasinin uretim guclerindeki gelismelerin nasil onune gectigini defalarca gorduk.
Burjuvazinin programinin AKP'ninki ile birebir ayni olmadigi acik. Bu parti burjuvazinin kendi programini uygulatabilecegi bir parti degil belki, ama simdiye kadar ki parti kurma denemelerinin basarisiz oldugunu gorduk. (Boyner ornegi gibi) Dolayisiyla programini uygulatma sansi en fazla olan partiyi desteklemesi anlasilir birsey.
TUSIAD buyuk burjuvazinin en onemli temsilcisidir. Sosyalistler TUSIAD'i soylediklerinden yola cikarak degil, soylemediklerinden yola cikarak elestiriyorlaer. Halbuki TUSIAD bugune kadar demokratiklesme adina bir cok acilim yapmaya calisti. Bulent Tanor'e hazirlatilan "Turkiye'de Demokratiklesme Perspektifleri" calismasi iyi bir ornek. Burdan Kurt sorununa iliskin bir alinti yapayim ornegin. Bir sonraki postta bu bolumu tumden aktarmak iyi olacak sanirim.
|

07-06-2008, 23:35
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Tusiad raporunu aktarmaya calistim ama Turkce karakterlerde sorun yasaniyor. Adresini veriyorum.
Tusiad'in demokratiklesme raporu
Burda ozellikle 148-150. sayfalar arasindaki Ana dil ve Dusunce Ozgurlugu ile ilgili bolumlerin okunmasini oneririm. Burda "devletin bolunmezligi aleyhine propaganda yasagi"nin dusuncenin ifade edilmesinin onunde bir engel oldugu soyleniyor. "Ayrilikci fikirlerin" de birer fikir oldugu, bunun engellenmesinin hicbir demokraside dusunulemeyecegi soyleniyor. Bu ornegin yeterli olmasi gerektigini dusunuyorum.
|

07-06-2008, 23:57
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
Sevgili Dilaver,
Turkiye'nin politikasina yon veren burokratlar genellikle asker yada yargictir. Zaten burokratik sinifin en onemli bilesenleri bu ikisi olmustur hep. Yargiclar arasinda ilginc olan da sudur. Sivil yargiclar askeri yargiclardan daha serttir. Maliye'deki burokrasinin ne kadar yonlendirici olabildigini acikcasi bilemiyorum. Ama bir baska onemli kurum da DPT olmus.
Burokrasinin temsilcilerinin burjuva olmasindan daha da cok burokrasinin mali gucunu artirmasina yonelik kurumlara da bakilabilir. Ornegin OYAK neyi ifade eder? Boyle epey ornek bulunabilir. Ancak bu ornekler burokrasinin burjuvazinin kontrolunde oldugunu gostermeye yetmiyor. Turkiye'nin yasadigi 80 yillik surec burjuvazinin burokrasiyi kontrol ettigini degil, tersine burokrasinin burjuvaziyi kontrol ettigini gosteriyor.
Edit: Bunlara icisleri ve disisleri burokrasisini de eklemek gerekiyor sanirim. Bu kesimler de politik yonelimlerde onemli oluyorlar. Ornegin Turkiye'nin dis politikasi hukumetler degistikce degismez. Hangi parti iktidara gelirse gelsin disislerinin bir gelenegi vardir. Bu gelenek devlet burokrasisi tarafindan olusturulmustur. Buyukelciler ve disisleri gorevlileri buna gore egitilmislerdir. Iktidara gelen partiler de, eger daha once iktidarda yer almamislar ise bu burokratlar tarafindan yonlendirilirler. Icisleri icin de benzer bir gelenekden bahsedilebilir. Vali ve Kaymakamlar hukumetler tarafindan her seferinde degistirilseler de bunlar hep bir havuzda bekleyen burokrat grubundan secilmek zorundadir. Bir hukumer geldiginde kendisine daha yakin gibi gordugu valileri atar. Bir kismini merkeze alir. Kizaga cekilmis bu valilere merkez valileri denir. Baska bir hukumet geldiginde bu sefer aktif valilerin bir kismi kizaga cekilir, merkezdeki valiler illere gider. Bu mulkiye gelenegi de koklu bir gecmise sahiptir. CHP'nin tek parti doneminde CHP ile devlet mekanizmasi tam olarak icice gecmis idi. CHP il baskanlari ayni zamanda vali idiler.
Amerikan filmlerinde vali ve yargic secimleri yapildigini goruruz. Boyle bir mekanizma Turkiye'de yoktur. Halk burokrasisini secemez. Valiler ve yargiclar merkezi burokrasi tarafindan atanirlar. Eger bir parti uzun yillar iktidarda kalirsa merkez burokrasisinin bir kismini degistirmeye muktedir olabilir. Bu degisiklikler merkezi burokrasi icin tehlikeli olacak boyuta gelecek olursa ya darbe yapilir yada baska oyunlarla iktidar partileri degistirilir. Burokrasi egemenligini karmasik bir mekanizma kullanarak surdurmeyi basarir.
Konu sargon tarafından (08-06-2008 Saat 01:11 ) değiştirilmiştir.
|

08-06-2008, 02:19
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080
|
|
Sevgili Sargon
Sen devleti tarif ediyorsun ve bunun ismine de bürokrasi diyorsun. Devlet görevlilerini ise en ön safhaya oturtuyorsun. Devletin görevlileri yani bürokrasisi olmazsa olmazlarıdır. Sen aslında devlet ile bürokrasiyi özdeşleştiriyorsun; e bürokrasisiz devlet zaten olmaz.
Meselenin özü bu devlet kimin çıkarınadır, kimin çıkarını kollamaktadır. Tartıştıgımız sorunun özü bu. Bürokrasi diye ayrı bir sınıf olmadıgına göre devlet bir tarafta yer almak ve bir tarafın çıkarını kollamak zorundadır. Burada da iki temel sınıf vardır. Ezenler ile ezilenler.
Öncelikli soru devlet ezenlerden yana mıdır, ya da senin deyiminle bürokrasi, yoksa ezilenlerden mi. İkisi arasında nötr dersen ki böyle bir şey diyecegini zannetmiyorum; ezenler demen gerekiyor.
O halde şimdi soruyu daha da geliştirecegiz. Bu ezenler içinde kimin temsilcisidir. Kimin çıkarlarının savucusudur. Burada büyük burjuvazi ( buna komprador demek daha dogru ), milli burjuvazi, küçük burjuvazi, toprak sahipleri ve agaları katmanlarını sayabiliriz. Şimdi senin burada verecegin cevap devletin sınıf temelini oluşturacak, ve de devlet görevlilerinin kime hizmet ettigini gösterecek.
Bana kalırsa büyük burjuvazi ile toprak agaları dır. Şimdi buraya kadar geldikten sonra, emperyalizmle içselleşmiş, kompradorlaşmış sermayenin, degişik emperyal ve sermaye gruplarıyla baglantılı oldugu temelde aralarında çıkar çatışması olması dogaldır. Bu çıkar çatışmaları da devlete ve içindeki bürokrasiye yansıyacaktır.
Devlet görevlileri de bu hizmetleri babalarının hayrına yapmıyorlar, onlar da sınıf çıkarları geregi ve sömürüden pay alarak nemalanmak için yapıyorlar. Bulundukları konumların onların kaymaktan pay almakla ilgisi vardır. Dolayısıyla onların da bazı degişikliklere direnmeleri gayet de dogaldır. Al sana bir çelişki daha.
Elbette ordu ve diger bürokrasi katmanları da bu savaşta pay sahibidirler, ancak hepsinin hizmet ettigi tek sınıf egemen burjuvazidir. Yalnız seçmenlere karşı orta oyunu sergilemek ve arada sırada çıkışlar yapmak zorunlulugu da vardır. Ancak egemenlerin sınıf çıkarlarına aykırı bir karar alınamaz, aldırmazlar. İşte devletin sınıfsal temeli , devletin durumu burada belli olur.
Ecevit madenleri kamulaştırmak, kuyumcuları kayıt altına almak istemişti. Ancak hükümetin alaşagı ediliş yöntemi devlet içerisinde kimin etkin oldugunu ve devletin kimin denetiminde oldugunun çok açık bir göstergesi idi. 12 eylül yönetimi bile silah gücüne karşın vergi reformu yapamamış ve servet bildirimi uygulamasını gerçekleştirememişti.
Tek parti yönetiminden çok parti yönetimine geçiş devlet yönetiminden bir kopuşu degil aksine bir devamlılıgı simgeler.1950 deki iktidar degişikligi ne devlet içerisindeki iktidar blogu içerisinde ne de bu blok ile kitleler arasındaki sınıf güçlerinin dengesinde bir degişiklik içermiyordu. Nitekim tüm degişiklik söylemlerine karşın cumhuriyetin kuruluşundan bu yana var olan otoriter devlet yapısı bugün bile aynen devam etmektedir. DP nin çıkışı burjuvazinin devlet yönetimindeki etkinligi olarak degerlendirilmiştir. Halbuki bu girişim burjuvazinin farklı bir alternatif yaratmasından başka bir şey degildir.Bu olgu yeni bir tarihsel blok oluşturma girişiminden başka bir şey degildir.Böylece burjuvazinin oluşmasının ancak devletle ve devletin içerisinde olabilecegi ve bunun da devletle çatışma anlamına gelmedigi anlaşılabilir. Nitekim menderes her mahalleye bir milyoner yaratma söylemiyle gelmiştir.
Burjuvazi degişiklikleri kendi sınıf çıkarı adına yapar. Nitekim 61 anayasası ve getirdikleri türkiyede ilk defa bir demokratik özlemin filizlendigi yıllar oldu. Burjuvazi böylece pazzarın açılabilip genişleyebilecegini umuyordu, ancak görülen sınıf mücadelesinin derinleşmesi ve yükselmesi oldu. 80 ile de bu anayasa rafa kalktı ve sistem gene gericileşti.
274 ve 275 sayılı iş kanunun çıkmasından evvel TİSK kurulmuştu, bunu diger işveren örgütleri izledi.
Burjuvazi hiç bir dönemde işçi sınıfının demokratik anlamda gelişimine taraf olmadı. Her zaman kısıtlayıcı oldu. 61 anayasasında yer alan grev hakkı bile daha sonra sınıf mücadelesi yoluyla alındı. Ancak kabul edilen 274-275 sayılı iş yasalarında örgütlenmeyi zorlaştıran ve işçi haklarını kısıtlayan pek çok made vardı. Örnegin o zamanki kanunda yer alan bir madde ile fuzuli sebeplerden iş akdi fesh edilebiliyor ve kıdem ve ihbar tazminatları verilmeyebiliyordu.
Şimdi burjuva olmayan bu kerameti menkul sınıf olan bürokrasi her ne hikmetse kuruluştan bu yana sürekli işçi haklarını kısıtlayıcı , onları yok sayıcı bir eylem içerisinde görülüyor. Ne hikmetse işçi sınıfına karşı tüm burjuvazinin sınıfsal tavırların gösteriyor ama biz bunları burjuva olarak tanımlayamıyoruz. Neden çünkü 30 lı yıllarda bu işin yanılsama ideolojisi ortaya atılırken ( fasizm diye okuyun ) şu söylendi :
Biz sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz. Sınıf yoktur, sınıflar yoktur yalnız ve yalnız Türk halkı vardır.
Sınıflar ve sınıf mücadelesi reddedilince de devleti sınıfsal tabana oturtmak imkansızlaşır. Olay sadece kişiler ya da bürokrasi kurumları arasındaki çıkar çatışmaları olarak açıklanır.
Şimdi devletin burjuvazinin çıkarını temsil etmesi ne demektir. Üreticileri sömürmek, onları daha çok çalıştırmak, sosyal haklarını elinden geldigince kısıtlamak ve kar üzerine kar koymak, bu şekilde sermayenin genişlemesini saglamak demektir. Buna uygun yasaların çıkarılarak pazarın önünün açılması demektir. Kredi demek, finans demektir.
Çizgiler bunlardır, bunun dışında olan bitenler kayıkçı kavgasıdır. Ama AB yanlısı büyük sermaye Kürt meselesinde daha farklı açılımlarda bulunabilir, demokratik haklarda da AB ye uygunluk yasası savunabilir. Onların tek amacı vardır. Karlarını bu şekilde maksimize etmek.
Şimdi Tuzla tersanesinde işçi ölümleri oluyor, buna karşın protesto eylemlerinde bulunan işçiler polis tarafından joplanıyor. Tersaneler kimin, burjuvazinin. Bürokrasi kimi jopluyor, işçileri; dolayısıyla kimin çıkarını koruyor ?
Bir kere bu sınırlar çizildikten sonra geri kalanı orta oyunudur ya da trajedidir demiştim. Mesele sınıf mücadelesinin engellenmesidir. Yani başlıga uygun olarak Marks'ın hayaletinin gezinmemesidir. Temel yönelim budur, devletin işlevi budur. Bunun için hiç bitmeyen bir Kürt meselesi çözüme ulaştırılmaz, engellenir. Bir turban sorunu tetiklenir. Toplum, ya da çalışanlar, halk, Türk/Kürt, Alevi/Sünni, Laik/Müslüman gibi suni ayrımlara tabii tutulur ve birbirine düşman edilir. Neden sınıf mücadelesi gerçegini herbiri de yoksul ve emekçi insanlardan başka bir şey olmayan insanlar görmesin diye. Bu suni ayrımlar olmasa toplum ne ile ilgilenecekti bir düşünsenize.
Her akşam TV lerde enflasyon, pahalılık ve pazar fiyatları ile ilgili haberler veriliyor,eleştiriliyor ve sonuçta halk şu sözleri söylüyor. Allah fakir fıkaraya yardım etsin. Şimdi bu ayrımlar omasa, bu suni çatışmalar olmasa, ben ezilen kitlelerin Allahın yardımına umut baglamayacagını biliyorum Egemen burjuvazi de biliyor.
İşte devlet budur, işlevi de yaptıgı da budur. Kuruldugundan beri de oynadıgı rol budur. Peki şimdi bu rol kimin çıkarınadır.
Komünistlerin ise bu oyunda paylarına her zaman için işkence ve ölüm düşmüştür. Sınıf bilinçli işçilerin bir tek hasmı vardır. Onları ezen sermaye. Onların bir tek şiarı vardır: Mülksüzleştirenleri mülksüzleştirmek. Onlar ittifakı bu temelde ararlar. İttifak emek saflarında olur, emegi sömürenlerle degil. Sömürülen kim varsa, ezilen kim varsa emegin ittifakları dahilindedir, ama emek güçleri hiç bir zaman mülk sahipleri ile düzene karşı ittifak yapacak bir strateji içinde olamazlar. Taktiksel anlamda bazı yan yana görülmeler ise bu kaideyi bozmaz.
İşçi sınıfı enternasyonaldir ve bu enternasyonalizmi ise öncelikle kendi ulusal burjuvazisini devirerek gerçekleştirecektir.
saygılarımla
Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...
Nazım Hikmet
www.dilaverkom.blogcu.com
|

08-06-2008, 03:26
|
 |
Kıdemli Üye
|
|
Üyelik tarihi: 20 Feb 2008
Mesajlar: 929
|
|
sargon´isimli üyeden Alıntı
Burjuvazinin programinin AKP'ninki ile birebir ayni olmadigi acik. Bu parti burjuvazinin kendi programini uygulatabilecegi bir parti degil belki, ama simdiye kadar ki parti kurma denemelerinin basarisiz oldugunu gorduk. (Boyner ornegi gibi) Dolayisiyla programini uygulatma sansi en fazla olan partiyi desteklemesi anlasilir birsey.
|
Sevgili Sargon;
Alıntıladıgım bu parağraf ile konunun tamamına dair yöneltilen, Akp-Marx sentezinin nasıl olacagı sorusu yanıt bulmuş durumda. Yada ben bu açıklamalrdan hareketle anlamaya çalışacağım.
Tüm gücün bürokrasisin elinde olduğu tespitin ile , burjuvazinin nasıl yaratıldıgını sormak istiyorum. Bürokrasi burjuvaziyi hangi planlar dahilinde var ediyor?
Ve hemen akabinde burjuvazinin liberal tutumlara olan istidadı , bürokrasinin de çıkarları ile uyuşacak ise Marx bu noktada nasıl bir yere konulacaktır?
Sol ideolojiyi yaşanılır kılmak için diktatör bürokrasinin yerle bir edilmesi gerekmezmi? Aksi halde mevcut sistemlerle sentez yapmak demek bütünüyle bir hezimete işaret etmezmi. Nitekim yalanı söküp atmadan, gerçeğin tutabilmesi mümkün değildir.
|

08-06-2008, 03:57
|
 |
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665
|
|
sevgili meaculpa,
soylemek istedigim bu degildi. Ben burjuvazi ile burokrasinin bir catisma yasadigini ve sorunun da bundan kaynaklandigini iddia ediyorum. Devlet burokrasisi egemenligini birakmak istemiyor. Bunu saglamak icin de gericilik, seriat tehlikesi, bolunme tehlikesi vb. senaryolar uzerinden kitleleri kendine baglamaya calisiyor. Burjuvazi ise daha liberal bir program istiyor. Ben diyorum ki burokrasinin egemenligi yok olmadan demokratik bir donusum olanaksizdir.
Burjuvazinin denetiminde burjuvazinin nasil gelistirildigini daha once Caglar Keyder'in "Devlet ve Siniflar" adli calismasini ozetleyerek gostermeye calismistim. Biraz uzun bir yazi oldu ama eger o basligi okursan Caglar Keyder'in bu sureci cok guzel anlattigini goreceksin.
http://www.turandursun.com/forumlar/...ead.php?t=5916
Sol ideolojiyi, daha da otesi ulkeyi yasanir kilabilmek icin elbette burokratik diktatorlugun yerle bir edilmesi gerekir. Diyorum ki, burjuvazinin boyle bir niyeti var gibi gorunuyor. Bu cercevede yapilacak her tur demokratiklesme cabasina sosyalistler de destek vermelidir.
Bunlarin disinda liberalizm'den sosyalistlerin ogrenmeleri gereken bazi seyler olduguna da inaniyorum. Sosyalistler liberallere sosyal esitlik konusunda bazi seyler ogretmeyi basardilar. Simdi de sosyalistlerin demokrasi ve ozgurlukler konusunda bazi seyleri liberallerden ogrenmeleri gerekiyor. Bu konuda sosyalist hareket ne yazik ki iyi bir sicile sahip degil. Sosyalist partilerin 1991 sonrasinda bu acidan mesafe almis olduklarini dusunuyorum. Ancak hala da genis bir sosyalist kesim ozgurlukler ve haklar konusunda burokratik bir despotizmin izlerini tasiyor.
Frodo'nun sorusuna zaman kalmadi. Ona da sonra cevap verecegim.
|

08-06-2008, 06:35
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
|
|
Bürokrasi nedir?
Bürokrasi devlet aygıtının yönetiminde görev alan devlet memurlarından oluşur.
Kimdir bunlar?
Ben,Sargon'un babası,Danıştay baskınında öldürülen Mustafa Yücel Özbilgindir,yaralanan hakimlerdir.Subaylardır,hakimlerdir,savcılardır,sa ğlık çalışanları,milli eğitim çalışanları,bakanlıklara bağlı çalışan devlet memurları,valiler,kaymakamlar,emniyet görevlileri polisler falan felan...
Bunların çoğu siyasilerin tercihiyle görev almaktadır,sınıfsal birliktelikleri yoktur.
Değişik toplum katmanlarından gelerek bu görevlerde bulunabilmektedir.
Siyasi ,ideolojik ve sınıfsal birliktelikleri yoktur.
Nasıl oluyorda bu bürokrasi burjuvaziye ve siyasi iktidara rağmen egemen olacakta bürokratik diktatörlük kuracak?
Bürokratik diktatörlük olduğu ve bu diktatörlüğün yıkılması gerektiği söyleminin arkasında Mustafa Kemal'in kurmuş olduğu T.C 'nin tasfiyesi amaçlanmaktadır.
Asıl kurulmak istenen küresel sermayenin hakimiyeti altında dinci oligarşidir.
Dinci oligarşi bürokrasiye de egemen olmuş ,bir tek ordu ve yargıya tam anlamıyla hakim olamamıştır.
Milli eğitim,Sağlık,Emniyet ve İçişleri Bakanlığı'na bağlı Valiler ;Kaymakamlar hepsi Akp tasarrufundadır.
Abd ve Ab 'nin Akp' ye koşulsuz ve tam destek vermesi,AB sözcülerinin Akp ve türban savunucusu olmaları düşündürücüdür.
Sol söylemle yola çıkanların Abd politikalarını liberal demokrasi adına desteklemeleride aymazlıktır.
''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
|

08-06-2008, 06:43
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 08 Jun 2008
Mesajlar: 64
|
|
Türkiyede bir hayalet geziyor
akepeizmin hayalet
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 06:07 .
|